Family health center

95 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ Süleymanpaşa Aile Sağlığı Merkezlerinde sağlık çalışanlarının, çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama düzeyi ve etkileyen faktörler

Bu araştırma, Tekirdağ Süleymanpaşa İlçesinde Aile hekimliği biriminde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Süleymanpaşa aile hekimliklerinde çalışan 116 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırmada tüm sağlık çalışanlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Ancak 22 sağlık çalışanı araştırmaya katılmak istemediklerini ifade etmişlerdir. Bu nedenle araştırma 94 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olarak "Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak ise "Çocuk istismarı ve ihmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" kullanılmıştır. Araştırmada bulgularının değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımlar, ortalama, ortanca, standart sapma kullanılmıştır. Sağlık çalışanlarının ölçek puanlarının normal dağılımının analizi için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucu veriler normal dağıldığı için parametrik testler kullanılmıştır. Buna göre bağımsız örneklemler için t- testi, Oneway Anova ve Pearson Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0.05 kullanılmış olup, iki yönlü ve %95 Güven aralığında değerlendirilmiştir. Bu araştırmada, Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Riskleri Tanımlama Ölçeği'ne ait genel puan ortalamasının 3.86±0.30 olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları bu doğrultuda incelendiğinde katılımcıların çocuk ihmal ve istismarı konusunda ortalama bilgi düzeyine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar "Çocuk İhmal ve İstismarının Çocuktaki Fiziksel Belirtileri" alt boyutunda yüksek bilgi düzeyine sahip oldukları ve diğer alt boyutlar hakkında katılımcıların daha fazla bilgi edinmeleri gerektiği şeklinde yorumlanmıştır. Araştırma sonunda sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi düzeylerine yönelik gerekli görüş ve öneriler sunulmuştur.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziCinsel istismar+6
Muaz Tepe
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir aile sağlığı merkezi bölgesinde yaşayan yaşlılarda düşme riskinin belirlenmesi

Bu araştırma, 65 yaş ve üstü bireylerde düşme riskinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel olarak yapılan bu çalışma, Gaziantep İli Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı 60. Yıl Aile Sağlık Merkezi'nde Mayıs-Aralık 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 60. Yıl Aile Sağlık Merkezi'ne kayıtlı 65 yaş ve üzeri 1050 kişi oluşturmuştur. Örneklemi ise evreni bilinenden örneklem hesaplama yöntemine göre belirlenen 290 birey oluşturmuştur. Evrenden örneklem seçiminde basit-rastgele örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu ve DENN Düşme Risk Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS 23.0 istatistik paket programında, t testi, varyans analizi kullanılarak ve sayı, yüzdelik ve ortalama değerleri hesaplanarak yapılmıştır. Yaşlıların %15.9'unun düşme riski az %20.7'sinin düşme riski orta ve %63.4'nün üstü düşme riski yüksek olarak hesaplanmıştır. Bireylerin DENN Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 11.5±5.5 olarak belirlenmiştir. Yaşları 65-74 arası olan grubun DENN Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği puan ortalaması 75- 84 yaş arası ve 85 ve üzeri yaş grubunda yer alan bireylerden daha düşük olup 10.4±5.3'dir (p<0.05). Kadınların risk puan ortalaması erkeklerden daha yüksek olup 12.2±5.2'dir (p<0.05). Bekar olan bireylerin risk puan ortalaması evli olanlardan daha yüksek olup 14.0±5.7'dir (p<0.05). Geliri giderinden az olan bireylerin risk puan ortalaması geliri giderinden çok olanlara göre daha yüksek olup 12.1±5.7'dir (p<0.05). Sosyal güvencesi olmayan bireylerin risk puan ortalaması sosyal güvencesi olanlardan daha yüksek olup 14.0±5.8'dir (p<0.05). Eşiyle birlikte yaşayan bireylerin risk puan ortalaması yalnız yaşayan bireylere ve diğer aile üyeleri ile yaşayan bireylere göre daha düşük olup 10.0±5.2'dır (p<0.05). Yaşlı bireylerin eğitim durumuna göre DENN Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği puan ortalamaları karşılaştırıldığında, bireylerin eğitim durumuna göre puan ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Çalışma sonucuna göre yaşlı bireylerin büyük bir çoğunluğu düşme açısından riskli grupta yer almaktadır. Bireylerin eğitim durumu dışında çalışma kapsamında bakılan diğer tüm sosyo-demografik özellikleri düşme riskini etkilemektedir.

Aile sağlığı merkeziDüşme kazalarıGeriatri+6
İbrahim Karademir
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Şırnak ili ve ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerinin soğuk zincir uygulamalarının değerlendirilmesi

Bağışıklama programlarının başarısı yüksek aşı kapsayıcılığı kadar uygulanan aşının etkinliğine de bağlıdır. Aile sağlığı merkezlerinde soğuk zincir sisteminin varlığı ve işlemesi yaşamsal öneme sahiptir. Aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık personelinin soğuk zincir konusunda donanımlı bilgiye sahip olması var olan soğuk zincir malzemelerinin uygun kullanılması ve soğuk zincirin tam işleyebilmesi için önemlidir. Bu araştırma Şırnak ili ve ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerinin soğuk zincir uygulamalarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Şırnak ili ve ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerinde çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Tanımlayıcı tipteki çalışmada örneklem seçimine gidilmeyerek evrenin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Ağustos-Kasım 2021 tarihleri arasında çalışmaya katılmaya gönüllü olan 213 sağlık çalışanı ile araştırma yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, soğuk zincir anketi ve soğuk zincir gözlem formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesinde yüzde, frekans, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler hesaplanmıştır. Bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında anlamlılık ki kare testi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul ve kurum izni alınmıştır. Aile sağlığı merkezlerinin %78,0'ında elektrik kesintilerinin aşılara sorun yaratacak kadar sık kesildiği; %87,8'inin buzdolaplarında donma göstergesinin olmadığı; sağlık çalışanlarının %53,5'inin soğuk zincir ile ilgili herhangi bir eğitim almadığı belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarının yaş, cinsiyet, meslek ve meslekte çalışma yılına göre soğuk zincirin tanımını bilme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Sağlık çalışanlarının yaş ve meslek durumlarına göre DaBT-IPA-Hib ve OPA aşısının buzdolabında saklanma yerini bilme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; sağlık çalışanlarının soğuk zincir konusunda bilgi eksikleri ve uygulama hataları bulunmaktadır. Soğuk zincirin teoriği ve uygulama esaslarıyla ilgili hizmet içi eğitim ve seminerler planlanmalı ve bunlar periyodik olarak tekrarlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Soğuk zincir; Aile sağlığı merkezi; Aile sağlığı elemanı.

Aile sağlığı merkeziSağlık personeliSoğuk zincir+1
Yavuz Adlım
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Cizre ilçesindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran ebeveynlerin aşı tereddütü ve aşı karşıtlık düzeylerinin incelenmesi

Tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Cizre ilçesinde yer alan aile sağlığı merkezlerine başvuran ebeveynler oluştururken örneklemini veri toplama tarihleri arasında araştırmayı kabul eden (n=320) ebeveynler oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik özellikleri içeren Tanıtıcı Soru Formu ve Aşı Karşıtlık Ölçeği (AKÖ) kullanılmıştır. Veriler SPSS 24.0 (Statistical Packet for Social Sciences for Windows) istatistik programında analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, t-testi, ANOVA testi ve korelasyon kullanılmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynlerin yaş ortalaması 31,74±5,982'dir. Ebeveynlerin %62,8'inin anne olduğu, %35,9'unun 26-30 yaş aralığında olduğu, %60'nın çalıştığı, %45,6'sının lisans mezunu olduğu, %78,8'inin çekirdek aileye sahip olduğu, %44,1'inin gelirinin giderine eşit olduğu ve %73,4'ünün sosyal güvencesinin olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan bebek/çocukların %55,6'sının cinsiyetinin kız olduğu, %43,4'ünün 12-18 aylık olduğu, ebeveynlerin %93,1'inin çocukluk aşılarını gerekli gördüğü, %51,6'sının aşıları hastalıklardan koruduğu için gerekli gördüğü, %13,8'inin çocukların aşılarını rutin aşı takvimine uygun olarak yaptırmadığı, %5,6'sının aile sağlığı merkezinde aşı bulamadığı için aşı yaptırmadığı saptanmıştır. Ebeveynlerin çalışma durumu, eğitim durumu, çocuk sayısı, aile yapısı, gelir durumu ve sosyal güvencesi ile AKÖ toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Ebeveynlerin tamamı için AKÖ toplam puan ortalaması 48,73±13,18; Aşı Yararı ve Koruyucu Değeri alt boyutu puan ortalaması 13,15±6,38; Aşı Karşıtlığı alt boyut puan ortalaması 15,14±4,62; Aşı olmamak için çözümler alt boyut puan ortalaması 11,47±4,29; Aşı Tereddüdünün Meşrulaştırılması alt boyut puan ortalaması 8,95±2,88 olarak bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre ebeveynlerin aşı tereddütü ve aşı karşıtlığı hakkında aşının yan etkileri, güvenirliği, etkinliği ve gerekliliği konusunda kaygılarının giderilmesi gerektiği ve sağlık profesyonellerinin bu konuyu önemle ele alması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Aşı; Aşı karşıtlığı; Aşı tereddüdü; Ebeveyn

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziAna-baba+5
Süleyman Tunç
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezlerine kayıtlı hastaların proton pompa inhibitörü kullanımlarının akılcı ilaç kullanımı açısından değerlendirilmesi

