Biochemical properties

88 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Şırnak ili Silopi ilçesinde toplanan nar genetik kaynaklarında fenolojik,pomolojik, fizikokimyasal ve moleküler düzeyde çeşitliliğin araştırılması

Dünya genelinde yetiştirilen birçok meyve çeşidi, seleksiyon çalışmaları sonucunda elde edilmiştir. Özellikle nar üretiminin yoğun olduğu ülkelerde, planlı ıslah çalışmalarından ziyade seleksiyon yöntemiyle çeşit geliştirme yoluna gidildiği bilinmektedir. Narın anavatanlarından biri olan Türkiye, geniş bir genetik çeşitliliğe sahiptir. Bu durum, yeni nar çeşitlerinin geliştirilmesi açısından büyük bir avantaj sağlamaktadır. Bu çalışma, Şırnak ili Silopi ilçesinde bulunan yerel nar genotiplerinin pomolojik ve fizikokimyasal özelliklerinin belirlenmesi ve genetik olarak tanımlanması amacıyla yapılmıştır. Genotiplerde meyve ağırlığı 108,39 - 452,48 g arasında bulunmuştur. Meyve yoğunluğu en yüksek (1,25 g/cm³) 73SLP22 genotipinde belirlenmiştir. Kaliks eni en yüksek (24,78 mm) 73SLP46 genotipinde, kaliks boyu en yüksek (14,85 mm) 73SLP50 genotipinde elde edilmiştir. Kabuk kalınlığı, genotiplere göre geniş bir aralıkta değişiklik göstermiştir. Çoğu genotip 1,60 - 2,50 mm aralığında değerler vermiştir. Yüz dane ağırlığı 60,75 g (73SLP07) – 22,10 g (73SLP20) arasında değişmiştir. Meyve iç ağırlığı 203,32 (73SLP46) - 52,53 g (73SLP48) arasında değişmiştir. Genotiplerde L* değeri 44,98 (73SLP19) - 24,37 (73SLP16), Chroma değeri 27,31 (73SLP20) - 15,67 (73SLP28), hue açısı 71,15 (73SLP13) - 25,15 (73SLP16) arasında değişiklik göstermiştir. SÇKM %19,30 (73SLP16) - 13,90 (73SLP34 ve 73SLP43), pH 4,05 (73SLP48) - 3,97 (73SLP37), TA %2,94 (73SLP47) – 0,60 (73SLP37) arasında değişmiştir. Çalışmada ortalama polimorfizm değeri 96,9 olarak belirlenmiştir. Bu durum çalışmanın, genetik çeşitliliği yüksek bir nar popülasyonunun incelendiğini ve kullanılan markörlerin elde edilen polimorfizm değerinde etkili olduğunu göstermektedir. Çalışmada ortalama etkili alel sayısı (ne) 1,51, gen çeşitliliği değeri (h) 0,31, Shannon indeksi değeri ise (I) 0,47 olarak hesaplanmıştır.

Biyokimyasal özelliklerMorfolojik özelliklerNar+1
Sultan Doğan
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn potansiyeli yüksek bazı domates hatlarının verim ve meyve kalite niteliklerinin belirlenmesi

Bu çalışma Enza Zaden Tarım Ar-Ge Taş. ve Tic. Şirketi'nin gen havuzundaki beef, salkım ve tekli özellik gösteren oturak ve sırık domates (Solanum lycopersicum) grubuna ait genotipler kullanılarak yapılmıştır. Yürütülen bu tez çalışmasında, ıslah programlarında en önemli kriterler arasında yer alan; verim, hastalık ve zararlı dayanıklılığı gibi konuların yanısıra meyve kalite nitelikleri de ön planda tutulmuştur. Genotiplerde morfolojik ve agronomik özellikleri değerlendirmek için bitki ve meyveden fenotipik gözlemler alınmıştır. Boğum arası uzunluk, bitki boyu, toplam verim, ortalama meyve ağırlığı, meye çapı, meyve kabuk rengi, meyve sertliği, SÇKM, titre edilebilir asitlik, pH, EC değerleri, duyusal analizler ve toplam fenolik, toplam antioksidan, Vitamin C, likopen, B-karoten gibi özellikler bakımından tüm genotipler değerlendirilmiştir. Biyokimyasal özellikleri bakımından üstün olan genotiplerin belirlenmesi ile gen havuzundaki varyasyon görülmüştür. Bu sonuçlardan elde edilen bilgiler melezleme çalışmalarında ebeveyn seçiminde kullanılacak olup kaliteli ticari çeşitlerin geliştirilmesine olanak sağlayacaktır. Bu çalışmada kullanılan genotiplerin bitki başına verimleri 1.20-5.24 kg/bitki arasında değişim gösterirken ortalama meyve ağırlıklarının 60.22-579.5 g arasında değiştiği görülmüştür. Çalışma sonucunda domates meyvelerindeki L* değerlerinin 34.43-45.68, a* değerleri 23.67-39.82, b* değerleri 15.62-46,84 arasında değişim gösterdiği görülmüştür. Meyvelerdeki, titre edilebilir asitliğin %0.21-0.56, pH'nın 3.70-4.81, SÇKM miktarının %2.50-4.91, C vitamini içeriğinin 5.48-15.39 mg/100 g, likopen miktarının 3.90-12.89 mg/100 g, B-karoten miktarının 0.65-3.10 mg/100g, toplam fenolik madde içeriğinin 0.74-3.13 mg/g, antioksidan kapasitesinin ise %22.61- 67.11 arasında değişim gösterdiği belirlenmiştir. Bu kalite niteliklerinin incelenmesi sonucunda TBT2110, TBT2115, TBT2133, TBT2147, TBT2188 numaralı genotiplerinin biyokimyasal içerik yönünden üstün özellikte olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bu veriler mevcut genetik kaynaklar ile geliştirilerek yeni çeşit eldesine katkıda bulunması beklenmektedir.

Biyokimyasal özelliklerGenotipLikopen+2
Kevser Tosun
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Denizli bölgesinde yetiştirilen bazı Trabzon hurması çeşitlerinin pomolojik özellikleri ile taze ve kurutulmuş meyvelerde biyokimyasal içeriklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada Denizli bölgesinde yetiştirilen bazı Trabzon hurması çeşitlerinin fenolojik ve morfolojik gelişimleri ile bazı meyve kalite özellikleri ve kurutulduktan sonra meyvelerde meydana gelen biyokimyasal değişimlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bütün çeşitlerin nisan ayında tomurcuk patlaması evresini gerçekleştirdiği ve mayıs ayında tam çiçeklenme dönemine ulaştığı tespit edilmiştir. Tam çiçeklenmeden beş ay sonra ekim ayında tüm çeşitler hasat olumuna ulaşmış ve hasat edilmiştir. Ağaç özelliği bakımından en kuvvetli gelişim gösteren çeşit 'Hana Fuyu', en zayıf gelişim gösteren çeşit ise 'Fuyu' olmuştur. Meyve özellikleri bakımından en iri meyvelerin Hachiya çeşidine ait olduğu tespit edilmiştir. Trabzon hurmalarının meyve sularında yapılan analizler sonucunda suda çözünebilir kuru madde miktarının %13.00 (Hana Fuyu) ile %20.63 (Fuyu), pH değerinin 5.64 (Fuyu) ile 5.90 (Hana Fuyu), titre edilebilir asit %0.14 (Hana Fuyu) ile %0.28 (Rojo Brillantee), L* değerinin 64.00 (Fuyu) ile 66.76 (Hana Fuyu), a* değerinin 6.25 (Hachiya) ile 22.97 (Rojo Brillantee), b* değerinin ise 61.89 (Rojo Brillantee) ile 70.34 (Hana Fuyu) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Kurutma işlemi sonrası tanen içeriğinde Haciha ve Rojo Brillantee çeşitlerinde %33.00, Hana Fuyu ve Fuyu çeşitlerinde ise %40.00 oranında azalmanın olduğu saptanmıştır. Kurutulmuş Hachiya, Hana Fuyu ve Fuyu meyvelerinin, taze meyvelerden daha yüksek flavonoid madde içerdiği tespit edilmiştir. Flavonoid madde içeriğinde en fazla artışın %302 oranla Hana Fuyu çeşidinde gerçekleştiği belirlenmiştir. Rojo Brillantee çeşidinde ise flavonoid içeriğinde azalmanın olduğu saptanmıştır. Trabzon hurması meyvelerinde kurutulduktan sonra toplam fenolik madde içeriği, antioksidan aktivite ve fenolik bileşenlerin azaldığı ancak yine de yüksek oranda antioksidan madde içerdiği tespit edilmiştir.

