Military intervention
203 theses under this subject heading
İki darbe arası dönemde Türk eğitim tarihi (1960-1980)
Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924'te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Eğitim Öğretimin Birleştirilmesi Kanunu) üzerine inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemi birçok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Bu yeni eğitim sistemi 1924 yılından 1960 yılına kadar geçen sürede birçok yasa ve yönetmeliklerle geliştirilmeye ve benimsetilmeye çalışılmıştır. 1960-1980 yılları arasında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de ekonomik, siyasi, sosyal ve eğitim alanlarında bazı değişiklikler yaşanmıştır. Bu çalışmayla 1960-1980 yılları arasında, adeta siyasi çekişmelerin ve hesaplaşmaların alanı haline getirilen eğitim kurumlarının, bu durumlar karşısında gerilemesinin nedenleri ve sonuçlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Bununla birlikte, eğitimcilerin, kurum ve kuruluşlarıyla siyaset-ekonomi çalkantısı esnasında yaşanan git-gellerdeki tavır ve davranışlarının açıklanması hedeflenmiştir. Siyasetten en çok etkilenen kesim ve yükseköğretim bazında siyaseti en çok etkileyen eğitim kurumları ile eğitim elemanları bu çalışmanın ana unsurlarını teşkil etmektedirler. 27 Mayıs 1960 askeri darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası ve 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin ardında oluşturulan anayasa ve kanunlarla eğitime yeniden getirilen düzenlemelerin içerikleri bu araştırmanın odak noktasını teşkil etmektedir. Askeri darbelerle kesintiye uğrayan demokratik sistem karşısında eğitim kurumlarının nasıl etkilendiği, öğretim elemanlarının uğradıkları kovuşturma, sürgün ve tasfiye hareketlerinin neden, niçin, kime ve ne şekilde yapıldığı gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Türk eğitim sistemine köklü değişiklikler getiren, 1961 yılında kabul edilen "İlköğretim ve Eğitim Kanunu" ve 1973 yılında kabul edilen "Milli Eğitim Temel Kanunu" ile yapılan düzenlemeler ve elde edilen sonuçlar bu çalışmanın merkezine oturtulmuştur. Bu tarihten önceki düzenlemelerde olduğu gibi 1961 ve 1973 yıllarındaki eğitim hamlelerinde de baştan sona siyasi kaygılar ve politik sürtüşmelerin izlerini görmek mümkündür. Durum böyle olunca da bütün kurum ve kuruluşlarıyla eğitimin sanki bir yaz-boz tahtasıymış gibi kullanılmasından kaynaklanan bir gerilemenin olduğu söylenebilir. Araştırılan yirmi yıllık dönem içerisinde; okul öncesi eğitimin gelişimi, ilköğretimdeki yapısal reformlar ve müfredat programları, ortaöğretimdeki politik sürtüşmeler, nitelik sorunu ve çözüm arayışları ile ideolojik çalkantılarla siyasetin ve askeri vesayetin boy hedefi haline gelmiş yükseköğretimin tarihsel gelişimi ayrıntılı bir şekilde belgelerle araştırılıp incelenmiştir. Yaklaşık altmış temel kaynaktan araştırma ve inceleme yapılarak elde edilen bu çalışma neticesinde, 1960-1980 yılları arasındaki eğitimin politik hesaplaşmalar uğruna heba edildiği, farklı yapı ve söylemlerle aynı durumun hala devam ettiği sonucuna varılmıştır.
Latin Amerika ve Ortadoğu'daki askeri darbelerin karşılaştırmalı bir incelemesi ve ABD'nin tutumu: Venezuela ve Mısır
Askeri rejimler; çoğu zaman kalıcı olmayan, güçsüz, iktidarın siyasal zayıflığından dolayı ortaya çıkan istikrarsız yönetim biçimleridir. Bu şekilde yönetilen hükümetlerin genellikle demokrasi geleneğinin zayıf olmasıyla beraber muhalefet partilerinin, derneklerin, baskı ve çıkar gruplarının da etkinliği asgari düzeydedir. Ordu, kendi çıkar ve menfaatine yönelik politikalar üreterek toplumu, devleti, medyayı güç kullanarak kontrol altına alır. Ortadoğu ve Latin Amerika coğrafyaları askeri darbelerin en sık yaşandığı bölgeler arasındadır. Bunun en temel sebepleri; gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek politik yapılara, güçlü ve istikrarlı kurumlara sahip olmamaları, demokrasi geleneğini sürdürememeleri ve küresel piyasa ekonomisinde geri planda kalan dünya devletlerini barındırmalarıdır. Bu çalışmada, Venezuela ve Mısır ülkelerinde birbirinden bağımsız bir şekilde gerçekleşen askeri darbe girişimleri sivil-asker ilişkileri çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmanın asıl amacı Latin Amerika ve Ortadoğu bölgelerinin sahip oldukları doğal kaynaklar ve stratejik önemleri nedeniyle Venezuela ile Mısır'da yakın dönemlerde gerçekleşen askeri darbeleri açıklayarak benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. İlaveten, gerçekleşen askeri darbelerde Amerika Birleşik Devletleri'nin sergilediği tutum ve varsa rolünün hangi boyutlarda olduğuna yer verilmektedir. Bu çalışmanın hipotezi, tarihsel süreç boyunca Mısır ordusunun üst kademesiyle devirdiği hükümet ve Müslüman Kardeşler arasında ideolojik ayrışmalar varken, Venezuela'da ordu komutası ve Maduro hükümeti Chavismo ideolojisi etrafında birleşmektedir. Ayrıca Mısır ve ABD ordusu arasında Enver Sedat dönemine kadar uzanan köklü ilişkilerin olması gerçekleşen darbenin başarılı olmasının önünü açan bir diğer etken olmuştur. Böylelikle darbe öncesi dönemdeki sivil-asker ilişkileriyle beraber ABD'nin bu tezin konusunu oluşturan Venezuela ve Mısır orduları ile ilişkileri de bu ülkelerdeki askeri darbelerin gidişatını etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Mısır, Venezuela, Sivil-Asker İlişkileri, ABD, Chavismo