Amaç: PPİ ilaçlar, mide asidini bloke ederek etki gösteren, dünyada ve ülkemizde 1980'lerden bugüne en sık reçete edilen ilaçlardandır. Her yaş grubunda kullanılabilmekte olup, tedavisi mide asit inhibisyonu yolu ile seyreden hastalıklarda elimizdeki en potent ilaç grubudur. PPİ ilaçlar, endikasyon dışında ve uzun sürelerde kullanılabilen ilaçlardır. Literatür verileri PPİ kullanım oranlarının ülkemizde 2022 yılında yaklaşık %40 olduğu göstermektedir. Bu çalışma ile Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine başvuran hastaların PPİ kullanım prevalansını, uygunsuz PPİ kullanım sıklığını, hastaların PPİ kullanım davranışlarını ve bilgi düzeylerini ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, kesitsel ve prospektif olarak dizayn edilmiştir. Çalışma 01.12.22- 01.03.2023 tarihleri arasındaki 3 aylık süreçte gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Samsun İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı aile sağlığı merkezlerine (ASM) kayıtlı kişiler oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyodemografik özellikleri, mide koruyucu ilaçlar ile ilgili bilgi düzeyleri ve kullanım alışkanlıkları ile ilgili 35 soruluk veri toplama formu yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS (version 25.0. SPSS Inc.. Chicago. IL. USA) programı kullanılmıştır. P değeri için p<0,05 olan değerler anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların %38,1'inin piyasadaki mide koruyucu ilaç isimlerini bilmediği saptanmıştır. Mide koruyucu ilaç isimleri bilenlerin en çok bildiği ilacın Lansoprazol olduğu bulunmuştur. Katılımcıların %86,7'si mide koruyucu ilaçların doktor önerisi ile kullanılması gerektiğini düşündüğü tespit edilmiştir. Katılımcıların %33,1'i çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunduğunu belirtmiştir. Çevresindekilere ilaç tavsiyesinde bulunma durumunun eğitim düzeyiyle ilişkili olduğu bulunmuştur (p=0,002). Mide koruyucu ilaçların en sık reçete edildiği branşın (%37,8) Aile Hekimliği olduğu bulunmuştur. En sık uygunsuz PPİ kullanımının (8 haftadan uzun süre) olduğu branşın ise (%34,7) İç hastalıkları olduğu bulunmuştur. Çalışmaya katılan hastaların %39,2'sinin daha önce hiç mide koruyucu ilaç kullanmadığı saptanmıştır. Sonuç: Katılımcıların çeyreğinden fazlası mide koruyucu ilaç isimlerini bilmemektedir. Katılımcılar arasında en sık görülen sindirim sistemi hastalığı GÖRH'dir. Katılımcıların yarısından fazlası mide koruyucu ilaç fiyatlarını bilmemektedir. Katılımcıların mide koruyucu ilaç yan etkileri hakkında bilgi düzeyinin düşük olduğu gözlenmiştir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçların aç karnına kullanılması gerektiğini bilmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaç tedavisine hekim önerisi ile başlanması gerektiğini düşünmektedir. Katılımcıların tamamına yakını mide koruyucu ilaçlarını reçeteli tedarik etmektedir. Günümüzde kontrolsüz PPİ kullanımı küresel bir halk sorunu haline gelmiştir. Bu sorunu aşmak için toplumun, eczacıların ve hekimlerin bilinçlendirme çalışmaları arttırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Akılcı ilaç kullanımı, proton pompa inhibitörleri, uzun süre kullanım, aile hekimliği.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAkılcı ilaç kullanımı+4
Gökçe Yerebakan
Samsun Üniversity
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Samsun ili Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan aile hekimlerinin Human Papilloma Virüs (HPV) aşısı ile ilgili bilgi düzeyi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Human Papilloma Virüs (HPV); epitel bölgeye tropizma gösterip benign cilt lezyonlarından anogenital bölge ve baş-boyun bölgesi kanserlerine kadar değişen spektrumda hastalıklara neden olabilmektedir. Bu hastalıklar içinde önemli olarak en sık karşımıza çıkan serviks kanseridir. Ülkemizde serviks kanseri kadınlarda görülen en sık dokuzuncu kanser olup jinekolojik kanserler içinde ise üçüncü en sık görülen kanserdir. HPV enfeksiyonunu önlemek için üretilen içindeki HPV genotiplerine göre değişen üç tip aşı bulunmaktadır. Bu çalışmada Aile Sağlığı Merkezleri'nde (ASM) görev yapan aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi ve çıkan verilerin literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Çalışma, 01.12.22-31.12.22 tarihleri arasında Samsun'da Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan aile hekimleri ile yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, HPV ile ilgili bilgi soruları, serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi soruları, HPV aşıları ile ilgili bilgi soruları ve HPV aşısı tutum ve davranışları ile ilgili sorular içeren 56 soruluk anket yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veri analizi SPSS 26.0 paket programı ile yapılmış olup, istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma toplam 230 aile hekimi ile tamamlanmıştır. Hekimlerin %68,7'si erkek, %83'ü evli ve %35,2'sinin 15 yılın üzerinde aile hekimi olduğu saptanmıştır. HPV ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %69,5 olarak bulunmuş olup hekimlerin sosyodemografik özellikleri ile ilişki olmadığı görülmüştür. Serviks kanseri ve taraması ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %67,2 olarak bulunmuş olup cinsiyet ve yaş ile istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir. 56 yaşın üzerindeki hekimlerin doğru cevap sayılarının azaldığı görülmüştür (p=0,027). Kadın hekimlerin doğru cevap ortalaması erkek hekimlere göre yüksek bulunmuştur (p=0,03). HPV aşıları ile ilgili bilgi sorularına ortalama verilen doğru cevap %71,7 olarak bulunmuş olup 35 yaşın altındaki hekimlerin, 10 yılın altında hekimlik yapanların, 5 yıl ve altında aile hekimliği yapanların, hastalarına aşıyı önerenlerin doğru cevap sayılarının arttığı görülmüştür (sırayla p=0,001, p<0,001, p=0,03). Aşıyı öneren aile hekimlerinin önermeyen aile hekimlerine göre HPV aşısı ile ilgili bölüme verdiği doğru cevap sayı ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür (p=0,044). HPV aşısı olan %1,7 aile hekimi olup hepsi kadındır. Aile hekimlerinin %17,4'ü aşı ile ilgili yeterli bilgiye sahip olduğunu söylemiş,%83,9'u aşının rutin programa alınmasını istemiş, %68,3'ü aşıyı önermiştir. Aile hekimlerinin en sık HPV aşısını önermeme nedeni %79,5 ile aşının Sağlık Bakanlığı ulusal bağışıklama programında olmaması ve %63 ile aşının maliyeti olarak saptanmıştır. Bunları takip eden en önemli neden %53,4 ile aile hekimlerinin kendilerini aşı ile ilgili yeterli bilgi ve tecrübeye sahip görmemesidir. Sonuç: Aşılama oranlarının artmasında en önemli faktörlerden biri olarak hekim önerileri bulunmaktadır. Ülkemizde birincil koruma kapsamında olan aşılama hizmetleri birinci basamak sağlık hizmetleri kapsamında aile hekimleri tarafından verilmektedir. Aşı önermeyi etkileyen en önemli faktörler aşının rutin programda olmaması, aşının maliyeti ve aile hekimlerinin bilgi ve tecrübe eksikliğidir. Aile hekimlerinin HPV aşısı hakkındaki bilgi eksikliklerinin giderilmesi için hizmet içi eğitimler verilmeli aşının rutin aşılama programına girmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile hekimi; Human Papilloma Virüs; HPV Aşıları; Tutum

Aile sağlığı merkeziBilgi düzeyiDavranış+5
Merve Doğan Uygun
Samsun Üniversity · Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara ili Etimesgut ilçesinde yer alan aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının aşılama hakkındaki bilgi, görüş ve davranışları

Bu araştırma, birinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan sağlık çalışanlarının demografik özelliklerini, aşı ve soğuk zincir ile ilgili bilgilerini ve aşılama hakkındaki olumlu görüşlerini, yanılgı ve endişelerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı tipte epidemiyolojik bir araştırmadır. Araştırmaya, Etimesgut ilçesinde yer alan 44 Aile Sağlığı Merkezi'nde (ASM) aktif olarak görev yapan 347 sağlık çalışanı dahil edilmiştir ve 224 kişiye ulaşılmıştır (%64 katılım düzeyi). Katılımcılar, veri toplama formunu internet aracılığıyla doldurmuştur. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının %83,9'u kadın olup yaş ortalaması 42,3 ve ASM'de çalışılan ortalama süre 7,05 yıldır. Katılımcıların çoğunluğu (%83,5) aşı veya soğuk zincir sorumluluğu olan sağlık çalışanlarıdır. Sağlık çalışanları, aşılar arasında bırakılması gereken süre ve soğuk zincir uygulamaları hakkında yeterli bilgiye sahipken, aşı uygulaması esnasında aspirasyon (%41,1) ve eldiven takmanın (%22,8) gerekmediği bilgisini az bir kısmı bilmektedir. Son beş yılda influenza aşısını düzenli olarak %20,5'i, 2021/2022 sezonunda ise %46,9'u yaptırmıştır. En sık aşı yaptırmama nedeni aşıların gereksiz olduğunu (%59,1) ve etkisiz olduğunu (%19,1) düşünmeleridir. Hastalarına en sık önerdikleri aşılar Td (%95,1), hepatit B (%80,4) ve influenza (%78,1) aşılarıdır. En sık aşıların sorgulandığı hasta grubu gebeler ve risk grubu hastalar iken, en düşük olarak 65 yaş ve üstünün aşı sorgulamaları (%71,0) yapılmıştır. Katılımcıların %29,0'i kızamık aşısının otizmi tetiklediğine katıldığını veya kararsız olduğunu belirtmiştir. Aşılar ile ilgili olumlu önermeler arasında en çok erişkin aşılamanın iyi bir korunma yöntemi olduğu (%97,3) ve aşıların güvenli olduğu (%83,0) yer alırken, aşı üreticisi şirketlere %41,5 düzeyinde güven gözlenmiştir. Aşı uygulamaları hakkında hemşireler daha bilgili iken doktorlar erişkin aşılaması açısından daha olumlu bir düşüncede ve influenza aşılanma davranışları da daha fazla olarak bulunmuştur (p<0,05).

