Language
231 theses under this subject heading
Ōkubo Kōji'nin Türk dili üzerine çalışmaları
Bu çalışmada Türklük bilimi araştırmacısı Ōkubo Kōji'nin Türk dili ve Türkçe üzerine görüşlerinin, diğer eserlerinde kullandığı Türkçe kavramların algısı ile bu algısını yansıtma biçiminin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Ōkubo Kōji'nin Türk dili, Türkçe ve Türkiye Türkçesi üzerine yazıları tezin araştırma örneklemini oluşturmuştur. Çözümleme sonucunda, Ōkubo Kōji'nin Türk dillerinin sondan eklemeli dil ve ünlü uyumu olarak iki temel özelliğine dikkat çektiği, ayrıca Türk dilinin tarihî gelişiminde sağlam yapısı ve matematik gibi kurallı olması sebebiyle büyük değişimlere uğramadığı şeklinde düşüncesini vurguladığı tespit edilmiştir. Aralarında çok fark bulunmadığını belirttiği Türk dili lehçeleri üzerine yaptığı değerlendirmelerinde Kazan- Tatar Türkçesini önemli bir kültür ve yazı dili, Kaşgar Türkçesini klasik tarzdaki biçimini en iyi koruyabilmiş en doğudaki lehçe, Türkiye Türkçesini ise en gelişmiş Batı lehçesi olarak değerlendirdiği görülmüştür. Tezde ayrıca, Türkiye'deki dil politikalarını takip ettiği, incelediği, bunlar hakkında görüşler oluşturduğu ve yaptığı yayınlarla bu konuları Japonya'ya ulaştırmış olduğu tespit edilmiştir. Türkiye Türkçesinde yapılan harf devrimi ve dil devrimini, Türkçenin yapısal ihtiyaçlarını karşılayan bir ihtiyaç olarak, Güneş-Dil Teorisi'ni milliyetçi bir projeye dayalı ideolojik bir girişim olarak değerlendirmiştir. Ōkubo'nun ayrıca Türkleri tanımak ve kendi halkına anlatmak amacıyla Türk kültürüne dil üzerinden yaklaştığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, geniş bir coğrafyada yaşayan Türk halklarını tanımak ve kendi halkına aktarmak için çalışmalar yapmış olan Ōkubo Kōji'nin İslam tarih ve medeniyeti araştırmacısı olmasının yanında Türklük bilimi araştırmacısı olarak da çok sayıda eser verdiği görülmüştür.
Türkiye'nin Kazakistan politikasında kültür ve dil
Orta Asya'daki merkezi konumuyla öne çıkan Kazakistan, 16 Aralık 1991 tarihinde bağımsızlığını ilan ederek müstakil ve demokratik bir ülke olarak varlığını sürdürme kararı almıştır. Tarihsel koşullar nedeniyle, birbirlerinden ayrılarak bağlarını yitirme noktasına gelen Kazakistan ve Türkiye ise yeniden çok taraflı düzeyde temas kurma fırsatını yakalamıştır. Kazak devletinin aldığı bu bağımsızlık kararını müteakip, Türk hariciye nazırlığı ivedilikle harekete geçmiş, Kazakistan'ı dünyada tanıyan ve bu ülkede büyükelçilik açan ilk ülke Türkiye olmuştur. Söz konusu tarihten bu yana her geçen gün ivme kazanarak süregelen bu müstesna ilişkinin manidarlığı evvela siyasi, ticari, ekonomik ve insani iş birliğinin gelişimi için önemli bir temel oluşturan ortak tarih, kültür ve dile dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin Kazakistan'a yönelik uyguladığı kültür ve dil politikalarını ele almaktır. Konunun kuramsal çerçevesi yumuşak güçtür. Tezin sınırlılığı, 1991 yılından 2023 yılına kadar olan dönemi kapsamaktadır. Çalışmanın birincil sorusu, "Türkiye'nin Kazakistan'a yönelik icra ettiği kültürel ve dilsel politikalar, hangi kurum ve kuruluşlarının aracılığıyla gerçekleştirilmektedir ve söz konusu faaliyetler nelerdir?" şeklindedir. İkincil soruları ise "Kazakistan'ın kamuoyu nezdinde, Türkiye hangi konumdadır?" ve "Gerçekleştirilen yumuşak güç politikalarının, Türk-Kazak ilişkilerine yansımaları nasıl olmaktadır?" biçiminde formüle edilmiştir. Çalışmanın suallerini yanıtlamak ve varsayımlarını sınamak gayesiyle elde edilen verilerin çözümlenmesi merhalesinde, kalitatif ve kantitatif yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir yaklaşım tarzı benimsenmiştir. Bu doğrultuda, ekseriyette Türkiye'nin yumuşak güç aktörleri mercek altına alınmıştır. Bunların yanı sıra Kazakistan'da yer alan Türkoloji bölümleri, Türkiye Türkçesinin öğretimi, Türkiye Bursları, Türk dizileri, Türk medyasının varlığı ve turizmin mevcut durumu çözümlenerek; Türkiye'nin bölgeye yönelik söz konusu politikaları, alanda yapılan mülakatlar ve arşiv araştırmaları vasıtası ile yerinde tetkik edilmiştir.