Antioksidan kapasiteBiyokimyasal özelliklerDenizli+3
Cuma Nur Kılıç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerli ve yabancı orijinli rezene (foeniculum vulgare) genotiplerinde srap moleküler marker desteğiyle akrabalık dereceleri ve yüksek verim ile kaliteye sahip hatların belirlenmesi

Çalışmada yerli ve yabancı orijinli rezene genotiplerinin akrabalık dereceleri ile yüksek verim ve kaliteye sahip genotiplerin belirlenmesi amaçlanmıştır. USDA koleksiyonundan temin edilen 26 adet yabancı orijinli, Burdur, Denizli ve Antalya bölgelerinden tek bitki seleksiyonu ile temin edilen 14 adet yerli genotip materyal olarak kullanılmıştır. Genotipler Isparta Uygulamalı Bilimler üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında 2021-2022 yıllarında tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yetiştirilmişlerdir. İki yıl ortalamasına göre genotiplerin çiçeklenme zamanı 58.5-76.2 gün, olgunlaşma zamanı 116.5-135.5 gün, bitki boyu 51.1-120.5 cm, sap kalınlığı 4.2-11.4 mm, dal sayısı 4.5-7.4 adet/bitki ve şemsiye sayısı 6.7-16.3 adet/bitki, hasat indeksi %28.9-59.1, 1000 meyve ağırlığı 6.1-104.6 g ve meyve verimi 55.2-368.6 kg/da, uçucu yağ oranı %1.70-3.44, uçucu yağ verimi 1.55-10.28 kg/da, sabit yağ oranı %19.28-23.58, sabit yağ verimi 12.18-79.03 kg/da arasında değişim göstermiştir. Çalışmada 17 genotipin trans-anethole içeriğinin Avrupa Farmakopesine uygun olduğu belirlenmiştir. Rezene genotiplerinin sabit yağ ana bileşeni petroselenik asit olarak tespit edilmiş, bunu linoleik, palmitik ve oleik asit takip etmiştir. Petroselenik asit içeriği 2021 yılında %64.76-81.31 (F10-F37) ve 2022 yılında %61.46-81.57 (F45-F13) arasında değişim göstermiştir. Yerli ve yabancı genotiplerin SRAP moleküler markör taramaları ile genetik akrabalıkları belirlenmiştir. US (F30), USA (F27) ve Sırbıstan&Karadağ (F14) nolu genotipler diğer genotiplerden tamamen farklı yer almışlardır. Diğer genotipler iki ana gruba ayrılmışlardır. Birinci grup üç alt gruba ayılmıştır. İkinci grup dört alt gruba ayrılmıştır. Sonuç olarak çalışmamızda F4, F5, F40, F45 ve F46 nolu genotipler verim tipi, F7, F8 ve F10 nolu genotipler uçucu yağ tipi ve F6, F11, F17, F28, F32 ve F36 nolu genotipler ise verim ve uçucu yağ tipi genotipler ümitvar olarak bir sonraki generasyona aktarılmıştır.

Biyokimyasal özelliklerFoeniculum vulgareGenotip+2
Murat Mutlucan
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli hastalarda beslenme durumu, biyokimyasal bulgular ve sezgisel yeme arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma; Tip 2 DM'li bireylerde beslenme durumu, biyokimyasal parametreler, antropometrik ölçümler ve sezgisel yeme ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın 1 Aralık 2019 - 1 Haziran 2020 tarihleri arasında Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran Tip-2 diyabetli minimum 46 bireyin katılımıyla gerçekleşmesi planlanmıştır. Ancak Mart 2020'den itibaren tüm dünyada etkisini gösteren COVID-19 salgını ve Tip 2 DM'li hastaların risk grubunda bulunması nedeniyle anketler 9 Mart 2020 – 1 Haziran 2020 tarihleri arasında Hocalı Aile Sağlığı Merkezi (n=38) ve Akkapı 2 Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nde (n=10) kayıtlı olan ve rutin istenen kan tahlil sonuçlarına göre Tip 2 diyabetli 48 hastanın katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin, demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, sezgisel yeme davranışlarını saptamak amacıyla Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (IES-2), biyokimyasal testleri ve hafta içi 1 gün ve hafta sonu 1 günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Çalışmada bireylerin enerji ve besin ögesi tüketimi BeBİS (Beslenme Bilgi Sistemleri) programı aracılığıyla hesaplanmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS 24.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Grup t-Testi, Kikare Testi ile Pearson Korelasyon Analizi uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre Tip-2 DM'lilerin %77.1'i düzenli olarak günde 3 ana öğün ve %41.7'si düzenli olarak günde 3 ara öğün tüketmekte, %22.9'si gün içinde ana öğün ve %43.8'i de ara öğün atlamaktadır. En sık atlanan ana öğün "öğle" (%54.5) ve ara öğün de "gece" öğünü (%50.0) olarak belirlenmiştir. Öğün atlama nedenleri arasında zayıflama isteği, zaman yetersizliği, alışkanlık olmaması öne çıkmaktadır. Katılımcıların cinsiyeti ile BKI, bel çevresi ve vücut yağ oranı arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır (p>0.05). Tip-2 DM'li bireylerin biyokimyasal parametrelerinden LDL ile Toplam Kolestrol parametreleri referans değer aralığında yer almakta, HbA1c, AKŞ ve HDL parametreleri ise referans değerlerin üstünde bulunmaktadır. Günlük enerji tüketim ortalaması kadınlarda 1722.66±162.92 kkal, erkeklerde 2195.94±217.89 kkal'dir. Cinsiyet ve yaşa göre günlük enerji alımının önerilen düzeyi karşılama oranı kadınlarda %53.1, erkeklerde %56.3'dür. Yaş ve cinsiyete göre önerilen günlük enerji düzeyi karşılama oranı istatiksel açıdan farklılık göstermemektedir (p>0.05). Günlük diyetle alınan enerjideki karbonhidrat, protein ve yağ düzeyleri kadınlarda %59.72±2.34, %17.43±2.98 ve %22.83±3.46, erkeklerde %60.98±1.85, %15.64±1.31 ve %23.36±2.35'dir. Cinsiyete göre diyabetli bireylerin günlük enerji alımındaki makro besin öğeleri farklılaşmamaktadır (p>0.05). Cinsiyete göre katılımcıların sezgisel yeme ölçeği toplam puanı ile UPE, EPR, RHSC puanları anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0.05). Kadınların B-FCC puan ortalaması erkeklerden anlamlı düzeyde daha yüksektir (p<0.05). Sezgisel yeme ölçeğinin bazı alt boyutları ile HbA1c ve AKŞ değerleri arasında (p<0.05), BKI, bel çevresi ve vücut yağ oranı arasında (p<0.05) ve günlük enerji ile yağ alımı arasında istatiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmaktadır (p<0.05). Sonuç olarak Tip-2 DM'li bireylerde sezgisel yeme ile antropometrik ölçümler ve biyokimyasal parametreler, beslenme durumu ile ilişkisini kısmen destekleyen sonuçlara ulaşılmıştır. Daha kapsamlı sonuçlar elde etmek üzere, farklı bölgelerde ve daha büyük örneklemler ile çalışmalar yapılması önerilmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuBiyokimyasal özellikler+3
Merve Pazar
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda sabit dozlarla tekrarlanan disosiyatif anestezinin histopatolojik ve biyokimyasal değerlere etkisi.

Hayvanlarda küçük cerrahi müdahaleler, yara bakımı, radyografi, idrar ve kan örneklerinin toplanması, göz, kulak ve oral muayenelerin yapılması, tırnak kesimi, diren, bandaj ve kateter uygulamaları ve deneysel uygulamalar gibi amaçlarla hayvanlara anestezi veya sedasyon uygulanabilmektedir. Belirtilen uygulamalardan dolayı hayvanlara bazı durumlarda tekrarlayan dozlarda anestezik madde verilmesi gerekebilmektedir. Çalışmamızın amacı çeşitli nedenlerle tekrarlanan dozlarda anestezi uygulaması yapılan hayvanların histopatolojik ve biyokimyasal değerlerindeki değişikliğin belirlenmesidir. Bu amaçla çalışmada ağırlıkları 160-220 gr arasında değişen 72 adet Wistar Albino dişi rat kullanılmıştır. Hayvanlar kontrol gurubu, zolazepam-tiletamin gurubu ve ksilazin-ketamin gurubu olmak üzere 3 ana gruba ayrıldı. Her bir ana gurup ise kendi içerisinde farklı günlerde yapılan 4 anestezi uygulamasına göre 4 farklı gruba ayrıldı. Hayvanlara 1, 3, 5 ve 7. günlerde anestezi uygulaması yapıldı. Anestezi uygulamaları boyunca hayvanların pedal, korneal, kutanöz ve doğrulma refleksleri kontrol edilerek kayıt altına alındı. Her bir uygulamanın ardından 2,4,6 ve 8. günlerde her ana gruptan rastgele 6 hayvan seçilip kan örnekleri alındıktan sonra sakrifiye edildi. Sakrifikasyon işleminin ardından hayvanlardan beyin, böbrek ve karaciğer örnekleri alındı. Alınan kan örneklerinin serumları çıkartıldı ve bu serumlarda AST, ALT, LDH, ALP, kreatinin, üre, albümin, seruloplazmin, total protein, globülin seviyeleri belirlendi. Alınan doku örnekleri hematoksilen eozin ile boyandıktan sonra histopatolojik olarak incelendi. Tekrarlayan dozlarda uygulanan zolazepam-tiletamin ve ksilazin-ketamin uygulamalarının bazı biyokimyasal, histopatolojik parametrelerinde ve refleks sürelerinde belirgin biçimde değişikliklere neden olduğu belirlendi. Tekrarlayan dozlarda anestezi uygulanmak durumunda kalınan hastalarda biyokimyasal parametreler değerlendirilmek istendiğinde çalışmamızda belirtilen değişikliklerin göz önünde bulundurulması hastanın daha doğru değerlendirilmesinde faydalı olacağı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Disosiyatif anestezi, Tiletamin, Ketamin, Ksilazin, Tekrarlayan Dozlar.