Devlet bürokrasisinde dine bakış [28 Şubat süreci örneği (1997-2002)]
Tanzimat'tan günümüze devlet bürokrasisinin ve zaman zaman onun güdümüne giren siyaset kurumunun din ile ilişkisi hep var olmuştur. Kurumsal anlamda din, Cumhuriyetin kuruluş sürecinde de yerini almıştır. Bürokratik aktörler toplumu kendi din algılarına göre yönlendirme çabasında olmuşlardır. Geleneksel din algısının dışına çıkan dini grup ve cemaatler çağın dinamiklerine göre takibe alınmış, kontrol edilmeye çalışılmış, işten, görevden veya okuldan uzaklaştırılmışlardır. 28 Şubat sürecinde, askeri vesayetin öncülük ettiği devlet bürokrasisi, siyaset kurumunu da baskı altında tutarak, laikliğin ve rejimin tehlikede olduğu gerekçesiyle kamusal alanda irtica ile mücadele adına başörtüsü ve dini eğitim kurumları gibi dinsel görünümleri ortadan kaldırma, kısıtlama, ötekileştirme, mahrum bırakma icraatlarıyla toplumda büyük gerilimlere yol açmıştır. Bu süreçte seçilmişler, bürokratik vesayetin anti-demokratik baskı ve uygulamalarına direnç gösterememiş, toplumun önemli bir kesimi bazı temel hak ve özgürlüklerden mahrum bırakılmıştır. 28 Şubat postmodern darbesi eğitim, çalışma hayatı, ekonomi, siyaset kurumu gibi alanlarda toplumun her kesimini olumsuz yönde etkilemiştir. Bu çalışma 28 Şubat sürecinde bürokrasinin din anlayışını, dine bakışını ve topluma etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
27 Mayıs'tan 15 Temmuz'a, Türkiye'de gazetelerin askerî darbeler karşısındaki tavrı
Bu çalışmanın konusu, Cumhuriyet dönemi Türkiye siyasal hayatında gerçekleşen darbe ve darbe girişimlerinde süreç boyunca gazetelerin aldıkları tutumlardır. Çalışmaya 27 Mayıs 1960 Darbesi, 21-22 Şubat 1962 ve 21 Mayıs 1963'te Talat Aydemir öncülüğünde gerçekleşen darbe girişimleri, 12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 Darbesi, 28 Şubat 1997 Muhtırası ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi dâhil edilmiştir. Çalışmanın teorik arka plan konusuna ayrılan ilk bölümü ile sonuç bölümü haricinde geri kalan her bir bölümü, kronolojik bir sırayla, yukarıda sayılan darbe ve darbe girişimlerine ayrılmıştır. Her bir askerî müdahale, o müdahalenin gerçekleştiği dönemde Türkiye kamuoyunda öne çıkan, tirajı yüksek olanlar arasından seçilmiş en az beş gazete özelinde inceleme konusu edilmiş ve gazetelerin manşet, sürmanşet ve haber içerikleri ile köşe yazılarının açık içerikleri ele alınmıştır. Gazeteler, darbe ve darbe girişimlerinin gerçekleşmesinden bir ay öncesi ile bir ay sonrası arasında kalan iki aylık zaman zarfındaki yayınları üzerinden incelenmişlerdir. Çalışma boyunca öne sürülen temel argümanlar şunlardır: (I) Türkiye'de olağan dönemlerde demokrasinin savunuculuğu rolünü üstlenen gazeteler, darbe dönemlerinde çoğunlukla güç ve iktidar yanlısı bir tavır değişikliğine yönelmekte ve bir askerî müdahale girişiminin başarılı olup olmaması, o girişime karşı gazetelerin göstereceği tavrı da doğrudan etkileyebilmektedir. (II) Gazeteler, darbe dönemlerindeki yayınlarıyla, Türkiye'de darbe geleneğinin yerleşmesi ve bunun geniş kitleler tarafından on yıllar boyunca meşru görülmesinde kayda değer bir pay sahibidir. (III) Bununla birlikte, 1960'tan 2016'ya, gazetelerin darbeler karşısındaki tutumlarında zaman içerisinde belirgin bir dönüşümün yaşandığı ve ordunun siyasete müdahalesi konusunda çok daha duyarlı hâle geldikleri gözlemlenmektedir.
27 Mayıs askeri darbesinin Malatya basınında algılanması
Osmanlı Devleti'nin mirası üzerine kurulan genç, dinamik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin inşa ettiği demokrasiye ilk darbe 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri cuntanın gerçekleştirdiği darbe ile vurulmuştur. Türk demokrasisine vurulan bu darbe ülkenin bundan sonraki süreçte geçireceği sıkıntılı dönemlerin habercisi olmuştur. Bu çalışmamızda asker tarafından yapılan bu darbenin Malatya'daki etkilerini, halk nezdindeki yansımalarını, darbeden önceki ve sonraki yaşanılan süreci, şehrin yerel basın ve medya unsurlarının yaklaşımını inceleme fırsatını yakaladık. Malatya halkının dönem itibari ile en büyük iletişim ağı olan yerel gazeteler ve basın unsurları bu dönemde şehir ile ilgili olan bütün gelişmeleri istisnasız bir şekilde takip ederek bilgi paylaşımını sağlamıştır. Başlattığımız bu tez çalışmamızda öncelikle Malatya şehrinin tarihsel gelişim sürecini bir bütün olarak kronolojik bir düsturla incelemeye özen gösterdik. Ayrıca çalışmamızın devamında Demokrat Parti iktidarının başladığı 1950'li yıllardan 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesine kadar olan dönemde ve bu dönemin de sonrasında Malatya'da değişen siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve toplumsal görünümü gazeteler aracılığı ile değerlendirme imkânı elde ettik. Yerel basının ana mekanizması olan yerel gazeteler farklı bakış açıları, değerlendirmeler ve birbirinden farklı tutumlar sergilemiştir. Malatya'da 1950-1960 dönemi siyasi rekabeti DP-CHP arasında yaşanmıştır. Malatya yerel basınının yaptığı yayınlarda bu iki parti arasındaki siyasi rekabeti görmek mümkündür.