Halil Fevzi Efendi'nin el-Hâşiyetü'l-Cedîde adlı eseri
Bu çalışmada Filibeli Halil Fevzi Efendi (ö. 1300/1883)'nin el-Hâşiyetü'l-cedîde 'alâ Şerhi 'İsâmi'l-ferîde isimli eseri incelenmektedir. Eserin konusu istiâredir. el-Hâşiyetü'l-cedîde, İsâmuddîn el-İsferâyînî (ö. 945/1538)'ye ait Şerhu Ferâ'idi'l-fevâʾid li-tahkîki me'âni'l-isti'ârât üzerine yapılmıştır. Söz konusu bu şerh Ebu'l-Kâsım es-Semerkandî (ö. 888/1483)'nin er-Risâletü'l-ferîde üzerine telif edilmiştir. Çalışma; bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu ve önemi, nedeni ve amacı, kapsam ve yöntemi, kaynak değerlendirmesi ve karşılaşılan güçlükler ile haşiye ve belagat konularında bilgiler verildi. Birinci bölümde temel eser er-Risâletü'l-ferîde'nin müellifi es-Semerkandî ile bunun şerhini yapan el-İsferâyînî'nin hayatları incelenmiştir. Ardından Filibeli Halil Fevzî Efendi'nin hayatı, eserleri ve ilmi şahsiyeti hakkında ayrıntılı bilgiler verildi. İkinci bölümde; el-Hâşiyetü'l-cedîde'nin te'lif nedeni ve kaynakları, üslûbu ve metodu, Ikd I-II-III olarak isimlendirilen ana başlıklardaki konular incelendi. Üçüncü bölümde ise; vaz'ı kasdi ve mevdu-u leh, fiil ve harflerde istiâre, ism-i cins, alem-i şahs, müştak ve mastarlarda istiâre, mecâz'da istiâre, istiâre-i mekniyye, istiâre-i temsiliyye ve terşih konularında Filibeli'nin itiraz ve görüşlerine yer verildi. Çalışmanın sonuna er-Risâletü'l-ferîde'nin tercümesi ile Filibeli hakkında bazı arşiv belgeleri eklendi. Filibeli'nin el-Hâşiyetü'l-cedîde adlı bu çalışmasının, İsferâyînî'nin şerhi üzerine yazılan hâşiyeler içerisinde en çok dikkat çeken ve rağbet gören bir çalışma olduğunu söylenebilir. Söz konusu bu hâşiye iki ciltten oluşmakta; "Ikd" adı verilen üç ana başlık üzerinde kurgulanmaktadır. Her bir ıkd, "feride" isimli alt başlıklara ayrılmaktadır. XIX. yy.'da yazılan el-Hâşiyetü'l-Cedîde, istiâre konusunun ayrıntılı olarak incelendiği, tartışmalı bir üslupla aktarıldığı, konuyla ilgili farklı bilgiler çerçevesinde değerlendirildiği görülmektedir. Filibeli kanaatlerini, belâgat başta olmak üzere sarf-nahiv, mantık, kelam ve felsefe konularıyla desteklediği kanısı oluşmuştur. Araştırma sürecinde tespit edilen özellikler dikkate alındığında söz konusu haşiyenin XIX. yy. da belâgat alanında yapılan en kapsamlı ve özgün bir çalışma olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Belâgat, istiâre, Filibeli Halil Fevzi, el-Hâşiyetü'l-cedîde, İsâmuddîn İsferâyînî, Ebu'l-Kâsım Semerkandî.
أسلوب الالتفات في سياقات الإعجاز البلاغي في القرآن الكريم أمثلة ونماذج قرآنيّة
يعد الالتفات مبحثاً هاماً لوقوعه في مركز تقاطع علوم عِدّة، وهي والبلاغة والتفسير والنحو والاستدلال وغيرها، وهذا ما زاد في أهميّة هذا الأسلوب وجماله، وقد اختلف علماء البلاغة في تصنيفه وتبعيته لأي من العلوم البلاغية (المعاني، أم البديع، أو البيان)؟ والاختلاف لم يقف عند هذا الحد فقط بل وقع في فروع هذا العلم أيضاً، ويعتبر الالتفات من أكثر الأساليب البلاغيّة وروداً في القرآن الكريم، وهو انتقال من صيغة ظاهرة إلى صيغة غير ظاهرة تحتمل عدّة وجوه حسب موقعها في الجملة، كما أنّه يؤدي إلى تطرية الكلام وصيانة السّمع من الضجر والملل؛ والالتفات له عدد من التسميات منها: الصرف والانصراف والعدل والعدول والتلوين ومخالفة مقتضى الظاهر وشجاعة العرب. ويهدف البحث إلى التعريف بمصطلح الالتفات عند البلاغيين القدامى والمعاصرين وإظهار الجوانب الجمالية لأسلوبه المثير، وتسليط الضوء على من أسس هذا العلم ومن وضع شروطه وتقسيماته، وقد ختم البحث بأمثلة تطبيقية وشواهد قرآنية توضح الفكرة العميقة والواسعة للموضوع. الكلمات المفتاحية: الالتفات، القرآن الكريم، البلاغة، التفات الضمائر، الإعجاز. The subject of compliment is considered an important issue because it is the common point of many sciences such as rhetoric, tafsir, grammar and inference. This situation further increases the importance of the compliment issue. The subject of compliment is accepted within the subject of rhetoric because it is used in the Holy Quran. However, there is a disagreement among language scholars as to which of the rhetorical sciences (Meani, Beyan, Bedii) the subject of compliment is subject to. Compliment; It means transition from absent to addressee depending on its position in the sentence. The purpose of the compliment art is to soften the words and protect the listener from boring and boredom. The art of compliment has many names: esSarf, el-Ġnsiraf, el-Adl, el-Udul, et-Telvin, Muhalet'u Muktaza-i ezzahir, ġecaatü'lArab are some of them. The main goal of this research is; To reveal the aesthetic aspects of the compliment style, who founded this science; The aim of this study is to shed light on who makes the conditions and divisions, to bring together general definitions related to the style of compliment, and also to reveal the views of ancient and contemporary rhetoric scholars about the concept of compliment. This study was concluded by giving practical examples and witnesses from the Quran on the subject. An inferential, analytical method was used in this study. I hope that the study will shed light on those interested in this field. Keywords:. Attention, the Holy Qur‟an, eloquence, Attention of pronouns, miracle.
