Gender roles
244 theses under this subject heading
Naki Tezel'in "Türk Masalları" kitabında toplumsal cinsiyet rolleri ve kadın–erkek ilişkileri
Sözlü edebiyat ürünlerinden olan masallar, çocukluktan itibaren karşılaştığımız ilk edebi türlerdendir. Olağanüstülükle süslü kurgu dünyasında tüm olmazları oldurup; anlatıcısına, dile getiremediği hislerini, hayallerini, sitemlerini, simgesel bir dille ifade etme fırsatı sunan masallar, insan gerçeğini hayalî unsurlar ile insana yansıtmaktadır. Anlatılarda çatışmanın zeminini oluşturan ödüllendirilen ve cezalandırılan davranış ile duygular toplumsal ahlakın bilgisini taşımaktadır. Toplum hayatını düzenleyen kurallar ve genel kabuller masal kahramanları üzerinden aktarılmaktadır.Naki Tezel'in derlediği "Türk Masalları" isimli kitapta bulunan elli dört masal metni, çalışma boyunca toplumsal cinsiyet rolleri ve kadın erkek ilişkileri merkezinde incelenmiştir. Olağanüstü kurgu içine yerleştirilen cinsiyetlere dair toplumsal kabuller ve beklentiler saptanmış, kimliklerin inşa süreçleri masal metinleri üzerinden izlenmiştir. Masal metinlerinden elde edilen toplumsal cinsiyete dair bulguların sosyolojik-psikolojik bağlamda değerlendirilmesi ve böylece kimliklerin yeniden üretim süreçlerine anlatıların etkisinin ortaya çıkarılması çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde yapılan literatür okumaları ile elde edilen bilgiler sunulmuş, kavramsal ve kuramsal çerçeve bilimsel bir zeminde tamamlanmıştır. İkinci bölümde çalışmanın örneklem grubunu oluşturan masal metinlerinin derleyicisi olan Naki Tezel'in biyografisi verilmiştir. Araştırmanın metodolojisinin açıklandığı üçüncü bölümden sonra incelenen masal metinlerinden elde edilen bulgular belirlenen başlıklar altında sunulmuştur. Tartışma, öneriler ve sonuçtan oluşan son bölümde elde edilen veriler daha önce yapılan araştırma sonuçları ile karşılaştırılmış, yorumlanmış, gelecek çalışmalardan beklentiler ile saptanan problemlere çözüm önerileri sunulmuştur. Türk masallarının cinsiyetçi söylem ışığında incelendiği çalışmamızda elde edilen veriler masal dünyasından yansıyan kadın ve erkek temsillerinin gerçek hayat karakterleri ile aynı minval üzere olduğunu göstermektedir. Türk toplumunun ataerkil yapısı ve bu yapı içinde şekillenen cinsiyet algısı masallarımızdaki kadın- erkek varlığı üzerinde açıkça görülmektedir.
Romantik ilişkilerde algılanan istismar: Şemalar, cinsiyet rolleri, affetme ve benliğin farklılaşması açısından bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin yakın ilişkilerinde algıladıkları istismar yaşantılarını erken dönem uyumsuz şemalar, toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlar, affetme ve benliğin farklılaşması açısından incelemektir. Analiz sonuçları demografik değişkenler açısından değerlendirildiğinde, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin cinsiyet, baba eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçirildiği yer ve alkol/madde kullanımı değişkenlerine bağlı olarak istatistiksel açıdan farklılaştığı tespit edilmiştir. Demografik değişkenler ve diğer bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismarı ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Hiyerarşik Regresyon Analizi sonuçlarına göre ilişki süresi, alkol/madde kullanımı, kopukluk şema alanı, diğeri yönelimlilik şema alanı ve olumluya odaklanma alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordarken; cinsiyet (kadın olma), durumu affetme alt boyutu ve erkek cinsiyet rolü alt boyutu negatif yönde yordamaktadır. Demografik değişkenler ve diğer tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %24'ünü açıkladığı görülmektedir. Demografik değişkenler olmadan yalnızca bağımsız değişkenlerin romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini ne şekilde yordadığını belirlemek amacıyla yapılan Yol Analizi sonuçlarına göre diğeri yönelimlilik şema alanı, kopukluk şema alanı, olumluya odaklanma alt boyutu ve kadın cinsiyet rolü alt boyutu romantik ilişkide algılanan istismar düzeyini pozitif yönde yordamaktadır. Tüm bağımsız değişkenlerin birlikte, romantik ilişkide algılanan istismar düzeyinin %21'ini açıkladığı görülmektedir.