AnesteziBiyokimyasal özelliklerCerrahi-veteriner hekimlik+7
Caner Kayıkcı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir'den temin edilen çörekotu ballarının antioksidan aktivitesinin spektrofotometrik ve elektrokimyasal yöntemlerle araştırılması

Modern dünyada günlük beslenmede doğal gıdaların kullanımı önemli ölçüde artmıştır. Bu gıdalar, insan sağlığı üzerinde faydalı etkileri olan flavonoidler ve fenolik asitler de dahil olmak üzere çeşitli antioksidan bileşikler içerir. Tamamen doğal bir gıda olan bal, son derece lezzetli bir formda besinsel antioksidanlar sağladığı için bu kapsamda değerlendirilen gıdaların başında gelmektedir. Kestane, kekik, funda, karaçalı, ormangülü, ıhlamur, yonca, astragalus, ayçiçeği, naringin ve pamuk balları, en yoğun şekilde araştırılan tek çiçekli çiçek balları arasındadır. Çam, meşe ve sedir ise en çok incelenen salgı ballarıdır. Çörek otu (Nigella sativa L.) balı değerli bir monofloral bal olmasına rağmen literatürde hem kimyasal hem de biyokimyasal açıdan daha az çalışmaya konu olmuştur. Bu tez çalışması kapsamında İzmir'in Buca ilçesinden temin edilen beş farklı çörekotu balının toplam fenolik ve flavonoid içerikleri, DPPH radikal süpürme, Fe2+ ile şelat oluşturma ve katalaz enzim aktivitesi gösterme potansiyellerine dayanan spektroskopik antioksidan aktiviteleri ile elektrokimyasal olarak gallik asit ve askorbik asitle karşılaştırılan antioksidan aktiviteleri araştırıldı. Bal numunelerinin kolinesteraz enzimlerini inhibe edebilme oranları ortaya konularak çörekotu ballarının nörolojik hastalıklar üzerindeki potansiyel iyileştirici etkisi de araştırıldı. Ayrıca plazmid DNA üzerinde oluşturulan radikalik bir hasarı önleme potansiyelleri de agaroz jel elektroforezi ile görüntülenerek ortaya konuldu. İncelenen 5 örneğin toplam fenolik içerikleri ve DPPH radikal süpürme ve katalaz aktiviteleri hemen hemen aynı iken, toplam flavonoid içerik açısından IV numaralı bal daha zengindir. Aynı balın diğerlerine nazaran asetilkolin esteraz enzimini de daha yüksek derecede inhibe ettiği bulundu. Elektrokimyasal antioksidan aktivite incelemelerinde I numaralı balın daha yüksek sonuçlar verdiği sonucuna erişildi. Bu numunenin 1 gram bal başına 0.787 mg GAE olmak üzere en yüksek fenolik içerik ve 9.84 mg/mL'lik IC50 değeriyle en etkin radikal süpürücü aktivite gösterdiği bulgusu spektroskopik ve elektrokimyasal antioksidan araştırma bulgularının birbirini desteklediğini göstermektedir. Ayrıca Fenton reaksiyonu ile oluşturulan hidroksil iyonu radikallerinin plazmid DNA üzerinde oluşturduğu hasarında yine tüm bal örnekleri tarafından eşit derecede giderildiği agaroz jel elektroforezi üzerinde kırık DNA'nın süpersarmal forma dönüşümü oranıyla ortaya konuldu. Sağlık açısından birçok faydası olduğu bilinen çörekotu bitkisi kaynaklı bal örneklerinin de aynı derecede yararlı olabileceği düşüncesiyle planlanan ve yürütülen bu tez çalışması neticesinde bir ön çalışma niteliğinde olan çalışma sonuçlarının, diğer bal türlerine göre literatürde nadir incelelen çörekotu ballarına ilgi oluşturacağı ve ileri düzeyde planlanacak çalışmalarla doğal ilaç arayışları için önemli bir aday potansiyeli olduğu sonucuna varıldı.

BiyokimyaBiyokimyasal analizBiyokimyasal özellikler+2
Taner Kayacı
Ordu University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Adrese teslim diyet yemek hizmetinin ağırlık kaybı ve metabolik parametreler üzerine etkisi

Adrese teslim diyet yemek hizmeti, ağırlık yönetiminde diyet-bazlı yeni konseptlere duyulan ihtiyacın bir sonucu olarak zayıflama diyetlerinde kullanılmaktadır. Bu araştırma, zayıflama programlarına katılarak adrese teslim diyet yemek hizmeti (vaka=30) alan ve almayan (kontrol=30) hafif şişman ve şişman kadınlarda bazı biyokimyasal parametreler, antropometrik ölçümler ve beslenme durumunun değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma; Kayseride Sağlıklı Beslenme Hizmeti veren özel kuruluşa başvuran ve zayıflama tedavisi planlanan, Beden Kütle İndeksi (BKI) 25-35 kg/m2 olan, 25-45 yaş aralığındaki 60 gönüllü hafif şişman ve şişman kadın üzerinde yapılmıştır. Vaka ve kontrol grubu 8 hafta takip edilmiştir. Katılımcıların genel bilgileri, besin tüketim kayıtları, fiziksel aktivite durumu, antropometrik ölçümleri, biyoelektrik impedans analizleri (BİA), ergospirometre (FİTMATE) ile dinlenme metabolizma hızı ve Üç Faktörlü Yeme Ölçeği ile yeme davranışı değerlendirilmiştir. Tüm bireylerin bazı biyokimyasal parametreleri (açlık kan şekeri (AKŞ), HOMA-IR, lipit profili vb.) kaydedilmiştir. Bireylerin tümüne genel beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumu göz önüne alınarak yeterli ve dengeli beslenme planı (%55-60 karbonhidrat, %15-20 protein, %25-30 yağ) hazırlanmıştır. Araştırmanın başında (1. hafta) ve sonunda (8. hafta) incelenen bazı parametreler; vücut ağırlığı (p>0,05), beden kütle indeksi (BKİ) (p>0,05), bel çevresi (p<0,01), kalça çevresi (p<0,05), vücut yağ yüzdesi (p>0,05), dinlenme metabolizma hızı (p<0,05) değerleri farkı adrese teslim diyet yemek alan bireylerde kontrol grubundan daha yüksek saptanmıştır. Araştırma sürecinde vaka ve kontrol grubunda diyetle protein (sırasıyla p<0,001ve p<0,001) ve yağ (sırasıyla p<0,001ve p<0,001) alımında artma, karbonhidrat (sırasıyla p<0,001ve p<0,001) alımında ise azalma belirlenmiştir. Çalışma süresince posa alımı vaka grubunda azalırken (p<0,001), kontrol grubunda ise artmıştır (p<0,001). Grupxzaman açısından değerlendirildiğinde aralarındaki farklılık istatistiksel açıdan önemlidir (p<0,001). Adrese teslim diyet yemek hizmeti alan bireylerde kontrolsüz yeme ve duygusal yeme puanları daha düşük iken, bilinçli kısıtlama puanı daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Vaka grubunda araştırmanın başında (1. hafta) ve sonundaki (8. hafta) vücut ağırlığı kaybı farkı ile bel çevresi (p<0,001), kalça çevresi (p<0,05), serum açlık kan şekeri (AKŞ) (p<0,05), serum insülin (p<0,001), HOMA-IR (p<0,01) arasında pozitif, HDL kolesterol (p<0,05) arasında negatif yönde korelasyon saptanmıştır. Kontrol grubunda ise vücut ağırlığı kaybı farkı ile bel çevresi (p<0,001), kalça çevresi (p<0,001),boyun çevresi (p<0,001), AKŞ (p<0,001), insülin (p<0,001), HOMA-IR (p<0,05) arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda grupxzaman etkisi değerlendirildiğinde ağırlık kaybı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Diğer sağlık belirteçleriyle (glisemik kontrol, lipit profili, kan basıncı vb) birlikte değerlendirildiğinde, sağlıklı yemek hazırlayamayan ve porsiyon kontrolü yapamadığı için diyete uyum sağlayamayan şişman bireylerde adrese teslim yemek hizmetinin iyi bir alternatif olabileceği düşünülmektedir.

