Expressionism

73 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Gravürde acı ve ölüm teması

İnsanlığın ortak ve en gerçek yanlarından biri ölümlü olmasıdır. Ölüm, insanlara ayrılığı ve acıyı getirir. Yüzyıllardır ölüme karşı tepkiler değişkenlik göstermiştir. Kimi zaman ölüm güzellikle, mutlulukla kutsanmış kimi zaman ardından ağıtlar yakılıp yas tutulmuştur. 21. yy'da ölüm, acı ve hüzünle karşılanan bir durumdur. Tüm insanlığın kaçınılmaz şekilde yaşayacağı bu iki durum plastik sanatlara yansımış ve çeşitli şekillerde renge ve çizgiye bürünmüştür. Yapılan çalışmada ilk olarak Dürer ve Rembrandt'ın dini konulu baskıresimleri, acı ve ölüm teması altında incelenmiştir. Dini baskıresimler üzerinde yapılan incelemelerin ardından toplumsal problemler ve savaşın getirdiği acı ve ölüm teması araştırılmış ve görsellerle desteklenmiştir. Bu konuda Francisco Goya,, Otto Dix gibi sanatçıların savaş konulu eserleri, Kathe Kollwitz ve Frans Masereel gibi sanatçıların da toplumsal sorunlara yaptıkları eleştirel baskıresimler üzerinden tahliller yapılmıştır. Ve ardından 1950 sonrası baskıresim sanatçılarının acı ve ölüm konusunu ele alışındaki farklılık dile getirilmiştir. Albrecht Dürer'den günümüze kompozisyonda, ışık-gölgede, biçimde ve konu anlayışında gözlemlenen değişim vurgulanmıştır. Gerçekçi, vahşi savaş sahneleri dışavurumcu tarzda işlenmiş, insanî acıların resmedildiği sahnelere dönüşmüş; konu sadece insanla kalmamış hayvan ölümleri de dikkat çekmeye başlamıştır. Baskıresim sanatçılarının toplumda yaşanan olaylara karşı duyarlı tutumuna dikkat çekilmiştir. Yapılan tez çalışmasında amaç Hristiyanlığın temel figürlerinden biri olan İsa ve yaşananların betimlemeleriyle başlayıp, günümüze uzanan ölümü anlatan baskıresim eserlerini "Acı ve Ölüm" teması altında toplayıp netleştirmek ve eser seçkileri üzerinden analiz yapmaktır. Çalışma sırasında literatür taraması yapılmış, toplanan veriler incelenmiş ve düzenlenmiştir. Toplanan görsel veriler analiz edilmiş, sonuçlar tez çalışmasına eklenmiştir.

BarokBaskı resimEkspresyonizm+4
Şule Zaimoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Arshile Gorky ve soyut dışavurumculuktaki yeri

1902 yılnda Van'da doğmuş, 1920 yılından 1948'de ölümüne kadar yaşamını Amerika'da sürdüren Arshile Gorky, kısa süren hayatına birçok trajediyi sığdırmıştır. Resme son derece tutkun olan sanatçı, Amerika'da sanat eğitimini tamamlamış, aynı zamanda eğitmenlik yapmıştır. Henüz öğrenciyken, müzelerde ve sanat galerilerinde kendi çabalarıyla resim sanatını ve sanatçıları incelemiş, klasik ve modern sanatçıların eserleri üzerinden kendi yöntemlerini geliştirmiştir. Uzun bir süre taklit çalışmalar yapan sanatçı, 1930'lu yıllarda Amerikan hükümetinin ekonomik kriz karşısında geliştirdiği Ulusal Sanat Projelerinde duvar resimleri yapmış ve toplum önünde tanınmaya başlamıştır. Yaşamı boyunca, İzlenimci, Kübist, Sürrealist ve Soyut Dışavurumcu akımlara dahil edilen eserler vermiştir. 1940'lı yıllarda Sürrealist yöntemler üzerinde oldukça yoğunlaşmış, ancak en iyi eserlerini doğada yaptığı çalışmalar sayesinde vermiştir. Doğa ile kurduğu ilişki onu, ayrıldığı topraklara götürmüş, orada geçirdiği çocukluk anılarını canlandırmış, bu sayede sanatçı kendi köklerinden aldığı gücü, acı tecrübeleriyle birleştirerek, ?yaşam ve ölüm? üzerine kurguladığı sanat anlayışıyla Soyut Dışavurumculuk akımının öncü eserlerini gerçekleştirmiştir.Arshile Gorky'nin sanatının incelendiği bu tez, üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Soyut Dışavurumculuk Akımını, ikinci bölümde Arshile Gorky, yaşamı ve Sanat anlayışını ele alırken, üçüncü bölümde sanatçının çalışmaları dönemler halinde incelenerek, Soyut Dışavurumculuk Akımı içindeki yeri ve bu akıma olan katkıları ele alınmaktadır. Amacım, ülkemizde hakkında yeterli kaynak bulunmayan bu değerli sanatçıyı, bu tez çalışması sayesinde Türk Sanat Dünyasına en iyi şekilde tanıtmak ve kazandırmaktır.

EkspresyonizmGorky, ArshileResim sanatı+1
Nesrin Altunay
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Sanatta yeni figürasyon olgusu ve yeni dışavurumcu resim anlayışı

Bu tezin temel amacı, sanatta Yeni Figürasyonun ortaya çıkışı, bunu hazırlayan sanat oluşumları, Yeni Dışavurumculuğa zemin hazırlayan Dışavurumcu sanatın, resimsel bağlamda oluşum süreçlerini ortaya koymaktır. İlk bölümde öncelikle Dışavurumcu Sanatın ortaya çıkışını, 1950 öncesindeki Amerika ve Avrupa'daki sanat oluşumlarını, sonraki bölümde ise Soyut Dışavurumculuk ve buna karşı gelişen Pop Art'tan başlayarak, Foto(Hiper) Gerçekçilik ve Yeni Gerçekçilik hareketleri ele alınmıştır. Daha sonraki bölümlerde ise Yeni Dışavurumcu Sanatın Almanya, İtalya ve Amerika üçgenindeki öne çıkan sanatçıları, son bölümde de Postmodernizm ve resimde yeni dönem ile beraber Yeni Figürasyon ve Yeni Dışavurumcu Sanat'ın Türkiye'deki yansıması irdelenmiştir.

EkspresyonizmFigürasyonResim sanatı
Semih Zeki
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Die Brücke Grubu' nun dışavurumcu sanattaki yeri

Die Brücke Grubunun Dışavurumcu Sanattaki Yeri ve Günümüze etkilerini inceledik.