Darbeler sorgulanıyor: Filmler ve diziler
Son on yıldır Türk siyasi tarihindeki askeri darbeleri konu alan sinema filmleri ve televizyon dizileri çoğalmıştır. 2000'lerden itibaren, 27 Mayıs 1960 darbesini, 12 Mart 1971 muhtırasını ve 12 Eylül 1980 darbesini konu alarak yapılan televizyon dizilerine, izleyicilerin gösterdiği yoğun ilgi, yine aynı konuyu içeren yeni sinema filmlerinin yapımında etkili olmuştur. Televizyon dizilerine olduğu gibi, sinema filmlerine de ilgi oldukça fazladır.Sinema filmleri ve televizyon dizilerinde, darbeler sırasında ve sonrasında oluşan baskıcı düzen, darbeler sırasındaki sorgulamalarda ağır psikolojik ve fiziksel tahribe uğramış insanların hayatları eleştirel bakış açısıyla sunulmaktadır.Sinema filmleri ve televizyon dizilerine ilginin yoğun olmasının nedeni de bu eleştirel bakış açıdır. Ayrıca yakın siyasi tarih öğreniminin eksikliğinden kaynaklanan toplumsal belleğin oluşturulması işlevini üstlenmesi, sinema filmleri ve televizyon dizilerine olan ilginin artmasını sağlamıştır. Genç kuşak, yakın siyasi tarihimizde yapılan askeri darbeleri ve darbelere zemin hazırlayan siyasal, sosyal ve ekonomik koşulları, bu filmler ve diziler aracılığıyla öğrenmektedirler.Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Politika, Filmler ve Diziler, Toplumsal Hafıza.
Türkiye'nin 1983-2007 tarihleri arası asker sivil ilişkileri: Klasik darbeden E-Muhtıraya
Türkiye'de demokratik yaşam sık sık yapılan darbeler ve verilen muhtıralarla kesintiye uğramıştır. İlk olarak 27 Mayıs 1960 darbesi ile başlayan askeri müdahaleler geçen zaman içinde klasik darbeden ?post-modern? müdahaleye doğru evrilmiştir. Türkiye, asker-sivil ilişkilerini demokratik ve sağlıklı bir şekilde üretmeyi başaramamış, Türk Silahlı Kuvvetleri doğrudan ve ?post-modern? müdahalelerinin yanında siyasetin aktif bir aktörü olarak yer almıştır.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde asker-sivil ilişkilerinin kalıpları çıkarılmaya çalışılmış ve teorik çerçeve bu yönde çizilmiştir. İkinci bölümde, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra geliştirilen asker-sivil ilişkileri ve 28 Şubat 1997 Muhtırası açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise 28 Şubat 1997 Muhtırası ile 27 Nisan 2007 E-Muhtırası arasında gelişen asker-sivil ilişkileri AB'ye uyum süreciyle birlikte yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Türk Silahlı Kuvvetleri, Sivil-asker İlişkileri, 28 Şubat Muhtırası, 27 Nisan E-Muhtırası
İki askeri darbe arası dönemde Türkiye'nin Ortadoğu politikaları (1960-1980)
Bu araştırmada, Türkiye'nin yaşadığı iki askeri darbe ve bir muhtıra döneminde Ortadoğu ülkelerine yönelik dış politikalarının analizi ve bu politikaların siyasi, ekonomik, kültürel sonuçları ele alınmaktadır. Türkiye-Ortadoğu ilişkilerinin tarihi arka planı da göz önünde bulundurularak bütüncül bir çerçeve oluşturmak temel amaçtır. Bu dönemdeki Türkiye'nin Ortadoğu ülkelerine yönelik politikaları iç politika dış politika etkileşimi çerçevesinde ele alınmıştır. Bu dönemde kamuoyunun Türk dış politikası üzerindeki belirleyiciliği göz önünde bulundurulduğunda Türkiye'nin siyasal kültürünün kökleri incelenmeden ve iç politikadaki gelişmeler ele alınmadan bu dönemdeki Türkiye-Ortadoğu ilişkilerini değerlendirmek gerçekçi olmaktan uzak kalacaktır. Atatürk döneminde reform ve inkılaplar yoluyla stratejik bir değişim geçiren Türk dış politikası, daha sonraki dönemlerde ise taktiksel açıdan farklılık göstermiştir. Türkiye, bazen Ortadoğu'dan uzaklaşmakta bazen de Ortadoğu'ya yakınlaşma içine girmektedir. Yani Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik politikaları tutarsız ve çelişkili bir görüntü içindedir. Bu durum dönemin şartları karşısında uygulanan taktiklerden kaynaklanmaktadır. Bu duruma yol açan etkenlerden biri de iç politikada meydana gelen gelişmelerdir. Ülkelerin iç politikalarında yaşanan olaylar dış politikayı da ister istemez etkilemektedir. Hatta bazen dış politikanın yönü iç politik gelişmeler doğrultusunda değişebilmektedir.Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Dış Politika, Kimlik, Ortadoğu, Siyasal Kültür.