Beslenme davranışıBeslenme durumuBiyokimyasal özellikler+5
Merve Çapaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bariatrik cerrahi sonrası ağırlık kaybının biyokimyasal parametrelere etkisi

Bariatrik cerrahi, obez bireylerde ağırlık kaybı ile beraber antropometrik ve biyokimyasal parametreler üzerinde umut verici etkiler göstermektedir. Bu çalışma, bariatrik cerrahi sonrası postoperatif ağırlık kaybının biyokimyasal parametrelerdeki değişime etkisi ve bu etkinin operasyon yöntemi ile ilişkisini değerlendirilmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 2017-2020 yılları arasında Liv Hospital Ankara hastanesinde obezite tanısı almış, toplam 40 sleeve gastrektomi ve mini gastrik bypass operasyonu geçiren birey üzerinde retrospektif çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmaya dahil edilen bireylerin, preoperatif dönem 1.ay ve postoperatif dönem 1.3. 6. 12. ay biyokimyasal parametreleri ve antropometrik ölçümleri değerlendirilmeye alınmıştır. Biyokimyasal bulgular için hastanenin kayıtlı rutin verilerinden yararlanılmıştır. Bireylerin sosyo demografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik besin tüketim durumları belirlenmiştir. İstatistatistiksel analizde, bağımsız gruplar t testi ve tkrarlı ANOVA testleri kullanılmış olup p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Hastaların açlık kan şekeri, HbA1C, Total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, B12 vitamini, K, Na, Ca, Fe, ferritin, folik asit, Mg, albumin, total protein sonuçları değerlendirilmiştir. Tüm antropometrik ölçümlerde farklı zamanlarda ölçülen değerlerde anlamlı iyileşmeler görülmüştür. Ameliyat grupları arası tüm antropometrik ölçümlerde istatistiksel anlamlılık göstermeyen düşüşler yaşanmıştır. Açlık kan şekeri, HbA1c, total kolesterol, ferritin düzeylerinde anlamlı düşmeler belirlenmiştir. Hastaların postoperatif dönemdeki beslenme durumları postoperatif 12. ayda bireysel besin tüketim kayıtları ve anket formu ile değerlendirilmiştir. Günlük ortalama enerji, protein, yağ, karbonhidrat, posa, çoklu doymamış yağ asitleri, A vitamini, E vitamini, B1 vitamini, B2 ve B6 vitamini, c vitamini, fosfor, sodyum, potasyum, magnezyum, demir, çinko değerlerinin operasyon grupları içinde istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmamıştır. Bariatrik cerrahi uzun vadede vücut ağırlığında azalmaya; antropometrik ölçümlerde, biyokimyasal parametrelerde ve morbiditede iyileşmeye neden olmaktadır.

Biyokimyasal özelliklerKilo vermeObezite+1
Betül Yurdakul
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Orucun antropometrik parametrelere, kronik hastalıklara ve geriatrik ölçeklere etkisi

Amaç: Oruç gün doğumundan batımına kadar oral alımın olmaması durumudur. Oruç, her yıl 29-30 gün süren dini bir olaydır. Fakat 1 ay boyunca tutulan orucun insan vücuduna olan etkileri net olarak bilinmemektedir. Küresel düzeyde bu amaçla yapılan çalışmalarda birbirinde farklı sonuçlar mevcuttur. Geriatrik popülasyona etkisini araştıran çalışma sayısı ise sınırlıdır. Ülkemizde ise konu ile alakalı kısıtlı sayıda çalışma vardır. Biz de bu nedenle hastanemize başvuran hastaların oruç öncesi ve sonrası antropometrik ölçümlerini, laboratuvar tetkiklerini ve 65 yaş üstü hastaların geriatrik testlerini karşılaştırarak meydana gelen değişiklikleri tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Geriatri Bilim Dalı polikliniklerine başvuran hastalar içerisinden oruç tutacak olan hastalar çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların oruç öncesi ve sonrası bakılan laboratuvar tetkikleri, antropometrik ölçümleri ve 65 yaş üzeri hastalarda geriatrik test ölçümleri SPSS23.0 paketi kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya 133 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılan popülasyonun 77 (%57,9)'si 65 yaş altında, 56 (%42,1)'sı 65 yaş ve üstünde olduğu görüldü. Çalışma sonunda istatistiki olarak anlamlı, bel çevresinde azalma(p=0,015), vücut kas kütlesinde azalma (p=0,005), su yüzdesinde azalma (p=0.15) saptanırken, yağ yüzdesinde artış (p=0,005) saptandı. Laboratuvar ölçümlerinde istatistiki olarak anlamlı, kreatininde artış (p=0,000), albüminde azalma (<0,001), Total kolesterolde azalma (p=0,001), LDL'de azalma (p=0,001), HDL'de azalma (p=0,001), VLDL'de azalma (p<0,001) görüldü. 65 yaş üstü hastalara yapılan geriatrik testlerin ikinci ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı, 4 metre yürüme testinde artış (p=0,002), SARC-F testinde artış (p=0,035), MMT'de azalma (p=0,030), Kısa-MNA testinde artış(p=0,029) GDS'de azalma(p=0,003), L-B skalasında artış (p=0,044) olduğu görüldü. Bulguları yapılan benzer çalışmalarla kıyasladığımızda benzer sonuçların ve farklı sonuçların olduğunu gördük. Sonuç: 1 ay boyunca oruç tutan kişilerin antropometrik ölçümlerinde, laboratuvar tetkiklerinde ve kognitif durumlarında değişiklikler olur. Bu değişiklikler kişinin yaşadığı topluma, beslenme farklılığına, oruç süresine bağlı olabilir. Anahtar Kelimeler: Oruç, Antropometri, Biyokimyasal Parametreler, Geriatrik Testler

AntropometriBiyokimyasal özelliklerGeriatri+4
Okay Kılınç
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Su, çay ve kahve tüketiminin antropometrik ve biyokimyasal değerler üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Su, çay ve kahvenin vücudumuz üzerindeki etkileri her zaman merak konusu olup sağlığa yararları ve zararları onlarca yıldır incelenmektedir. Su canlılığın herşeyidir ve vücudumuzdaki her türlü biyokimyasal reaksiyonun gerçekleşmesinde rol oynar. Çay ve kahve ise tüm dünyada sudan sonra en sık tüketilen içeceklerdir. Çay antioksidan ve zengin polifenolik madde içerme özelliği ile kahve ise içerisinde bulunan kafein, klorojenik asit ve diperten alkol aracılığı ile sağlık üzerine etkilere sahiptir. Biz de bu çalışmamızda su, çay ve kahve tüketiminin biyokimyasal ve antropometrik değerler üzerindeki etkisini incelenmeyi amaçladık. Materyal-Metod: Çalışma Mayıs 2021- Mayıs 2022 tarihleri arasında Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Check-up Polikliniği'ne başvurmuş 18-90 yaş arası bireyler ile yapılmıştır. Bireylerin günlük içtikleri su, yeşil çay, siyah çay, kahve miktarları ile biyokimyasal ve vitamin değerleri, hepatosteatoz dereceleri, dışkılama alışkanları, kan basınçları ve Biyoelektrik İmpedans Analizi ile yapılmış antropometrik ölçüm değerleri hasta dosyalarından kaydedilmiştir. Verilerin analizi SPSS 24 paket programı kullanılarak yapılmış, istatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 49.57±13.73 yıl, %49.1'i kadındı. Katılımcılar günde ortalama 1.58±0.75 litre su, 0.44±0.84 bardak yeşil çay, 4.34±3.78 bardak siyah çay ve 1.59±1.47 bardak kahve tüketmekteydi. Çay tüketimindeki artış ile açlık plazma glukozu, açlık insülini, trigliserit, HbA1c, HOMA-IR değerlerinde, bel çevresi, VKİ, vücut yağ oranı, iç yağlanma oranı, vücut yağ kütlesinde artış, HDL kolesterolünde ve vücut sıvı oranında azalma saptanmıştır. Fazla kahve tüketenlerin vücut yağsız kütlesi, vücut kas kütlesi ve BMH içmeyenlere göre daha fazla saptanmıştır Su tüketimi BUN, AST, ALT değerleri ile istatistiksel anlamlı ilişkili saptanırken su tüketimindeki artış diğer biyokimyasal ve antropometrik değerlerde istatistiksel anlamlı bir farka neden olmamıştır. Yeşil çay tüketimi ile biyokimyasal ve antropometrik değerler arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Çay tüketimi ile obezite ile ilgili antropometrik ve biyokimyasal değerler arasında doğrusal ilişki saptanmış, yağ yakımına etkisi olabileceğini düşündüğümüz kahvenin ise bakılan bu parametrelerle ilişkisi saptanmamıştır. Bu sonucun günlük sosyalleşme buluşmaları esnasında çay ve kahve eşliğinde abur cubur tüketimi ve ağır karbonhidrat veya yağ içerikli yemeklerden sonra fazla çay içimi nedeniyle olabileceği düşünülmüştür. Çalışmamızın kesitsel yapısı su, çay ve kahvenin aynı birey tarafından diğer karıştırıcı faktörlerin etkisi ortadan kalktığında vücutta ne etkiler yaratacağını görmemize olanak sağlamamaktadır, bunu sağlayabilecek prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntropometriAntropometrik parametrelerBiyokimyasal özellikler+4
Banu Arslan Çelik
Maltepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi merkez laboratuvarında biyokimya parametrelerinde onay destek sisteminin kurulumu ve geliştirilmesi