Die Brücke GrubuDie Brücke sanatçılarıEkspresyonizm
Binnur Bükücü
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ekspresyonizmin Türk resmine etkisi

Avrupa'da 19 yüzyıldanitibaren bilim ve sanat alanındaki ilerlemeler,doğal olarak resim sanatı alanında da yansımıştır. Sadece resim sanatında değil, edebiyat ve müzik gibi diğer alanlarıda etkilemiş, paralel bir gelişme kaydedmiştir. Fotoğraf makinesinin bulunmasıyla sanat tarihinde yeni bir dönemin başladığını söylemeliyiz.Ancak bunun dışındaki teknolojik gelişmeler de duyarlı olan sanat alanı, kendi zamanının teknolojisini kullanmıştır. Bu gelişmeler, resim sanatının katı kurallarının yıkılmasıyla sonuçlanmıştır.En belirgin özgün örneği, öncelikle ekspresyonizmle ortaya çıkmıştır.

EkspresyonizmResim sanatıResimler+1
Fehim Güler
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yeni ekspresyonist resimde beden imgesi

20. yy.da üç farklı zaman diliminde; Ekspresyonizm, Soyut Ekspresyonizm, Yeni Ekspresyonizm biçiminde ortaya çıkan, İfadecilik olarak da anılan, Ekspresyonizm akımı, sanatçı merkezli bir anlatımın düşünsel bir eğilimi olarak görülmüştür. Yaygın olduğu yüzyıla bir başkaldırı niteliğinde yansıyan bu anlayış, 1900'lü yılların başlarında Almanya'da ortaya çıkmıştır. Ekspresyonizm, özellikle savaş sonrası dönemde sanatçıların iç dünyasındaki birikimlerini, duygularını ve acılarını yansıttıkları bir anlatım dilini sunmuştur. Gerçekçi bir resimsel tavrın nesnenin ruhunu yeterince yakalayamadığını savunan dönemin sanatçıları, bu zaman diliminde nesnelerin ruhuna inip, biçimi bozarak, renkçi bir tavırda çalışmalar ortaya çıkarmışlardır. 1980'lerde Yeni Ekspresyonizm adı altında kendini tekrar var eden bu anlayış; 1960-1980 arası yıllarda kavramsal temelli, sanatın boyadan uzak kalışı ile yaşanan sürece karşı resmin tekrar doğuşunu sağlamış ve boyaya, tuvale, renge duyulan özlemi geri getirmiştir. Bu Postmodern yaklaşımla resmin içine farklı disiplinlerde birçok tekniğin katıldığı geniş bir çerçevede figüratif ağırlıklı işler elde edilmiştir. Eşzamanlı olarak Türkiye'de de kendini gösteren Yeni Ekspresyonizm, günümüze kadar gelen süreçte farklı anlatımlarla kendine yer bulmuştur. Bu araştırmada resmin figüratif anlamda gelişimi ve beden imgesi ile kurduğu diyalog; Yeni Ekspresyonizm'e kadar gelen süreçle, sonrası ve günümüz sanatına yansımaları incelenmiştir. Türk resmindeki figüratif eğilimlerde, beden imgesinin ifadeciliği üzerinden sanatçı ve eserlerinden örnekler verilerek araştırmanın detayına inilmiştir.

BedenBeden imajıEkspresyonizm+3
Erkan Yaprakkıran
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk resim sanatındaki ekspresyonist yaklaşımların nedenselliği

Türk resim sanatında ilk olarak 20. Yüzyıl başlarında batıdan alınan biçimsel etkiler doğrultusunda ortaya çıkan ve ardından da kendi sosyo-kültürel dinamikleri içinde şekillenerek gelişim gösteren ekspresyonist yaklaşımlar, Alman ekspresyonizminin birebir benzeri olmamış, zamansal ve kökensel olarak farklı bir kültürel sürecin ve bakışın izlerini taşımıştır. Bir sanat yapıtının ait olduğu toplumun kültürel yapısı ile kaçınılmaz bir bağı olduğundan, Türk resmindeki ekspresyonist yaklaşımlar da kendi lehçesinde ve sanatsal ikliminde biçim kazanmıştır. Bu durum ekspresyonizmin doğasındaki iç gerçeklikle örtüşmüştür. Bununla birlikte, Türk sanatçısının ortaya koyduğu ekspresyonist eğilimler, batıdaki örneklerinin aksine düşünsel ve toplumsal bir birikimin, bir geleneğin kırılmasıyla ortaya çıkmamış, sanatta ve toplumda bir devrim yaratmayı amaçlamamıştır. Almanya'da 20. Yüzyıl başında patlama noktasına ulaşan duygusal ve toplumsal reaksiyonlar, Türk sanatçısının daha geç bir dönemde yüzleşeceği farklı dinamiklerle doyum noktasına ulaşmış ve kendisini dışa vurmuştur. Bu durum ekspresyonizm olgusunun her iki kültürde aynı paralellikte incelenemeyeceğini ortaya koymuştur. İlgili görüşü referans alan ve konu başlıkları içerisinde bunu doğrulayan saptamalarda bulunan tez çalışması, Türk ressamlarını ekspreyonizme yönlendiren etkenler bağlamında bir gruplandırma yapmak ve Türk resmindeki dışavurumculuk olgusuna bu tespitler ışığında bakmayı öngörmüştür. Böylesi bir gruplandırma, dışavurumcu yönelimin ardındaki itkisel gücü ortaya koymak ve onu ayrıştırmak bağlamında gerekli görülmüştür. Ressamların yapıtları, yaşamları ve dönemin toplumsal koşulları dikkate alınarak yapılan analizler sonucunda, Türk resminde ekspresyonist üslup özellikleri gösteren ressamların dört ana grup altında sınıflandırılarak incelenebileceği tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise; tez içinde ele alınan gruplandırmalar, dönemin toplumsal dinamikleri odağında çözümlenerek, ilgili sanatçılarda ekspresyonist açılıma yön veren veya bunu kısıtlayan olgular, dönemin değişen kültürel ve sosyo-ekonomik yapısı ışığında çözümlendirilmiştir.

EkspresyonizmModern sanatTürk resim sanatı
İrem Konukcu
Feyziye Schools Foundation Işık University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gustav Klimt ve Egon Schile'nin eserlerinin biçim, içerik bakımından incelenmesi ve sembolik anlamları

