Diabetes-gestational
95 theses under this subject heading
Kliniğimizdeki oral glukoz tolerans testi (OGTT) bozukluğı olan gebelerde doğum ağırlığı ve doğum şekli arasındaki ilişki
Bu çalışma Namık Kemal Üniversitesi Girişimsel olmayan klinik araştırmalar Etik Kurulunun 28.06.2022 tarihli ve 2022.118.06.08 protokol numaralı kararından sonra Helsinki deklorasyonu kuralları gözetilerek yapılmıştır. Ocak2018-Mart 2022 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Uygulama m ve Araştırma Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Gebe Polikliniğe gelen 24. ve 28. Gebelik haftalarındaki Oral Glükoz Tolerans Testi yapılması için başvuran toplam 128 hastadan OGTT yüksek olarak değerlendirilmiş 64 hasta ve Oral Glükoz Tolerans Testi normal gelmiş kontrol grupta olan 64 hasta dahil edilerek doğum şekli ve doğum ağırlığı arasında ilişkinin araştırılması için retrospektif yapılmış bir çalışmadır. Yapılmış çalışmada OGTT normal gelen grubun yaş ortalaması daha düşük iken, OGTT yüksek gelen grubun yaş ortalaması, daha yüksek olarak görüldü. Normal grubun doğum ağırlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır.Araştırmamızda OGTT yüksek gelmiş hastalarımızın uygun tedavi alıp-almamaları sorulmadığı için bu verilerin gelecekte yapılacak olan araştırmalarda tartışılması gerekmektedir.Normal grubun doğum haftaları ortalaması 38,37±2,74 hf iken, OGTT grubun ortalaması 37,24±2,75 hf olarak izledik. Gruplara göre doğum haftaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,022; p<0,05). OGTT grubun doğum haftaları, normal gruptan daha düşük olduğu izlendi.Ayrıntılı olarak incelendiğinde; doğum haftalarındaki 1 birimlik artış, OGTT riskini 1,132 katına düşürmekte olduğunu gördük.Gruplara göre doğum şekilleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadığı izlendi..Doğum haftası ile doğum ağırlığı arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı iyi düzeyde ilişki saptandığı görüldü. (r=0,782; p<0,01)..Doğum ağırlığı ve doğum haftası ölçümleri OGTT varlığı için bağımsız risk faktörüdür..Gruplara göre doğum ağırlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Anahtar kelimeler:GDM,OGTT,Makrozomi
Birinci trimester plasenta hacminin fetal ve maternal sonuçlarla ilişkisi
Amaç: ÇalıĢmamızda, ilk trimesterde 2D ultrasonografi ile plasental hacim ölçümünün fetal büyüme geriliği, preeklampsi, gestasyonel hipertansiyon ve preterm plasental abrupsiyon gibi maternal ve yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatıĢ, APGAR skoru gibi neonatal sonuçlara etkisinin değerlendirilmesini amaçladık. Yöntem: Bu prospektif gözlemsel çalıĢma, 1 Ağustos 2022 ve 31 Ekim 2022 tarihleri arasında, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim dalında gerçekleĢtirildi. Son adet tarihine veya birinci trimester ultrasonografisine göre 11 ila 13+6 haftalık tekiz 82 primi gebe çalıĢmaya dahil edildi. Bulgular: Olguların yaĢ ortalaması 25,55 ± 4,18 yıldı. Ultrasonografiye göre plasental hacim değerlendirmesi yapılan hafta ortalaması 12,49 ± 0,63 hafta, ortalama plasenta hacmi ise 22,66 ± 6,75 cm3 idi. Olguların %11,0'ında gestasyonel diabetes mellitus (GDM), %9,8'inde gestasyonel hipertansiyon (GHT) saptandı. Doğum Ģekli %48,8 sezaryen idi. En sık sezaryen endikasyonları %12,2 ile fetal distress ve uzamıĢ eylemdi. Doğum sonrası yenidoğanların %11,0'ının yoğun bakım ünitesi (YBÜ) ihtiyacı oldu. En sık YBÜ'ye yatıĢ endikasyonları %3,7 ile prematür respiratuvar distress sendromu ve yenidoğanın geçici takipnesi idi. Ortalama doğum haftası 39,26 ± 1,50 hafta, doğum ağırlığı 3168,11 ± 444,57 g'dı. Ortalama plasenta hacmi ile annenin vücut ağırlığı ve gebelik haftası arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde ve pozitif yönde korelasyon iliĢkisi saptandı (p<0,05). Doğum Ģekli, YBÜ'ye yatıĢ, GDM ve GHT geliĢme durumuna göre birinci trimesterde ölçülen ortalama plasenta hacminin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiĢmediği saptandı (p>0,05). Birinci trimesterde ölçülen ortalama plasenta hacminin herhangi bir kesim noktasında GDM veya GHT geliĢme durumunu istatistiksel olarak anlamlı düzeyde öngöremediği belirlendi (p>0,05). Sonuç: Bu çalıĢmada, birinci trimester plasenta hacminin gebelik sürecinde ortaya çıkabilecek GDM, GHT gibi patolojilerle, doğum Ģekliyle, bebeğin doğum kilosuyla, doğum 38 sonrası YBÜ ihtiyacıyla ve APGAR skoru ile iliĢkili olmadığı saptandı. Annenin vücut ağırlığı ve gebelik haftası arttıkça plasenta hacminin de arttığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Plasenta hacmi, gebelik sonuçları, gestasyonel diabetes mellitus, gestasyonel hipertansiyon, neonatal sonuçlar
Yenidoğanlarda aortik nabız dalga hızının maternal faktörler, demografik ve klinik özelliklerine göre değerlendirilmesi
Arter sertliğinin bir ölçüsü olarak, nabız dalga hızı (PWV) erişkinlerde koroner kalp hastalığı, inme ve kardiyovasküler mortalitenin güvenilir bir belirleyicisidir ve artmış PWV arterlerin daha sert olduğunu gösterir. Çocuklar arasında, obezite, diyabetes mellitus ve kalp nakli alıcılarında artmış PWV tanımlanmıştır. Veriler çelişkili olsa da bazı perinatal faktörler ileri yaşlarda arteriyel sertliği etkiler. Erken doğum öyküsü olan adolesanlarda brakiyal-radyal PWV'de bir artış bildirmiştir. Gebelik yaşına göre küçük doğan veya anneleri gebelik sırasında alkol almış olan çocuklarda da artan PWV bildirilmiştir. Yenidoğanlarda PWV hakkında az sayıda çalışma mevcuttur ve bu konu hala aydınlatılması gereken bir alandır. Çalışmamıza 15'i hipertansif anne bebeği, 26'sı diyabetik anne bebeği ve 26'sı kontrol grubu olmak üzere toplam 67 12-29 gün aralığındaki yenidoğan dahil edildi. Diyabetik anne bebeği grubundaki 5 bebeğin annesinde hem diyabet hem hipertansiyon tanısı mevcuttu. Çalışmamızda arteriyal sertlik belirteci olarak karotis-femoral nabız dalga hızı (cfPWV) kullanıldı ve ölçümler günün benzer saatlerinde aynı cihaz kullanılarak ekokardiyografi aracılığı ile yapıldı. Sonuç olarak çalışmamız dahilindeki bebeklerin cfPWV değeri 3,16 m/s ile 8,41 m/s arasında değişmekte olup cfPWV ortalaması 5,27±1,33 m/s olarak saptandı. Diyabetik anne bebeklerinin cfPWV değeri hem hipertansif anne bebeklerine hem de kontrol grubuna oranla anlamlı düzeyde daha yüksek saptandı. Hipertansif anne bebekleri ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Gestasyonel diyabetes mellitus tanılı annelerde diyet ile kan şekeri regülasyonu sağlananların bebekleri ile insülin ile kan şekeri regülasyonu sağlananların bebekleri arasında cfPWV değeri açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Çok değişkenli lineer regresyon analizi sonucuna göre, cfPWV değerini öngören etkenler anne yaşının artması ve annede diyabet olması olarak bulundu. Anne vücut kitle endeksi (BMI), gebelik sayısı, doğum şekli, doğum ağırlığı, anne hemoglobin miktarı, in vitro fertilizasyon (IVF) ile gebelik olma durumu cfPWV'yi etkilememektedir. Yenidoğanlarda arteriyal sertlik alanında az sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamızda diyabetik anne bebeklerinde daha yüksek cfPWV değerleri saptanmış olup, bu durum erişkin çalışmaları verilerine dayanarak artmış kardiyovasküler morbidite ile ilişkilendirilebilse de mevcut bulguların ileri yaşlardaki etkileri konusunda uzun takip süreli daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Gestasyonel diyabetes mellitus riski olan gebelerde egzersiz tutumlarının, egzersizi engelleyen ve kolaylaştıran faktörlerin incelenmesi