Amaç: Onay destek sistemleri (ODS), laboratuvar test sonuçlarının belirlenen kriterler ölçüsünde değerlendirilmesi ve onaylanması için algoritmaları kullanan postanalitik bir süreç iyileştirme aracıdır. Çalışmamızda Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi, Merkez Laboratuvarında klinik biyokimya testleri için ara yazılım (LIOS) aracılığıyla ODS kurulumu, algoritmaların geliştirilmesi ve yazılımın değerlendirilerek ODS etkinliğinin arttırılması amaçlanmıştır. Yöntem: ODS algoritmaları tasarlanırken ara yazılım aracılığıyla 30 biyokimya testi için değerlendirme kriterleri tanımlanarak onay akış şeması oluşturuldu. Kuralların belirlendiği gibi çalıştığını doğrulamak amacıyla simülatör programda özel olarak üretilmiş 720 hasta sonucu ile kurallar test edilerek beklenen onay durumları elde edildi. Gerçek hasta verileri ile sistem değerlendirmesi için 01.06.2019-31.05.2020 tarihleri arasında çalışılan 194,520 rapor ve 2,025,948 test değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda test sonuçlarının %77.11-85.03'ü ODS ile onaylandı. Onaylanmayan testlerin en sık onaylanmama nedeninin %40.78 ile onay aralık kontrolü en az %0.09 anlamsız test sonucu olduğu görüldü. Manuel onay ile ODS değerlendirmeleri 7 farklı kullanıcı ve 328 rapor ile karşılaştırıldığında uyum oranları %79.27-88.11 arasında, κ katsayıları ise 0.387-0.629 arasındadır (p <0.001). Sonuç: Tasarladığımız algoritma modeli, klinik biyokimya testlerinde yüksek oranda otomatik onay yapılabileceğini göstererek manuel onaylanan test sonuçlarının sayısını önemli ölçüde azaltmıştır. Uyguladığımız ODS algoritmalarının, analitik ve preanalitik hata tespiti ile test sonuçlarının daha tutarlı bir şekilde gözden geçirilmesini sağladığı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: onay destek sistemleri, biyokimya, klinik laboratuvar

AlgoritmalarBiyokimyaBiyokimyasal özellikler+6
Bahar Ünlü Gül
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı armut genotiplerine ait meyvelerde stres koşullarında biyo-kimyasal özelliklerin değişimi

Armut ılıman iklimde yetişen meyve türü olmakla birlikte, Türkiye önemli armut üreticisi konumundadır. Günümüz koşullarında (kuraklık, iklim değişikliği vb.) şartların mevcut üretimi etkilememesi amacıyla farklı genotiplerin kullanımı gerekmektedir. Bu çalışma, on farklı armut genotipinin, pomolojik özellikleri (en, boy, ağırlık, alt ve üst renk, sertlik), suda çözünür kuru madde (SÇKM), pH, titre edilebilir asitlik (TEA), C vitamini, fenolik madde içeriği ve antioksidan kapasite değerlerine, çalışmanın yapıldığı yıl doğal olarak ortaya çıkan stres (meyve gelişiminin erken döneminde kaydedilen yüksek sıcaklık ve kuraklık) koşullarının etkilerini karşılaştırmak amacıyla yürütülmüştür. Seçilen armut genotiplerinde, çalışma sonucunda buruk ve buruk olmayan genotiplerin ortalama meyve eni 45,77 - 92,00 mm, meyve boyu 59,40 - 120,10 mm, meyve ağırlığı 59,71 - 504,00 g ve meyve eti sertliği 3,40 - 7,80 kg/cm2 aralığında değişim göstermiştir. Alt renk değerlerinden a, buruk olmayan genotiplerde, buruk genotiplere göre, tersine, kabuk alt renk değerlerinden ºh de buruk olan genotiplerde, buruk olmayan genotiplere göre yüksek olmuştur. Kabuk üst renk değerlerinden C değeri haricinde tüm üst renk değerleri arasındaki farklılık önemli olmuş, L, b ve °h değeri buruk olmayan genotiplerde, a üst kabuk rengi buruk genotiplerde yüksek bulunmuştur. Ayrıca, genotiplere ait biyokimyasal değerlerden SÇKM, buruk genotiplerde istatistiksel olarak yüksek olmuş, SÇKM'nin aksine pH ise buruk olmayan genotiplerde yüksek bulunmuştur. Titre edilebilir asitlik (TEA) ve C vitamini ortalama değerleri, buruk genotiplerde istatistiksel bakımdan buruk olmayanlara göre yüksek olmuştur. Toplam fenol ve antioksidan kapasite ise genotipler arasında istatistiksel olarak önemli bir fark oluşturmamıştır.

ArmutBiyokimyasal özelliklerGenotip+2
Neziha Özgün
Eskişehir Osmangazi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

COVİD-19 geçirmiş profesyonel futbolcuların hemogram, biyokimya parametreleri ve solunum fonksiyon testi değerlerinin incelenmesi

Bu çalışma Covid-19 geçirmiş profesyonel futbolcularda Covid-19 enfeksiyonunun ve antrenmanın hemogram, biyokimya ve solunum fonksiyon testi parametrelerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini yaşları 18-37 arasında değişen benzer beslenme alışkanlığına sahip her müsabakadan 2 gün önce (MG-2) Sağlık Bakanlığı'na bağlı kuruluşlar ile Sağlık Bakanlığı tarafından akredite olan laboratuvarlarda yaptırılan Covid-19 PCR testi pozitif çıkan, bu süreçte herhangi bir medikal tedavi almayan ve karantina sonrası PCR testi negatife dönen 30 gönüllü erkek futbolcu oluşturmaktadır. Çalışmada yer alan bütün futbolculara, toplamda 6 hafta süresince haftada 4 gün, önceden belirlenmiş standart futbol teknik ve taktiklerini içeren antrenman programı uygulandı. Araştırmada futbolcuların sezon öncesi genel sağlık tarama testlerinde bakılan hemogram, biyokimya ve solunum fonksiyon testi parametreleri ile aynı parametrelerin Covid-19 geçirdikten ve 6 haftalık antrenman programı uygulandıktan sonra ölçüldü. Araştırmada elde edilen bulgulara göre futbolcuların hemogram parametrelerinden EOZ, HCT, HGB, PCT, RBC ve WBC değerlerinin yükseldiği, MONO değerinin ise düştüğü tespit edilmiştir. Biyokimya parametrelerinden Glukoz, Albumin, NA, Trigliserid değerlerinde düşüş olduğu, AST, Ferritin, LDL, K değerlerinde ise yükseliş olduğu tespit edilmiştir. Solunum fonksiyon testi parametrelerinde ise FVC, FEV1, FEV1/FVC ve PEF değerlerinde düşüş olduğu tespit edildi. Sonuç olarak Covid-19 enfeksiyonunun özellikle solunum yollarını tutan bir enfeksiyon olduğu için akciğer kompanzasyonunun azalmasına bağlı sporcuların genel olarak akciğer kapasitelerinde bir düşüşe yol açtığı, viral enfeksiyonlara benzer olarak hemogram tetkikinin enfektif parametrelerinde yükseliş olduğu, biyokimya parametrelerinde ise akut faz reaktanlarında enfeksiyon haline bağlı artış, esas olarak doku beslenmesinde görevli parametrelerde ise tüketime bağlı bir azalma olduğu söylenebilir.