Arap medyasında 15 Temmuz Darbe Girişimi
Medya, çağımızda kalabalık kitleleri yönlendirilebilen önemli bir güçtür. Medya, yeri geldiğinde devletlerinin ideolojik aygıtı olarak da görev yapmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde de yaşanan olaylar farklı medya kuruluşlarında farklı yaklaşımlarla sunulmuştur. Arap dünyası çok geniş bir coğrafya olduğu için Arap ülkelerindeki yüzlerce medya kuruluşlarında tek bir bakış açısı görmek doğal olarak mümkün değildir. Biz tezimizde internetten Arapça yayın yapan bazı internet haber sitelerinin 15 Temmuz darbe girişimine yaklaşım tarzlarını ele aldık. Bu kapsamda BBC Arabic, el-Ehrâm, Arabic 21, el-Cezire, el-Âlem, el-Arabiyye gazeteleri taranarak oluşturduğumuz bu çalışma bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde FETÖ yapılanmasının tarihsel sürecine değinilmiş, birinci bölümde başarısız darbe girişiminin ilk 24 saati ve beraberindeki ilk birkaç haftasında yaşananların söz konusu haber sitelerindeki yansımaları ele alınmıştır. İkinci bölümde, darbe sonrası bir aylık süreç irdelenmiş, bu bağlamda OHAL, kamu kurumlarının terörle bağlantılı unsurlardan temizlenmesi, işkence iddiaları ve darbe girişimi ile doğrudan ya da dolaylı olanların yargılanması, üçüncü bölümde Arap ülkelerindeki belli başlı medya mensuplarının ve yöneticilerin darbe girişimine dair yorumları ve değerlendirmeleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde konu ile alakalı farklı değerlendirmeler içeren 30'a yakın köşe yazısı yer almıştır. Sonuç bölümünde ise çalışma sonucunda elde edilen veriler maddeler halinde sıralanmıştır.
Human rights violations and the failure of the democratic transition in Myanmar
This thesis examines the practices of human rights violations in terms of democratic transition in Myanmar. This study argues that the democratic transition of Myanmar is ruptured through the violations of human rights, with the oppression over the opposition and ethnicity politics, predominantly occurred after the military has seized the power as coups (d'état) two times in 1962 and on the 1st February 2021. The coup ends up with a civil war, the rejection of the democratic election results, and disclaiming of the minority's rights. The study problematizes the challenges Myanmar encounter in democratic transition evident by the human rights violations, in the case of Rohingya Muslims. Rohingya Muslims are remained stateless according to 1982 citizenship law and Rohingyas were not recognized as a minority in Myanmar. These facts make Rohingya pretty fragile to human violations. The research employs qualitative research design in a descriptive way and aims at mapping the violation of the human rights and practices minorities rights in Myanmar as the region witnesses an ongoing democratic transition in which dreadful challenges led to political uncertainty. Struggling political crises mainly show up as consecutive military coups, causing humanitarian crises with a lack of deliberation, which is a requirement of a democratic regime. Keywords: Democracy, Human Rights Violations, Myanmar, Military, Minority Rights. Rohingya,
2015 yılından sonra Türkiye'nin sınır ötesi askeri güç kullanımının iç siyasete etkileri
2011 yılında başlayan Arap Baharının etkisiyle Ortadoğu ülkelerini etkisi altına alan ve Güney sınırımızda yer alan Suriye içerinde baş gösteren iç karışıkların sonucunda ülkemize gelen yoğun göçün ve terör saldırılarının önlenmesi açısından, BM'nin 51. maddesi uyarınca başlatılan harekatlar ile, 2015 yılında kısmen "Şah Fırat Operasyonu" ile başlayan harekatların, "2016 Fırat Kalkanı, 2017 İdlip Operasyonu, 2018 Zeytin Dalı Harekâtı, 2019 Barış Pınarı Harekâtı, 2020 yılında ise halen devam eden Bahar Kalkanı Harekâtı" ile devam etmekte olup, Türkiye sınır güvenliğini koruma adına önemli adımlar atılmıştır. Türkiye, yapılan sınır ötesi askeri güç kullanımlarında Türk Savunma Sanayi'nin geliştirmiş olduğu yerli ve milli olarak üretilen teçhizatları kullanmıştır. Genel olarak bakılacak olursa; gerçekleşen operasyonların başarılı olması ve olumlu sonuçların meydana gelmesi neticesi olarak iç politika ekseninde, siyasi partilerinin seçim beyannamelerinde yapılan operasyonların olumlu ve olumsuz görüş bildiren partiler ele alınmış ve siyasi partilerin iç politika ekseninde etkin rol oynama çabası ele alınarak bu çalışma yapılmıştır.
Türkiye'de OHAL KHK'ları ile yapılan ihraçların unvan, kurum, il değişkenleriyle incelenmesi
Türkiye'de OHAL KHK'ları ile Yapılan İhraçların Kurum, Unvan, İl Değişkenleriyle İncelenmesi isimli çalışmamızda esas olarak KHK'ların ekli listelerinde yer almak suretiyle yapılan ihraçlar değerlendirilmiştir. Kamu görevinden çıkarma işlemlerine ilişkin resmi gazete verileri incelenerek veri setleri oluşturulmuştur. İhraç edildikten sonra başka bir KHK ile kamu görevine iade edilenler, OHAL Komisyonu kararı veya Mahkeme kararı ile görevine iade edilenlerin iadelerine ilişkin durumları çalışmamızın kapsamı dışında bırakılmıştır. Oluşturulan veri setlerinde yer alan değişkenler göz önünde bulundurularak kamu görevinden ihraç edilenlerin hangi unvan, kurum ve şehir de yoğunlaştıkları tespit edilerek değerlendirilmesi yapılmıştır. Yapılan değerlendirme neticesinde FETÖ/PDY başta olmak üzere devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya grupların başla devletin stratejik kurumları olan yargı kurumları, emniyet ve eğitim kurumlarında en çok istihdamın sağlandığı unvanlarda, taşradan ziyade Ankara, İstanbul gibi büyükşehirlerde yoğunlaştıkları tespit edilmiştir. Yine bu kapsamdaki şahısların en çok istihdamın sağlandığı kadrolar haricinde bulundukları kurumlarda üst düzey yönetici pozisyonlarına doğru dikey yönlü yükselme imkanı olan kadrolarda da yer aldıkları tespit edilmiştir. Bu tez çalışması ve benzeri çalışmaların kamu personel rejiminde yapılacak yeniliklere de katkısının olacağı beklenmektedir.