Gassân Kenefânî'nin eş-Şeyu'l-Âhar/ Men Katele Leylâ el-Hâyek adlı romanının tahlili
Toplumsal olaylar, bireylerin iç dünyasında derin izler bırakarak, duygu ve düşüncelerini ifade etme ihtiyacını doğurur. Edebiyat, bu ihtiyacın karşılandığı en önemli alanlardan biridir. İnsanların farklı inanç, değer ve dünya görüşlerine sahip olması, edebiyat eserlerinde zengin bir çeşitlilik oluşturur. Edebiyat, bireylerin kendi kimliklerini ve inançlarını ifade etmelerinin yanı sıra, toplumun ortak değerlerini pekiştirme ve gelecek kuşaklara aktarma işlevi görür. Hikâye, roman ve şiir gibi edebi türler, bu amaçla en sık başvurulan ifade biçimleri arasındadır. Toplumun nabzını tutan edebiyatçılar, yaşadıkları çağın sıkıntılarına duyarlılık göstererek, eserlerine bu sıkıntıları yansıtır ve toplumsal bilincin şekillenmesine katkıda bulunurlar. Konumuzun temelini teşkil eden Filistinli Gassân Kenefânî de bu edebiyatçılardan biridir. Bu çalışmada, onun, eserleri üzerinden modern Arap edebiyatındaki siyasi ve toplumsal mücadelelerin edebi yansımaları incelenmiştir. O, yazmış olduğu eserlerde, Filistin halkının yaşadığı işgal, sürgün ve zulüm gibi zorlukları, gerçekçi bir dille ve etkili bir şekilde işlemektedir. Onun eserlerinde, Filistin meselesinin bireysel ve toplumsal boyutları, geniş bir şekilde ele alınmaktadır. Kenefâni, sadece Filistin halkının mücadelesini değil, aynı zamanda insanın evrensel duygularını ve deneyimlerini de işleyerek, eserlerine evrensel bir boyut kazandırmıştır. Kahramanlık, vatan sevgisi, pişmanlık ve sosyal adaletsizlik gibi temalar, yazarın eserlerinde sıklıkla karşımıza çıkan ve okuyucuyu düşündüren evrensel konulardır. Çalışmada öncelikle genel olarak Filistin'in tarihinden ve Filistin'de edebiyatın ve romanın gelişim aşamalarından bahsedilmiş olup daha sonraki bölümlerde yazarın hayatı, edebi ve siyasi yönü ele alınarak tanıtılmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise onun ''eş-Şeyu'l-Âhar/ Men Katele Leyla el-Hayek'' isimli romanı detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bu yapılırken önce romanın özetine ve olay örgüsüne yer verilmiş, daha sonra da romanda geçen şahıs/karakter kadrosu detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca romanda yer alan anlatım biçimleri de örneklerle açıklanmıştır. Bunlara ek olarak, Yazarın, eserindeki anlatımı daha etkili ve canlı hale getirmek için yer verdiği birtakım tasvir ve teşbih örnekleri de incelenmiştir.
Mütenebbî'nin şiirlerinde estetik unsurlar
Mütenebbî'nin Şiirlerinde Estetik Unsurlar başlıklı bu tez çalışmasında Abbâsî Dönemi Arap Edebiyatı'nın meşhur şairlerinden Mütenebbî'nin şiirleri estetik unsurlar açısından ele alınmaktadır. Estetik, on sekizinci yüzyılda bağımsız bir bilim hâline gelinceye kadar felsefenin bir kolu olarak görülmüştür. Bu nedenle çalışmada güzellik kavramını ele alan felsefî ve eleştirel kaynaklara başvurularak estetiğin teorik çerçevesi üzerinde durulmuştur. Böylece Mütenebbî'nin şiirlerinde yer alan estetik unsurların çıkarılmasına yönelik çalışma, bilimsel bir temele irca edilmiş ve gerek şair gerek alıcı açısından güzellik/estetik kavramı nesnel bir değerlendirmeye dayandırılmıştır. Bu edebî araştırmada, estetik kavramının Mütenebbî'nin şiirleriyle ilişkisi kurulmaya özen gösterilmiştir. Onun şiir metnindeki güzellik unsurlarının bedevî hayatın tabiatına, şairin şiir yeteneğine ve yaşadığı çeşitli psikolojik ve sosyal faktörlere bağlı olarak nasıl özümsendiği vurgulanmıştır. Mütenebbî'nin şiirleri, edebî metinlerle ilgili estetik çalışmalarda benimsenen kurallar ve temeller üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla bu tez Mütenebbî'nin şiirlerinin Arap edebiyatında sahip olduğu ayrıcalıklı yerini incelemekte ve bu konumun dayandığı estetik ve edebî unsurları ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı estetik ve eleştirel yaklaşımları Mütenebbî'nin eserlerine uygulamaktır. Yine Mütenebbî'nin dîvânını dil, gramer, müzik ve belâgat açısından analiz ederek bu şiirlerin estetiğini ortaya çıkarmak ve içlerinde öne çıkan güzellik unsurlarını belirlemek amaçlanmıştır. Mütenebbî'nin şiirindeki estetik konular değerlendirilirken, şairin dil zenginliği, şiir nazmetme konusunda sahip olduğu üst düzey yeteneği ve edebî birikimi açıklığa kavuşturmaya çalışılmıştır.
Doğu Türkçesi ile yazılmış "Mesiḥniŋ Cemāʿati" adlı eserin dil incelemesi
20. yüzyılın başında Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetinde İsveçli misyonerler tarafından kurulan matbaada Doğu Türkçesiyle yazılmış birçok dinî metin basılmıştır. Bu metinler öğretici olmaları sebebiyle o dönem Doğu Türkistan bölgesinde yaşayan Türk halkının dili üzerine inceleme yapılmasına imkân sağlayacak niteliktedir. Bu çalışmada, Kaşgar'da İsveçli misyonerler tarafından basılan Mesīḥniŋ Cemāʿati (Mesih'in Topluluğu) adlı eser, Yeni Uygur Türkçesi ile karşılaştırılarak dil özellikleri tanıtılmıştır. Mesīḥniŋ Cemāʿati adlı eserde yer alan İncil'in Doğu Türkçesine çevrilen ayetleri özelinde, Latinceden Doğu Türkçesine yapılan çevirinin çeviri özellikleri değerlendirilmiştir. Bu çalışmadaki amacımız Çağatay Türkçesi ile 20. yüzyılın başlarında yazı dili hâline Yeni Uygur Türkçesi arasındaki geçiş dönemindeki özellikleri aydınlığa kavuşturmada ufak bir katkı sağlamaktır. Çalışma sırasında dönemin dil hususiyetleri göz önünde bulundurularak baştan sona transkribe edilmiştir. Transkripsiyondan sonra metin Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Latin harfli metin üzerinde Dizin oluşturulmuştur. İnceleme bölümünde metindeki bütün ses ve şekil bilgisi özellikleri incelenmiştir ve günümüz Uygur Türkçesi ile benzerlik ve farklılıkları ele alınmıştır. Bu farklılıklar değerlendirilerek Mesīḥniŋ Cemāʿati'nin bir geçiş dönemi eseri olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğu Türkçesi, İncil çevirisi, Kaşgar, Mesīḥniŋ Cemāʿati.