AntrenmanBiyokimyasal özelliklerCOVID 19+6
Eren Bozyılan
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of some antigenic and biochemical parameters in prostate cancer patients

Prostate cancer in men is the most common form of the disease. PCa is a public health concern, particularly in areas where the population is ageing. Patients with prostate cancer who have a prostate-specific antigen level of more than 20 ng/ml, with a Gleason score of 8–10. The aim of this study was to examine some of the blood tests as potential diagnostic indicators for prostate cancer. The research was carried out at the Rezgari Hospital and the Nanakali Hospital in Erbil from 17/4/2021 to 1/12/2021 at the two hospitals in the city. In the "test group," one hundred men with prostate cancer were chosen, and in the "control group," fifty healthy volunteers with similar age and sex were chosen. The data was collected by the use of questionnaires, and the results were analyzed using (SPSS) and Graphpad prism. The EPCA2 showed a highly significant increase in both age groups (50-69 and 70-90) as compared to control subjects. PSCA, showed a significant increase in prostate cancer patients for both age groups (50-69 and 70-90) as compared to the control group in the same age groups. The PSMA result showed a highly significant increase in both age groups (50-69 and 70-90) as compared to its control subjects. Also the results showed that significant increase in Cu and significant decrease in Fe, Se and Zn in PCa patients as compared to control group. PCA3 and PSMA were elevated in prostate cancer patients and can use as a marker for prostate cancer because PCA3 and PSMA more accurate than PSA. PSA showed positive significant correlation with EPCA2, PSCA, PSMA, PCA3, APN, IL-6 and uPa. Also PSA showed no significant correlation with vitamin A, EZH2, DHT, Cu, Fe, Se and Zn. PSA showed negative significant correlation with vitamin E

AntigensBiomarkersBiomarkers-tumor+7
Musher Ismael Salıh
Fırat University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yerli ve yabancı zeytin çeşitlerinin fenolojik ve pomolojik özellikleri ile zeytinyağı bileşenlerinin aylık değişimlerinin incelenmesi

Bu araştırmada Türkiye'de ve dünyada yoğun olarak yetiştiriciliği yapılan bazı yerli ve yabancı zeytin çeşitlerinin (8 yerli ve 8 yabancı) fenolojik ve pomolojik özellikleri ile zeytinyağı bileşenlerinin yapılan aylık kontrollerle değişimlerinin gözlenmesi ve belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çeşitlerin tamamı, Edremit Zeytincilik Üretim, Eğitim ve Gen Merkezi Müdürlüğü Gömeç Zeytin Koleksiyon Parselinden temin edilmiştir. Çeşitlerden 22 Haziran 2009 tarihinden itibaren 4 haftalık periyotlarla örnekler toplanmıştır. Toplanan örnekler ölçüm ve analizlerin gerçekleştirilmesi için Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Laboratuvarlarına getirilmiştir. Çalışmada Arbequina, Ascolana, Ayvalık, Domat, Edincik Su, Gemlik, Gordal, Hojiblanca, Karamürsel Su, Manzanilla de Carmona, Manzanilla de dos Hermanas, Memecik, Negral, Samanlı, Uslu ve Verdial çeşitlerinden aylık (4 haftalık) periyotlar halinde toplanan meyvelerde biyokimyasal analizler ve pomolojik ölçümler gerçekleştirilmiştir. Bu analiz ve ölçümlerde çeşitlerin meyve eni (mm), meyve boyu (mm), meyve indeksi (boy/en), çekirdek eni (mm), çekirdek boyu (mm), 100 meyve ağırlığı (g), 100 çekirdek ağırlığı (g), meyvede nem oranı (%), meyvede et oranı (%) ve olgunluk indeksi saptanmıştır. Ayrıca meyvelerin toplam klorofil içerikleri(mg/l), toplam fenolik bileşik miktarları (mg/kg) ve zeytinyağı yağ asitleri bileşenleri de belirlenmiştir. Bununla birlikte zeytin meyvelerinde meyve indeksi baz alınarak meyve şekilleri de hesaplanmıştır.

Biyokimyasal özelliklerPomolojik özelliklerZeytin
Mehmet Ali Gündoğdu
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı metabolik cerrahi yöntemlerle operasyon geçirmiş hastaların operasyon öncesi ve sonrası hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin retrospektif olarak fizyolojik açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışma farklı metabolik cerrahi yöntemi uygulanan hastaların operasyon öncesi ve sonrası uzun dönem takiplerinde laboratuar bulgularını fizyolojik açıdan değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ocak 2015 – Aralık 2017 tarihleri arasında İstanbul Özel Etiler Hastanesi'nde LTB, LMGB+K, LTB+K, LDSGİİ+K, LSG, LMGB, LREYGB ve LNDSGİİ operasyonu geçirmiş 192 hasta bilgileri üzerinde retrospektif olarak çalışılmıştır. Araştırmaya alınan hastaların preoperatif ve postoperatif 1.ay, 3.ay, 6.ay, 9.ay ve 12.ay dönemlerinde hematolojik ve biyokimyasal parametrelerdeki değişiklikler değerlendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme Shapiro Wilk Testi, Friedman Testi, Wilcoxon Testi ve Posthoc Tamhane's T2 analizi kullanılarak p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgularımızda hematolojik parametrelerin tamamı, preoperatif dönemde ve postoperatif dönemde normal referans aralıklarında bulunmuştur. Biyokimyasal parametrelerden HbA1c, AKŞ, TKŞ, Fruktozamin, CRP, HDL, LDL, Total Kolesterol ve TG parametreleri ile HOMA-IR, İA ve İT parametreleri preoperatif dönemde referans aralıklarının üzerinde olup, postoperatif dönemde ise referans aralıklarına düşerek p=0.000 düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak metabolik cerrahi operasyonunun biyokimyasal ve hormonal parametrelerde fizyolojik açıdan önemli değişiklikler meydana getirdiği tespit edilmiştir.

Biyokimyasal özelliklerCerrahiHematoloji+3
Harun Gencer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı dental anestezi tekniklerinin ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisinin fizyolojik ve biyokimyasal parametrelerle değerlendirilmesi

Bu çalışma, çocuk hastalarda geleneksel yöntemle ve bilgisayar destekli anestezi cihazı (Sleeper One) ile uygulanan infiltratif anestezi uygulamalarının, ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçladı. Çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Kliniği'ne başvuran 7-11 yaş aralığındaki 60 hasta dahil edildi. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı (n=30): Kontrol grubu (geleneksel infiltratif anestezi), Çalışma grubu (Sleeper One ile uygulanan infiltratif anestezi). Lokal anestezi uygulamalarının ağrı ve anksiyete üzerindeki etkisi, Sayısal Ağrı Skalası (VAS), Wong Baker Yüz Skalası (WBS), Modifiye Edilmiş Çocuk Dental Anksiyete Skalası (MCDAS), FLACC (Yüz, Bacaklar, Aktivite değerlendirmesi, Ağlama durumu, Teselli edilebilirlik) ölçeği, nabız, oksijen saturasyonu (SpO2) ve tükürük kortizol seviyesi ölçümü ile değerlendirildi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Çalışmada, ağrı ve anksiyetenin yaş ve cinsiyet ile bir ilişkisi olmadığı bulundu. Anestezi uygulaması ile hem kontrol hem de çalışma grubunda artmış nabız değerleri elde edildi (p<0.05). Kontrol ve çalışma gruplarında farklı ölçüm zamanlarında elde edilen SpO₂ değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Anestezi sonrası VAS, FLACC, MCDAS, kortizol değerleri kontrol grubunda çalışma grubuna göre anlamlı bir şekilde daha yüksekti (p<0.05). WBS değerleri incelendiğinde; kontrol grubunda hastaların %76.67'sinin 'az ağrı veya belirgin ağrı', %16.67'sinin 'ciddi veya dayanılmaz ağrı' hissettiği görüldü. Çalışma grubunda ise hastaların %56.67'sinin 'çok az ağrı', %20'sinin 'az ağrı' hissettiği, hiçbirinin ciddi veya dayanılmaz ağrı hissetmediği görüldü. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, bilgisayar destekli anestezinin çocuk hastalarda ağrı ve anksiyete oluşumunu azaltabildiği, bu nedenle çocuk hastalarda kabul edilebilir olduğu bulundu.