İnsanlık ile birlikte doğan sanat, tarihsel süreç içerisinde değişime uğramıştır. Günümüze kadar gelen süreçte sanatta birçok akım ve hareket ortaya çıkmıştır. Bu akımlardan ikisi Sembolizm ve Ekspresyonizm olmuştur. Sembolizm 19. yüzyıl sonlarında Fransa'da ortaya çıkmıştır. Sanatın tüm dallarında etkisini göstermiş olan akım, sanat tarihinde 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında kendini göstermiştir. Sanatçılar, düşsel güçlerini anlatmakta yaratıcı bir imgelem bulmuşlardır. Bu yaratıcı imgelem, semboller kullanılarak yeni bir biçim dili oluşmasını sağlamıştır. İlk olarak Avrupa ülkeleri ve Rusya'da görülen sembolizm şiir sanatında başlamış ve zaman içerisinde tiyatro, müzik, resim, heykel, mimari ve dekorasyon gibi alanlarda da kendini göstermiştir. Sembol kullanımı ilk olarak dini figürlerin betimlenmesinde kullanılmıştır. Rönesans dönemi ile birlikte dünyevileşme ön plana çıkmış ve dini figürler resimsel olarak betimlenmiştir. Soyut olanı somutlaştırma eyleminin gerçekleşmesi sembollerin kullanımı ile ortaya çıkmıştır. Sanat tarihinde çok sayıda sembol kullanımı görülmektedir. Bu bağlamda verilebilecek en iyi örneklerden biri sanatçı Gustav Klimt'tir. Gustav Klimt, sembolist bir ressam olarak, aklındakileri simgeler ile tasvir etmiştir. Bir dönem kendisinin dekorasyon işi ile ilgilenmesi, sanatçının yeni bir arayışa girmesini sağlamıştır. Dekoratif unsurlar ve simgeleri birleştirerek kendine has bir üslup yaratan Klimt, Art Nouveau sanat hareketinin öncüsü olmuştur. Sembolist ressam, sanat ve zanaatın birleştiği bu sanat hareketini ortaya çıkararak yapılan işin neyi temsil ettiğinden daha çok dekoratif unsurların ön plana çıktığı bir anlayış geliştirmiştir. Gustav Klimt sanat tarihine yeni bir bakış açısı getirerek birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Bu sanatçılardan biri ekspresyonist ressam Egon Schiele'dir. Ekspresyonizm, 20. yüzyıl sanat akımlarından biridir. Sanat akımını diğerlerinden ayıran detay sanatçıların iç dünyalarının ön plana çıkması olmuştur. Toplumu ve insanlığı temel alarak yaşanılan sosyal, ekonomik, politik sorunların birey üzerindeki psikolojik etkisini gözler önüne sererek hem insanlığa hem de topluma mesaj veren bir uyarıcı olmuştur. Görünen ile yetinmeyen sanat akımı, görünenin içindeki asıl olan özü keşfetmek istemiştir. Özü keşfetmek isteyen sanatçılar kendi duygu ve düşüncelerini ön planda tutmuştur. İç dünyalarını çarpıcı renk ve çizgilerle ifade etmişlerdir. İç dünyasını kendine özgü bir tarz ile yansıtabilen sanatçılardan biri de Egon Schiele'dir. Egon Schiele, küçük yaşlarda yaşadığı kayıplar ile hayata karamsar ve umutsuz bakmıştır. Bu karamsar tutum gençliğinde de devam etmiştir. Kendisini resim sanatı ile ifade edebilen sanatçının resme olan yeteneği Schiele'nin hayatının geri kalanını şekillendirmiştir. Gustav Klimt'i ustası olarak görmüş olan ressam, başta Klimt'in eserlerinden yola çıkmış ve Klimt'in eserlerinin bazılarını kendi tarzı ile yeniden ele almıştır. Zaman içerisinde, kullandığı renkler, çizgiler, erotik ve pornografik yaklaşımı ile sanatta yeni bir biçim dili oluşturmuştur. İç dünyasının ve küçük yaşlarda yaşadığı zorluklardan dolayı depresif ruh hali, sanatçının hayata bakış açısını ve yapıtlarını etkilemiştir. Bu bağlamda sanatçının eserleri Schiele'nin kendini bulma ve yorumlama yolundaki yansımaları olmuştur. Bu durumdan hareketle sanatçının iç dünyayı ele almasını yorumlaması kendinden sonra gelen diğer sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. İzleyiciler ise sadece kendinden bir parça değil aynı zamanda sanatçının ne hissettiğini, istediğini ve yaşadığını görebilmişlerdir. Bu çalışmanın amacı Gustav Klimt ve Egon Schiele'nin eserlerini biçim ve renk açısından incelemek ve yapıtlarının sembolik açıdan anlamlarını irdelemektir. Anahtar kelimeler: Sembolizm, Ekspresyonizm, Gustav Klimt, Egon Schiele, renk, biçim

EkspresyonizmKlimt, GustavResim sanatı+3
Kardelen Özdemir
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Formal film analysis of the supernatural horror genre's cinematic conventions and techniques proper to the director James Wan through his Conjuring Universe

The supernatural horror film genre's popularity has always been unstable in the history of cinema due to the fact that it is dealing with scaring paranormal events and supernatural religious malefic figures such as the Devil, demons, ghosts or spirits and witches which can be difficult to reach a huge amount of audience in the world. However, this genre has gained more and more popularity in today's actual society with the Conjuring Universe of the post-modern director James Wan which is dealing with those supernatural malevolent creatures and even with exorcism ritual practice on them in order to survive from their evil manipulations. Although, these movie series were produced as entertainment films, it is interesting to analyze the artistical side of them. This paper provides guidelines for exploring the effective and repetitive visual film language and aesthetic features belonging to this supernatural horror movie series reflecting the director's specific filmmaking style. This thesis will focus on the formal film analysis of the supernatural horror genre's cinematic conventions and technique proper to the director James Wan through his Conjuring Universe by first introducing the emergence of the supernatural horror genre throughout the German Expressionism, the biography and the filmography of the director. Secondly, it will establish the formal analysis of his specific supernatural horror visual film language throughout its narrational structure with its protagonist and supernatural antagonist, mise-en-scène, cinematography, visual and finally sound editing proper to his cinematic conventions and techniques through his Conjuring Universe.

German cinemaSupernaturalSupernatural creatures+5
Derya Oruç Akgün
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Metalaştırma bağlamında Jackson Pollock incelemesi

Günümüzde filmler ve diziler ile farkında olarak ya da olmayarak birçok uyarana ve mesaja maruz kalınmaktadır. Bunlar, reklam amaçlı olabileceği gibi daha derin amaçlar uğruna da yapılabilmektedir. Sinemanın, içerisinde başka sanat dallarını barındırması doğaldır fakat sanat içinde başka bir sanatın ya da sanatçının meta olarak kullanılması, incelenmesi gereken bir konudur. Metalaştırma kavramı ile birlikte; Modernizm, Postmodernizm, kapitalizm, popüler kültür ve tüketim kültürü gibi kavramlar gündeme gelmekte ve bu kavramlar sanatın dışındaki disiplinlerde de etkili olmaktadır. Reklam sektörü, finansal piyasalar ve kültür oluşturma çabalarında dahi bu etkiler görülmektedir.Günümüzde, içerik yerine metalaşma başarısının, arz-talep doğrultusunda, değeri belirlediği bir dünya düzeni bulunmaktadır. Tüketilen nesne ve kültür ürünleri metalaştırılmıştır. Sanat da bu yeni dünya düzeninden uzak tutulmayıp metalaştırılarak, düzenin çarklarından biri haline getirilmiştir. Estetik ve sanatsal ilkeler gibi konular, Dışavurumculuk ile başlayan bir süreç sonunda ikinci plana atılarak, sanat piyasası, galericilik ve reklam sektörünün öncülüğünde bir sanat anlayışı oluşturulmuştur. Sanat ürününün ne olduğundan ziyade sanatçının ve eserin reklamının ne kadar etkili olduğu, piyasada maddi değerinin ne olduğu ya da hangi galeride yer aldığı gibi konular öncelik kazanmıştır. Sanatın kendi içinde yaşadığı bu metalaşma sürecinin yanı sıra, metalaşmış sanatın bir daha metalaştırılarak filmler, diziler ve reklamlarda çeşitli amaçlar ile adeta sembol gibi kullanılması, metanın metası denilebilecek bir durum oluşturmaktadır.Soyut Dışavurumcu Jackson Pollock'un resim tekniği ve resimleri de metalaştırılmıştır. Ortak Amerikan kültürü oluşturma, sanatta yer edinme ve tarihe geçme gibi amaçlarla metalaştırılan Pollock, günümüzde hâlâ yapılan göndermeler ile metanın metası haline getirilmeye devam edilmektedir.