Gündelik hayata sızan aktivist sanat
Sanat her dönem üretildiği zaman diliminin etkilerini içinde barındırır. Çünkü sanatçı yaşantısında deneyimlediği olumlu ya da olumsuz her türlü durumu sanatına yansıtır. Bu raporda hayatın problemlerine değinen ve bu problemlerin aktivist bir tavırla protesto edildiği aktivizm kavramının sanatçılar tarafından ele alınışı incelenir. Rapor kapsamında aktivist sanat üretimleri incelenmiş ve araştırmanın özelleştirildiği aktivist sanat üretimlerinde etkili bir araç olarak kullanılan aktivist dile odaklanılmıştır. Seçilen örneklerde, çalışma sürecinde ve üretilen sanatsal eylemler temelinde, dili üretme ve topluma yayma biçimlerini sanat alanına taşıyan, belirli otoritelere karşı araç olarak kullanan ve bu yolla kitleye mesaj iletmeye çalışan sanatçılar araştırılır ve pratiklerine yer verilir. Raporun son bölümünde konunun ortak noktası olan aktivist dil kullanılarak üretilen, sanat piyasasına ve hayatın problemlerine gönderme yapan çalışmalar açıklanır.
Uluslaşma ve modernleşme süreçlerinde bir zemberek: Türk dil kurultayları
Bu tez çalışması, Türk ulusunun inşası sürecinde Türk dil kurultaylarının oynadığı rolü incelemeyi amaçlamakta ve yoğun bir uluslaştırma motivasyonunun tematik birer dökümü olan ilk üç Türk dil kurultayını özellikle odağına almaktadır. Ulusun ve uluslaştırmanın bir modern dönem anlatısı olduğu kabul edildiğinde, çalışma teorik anlamda modern ulusçuluk kuramlarına yaslanmaktadır. Bir devlet politikası olarak 1932 yılında Türk Dili Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuyla başlatılan dil reformunun uygulanmasında adı geçen dil kurultayları bir kullanma kılavuzu niteliği görmüş; bu kurultayların öncülüğünde Türk ulusunun inşası tesis edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın başlangıcında sırasıyla ulus olgusunun tarihî serencamı ve kavram kartografyası, ulus-devlet fenomeninin gelişimi, ulusçuluk akımının temel hususiyetleri ve ulus inşası sürecinin boyutları konu edilmektedir. Akabinde de Türk milliyetçiliğini ortaya çıkaran dinamiklere değinilmektedir. Ardından dil meselesinin Cumhuriyet'in gündemine nasıl ve neden girdiği, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde yapılan dilde sadeleşme tartışmaları da göz önünde bulundurularak açıklanmaktadır. Çalışmanın son bölümünde ise 1932 ile 1936 yılları arasında düzenlenen üç Türk dil kurultayının dilde reform düşüncesinin çok ötesinde bir zihniyet dönüşümünü imlediği ele alınmakta; modernleşme ve uluslaşma paradigmalarının bir zembereği olduğu öne sürülmektedir.
Otizmli ve tipik gelişim gösteren çocukların oyun ve dil becerilerinin incelenmesi
Bu araştırmada otizmli ve tipik gelişim gösteren (TGG) çocukların oyun ve dil becerilerinin gruplar arasında karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve bu iki becerinin kendi arasındaki ilişkilerinin grup içinde incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya katılan okul öncesi dönemde olan 20 otizmli ve 20 TGG'li çocuğun bilişsel gelişim düzeylerini ölçümlemek amacıyla Gazi Erken Çocukluk Değerlendirme Aracı (GEÇDA) uygulanmıştır. Bilişsel performansları birbirine eşit olan otizmli ve TGG'li çocuklar araştırmaya dahil edilmişidir. Araştırmada çocukların oyun becerileri Lifter (2000) tarafından geliştirilen Gelişimsel Oyun Değerlendirmesi (GOD) kullanılarak değerlendirilmiştir. Serbest oyun ortamında Doğal Dil Örneği alımı yapılarak, Türkçe SALT programı aracılığı ile hesaplanan Ortalama Sözce Uzunluğu (OSU), Toplam Sözce Sayısı (TSÖZS) ve Farklı Sözce Sayısı (FSÖZS) değeri dil becerilerinin değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre iki grupta yer alan çocukların OSU değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken, TGG'li çocukların TSÖZS ve FSÖZS değerleri istatistiksel olarak otizmli çocuklardan daha fazla bulunmuştur. Çocukların oyun performansları gruplar arasında farklılaşırken otizmli çocuklar ayrımsız oyun kategorisinde TGG'li akranlarından daha fazla oyun davranışı sergilemişlerdir. TGG'li çocuklar ise özel fiziksel birleşimler, çocuk aracılı ve eklemeler oyun kategorisinde otizmli akranlarından daha fazla oyun davranışı sergilemişlerdir. Çocukların OSU, TSÖZS ve FSÖZS değerleri ile oyun becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Sözlü toplumdan görsel topluma geçişte tiyatro ve geleceği
Sözlü Toplumdan Görsel Topluma Geçişte Tiyatro başlığını taşıyan bu yüksek lisans tez çalışması, 3 bölümden oluşmaktadır. Sözel gelenekten görsel bir kültür ve geleneğe geçen insanlığın, tarihsel süreç içindeki bireysel ve toplumsal düşünme ve iletişim biçimleri ile bunlara ait araçların nasıl değiştiği incelenmiştir. Buna bağlı olarak yazılı kültürün insanlık tarihine dahil olması ile sanatın bundan nasıl etkilendiği incelenmiştir. Birinci bölümde her ne kadar görsel düşünme biçimi konuşma ve sözel gelenekten önce var olmuşsa da, doğrudan bir iletişim biçimi olarak kullanılamadığından toplumların dile olan ihtiyacı ve sanatların bu yöndeki dönüşümü ele alınmıştır. İkinci bölümde dilin tek başına bir iletişim aracı olarak yetersizliği ve sınırlılığının, sanat üretimine de sınırlar getirmesi nedeniyle, toplumların görsel kültüre adapte oluşuyla birlikte tiyatronun bu durumdan nasıl etkilendiği irdelenmiştir. Bu aşamada tiyatronun reklam stratejilerinden ve görüntüleri kullanış biçiminden nasıl yararlandığına dair örnekler yer almaktadır. Üçüncü ve son bölümde ise karşı gerçekçi akımlardan başlayarak, postdramatik tiyatronun başlangıcı, gelişim evresi ve bugünü, modernizmden postmodernizme tiyatroda görselliğin dönüşüm aşamaları örneklerle incelenmiştir. Bu bölümde tiyatronun sahne dili ve biçimciliği ile reklam ve medyanın algı stratejilerinin hangi zeminlerde buluştuğu ve gelecekte buluşabileceğine dair, literatür taraması yöntemiyle bazı sonuçlara ulaşılmış ve saptamalar yapılmıştır.