AnesteziAnestezi ve analjeziAnestezi-dental+4
Özge Anıl
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Şehir Hastanesi pnömatik tüp transport sisteminin rutin biyokimya, hematoloji ve koagülasyon testleri üzerine olan etkisinin incelenmesi

Amaç: Büyük ve modern hastaneler pek çok numunenin, ilacın ve malzemenin hastane içerisinde taşınmasında pnömatik tüp sistemlerini (PTS) kullanmaktadır. Fakat PTS transportu esnasında numunenin bütünlüğünün korunmasıyla ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Her PTS' nin kendine özgü bir tasarımı vardır ve her klinik laboratuvar bu sistemin doğruluğundan emin olmalıdır. Çalışmamızdaki amaç kendi hastanemizde bulunan PTS'nin sık istenen biyokimya, hemogram ve koagülasyon testleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Materyal-Metot: 50 gönüllü katılımcıdan 3 biyokimya, 2 koagülasyon ve 2 hemogram tüpüne kan alınmıştır. Alınan kanların biri PTS (PTS-hemen), diğeri portör ile laboratuvara transport edilirken, üçüncü biyokimya tüpünün ise pıhtılaşma tamamlandıktan sonra PTS (PTS-sonra) ile nakli sağlanmıştır. Bu eşleştirilmiş örneklerde analiz edilen biyokimya, hemogram ve koagülasyon testleri Student's paired t test, korelasyon ve Bland-Altman analizleri yapılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular: Numune bütünlüğü göstergeleri olan lipemi, hemoliz ve ikter serum indekslerinde anlamlı bir fark saptanamamıştır (p> 0,05). Portör ile transfer ve PTS (hemen) örnekleri arasında LDH, AST, direk bilirubin ve glukoz testlerinde (p= 0,008; p=0,01, p=0,002 ve p=0,02 sırası ile); portör ile transfer ve PTS (sonra) örnekleri arasında LDH, AST, albumin, HDL, glukoz, kalsiyum ve fosfor testlerinde (p<0,001; p=0,03, p=0,08, p<0,001; p<0,001; p=0,006 ve p=0,02 sırası ile), PTS (hemen) ve PTS (sonra) örnekleri arasında ise LDH, total protein, HDL ve glukoz testleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,004; p=0,01; p<0,001 ve p<0,001 sırası ile). Fakat bu testlerdeki istatistiksel farklılık klinik olarak anlamlı değildir. Hemogram ve koagülasyon testlerinde de klinik olarak anlamlı fark bulunan bir parametre saptanmamıştır. Sonuç: Hastanemizde kullanılmakta olan PTS, sıklıkla istenen ve çalışmamızda analizi yapılan parametreler için güvenle kullanılabilir. Her hastane kendi transport sisteminin validasyonunu mutlaka yapmalıdır. Anahtar Kelimeler: Pnömatik tüp sistemi, Örnek bütünlüğü, Numune transportu, Validasyon çalışması

Ankara Şehir HastanesiBiyokimyasal özelliklerKan+4
Emine Feyza Yurt
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akromegali hastalarında operasyon sonrası somatostatin reseptör analoğu tedavisine yanıtta klinik, radyolojik ve biyokimyasal parametrelerin değerlendirilmesi

Amaç: Akromegali tanısı almış hastalarda ameliyattan sonraki 3 ay ve 1 yıllık takiplerinde somatostatin reseptör analogları (SSA) tedavisine yanıtı öngörmede, tanı anındaki; yaş, cinsiyet, büyüme hormonu, insülin benzeri büyüme faktörü-1 değerleri ve tümör hacmi, hiperostozis frontalis interna (HFI) ölçümlerinin, T2 ağırlıklı (T2A) manyetik rezonans görüntülerinin (MRG) katkı sağlayıp sağlamadığını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: 2012-2022 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğimizde takip edilen akromegali tanısı almış 60 hastanın anamnezleri, demografik verileri, biyokimyasal laboratuvar sonuçları, almış oldukları tedaviler, operasyondan önceki hipofiz MR raporları, kolonoskopi raporları, patoloji raporları ekokardiyografi ve çeşitli ultrasonografi raporları retrospektif olarak incelenmiştir. Operasyondan 3 ay ve 1 yıl sonraki ve son güncel biyokimyasal parametreleri değerlendirlip erken remisyonda olan, geç remisyonda olan ve remisyonda olmayan hastalar tespit edilmiştir. Ayrıca ek olarak HFI ölçümü yapılıp, tümör hacmi hesaplanıp; T2 ağırlıklı (T2A) MRG yeniden değerlendirilerek bu ölçümlerden elde edilen semikantitatif değerler ve demografik sonuçlar arasında istatistiksel olarak ilişki olup olmadığı çift ve çok değişkenli istatistiksel analizler ile araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 60 hastanın 31'i kadın (%51,67 ), 29'u erkek (%48,33) idi. Hastaların tanı anındaki yaşı 18 ile 64 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 39,3 yıl olarak hesaplandı. 60 hastanın hepsi en az 1 kez hipofiz cerrahisi olmuş hastalardı. Hastaların tanı anındaki hipofiz MR görüntüleri T2 sekansında yeniden değerlendirildiğinde hastaların 19 tanesinde (%31,67) hipointens, 27 tanesi (%45) izointens, 14 tanesi (%23,33) hiperintens olarak yorumlandı. SSA tedavisi kullanan 38 hasta olup, bunlardan 12 tanesi lanreotid (%31,57), 26 tanesi ocreotid (%68,43) tedavisi almaktaydı. Operasyondan önceki (T2A) hipofiz MRG'e göre hipointens olan hasta grubunda hem 3.ay hem de 1. Yıl remisyona daha fazla ulaşabilmişlerdi (p=0,001; p=0,001). Operasyondan önceki (T2A) hipofiz MR görüntülerine göre izointens olan hasta grubunda 3. Ay sonunda remsiyon sağlanamamıştır (p<0.001). Tümörün kavernöz sinüs'e uzanımına göre değerlendirilen, Knosp sınıflaması ile remisyon durumu karşılaştırılmış olup, Knosp sınıflandırma puanı düşük olan hastalar 3.ay ve 1. Yıl remisyona daha fazla ulaşabilmişlerdir (p=0,035; p=0,04). 1. Yılın sonunda remisyonda olmayan hastalar ile diabetes mellitus arasında istatistiksel olarak anlamlı farlılık bulunmuştur (p<0,008). 1. Yılın sonunda remisyonda olmayan hastaların 17 (%56,7) tanesinde diabetes mellitus olup erken veya geç remisyona ulaşılamamıştır. Sonuç: Çalışmamızda operasyon sonrasında SSA tedavisine yanıtı predikte etmekte klinik, radyolojik ve biyokimyasal parametreler incelenmiş olup; cinsiyet, tanı yaşı, tümör hacmi ve HFI ölçümleri ile SSA tedavisine yanıt arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Operasyondan sonraki dönemde BH ve IBF-1 düşüşü, MR hipointensitesi, Knosp sınıflandırma puanı düşüklüğü, ve diabetes mellitus'un eşlik etmemesi ile SSA tedavisine iyi yanıt arasında anlamlı ilişki saptanmıştır.

AkromegaliBiyokimyasal özelliklerHiperostozis frontalis interna+5
Ercan Gümüşburun
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Futbolcularda 8 haftalık hazırlık dönemi antrenmanlarının fiziksel, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı; futbolcularda 8 haftalık hazırlık dönemi antrenmanlarının fiziksel, fizyolojik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 18-23 yaş arasındaki sağlıklı ve düzenli antrenman yapan 18 erkek futbolcu katılmıştır. Deneklere 8 hafta boyunca haftada 6 gün antrenman programı uygulandı. Deneklere fiziksel ve fizyolojik parametre olarak boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut yağ yüzdesi (VYY), bel ve kalça çevresi, maxVO2, anaerobik güç, istirahat kalp atım sayısı (İKAS), sistolik kan basıncı (SKB) ve diastolik kan basıncı (DKB), biyokimyasal parametre olarak kolesterol, düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL), yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), trigliserit, sodyum, potasyum, klor, fosfor, magnezyum, kalsiyum, demir, çinko ve vitaminD3 ölçümleri yapıldı. Elde edilen veriler SPSS for Windows 16.0 paket programında analiz edildi. Ön test ve son testler arasındaki anlamlılık için Paired Samples T Testi ve Wilcoxon Testi uygulandı. DKB, klor, fosfor ve vitaminD3 değerlerinde p<0.05 düzeyinde anlamlılık bulundu. Diğer fiziksel, fizyolojik ve biyokimyasal verilerde herhangi bir anlamlılığa rastlanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak 8 haftalık hazırlık dönemi antrenmanları, futbolcuların yaş aralığından dolayı fiziksel parametrelere etkisi olmadığı ancak fizyolojik ve biyokimyasal parametrelere olumlu etkileri olduğu söylenebilir.