Bu çalışma, Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM) riski yüksek ve düşük olan gebelerde; egzersiz tutumlarının, egzersizi engelleyen ve kolaylaştıran faktörlerin ve fiziksel aktivite düzeyinin incelenmesi ve bu faktörlerin gruplar arasında karşılaştırılması amacıyla planlandı. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 183 gebe, GDM riski yüksek (n=86, yaş=31,00±4,00 yıl, gebelik öncesi Vücut Kütle İndeksi (VKİ)=27,97±2,99 kg/m²) ve GDM riski düşük olmak üzere (n=97, yaş=29,00±4,00 yıl, gebelik öncesi VKİ=21,43±1,81 kg/m²) iki gruba ayrıldı. Gebelerin fiziksel ve sosyodemografik özellikleri, kronik hastalıkları, mevcut ve önceki gebeliklerine ilişkin özellikleri, GDM ile ilişkili bilgileri, gebelik öncesindeki ve mevcut gebeliklerindeki fiziksel aktivite seviyesi ve egzersiz alışkanlıkları, transteorik modeldeki değişim aşaması ve Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) sonuçları kaydedildi. Buna ek olarak, psikolojik durumları Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri–durumluk versiyonu ve Algılanan Stres Ölçeği ile değerlendirildi. Egzersiz tutumlarının, egzersizi engelleyen ve kolaylaştıran faktörlerin değerlendirilmesinde önceki araştırmalar referans alınarak hazırlanan sorular kullanıldı. Fiziksel aktivite düzeyi Gebelik Fiziksel Aktivite Anketi (PPAQ) ve SenseWear Pro3 Armband ile değerlendirildi. Bu çalışmanın sonucunda, gebeler tarafından bildirilen egzersiz tutumlarının dağılım oranları açısından GDM riski yüksek ve düşük gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı bulundu (p>0,05). Buna ek olarak, GDM riski düşük olan gebelere kıyasla, GDM riski yüksek olan gebeler, stres üriner inkontinans, gestasyonel kilo alımı ve çocuk bakımı ve aile sorumluluklarının egzersize katılımı daha fazla engellediğini bildirdi (p<0,05). GDM riski yüksek olan gebelere kıyasla, GDM riski düşük olan gebeler, yorgunluğun egzersize katılımı daha fazla engellediğini bildirdi (p<0,05). Egzersizin sağlık durumunu iyileştirmesinin ve spor salonu/parklara ulaşımın kolay olmasının GDM riski düşük olan gebelerin egzersiz yapmasını GDM riski yüksek olan gebelerden daha fazla teşvik ettiği bulundu (p<0,05). GDM riski yüksek olan gebelerde, PPAQ ile değerlendirilen fiziksel aktivitelerde (düşük, orta, yüksek şiddetli ve toplam aktivite), ev işleri/aile bakımı ve spor/egzersiz aktivitelerinde harcanan enerji miktarının GDM riski düşük olan gebelerden daha fazla olduğu bulundu (p<0,05). Bu bulgular ile uyumlu olarak, GDM riski düşük olan gebelerin sedanter davranışlarda harcadığı enerji miktarının GDM riski yüksek olan gebelerden daha fazla olduğu bulundu (p<0,05). Ancak, akselerometre ile değerlendirilen fiziksel aktivite süresinin ve ortalama MET değerlerinin ise GDM riski düşük olan gebelerde, GDM riski yüksek olan gebelerden daha fazla olduğu bulundu (p<0,05). Bu çalışmanın sonuçları, sağlık profesyonellerine gebelere uygun fiziksel aktivite ve egzersiz programları oluşturmada yol gösterici olabilir. Bu çalışmada belirlenen egzersiz engelleri ve kolaylaştırıcıları göz önüne alınarak düzenlenen egzersiz programları, özellikle GDM riski olan gebelerin egzersiz programlarına katılımlarını teşvik edebilir ve bu gebe popülasyonunda davranış değişikliğinin oluşmasını sağlayabilir. Böylece, Türk popülasyonunda GDM riski ve prevalansı azalabilir. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabetes mellitus, fiziksel aktivite, tutumlar, engeller, kolaylaştırıcılar
11-14.gebelik haftalarında tekil gebeliklerde bakılan serbest ßhcg, PAPP-a değerleri ile 16-18.gebelik haftalarında bakılan afp, ßhcg, ue3 ve inhibin-a değerlerinin 50 gram glukoz tarama testi ve bebek doğum ağırlığı üzerine prediktif etkileri
Giriş ve Amaç: Gebeliğin birinci ve ikinci trimesterinde anomali taraması ve risk belirlenmesi amacıyla kullanılan biyomarkerların fonksiyonları anlaşıldıkça gebeliğin diğer riskli durumlarını öngörmede kullanışlı olup olmadıkları çeşitli araştırmalara konu olmuştur. Gestasyonel diyabet açısından riskli hasta popülasyonunun belirlenmesi ve etkilenmesi olası bebeklerin öngörülebilmesi konusunda yapılan bu çalışmayla erken dönemde ölçülen biyokimyasal parametrelerin 24-28. hafta gestasyonel diyabet taramasında ölçülen 50 gram oral glukoz tolerans testi değeri ve bebek doğum ağırlığı üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Ocak 2009-Aralık 2011 döneminde Avrupa Florence Nightingale Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde takibi yapılmış gebelerin kayıtları retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya alınma kriterlerine uygun 688 tekiz gebe hastanın ikili ve dörtlü testte ölçülmüş olan PAPP-A, f-ßHCG, AFP, hCG, uE3 ve İA ve bu parametrelerin düzeltilmiş MoM değerleriyle, 24-28. Haftada ölçülen 50 gram OGTT değeri ve bebek doğum ağırlıkları kaydedildi. Verilerin istatistik incelemesinde SPSS paket programı ve Pearson korelasyonu kullanıldı. Bulgular: Yapılan değerlendirmelerde PAPP-A-MoM değeri arttıkça bebek doğum ağırlığı da artmaktadır (p<0,00001 r:0,158). hCG MoM değeri ile bebek doğum kilosu (p=0,019 r:0,089), açlık kan şekeri (p=0,019 r: 0,09) ve OGTT (p=0.17 r:0,091) arasında anlamlı ilişki vardır. uE3 MoM ve OGTT arasındaki negatif ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.001 r:-0,146). Gravida ve parite arttıkça uE3 MoM değeri azalmaktadır (p=0,004 r:-0,109). İA MoM artıkça AKŞ (p=0.001 r:0,129) ve OGTT (p=0,041 r:0,078) artmaktadır. Bebek doğum ağırlığı ile PAPP-A-MoM ve hCG MoM değeri ve arasında anlamlı ilişki vardır Benzer şekilde OGTT ile uE3 MoM, İA MoM ve hCG MoM arasında da anlamlı ilişki saptanmıştır. Fakat bu anlamlı ilişkilerin birbirleriyle korelasyonu zayıftır. Sonuç: Birinci trimester tarama testinde kullanılan PAPP-A MoM değerlerinin bebek doğum ağırlığını öngörebileceği, yüksek PAPP-A MoM değerlerine sahip gebeliklerin ortalamanın üzerinde bebek doğum ağırlığı ile sonuçlanabileceği söylenebilir. İkinci trimester tarama testinde bakılan düşük uE3 MoM ve/veya yüksek İA MoM değerleri, AKŞ ile OGTT değerlerinin yüksek çıkabileceğini öngörebilir. Fakat klinik uygulamada tarama testi olarak kullanımları düşük etkinlikleri nedeniyle uygun değildir.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin gestasyonel diyabet ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma Ebelik ve Hemşirelik öğrencilerinin gestasyonel diyabet ile ilgili bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma örneklemini; 2018-2019 Güz yarıyılında eğitim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 2-3 ve 4. sınıf Ebelik ve Hemşirelik öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma verileri " Öğrenci Bilgi Formu" ve "Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Veriler SPSS 21,0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 21,47 ± 2,032 yaş olup, %82,9'unun kadın, %25,6'sı Sağlık Meslek Lisesi mezunudur. Öğrencileri Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu puan ortalaması 12,99 ± 3,369' dur. Araştırmaya katılan öğrencilerin Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu maddelerine en çok doğru yanıt verdikleri "Hipoglisemi durumunda terleme, titreme, çarpıntı veya huzursuzluk ortaya çıkar" maddesi olduğu tespit edilmiştir. En çok hatalı yanıt verdikleri maddenin ise "Açlık kan glukoz düzeyi 140 mg/dl üzerinde olması hiperglisemi olarak adlandırılır" maddesi olarak tespit edildi. Öğrencilerin en çok bilmediklerini ifade ettikleri maddeler "Gestasyonel diyabetin taraması olan OGTT'nin yapıldığı gebelik haftası 24-28. haftalardır" ve "Gebelikte sigara kullanımı HbA1c düzeyini yükseltebilir" maddeleri olarak tespit edildi. Sonuç: Öğrencilerin gestasyonel diyabet ile ilgili eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi, hasta eğitim programlarında güncel ve standartlara uygun bilgi sunulması konusunda öğrencilerin ve mezunların desteklenmesi önerilebilir.
Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gebe Polikliniği' nde gestasyonel diyabet taraması için yapılan 50 gram oral glukoz tolerans testi sonuçlarının değerlendirilmesi
Giriş ve Amaç: Gebelik sırasında hormonal değişimlere bağlı olarak insulin rezistansı riski artar. Kompenzasyon mekanizmaları yetersiz kaldığında annede gestasyonel diyabet oluşması kaçınılmazdır. GDM anne ve bebek için hem gebelikte, hem doğum sırasında, hem de hayatlarının ilerleyen dönemlerinde birçok riski beraberinde getirir. Bu sebeple gebelikte GDM taramasının yapılması ve gerekli önlemlerin zamanında alınması büyük önem arz etmektedir. Tanısı konduğunda komplikasyonlarının önlenebileceği bir bozukluk olan GDM ile ilgili bu çalışmadaki amacımız öncelikle gestasyonel diyabet sıklığını belirlemek, GDM tarama testi sonuçlarını değerlendirmek, OGTT bozukluğunun yaş, parite ve vücut kütle indeksi (VKİ) ile ilişkisini incelemektir. Materyal ve Method: Çalışmaya Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gebe Polikliniğine 01 Temmuz 2014 ile 28 Ekim 2014 tarihleri arasında başvurmuş ve 50 gr OGTT yaptırmış olan 332 hasta dahil edildi. Hastaların dosya kayıtları bilgisayar ortamında retrospektif olarak tarandı ve demografik bilgileri, OGTT sonuçları, gebelik öyküleri kayıt edildi. Elde edilen veriler SPSS for Windows 20.0 programı ile analiz edildi. Verilerin karşılaştırılmasında Ki kare, Kolmogorov-Smirnov/Shapiro-Wilk testleri, Student t testi, One Way Anova testi, Mann Withney-U testi, Kruskal-Wallis, Pearson korelasyon analizi ve Spearman korelasyon analiz testi kullanıldı. Sonuçlar yorumlanırken istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Çalışmamız Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 11/03/2015 tarih ve 86 sayılı kararı ile etik ve bilimsel açıdan uygun bulundu. Bulgular: Çalışma populasyonumuzda GDM sıklığı %5,4, IGT sıklığı %4,2 bulundu. Hastalarımızın yaş ortalaması 27,6±5,2 idi. Tarama testinin bozukluğu ile yaş grupları arasındaki ilişki incelendiğinde 30 yaş üzerindeki grupta 25 yaş altındakilere göre 50 gr OGTT bozukluğu anlamlı olarak yüksekti (p=0,001). VKİ ortalamaları 27,1±4,5 olan hastalarımızda, VKİ açısından tanı grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Annelerin gebelik öyküleri açısından tanı grupları arasında anlamlı fark bulunmadı. Bebeklerin doğum ağırlıkları incelendiğinde bebek doğum ağırlığı ortalaması 3322,5±479,5 gramdı. Bebeklerin %6,9'unda makrozomi saptandı. Makrozomik bebeklerin hiçbirisinin annesine GDM tanısı konmamıştı. Tanı grupları arasında bebek doğum ağırlığı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,15). Doğum şekli ve bebek cinsiyeti açısından da tanı grupları arasında anlamlı fark bulunamadı (p=0,51 ve p=0,76). Sonuç: Olumsuz birçok sonucu bilinen GDM açısından risk değerlendirmesi gebeyle karşılaşılan ilk zamanda yapılmalı, mevcut risk durumuna göre tetkik ve takip süreci planlanmalıdır. 50 gr glukozla yapılan tarama testi basit ve uygulanabilir olduğundan birinci basamakta yapılması sağlanmalı; gebeler bu testin yapılması için hastane başvurusuna mecbur bırakılmamalıdır. Gebeye beslenme, egzersiz, kilo kontrolü ile ilgili gerekli danışmanlıklar verilmeli, gerektiği zaman uzman görüşü alınmalıdır. Çalışmamız verilerine göre anne kan grubu ve bebeğin cinsiyetinin glukoz metabolizma bozukluğuna etki edebileceği ile ilgili istatistiksel olarak anlamlı bulunamayan farklar göze çarpmıştır. Bu faktörlerin anlamlandırılabilmesi için daha geniş populasyonlu çalışmalar planlanması gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar kelimeler: Gestasyonel diyabetes mellitus, 50 gr OGTT, takip
Gebelikte ilk trimesterde bakılan uterin arter doppler ile 24.-28. gebelik haftalarında yapılan "Şeker yükleme testleri"nin karşılaştırılması
Amaç: Tüm gebeliklerin %4'ü ile komplike olan gebelik sonrasında da on yıl içerisinde %50 ihtimal ile DM gelişme riski olan GDM'nin erken tanı alması amaçlı non invaziv bir yöntem olan Doppler USG ile ilk trimesterda GDM tanısı ya da GDM riskini belirlemek. Yöntem: Kasım 2020 ile Şubat 2022 tarihleri arasında, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine doğrudan şahsen başvuran ya da diğer kliniklerden konsültasyon olarak değerlendirilip hastane otomasyon sisteminde ya da kliniğimizin USG cihazlarına UtA Doppler değerleri kaydedilen 11 hafta ile 13 hafta 6 gün gebelik haftasındaki toplam 76 tekil gebelik dahil edilmiştir. Pregestayonel DM'u olanlar gebeler, çoğul gebelikler çalışma dışı tutulmuştur. UtA Doppler değerlendirilmesi transabdominal ya da transvajinal olarak değerlendirilmiştir. Gerçek zamanlı renkli Doppler USG görüntülemesi ile serviks kanalı sagittal planda vizüelize edilip USG transduseri sağ ya da sol laterale doğru hareket ettirilerek serviks çevresindeki damar paketi görüntülenmiştir. İnternal servikal os hizasında UtA vizüelize edildikten sonra UtA arkuat arter dallarını vermeden önceki UtA trasesinden ölçüm yapılmıştır. Ölçüm yapılırken insonasyon açısı <300 olarak ayarlandıktan sonra örnek aralılığı 2 mm'e ayarlanıp ardışık üç dalga boyu yazdırılmıştır. Pik sistolik hız (PSV)'ın 60 cm/s üzerinde ölçülmesi ile UtA teyit edilmiştir. Ardından benzer şekilde kontralateral taraftaki UtA'in de Doppler ölçümü yapılmıştır. Ölçümü yapılan hem sağ hem de sol UtA'lerin Pİ değerlerinin aritmetik ortalaması hesaplanarak kayıt altına alınmıştır. Ortalama UtA Pİ değerleri The Fetal Medicine Foundation (FMF)'in belirlediği ortalama median değerlerine (MoM) dönüştürüldü. Gebelikte GDM taraması 24 ile 28. Gebelik haftalarında iki aşamalı ya da tek aşamalı testlerden biri önerilmektedir. Çalışmamızda iki aşamalı testin ilk adımı olan 50 gr OGTT'nde kan glukoz seviyesinin 140 mg/dL ve üstü olması eşik değer olarak alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen gebelerin diyabet taraması kendi isteklerine bırakılmıştır. OGTT sonuçları hastane sisteminden ya da hastalar telefon ile aranarak öğrenilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 76 tekil gebe dahil edilmiştir. Diyabet taraması yaptırmak istemeyen 3 gebe ile ulaşılamayan 3 gebe çalışmadan çıkarılıp 68 gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Abort ve erken doğum ile sonuçlanan gebelik olmamıştır. 12 gebenin (%17,64) OGTT sonucu sonrasında GDM tanısı almıştır. Yaşa göre gruplandırılan gebelerin UtA Doppler PI MoM değerleri (p:0,097) ile GDM tanısı alan (p:0,684) ve almayan (p:0,070) gebelerin yaştan bağımsız olduğu görülmüştür. VKİ' göre UtA Pİ MoM değerleri (p:0132) ile GDM tanısı alan (p:0,667) ve GDM tanısı almayan (p:0,105) normoglisemik gebeler arasında istatiksel bir anlam bulunamıştır. Gebelerin doğurganlık durumuna göre UtA Doppler Pİ MoM değeri (p:0,609), GDM tanısı alan (p:0,122) ve almayan gebeler (p:0,935) arasında da ilişki olmadığı görülmüştür. UtA Doppler PI MoM değeri (p:0,907) ile GDM tanısı alan (p:0,371) ve GDM tanısı almayan (p:0,651) gebeler ile ek hastalık veya risk faktörünün olması ile ilgili istatiksel bir ilişki görülmemiştir. UtA Doppler PI MoM değeri (p:0,609) ile GDM tanısı alan gebeler (p:0,122) ve tanı almayan gebeler (p:0,935) arasında ilişki olmadığı görülmüştür. Sonuç: İlk trimesterda bakılan UtA Doppler USG Pİ MoM değerleri gebenin yaş, VKİ, doğurganlık durumu, ek hastalığının olup olmaması gibi parametreler ile beraber GDM tanısı alıp almaması arasında ilişki olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: UtA Doppler, GDM, İlk Trimester
Serum follistatin-like-1 levels in gestational diabetes and the role of gene polymorphism in the development of gestational diabetes mellitus
Gestational diabetes mellitus (GDM) is known as glucose intolerance that occurs for the first time during pregnancy, and explaining the pathogenesis of GDM is very important in terms of preventing pregnancy complications.It has been shown that Follistatin Like-1 (FSTL-1), a new myokine, may play a role in inflammation and insulin resistance. and it has been the subject of many studies related to pathological processes in metabolic diseases.The aim of this study is to investigate the effect of serum FSTL-1 level and FSTL-1 gene rs869247 and rs12173 polymorphism on the development of GDM. 72 GDM patients diagnosed according to the OGTT results performed at 24-28 weeks (mean age: 29.54 ± 4.56 years)and 79 healthy pregnant individuals (mean age: 28,27 ± 4,47 years) without diabetes history were included in the study. Genotype analysis was performed on peripheral blood DNA by PCR method. The prevalencesof FSTL-1 polymorphism of the patients and controls were compared. Demographic characteristics and metabolic parameters (FSTL-1, fasting plasma glucose, fasting insulin, HbA1c, HOMA-IR, lipid profiles) of all participants were evaluated. The relationship between metabolic parameters and FSTL-1 polymorphism was examined. The mean BMI in the GDM group was higher than the control group (27.44 ± 5.46 kg/m2 vs. 25.39 ± 2.96 kg/m2, p<0.001). Fasting plasma glucose levels were higher in the GDM group than in the control group (87.43 ± 14.38 mg/dl vs. 75.29 ± 6.23 mg/dl, p<0.001). The mean HbA1c in the GDM group was found to be higher than in the control group (%5.11 ± 0.42 vs. 4.92% ± 0.30, p=0.002). The mean HOMA-IR was found to be higher in the GDM group than in the control group (2.61 ± 1.66 vs. 1.85 ± 1.11, p=0.006). Mean serum FSTL-1 levels in the GDM group were 339.35 ± 293.59 ng/mL, and mean serum FSTL-1 levels in the control group were414.53 ± 364.09 ng/mL.Although mean FSTL-1 were found to be lower in the GDM group than inthe controlgroup, this difference was not found to be statistically significant (p=0.917).There was no difference in the allele frequencies of FSTL-1 gene rs12173 polymorphism (respectively p=0.197, p=0.086) and FSTL-1 gene rs869247 polymorphism (respectively p=0.264, p=0.627).between GDM and control group. There was no significant relationship among FSTL-1 and genotypes of FSLT-1 rs12173 and rs869247 polymorhisms in patients with GDM (respectively p=0.339, p=0.514). No significant correlation was found among serum FSTL-1 levels and BMI and metabolic parameters (p>0.05). In conclusion, it was determined that the FSTL-1 gene rs12173 and rs869247 polymorphism had no effect on the development of GDM. Large scale studies are needed to find out the molecular mechanisms of FSTL-1 on metabolic diseases.