27 Mayıs 1960 Darbesinin basındaki yansımaları
Türkiye'de çok partili siyasi hayata geçiş sonrası ilk seçim deneyimi 21 Temmuz 1946 yılında yaşanmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin tek partisi olan ve ülkenin kuruluşundan itibaren ülkeyi yöneten CHP, 1946 seçimi sonrasında da başarılı olmuş ve iktidar da kalmıştır. 7 Ocak 1946 tarihinde kurulan DP ise, kuruluşundan altı ay sonra girdiği bu seçimlerde halk nezdinde önemli bir destek bulmuş ve ikinci parti olarak muhalefet görevini üstlenmiştir. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde ise arkasına geniş bir halk desteğini alan DP, bu seçimlerde birinci parti olarak çıkmış ve CHP'nin çeyrek asırdır süren iktidarına son vermiştir. 10 yıllık DP iktidarı sonrası gerçekleşen 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi demokrasiyi sekteye uğratmış ve ülkenin geleceğine derin izler bırakmıştır. DP yönetimine iktidardan el çektirilmiştir. Öyle ki süreç sadece bununla da sınırlı kalmamış, DP'ye mensup siyasiler tutuklanarak hapis hayatına mahkûm edilmişlerdir. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ise idam sehpasına çıkarılarak, haklı siyasi kazanımlarının karşılığını canları ile vermişlerdir. 27 Mayıs 1960 Darbesi'nde Türk basını darbeden yana bir tutum sergilemiştir. Darbeciler basından büyük bir destek ve ilgi görmüştür. Gazete ve dergilerde yapılan haberlerde darbe ve darbeciler övülmüş, hareket bir kurtuluş hareketi olarak benimsenmiştir. Basın darbeyi haklı çıkartmak için DP'nin idarecileri hakkında türlü suçlar ithaf etmişlerdir.
27 Mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması 27 mayıs 1960 darbesi sonrası çok partili hayata geçiş sürecinin ve 1961 seçimlerinin basına yansıması
27 Mayıs 1960 tarihinde, Demokrat Parti iktidarının muhalefet, üniversiteler ve basın ile karşı karşıya gelmesi ve baskı rejimi uygulaması ile yaşanan siyasi bunalım ve ekonomik sıkıntıların ülkeyi bir çıkmaza soktuğu gerekçesi ile ordu yönetime el koymuştur. Bu askeri müdahale Türkiye'de on yıllık Demokrat Parti iktidarının sona ermesini ve askeri gücün siyaset üzerinde hakim olmasını sağlamıştır. Bu tezde 27 Mayıs müdahalesi öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar, yeniden çok partili hayata geçiş süreci basına yansıyan haberler ve belgeler temel alınarak değerlendirilmiştir. Ordunun yönetimi ele geçirmesiyle iktidar partisi tasfiye edilmiştir. Tasfiye edilen parti mensupları Yassıada'ya sevk edilmiştir. İhtilal mahkemesi tarafından yargılanan sanıklar çeşitli cezalara çarptırılmıştır. Askeri müdahaleyi yapan Milli Birlik Komitesi yasama görevlerini yürütmesi için Kurucu Meclis'i göreve getirmiş, Kurucu Meclis siyasi partilerin kurulmasına izin vermiştir. Milli Birlik Komitesi yeni hükümet iş başına geçinceye kadar görev yapmıştır. Gerekli şartlar hazırlandıktan sonra ordunun yönetimi sivil idareye bırakması için 1961 Anayasası hazırlanmış ve darbe sonrası ilk genel seçimler 15 Ekim 1961'de gerçekleştirilmiştir. 1961 anayasasıyla Meclisin dışında bir de Cumhuriyet Senatosu göreve gelmiştir. Seçim sonuçlarına göre hiçbir parti hükümeti kurabilecek oy yeterliliğini alamamıştır. Cumhurbaşkanı seçilen Cemal Gürsel'in hükümeti kurma görevini İsmet İnönü'ye vermesinin ardından partiler arasında yapılan çeşitli görüşmeler neticesinde çok partili hayatın ilk koalisyon hükümeti olan CHP-AP hükümeti kurulmuştur. Böylece Türk siyasi hayatı koalisyon kavramı ile karşılaşmıştır.
15 temmuz darbe girişimi sonrası Borsa İstanbul'un etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de yaşanan 15 Temmuz darbe girişiminin Borsa İstanbul (BIST) üzerine etkilerini incelemektir. Bilindiği üzere 15 Temmuz 20016 Cuma günü Türk askeri kuvvetleri içerisinde yer alan bir grup tarafından darbe girişiminde bulunulmuştur. Bu girişim halkın karşı çıkması sayesinde aynı hafta sonunda bastırılmıştır. Ardından gelen dönemde Türkiye'de bir takım önemli olaylar yaşanmıştır. Darbe girişiminin Türk ekonomisi üzerinde de etkileri görülmüştür. Bu olaya ilaveten ekonomi ve yatırım çevrelerindeki gelişmeler sonucunda Fitch ve Moody's Türkiye'nin kredi notunu düşürmüştür. Yaşanan gelişmeler BIST üzerinde de olumsuz etki yaratmıştır. 15 Temmuz sonrasındaki ilk açılış gününde BIST'teki hisselerde önemli düşüşler yaşanmıştır. Bu çalışmada 15 Temmuz darbe girişiminin BIST üzerindeki etkisi ampirik olarak incelenmiştir. Bu doğrultuda BIST'te 15 Temmuz öncesi ve sonrasında bir yapısal kırılma yaşanıp yaşanmadığı araştırılmıştır. Ayrıca 15 Temmuz öncesi ve sonrası için Fama'nın etkin market hipotezinin geçerliliğinde bir değişiklik olup olmadığı da incelenmiştir. Bu amaçla Şubat 1986 - Kasım 2018 dönemi için BIST 100 Endeksi verilerindeki potansiyel yapısal kırılmalar, yapısal kırılmalı birim kök testleri ile belirlenerek 15 Temmuz 2016'da bir kırılma olup olmadığı test edilmiştir. Buna ilaveten etkin market hipotezinin geçerliliği, yapısal kırılma olmaması durumunda Genişletilmiş Dickey-Fuller, yapısal kırılma olması durumunda Perron (1989), Zivot and Andrews (1992), Perron (1997), Lumsdaine and Papell (1997), Lee and Strazicich (2003) birim kök testleri ile test edilmiştir. Böylece etkin market hipotezinin geçerliliği ve borsa etkinliğinin 15 Temmuz'da değişip değişmediği ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlara göre BIST 100 Endeksinin incelenen dönemde zayıf etkin olmadığı sonucuna varılmıştır. Yapısal kırılmalı birim kök testi sonuçlarına göre 15 Temmuz 2016 tarihinde BIST 100 endeksinde herhangi bir anlamlı kırılma tespit edilemediğinden 15 Temmuz darbe girişiminin etkin market hipotezi üzerinde bir etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Borsa İstanbul, etkin market hipotezi, 15 Temmuz darbe girişimi, yapısal kırılma.