EkspresyonizmMetalaşmaPollock, Jackson+1
Ecem Korcuklu
Balıkesir University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ağaç baskı sanatı ve Alman ekspresyonizmindeki yorumu

Ağaç baskı, grafik baskı tekniklerinin en eskisi olmasına karşın, bir rölyef baskı tekniği olma özelliğini koruyarak bugüne değin süregelmiştir. Rölyef baskı, kalıbın yüksekte kalan bölümlerine boya vermek ve bu boyayı bir yüzeye aktarmak yöntemiyle elde edilir. Bu durumda oyma işlemini yaparken baskıda beyaz olması istenilen yerleri, keserek veya oyarak çıkarırız. Düz yani yüksekte kalan bölgelere merdane yada fırçayla boya verildikten sonra istenilen yüzeye pres veya kaşıkla aktarılır. Ağaç kışkırtıcı bir metaryaldir. Sanatçı tahtayı kullanmada yetkin ise ağaç baskı ile çalışma kolaylığı veren, diğer grafik baskılardan çok daha güçlü bir anlatım elde edebilir. Ağaç baskıyı tarih çerçevesinden ele alırsak, ilk olarak Güney Almanya'da görülmüştür. Gerçekte 1400'lerde Almanya'da görülen bu teknik bu tarihten 600 yıl kadar önce Çin'de, M.S. ilk y.y. içinde icad olmuştur. (Ele geçen eski tarihli ağaç baskının 868 tarihli olduğunu burada belirtmek yararlı olacaktır.) Bu ilk ağaç baskıdan sonra bütün grafik baskı teknikleri 15 y.y. da geniş olarak yayılmış, Alberecht Dürer'le (1471-1528) zirveye çıkmaya başlamış, 17 ve 18. y.y. da gravür tekniğinin yayılması ile önem kaybetmiş, ama dışavurumculuk akımı ile adeta yeniden doğarak, günümüze değin daima gücünü korumuştur. Alman dışavurumcu sanatçılar doğal olarak basitleştirilmiş, koyu siyah ve beyaz biçimlerin kesimini doğrudan ağaç bloklardan yaptılar. Bu sanatçılar, parçalanmış pürüzlü kenarlar ve daha çok köşeli resimlerde Alman yaklaşımını vurguladılar ve bu bir çeşit romantizm olarak tanımlanmıştır. Alman dışavurumcuları iki görüşün bir birleşimini temsil eder. Bir yanda baskıya kendi içinde yetkin ve anlamlı, entellektüel yapılandırılmış yüzeyler olarak bakmışlardır.

Ağaç baskıBaskı sanatlarıEkspresyonizm
Oktay Köse
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Ağaç baskının dünü bugünü Die Brücke ve Der Blaue Reiter sanatçıları

ÖZET Ağaç baskının ilk olarak Mısır ve Mezopotamya'da ıstampa biçiminde kullanıldığı tahmin edilmektedir. Çin'de M.S.105 yılında kağıdın bulunmasıyla, ıstampaların mürekkeplenip ipek ve kağıda basılmasına başlanmıştır. Bu dönemde ipek ve deri üzerine yapılmış olan, kuş, kelebek, bitki ve çiçeklerden oluşan baskı örnekleri günümüze kadar gelmiştir. Bu ilk baskılar baskı tarihinde yol gösterici olmuşturlar. Ağaç baskıyı özellikle, rahipler ve keşişler kullanmışlardır. Bunun nedeni de dinin yayılması ve halkın bilinçlendirilmesi amacıyla düşük olan okur-yazar oranının arttırılmaya çalışılmasıdır. Dini kitaplar, ilaç reçeteleri, halkın kullandığı türdeki basılı ilanlar, ağaç baskı yolu ile çoğaltılmış ve yayılmıştır. X. yüzyılda Avrupa, ağaç baskı sanatım, Çin'den gelen oyun kartı, pul ve paralarla tanımıştır. Ancak Almanya'nın 30 yıl savaşlarında zayıf düşmesi ve o dönemde bakır gravürün zengin olanakları karşısında, ağaç baskının ilkel ve yetersiz bulunması sonucu, ağaç baskı sanatına yüzyıllık bir ara verilmiştir (XVIII. yüzyıl). Ağaç baskı, dünden bugüne gelişimi içerisinde çoğu zaman haketmediği durumlara düşmüştür. Gerçek değerini, Die Brücke ve Der Blaue Reiter sanatçıları ve bu gruplara dahil olmayan diğer sanatçılarla (bu iki gruba dahil olmayan diğer ekspresyonist sanatçılar) önemini kazanmıştır. Ve tarih içinde hak ettiği yere de, bu dönem de ulaşılmıştır. Özellikle bu iki grup, Avrupa sanatında, Ekspresyonizm akımının en önemli ayağını oluşturmuşlardır. Türkiye'de de ağaç baskı gerektiği ilgiyi başlangıçta fazlaca bulamamış olmasına karşın, 1957 yılında, Devlet Tatbiki (Uygulamalı) Güzel ivSanatlar Yükekokulunda ağaç baskı çalışmaları başlar ve ağaç baskı sanatı, bu alanda uğraşan sanatçıların artması ile birlikte bugün de kullanılan önemli bir baskı tekniği olma özelliğini korumaktadır.

Ağaç baskıBaskı teknikleriDer Blaue Reiter sanatçıları+2
Nilgün Salur
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Dışavurumcu üretim biçimi olarak Ünal Kuş'un resimleri