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziAnkara-Etimesgut+6
Şahin Can Özaltun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Covid-19 pandemisinde, sağlık çalışanlarının anksiyete ve depresyon düzeyleri ile mesleki doyum ve tükenmişlikleri arasındaki ilişki: Bodrum ilçesi örneği

Bu araştırmada Covid-19 pandemi döneminde,112 acil sağlık çalışanları ile ASM'lerde görevli doktor harici sağlık çalışanlarının anksiyete, depresyon düzeyleri, mesleki doyum ve tükenmişlikleri ile pandeminin ortaya çıkışını travmatik olarak deneyimleyiş arasındaki ilişkiler incelenmiş, mevcut ruhsal ihtiyaçlar ve ruhsal desteğe ulaşma sıklıkları araştırılmıştır. Kesitsel, tanımlayıcı nitelikteki çalışma Covid-19 pandemisi sürecinde Bodrum ilçesinde buluna Covid-19 pandemi döneminde, ön safha sağlık çalışanları (sağlık teknikeri, sağlık memuru) ile birinci basamak sağlık çalışanlarından(ebe, hemşire) oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları 'Covid-19 Risk Anketi', 'Sosyodemografik Form', 'Beck Depresyon Ölçeği', 'Beck Anksiyete Ölçeği', 'Covid-19 Anksiyete Ölçeği', 'Covid-19 ile Takıntı Ölçeği', 'Maslach Tükenmişlik Ölçeği', 'Minnesota Doyum Ölçeği 've 'Olay Etki Ölçeği' den oluşmuştur. Verilerinin istatistiksel analizinde, IBM Corp. Released 2011. IBM SPSS Statistics for Machintosh, Version 20.0. Armonk, NY: IBM Corp. Paket programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda; pandeminin ortaya çıkardığı travmatik etkinin sağlık çalışanlarının verdiği depresif cevapla ilişkisinde kişilerin tükenmişlik düzeyi üzerinde aracı rol oynadığı görülmüştür. Ayrıca her iki çalışma grubununda psikolojik desteğe ihtiyaç duymasına rağmen ASM çalışanalarının, 112 acil sağlık çalışanlarına göre psikolojik destek alma oranlarının fazla olduğu saptanmıştır.

Acil tıp teknisyenleriAile sağlığı merkeziAnksiyete+6
Mizgin Boral
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Van ili aile sağlığı merkezlerinde ve toplum sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının kanser tarama testleri hakkındaki bilgi düzeylerinin ve farkındalık durumlarının araştırılması

ÖZET Amaç: Çalışmamızın amacı birinci basamakta hizmet veren sağlık çalışanlarının kanser tarama testleri (KTT) hakkındaki bilgi seviyelerini ölçmek, risk grubundaki sağlık çalışanlarının KTT yaptırma durumlarını belirlemek, farkındalık oluşturarak gerek sağlık çalışanlarımızın gerekse halkımızın KTT'ye katılımının arttırılması ve KTT'ye katılımın arttırılması için sağlık çalışanlarının önerileri belirlenerek önlem alınmasını sağlamaktır. Materyal metod: Çalışmamız Van İli Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) ve Toplum Sağlığı Merkezlerinde (TSM) çalışan 301 sağlık çalışanı üzerinde anket yöntemiyle yapıldı. Anketimiz 32 sorudan oluşmaktadır. Cevaplar çoktan seçmeli ve boşluk doldurma şeklinde hazırlanmıştır. Anketler yüz yüze görüşme metodu ile doldurularak yapıldı. Sağlık çalışanlarının sosyodemografik özellikleri, kanserler hakkında bilgi seviyeleri, KTT hakkında ne derece bilgi sahibi oldukları, KTT yaptırma durumları, KTT yaptırmamışlarsa KTT yaptırmama sebeplerinin araştırılması ve KTT katılımını arttırmak için önerileri araştırılmıştır. Verilerin istatistiki incelenmesinde Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 13) paket programı ve Ki-Kare testi uygulandı. Bulgular: Katılımcıların %3,3'ü (n:10) uzman aile hekimi, %36,5'i (n:110) pratisyen aile hekimi, %36,9'u (n:111) ebe, %20,6'sı (n:62) hemşire, %2,7'si (n:8) ebe ve hemşire harici aile sağlığı elemanı (acil tıp teknisyeni (ATT), paramedik, laborant) olarak çalışmaktaydı. Bireylerin %36,2'si (n:109) erkek, %63,8'i (n:192) kadın sağlık çalışanları olduklarını, %37,5 'i (n:113) bekar, %61,1'i (n:184) evli, %1,3'ü (n:4) boşanmış olduklarını belirttiler. Katılımcıların tamamı KTT'nin gerekli olduğunu düşünüyorken, %31,6'sı (n:95) KTT yaptırdığını bildirmiştir. KTT yaptıran sağlık çalışanlarının %37,8'i (n:36) ebe, %29,4'ü (n:28) pratisyen aile hekimi %25,3'ü (n:24) hemşire, %4,2'si (n:4) uzman aile hekimi ve %3,2'si (n:3) ebe ve hemşire harici aile sağlığı elemanı (ASE) olarak bulunmuş ve aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Katılımcılardan %25,9'u (n:78) serviks kanseri taramaları için uygun yaş aralığında bulunmaktaydı. Bunlardan %55,1'i (n:43) KTT yaptırdıklarını, %44,9'u (n:35) KTT yaptırmadıklarını bildirdiler. KTT yaptırmayanların %34,2'si (n:12) KTT yaptırmama sebeplerini belirtmezken %20'si (n:7) risk grubunda olmadıklarını düşünmekteydi. Katılımcıların %2,9'u (n:9) meme kanseri taramaları için uygun yaş aralığında bulunmaktaydı. Bunlardan %66,7'si (n:6) KTT yaptırdıklarını, %33,3'ü (n.3) KTT yaptırmadıklarını bildirdiler. KTT yaptırmayanların tamamı, KTT yaptırmama sebeplerini belirtmediler. Katılımcıların %78,1'i (n:235) KTT eğitimi aldıklarını, %74'ü (n:222) verilen eğitimlerin yeterli olmadığını, %92,7'si (n:279) halkın KTT'ye katılımının yeterli olmadığını bildirmişlerdir. 40 yaş ve üzeri sağlık çalışanlarının %27,8'i verilen KTT eğitimlerinin yeterli olduğunu düşünürken, 26-30 yaş grubu sağlık çalışanlarının %15,3'ü verilen KTT eğitimlerinin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir. Aradaki fark istatstiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,004). Sağlık çalışanlarının KTT'ye katılımını arttırmak için katılımcıların sunduğu önerilerde; ilk üç sırada %29,5 (n:89) "Eğitim verilmeli.", %21 (n:63) "Eğitimin sıklığı arttırılmalı.", %12,6 (n:38) "Uygulamalı eğitim verilmeli." yer alırken, halkın KTT'ye katılımı için katılımcıların sunduğu önerilerde ilk üç sırada %40,8 (n:123) "Halkın eğitilmesi.", %32,5 (n:98) "Kamu spotu ile KTT tanıtılsın.", %14,2 (n:43) "Mobil KTT arttırılsın." yer almaktadır. Bireylerin %51,5'i (n:155) ülkemizde taramaları yapılan kanserleri, %75,4'ü (n:227) ücretsiz olarak uygulanan KTT'leri, %55,8'i (n:168) KTT'lerin ortak özelliklerini (ucuz olması, kolay uygulanabilir olması, yalancı negatifliğin düşük olması, yanlış pozitifliğin düşük olması, geniş kitlelere uygulanabiliyor olması), %33,9'u (n:102) KTT'den hangi kurumların sorumlu olduğunu doğru olarak bilmektedir. Sağlık çalışanlarının %51,2'si (n:154) ülkemizde en sık ölümlere yol açan iki hastalık grubunu, %83,1'i (n:250) en sık ölümlere yol açan kanser türünü doğru olarak cevaplamışlardır. En sık ölümlere yol açan kanser türü sorulduğunda pratisyen aile hekimlerinin %94,5'i (n:104), uzman aile hekimlerinin %90'ı (n:9), hemşirelerin %79'u (n:49), ebelerin %73,9'u (n:82), ebe ve hemşire harici ASE'lerin %75'i (n:6) doğru olarak cevap vermişler ve aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Katılımcıların %36,9'u (n:111) ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türünü doğru cevaplamışlardır. Kadınlarda en sık olarak görülen kanser türünü en yüksek oranda pratisyen aile hekimleri %75,5 (n:83) doğru cevap verirken, uzman aile hekimleri %70 (n:7) oranında doğru cevap vermişlerdir. En düşük oranda ise ebeler %46,8'i (n:52) doğru olarak cevaplamışlar ve aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Erkeklerde en sık görülen kanser türü sorulduğunda, katılımcıların %28,9'u doğru cevap vermişlerdir. Uzman aile hekimleri ve ebe, hemşire harici ASE'lerin %50'si (n:9) doğru cevap verirken, pratisyen aile hekimlerinin %39,1'i (n:43), en düşük olarakta ebelerin %18'i (n:20) doğru cevap vermişlerdir. Aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,002). Ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser sorusuna, 40 yaş ve üzeri sağlık çalışanları %50 (n:9) oranında doğru cevap verirken, 18-25 yaş grubu sağlık çalışanlarında %14,3 (n:6) oranında doğru cevap verilmiştir ve aradaki fark istatistiki açıdan anlamlı bulunmuştur (p:0,01). Katılımcıların %74,1'i (n:223) meme kanseri taramasının kaç yılda bir yapılması gerektiğini, %21,6'sı (n:65) meme kanseri taramalarında uygun yaş aralığını, %67,4'ü (n:203) meme kanseri taramalarında kullanılan testleri doğru olarak cevaplamışlardır. Meme kanseri taramalarında kullanılan testler sorgulandığında, pratisyen aile hekimlerinin %82,7'si (n:91) en yüksek oranda doğru cevap verirken, uzman aile hekimlerinin %80'i (n:8) ebelerin ise %54'ü (n:60) en düşük oranda doğru cevaplamışlardır. Aralarındaki fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,001). Bu soruya verilen yanlış cevaplara bakıldığında, yanlış cevap verenlerin %68,3'ünün (n:67) USG'yi meme KTT'de kullanılıyor olarak bilmekte olduğu görülmüştür. Bu oran en yüksek ebelerde %31,5 (n:35) bulunurken, uzman aile hekimlerinde %10 (n:1) pratisyen aile hekimlerinde %.12,7 (n:14) olarak belirlenmiştir (p:0,006). Katılımcıların %53,2'si (n:160) serviks kanseri taramaları için uygun yaş aralığını, %86'sı (n:259) serviks kanseri taramalarında kullanılan testleri, %8'i (n:24) serviks kanseri tanısı konmuş hastalardaki Human Papilloma Virüs-Deoksiribo Nükleik Asit (HPV-DNA) pozitifliği oranını, %78,4'ü (n:236) serviks kanseri taramalarının kaç yılda bir tekrarlanması gerektiğini doğru olarak bilmektedirler. Serviks kanseri taramalarında uygulanan testler sorusuna ebeler %91 (n:101) doğru cevap oranı ile ilk sıradadır. Kolorektal kanser (KRK) risk grubunda katılımcı olmadığı için katılımcılardaki uygulanma oranı ile ilgili verimiz yoktur. Katılımcıların %89,7'sinin KRK taramalarında kullanılan yöntemleri doğru olarak bildikleri saptanmıştır. Çalışmamıza katılan bireylerin %28,6'sı (n:86) birinci derece akrabalarında KRK hikayesi olanların gaytada gizli kan (GGT) tarama testine kaç yaşında başlanması gerektiğini doğru olarak cevaplamışlardır. Birinci derece akrabalarında KRK olan kişilerde KRK taraması kaç yaşında başlanmalıdır sorusuna ebe ve hemşire harici ASE'lerin %37,5'i (n:3) doğru cevap verirken, uzman aile hekimlerinin %10'u (n:1), pratisyen aile hekimlerinin %36,4'ü (n:40) doğru olarak cevap vermişlerdir ve bu fark istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur (p:0,002). Sonuç: Çalışmamızda birinci basamak sağlık çalışanlarının kanserler ve KTT'ler hakkında yeterince bilgiye sahip olmadıkları, bu konulardaki bazı bilgilerinin de yanlış olduğu saptanmıştır. Topluma bu anlamda danışmanlık yapan ve aynı zamanda rol model olan başta aile hekimleri olmak üzere sağlık çalışanlarımızdan kanserler için risk grubunda olanlarına bakıldığında kendilerine KTT yaptırma oranlarının son derece düşük olduğu belirlenmiştir. Hem sağlık çalışanlarının kendi sağlığı, hem de toplumdaki tüm bireylerin sağlığı açısından, sağlık çalışanı yetiştiren ya da çalıştıran tüm kurumlarda KTT'lere yönelik eğitimlere daha çok zaman ayrılarak sağlık çalışanlarının ve toplumun bu konuya dikkatinin çekilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Aile sağlığı merkeziAnketlerDoktorlar-aile+7
Mustafa Gönen
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezine başvuran hastalarda helicobacter pylori sıklığı