Kolektif şiddet eğilimlerinde üçüncü devlet müdahalesi: Afganistan örneği
Bu çalışmanın amacı, uzun süredir istikrarsız ve çatışma iklimi içerisinde bulunan Afganistan'da son dönemde yaşanan siyasi dönüşümün; etnik ve dini temelli çatışma iklimini güçlendirerek bölgesel istikrarsızlığı artırıcı bir çatışma sarmalı yarattığını ortaya koymaktır.Afganistan yönetimini 250 yıldır elinde bulunduran Peştunların, Şii ve Türk azınlıklara yönelik şiddet eylemlerinin arka planında iktidar mücadelesi yatmaktadır.Bu mücadelenin tarihsel arka planı ile iç çatışmaların temelinde yatan dinamikler ortaya konulurken yaşanan süreç ele alınarak günümüze kadar süregelen olaylar dizisi bağlamında Afganistan'daki istikrarsızlık ve çatışma ikliminin bölgesel etkileri sonucu Tahran Yönetimi üzerinde yarattığı güvenlik ikilemi neticesinde İran'ın Afganistan'a yönelik olası bir müdahalesi değerlendirilmektedir. 50 bin kişiden kurulu ve İran'a bağlı paramiliter yapı olan Fatimiyyun Tugayı'nın; Afganistan'da etnik ve dini temel dayalı yeni bir iç çatışma neticesinde Hazara Toplumu'nun Taliban tarafından katliama maruz kalması durumunda Tahran yönetimi tarafından Afganistan'da görevlendirileceği düşünülmektedir. İran'ın dolaylı müdahalesi sırasında yaşanan iç savaşın Fatimiyyun Tugayı lehine sonuçlandırılması adına İran'ın doğrudan askeri müdahalesi de söz konusudur.İran ve Afganistan arasında yaşanacak olan savaş halinde ise istikrarsız olan Afganistan'daki çatışma iklimi yayılmacı etkisiyle bölgesel bir krize dönüşecek ve yeni göçmen hareketleri ile yeni insani krizler yaşanacaktır.
Türkiye'de asker siyaset ilişkisi :28 Şubat 1997 ve 27 Nisan 2007 süreçleri
Ordu ile siyaset arasındaki ilişki, ilişkinin boyutları ve bunun nasıl olması gerektiği siyaset felsefesi açısından önemli bir konu olduğu bilinmektedir. Türkiye'de çok partili hayata geçişle birlikte ordunun siyaset üzerindeki etkisi ve müdahaleleri görülmüştür. Tezde, asker ve siyaset ilişkisi kavramsal açıdan açıklanmış, Türkiye'de asker ve siyaset ilişkisinin boyutlarına bakılmış, gerçekleşen askeri müdahaleler üzerinde durulmuş ve 28 Şubat ve 27 Nisan süreçlerine klasik askeri müdahalelerin değişen şekli görülmesinden dolayı ayrıntıyla analiz edilmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde demokrasi, siyasi kültür, askeri darbe, muhtıra, militarizm ve pretoryenizm gibi temel kavramların tanımlarına yer verilerek konu için önemli kavramlar üzerinde durulmuştur. Tezin ikinci bölümünde ise, Türkiye'de asker ve siyaset ilişkisinin açıklanması adına ordunun askeri müdahalelerindeki tarihsel, siyasal, ekonomik ve hukuksal dayanaklar konu edilmiş, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden tarihsel gelişim başlatılıp, sırasıyla 27 Mayıs 1960, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri müdahalelerinin oluşumundaki süreçler ve askeri darbelere değinilmiştir. Üçüncü bölüm; 28 Şubat 1997 askeri darbesinin nedenleri, süreci ve sonrasındaki gelişmeleri konu edinmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise, 27 Nisan 2007 tarihli askeri müdahalenin süreç ve nedenlerini, gelişmeleri ve asker siyaset ilişkisi açısından gerçekleştirilen reformlar üzerinde durulmaktadır. Sonuç bölümünde ise, elde edilen verilerin analizi yapılarak bir değerlendirmede bulunulmuştur. Bu tezde araştırma tekniği olarak literatür taraması yapılarak birincil kaynaklara ulaşılmaya çalışılmış, kitap, makale, bildiri ve çeviri yayınlardan yararlanılmış, konuyla benzer çalışmalara sahip yüksek lisans ve doktora tezlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen dokümanlar arasında neden sonuç ilişkisine varılarak analizler yapılmış ve metinlerin orijinalliklerini yitirtecek yorumlamalardan kaçınılmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Askeri Darbeler, Post-modern Darbe, E-muhtıra, Demokrasi
Dönemin tanıklarının anılarında 12 Mart 1971 Muhtırası
27 Mayıs 1960 tarihi Türk siyasal yaşamı için bir dönüm noktasını teşkil etmektedir. Halkın seçtiği parlamenterlerin askeri darbe ile devrilmesi, Merhum Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idam edilmeleri siyasal yaşamımızda 1960'lı yılların sancılı geçmesine sebep olmuştur. 12 Mart Muhtırası, Türk Demokrasi tarihinde 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin getirdiği askeri vesayet anlayışının bir sonucudur. Ayrıca 1961 Anayasası da muhtıra sürecinin zeminini hazırlamıştır. 1961 Anayasası ile fikri hayatın kavuştuğu serbestlik, sendikalaşma, düşünce özgürlüğüne verilen önem aşırı sol çevreler tarafından amacından saptırılmıştır. 1960'lı yıllar Türkiye'de sivil yönetimlere karşı örgütlenmelerin başladığı bir döneme tekabül etmektedir. Halkın kendini, kendi seçtikleriyle yönetebilmesi bu vesayetçi anlayış tarafından hor görülmektedir. Demokrat Parti'nin (DP) bir devamı niteliğindeki Adalet Partisi'nin (AP) tek başına iktidarı da, 27 Mayıs Askeri Darbesinin amacına ulaşmadığı düşüncesinin tekrar filizlenmesine sebep olmuştur. 12 Mart Muhtırası, askerin sivil bürokrasi ile ılımlı uzlaşması sonucu darbe ile sonuçlanmadan noktalanmış ve ülkeyi 12 Eylül 1980 Askeri Darbesine giden sürece sokmuştur. Yapacağımız çalışmada, 12 Mart sürecinde aktif rol oynayan askerlerin, döneme şahit olmuş politikacıların ve gazetecilerin anıları incelecektir.