Farklı düzeylerde glukoz intoleransı bulunan gebelerin kan şekeri profilleri ve perinatal sonuçlarının değerlendirilmesi
Amaç: Herhangi bir sınıflamaya dahil edilmeyen bu nedenle de standart bir takip ve tedavi protokolü bulunmayan gebe grubu olarak değerlendirilen AGTT grubunun hem normal glukoz toleransı gösteren gebe grub u ile hem de GDM grubu ile kan şekeri profilleri ve perinatal sonuçları yönünden karşılaştırılarak gruplar arasındaki fark ve benzerlikleri saptamak böylece AGTT grubunda yer alan gebelerin takip ve tedavilerine katkıda bulunmakt ır. Gereç ve Yöntem: İ nönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Gebe Poliklini ğine 01 Ocak 2006-01 Ocak 2007 tarihleri arasında ba ş vuran ve 24-28. gebelik haftaları arasında olan, bu tarihten sonra düzenli takipleri yapılan ve doğumları da hastanemizde gerçekle ş tirilen gebeler bu çalı ş maya dahil edildi. Tüm gebelere 50 gram GTT yapıldı ve sonucu poz itif olanlara 100 gram OGTT yapıldı. Gebeler GTT ve OGTT sonuçlarına göre üç g ruba ayrıldı. Grup 1 (n: 100) normal glukoz toleransı gösteren gebeler, Grup 2 (n: 100) 50 gram GTT sonucu pozitif ancak 100 gram OGTT sonucu negatif olan geb eler (AGTT) ve Grup 3 (n: 100) GDM' li gebelerden oluştu. Her üç grup demografik veriler, GTT ve OGTT sonuçları, do ğ um öncesi ve do ğ um sonrası kan ş ekeri profilleri, perinatal sonuçlar ve maternal komplikasyonlar yönünden kendi aralarında değerlendirildi. Sonuçlar: AGTT görülme sıklığı % 17,42 olarak bulunurken, GDM görülme sıklığı % 14,57 olarak bulundu. Her üç grupta yer alan gebeler arasında yaş yönünden fark bulunmadı (p>0,05). Gebelik öncesi ve 50 gram GTT sırasındaki BMI yönünden kar ş ıla ş tırıldı ğ ında, AGTT grubu normal gruba göre yüksek bulunurken (p<0,05), GDM grubu ile AGTT grubu arasınd a fark bulunmadı (p>0,05). AGTT grubunun 24 saatlik ve postpartum il k 24 saatlik kan şekeri profilleri normal grupla karşılaştırıldığında yüksek bulundu (p<0,05). Bu de ğ erler GDM grubunda da AGTT grubuna göre yüksek bulundu (p<0 ,05). Hiçbir enido ğ anda neonatal hipoglisemi saptanmadı. GDM grubunda 3 yenidoğanda (%3) makrozomi saptandı. Bu de ğ er normal ve AGTT grubu ile kar ş ıla ş tırıldı ğ ında GDM grubunda yüksek bulundu (p<0,05). Makrozomi nedenli sezaryen normal ve AGTT grubunda yapılmazken, GDM grubunda 3 gebeye (%3) yapıldı. Bu değer normal ve AGTT grubu ile karşılaştırıldığında GDM grubunda yüksek bulundu (p<0,05). Tartışma: AGTT grubunun GDM grubuna göre daha hafif şiddette ancak normal grup ile karşılaştırıldı ğ ında anlamlı kabul edilecek kadar daha şiddetli glukoz intoleransına sahip olduğu görülmüştür. AGTT grubunun, etkin bir şekilde takip ve tedavilerinin planlanabilmesi için daha yüksek sayıda gebelerin tarandığı ve uzun dönem takiplerle gebeliklerinin, gebelik son rası dönemlerinin ve bu gebelerden doğan yenidoğanların ayrıntılı olarak takip edildiği çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Anormal glukoz tarama testi, Gestasyonel diyabet, Gebelik
Gestasyonel diabetes mellitus gelişen ve gelişmeyen polikistik over sendromlu hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada polikistik over sendromu tanısı olup da gebeliklerinde GDM gelişen ve gelişmeyen hastaların gebelik öncesi metabolik durumlarının karşılaştırılması ve polikistik over sendromlu hastalarda gebelikte GDM gelişme riskini belirleyen bağımsız değişkenlerin saptanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntemler: 2007 ile 2012 yılları arasında İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Jinekoloji ve İnfertilite polikliniklerine başvurmuş ve revize Rotterdam kriterlerine göre PKOS tanısı almış olan hastalar geriye dönük olarak tarandı. PKOS olguları arasından gebe kalan hastalar telefon ile aranarak tespit edildi. Gebelik elde etmiş olup da takipleri için İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe polikliniğine başvurmamış olan hastaların gebelik bilgilerine telefon ile ulaşıldı. Gebeliğinde GDM gelişmiş ve gelişmemiş hastaların gebelik öncesi yaş, VKİ, biyokimyasal ve hormonal profilleri ve gebelik sonuçları karşılaştırıldı. İstatistiksel yöntem olarak Ki-Kare testi, Mann- Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanıldı. Bulgular: Gebeliğinde GDM gelişen ve gelişmeyen PKOS olgularının gebelik öncesi metabolik parametrelerinin karşılaştırılması sonucunda ortalama yaş, VKİ, VLDL, trigliserit, açlık insülin, c-peptid, OGTT?de 1. saat ve 2. saat glukoz düzeyleri, HOMA-IR değerleri ve yenidoğanın doğum ağırlığı GDM gelişen grupta anlamlı olarak yüksek saptandı. Ortalama HDL ise GDM gelişen grupta daha düşük bulundu. Ortalama CRP düzeyi, hormon profili, ortalama açlık kan şekeri, LDL kolesterol, total kolesterol değerleri ve doğum şekli açısından ise iki grup arasında fark gözlenmedi. GDM gelişen grubun %74,07?sinde glukoz intoleransı saptanırken GDM gelişmeyen grupta bu oran %6,66 idi. Çoklu lojistik regresyon analizine göre VKİ?nin GDM gelişimini öngörmede en güçlü faktör olduğu saptandı (OR: 2,831, %95 CI: 1,234-6,495). GDM gelişiminin ikinci bağımsız belirteci de OGTT?de artmış 2. saat kan şekeri idi (OR: 1,119, %95 CI: 1,026-1,221). Sonuçlar: Gebeliklerinde GDM gelişen PKOS olgularında gebelik öncesi metabolik parametrelerden yaş, VKİ, lipid profili ve glukoz metabolizması gebeliklerinde GDM gelişmeyen PKOS olgularından anlamlı olarak farklıdır. Obezite ve glukoz intoleransı PKOS olgularında GDM gelişimini belirleyen bağımsız değişkenlerdir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, Gestasyonel diabetes mellitus, glukoz intoleransı, insülin direnci, obezite
COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım beklentileri ve memnuniyet düzeyleri
Bu araştırma, COVID-19 pandemisinde gestasyonel diabetes mellitus (GDM) tanısı alan gebelerin doğum öncesi bakım (DÖB) beklentileri ve memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini 55 GDM tanısı alan gebe oluşturdu. Veriler, 17.05.2021-01.09.2021 tarihleri arasında araştırmacılar tarafından oluşturulan Katılımcı Bilgi Formu, Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde Independent Sample-t test, ANOVA test, Mann-Whitney Utest, Kruskal-Wallis H test ve spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. Sağlık hizmetinin kalitesini bakım memnuniyeti artışı ile değerlendirebilmek mümkündür. Araştırmada Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri değerlendirildiğinde; genel beklenti puan ortalaması 21,04±4,60, genel memnuniyet puan ortalaması 53,16±16,97 bulundu. Sonuç olarak; COVID-19 pandemisinde GDM tanısı alan gebelerin yeterli sayıda DÖB hizmeti aldığı, DÖB hizmeti almalarını yaş, eğitim düzeyi, yaşanılan bölge, aile tipi, eşin yaşı, eşin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi durumların etkilenmediği tespit edildi. Ancak gebelerin COVID-19 pandemisi kaynaklı gebe okulu eğitiminden mahrum kaldığı sonucuna ulaşıldı. Doğum öncesi bakım memnuniyeti ve hasta beklentileri puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlendi.