Helicobacter pylori (H. pylori) infeksiyonu dünyada oldukça sık görülmektedir. H. pylori'nin görülme sıklığı, özellikle düşük sosyo-ekonomik durum, sağlık önlemlerinin yetersizliği, toplu yaşam koşulları ve su kaynaklarındaki sorunlarla ilişkili olarak artış göstermektedir. H. pylori ile infekte ve aşırı asit salgılanması olan kişiler mide ülseri, mide kanseri ve duodenum ülseri açısından büyük risk taşırlar. Özellikle mide kanseri açısından H. pylori tanısı konup antimikrobiyal tedavi ile eradike edilen hastalarda kanser riski büyük oranda azalmaktadır. Çalışmada H. pylori tespit edilen kişilerin Gastroenteroloji Kliniğine yönlendirilmesi ve ileri tetkikler uygulanması neticesinde, teşhisin kesinleştirilmesi ve erken teşhis konulması suretiyle, tedavi planına katkı sağlanması amaçlanmıştır. Van il merkezinde bulunan Aile Sağlığı Merkezimize başvuran hastalardan rastgele seçilen 189'u kadın, 129'u erkek, 17-83 yaş aralığındaki (yaş ortalaması 45.24) 318 kişi üzerinde yapılan bu çalışmamızda; girişimsel olmayan (non-invaziv) testlerden özgüllüğü %100, duyarlılığı %98.8, doğruluğu %98.9 olan gaita hızlı antijen kaset testi kullanıldı. Çalışma sonunda hastaların gastrik şikâyetlerinin olup/olmadığı, H. pylori mikrobuna etki eden ilaç kullanımının olup-olmadığı cinsiyet, yaş ve test sonucu bilgilerinin SPSS programı yardımı ile istatistik çalışması yapılarak sonuçlar değerlendirildi. Çalışmamızda 75'i(%58.1) kadın ve 54'ü (%41.9) erkek olmak üzere 129 (%40.6) kişinin dışkısında H. pylori pozitif olarak tespit edildi. Cinsiyetlerin kendi içindeki test sonucu pozitifliği oranı açısından; kadınların %39.7'sinde ve erkeklerin %41.9'unda H. pylori pozitif olarak tespit edildi. H. pylori pozitif olanların yaş aralığının 17-74 ve yaş ortalamasının 45.90 olduğu ve yaşın ilerlemesine paralel olarak H. pylori pozitifliğinin de artış gösterdiği, 17-25 yaş grubunda % 36.6, 26-45 yaş grubunda % 38.4, 46-65 yaş grubunda %43.3 ve 65-83 yaş grubunda ise %41.4 olduğu; bu durumda en yüksek oranın 46-65 yaş grubunda (%43.3) olduğu sonraki yaş gruplarında ise biraz azaldığı tespit edildi. Test sonucu pozitif olanların 91'inde (%70.5) gastrik şikâyetlerin olduğu gözlendi. H. pylori antijen pozitifliği oranının erkek ve kadınlarda birbirine yakın olması nedeniyle herhangi bir cins lehine H. pylori'ye yatkınlık durumundan söz edilemez. H. pylori her yaşta görülebilir ve yaş ilerlemesine paralel olarak artış gösterir. Ülkemizde yapılmış diğer çalışmalar ile kıyas edildiğinde bu çalışmamızda H. pylori pozitifliğinin düşük olması önemlidir. Gastrik şikâyeti olan kişilerde test pozitiflik oranı daha yüksektir. PPI kullanımının H. pylori eradikasyonu üzerinde etkisi açıktır. Toplumumuzda genel olarak ilaç kullanımı özelde de antimikrobiyal ve PPI (Proton Pompa İnhibitörü) grubu ilaç kullanımı çok yaygındır ve bu sebeple H. pylori'nin farkında olmadan istem dışı olarak tedavi edilmiş olması muhtemeldir.

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziGastroözofageal reflü+5
Abdullah Sakman
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aile sağlığı merkezi çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği açısından psikososyal etkilerinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, aile sağlığı merkezlerinde görev yapan sağlık çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kapsamında yaşadıkları psikososyal etkileri incelemek ve bu etkilerin sessiz istifa eğilimleri üzerindeki ilişkisini ortaya koymaktır. Nicel araştırma yöntemi benimsenen çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul sınırlarında görev yapan toplam 221 aile sağlığı çalışanı (doktor, hemşire, ebe ve diğer sağlık personeli) oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından uyarlanan "Sağlık Çalışanları İçin Sessiz İstifa Ölçeği" ile "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Levene homojenlik testleri ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Bulgulara göre, sağlık çalışanlarının sessiz istifa düzeyleri genel olarak orta düzeyde bulunmuştur (𝑋̄ = 2.91). Alt boyutlar incelendiğinde, mobbing algısının (𝑋̄= 3.65) diğer boyutlara kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. Cinsiyet değişkenine göre kadın çalışanların mobbing algılarının erkeklere oranla anlamlı biçimde daha yüksek olduğu (p < .05), meslek değişkenine göre ise ebeler ve hemşirelerin diğer çalışanlara kıyasla daha fazla mobbing algıladığı belirlenmiştir. Buna karşılık yaş, medeni durum, eğitim düzeyi ve kıdem yılı değişkenleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Korelasyon analizi sonuçları, mobbing algısı ile sessiz istifa eğilimi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğunu (r = .648, p < .01), ayrıca kişisel düşünce alt boyutunun sessiz istifa davranışının en güçlü yordayıcısı olduğunu göstermektedir (r = .965, p < .01). Bu sonuçlar, sessiz istifa davranışının hem bireysel hem de örgütsel faktörlerle ilişkili çok boyutlu bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, aile sağlığı çalışanlarının sessiz istifa eğilimlerinin en önemli belirleyicilerinin bireysel düşünce süreçleri ve mobbing algısı olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulguları, sağlık kurumlarında psikososyal risklerin sistematik olarak izlenmesi, örgütsel iletişim kanallarının güçlendirilmesi ve kadın çalışanlara yönelik destekleyici politikaların geliştirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Aile sağlığı merkeziBirinci basamak sağlık hizmetleriPsikososyal risk+3
Özgür Gençay
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da bir aile sağlığı merkezinde obezite vergisine yönelik görüşlerin değerlendirilmesi