Dışavurumculuk akımı birçok disiplini kapsarken, en güçlü ifade biçimlerine görsel sanatlarda ulaşmıştır. Dışavurumculuk yalnızca bir akım değil, aynı zamanda insanın iç dünyasıyla ilgili olan bir dünya görüşüdür. Bu görüşle doğanın ve toplumun subjektif bir gerçekle yansıtılması savunulmuştur. Dışavurumcu biçimsel ve içeriksel özellikler daha çok sanatçının duygularıyla gelişen, yoğun renk, karşıt değerler ve deformasyonlarla yapılanmıştır. Dışavurumculuk kavram ve tarihsel gelişiminin de incelendiği bu tezin amacı Ünal Kuş'un dışavurumcu üretim biçimi olarak resimlerini incelemektir. Dışavurumculuk akımı ve Ünal Kuş'un resimlerine ilişkin veriler, literatür taraması, sanatçıyla görüşmeler ve gözlem yöntemleriyle elde edilmiştir. Dışavurumculuk ve tarihsel gelişimi bağlamında yapılan incelemelerde ele alınan birçok resim, Ünal Kuş'un resimlerinin plastik çözümlemesine destek olacak biçimde seçilmiştir. Bu çalışmada, Ünal Kuş'un sanat serüveni, resimsel tavrı ve Dışavurumcu üretim biçimi bağlamında ele alınan Bisikletli Kız, Cesur İlişkiler, Diyalog resimlerinde plastik çözümlemeler yapılmıştır. Resimlerinde birçok sembol kullanan sanatçının çizgileri, duygularını aktarabilmesi adına, anlatım aracı olmuştur. Sanatçının kullandığı renkler, kompozisyon tercihleri ve biçimsel deformasyonlar ise duyguları ifade eden simgelere bağlı olarak ruhani tepkilerle gelişmiştir. Bu gelişim resmin teması ve sanatçının öznel yaklaşımıyla, içgüdüye dayandırılmıştır. Bu çalışma sanatçının, bulunduğumuz dönemde figür ve nesneleri sanatın diliyle, dışavurumcu yaklaşımının ortaya koyulması ve sanatçı hakkında bugüne kadar kapsamlı bilgilere rastlanmaması açısından literatürdeki eksikliğin giderilmesini sağlayacaktır.

EkspresyonizmKuş, ÜnalPlastik çözümleme+2
Endam Yener
Hatay Mustafa Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Seramik sanatında soyut dışavurumculuk ve Peter Voulkos

İngiltere'de ortaya çıkan Sanayi Devrimi ile birlikte sosyal yaşamda etkili olan modern kavramı, sanat alanında da kendini göstererek modernizmin oluşum sürecini başlatmıştır. Modernizmin; geleneksel sanat algısını değiştirdiği bu süreçte soyut sanat akımları ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu akımlarından biri olan Soyut Dışavurumculuk; politik, estetik ve ahlaki sınırları ortadan kaldırmakla birlikte öncelikle resim alanında etkili olmuştur. Resimde figür, mekân ve nesne gibi öğelerin tuval yüzeyinden uzaklaşmasını sağlayan Soyut Dışavurumculuk geleneksel resim algısını değiştirmiştir. Bu algı değişiminin seramik sanatına yansımalarını ortaya koymak bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır: Uzun ve köklü bir geçmişe sahip olan seramik, ağırlıklı olarak geleneksel yanı ile ön plana çıkmıştır. Soyut Dışavurumculuk akımından da etkilenerek, geleneksel üretim anlayışı ve teknik sınırlarının ötesinde bir ifade alanı oluşturmuştur. Bu akımın seramik sanatındaki en önemli temsilcisi olan Amerikalı seramik sanatçısı Peter Voulkos'un; tornada şekillendirme yöntemiyle ürettiği ilk dönem eserleri tornanın simetrisi ile olan bağını korurken, son dönem çalışmalarında yırtma, koparma, parça ekleme ya da çıkarma, deforme etme gibi gelenek, işlev ve teknik sınırların ötesinde çağdaş eserler ortaya koyduğu görülmektedir. Sanatçı; etkilendiği süreçler, eğitimci yanı, sanata, seramiğe bakış açısı ve yaklaşımları doğrultusunda ele alınmaya çalışılmıştır. Seramiğin çağdaş sanat boyutunun ön plana çıkmasında sanatçı kimliği ve yetiştirdiği öğrencileri ile önemli bir yere ve değere sahip olan Peter Voulkos'u ele alan bu çalışmanın; çağdaş seramik sanatı alanında yapılacak araştırmalar için bir kaynak olması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Seramik, Soyut Dışavurumculuk, Peter Voulkos, Seramik Heykel

EkspresyonizmHeykel sanatıSeramik sanatı+4
Özlem Taşpınar Şentürk
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Die Brucke ve Der Blaue Reiter sanat anlayışında renk ve biçim ilişkisi

Sanatın en basından beri ekspresyonist etkiler hep var olmustur. ilk olarak ilkel sanatla dıs dünyayı içsellestirip ona hâkim olma, alt etmek için kullanılmıstır.Bu insanlar estetik ve mistik değerleri eserlerinde sezgiyle dile getirmislerdir. Kendi saf duygu ve heyecanlarını eserlerine yansıtmıslardır. Bu bağlamda ilkel sanat,doğası gereği soyutlamacı, sembolik ve ifadeci bir karaktere sahiptir.Gerçek anlamda sanatın basladığını düsündüğümüz Rönesans'ta gerçekçi;mekân, doğa, nesne ve figür anlayıs söz konusuyken, Mathis Grünewald, Rönesans eğilimi göstermeyip ilk kez biçimde deformasyona yönelmistir. Daha sonraki dönemlerde ise içinde bulundukları sanat anlayısından farklı olarak El Greco, Goya, van Gogh gibi sanatçılar ve Fovist sanatçılarda farklı sekillerde biçimde deformasyona gitmislerdir. Bununla birlikte Ekspresyonizm kendinden önceki sanat anlayıslarıyla arasına bir çizgi çekerek, açık bir sekilde geleneksel sanat anlayısını ret etmis ve gerçek sanatın dıssal yansımaların içsellestirilip dısa yansıtılmasıyla olacağını savunmustur. Böylelikle deformasyonu ve rengi bu amaç doğrultusunda kullanmıslardır.Arastırma kapsamında Ekspresyonizm sanat akımı içinde yer alan Die Brucke ve Der Blaue Reiter sanat grupları ve grupların resimlerinde dısavurumcu yanlarını ortaya koyan, renk ve biçim özelliklerine değinilmistir. Arastırmanın evrenini Modern Sanatın içinde yer alan Ekspresyonizm akımı olusturmaktadır. Bu arastırmanın örneklemini ise Die Brücke ve Der Blaue Reiter sanatçılarından beser V sanatçı (toplam 10 sanatçı) ve bu sanat anlayısıyla yaptıkları birer eser (toplam 10eser) olusturmaktadır. inceleme için seçilen resimlerin; eser adı, yapılıs tarihi,orijinal ebadı, kullandığı teknik ve bulunduğu yer belirtilmistir. Bir resmin çözümlemesi renk ve biçim kıstas alınarak danısman hocam esliğinde incelenmis,diğer resimler ise bu örnek doğrultusunda yapılmıstır.ANAHTAR KELİMELER: Ekspresyonizm, Di Brücke, Der Blaue Raiter, Renk,Biçim.