The comparison of the effectiveness of treatment options in gestastional diabetes: Diet vs. insulin treatment
Şişik, N. (2016). The Comparison Of The Effectıveness Of Treatment Options In Gestastıonal Diabetes: Diet Vs. Insulin Treatment. Yeditepe University, Institute of Health Sciences, Department of Nutrition and Dietetics, MSc thesis. İstanbul. Gestational diabetes mellitus (GDM) is a severe condition which progresses with maternal obstetric and fetal complications if a well glycemic control cannot be provided. The basic principal of the therapy is medical nutrition therapy (MNT) and exercise. In cases where the foregoing is inadequate, glycemic control is provided with insulin therapy. The aim of this study is to compare those who are monitored with MNT with those who receive insulin in women who are diagnosed with GDM in terms of complication growth.147 pregnant women who were diagnosed with GDM during the pregnancy for the first time but had no previously known diabetes and glucose intolerance were recruited into this study. In all pregnant women, 24kcal/kg standard diet was applied in obese diabetes, 30kcal/kg in non-obese diabetes in the 1st trimester and 35kcal/kg in the 2nd trimester as from the diagnosis establishment. In the presence of uncontrolled glycemia with two weeks of SMBG (capillary blood glucose profile), insulin was started. Fasting blood glucose targeted was determined as < 95 mg /dl and 1st hour postprandial blood glucose as <140mg/dl during the pregnancy. At least 2 days 7 points blood glucose measurement was requested from all pregnant women in a week. Data collected were compared at the end of pregnancy.105 of pregnant women (71,4%) were monitored by starting medical nutrition therapy (MNT group), 42 (28,6%) were monitored with insulin therapy in addition to medical nutrition therapy (MNT+insulin group). Age average of pregnant women in MNT group was found higher than the average age of pregnant women in MNT+insülin group. (32,4+/-3,8 vs. 34,1+/-3,9 p= 0,018). When BMI values were compared between groups, a difference was not observed. No difference was found between groups in terms of weight gained in the pregnancy and birth week. A difference was not observed between groups in terms of GDM risk factors (DM history in the family, BMI, GDM history, fat infant history). No difference was found between groups in terms of maternal (preeclampsia, birth complications) and fetal (infant weight, prematurity, APGAR score) complications. Glycemic control is essential in pregnant women who are followed due to GDM. Monitoring only with nutrition or starting insulin therapy does not increase the complication risk. Key words: Gestastional diabates mellitus, GDM, insulin, medical nutrition therapy
Gestasyonel diyabet taramasında 11-14. gebelik haftaları arasında yapılan 50 gr glukoz yükleme testi ile 24-28. gebelik haftaları arasında yapılan 50 gr glukoz yükleme testi sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş: Gebelikte glukoz intoleransı taraması genellikle 24-28. gebelik haftalarında yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türk toplumunda 11-14. gebelik haftalarında GDM taramasının uygulanabilirliğini araştırmaktır.Materyal ve Metod: Çalışma Aralık 2010 ve Haziran 2011 tarihleri arasında Yeditepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran 101 gebe ile yapıldı. Hastalara ilk trimesterde 11-14. gebelik haftaları arasında 50 gr OGL testi ve bu test sonucu pozitif olan gebelere de 100 gr tanısal OGTT uygulandı. İlk trimesterde yaptığımız tarama ile sonucu normal olan gebelere 24-28. gebelik haftalarında iki basamaklı GDM taraması yeniden yapıldı.Bulgular: Çalışmamıza dahil ettiğimiz 101 gebe kadından 13'ü yani %12.8'i GDM tanısı aldı. Bu 13 hastanın 9'una yani %69,2'sine 11-14. gebelik haftalarında yapılan tarama ile EGDM tanısı konulurken kalan 4 hastaya yani %30.8'ine 24-28. gebelik haftalarında yine iki basamaklı olarak yapılan tarama ile tanı (GGDM) konuldu.Tartışma: Bütün dünyada tip 2 diyabet insidansı giderek artmaktadır. Tanı konmamış birçok vaka gebelik sırasında ortaya çıkmaktadır. Biz çalışmamızda ilk trimesterde erken GDM taraması yapıldığı zaman 14. gebelik haftasından önce %69.2 oranında GDM tanısı koyulabileceği sonucuna vardık. Bildiğimiz kadarı ile bizim çalışmamız Türkiyede birinci trimesterde GDM taramasının yapılabilirliğine yönelik ilk çalışmadır. Bütün gebelere ilk trimesterde GDM taraması uygulanmasını önermek için bu taramanın faydalarını gösterecek çalışmalara ihtiyaç vardır.Sonuç: Çalışmamız ilk trimesterde GDM taramasının önemli olduğunu desteklemiştir. Bu sebeplerden dolayı 11-14. gebelik haftalarında GDM taramasının yapılması mantıklı gibi gözükmektedir.Anahtar kelimeler: Gestasyonel diyabet, ilk trimester diyabet taraması, gebelikte diyabet.
Gestasyonel diabetes mellitusta serum asprosin düzeylerinin glukoz metabolizması, lipid metabolizması ve steroid hormon profilleriyle ilişkisi
Gestasyonel Diabetes Mellitus (GDM), ilk defa gebelikte görülen, farklı boyutlarda karbonhidrat intoleransı şeklinde adlandırılmaktadır. Gebelikte diabetes mellitus görülme sıklığı %1-10 arasında değişmektedir. Yakın zamanda keşfedilen asprosinin glukoz metabolizması ile ilişkili fonksiyonlar ve hastalıklar üzerine etkisi araştırılmaktadır. Bu çalışmada da GDM'li olgularda serum asprosin düzeylerinin incelenmesi ve asprosin düzeyinin glukoz metabolizması, lipid metabolizması ve steroid hormon profilleriyle ilişkisinin araştırılması planlanmıştır. Bu bilgilere dayanarak dolaşımdaki asprosinin, glukoz metabolizması, lipid profili ile steroid hormonları arasındaki ilişkinin gestasyonel diabetes mellutuslu hastalarda nasıl etkiler doğurabileceğini tespit etmeyi amaçladık. Çalışmamıza Fırat Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran 41 GDM'li hamile ve kontrol grubunu oluşturan 41 sağlıklı hamile dâhil edilmiştir. Çalışmanın başlangıcında GDM' li grubun oluşturulması için GDM tarama haftasındaki (24-28. Hafta) gebelerden; 75 gr oral glukoz tolerans testi (OGTT) uygulanıp GDM tanısı konmuş bireylerden tedavi öncesi 8-12 saatlik açlık ardından alınan kan örneği, serum ve plazmalarının elde edinilmesi için 2 adet jelli tüplere ve 1 adet K3-EDTA'lı tüpe alınmıştır. Kontol grubun oluşturulması için 75 gr OGTT uygulanıp GDM tanısı konmamış bireylerden kan örneği, serum ve plazmalarının ayrılabilmesi için her bir örnekten 2 adet jelli ve 1 adet K3-EDTA içeren tüplere alınmıştır. Çalışmaya katılan hem GDM'li hem sağlıklı gebelerden boy, kilo, yaş, ek hastalık, alkol kullanımı, sigara kullanımı ve GPAY (Gravite, Pariete, Abortus, Yaşayan) bilgileri alınmışır. Çalışmanın sonunda tüm hasta ve sağlıklı hamilelerden toplanan, tam kan örneklerinden Hemoglobin A1c (HbA1c) seviyeleri, serum örneklerinden asprosin hormonu düzeyleri, steroid hormon (17-OH-Progesteron, androstenedion, dehidroepiandrosteron sülfat (DHEAS), dehidroepiandrosteron (DHEA), testosteron, kortizol, kortikosteron, aldosteron, 11-Deoksikortizol, dihidrotestosteron, androsteron, estron, östradiol, pregnenolon, 17-OH- Pregnenolon, progesteron, 11-Deoksikortikosteron, 21-Deoksikortizol) düzeyleri, glukoz, insülin, trigliserid, VLDL, LDL, HDL ve total kolesterol düzeyleri çalışılmıştır. Analizler SPSS (Statistical Package for Social Sciences; SPSS Inc, Chicago, IL) 22 paket programında değerlendirilmiştir. Çalışmamızda GDM ve kontrol grubu karşılaştırıldığında kilo, VKİ, glukoz, HbA1c, insülin, HOMA-IR, asprosin, VLDL, T-KOL, TG, DHEA, kortikosteron, östradiol, 11-deoksikortikosteron, testosteron, progesteron, androsteron, pregnenolon, 17α -hidroksipregnenolon, DHEAS ve 21-deoksikortizol parametrelerinde istetiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. Her iki grupta da asprosin ile tüm parametrelerin korelasyonunu değerlendirdiğimizde VKİ, glukoz, Hba1c, insülin, HOMA-IR, LDL, kolesterol ve testosteron parametrelerinde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. GDM grup içinde ise insülin, HOMA-IR, LDL, T-KOL, östradiol, testosteron parametrelerinde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. Sonuç olarak; çalışmamız bir adipokinin olan asprosinin diyabet metabolizmasında oynadığı rolün araştırılması için yapılan çalışmalara destek verecek bulgular ile özellikle GDM metabolizmasında asprosin düzeylerinin takibi, bu diyabet türünün araştırılması ve iyileştirilmesine katkı sağlayacak yeni bulgular sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Asprosin, Gestasyonel Diyabetes Mellitus, LC-MS/MS, Steroid hormonları