Günümüzde hızla yayılan ve zamanla daha ciddi bir sorun haline gelen obezite için çözüm yolları aranmaktadır. Bireysel çözüm arayışlarının yanında devlet müdahaleleri de obezite oranlarını düşürme yönündedir. Obezite vergisi, başvurulan bu çözüm yollarından biridir ve kalorisi yüksek ancak besleyici değeri düşük gıdaların fiyatını yükselterek tüketiminin azalmasını sağlamak ana amaçtır. Obezite vergisi birçok ülkede farklı şekillerde kullanılmaktadır ve Türkiye'de uygulanması, son dönemlerde tartışılan bir konudur. Bu tez çalışmasında öncelikle obezitenin tanımına, nedenlerine ve prevalansına yer verilmiş ardından sağlıksız gıdaları vergilendiren ülkelerin verilerine ve politikalarına yer verilmiş ve daha önce yapılmış araştırmalarla obezite vergisi değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, obezite vergisinin Türkiye'de uygulanmasına yönelik görüşleri değerlendirmektir. Araştırma Ankara'da seçilen bir aile sağlığı merkezine başvuran 18 yaş ve üzeri hastaları kapsamaktadır. Ölçüm aracı olarak Ayyıldız ve Demirli(2015) tarafından hazırlanan anket kullanılmıştır ve elde edilen veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçüm aracının yapı geçerliliği, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile değerlendirilmiştir. Hipotezleri değerlendirmek için T- testi ve ANOVA testinin yanı sıra lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların obeziteye ve obezite vergisine yönelik görüşleri değerlendirilmiştir. Katılımcıların obezite vergisini desteklemeleri üzerinde cinsiyetin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır ve obezite vergisini destekleme durumunun kadınlarda daha yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcıların büyük çoğunluğu obezite vergisini desteklememektedir ancak vergi dışında araçlar ve politikalarla obezite ile mücadeleyi gerekli gördükleri ve destekledikleri görülmüştür. Anahtar kelimeler: Obezite, Obezite vergisi, Obezite ile mücadele politikaları

Aile sağlığı merkeziObeziteSağlık yönetimi+1
Zeliha Asilkan
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel ve tamamlayıcı tıbba yönelik görüşlerin değerlendirilmesi: Aile sağlığı merkezi örneği

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) geçmişten günümüze kullanılmakta olup, son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sağlık sisteminde önemli bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, bireylerin GETAT'a yönelik görüşlerinin, GETAT yönetmeliğinde geçen fitoterapi, kupa uygulaması, sülük uygulaması, akupunktur ve ozon uygulamasına yönelik kullanım durumları ve faydalı bulma durumlarının saptanması ve değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Kırklareli'de bir Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 400 erişkin dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan ankette, sosyodemografik bilgileri içeren soruların yanı sıra GETAT kullanımına ve GETAT'a yönelik görüşlerin değerlendirmesine ilişkin sorular yer almaktadır. Ayrıca Araz ve Harlak (2006) tarafından geliştirilen Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıbba Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Toplam puanın 8-40 arasında değiştiği ölçekte toplam puanın artış göstermesi GETAT'a yönelik olumlu tutumda artış olduğu anlamına gelmektedir. Çalışmada GETAT'a yönelik tutumun ve seçilen tedavi yöntemlerine yönelik kullanım ve faydalı bulma durumunun sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Çalışma sonucunda bireylerin GETAT'a yönelik ortalamanın üzerinde olumlu tutum sergiledikleri, GETAT yöntemlerinden herhangi birini kullanma oranlarının ve seçilen tedavi yöntemlerine yönelik faydalı bulma düzeylerinin yüksek, fakat bilgi düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır. GETAT kullanım oranının yüksek fakat GETAT yöntemlerine yönelik bilgi düzeyinin düşük olduğu göz önünde bulundurulduğunda; GETAT alanından eğitim almış sağlık çalışanları tarafından GETAT yöntemleri hakkında toplum bilgilendirilmesi ve özellikle bilinçsiz kullanımın önüne geçmek için önlemler alınması önerilebilir

Aile sağlığı merkeziTamamlayıcı bakımTamamlayıcı tedaviler+4
Fatma Yükselir Alasırt
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ilımlı kuru iklim bölgesi mevcut aile sağlığı merkezi enerji etkin iyileştirme önerileri

Yaşam sürecinde içinde bulunulan ekonomik sıkıntılar ve toplumsal bilinçsizlikler çevremizde çeşitli problemlere yol açmaktadır. Bu problemlerin en büyüklerinden bir tanesi de bilinçsiz enerji tüketimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Enerjinin bilinçsiz olarak tüketilmesinin en büyük sebeplerinden bir tanesi de mevcut yapılaşmanın hem inşaat hem de yapı ömrü boyunca enerjiyi gereksiz olarak tüketmesidir. Ancak geçmişte ortaya çıkan enerji krizi ile birlikte enerji etkin bina tasarımı kavramı ortaya çıkmıştır. Bu tasarım biçiminde asıl amaç bina kullanıcısının konfor koşullarını bozmadan, çevreye verilen zararı en aza indirerek enerjinin verimli kullanılması ve maliyetlerin minimuma indirilmesini sağlamaktır. Bu çalışmada Türkiye genelinde uygulanan aile sağlığı merkezileri (ASM) enerji etkin iyileştirme önerisi konu alınmıştır. ASM projesi üzerinden enerji analizi yapılması ve bu analizler sonucunda sunulan önerilerin tasarım kriterleri arasına eklenerek gelecekte planlanacak olan aile sağlığı merkezi projelerinin enerji etkin geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle gerekli literatür taraması yapılarak; enerji etkin tasarım, enerji etkin bina tasarım parametreleri ve enerji etkin yapı analizi ile ilgili gerekli kavramlara yer verilmiştir. Çalışmanın devamında analizleri yapılacak olan ılımlı kuru iklim bölgesinde bulunan Konya ili özelinde uygulanan İsmil Aile Sağlığı Merkezi projesi ilgili idari birimlerden elde edilmiştir. Elde edilen projenin mevcut durumu ve iyileştirme önerileri için hazırlanan modeller üzerinden ArchiCAD programı, EcoDesigner STAR eklentisi ve VELUX DayLight Visualiser programları yardımı ile elektrik enerjisi kullanımı, fosil yakıt tüketimi, ısıtma-soğutma yükleri ve aydınlatma analizleri yapılmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda mevcut yapının bina kabuğunda yapılan malzeme iyileştirmelerinin enerji korunumuna yardımcı olduğu, saydam yüzeylerinde yeni tasarım önerisinin aydınlatma ve ısıtma yüklerinde enerji kazanımı sağladığı, ve çatı yüzeyine eklenen fotovoltaik paneller ile elektrik enerjisinin karşılanabileceği tespit edilmiş ve uygulamalarda kullanımı önerilmiştir.

Aile sağlığı merkeziEnerji etkin yapıEnerji performans analizi
Ahmed Bilal Güleşen
Necmettin Erbakan University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denizli merkez ilçelerinde aile sağlığı merkezlerine başvuranlarda COVID-19'a yönelik bilgi durumu ve ilişkili faktörler

Çin'de 2019 yılının sonunda ortaya çıkan yeni Koranavirüs türü SARS-CoV-2 olarak adlandırılmış ve hastalığının ismine de Yeni Koronavirüs Hastalığı (COVID-19) adı verilmiştir. COVID-19, asemptomatik vakadan hafif ve orta derecede solunum yolu enfeksiyonu ile ağır bakım gerektiren hastalığa yol açabilen geniş bir spektrumda seyretmekte ve solunum yolu ve damlacık yoluyla bulaşmaktadır. COVID-19, 2023 yılı itibari ile 600 milyondan fazla insanı etkilemiş olup altı milyondan fazla kişi hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Pandemiye dönüşen bu hastalığa yönelik olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 11 Mart 2020'de Halk Sağlığı Acil Durumu ilan edilmiş ve ardından dünyada ve Türkiye'de hastalığa yönelik çeşitli önlemler alınmıştır. COVID-19 hastalığının hızlı bir şekilde pandemiye dönüşümü, insanları yeni virüs hakkında bilgi edinmeye, uygulama ve davranışlarını hızlı bir şekilde değiştirmeye zorlamıştır ve bununla birlikte bir infodemi salgını da ortaya çıkmıştır. Salgın yönetiminde, insanların mevcut kontrol önlemlerine bağlılıkları esas olup hastalığa karşı bilgi, tutum ve davranış özellikleri ile yeterli düzeyde sağlık okuryazarlığının (SOY) da bulunması da bu başarıya büyük ölçüde katkı sağlamaktadır. Araştırmanın amacı bireylerin COVID-19'a yönelik bilgi düzeylerini sorgulamak ve çeşitli faktörlerle ilişkisini incelemektir. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli merkez ilçelerindeki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran kişiler oluşturmaktadır. Katılımcılara uygulanan anket formunda sosyodemografik özelliklerin ile sağlık özelliklerinin sorgulanmıştır. SOY düzeyini tespit etmek için Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32(TSOY-32) kullanılmıştır. COVID-19'a Yönelik Bilgi, Tutum ve Davranış Ölçeği'nin ilk 12 maddelik bilgiye yönelik sorularıyla COVID-19 hastalığına yönelik bilgi düzeyi saptanmıştır. Tanımlayıcı istatistikler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, ortanca, en küçük ve en büyük değerler ile verilmiş; sürekli değişkenlerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. COVID-19'a yönelik bilgi düzeyine etki eden faktörleri saptamak için çoklu doğrusal regresyon analizi (backward) yapılmıştır. Araştırmada 565 kişiye ulaşılmıştır. COVID-19 ile ilgili bilgi sorularına toplam doğru yanıt verilme yüzdesi %74,6; puan ortalaması da 8,95±1,75'tir. COVID-19'a yönelik bilgi puanı en uzun yaşadığı yerleşim birimi kentsel bölge olanlarda (B=0,690 %95 GA=0,322-1,058 p<0,001), birinci derece yakınında herhangi bir kronik hastalık varlığı bulunanlarda (B=0,420 %95 GA=0,162-0,679 p=0,001), düzenli olarak gazete veya kitap okuyanlarda (B=1,210 %95 GA=0,922-1,498 p<0,001) ve Yeterli ya da Mükemmel SOY'u bulunanlarda (B=0,566 %95 GA=0,290-0,842 p<0,001) yüksek olarak bulunmuştur. Katılımcıların COVID-19 hastalığına yönelik bilgi düzeyleri orta düzeyde bulunmuş olmasına karşın, önceki araştırmalara kıyasla genel olarak düşük saptanmıştır. Salgın hastalıklar ve pandemilerle mücadele etmek için düşük bilgi seviyesi yönünden dezavantajlı gruplara yönelik araştırmalar ve müdahaleler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, pandemik, bilgi, sağlık okuryazarlığı