BiçimEkspresyonizmRenkler
Ruken Kahraman
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
20
Master'sOpen AccessTR

Mekan yanılsamasından resim yüzeyine espas

Plastik sanatlar, biçim oluşturma sanatlarıdır. Mimari ve heykelde bu biçim üç boyutlu, görsel sanatlarda ise iki boyutludur. Biçimi oluşturmak, aynı zamanda etrafındaki mekanı, onu çevreleyen uzamı da oluşturmaktır. Bir çizgi, biçimi çevreler veya onun iç desenini gösterirken, aynı zamanda planlara veya hacimsel yapıya uygun olarak mekanın kurgusunu imler. Bu çalışmada öncelikle mekan, espas ve resim yüzeyi, çeşitli anlayışlara göre gelişen içerikleriyle ele alınmışlardır. Mekan kavramının, boşluktan özdeke ve deneyimlenen bir gerçeğe doğru geçirdiği evrimin, espas üzerindeki etkileri tartışılmıştır. Espasın çeşitleri ve bunların hangi teknikler ve araçlarla elde edilebileceği temel sanat elemanları ve ilkeleri ile Avrupa modern resim sanatı tarihi evreni kapsamında ikinci bölümde ele alınmıştır. Planimetrik, perspektif, volümetrik, piramidal, somut-soyut, klasik espas-yüzey espası-çağdaş espas, raslantısal, irrasyonel ve kavramsal espas çeşitleri incelenmiş, tuval nesnesine değinilmiştir. Resmin ve biçimin geçirdiği evreleri, espas kavramını esas alarak izlemek amaçlanmıştır. Plastik sanat ilgileri ön plana alınarak, espas kavramının geçirdiği evrim, farklı derinlik seviyelerinde ve özellikle yüzeyde izlenmeye çalışılmıştır. Resim yüzeyinden içeriye doğru kurgulanan üç boyutlu mekan, dokunsal veya görsel uzam algısı ile ilgili olduğundan dolayı üçüncü bölümde, plastik sanatlar alanına özgü çıkarımlara varmak üzere algı süreci incelenmiştir. Resimsel mekanın ikircikli doğası, yanılsamacı derinlik ile birlikte yüzeyin yassılığını da vurgular. İçine doğru bakılan bir pencereden, modern yüzeylere ve onun ötesine doğru gelişen espas anlayışı, izlenimci, dışavurumcu, hareketli, çok zamanlı, gerçeküstü, metafizik görünümlerle ortaya çıkabilir. Bu görünümleri ortaya koyan çeşitli akımlarla birlikte modern resimde, yanılsamanın yerini, plastik dilin kendi olanakları almış, anlatım giderek yüzeye doğru yaklaşmıştır. Yanılsamanın cennetinden kovulan izleyici, yüzeyde yeni bir plastik dil aramış ve bir özne olarak nesneye yaklaşmıştır. Temsili kaygılardan soyut anlatıma, betimleyici tavırdan dışavurumculuğa geçiş süreçlerinde, Avrupa modern resim sanatı tarihinde gelişen soyut espas, Amerikan soyut sanatının kökenlerini oluşturmuştur. Espas, özellikle Amerikan soyut dışavurumcu sanatında, aksiyon resmi ve renk alanı sanatçıları için esas mesele olarak ele alınmıştır. Bu sanatçılar, resim yaparak uzamı açıklamayı amaçladıklarını söylemişlerdir. Aksiyon resminde, dışavurumcu ve otomatist bir tavırla resim yapma süreci ve raslantısallığın bir kaydı olarak yüzeyde oluşan labirentler yoluyla, izleyiciye yeni bir uzam sunulur. Renk alanı resminde ise biçimin yerini alan renk alanları sayesinde oluşan mekan hissi yüzeyi kaplar. Görsel ve dokunsal yüzeyin çakıştığı yüzey espasında, bütünsellik ve odaksız yeni bir kompozisyon türü belirir. "All-over" kompozisyon, resim yüzeyinde kesintisiz bir akış sunmakla, izleyicisini özgür bırakır. Malevich'in siyah karesi ile öne sürdüğü "hiçlik" ve "sıfır noktası"ndan sonra, içinde herşeyin olduğu "yeni bir hiçlik" önerilmektedir. İzleyici bunun karşısında sabit bir konumda kalamaz, yüzey karşısında devinmek, resme "yandan bakmak" ihytiyacı duyar, böylece ondaki düzensizlikte (kaosta) bir düzen (kozmos) keşfederek, kendini bu uzamın bir parçası olarak duyumsar ve nihayet anlam derinliğini kavrar. Yüzeyi vurgulayan bu yaklaşım, görsel ve dokunsal algı arasındaki gerilimi artırdığı, hem sanatçı hem de izleyici için bir devinim, katılım ve sessiz bir dille anlaşma olanağı sunduğu oranda, bu incelemede odak noktasını oluşturur. Bu araştırma, modern resimde ve Amerikan soyut dışavurumculuğunda yüzey espasına bakışta bir rehber olmaya, onu eleştirmeye ve bu temelin üzerinde yeni arayışlarla yola çıkanlar için derleme bir kaynak olmaya adaydır. Bunun ötesinde, çağdaş galeri mekanına yani "beyaz bir kübe" doğru uzanan espas, bu çalışmanın kapsamını aşmakta ancak son bölümde çağdaş sanata doğru kısa bir bakış ile yetinilmektedir. Anahtar Kelimeler Espas, Uzam, Resim Yüzeyi, Alan, Mekan, Resimde Mekan, Yanılsama, Temel Eğitim, Temel Sanat Öğe ve İlkeleri, Perspektif, Modern Resim, Soyut Dışavurum, Otomatizm, Renk Alanı Resmi, All-over Kompozisyon.

EkspresyonizmEspasMekan+4
Derya Ülker
Anadolu University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Soyut dışavurumcu anlayışta Halil Akdeniz ve eserlerinin analizi

19. yüzyılın sonlarında resim sanatında görülmeye başlayan dışavurumcu etkiler 20. yüzyıl başlarında, Almanya'da sanat hareketi niteliği kazanmıştır. Soyut Dışavurumculuk Akımı, İkinci Dünya Savaşının (1939-1945) başlaması ile birlikte Avrupa'dan Amerika'ya giden sanatçıların resim sanatına kazandırdığı bir anlayış olarak karşımıza çıkmaktadır. Soyut Dışavurumculuk akımında esas olan, insanın iç dünyasına dönük duyguların ifadesidir. Soyut Dışavurumcu sanatçılar saf biçimi ortaya koymaktadırlar. Küresel ve toplumsal yapının değişmesi, sanat ve sanatsal yapının değişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Sanat eserlerinin incelenmesi, sanatçının sanatsal kişiliğini ortaya koymanın yanı sıra sanat eğitiminde önemli bir yer tutmaktadır. 1950 ve sonraki yıllarda Türk ressamların da Soyut Dışavurumcu resimler yaptığı görülmektedir. Çağdaş Türk Sanatı içinde özel bir yere sahip olan Halil Akdeniz, sanat hayatına başladığı günden günümüze kadar farklı sanat anlayışlarında eserler üretmiştir. Halil Akdeniz'in resimleri başlangıçta doğadan ve canlı modelden çizimler, etüdler, doğadan soyutlamalar gibi nitelikler taşımakla birlikte daha sonraki yıllarda Soyut Dışavurumcu ve son dönemde kavramsal bir yönde gelişme ve değişme göstermiştir. Bu çalışmada Soyut Dışavurumculuk akımı derinlemesine incelenerek, Soyut Dışavurumcu anlayışta Halil Akdeniz'in eserleri ve sanat anlayışı araştırılmış, ayrıca eser analizleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Soyut Dışavurumculuk, Halil Akdeniz, eser analizi, Türkiye'de Soyut Dışavurumculuk