Gestasyonel diyabetes mellitus tanılı hasta serumlarında sestrin 2 NRF 2 /KEAP 1 yolağının araştırılması
Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM)'lu hasta serumlarında gestasyonel diyabetes mellitus etyopatogenezinde rol alan oksidatif stress parametreleri olan Sestrin-2, Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2), Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1), Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α), Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2),Superoksit dismutaz (Sod), Glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve 4 Hidroksinonenal (4-HNE) seviyelerinin araştırılması amaçlanmaktadır.Bu çalışmamızda gestasyonel diyabetli gebeler, sağlıklı kronik hastalığı olmayan gebeler ve sağlıklı kronik hastalığı olmayan kadınlarda oksidatif stress parametrelerinin düzeylerini belirleyip karşılaştırmak ve gestasyonel diyabet etyolojisinde oksidatif stresin potansiyel ilişkisini araştırmak ve bu konuda yeterli çalışmanın olmadığı literatüre katkıda bulunmaktır. Planlanan çalışma vaka-kontrol çalışması niteliğinde olup, örneklem31.07.2022-31.02.2023 tarihleri arasında Gaziantep Üni versitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde 27 adet gestasyonel diyabetes mellituslu gebe (Grup I), 27 adet gestasyonel diyabeti olmayan sağlıklı gebe (Grup II) ve 27 adet gebe olmayan sağlıklı kadından (grup III) oluşan 3 grup belirlenmiştir.Hastaların yaş, gravida, parite, abortus sayıları, gebelik haftaları ile vücut kitle indekslerinden oluşan demografik parametreler kaydedildi. Gruplardan alınan kanlar santrifüj işleminden geçirildikten sonra ependorflara bölündü, biyokimya anabilim dalında bulunan-800Cderin dondurucuda saklandı vesonrasında elde edilen serumlarda Sestrin-2, Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2), Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1), Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α), Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2), Superoksit dismutaz, Glutatyon peroksidaz ve 4-Hidroksinonenal düzeyleri ELIZA yöntemiyle çalışıldı. Grup I, II ve III'teki kadınlarda Sestrin-2 değerleri sırasıyla(3,54 ± 1,34, 4,21 ± 1,56 ve 4,11 ± 1,14 ng/mL olarak bulundu (p=0,035). Nükleer Faktör Eritroid 2-ilgili Faktör 2 (Nrf2) değerleri sırasıyla (12,74 ± 3,7813,85 ± 5,3712,35 ± 3,09)ng/mL olarak bulundu (p=0,891). Kelch-like ECH-associated protein-1 (Keap-1)değerleri sırasıyla 576,43 ± 166,19627,42 ± 198,47528,65 ± 113,01ng/mL olarak bulundu (p=0,246). Hipoksi ile indüklenebilir faktör 1α (HIF-1α) değerleri sırasıyla 2,85 ± 0,73,3 ± 1,472,52 ± 0,91,ng/mL olarak bulundu (p=0,083).Hücre dışı sinyalle düzenlenen protein kinaz (ERK1/2) değerleri sırasıyla, 926,92 ± 198,32968,25 ± 239,2821,31 ± 158,42ng/mL olarak bulundu (p=0,026*).Superoksit dismutaz değerleri sırasıyla, 131,83 ± 24,87,185,79 ± 90,42138,39 ± 26,31U/L olarak bulundu (p=0,080).Glutatyon peroksidaz değerleri sırasıyla 69,48 ± 19,6679,49 ± 23,8181,72 ± 16,82U/L olarak bulundu (p=0,068). 4-Hidroksinonenal değerleri sırasıyla 22,77 ± 6,0221,13 ± 5,6217,05 ± 3,31ng/mL olarak bulundu (p=0,001*). Demografik parametrelerde kadın yaşı grup I'de anlamlı olarak grup II ve III'e göre yüksek bulundu (p=0.012). Grup I ve II arasında obstetrik parametreler açısından fark bulunmadı. Vücut kitle indeksi grup I'de anlamlı olarak grup II ve III'e göre yüksek bulundu (p=0.001). Sestrin-2 seviyeleri grup I'de, grup II ve III'e oranla anlamlı olarak düşük bulundu (p=0.028 ve 0.023). Oksidatif streste rol alan Sestrin-2 seviyelerindeki bu fark gestasyonel diabetes mellitusta oksidatif stresin rolüne işaret etmektedir.NRF2 seviyeleri de oksidatif streste rolü olmakla beraber çalışmamızda anlamlı fark saptanmadı (p=0.891). Keap-1 ile HIF-1α seviyeleri de oksidatif streste rolü olan bir parametre olmasına rağmen gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0.246 ve 0.083). ERK1/2 seviyeleri de gebe olmayan kadınlarda daha düşük olmakla beraber gestasyonel diabet açısından grup I ve II arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0.453). Yine oksidatif streste antioksidan dengede rol alan SOD ve GSHPx seviyeleri grup I'de grup II'ye oranla daha düşük saptanmakla beraber istatistiksel bir fark saptanmadı (p=0.08 ve 0.068). Oksidatif streste, lipit peroksidasyonundan türetilen reaktif karbonil türlerinin 4-hidroksi-2-nonenal (4-HNE) seviyelerinde grup I ve II arasında anlamlı fark saptanmazken (p=0.567), gebe olmayan kadınların bulunduğu grup III'te grup I ve II'ye oranla anlamlı derecede düşük saptandı (p=0.001 ve 0.003). Çalışmamızda oksidatif streste rolü olan Sestrin-2 seviyelerinin gestasyonel diabetes mellitusu olan kadınlarda düşük bulunması ilgi çekicidir ve bu yolaktaki rolü ile riskli kadınların belirlenmesinde kullanımı açısından daha ileri çalışmalara gerek vardır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, Gestasyonel Diabetes Mellitus, Oksidatif stres, Sestrin-2
Gestasyonel diabetli hastalarda total oksidatif seviye total antioksidan seviye ve oksidatif stres indeksinin değerlendirilmesi
Amaç: Reaktif oksijen türevlerinin gebelikte fetüs ve anne üzerinde doku hasarına ve anomalilerine yol açtığını düşünülmektedir. Amacımız gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) tanısı almış 24-28 haftalık hasta grubu ile sağlıklı 24-28 haftalık kontrol gebe grubu bireylerin arasındaki total oksidatif seviye, total antioksidan seviyesini ve oksidatif stres indeksini karşılaştırmaktır. Gereç ve yöntem: Demografik özelliği aynı olan gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) tanısı almış ve almamış başka sistemik hastalığı olmayan gebelerde serum total oksidatif stres ve total antioksidan durum düzeylerini karşılaştırmak için, 24-28 hafta arasında toplam 99 gebe çalışmaya alındı. gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) tanısı olan (gdm n:50) ve olmayan gebeler (kontrol n:49) şeklinde 2 grup oluşturuldu. İki grupta serum total antioksidan seviye (TAS),total oksidatif seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) gibi biyokimyasal belirteçler ölçüldü. Vücut kitle indeksi(VKİ) ve yaşların ortalaması karşılaştırıldı. İstatistiksel analizde (p<0,05 )anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) grubu ile kontrol grubu arasında total antioksidan seviye (TAS) ve total oksidatif seviye (TOS) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0.05) gestasyonel diyabetes mellitus grubunda oksidatif stres indeksi (OSİ) düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı p<0,04 olarak daha yüksek bulundu. Vücut kitle indeksilerine ve yaş ortalamasına bakıldığında gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) lu grubun kontrol gruba göre daha yüksek değerlerde olduğu saptandı (P:0,001ve p:0,001). Sonuç: Çalışmamıza göre gestasyonel diyabetes mellitus (GDM) lu hasta grubun kontrol grubuna göre OSİ değerinin istatistiksel olarak anlamlı p< 0,05 olduğu total antioksidan seviye (TAS) ve total oksidatif seviye (TOS) için yapılan gruplar arası değerlendirme de ise bu parametreler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamakta idi (p>0.05). Bu amaçla bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: GDM, oksidatif stress, TAS, TOS
Gestasyonel diyabeti olan kadınların beslenme düzeninin değerlendirilmesi
Bu araştırma, gestasyonel diyabeti olan kadınların beslenme düzeninin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Bağdat Valiliği'ne bağlı Bağdat Eğitim Hastanesi ve özel bir kliniğe 30 Aralık 2022 - 28 Mart 2023 tarihleri arasında başvuran 235 diyabetik gebe ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında yapılandırılmış kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımları kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %32,3'ünün 28-32 yaş grubunda olduğu, %54,5'inin eğitim düzeyinin lisans ve lisansüstü olduğu, %55,3'ünün beslenme önerisi aldığı, %29,8'inin beslenme önerilerini doktordan aldığı, %43,4'ünün dört kez/öğün yemek yediği, %49,8'inin öğün atlamadığı, öğün atlayanlarında %51,9'unun zayıf kalmak için öğün atladığı, %37,9'unun üzüntülü/yorgun olduğunda her zamankinden az yediği, %54,5'inin sevinçli/heyecanlı olduğunda beslenmesinde bir değişiklik olmadığı, % 21,7'sinin öğün aralarında meyve yediği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda özellikle birinci basamaklarda çalışan sağlık profesyonellerinin, gebelere hem anne hem de bebek sağlığı açısından obezitenin zararları ve dengeli beslenmenin faydaları konusunda bilgilerini artırmaya yönelik eğitim programları/kursları düzenlemeleri önerilmektedir.