AntrenmanBiyokimyasal özelliklerFiziksel parametreler+3
Ayşe Pakdil
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aralıklı açlık diyetinin erişkin bireylerde vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi: Prospektif gözlemsel bir çalışma

Amaç: Obezite ve obezite ilişkili hastalıkların prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obez ve fazla kilolu hastaların kilo verme hedefli beslenme şekli değişikliğinin sağlık sunucuları tarafından önerilmesi ve takiplerinin yapılması gerekmektedir. Güncel kılavuzlar obezitenin beslenme tedavisinde, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğün rejimini önermektedir. Ancak, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğünlü beslenmede diyet uyumu ve uzun süreli kiloyu korumada çeşitli sorunlar olduğu için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman kısıtlı beslenme şeklinde, aralıklı açlık uygulaması obezitenin beslenme yoluyla tedavisi için bir seçenek olabilir. Zaman kısıtlı beslenmenin rutin önerilmesinden önce, bilimsel çalışmalarla kanıt düzeyinin arttırılması gerekmektedir. Birinci basamak hekimleri olarak kişilerin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile hekimleri; kişiye özel, kapsamlı, bütüncül bir bakım sağlayarak obezite ile olan mücadelede etkin bir konumda ve ön safta yer almaktadır. Bu çalışma, aile hekimliği polikliniği şartları altında obezite ve obezite ilişkili hastalıklar ile mücadelede, uygun hastalarda kolay anlatılabilir ve uygulanabilir olan zaman kısıtlı beslenme şeklini, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline bir seçenek olarak sunmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İstanbul'da bulunan bir aile sağlığı merkezine 01.11.2021-01.07.2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaş arasındaki, BKİ>25 kg/m2 olan, çalışmanın dahil olma kriterlerini karşılayan ve çalışma şartlarını kabul edip gönüllü olur formunu imzalayan katılımcılar ile tamamlanmıştır. Örneklem analizinde, 63 hasta üç ana üç ara öğünlü grupta, 63 hasta ise zaman kısıtlı beslenme grubunda olmak üzere, toplamda 126 katılımcıyla çalışılması gerektiği belirlenmiştir. 174 hasta süreçte çalışmaya dahil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle 37 hasta çalışmayı tamamlayamamıştır. Bu doğrultuda, çalışma 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. Katılımcıların diyet listeleri, hesaplanan günlük toplam gereken enerji miktarından 400-500 kcal eksik olacak ve benzer besin içeriğine sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. 88 kişi 16:8 zaman kısıtlı beslenme grubuna, 86 kişiyse üç ana üç ara öğün beslenme grubuna alınmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara veya alkol kullanımı, eğitim durumu ve haftalık spor süreleri sorgulanmış; antropometrik ölçümleri (kilo, boy, bel çevresi, bel/boy oranı, kalça çevresi), vücut kompozisyonu, kan basıncı ölçümleri çalışmanın öncesinde ve 8 haftalık süreç sonunda alınmıştır. Yine, çalışma öncesi ve 8 haftalık süreç sonrasında, 8 saat açlık sonrasında sabah alınan kan numunelerinde tam kan sayımı, açlık kan şekeri, ALT, AST, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, HbA1c, kreatinin, TSH, ferritin ve CRP değerleri incelenmiş; katılımcıların yeme tutum test puanları ve kardiyovasküler risk skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda, kişilerin aynı diyete devam etme istekleri ve diyete uymadıkları gün sayıları sorgulanmıştır. Grupların kendi içinde öncesi sonrası ve gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken Kolmogrov Smirnov testi, Pearson Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi ve Wilcoxon testinden faydalanılmış, P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 21 erkek 116 kadın olmak üzere ve 69'u zaman kısıtlı beslenme grubunda, 68'i üç ana üç ara öğün grubunda olmak üzere 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. İki gruptaki dağılıma bakıldığında cinsiyet, yaş, boy, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve diyete uyulmayan gün sayısı bakımından istatistiksel fark bulunmamaktaydı (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise, lisans ve lisans üstü katılımcıların oranı, aralıklı açlık grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,012). Zaman kısıtlı beslenme grubunun iki aylık diyet öncesindeki değerleri, sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel* çevresi, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, ALT, AST, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın istatistiksel anlamlı olarak düştüğü; CRP, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p<0,05). Üç ana üç ara öğünlü beslenen grupta ise kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel çevresi*, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, diyastolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, CRP, ALT, kardiyovasküler risk skoru, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın azaldığı; ferritin, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arasında elde edilen parametreler karşılaştırıldığında, zaman kısıtlı beslenen grupta üç ana üç ara öğün beslenen gruba göre kilo kaybının, BKİ'nde düşmenin, bel/boy oranındaki (WHtR)* azalmanın, obezite derecesinde azalmanın istatistiksel daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üç ana üç ara öğün grubunda ise, zaman kısıtlı beslenme grubuna göre LDL değerindeki azalmanın fazlalığı istatistiksel anlam kazanmıştır (p<0,05). Aynı diyet şekline devam etmek isteyen katılımcı sayısı da zaman kısıtlı beslenen grupta istatistiksel anlamlı olarak fazladır (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte olup zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybı, yağ oranında azalma, sistolik tansiyonda düşme sağladığı ve metabolik parametreler bakımından olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır. Kilo kaybı bakımından üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline göre daha avantajlı olduğunun ortaya konulması önemlidir. HDL, LDL, total kolesterol ve trigliserit değerlerine etkileri bakımından literatürde rastlanan çalışmalardan farklı olarak HDL değerini iki grupta düşürmüştür, ancak iki grup arasında bu düşüş bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. LDL değerini düşürme açısından ise, üç ana üç ara öğünlü beslenme grubu istatistiksel anlamlı olarak daha başarılı bulunmuştur. Sonuç olarak, her iki diyet yaklaşımının da olumlu sonuçlar sağladığı saptanmış; zaman kısıtlı beslenme şeklinin, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline, kilo verme tedavisinde iyi bir alternatif olduğu gözlenmiştir. Obezitenin beslenmeyle tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yöntemi, yapılacak olan daha uzun süreli ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenerek rutin önerilebilir hale gelebilir.

Aralıklı açlıkBeslenmeBeslenme incelemeleri+7
Merve Yüzbaşıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the effect of the virus on the hepatic enzymes of patients infected with SARS-CoV-2

The SARS-CoV-2 or Coronavirus Disease 2019 (COVID-19) outbreak was brought on by severe acute respiratory syndrome. The goal of the present study is to investigate the effect of SARS-CoV-2 on the levels of hepatic enzymes and other biochemical markers. Patients with COVID-19 hospitalized in AL-Najaf city/Iraq between February 7 and May 7, 2022, had their clinical features and laboratory results collected. 80 individuals with COVID-19 had their serum collected, along with 40 samples used as controls. In the patient group, IgG and IgM titers were assessed. Liver enzymes ALT, AST, ALP, total bilirubin (TBIL), ferritin, C.R.P, D.Dimer, and IL-6 were analyzed in two groups. In the study, it was found that a highly significant difference between G.O.T, G.P.T, and ALP, and a significant difference between TSB and indirect TSB, but there is no significant difference between direct TSB in different groups. As for the other parameters (ferritin, CRP, D.Dimer, and IL-6) were highly significant differences between all of them in different groups. The results showed that the majority of SARS-CoV-2 patients have aberrant hepatic enzyme activity, which may be associated with virus replication in the liver or drug-induced liver harm caused by antiviral medication.

Biochemical propertiesCOVID 19Enzymes+3
Dalal Majıd Abdullah Al-alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Study the alteration of some biochemical parameters in blood of thalassemia minor patients

The current study was aimed to determination the levels of some Hematological parameters, serum iron, TIBC, hepcidin, testosterone and some vitamins in β thalassimia minor patients. 140 subjects, reported for infected with β thalassemia in Khanaqin Hospital (blood bank and blood donation centre) from April 2022 to July 2022 in Diyala Governorate / Khanaqin city and its affiliated areas. The experiments were conducted in private labs in the Iraqi province of Diyala. In the present research, the participants were split up as follows: Group A: 55 men with thalassemia minor patients. Group B: 55 women with thalassemia minor patients. Group C: 30 healthy subjects without thalassemia minor patients (control group). The results showed the percentage of HbA1 in males (93.32± 0.75) and in females (93.34± 0.99), while HbA2 was in males (4.94 ± 0.695) and females (5.09 ± 0.762), while in the control group, the percentage of HbA1 in males (97.13±0.401) and in females (97.6± 0.476), while HbA2 was in males (2.22 ± 0.353) and in females (2.34 ± 0.233). The present investigation found statistically significant (P <0.05) variations in the variables of interest. Hematological measures in thalassemia patients, including hemoglobin concentration, PCV, MCV, and MCH percentages, indicated substantial (P <0.05) reductions in patients compared to the control group.

Biochemical propertiesDiseaseHematology+3
Azad Husseın Mamah Al-wındı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00

Related subjects