Akdeniz, HalilAvrupaEkspresyonizm+6
Atakan Yılmaz
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1980'den sonra Türk resminde soyut dışavurumculuk

İnsanlık tarihinin her döneminde sanatçı, kendisini sürekli yenilemiş, yeni arayışlar içerisinde olmuş ve üslubu ile kendisini ifade edebilmiştir. Endüstrinin gelişmesi toplumsal çevreyi, insan hayatını, dünya politikalarını ve görüşlerini etki-lemiştir. Sanatçının artistik çalışmalarının endüstriyel gelişmelerden etkilenmesi kaçınılmaz olmuştur. Soyut dışavurumculuk (Abstract Expressionism), İkinci Dünya Sava-şı'ndan sonra Amerika'da gelişen sanatsal bir akımdır. Hem ABD'li hem de Avrupa-lı sanatçılar büyük ölçüde bu akımın etkisi altında kalmışlardır. Bu akım, Türki-ye'deki sanatçıları da etkilemiş, soyut dışavurumcu eserler ortaya çıkmıştır ve bu akım Türk çağdaş resmine önemli katkılar sağlamıştır. Soyut dışavurumculuğun Türkiye'ye yansıması 1950'li ve 1960'lı yıllarda gerçekleşmiştir. Türk soyut sanat-çılar eserlerinde Türk kültürüne ait öğelere de yer vermiştir. Anahtar kelimeler : Soyut, Geometrik-soyut, Lirik-soyut, Soyut Ekspresyonizm

1980 sonrasıEkspresyonizmGeometrik soyutlama+5
Işıl Savaşer
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bir terapi olarak sanat

Sanat ürünleri üstüne ilk kilinik /deskriptif incelemeler, 19. Yüzyılın son çeyreğinde (1876-1888) Max Simon ve suç hukuku uzmanı Cesare Lombroso tarafından yapılmıştır. Simon ve Lombroso bu ürünlere hastalık belirtilerini aramak için bakmışlar ve psikotik hastaların sanat ürünlerindeki sitilizasyon ve sembolizasyonu inceleyen çalışmaları psikozların deskriptif sınıflamasına katkı sağlamıştır. Paul Meunier öncülüğünde bir grup ise bu ürünleri "iç dünyanın dışa vurumu ve yaratıcılık" açısından incelemiştir. Dönemin resmi sanat söylemi ise, bu yapıtların "ifadenin ilkel biçmi" şeklinde niteleyerek ilgi alanından dışlamıştır. Daha sonra Mohr (1906-1907), psikotik hastaların teşhisine dönük çalışmalara katkı sağlayıcı denemelerde bulunmuştur. Mohr, çok iyi planlanmış, teşhis amaçlı deneyimsel çizimler üzerine incelemeler yaparak hastaların sanat ürünlerinde görülen ortak özellikleri incelemiştir. Bu erken deneyimsel çizim testleri, bugün psikotik ve nörotik bozuklukların teşhisinde yaygın olarak kullanılan bazı testlerin gelişimini hazırlamıştır. Hastaların yaptığı sanat ürünlerini toplayarak "Heidelberg Collection" olarak bilinen çok geniş bir koleksiyon oluşturan Hans Prinzhorn (1916-1926), bu yolla onların içsel psikolojik süreçlerini incelemiştir. Prinzhorn, psikotik sanata estetik açıdan yaklaşmış ve psikotiklerin, çocukların ve ilkel insanların sanat ürünlerinde görülen benzerliklere dikkati çekmiştir. Bu tezde genel olarak sanatı, özel olarak da resim sanatını bir terapi aracı olarak kullanabilirmiyiz bunu sorguladık. Pek çok hasta için resim sanatı terapötik özellikler göstermektedir. Öyleki klasik terapi araçlarından kimi zaman daha etkili olduğu görülmektedir. Hatta kimi ağır psikolojik sorunları olan bazı ressamların doğrudan resim yaparak kendilerini tedavi ettikleri bile söylenebilir. Van Gogh bunlardan en bilinen örnektir. Dolayısıyla resmi sadece sanat değil aynı zamanda terapi aracı olarak görmek onun ne kadar evrensel bir dili olduğunu göstermektedir(Eren;1998;11).

EkspresyonizmPsikoteknik yöntemlerPsikoterapi+3
Beril Taşkent
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

Mystical Inspirations of Abstract Expressionist Painting

Action painting refers to a style within abstract art, especially abstract expressionist movement. In this study, it is aimed to trace the mystical experiences of the action painters in their creation process. In art literature, the abstract expressionist art movement emphasizes a process that creates the works of the artist without making any reservations to their creativity and awareness, and this movement also forms the basis of the action painting. In the action painting, the artwork of an artist has not been described as a product that reflects the inherent forces of nature, such as perception or imagination; but it is additionally emphasized that what the artist essentially wants to achieve is a spiritual purification. In other words, it is emphasized that the works of the action painting style not only reflect the characteristics of the abstract expressionist art movement but also the spiritual calmness; and this emphasis is explained in the search for "sublime art creation" of the artists, namely, Pollock, Rothko and Newman who are among the pioneers of this movement. These proposals accelerated the "mystic" approach in abstract expressionism. Based on this approach, in present study, attempts were made to explain the mystical experiences of some abstract expressionist painters during their creation process. It is accepted that the mysticism is a concept that reflects the mystic philosophy of both monotheistic and polytheistic religions. Mysticism is examined by taking into account the three classifications determined by the geographical prevalence scale: (1) Far East: Tao, Brahman, Tantric, and Zen, (2) West: Christian and Kabbalah, and (3) Middle East: Zarathustra and Sufi. In this study, Eastern and Western mysticism was tried to be explained by considering this classification. In the present study, the mystic inspirations of the artists who are the pioneers of Abstract Expressionism both in Turkey and in the world, namely, M. Zahit Büyükişliyen, Sabri Berkel, as well as Jackson Pollock, Bernett Newman, Robert Motherwell, Mark Rothko, Wols, Georges Mathieu, tried to be marked in terms of their actions during the creation of painting process, their discourse, their products and their meetings with audiences. It is believed that the discussions of the present study will contribute to similar works supported by the literature.