Gestasyonel, tip 1 ve 2 diabetik anne bebeklerinde ve makrozomik bebeklerde troponin T ve NT ProBNP düzeyi
Amaç: Çalışmamızda, pregestasyonel ve gestasyonel diyabetik anne bebekleri ve makrozomik bebeklerde doğum sırasında alınan umblikal arter N Terminal-Pro Beyin Natriüretik Peptid (NT ProBNP), Troponin T düzeyleri ve postnatal 24. saatten sonra ekokardiografik bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya prospektif olarak Eylül 2011- Eylül 2012 tarihleri arasında hastanemizde doğan, gebelik haftası > 34 hafta olan 27 pregestasyonel diyabetik anne bebeği, 61 gestasyonel diyabetik anne bebeği, diyabetik anne bebeği olmayan makrozomik 37 bebek ve kontrol grubu olarak annede kronik veya gebelik ilişkili problemi olmayan 58 sağlıklı yenidoğan alındı. Çalışmaya alınan bebeklerde NT ProBNP ve troponin T değerleri doğum sırasında umblikal kord arteryel kandan alınan örneklerde çalışıldı. Bebeklere 24-72. saatlerinde ekokardiografi yapıldı. Ekokardiyografik çalışma sırasında M-Mode, iki boyutlu ekokardiyografi, Doppler ekokardiyografi ve ayrıca ?pulse? doku Doppler ekokardiyografi teknikleri kullanıldı. Bulgular: Umblikal arter NT ProBNP ve troponin T düzeyleri, diyabetik ve makrozomik grupta kontrol grubuna göre yüksek bulundu (hepsi için p<0.001). Üçüncü trimesterde anne HbA1c düzeyine göre diyabetik anne bebekleri iyi (HbA1c<% 6.1) ve suboptimal (HbA1c>% 6.1) metabolik kontrollü olarak ikiye ayrıldı. NT ProBNP düzeyi, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinin interventriküler septum kalınlığı (IVS) arasında pozitif korelasyon saptandı (sırasıyla r=0.536, p<0.01 ve r=0.576, p<0.01). Benzer şekilde NT ProBNP düzeyleri, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebekleriyle IVS/Sol ventrikül serbest duvarı oranı arasında pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0.545, p<0.01 ve r=0.563, p<0.01). Suboptimal metabolik kontrollü grupta NT ProBNP ile sol ventrikül kitle indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0.586 p<0.01). Benzer korelasyon troponin T ile gruplar arasında gösterilemedi. Miyokard performans indeksi açısından diyabetik anne bebekleri ile kontrol grubu arasında fark yokken makrozomik grupta miyokardiyal performans indeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p=0.017). Sonuç: Bu sonuçlar suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinde NT ProBNP düzeyi ile korele olan septal hipertrofiyi göstermesi açısından gebelikte diyabet kontrolünün önemini vurgulamaktadır.
Sınırda gestasyonel diyabet ve perinatal sonuçlar
ÖZET Sınırda Gestasyonel Diyabet ve Perinatal Sonuçlar Amaç: Gestasyonel diyabet ilk kez gebelik sırasında başlamış ve saptanmış olan çeşitli derecelerdeki karbonhidrat intoleransıdır. Gestasyonel diyabetin fetal ve maternal sağlığa etkileri oldukça iyi bilinmektedir. Ancak glukoz değerleri normal gebeler ile gestasyonel diyabetik gebeler arasında olan sınırda gestasyonel diyabetiklerin maternal ve fetal sonuçları iyi bilinmemektedir. Biz bu çalışmamızda 50 gr glukoz taraması pozitif olup 100 gr tanı testi normal olan olguların postpartum ve perinatal sonuçlarını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma Ocak 2009 – Ocak 2013 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilimdalı gebe polikliniğinde takip edilen gestasyonel diyabet taramaları ve doğumları hastanemizde gerçekleştirilen 268 gebeyi ve onların bebeklerinden oluşturuldu. Çalışma grubu; 50 gr glukoz tarama testi yüksekliği olup 100 gr tanı testi normal olan 134 gebeden, kontrol grubu ise 50 gr glukoz tarama testi normal olan 134 gebeden oluşturuldu. Çalışmaya çoğul gebeliği, pregestasyonel diyabeti ve fetal konjenital anomalileri olan gebeler ve maternal kronik hastalık mevcudiyeti, maternal trombofili öyküsü olan hastalar çalışmaya alınmadı. 50 gr glukoz tarama testinde eşik değer > 140 mg/dl alındı. 100 gr tanı testinde ise Ulusal Diyabet Veri Grubu (NDDG) tanı kriterleri kullanıldı. Çalışmaya alınan iki grubun obstetrik ve perinatal sonuçları retrospektif olarak karşılaştırılarak değerlendirildi. Bulgular: Demografik özelliklere bakıldığında yaş, gravida ve parite çalışma grubundaki olgularda daha yüksek saptandı (p < 0,05). Buna rağmen iki grup retrospektif olarak değerlendirilip, çalışmaya devam edildi. Çalışma ve kontrol grubundaki yenidoğanların doğum kiloları arasında fark bulunmadı (p > 0,05). Çalışma grubundaki olgularda postpartum kanama miktarı daha fazla ve doğum sonu hastanede kalış süresi daha uzun bulundu (p < 0,05). Sonuç: Sınırda gestasyonel diyabeti olan gebelerin takibinde bazı obstetrik sorunlarla karşılaşılabileceği göz önünde tutulmalıdır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Gestasyonel, Gebelik, Sonuçlar.
Normal gebeler ile gestasyonel diyabetli gebelerde glukoz yıkım ürünleri ve reseptörlerinin karşılaştırılması
Çalışmamızda ileride belki de OGTT(Oral glukoz tolerans testi)'lere alternatif yöntem olabilecek yeni biyokimyasal belirteçlerin tanısal değerini ve grupların birbirleri arasındaki farkları belirlemeyi amaçladık. Bu çalışmada hastanemizde 2015-2016 yıllarında yapılan GDM(Gestasyonel diyabetes mellitus) 50 gram tarama ve 100 gram tanı testlerini tarayarak sonuçlarını değerlendirdiğimiz GDM'li gebeler ile bozulmuş glukoz intoleransı olan gebelerde glukoz yıkım ürünleri ve reseptörlerini inceleyerek kontrol grubu ile karşılaştırdık. Araştırmamıza kabul edilen 180 gebe arasında 3 grup oluşturuldu. GDM tanısı konulan gebeler (n=59) GDM grubu olarak, bozulmuş glukoz intoleransı tanısı konulan gebeler (n=50) BGT grubu olarak, eşik değerlerin altında kalan gebeler (n=71) ise kontrol grubu olarak çalışmamızda yer aldı. Üç grup, Serum Human Advanced Glycation End Products (AGEs) düzeyleri, Carboxymethyl Lysine (CML) düzeyleri ve Receptor for Advanced Glycation End Products (RAGE/AGER) düzeyleri, vücut kitle indeksi (VKİ), yaş, açlık kan şekeri (AKŞ), obstetrik parametreler ve gebelik yaşları gibi biyokimyasal parametreler açısından değerlendirildi. Verilerin dağılımı Kolmogorov-Simirnov yöntemiyle değerlendirildikten sonra, normal dağılım gösteren parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında One-Way ANOVA testi ve normal dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanıldı. Veriler ortalama ± standart sapma olarak verildi. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise kikare testi kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güvenirlilik aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Kontrol grubu, bozulmuş glukoz toleransı ve gestasyonel diyabet arasında yaş yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenemedi. Gruplar arasındaki açlık kan glukozu değerleri ve VKİ ise istatistiksel olarak anlamlı olarak belirlendi. Gravida, parite, yaşayan ve abortus sayıları karşılaştırıldığında kontrol grubu, BGT ve GDM arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Gebelik yaşı gruplar arasında karşılaştırıldığında da anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Gruplar arasında AGEs, CML, RAGE/AGER değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,000). Bu çalışma gestasyonel diyabet tanı ve taramasında AGEs, CML, RAGE/AGER düzeylerinin kullanılabilmesini araştıran literatürdeki ilk çalışmadır. Yaptığımız çalışmada kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, bozulmuş glukoz intoleransı olguları ve gestasyonel diyabet olgularında bu parametrelerin seviyelerinin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek olduğunu saptadık. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabetes mellitus, bozulmuş glukoz intoleransı, AGEs, CML, RAGE/AGER
Diyabetin vasküler komplikasyonlarının, insan göbek kordon dokusu ve wharton jölesi mezenkimal kök hücre sayılarına etkileri