Aile sağlığı merkeziCOVID 19Denizli+1
Nevzat Atalay Çelikyürek
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denizli ili merkez ilçelerindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik tutum ve davranışları ve ilişkili faktörler

Aile sağlığı merkezlerine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik tutum ve davranışları ve ilişkili faktörler Kanser, kötü huylu tümör olarak da adlandırılabilen ve vücudun herhangi bir bölümünü etkileyebilen geniş bir hastalık grubu için kullanılan bir terimdir. Kanser dünya genelinde giderek artan bir halk sağlığı problemidir ve önemli ölüm nedenlerindendir. Uygun stratejiler ile kanserlerin yarıya yakınını önlemek mümkündür. Bu stratejilerden biri kanserin erken evrede tespit edilmesini sağlayan taramalardır. Tarama programlarının yararlı olması, toplum tarafından kabul görmesine ve toplumun yüksek katılım göstermesine bağlıdır. Bu araştırmada aile sağlığı merkezlerine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik tutumlarının, tutuma etki eden faktörlerin ve tarama yaptırma davranışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Denizli ilinin merkez ilçeleri olan Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki ASM'lere başvuran bireyler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak katılımcının sosyodemografik özelliklerini ve kanser taramalarına yönelik tutumu ile ilgili faktörleri sorgulayan 63 soruluk anket formu uygulanmıştır. Kanser taramalarına yönelik tutum 24 maddelik Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Veri analizi için SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Kanser taramalarına yönelik tutum ile ilişkli bağımsız faktörlerin belirlenmesinde lineer regresyon analizi (backward) kullanılmıştır. Araştırmada 546 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların %71,9'u kadındır. Kadın katılımcıların %46,3'ü hiç mamografi yaptırmamıştır; %39,8'i hiç pap smear testi yaptırmamıştır; katılımcıların %84,6'sı hiç kolonoskopi yaptırmamıştır. Yapılan regresyon analizine göre; yaş arttıkça, bekar olmayanlarda, lise ve üzeri öğrenim görmüş olanlarda, çalışanlarda, kronik hastalığı olmayanlarda, kendisinde kanser öyküsü olanlarda, dengeli ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerde, meme kanseri olma riskini orta ve yüksek görenlerde ve KETEM'i bilenlerde kanser taramalarına yönelik tutum daha olumlu saptanmıştır. Kanser taramalarına yönelik tutumun iyileştirilmesinde başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere il ve ilçe sağlık müdürlüklerine, ASM'lere ve KETEM'lere görevler düştüğünü düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: kanser, tarama, tutum

Aile sağlığı merkeziDenizliNeoplazmlar+3
Ceren Oğuz
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denizli il merkezinde aile sağlığı merkezine başvuran 50 yaş ve üzeri bireylerin osteoporoz konusunda bilgi, tutum ve farkındalıkları

Osteoporoz, düşük kemik kütlesi, kemik dokusunun mikromimarisinde bozulma ve bunun sonucunda kemik kırılganlığında ve kırılmaya yatkınlıkta artışla karakterize sistemik ve metabolik bir kemik hastalığı olarak tanımlanır ve dünyada beklenen yaşam süresinin artmasıyla birlikte önemi artan bir küresel sağlık sorunu haline gelmiştir. Günümüzde 200 milyondan fazla bireyin osteoporoza sahip olduğu tahmin edilmektedir. Temmuz-Kasım 2022 tarihleri arasında Denizli il merkezinde belirlenen 4 ASM'ye başvuran 50 yaş ve üzeri 403 katılımcı ile yürütülen bu çalışma kesitsel-tanımlayıcı bir çalışmadır. Katılımcılara literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu yüzyüze uygulanmıştır. Anketin 9 sorusu osteoporoz bilgi sorularından oluşmaktadır. Kadınların %22,1'inde, erkeklerin %3,3'ünde, postmenopozal kadınların %24,3'ünde osteoporoz tanısının olduğu, %87,8'inin osteoporozu duyduğu, kadınların osteoporozu daha çok duyduğu, katılımcıların osteoporoz konusunda ana bilgi kaynağının aile-arkadaşlar olduğu belirlenmiştir. Aile sağlığı merkezi bilgi kaynağı olarak 4. sırada yer almıştır. Yalnızca 1 katılımcı DEXA için aile hekimi tarafından yönlendirildiğini bildirmiştir. Katılımcıların osteoporoz bilgi puan ortalaması 5,78 ± 2 olarak hesaplanmıştır. Yaş arttıkça bilgi düzeyinin azaldığı, eğitim düzeyi arttıkça bilgi düzeyinin arttığı görülmüştür. Katılımcıların erken yaşlarda osteoporoz hakkında bilgilendirilmesi, osteoporoz yönetimi konusunda birinci basamağın ve aile hekimlerinin daha aktif rol alması önerilebilir.

Aile sağlığı merkeziBilgi düzeyiDenizli+5
Tuğba Aygündüz
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denizli il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran yetişkinlere deri kanseri ve güneşten korunma ile ilgili verilen eğitimin bilgi düzeyi ve davranışlara etkisi

Deri kanseri en sık görülen kanserlerden biridir ve en önemli risk faktörü UVR maruziyetidir. İnsidansları tüm dünyada giderek artış gösteren deri kanserinden korunmada en önemli adım güneşten korunma önlemlerinin doğru bir şekilde uygulanmasıdır. Haziran-Ağustos 2022 tarihleri arasında Denizli il merkezinde belirlenen 5 ASM'ye başvuran 96 katılımcı ile yürütülen bu çalışma iki aşamadan oluşmaktadır. Kesitsel tipte olan ilk aşamada katılımcıların güneşten korunma davranışları sorgulanmış; bilgi düzeylerini tespit etmek için Deri Kanseri ve Güneş Bilgi Ölçeği kullanılmıştır. Müdahale çalışması olan ikinci aşamada; ilk testin ardından katılımcılara eğitim materyalleri kullanılarak aynı kişi tarafından yüz yüze verilen eğitimin hem kısa hem de uzun dönemde bilgi düzeyine ve davranışlara olan etkisi araştırılmıştır. DKGBÖ puan ortalamaları eğitimden önce 13,11±3,38; eğitimden hemen sonra 21,34±2,87; eğitimden 1 ay sonra ise 20,02±2,89 olarak saptanmıştır. Hem eğitimden önce hem de eğitimden sonra güneşten korunmak amacıyla en sık alınan önlem gölgede durmak; en az alınan önlem ise güneş kremi kullanmaktır. Verilen eğitimin ardından güneşi tehlike olarak görenlerin oranı %58,3'ten %99'a; koyu renkli ve uzun kıyafet tercih edenlerin oranı %57,3'ten %91,7'ye; benlerin değişimini takip etme oranı ise %57,3'ten %95,8'e yükselmiştir. Verilen eğitim katılımcıların bilgi düzeylerini; güneş kremi ve güneş gözlüğü kullanımı dışında tüm güneşten korunma davranışlarının sıklıklarını artırmada etkili olmuştur. Bireyler deri kanseri ve güneşten korunma konusunda bilgilendirilmeli, güneşten korunma önlemlerini almaları sağlanmalı, her bireye kendi kendine deri muayenesi öğretilmeli ve deri kanseri açısından gerekli taramalar yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Deri kanseri, Güneşten korunma, Aile Hekimliği