Interpreter at the crossroads of communication, culture and language: A study on Amistad
The aim of this thesis is to explore the status/task and multiple roles of the interpreter in the film Amistad. Bringing together the approaches developed within communication and cultural studies with the approaches from the field of translation and interpreting studies, the thesis examines what the film reveals concerning the intricate relations between culture, language, communication and power in a case of linguistic, cultural and socio-economic asymmetry. The film narrates the story of the 'slaves' of the ship Amistad captured and put into trial in a legal setting where the medium of communication is a language foreign to them. The captives are deprived of a verbal tool to communicate with until an interpreter steps in, whose presence and intervention dramatically changes the course of events leading to their freedom. The analysis of Amistad as a film on language, communication, culture and translation has revealed that the film reflects both the multidimensional roles and a professional profile of the interpreter, the ethics of translation in terms of the relations of freedom and responsibility and the positions of the interpreter in communication as a process of encoding and decoding. As an eminent example revealing the central and critical role and function of the interpreter even in the fields in which translation is seen marginalized, the film shows the key role of the interpreter in the communication as a meaning creation process and power struggles. Amistad portrays the interpreter as one of the prominent players in the power games, struggles and conflicts, who incorporates, experiences, both reflects on and reflects and carries the complex and interrelated relations between the linguistic, cultural, discursive, ideological practices/constructs and power, infrastructure and hegemony, and who knows what lies behind and beyond the codes and the discourse of the dominant. Thus, the interpreter is the one who has the potential/power to either reinforce/re-produce or unsettle, even dissolve and abolish the well-organized, multi-dimensional and multi-level operating hegemonic systems structured by the power. The thesis concludes also suggesting that films may serve as potential sources of future research to explore what is behind and beyond all the workings and mechanisms of the activity of interpreting and to further explore the pivotal and critical roles of interpreter and interpreting in the encounter and clash of cultures.
Ziya Osman Saba'nın şiirlerinde kelime grupları
Kelimeler anlatımın temelini oluşturur. Kelimeler kavramları bazı zamanlarda tam olarak tek başlarına karşılamayabilirler. Bu nedenle dil birlikleri, dilin belirli kuralları çerçevesinde yan yana gelerek kelime gruplarını oluşturur. Kelime grupları Türkçenin zenginliğini ortaya koymaktadır.Bu çalışmada öncelikle uzmanların kelime grupları hakkındaki görüşlerinden bahsedilmiş. Görüş farklılıkları ortaya konmuştur. Bu çalışmamızda Ziya Osman Saba'nın Cümlemiz adlı şiir kitabındaki kelime grupları incelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde yazarın hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde kelime gruplarının genel özellikleri hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde şiirdeki kelime grupları tasnif edilerek değerlendirilmiştir. Tasnifler yapılırken şiirler numaralandırılmıştır. On altıncı şiirin yedinci mısrası numaralandırılarak gösterilmiştir. 16.7 şeklinde ifade edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ziya Osman Saba, Kelime Grupları, Dil.
Metin Altıok'un şiirlerinde kelime grupları
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri kompleks dil kullanımı sayesinde daha gelişmiş bir iletişim yeteneğine sahip olmasıdır. Yazılı ve sözlü iletişimin sağlanmasına aracı olan dilin de kendi içinde bileşenleri mevcuttur. Bazı varlık ve kavramları karşılamak için bir kelimenin yetmediği durumlarda kelime gruplarından faydalanılır. Bu çalışmada, Metin Altıok'un tüm şiirlerinin bir derlemesi olan "Bir Acıya Kiracı" isimli eserin incelendiği bu çalışmada birinci bölümde şairin hayatı ve eserleri ile ilgili bilgiler verilmiş, ikinci bölümde ise konunun uzmanlarının kelime grupları hakkındaki görüşlerine değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, söz konusu kitabın ilk 226 şiirindeki kelime grupları incelenmiş ve sınıflandırmaları yapılmıştır. Son bölüm olan dördüncü bölümde ise kitapta yer alan şiirler numaralandırılmış bir şekilde verilmiştir. Örneğin; yirmi dördüncü şiirin beşinci dizesi "24.5." şeklinde ifade edilmiş bu sayede her şiirin her dizesinin kolaylıkla bulunabilmesi amaçlanmıştır. Yaptığımız literatür araştırmasında, daha önce Metin Altıok'un şiirlerindeki kelime gruplarının incelenmediği görülmüş ve hem Metin Altıok ile ilgili hem de kelime grupları ile ilgili çalışmalara katkıda bulunmak amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Metin Altıok, Bir Acıya Kiracı, Kelime Grupları, Dil.
Hans-Georg Gadamer'de dil ve gelenek
Gadamer göre dil, modern dönemin araçsal yaklaşımının aksine bütün bir varlık aleminin temelini oluşturan bir ortam olarak asli bir konumda bulunur. Bununla birlikte insanın dışına çıkamayacağı bir tarihsellik içerisinde bulunması onun daima gelenek içerisinde yaşadığı anlamına gelir. Her ikisi de varlık aleminin zemini olarak görülen dil ve gelenek arasında dilin daima bir gelenek içerisinde yaşadığı ve aynı şekilde geleneğin de daima dilsel bir ortamda varlığını sürdürdüğü karşılıklı bir ilişki söz konusudur. Dilin iletişimi sağlayıp varlığını sürdürmesi sabit, değişmeyen bir dil geleneğine dayalıdır. Aynı şekilde gelenek de en temel anlamı itibariyle otoriteyi yani sabitliği betimler. Diğer yandan Gadamer'de dilin yalnızca insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araç olmaktan öte yaşayan bir dil olması onun değişmekte olduğunu ifade eder. Gelenek de sabit bir otoriteye işaret etmekle beraber aktarıldığı ortamdaki insanlar tarafından yeniden yorumlanıp değiştirilmeye müsaittir. Bu açıdan dil ile geleneğin bu münasebeti sabitlik ve değişkenlik diyalektiği içerisinde gerçekleşmektedir. Anahtar Kelimeler: Dil felsefesi, dil, gelenek, varlık, hermeneutik, anlama, yorum.