Diyabetes Mellitus (DM) insülin eksikliği veya etkisizliği sonucunda kan şekerinin regüle edilememesine bağlı olarak, metabolizmanın ve dokuların etkilendiği, akut ve kronik komplikasyonların eşlik ettiği, metabolik bir hastalıktır. Günümüzde diyabetin pek çok çeşidi tanımlanmış olup; her bir çeşidinde hastalık mekanizmasında ve dokuların hastalıktan etkilenmesinde farklılıklar olmaktadır. Yüksek kan şekerinin direkt olarak dokularda hasarlayıcı etkisinin; indirekt olarak da gelişen hipoksi ve kronik vasküler hasara bağlı perfüzyon azalmasının dokuları etkileyen temel mekanizmalar olduğu bilinmektedir. Gebelik öncesinde başlayıp, nefropati, retinopati gibi kronik komplikasyon gelişmiş bir gebe ile gebeliği sırasında diyabet hastalığı oluşmuş bir gebenin, bebeklerinin farklı klinik tablo sergilediği görülmüştür. Göbek kordonu bağ dokusunun (Wharton Jölesi) mezenkimal kök hücreler açısından zengin olduğu bilinmektedir. Çalışmamızda daha önceden diyabet hastası olup, vasküler komplikasyon olarak nefropati gelişmiş (VK-PGDM) 7 gebe, gebeliği sırasında diyabet tanısı almış olan (GDM) 7 gebe ve herhangi bir hastalığı bulunmayan (Kontrol) 7 gebeden doğum sonrası alınan göbek kordonları kullanıldı. Bu dokulara; H-E, Masson Trikrom ve PAS boyaları uygulanarak ışık mikroskobik değerlendirmesi yapıldı. Wharton Jölesinden enzimatik sindirme metodu ile buradaki kök hücreler izole edildi. Mezenkimal kök hücrelerde (+) olduğu bilinen CD73, CD90, CD105, (-) olduğu bilinen CD45 ve CD34 kokteyl belirteçleri kullanılarak flow-sitometri cihazı ile sayıları tespit edildi. Ayrıca yine aynı belirteçler kullanılarak mezenkimal kök hücreler immünohistokimyasal boyama ile görsel açıdan değerlendirildi. Çalışmamızın sonucunda; göbek kordonu çapının GDM grubunda artmasına rağmen VK-PGDM grubunda azalmış olduğu; göbek kordonu arter duvar kalınlıklarının GDM ve VK-PGDM'de belirgin olarak artmış olduğu bulunmuştur. Wharton Jölesi mezenkimal kök hücrelerinin ise GDM'li grupta artarken VK-PGDM'li grupta belirgin olarak azaldığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göbek Kordonu, Wharton Jölesi, Mezenkimal Kök Hücre, Gestasyonel Diyabet, Pregestasyonel Diyabet
Gestasyonel diabeti olan ve olmayan gebelerde ayak taban basınçlarının gebe olmayan diabetli hastalar ve sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Amaç: Gebelik döneminde meydana gelen ayak biyomekaniğindeki değişimleri pedobarografik olarak değerlendirmeyi, Gestayonel diabetin bu değişimler üzerinde etkisinin olup olmadığını ve bu değişimlerin klinik sonuçlar ile ilişkisini araştırmayı amaçladık Gereç ve yöntem: Çalışmaya 18-40 yaş arası 30 GDM'li gebe, 30 normal gebe, 30 gebe olmayan diabetli kadın ve kontrol grubu olarak 30 hiç gebe kalmamış sağlıklı kadın alındı. Gebelerin hepsi 28. gebelik haftasını tamamlamış olması gerekmekteydi. Bütün katılımcıların yaş, kilo, boy, VKİ bilgileri kaydedildi. Gebe gruplarında gebelik haftası, kaçıncı gebelik olduğu ve gebelik süresince meydana gelen ağırlık artışı bilgileri kaydedildi. Tüm katılımcılarda aktivite ve istirahat sırasındaki ayak ağrısı şiddetleri VAS skorları kullanılarak kaydedildi. Nöropatik ağrı varlığını sorgulamak için DN4 anketi dolduruldu. Duyu kaybı varlığını araştırmak için Semmes-Weinstein monofilaman testi uygulandı. Kişinin ayak ilişkili fonksiyonel durumunu değerlendirmek için Ayak Fonksiyonel İndeksi ölçeği kullanıldı. Statik pedobarografik analizde; ayakta durma esnasında ayaklardaki basıncın sağ ön ayak, sağ arka ayak, sol ön ayak ve sol arka ayak bölgelerine dağılımı incelendi. Dinamik pedobarografik analizde; yürüyüş esnasında ayağın 10 bölgesinde meydana gelen tepe basınçlar ve ayak temas alanları kaydedildi. Bulgular:. Yaş ortalaması GDM grubunda 32.8±5.75, gebe grubunda 29.5±5.78, diyabet grubunda 31.93±6.50, kontrol grubunda 30.23±3.74 olarak hesaplandı. VKİ ortalamaları GDM grubunda 32.98±5.58, gebe grubunda 29.25±5.73, diyabet grubunda 27.84±4.74, kontrol grubunda 20.96±2.06 olarak hesaplandı. Ayak ağrısı VAS skorları üç grupta da konrol grubuna göre yüksek çıkarken, üç grup arasında anlamlı fark izlenmedi. Nöropatik ağrı skorları üç grupta da kontrol grubuna göre yüksek saptanırken, GDM grubunun ortalamaları gebe grubuna göre anlamlı derecede yüksekti. Hiçbir katılımcıda duyu kaybı izlenmedi. Üç grupta da AFİ skorları tüm başlıklarda kontrol grubuna göre yüksekti. En yüksek skorlar GDM grubunda kaydedildi. GDM grubunda ve gebe grubuna göre AFİ ağrı ve yetersizlik skorları anlamlı olarak daha yüksek izlendi. Statik pedobarografik analizde üç grupta da sağ arka ayak basınç dağılımında artış izlendi. Gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi. Dinamik pedobarografik analizde çalışma gruplarında Metatarsal bölgelerde ve orta ayak bölgesinde tepe basınçlarda anlamlı artışlar saptandı. GDM grubu ve gebe grubu arasında bu artışlar açısından anlamlı farklar izlenmedi. Dinamik pedobarografik analizde üç grupta da orta ayak temas alanında artış, ön ayak temas alanında azalma izlendi. GDM grubu ve gebe grubu arasında fark izlenmedi. Metatarsal bölgelerdeki orta ayak bölgesindeki basınç artışı ile VKİ değerleri arasında korelasyon saptandı. Temas alanlarının dağılımındaki değişim ile VKİ değerleri arasında korelasyon saptandı. AFİ total skorları ve basınç değişimleri arasında korelasyonlar saptandı. AFİ total skorları ile VKİ değerleri arasında korelasyon izlendi. Sonuç: Gebelik son döneminde ayak taban basınçlarında değişimler gözlemledik ve bu dönemde ayak ağrısı artışı ve ayak ilişkili fonksiyonellikte bozulma izledik. GDM'li gebelerde basınç değişimlerinde bir farklılık gözlemlenmese de; bu grupta daha yüksek nöropatik ağrı skorları ve daha kotü AFİ ağrı ve AFİ yetersizlik skorları saptadık. Tüm bu değişikler üzerinde temel belirleyici fiziksel etkenin yüksek VKİ değerleri olduğunu düşünmekteyiz. Pedobarografik verilerin rehberliğinde yapılacak uygun ayakkabı seçimleri ve ortez kullanımı gebeliğin son dönemindeki ayak ilişkili kötü klinik sonuçlar üzerinde olumlu etkileri olabilir.
Gestasyonel diyabetli hastalarda 25 OH vitamin D düzeyi ve insülin direnci ile ilişkisi
Amaç: Gestasyonel diabetes mellitus (GDM), gebelik esnasında gelişen ß hücre disfonksiyonu ve insülin direnci olarak tanımlanır. GDM öyküsü olan kadınlar, ileriki yaşamlarında artmış tip 2 diyabet gelişimi riskine sahiptir. Literatürde, gebelerin vitamin D eksikliğine daha yatkın olduğu ve vitamin D eksikliği ile insülin direnci arasında bir ilişkinin varlığını gösteren çelişkili veriler mevcuttur. Bu çalışma ile amacımız gestasyonel diyabet tanısı alan hastalarda, 25OH vitamin D düzeyini ölçerek D vitamini durumunu belirlemek ve 25OH vitamin D düzeyi ile insülin direnci arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Çalışmaya 100 GDM?lu ve 100 NGT?lı olmak üzere toplam 200 gebe dahil edildi. Gebelerin rutin gestasyonel diyabet taraması 75 gram glukozlu iki saatlik OGTT ile yapıldı ve GDM tanısı IADPSG önerilerine göre konuldu. Gebelerin açlık serum örneklerinden glukoz, insülin, kalsiyum, fosfor, magnezyum, total protein, albümin, ALP, 25OH vitamin D ve PTH düzeyleri çalışıldı. HOMA-IR metodu ile insülin direnci hesaplandı. 25OH vitamin D düzeyi, daha önce yayınlanmış olan kriterlere göre kategorize edildi: yeterli vitamin D düzeyi ?30 ng/ml, vitamin D yetersizliği 20-29.99 ng/ml, vitamin D eksikliği <20 ng/ml. Bulgular: GDM?lu ve NGT?lı gebelerde 25OH vitamin D ortalamaları benzer bulundu (31.33±20.64 ng/ml?ye karşılık 29.51±22.66 ng/ml, p=0.553). Vitamin D eksikliği oranları açısından GDM ve kontrol grubu arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (%36?ya karşılık %44, p=0.505). Vitamin D eksikliğinin GDM gelişimi riskini istatistiksel anlamlı etkilemediği (p=0.361), vitamin D ortalamarının insülin direnci olan (HOMA-IR>2.7) ve olmayan (HOMA-IR<2.7) GDM?lu gebelerde benzer olduğu görüldü (33.67±18.36 ng/ml?ye karşılık 30.67±21.31, p=0.551). Sonuç: GDM?lu gebelerde vitamin D eksikliği oranları kontrol grubuna benzer bulundu. Vitamin D eksikliğinin GDM gelişimi riskini istatistiksel anlamlı etkilemediği ve GDM?lu gebelerde 25OH vitamin D düzeyi ile insülin direnci arasında istatistiksel anlamlı ilişki olmadığı gösterildi. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet, vitamin D durumu, insülin direnci