ExpressionismPainting artPictures+3
Şevket Cem Onat
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Gerhard Richter örnekleminde 1980 sonrası 'soyut dışavurumculuğun' resim sanatına etkisi

Tez çalışmamda kronolojik bir şekilde öncelikle Dışavurumcu sanat akımını ele alarak, bulunduğu dönem içerisinde, sanatçıları ile birlikte inceledim. Ardından İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan Soyut Dışavurumcu akımı dönemi ve sanatçıları ile ele alırken, 1980 sonrası Yeni Dışavurumcu hareketi politik, kültürel, toplumsal açıdan ele alarak, yine dönemi içerisinde sanatçılar üzerindeki etkileri ile birlikte incelemeye çalıştım. Tezimde ayrıca Yeni Dışavurumculuğun günümüz sanatına etkilerini anlatırken, Türk ve Yabancı sanatçılardan örnekler vererek, konuyu geniş tutmaya çalıştım. Tezimin örneklemini oluşturan sanatçı Gerhard Richter'in sanatını, modernizm ve postmodernizm sürecinde ele alarak, beslendiği doğu ve batı Almanya'nın içinde bulunduğu koşulları göz önünde bulundurarak, sanatçının çalışmalarını, Yeni Dışavurumcu anlayışını ve günümüz sanatına etkisini anlatmaya çalıştım. Bu noktada sanatçıyı ele alırken kendi açıklamalarına da yer verdim.

1980 sonrasıAlman resim sanatıEkspresyonizm+7
Melike Uçku
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dışavurumculuğun Türk resim sanatındaki etkisi

Ondokuzuncu yüzyılın sonunda sanayi devrimi ile ortaya çıkan, yeni ve güçlü burjuva sınıfının altında ezilen proleteryanın ortaya koyduğu sınıf çatışmaları ve ekonomik krizler bir buhrana sebep olmuştur. Sonrasında çıkan Birinci Dünya Savaşının acıları ise bütün dünyayı olumsuz etkilemiş, insanların gelecekle ilgili umutlarını yitirmesine neden olmuştur. İnsanlar düştükleri depresyon ve melankolik durumlarını ifade edecek bir araca ihtiyaç duymuşlardır. Ekspresyonizm sanat akımı; yirminci yüzyılın başında, insanların duygularını ifade etmelerini sağlayan, önemli bir anlatım aracı olmuştur. Sanatçılar, yaptıkları Ekspresyonist resimlerle, ruh hallerini, acılarını, içsel korkularını, ekonomik ve politik kaygılarını dışarıya yansıtma olanağı bulmuşlardır. Ekspresyonist sanatçılar, geleneksel sanat anlayışından uzaklaşmış, soyutlama ve deformasyondan yararlanarak öznel bir anlatım dili geliştirmiştir. Ekspresyonizmde portre ve figür, duyguların ifade edilmesinde en önemli araçlar olmuşlardır. Renk ve biçim ilişkisinin güçlü olarak ön plana geldiği Ekspresyonizm'de, portre ve figür, ruh halini en güçlü bir plastik dil ile anlatmaktadır. Ekspresyonizm'in oluşumunda etkili olan biçimsel etkenlerin başında, modern sanatın, gerçekliği betimlemeden uzaklaşma çabaları ve farklı biçimsel arayışları gelir. Bu biçimsel değişimde Afrika, Arap ve Asya sanatı, hatta Japon Estampları sanatçıların esin kaynakları olmuşlardır. Bilhassa ilkel kabile sanatı ve maskları Ekspresyonizmin gelişmesinde biçimsel etkenler olmuştur. Ekspresyonizmin ortaya çıkışında ve gelişmesinde Alman Ekspresyonizmi başı çeker. 'Die Brücke' ve 'Der Blaue Raiter' grubu önde gelen hareketlerdir. Ekspresyonizm Fransa ve Avusturya gibi ülkelerde de etkili olmuş ve günümüze kadar sanatçıları etkilemeye devam etmiştir.

EkspresyonizmResim sanatıTürk resim sanatı
Yasemin Yavuz
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Soyut dışavurumculuk ve Richard Diebenkorn'un soyut ve figüratif resim arasındaki yolculuğu

Bu tez çalışmasında, 1950'ler ve sonrasında, Amerika'da değişen sanat ortamı, Soyut Dışavurumculuk (New York Okulu) ve Bay Area (San Francisco-körfez bölgesi) Figüratif Hareketi incelenmiş, ve bu değişimleri sanatına başarılı bir şekilde yansıtan Amerikalı, Batı Sahili sanatçısı Richard Diebenkorn derinlemesine araştırılmıştır. 1950'lerde soyut çalışmaları ile tanınırken, 1955'lerde figüratif resme dönmüş, 1967 yılında tekrar soyuta geri dönerek, Ocean Park serisi olarak bilinen, yirmi yıllık uzun ve başarılı bir soyut resim dönemi geçirmiştir. Richard Diebenkorn'un, döneminin geçerli trendlerine karşı olacak şekilde, soyut ve figüratif resim arasındaki sürekli yolculukları nedeniyle, pek çok kişi Diebenkorn'un gerçekten kim olduğunu anlamakta zorlanmıştır. Richard Diebenkorn devrim yaratacak bir sanat hareketinin içinde olmamasına ve sanat tarihinde adının fazla yer almamasına rağmen, bu çalışmada da gösterildiği üzere, Soyut Dışavurumculuk, Renk Alanı Resmi ve Avrupa Resmini başarılı bir şekilde birleştiren, çağdaş bir ressamdır. Richard Diebenkorn'un sanat yaşamı dönemlere ayrılarak incelenmiş, yaşadığı çevreye ne kadar duyarlı olduğu gösterilmiştir: Erken dönem (1942-1953), Berkeley serisi (1953-1966), Ocean Park serisi (1967-1988) ve Ocean Park sonrası dönemi. Anahtar Kelimeler: Richard Diebenkorn, soyut,figüratif

Diebenkorn, RichardEkspresyonizmFigüratif resim+4
Nurhan Köksal
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

1950 sonrası resim sanatının figüratif soyutlama eğilimi ve günümüz Türk resim sanatına yansımaları

Resim sanatında soyutlamaya yönelik eğilimler önce Avrupa'da olmak üzere tüm dünya sanatçılarının üzerinde etkisini göstermiş ve takip eden yıllarda ülkemiz resim sanatında da kabul görmüştür. 19.yy'ın sonlarında başlayan soyut eğilim, 1950 yıllarında Türkiye'de de yenilikçi çabaların sonucu, Türk resim sanatına girmiş ve gelişmiştir. Cumhuriyet'in ilan edilmesinden sonraki dönemde yaşanan kültürel ve toplumsal gelişmelerin doğrultusunda Türk resim sanatı, batı üslubundan etkilenmiş ve çağdaşlaşma süreci içerisine girmiştir. 1950 sonrası soyutlama eğiliminin ve Türk resim sanatının soyutlama ile ilişkisinin ele alındığı bu araştırmada, batıda gelişen sanat yaklaşımlarının Türk resim sanatı üzerindeki etkileri ve Türk resim sanatçılarının bu etkiler sonucu gösterdiği değişimlere yer verilmiştir. Sanayi devrimi sonrası soyut ve soyutlama kavramlarının incelenmesi, ortaya çıkan akımlar, 1950 sonrası Avrupa'da gelişen sanat anlayışının Türk resim sanatına girişi, gelişimi ve bu akımlardan etkilenen Türk resim sanatçılarının incelenmesi bu tezin öncelikli amacıdır.

EkspresyonizmEmpresyonizmFigüratif resim+7
Canan Tutaklar
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

Related subjects