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziDenizli+7
Melek Ergin
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran hastaların hizmet memnuniyetinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran hastaların memnuniyet düzeyi ve memnuniyeti etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Buradan hareketle elde edilen verilerin kaliteli sağlık hizmeti sunulması konusunda yararlı bilgiler sağlaması beklenmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışma dönemi içinde Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 18 yaş ve üzeri tüm hastalara ulaşılması hedeflenmiştir. Altı ay içinde beklenen 2500 hasta görüşmesini evren alarak, %80 prevalans, 0,05 alfa ve 0,03 örnekleme hatası ile en az 537 kişiye ulaşılması öngörülmüştür. Çalışmanın yapıldığı 1 Mart 2022 - 31 Ağustos 2022 tarihleri arasında Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul edip anket dolduran 579 hastadan 37'sinin veri formu eksik olduğu için çalışmaya alınmamıştır. Çalışmaya alınma ölçütlerini karşılayan 542 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Çalışmaya katılmayı kabul edenlere aydınlatılmış onam imzalatılmış, sonrasında anket formunun sosyodemografik bilgileri içeren kısmı doldurulmuştur. Ardından da hastalardan aldıkları sağlık hizmetlerini değerlendiren EUROPEP-Tr memnuniyet ölçeği kısmını kendilerinin doldurmaları istenmiştir. Elde edilen veriler SPSS 18.0 veri tabanına girilerek istatistiksel değerlendirmeler yapıldı. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra gruplar arası karşılaştırmalarda sayısal değişkenler için Student t testi, ANOVA testi, kategorik değişkenler için Ki kare ve sayısal değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesi için ise Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular : Hastaların median yaşı 42'idi (yaş 18-84). Hastaların %45,5'i erkek, %55,5'i kadındı. Hastaların çoğu kentsel bölgede (%89,1) oturmaktaydı ve %52,2'si 12 yıldan fazla eğitimliydi. Hastaların aile hekimliğimize en sık başvuru nedeni yeni başlayan sağlık sorunları idi. EUROPEP-Tr total skoru 4,4 ± 0.7, genel memnuniyet yüzdesi %79,3 olarak saptandı. En çok memnun olunan alanlar "sizi muayene etmesi", "işini tam yapması" ve "sizi dinlemesi" (sırasıyla %94,5, %94,3 ve %94,1), en az memnun olunan alanların "telefonla hekiminize ulaşabilmeniz" (%52,3), "sağlık merkezine telefonla ulaşabilmeniz" (%59,2) olduğu görüldü. Aktif gelir getiren bir meslekte çalışmayanların ( p<0,001) , diyabeti olanların (p=0,023) ve tiroid hastalığı olanların (p<0,001) anlamlı derecede daha memnun olduğu görüldü. Yaş , cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, gelir düzeyi, meslek, sigara- alkol kullanımı , aile sağlığı merkezine başvuru sayısı ve nedeni hasta memnuniyeti üzerinde etkili değildi (p>0,05). Sonuç: Birinci basamak aile hekimliği hizmetleri sunan sağlık merkezlerinin hasta memnuniyet düzeylerini bilmeleri hizmet kalitesinin artırılması açısından önemlidir. Düzenli yapılacak değerlendirmeler, hasta memnuniyetinin düşük olduğu alanların saptanması ve geliştirilmesi açısından her sağlık merkezi için hastalarının memnuniyeti üzerine geribildirim alma fırsatıdır. Anahtar Kelimeler: Eğitim Aile Sağlığı Merkezi, Hasta memnuniyeti, EUROPEP-Tr

Aile sağlığı merkeziAydınHasta memnuniyeti+3
Damla Damaş
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İzmir'de aile sağlığı merkezi çalışanlarının yaşlılara karşı tutumları

Amaç: Sağlık çalışanlarının yaşlılara hak ettikleri sağlık bakımını sunabilmeleri için, yaşlıların karmaşık sağlık gereksinimlerinin farkında olmaları ve yaşanabilecek iletişim sorunlarının üstesinden gelmeleri gerekir. Bu çalışmada yaş almış bireylerle ilk temas noktası olan birinci basamak sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık çalışanlarının yaşlıya karşı tutumunu ve tutum skorlarına etki eden faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Mart 2018 ve Mayıs 2021 tarihleri arasında ve İzmir'deki Aile Sağlığı Merkezleri'nde görev yapan aile hekimleri ve diğer sağlık çalışanlarının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veri toplama araçları olarak sosyo demografik bilgileri kapsayan bir anket formu ve yaşlılara yönelik tutumun değerlendirildiği "UCLA Geriatrics" ölçeği kullanılmıştır. İlk başta yüz yüze görüşme yöntemi ile başlanan çalışma, 2019 Mart ayında Covid19 pandemisinin başlaması sonrası sağlık çalışanlarının- çalışma koşullarının ağırlaşması ve enfeksiyon riski nedeniyle web ortamında Google Forms ile gerçekleştirildi. Çalışma analizleri için SPSS21.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programında veri tabanı oluşturulup verilerin frekans, yüzde, ortalama ve standard sapma değerleri hesaplandı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi olarak 0.05 (p-value) değeri dikkate alındı. Bulgular: Yaş ortalaması 45, 43± 9, 05 yıl (21-66) olan çalışma grubumuzun UCLA GA anketi toplam puanı ortalama 46, 31±5, 69 olup kadın ve erkek cinsiyet arasında farklılık saptanmamıştır. Hekim ve hekim dışı sağlık çalışanları UCLA GA toplam puan, tıbbi bakım, sosyal değerler ve kaynak kullanımı alt alanları açısından karşılaştırıldığında, gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Ancak "merhamet" alt alanında hekimlerin skorları anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Kırk yaş sınır değeri olarak alındığında, 40 yaş ve altı grupta "tıbbi bakım" alt alanı puanları daha yüksek iken 40 yaş üzeri grupta ise "merhamet" 10 alt alanı puanı daha yüksekti (sırasıyla p=0,037 ve p=0,025). Çalışma yıllarına göre 15 yıl sınır değer olarak alındığında, "merhamet" alt alan puanı,15 yıl üzeri olanlarda daha yüksek bulunmuştur (p=0,012). Halihazırda yaşlı bir bireyle birlikte yaşayanlarda "tıbbi bakım" alt alanı ortalama skoru, daha düşük bulundu (p=0.041). Sonuç: Birinci basamak sağlık çalışanlarının yaşlıya karşı tutumlarında, cinsiyet ve diğer sosyodemografik özelliklerin belirleyici bir etkisi saptanmadı. Ancak "merhamet" puanları hekimlerde, 40 yaş ve altı grupta, 15 yıl ve daha az çalışma yılı olanlarda daha düşük bulundu. Tıbbi bakım alt alan puanları 40 yaş ve altı grupta daha yüksekti.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziSağlık personeli+4
Nur Şehnaz Hatipoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile Sağlığı merkezinde izlemi yapılan 24-60 ay arası çocuklarda obezite sıklığı

GİRİŞ ve AMAÇ: Toplumların sağlıklı bir geleceğe sahip olabilmesinin temelini sağlıkla yetişen çocuklar oluşturmaktadır. Bu sebeple Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) çocukluk çağı obezitesini "21.yüzyılın en önemli sağlık sorunlarından biri ve epidemik bir problem" olarak görmektedir. Biz de çalışmamızda, İstanbul Avcılar ilçesinde aile sağlığı merkezinde izlemi yapılan 24-60 ay arası çocuklarda antropometrik ölçümlerin (Boy, Kilo, Beden Kitle indeksi) üç farklı persentil eğrisine (WHO, CDC, NEYZİ) göre değerlendirilerek obezite sıklığının hesaplanmasını, ulusal ve uluslarası çalışmalarla kıyaslanmasını ve obeziteye yol açan risk faktörlerinin belirlenmesi amaçladık. YÖNTEM: Araştırma analitik tipte bir çalışmadır. Araştırma Mayıs-Ağustos 2021 tarihleri arasında 281 çocuk ve ailesinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Çocukların boy ve kilo ölçümleri CEDD Çözüm programına girilerek WHO, CDC, NEYZİ persentillerine göre BKİ z-skorları hesaplanmıştır. Ailelerin sosyodemografik özellikleri, çocuğun beslenme ve doğum özellikleri, aile fertlerinin boy ve kilo değerleri veri toplama formu aracılığıyla araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS sürüm 26 kullanılmıştır. Anket formumuzda yer alan kategorik değişkenler ve bunların ortaya çıkış sayıları frekans değerleri ve yüzdeler şeklinde gösterilmiştir. Karşılaştırmalarda bağımsız gruplar için Student t testi kullanılmıştır. Çocukların cinsiyetine göre kategorik değişkenlerin dağılımları Pearson ki-kare testi ile değerlendirilmiştir. Çalışmamızda anlamlılık düzeyi de 0.05 olarak alınmıştır. BULGULAR: Ortalama yaşları 41,6±10,9 ay olan 281 çocukta, fazla kilolu ve obez olma durumu CDC kriterlerine göre %26,34; NEYZİ kriterlerine göre %24,9; WHO kriterlerine göre %29,9 bulunmuştur. BKİ değerleri ile Neyzi, CDC, WHO persentilleri ve z skorları arasında istatistiksel açıdan anlamlı yüksek derecede korelasyon saptanmıştır (r: 0.800-0.980, p<0.01). Çocuğun doğumdaki boy ve kilo değerleriyle ebeveynlere ait değişkenler (BKİ, eğitim düzeyi, çalışma durumu vb.) arasında 0-0.20 arasında çok düşük korelasyonlar ortaya çıkmıştır(p>0.05). Çocukların 12-13 ay kiloları ve obezite durumlarıyla şu anki obezite değerleri arasında her üç kılavuza göre de orta düzeyde bir ilişki görülmektedir (r değerleri 0.408 – 0.521). Bulunan bu değişkenler arasındaki korelasyonlarda istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.01). Çalışmamızda aşırı kiloluluk ve obezite her üç kılavuza göre de kızlarda ve kız kardeşlerinde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kızlarda obezite oranı %15,06 oranıyla en fazla WHO BKİ z-skorlarında bulunmuştur. Aynı şekilde erkeklerde de obezite oranı %5,9 oranıyla en yüksek WHO BKİ z-skorlarında bulunmuştur. SONUÇ: Olcay Neyzi persentil değerlerine göre obezite sıklığı %7,83 olarak hesaplanmış olup, obezite sıklığı %10,68 oranıyla en fazla WHO persentillerinde bulunmuştur. Çalışmamızdaki obezite sıklığı ülkemizde yapılan çalışmalardan (%14-%24) daha düşük bulunmuş, ancak fazla kilolu ve obez olma durumu toplamı benzer bulunmuştur. Çalışmamızdaki kız çocuklarında ve onların da kız cinsiyetteki kardeşlerinde gözlediğimiz yüksek değerler, obezite mücadelesinde kız çocuklarına özel uygulamalar geliştirilmesini gerektirmekte ve sıklığı günden güne artan obeziteyi, ancak kendi ulusal veri tabanımızı oluşturup toplumumuza uygun persentil eğrilerini kullanarak en doğru biçimde tespit edip yönetebileceğimizi düşündürmektedir. Anahtar Sözcükler: obezite, çocuk, BKİ, Neyzi, CDC, WHO