Kripke semantiğinin Kantçı metafizik bakımından sonuçları
Felsefe'nin en temel özelliklerinden birisi düşünme üzerine katlanmaktır. Bu sayede düşünen varlık olarak insan hem kendisini hem de kendisi dışındaki şeyleri düşünme-nin nesnesi kılabilmektedir. Felsefe'nin yetkin bir biçimde gerçekleşmesi için düşünme faaliyetindeki bu söz konusu katlanmanın bahsettiğimiz her iki yönde de gerçekleşmesi gerekir. Bu sayede bir şeyin varlığı söz konusu olduğunda varlık felsefesi (İng. Ontology), bilgisi söz konusu olduğunda da bilgi felsefesi (İng. Epistemology) alanları ortaya çıkmaktadır. Biz de tezin konusunu seçerken felsefenin en önemli bu iki alanını içerecek bir konu seçmeyi tercih ettik. Bütün bir tezde işlenen problem genel olarak dil (algı) ve gerçeklik arasındaki ilişki üzerinden ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bir varlık felsefe-si sorunu olarak varlığın zorunlu ilkelerini ele alması bakımından Kantçı metafizik ile klasik metafizik mukayeseli olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Kant'ın bilmenin sınırlarını nasıl çizdiği ve neyin bilinebilir olduğu yönündeki görüşleri de tezde ifade edil-miştir. Aynı zamanda klasik metafiziğin nesne anlayışını büyük oranda yıkıma uğratan Kantçı metafizik ile dil felsefesinin önemli filozofları olan Frege, Russell ve Kripke'nin nesne anlayışları mukayese edilmiştir. Bu doğrultuda analitik felsefenin, özellikle de Frege ve Russell'ın nesne anlayışlarının Kantçı metafizik çizgiyi nasıl devam ettirdikleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Kantçı metafiziğin felsefe tarihinde ne kadar etkili olduğu ve günümüze kadar da etkisini sürdürdüğü dile getirilmiştir. Günümüzün yaşayan filozoflarından birisi olan Saul A. Kripke mümkün dünyalar semantiği fikri üzerinden modal mantığın tamlığı gibi önemli bir çalışmayı felsefi düşünmeye dahil etmiştir. Bu doğrultuda Kripke hem Kantçı metafiziği hem de Frege ve Russell'ın devam ettirdikleri nesnenin mekanının yargı olması görüşünü karşı olgusal önermeler üzerinden çürütmüştür. Böylece Kripke yargı üzerinden gönderimde bulunan dolaylı gönderim kuramı yerine doğrudan gönderimi mümkün kılan nedensel gönderim kuramını geliştirmiştir. Bu semantik kuram, Kantçı metafiziğin dolaylı gön-derim fikrine karşı doğrudan gönderimi savunduğu gibi bir çeşit özcülüğün de felsefi anlamda savunulabilir olduğunu göstermiştir. Tezin nihayetinde ise Kripke'nin seman-tik görüşlerinin Kantçı metafiziğin altını oyacak büyük bir potansiyele sahip olduğu tespit edilmiştir. Fakat aynı zamanda da Kripke semantiğinin mümkün kıldığı özcülük biçiminin Kantçı metafizikten ne anlamda esintiler taşıdığına da dikkat çekilmiştir.
Aristo'ya atfedilen anonimleşmiş baytarnâme (İnceleme, metin ve dizin)
Bu tez, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi‟nin Bağdatlı Vehbi kısmında 1502 numarada kayıtlı Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserin üzerinde yapılan bir dil çalışmasıdır. İslam kaynaklarında ilk baytarnāmenin, Aristo (MÖ 384-322) tarafından yazıldığı kabul görmektedir. Aristo‟ya atfedilen söz konusu eserin Abbasiler döneminde Yunancadan Arapçaya tercüme edildiği düşünülmektedir. Eserin daha sonra Arapçadan Farsça ve Türkçeye çevirisi yapılmıştır. Aristo'ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname adlı eserimiz müstakil bir eser olup mütercimi ve tercüme tarihi belli değildir. Dil özelliklerine bakıldığında XV. yüzyılda tercüme edildiğini tahmin etmekteyiz. Eserin konusu at hastalıkları ve tedavi yöntemleridir. Çalışma, giriş dışında dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; baytarnâme hakkında kısaca bilgi verilerek çalışmanın ana konusu, amacı ve yöntemi belirtildi. Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarnāme adlı bölümde eserin ayrıtılı olarak incelemesi yapıldı. İnceleme bölümünde; dil incelemesi kapsamında metindeki ses ve şekil bilgisi özellikleri üzerinde duruldu. Metin bölümünde; eserin transkripsiyon alfabesi kullanılarak Latin harflerine aktarımı sağlandı. Dizin bölümünde; metnin dizini ve sözlüğü oluşturuldu. Son olarak ise tıpkıbasıma yer verildi. Anahtar Kelimeler: Aristo‟ya Atfedilen Anonimleşmiş Baytarname, Baytarnâme, Türk dili.
An exploration of various impacts of social media usage: The philosophical and sociological perspectives of Jacques Ellul's 'technique'
This thesis aims to unearth insights about the relevance and degree of applicability of the concept of "technique" as defined by the French philosopher and sociologist Jacques Ellul in his seminal work, "La Technique" (translated as "The Technological Society", published in 1964). Specifically my aim is to examine how Ellul's dialectical methodology can be used to examine the degree in which "technique" interacts with the world of internet and social media usages to produce particular global-scale changes in the way people communicate and use language. To what extent have recent developments in social media and internet-based communication, confirmed or contradicted Ellul's ideas and concepts of "technique"? Dialectics is central to Ellul's works as a whole, and can clearly be seen in the dialectical tension between human choice of action and technique. When humans use techniques, to what extent do such established techniques in turn, use human beings? Do humans use social media as a tool in a freely chosen or "neutral" way? Or does technique rigidly control the possible ways in which people can interact with such technology on a meaningful sociological level? This thesis will be referring primarily (though not exclusively) to Ellul's 1981 book "The Humiliation Of The Word" which adopts both theological and sociological analyses as part of its argument that modern life prioritizes the visual and the image over language and "the word". He argues that the word has been turned into an object and made subordinate to the image which represents the world of reality, action, technical application and objectivity as opposed to the world of truth, the theoretical, the abstract, and of human subjectivity which language represents. In light of this, what has social media done to language generally? Has it made communication more efficient through rationally applied technical methods? What is the price of this efficiency? Perhaps this efficiency is only apparent and results in an inefficient form of communication? What about the role of 'freedom' and 'necessity' with respect to the human subject? Does language and the word become more free as a result of social media technology? I shall be exploring several case studies concerning communication on the Internet that might help provide answers to such quesitons or produce new questions and problems with respect to Ellul's dialectic of Technique and Freedom, as well as the sociological and philosophical understanding of language and images in general.