12 Eylül 1980 darbesinin ortaokul Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi öğretimine etkileri
Tezimizde 12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye'de gerçekleşen darbenin Ortaokul Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi öğretimine etkisi araştırılacaktır. Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi eğitimine yönelik olarak ders kitapları, kararname, yönerge ve alanda yazılmış olan dergi, makale, kitaplar incelenerek darbenin Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi dersi açısından getirdiği olumlu ve olumsuz etkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmada, doküman incelemesi yöntemi kullanılmış olup alanda yer alan dergi, yönetmelik, makaleler ayrıca Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi Eğitim Programları ve Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi ders kitapları incelenerek karşılaştırılması yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Atatürk İlke ve İnkılâp Tarihi dersi, 1981 yılında Temel Eğitim İkinci Kademe Ortaokullarda Türkiye Cumhuriyeti İnkılâp Tarihi adıyla okutulmaya başlanılmıştır. İnkılâp Tarihi ders saati diğer derslerin saatleri azaltılarak arttırılmıştır. Kitaplara Atatürk'le ilgili metinlerin konulması öngörülmüştür. Atatürk'ün hayatı, kişisel özellikleri vs. Ayrıca birleştirici ve bütünleştirici unsur olarak "Atatürkçülük" ders kitaplarında yer almıştır.
Devrimden darbeye: Mısır'da demokrasiye geçiş çabalarının analizi
2010 Aralık ayından itibaren Ortadoğu'da yaşanan devrimlerle bölgede yaşanan rejim değişiklikleri ve demokratikleşme süreçleri, üzerinde durulması gereken çalışma alanlarından biri olmuştur. Arap Baharı olarak adlandırılan bu süreci yaşayan ülkelerden biri olan Mısır'da halk, otuz yıllık bir rejime son vermiş ve demokrasiye geçiş süreci başlamıştır. Bu tez de Mısır'ın 2011 yılında yaşadığı devrim sonrasında içine girdiği sürecin demokratikleşme ile bağlantısı olup olmadığını, Mısır'da demokrasiye geçişi başlatan etkenleri, bu süreçte yer alan aktörlerin demokratikleşmeyle olan ilişkisini, demokratikleşme teorileri bağlamında incelemiştir. Geçiş teorisinin ağırlıkta olduğu bu inceleme sonucu; devrim sonrasında aktörler arasında sağlanamayan uzlaşının demokratikleşme sürecini etkilediği, bunun sonucunda yaşanan darbeyle geçiş sürecinin sona erdiği sonucuna varılmıştır.
12 Eylül askeri darbesi geçiş sürecinde İzmir şehri
1970'li yıllar, Türkiye'nin sağ ve sol şeklinde kutuplaştığı, siyasal alanda istikrarsızlığın, ekonomik alanda krizlerin, anarşi ve terör olaylarında da kaosun yaşandığı bir dönem olmuştur. 12 Eylül 1980 tarihine kadar süren bu olumsuz tablo, Türkiye'yi iç savaşın eşiğine getirmiş ve nihayetinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapacağı müdahalenin temel gerekçesi olmuştur. 12 Eylül müdahalesine giden sürecin temel taşlarından olan Kahramanmaraş olayları, İzmir'i de bir hayli derinden etkilemiştir. Zira, Maraş olayları sonrasında on üç ilin sıkıyönetime alınması, İzmir'in de anarşiyle tanışmasına sebep olmuştur. Sıkıyönetim kapsamına alınan İstanbul ve Ankara gibi kentlerdeki marjinal örgütlerin hareket sahalarının daralması, bu örgütleri, yeni arayışlara sürüklemiştir. Bu arayışlara en uygun kentlerden biri de sıkıyönetim kapsamı dışında bırakılan İzmir şehri olmuştur. İzmir'in hem büyük bir kent oluşu hem de sıkıyönetim altında olmayışı, anarşi gruplarının hızlı bir şekilde örgütlenmelerine olanak sağlamıştır. Nitekim, istedikleri rahat ortama İzmir'de kavuşan yasa dışı örgütler, kısa süre içerisinde İzmir'i sakin bir şehir hüviyetinden çıkartarak terörün beşiği haline getirmişlerdir. İzmir'de yaşanan anarşi olayları, 1979 yılının başından itibaren artarak devam etmiştir. Bu olaylar, 1980 yılının başında ise farklı boyutlara ulaşmıştır. Türkiye'nin en büyük işçi hareketi olarak bilinen TARİŞ olayları da bu dönem içerisinde vuku bulmuştur. Nitekim, TARİŞ olayları ve bu olaylara eşgüdümlü olarak çıkartılan terör faaliyetleri, İzmir tarihindeki en kanlı günlerin yaşanmasına zemin hazırlamıştır. Zira, TARİŞ olaylarının hemen ardından, 19 Şubat 1980 tarihinde, İzmir'de de sıkıyönetim uygulamasına geçilmiştir. İzmir'in sıkıyönetim kapsamına alınmasıyla birlikte anarşi olayları sekteye uğratılmış; fakat tamamen yok edilememiştir. Neticede, önlenemeyen anarşi ortamı, 12 Eylül 1980 askeri midahalesine kadar devam etmiştir. Çalışmamız; 1 Ocak 1979'dan, 12 Eylül 1980'e kadar İzmir'de yaşanan siyasi, sosyal, ekonomik ve anarşi olaylarını kapsamakla birlikte; 12 Eylül askeri müdahalesinin İzmir'de uygulanışını ve askeri müdahale sonrasında yapılan 7 Kasım 1982 Anayasa referandumu ile 6 Kasım 1983 milletvekili genel seçimlerinin İzmir'e yansımalarını içermektedir.