Aile sağlığı merkeziObeziteRisk faktörleri+3
Abdullah Tokay
Demiroğlu Bilim University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile Sağlığı Merkezi'ne gelen doğurgan yaştaki kadınların aile planlaması yöntemleri konusunda bilgi düzeyi ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmanın amacı Bağcılar 20 No'lu Aile Sağlığı Merkezi'ne herhangi bir nedenle başvuran doğurgan yaştaki kadınların aile planlaması konusunda bilgi düzeyini öğrenmek ve bu konudaki davranış şekillerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma evrenini Bağcılar 20 No'lu Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 15-49 yaş doğurgan yaştaki 7838 kadın oluşturmaktadır. Bu evrenden araştırma projemizle ilgili hesapladığımız örneklem büyüklüğü olan 200 doğurgan kadına 50 sorudan oluşan anket formumuz yüz yüze görüşme tekniği ile uygulanmıştır. Bu çalışma, aile sağlığı merkezine gelen doğurgan yaştaki kadınların aile planlaması yöntemleri konusunda bilgi düzeyi ve davranışlarının değerlendirilmesini belirlemek amacı ile kesitsel olarak yapılmıştır Bulgular: Aile Sağlığı Merkezi'ne müracaat eden kadınların bilgi ve davranış önermelerine verdikleri cevapların dağılımlarına baktığımızda, doğru cevap verme oranlarının %28.0-%85.5 aralığında değiştiği görülmektedir. Bilgi önermelerine eğitim düzeyi lise ve üstü olanların, ortaokul ve altı olanlara göre daha yüksek oranda doğru cevap verdikleri görülmektedir. Düşük ekonomik düzeyde olanlar daha yüksek oranda doğru yanıt vermiştir. Bu önermelerin hepsinde çalışan kadınlar daha yüksek oranda doğru yanıt vermişlerdir. Evlenme yaşı 30 ve üzeri olan kadınlar daha yüksek oranda doğru yanıt vermiştir. Bu önermelere modern yöntem kullananların daha yüksek oranda doğru yanıt verdiği görülmüştür. Sonuçlar: Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, Aile Sağlığı Merkezi'ne müracaat eden kadınların bilgi ve davranış önermelerine verdikleri cevapların dağılımlarına baktığımızda, doğru cevap verme oranlarının %28.0-%85.5 aralığında değiştiği görülmektedir. Bu da aile planlaması konusunda kadınlarımızın bilgilendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Herhangi bir modern/geleneksel aile planlaması yönteminin kişiye uygun olup olmadığının belirlenmesi açısından sağlık kuruluşuna danışılması ve aile planlaması danışmanlığı alınması gerektiği noktasında, konu ile ilişkili olan Aile Sağlığı Merkezi gibi ailelere ilk adımda ulaşabilecek birimlerin, ailelerle sıkı iletişimde olması önerilmektedir. Anahtar sözcükler: aile sağlığı, aile planlaması, doğum kontrolü, kadın, bilgi

Aile planlamasıAile sağlığı merkeziBilgi düzeyi+4
Ömür Vardarlı
Demiroğlu Bilim University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bursa'daki Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran bireylerin kanser tarama testlerine katılımlarını etkileyen faktörlerin ve COVID-19 pandemisinin bu duruma etkisinin değerlendirilmesi

Kanser, dünya genelindeki ölümlerin önde gelen nedenlerinden birisidir. Kansere yol açan risk faktörlerinden kaçınılarak ve mevcut kanıta dayalı kanser önleme stratejileri uygulanarak kanserlerin %30 ila %50'si önlenebilmektedir. Ülkemizde Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği üç kanser türünde rutin tarama yapılmaktadır. Geçtiğimiz son iki yıldır içinde bulunduğumuz COVID-19 pandemisi yalnızca yüksek morbidite ve mortaliteye sebep olmakla kalmamış, sınırlı kaynakların pandemi ile mücadelede tüketilmesi ile rutin ve koruyucu sağlık hizmetlerinin sunumu aksamış ve kanser taramaları sekteye uğramıştır. Ayrıca tarama yaptırması gereken kişiler de hastalığa yakalanma korkusu nedeniyle sağlık kuruluşlarına gitmekte tereddüt etmişlerdir. Çalışmamızda aile sağlığı merkezlerine başvuran bireylerin kanser tarama hizmetlerinden yararlanma durumlarının incelenmesi ve bunu etkileyen faktörlerin ortaya konulması ile hizmette aksamaya yönelik problemin tanımlanması amaçlanmıştır. Çalışmamız Bursa iline bağlı 8 ASM'ye 2022 yılı Şubat, Mart ve Nisan aylarında başvuran; ulusal kanser taramaları için uygun yaş ve cinsiyet özelliklerini sağlayan 324 kişi ile yürütülmüştür. Katılımcılara ilk bölümde genel sosyodemografik bilgileri, sağlıklı yaşam davranışları ve kanser taramaları ile ilgili sorular; ikinci bölümde ise Sağlık Algısı Ölçeği bulunan anket yüz yüze uygulanmıştır. Pandemi öncesi dönemde kanser tarama hizmetlerine katılım oranı %52,2 iken pandemi sürecinde bu oranın %16,4'e düştüğü görülmüştür. Bireylerin tarama yaptırmama sebeplerinin yaklaşık yarısı pandemi ile doğrudan ilgilidir. En sık sebep ise pandemi kaynaklı enfeksiyona yakalanma riskidir. Pandemi öncesi dönemde olduğu gibi pandemi sürecinde de bireylerin en sık tarama yaptırmama sebepleri arasında ilk sıralarda, zaman ayıramama ve tarama yapıldığını bilmeme durumları olduğu görülmüştür. Bu çalışma sonucu elde ettiğimiz veriler ve literatürdeki bilgiler ışığında pandemi ile mücadelede, koruyucu sağlık hizmetlerinin yeniden organizasyonu ve halkın bu konuda bilgilendirilmesi konusunda yetersizlik yaşandığı görülmektedir. COVID-19 etkisi azaldıkça tarama hizmetlerinde ortaya çıkabilecek olan yığılmaları önlemek için hizmet olanaklarının artırılması gerekmektedir. Ayrıca kanser tarama hizmetlerinde, malignite geliştirme riski daha yüksek olan bireylere öncelik verilmesi gibi bazı stratejik değişiklikler yapılabilir. Benzer kriz durumlarında çalışmamızda bahsettiğimiz önlemler ile sağlık sisteminde yaşanması muhtemel yeni bir krizin önüne geçilmesi mümkün olabilir. Anahtar kelimeler: COVID-19, kanser taramaları, aile sağlığı merkezi, sağlık algısı ölçeği.

Aile sağlığı merkeziBursaCOVID 19+5
Erdinç Sevinç
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir aile sağlığı merkezine başvuran diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastalarının anksiyete ve depresyon açısından değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar zaman içinde çeşitli organ fonksiyonlarında bozulmaya neden olur. Bu durum psikiyatrik hastalıkları beraberinde getirir. Bu çalışmada amacımız; bir aile sağlığı merkezine başvuran diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarının depresyon ve anksiyete riskini ve düzeyini belirleyerek, bazı bağımsız değişkenlerle olan ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01 Ekim 2018 - 01 Şubat 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çorum Merkez Hasanpaşa Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran toplam 330 diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastasına sosyodemografik veri anketi ile birlikte Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulandı. Hastalar sadece hipertansiyonu olanlar, sadece diyabeti olanlar ve hem hipertansiyon hem de diyabeti birlikte bulunanlar olarak üç gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 226'sının kadın, 104'ün erkek olduğu saptandı. Yaş ortalaması 53,69±7,24 yıl olarak tespit edildi. Hastaların 66'sı diyabet, 181'i hipertansiyon ve 83'ü diyabet+hipertansiyon hastası olduğu görüldü. Diyabet grubunda %42,4, hipertansiyon grubunda %32,5, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %40,9 oranında anksiyete bozukluğu saptanırken, depresyon oranlarına bakıldığında diyabet grubunda %31,8, hipertansiyon grubunda %28,7, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %32,5 oranında gözlendi. Grupların yaş dağılımında, eğitim düzeylerinde, egzersiz sıklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Diyabet hastalarında, hipertansiyon hastalarına oranla anksiyete bozukluğu daha fazla gözlendi. Her üç grupta da kadın cinsiyette anksiyete oranları erkeklere göre daha yüksek bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hastalık yılı açısından yapılan incelemede HT tanısı alınan ilk yıl ve on yıldan sonra depresyon skorlarının artmış olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç: Diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarına, hasta merkezli klinik yöntemle yaklaşılmalı, hasta bütüncül olarak ele alınmalı, yalnızca fiziksel rahatsızlık ve komplikasyonları ile değil, psikolojik ve sosyal açıdan da değerlendirilmelidir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAnksiyete+3
Tuba Kayır
Hitit University
2019
00

Related subjects