İbn Cinni'nin al-Haṣā'iṣ'inde dilin kaynağı meselesi
The issue of the origin of language was meticulously studied by both theologians and scholars of language in the 4th/10th centuries of Islamic civilization. Inasmuch that the issue was widely disputed in the theological discussions at the time. As a scholar of language, Ibn Jinnī tackles this issue in his book al-Ḫaṣā'iṣ, which has an important role in the disciplinization of the science of grammar in the Islamic scientific tradition. In modern literature, the issue of the origin of language has been studied in detail with regards to its importance for the field of theology; however, the wider implications of this issue in the field of philology have been largely glossed over. Similarly, there is a lack of an overall study of the philological implications of Ibn Jinnī's views of the origin of language in contemporary scholarship. The goal of this thesis is to fill this gap in the literature by presenting a comprehensive study of the topic. In other words, it aims at examining how his view of the origin of language serves as a theoretical basis for his general study of Arabic language and philology. To fulfil this aim, we looked for the answers to following questions: What is Ibn Jinni's view of the origin of language? How much is Ibn Jinnī's account of the issue representative the wider discourse of his time? Where is Ibn Jinnī positioned among the existing sides of the theological discussions. To address these questions, we conduct a close reading of the relevant a chapter in al-Ḫaṣā'iṣ, preceded by an account of the historical development of the Arabic grammatical tradition and of the wider discourse of the issue of the origin of language. Based on our textual analysis, we found that Ibn Jinnī's text does not aim at joining the wider discussions of the origin of language in the field of theology; rather, he is interested in establishing a theoretical framework for his study of the language. We may observe this in his discussions of the priority of nominals over verbs, of language change, and of sound symbolism in Arabic. By focusing on the complex issue of the origin of language which has a theoretical place in the discipline of grammar in the Arabic literary tradition, we hope our study of Ibn Jinnī's text may, as a case study, benefit investigations of Arabic linguistics and philology from the perspective of the scientific approach of Islamic civilization. On a different note, our analysis shows that Ibn Jinnī is interested in language and grammar in a universal sense not restrited to Arabic.
Land Art ve mekan bağlamında süre, süreç, temsiliyet problematiğinin dil ve mekan ilişkisi: sanatçının varoluşsal uzamı
Land Art sanatçılarına referansla, esnek bir yapı anlayışı ile ele aldığım çalışmamda, sonuç olarak, sanatçıların bize yeni ve taze bir perspektif öneren görme biçimlerinin mekan ve dil ile yoğun bir ilişki kurarak, yeni bir görme biçimi ve algı versiyonları önerdiklerini ifade edebilirim. Çalışmam kapsamında, sanatçılar nezdinde zihinsel olarak üretilen mekan kavramının ve bu imgelemsel mekan kavramını ön plana çıkaran tavırlarının, dil ile kurdukları yoğun ve katmanlı ilişkinin sanatın kavramsallaşmasında merkezi ve primer bir rol oynadığı açımlanmıştır. Land Art'ın temel dinamiklerini ve bu dinamiklerin dil, mekan ve mekan kavramı ile kurdukları ilişkiyi irdeleyen çalışmamın, ekolojik, çevreci ve etik önermeler içeren günümüz sanatsal yaklaşımlarının ve açılımlarının alımlanmasında etkili olabilme umudunu taşıdığımı ifade edebilirim.
Videodaki sanatsal dilin ontolojisi
Bu çalışmanın amacı, video sanatını tarihsel yönden araştırırken onun ardında yatan süreçleri irdelemektir. Televizyon estetiği, video sanatına katkıları açısından ele alınırken videonun televizyona karşı olduğu noktalar belirlenmiştir. Televizyon ve video arasında, karşılaştırmalı bir yöntem izlenerek her iki aracın birbirleriyle olan farklarının anlaşılması sağlanmıştır. Video sanatı ve Fluxus arasındaki bağ, harekete mensup sanatçılar çerçevesinde ortaya koyulmuştur. Video sanatçılarının, aygıtı kendi görüşleri doğrultusunda kullanmaları, çok sesli anlatımlara yol açmıştır. Bu durum, video sanatındaki dilsel çeşitliliği beraberinde getirmiştir. Tezde, video sanatındaki bu yaklaşımlar, kuramcılar eşliğinde analiz edilmiştir. Disiplinlerin bir arada olması ile ilgili görüşlere yer verildikten sonra disiplinlerarası sanat süreçleri tartışmaya açılmıştır. Bu süreçler video sanatıyla ilgili örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. İzleyicinin, edilgen olma halinden etkin olma haline geçişi araştırılıp bu bağlamda etkileşimli sanat ve video sanatı farklı fikirler üzerinden incelenmiştir. Postmodern dönemin özellikleri belirtildikten sonra bu dönemdeki toplumsal yapıdan bahsedilmiştir. Post-endüstriyel toplumun, endüstriyel ve öncesi toplum yapısından ayrıldığı noktalar açıklanmıştır. Postmodern sanat bağlamında kullanılan kavramlar, sanatçıların ürettiği çalışmalar üzerinden görünür kılınmıştır. Video sanatındaki postmodern algıya ilişkin saptamalarda bulunulmuştur.
Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında temalar
Bu çalışmamızda Yılmaz Erdoğan'ın romanlarını yapı, tema, iç ve dış unsurlar olarak ele almaya ve yine romanları anlatıcı, bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman, mekân, dil-üslup ve anlatım teknikleri başlıkları altında analiz edip yapısal açıdan incelemeye çalıştık. Bu kapsamda çalışmanın birinci bölümünde Yılmaz Erdoğan'ın hayatı, eserleri ve roman özetlerini ele aldık. Bu kısmı Yılmaz Erdoğan'la röportaj yaparak oluşturduk. Eserlerini ise roman, hikâye, şiir ve antoloji başlığı altında dört kısma ayırdık. İkinci bölümde Yılmaz Erdoğan'ın romanlarının yapı bakımından inceledik. Bu kısmı iç unsurlar; anlatıcı ve bakış açısı, vaka- olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekân ve anlatım teknikleri; anlatma ve gösterme teknikleri, geriye dönüş tekniği, mektup tekniği, tasvir tekniği, iç monolog tekniği başlığı altında ikiye ayırdık. Üçüncü bölümde ise Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında öne çıkan temalardır. Bunları yedi başlık altında topladık: Bunalım ve karmaşa, tarih, özlem, din, gelenek, aşk ve tabiat. Romanlarında temalardan ulaştığımız sonuçlardan bazıları şöyledir: Özlem: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında özlem teması, sıla özlemi, sevgiliye ve çocukluğa özlem olmak üzere üç şekilde işlenir. Genellikle geçmişe gidilir ve her zaman özlemle hatıralarını kalplerinin bir köşesinde yaşatırlar. Tabiat: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında tabiat konusu genellikle gezilerde öne çıkar. Ekiple gidilen yerlerdeki kırlar, ovalar, dağlar sıklıkla söz edilir. Tabiata açılmak romanlarda önemli bir yer tutar. Aşk: Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında aşk konusu duygu boyutunda yaşanır, cinsellik yoktur. Romanların sonunda sevenler kavuşur. Tarih: Yılmaz Erdoğan romanlarında tarih teması Türk milletinin tarihinde yer alan önemli şahsiyetlerden yola çıkılarak anlatılır. Yazar, geçmişin hikâyelerini bugünün meseleleriyle bağlantılı olarak işler. Bu şekilde dün ve bugün bütünleşir, geçmişin üzerinden şimdinin okumasını ve sorgulamasını yapar. Gelenek: Romanlarda gelenek teması, kültürel değerlerimizi anlatarak okuru bilinçlendirmek amacıyla ele alınır. Din: Romanlarda din temasını bazen birilerine dua ederken; bazı romanlarında da çocuklara okudukları ninnilerde görürüz. Yılmaz Erdoğan'ın romanlarında uzun yıllardan beri var olan ve süzülerek gelen inanç ve geleneği birleştirir. Tarih temasını romanlarında anlatırken Türk milletinin tarihteki kahramanlıkları ve çekilen acıları milli duygu ve birlik ile işler. İncelemeye çalıştığımız romanlarda yazarın değinmiş olduğu millî, İslamî ve tarihî olaylar ve değerler bize yol gösterici olmuş ve yazarın oluşturduğu gelenekçi tavrı, romanların dünyasına adım atmamızı sağlamıştır. Romanlarında öne çıkan bunalım ve karmaşa, özlem, tabiat, aşk, tarih, gelenek ve din gibi temalar üzerinden romanlarını analiz ederek kullandığı anlatım tekniklerini de incelemeye çalıştık. Anahtar Kelime: Anlatıcı, Anlatım Teknikleri, Zaman, Mekân, Şahıs, Dil ve Üslup,
İşitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarını mümkün kılan araç ve kurumların sosyal antropolojik analizi
Çalışmanın amacı, işitme engelli bireylerin yaşadıkları kültüre nasıl dahil oldukları, bunun için geliştirilen araçların neler olduğu ve bu araçların işlevselliğinin anlaşılmasıdır. İnsanlar sürekli iletişim halindedir. İnsanlar kültürlerini, konuşarak, dinleyerek ve bulundukları toplumla iletişime geçerek öğrenir. Bu çalışmada, işitme engelli bireylerin yaşadıkları toplumun kültürüne dahil olmaları ve kültür aktarımının devamlılığı için oluşturulmuş araç ve kurumların işlevselliği araştırılmıştır. Çalışmanın örneklem grubu Van'da yaşayan "Van İşitme Engelliler, Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Kulübü Derneği"ne üye olan işitme engelli bireyler, işitme engelli bireylerin aileleri, çevreleri ve öğretmenleridir. Araştırma, derinlemesine görüşme tekniği, katılarak gözlem tekniği kullanılarak yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda işitme engelli bireylerin kültüre dahil olmalarında ailenin, işaret dilinin, teknolojinin, eğitimin ve sivil toplum kuruluşlarının etkili olduğu tartışılmıştır.
Kur'ân kıssalarının dil ve anlatım yönünden değerlendirilmesi
Kur'ân, insanları ve cinleri muhatap alarak onlara çok yönlü bir hitapta bulunurken, Hz. Peygamber'e de onu açıklama yetkisi vermiştir. Müslüman alimler de yoğun gayretlerle Kur'ân'ı anlamaya çalışarak tefsir, hadis, fıkıh, nahiv gibi birçok alanda değerli çalışmalar ortaya koymuşlardır. Dil ve anlatım yönüyle ele aldığımız kıssalar, Kur'ân'da önemli bir yekûn teşkil etmektedir. Kur'ân kıssaları farklı yönleriyle üç bölümde değerlendirilecektir. Birinci bölümde kıssa-dil ilişkisi, kıssaların temel gayesi, verilmek istenen mesajlar, metaforik anlatım, müphemlik, gaybilik ve dua olarak ele alınacaktır. Ayrıca kıssaların tarihselliğine dair görüşlerin ortaya konulmasıyla, yaşanılmış olma durumunun tartışmalara yol açıldığı görülmektedir. Bu da Kur'ân kıssalarının temsili, mitolojik olabileceği gibi yaklaşımlara ve farklı değerlendirmelere sebep olmuştur. İkinci bölümde kıssa figürlerindeki sanatsal boyut analiz edilmektedir. Kur'ân'ın meydan okuma, i'câz, teşbih, mecaz, fonetik gibi yönleriyle şair ve edebiyatçıların beğenisini kazandıran bir beyan özelliği görülmektedir. Öyle ki zaman gözetilerek Mekkî ve Medenî yönü ile farklılaşan bir hitap şekline şahit olmaktayız. Ayrıca Kur'ân'ın hitabî olması bağlamında kıssalarda yapılan tekrarların anlatım yönüyle problem sayılmadığı, bilakis belâgatin zaman, mekân ve yer uyumunu koruyarak sunulduğu anlaşılmaktadır. Son bölümde ise Kur'ân'ın geniş anlam ağının yansıdığı çoklu dile dönüşen üslûp-anlam veçhesi değerlendirilmektedir. Kıssaların bu anlatım yönü istişare, ümit, alay, tekzip, diyalog gibi bağlamlarda ilerleyen bir dil-anlam yelpazesine dönüşmektedir. Cennet ve cehennem gibi gaybî anlatımlarda ve genel olarak da diğer kıssalarda birçok sahne diyaloğu dikkat çekmektedir. Kur'ân'ın şekillenmesinde tedrîcî olarak yaşanan kesitler, âyetlere konu olmuş ve hayata ölçü olacak yasalara dönüşmüştür. İman ederek yeryüzüne halife olan insan, Kur'ân'ın genel konularına ve kıssa kanalıyla gelen âyetlere de muhataptır. Ancak Kur'ân bu sorumluluğu merkeze alırken, sanatsal yönüyle de insanın ilgi alanına girerek çok yönlü yaklaşımları netice vermiştir. Anahtar Kelimeler: Arap Dili, Anlatım, Kıssa, Kur'ân, Sanat.