Türkiye'deki darbelerin Amerikan basınına yansımaları
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli konuların başında askeri darbeler gelmektedir. Yakın tarihimizi ilgilendiren bu konu ile alakalı çalışmalar her geçen gün artmakla beraber, darbelerde ismi geçen ABD'nin muazzam bir güce sahip olan basınının Türkiye'deki darbeleri, öncesi ve sonrası ile nasıl gördüğü önemli bir soru olmuştur. Cumhuriyet tarihinde 27 Mayıs 1960'ta başlayan askeri darbeler serüveni 2016 yılına kadar devam etmiştir. Türkiye'nin önüne sürekli bir engel olarak çıkan askeri müdahalelerin en son örneğinde de ABD'nin rolü konuşulurken, yaşanan olaylarda basının nasıl bir tavır ve görev aldığı bilinmemektedir. Zira özellikle 20. yüzyılla beraber basın; olayların gelişiminde, kamuoyu oluşturmada ve insanları bilgilendirmede en önemli güç haline gelmiştir. ABD basını da sahip olduğu büyük ve güçlü yayın organları ile dünyada büyük bir etkiye sahiptir. Türkiye'deki darbe süreçlerini ABD basınından takip etmek, hem darbeleri hem de o dönemin Türk toplumunu her yönüyle anlamamız açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun için ABD basını geniş bir zaman aralığı içerisinde gün gün takip edilmiş ve önemli veriler elde edilmiştir. ABD basını, Türk toplumunu Türk basınından daha yakından takip edip toplumun nabzını çok başarılı bir şekilde tutabilmiştir. ABD basını aynı zamanda darbelerden önce darbenin geleceğini haber vermiş ve yapılan askeri darbeleri olumlu karşılamıştır. ABD basını, Türkiye'deki gelişmeleri sürekli ABD politikaları ekseninde değerlendirirken, aynı zamanda, gelecekte Türkiye'nin takip etmesi gereken politikaları, yine ABD çıkarları ekseninde ele almıştır. 1960-2007 tarihleri arasında Türkiye'deki askeri darbelerin ABD basınından okunması çalışmanın temel çerçevesini oluşturmaktadır.
The architecture of coup-proofing security apparatuses: The legacy of Hafiz al-Assad in Syria
Authoritarian regimes employ security apparatuses as a coup-proofing strategy, as in the case of Syria. The Syrian security apparatus's structure, relations with other institutions, and external hostile activities have been modified to serve this policy. By holding the decision-making process only by his hands, Hafiz al-Assad made security branches and agencies an isolated islands connected directly and exclusively to him. That gave him a high ability to apply a successful coup-proofing policy. From a security studies perspective, Syrian Al-Mukhabarat is distinctive and different from the western security-intelligence classification. Hafiz al-Assad did not build a professional security sector, but patrimonial non-efficient, separated security-intelligence executive agencies, supervised directly. Al-Assad also employed security apparatuses to intervene and conspire against neighboring states.
27 Mayıs darbesi sonrası ekonomik politika, uygulama ve kurumlar (1960-1965)
27 Mayıs 1960 tarihinde Demokrat Parti'nin (DP) 10 yıllık iktidarı askeri bir darbe ile sonlandırılmıştır. Cumhuriyet tarihinin ilk darbesi olan 1960 darbesi kendisinden sonra gelen darbeler dönemini başlatacaktır. Bundan sonraki süreçte 1965 yılı seçimlerine kadar ülke hem siyasi hem ekonomik istikrarsızlıkla boğuşacaktır. Darbe sonrası da DP dönemindeki iktisadi krizin etkileri devam edecektir. Bu esnada yönetimde olan Milli Birlik Komitesi (MBK), darbeyi yapana kadar hem bir plan veya politika belirlememiş hem de devlet yönetimine dair bir tecrübeye sahip değildi. 1961 seçimlerine kadar ara rejim dönemi olarak adlandırılan bu dönem genelde MBK'nın kendi iktidarını oturtması ve komite içindeki bölünmeyi çözme çalışmaları ile geçecekti. 27 Mayıs Darbesi, sadece siyasi ve demokratik süreci değil iktisadi süreci de askıya aldı. Bu da toplum nezdinde ekonomik durgunluk, işsizlik, açlık, pahalılık ve alım gücünün düşmesi gibi sorunlara neden olmuştur. Ancak bu problemlerin dile getirilmesi 1961 seçimlerinin yaklaşması ile başlayacak ve askeri kesimin gölgesindeki sivil yönetim dönemlerinde de giderek artarak devam edecektir. 1961-1965 dönemi her ne kadar kalkınma mücadelesi içinde geçse de siyasi istikrarsızlık , iç meseleler ve dış politikada yaşanan önemli gelişmeler planın amaçlandığı gibi işlemesine engel olacaktı. Tarihimizdeki darbeler geçmişi ile yaşananlar dikkate alındığında darbelerin ülkeye büyük ölçüde zarar verdiği bilinmektedir. Bu anlamda çalışma, 27 Mayıs Darbesi'nin ülkeye verdiği zararların ekonomik boyutunu, iktisadi hayata etkisini ve darbe sonrası kalkınma mücadelesi döneminde gerçekleştirilen faaliyetleri ekonomik politikalar, uygulamalar ve kurumlar çercevesinde ortaya koymayı amaçlamaktadır.