Genç yetişkinlerde romantik ilişki istismarı: Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin algıladıkları romantik ilişki istismarının erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunu Ankara ilinde yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 477 genç yetişkin oluşturmaktadır. Çalışma grubuna uygun örnekleme yöntemi kullanılarak çevrim içi platformlar aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Toplumsal Cinsiyet Oluşumu Ölçeği, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği Revize Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısının romantik ilişkilerdeki istismar mağduriyetini yordayıcılığını belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar arasından duygusal yoksunluk ve iç içe geçme/bağımlılık şemalarının daha yüksek düzeyde romantik ilişki istismarı mağduriyeti ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Genç yetişkinlerin eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile romantik ilişkilerinde algıladıkları istismar düzeyi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunurken; geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri algısı bulunan genç yetişkinlerin romantik ilişkide algıladıkları istismar düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmada romantik ilişki istismarı ile cinsiyet, aile içi şiddete maruz kalma ve tanık olma değişkenlerine göre fark olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda belirlenen değişkenler ile romantik ilişki istismar mağduriyeti arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular, alan yazın çerçevesinde tartışılmış; alan çalışanlarına, araştırmacılara ve politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de toplumsal cinsiyet rollerinin klasik batı müziği bestecilerinin mesleki yaşamlarına etkileri
Bu tezde kadın bestecilerin tarih boyunca yaşadıkları ayrımcılıklara değinilmiş ve günümüzde toplumsal cinsiyet rollerinin kadın ve erkek bestecilerin yaşamlarını nasıl etkilediği konusu tartışılmıştır. Batı'da ve Osmanlı tarihinde yaşanan ayrımcılıklarla bugünkü durum arasındaki ortak noktalar araştırılmıştır. 11 kadın ve 11 erkek besteci ile görüşülerek, toplumsal cinsiyet rollerinin hayatları üzerindeki etkileri saptanmaya çalışılmıştır. Kadınların ve erkeklerin, eğitim hayatında nasıl yönlendirildiklerinin mesleğe olan etkileri incelenmiştir. Toplanan veriler, tarihsel arka plana yerleştirilerek Türkiye'de kadınların durumu ve kadın kimliği, besteci kadınlarla ilgili yorumlarla beraber incelenmiştir. Toplumun gerek bestecilik mesleğinin kendisine, gerekse bu meslekle uğraşan kadın ve erkeklere olan bakış açısı bu bağlamda ele alınmıştır. Bunun yanında, cinsiyet rollerinin bestecilerin eğitim hayatlarındaki ve bestecilik kimliğini tanımlayış biçimleri üzerindeki etkileri, kadın ve erkek bestecilerin mesleklerinde kadınların mı yoksa erkeklerin mi daha çok desteklendiğine, tercih edildiğine veya kazanç farklarına ilişkin görüşlerine de yer verilmiştir. Bütün bu verilerin ışığında Cumhuriyet'in toplumsal cinsiyet eşitliği hedefine bestecilik özelinde ne ölçüde ulaştığı incelenmiştir.
Body politics in Angela Carter's works
This dissertation scrutinises body politics in Angela Carter's works with an approach to gender studies and politics, and it argues demythologised representations of women. This dissertation argues that androcentric system's subversive panorama for women is able to be critiqued through demythologisation. On this basis, this study will explore body politics of female stereotypes in Carter's works entitled: The Heroes and Villains, The Sadeian Woman, The Passion of New Eve and selected rewritten, intertextual stories in The Bloody Chamber. This study thus aims to discuss demythologising and dephilosophising processes of Carter to show the female body empowerment. In this study, there will also be the theoretical framework built on gender and body politics. Apart from that, this study also explores the textual, intertextual and tactical strategies employed by Carter in order to subvert, demythologise and revise the patriarchal ideology in her works and re-written fairy tales and short stories to come up with the new female body politics.
Ortopedik engelli bireylerde olumsuz otomatik düşünceler ile toplumsal cinsiyet rolleri arasındaki ilişki
Bu çalışmada ortopedik engelli bireylerin otomatik düşünceler ve toplumsal cinsiyet rol algıları araştırılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algının otomatik düşünceler üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra, sosyodemografik faktörler açısından toplumsal cinsiyet rolü algısı ve otomatik düşüncelerdeki farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırma İstanbul'da yaşayan 50 erkek ve 50 kadın ortopedik engelli bireyden alınan veriler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Ölçeği ve Otomatik Düşünceler Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. İstatistik analiz teknikleri olarak korelasyon, regresyon ve parametrik fark analiz teknikleri kullanılmıştır. Araştırma bulguları, toplumsal cinsiyet rollerinden geleneksel cinsiyet rolünün genel olarak kendine yönelik otomatik düşünceleri artırdığını göstermiştir. Geleneksel cinsiyet rolü, kendine yönelik olumsuz düşüncelerden özellikle yalnızlığa yönelik düşünceleri artırmaktadır. Kadın cinsiyet rolü ile erkek cinsiyet rolü, olumsuz düşünceler boyutları olan yalnızlığa yönelik, şaşkınlık ve kaçmaya yönelik, ümitsizliğe yönelik ve uyumsuzluğa yönelik düşünceleri azaltmaktadır. Otomatik düşünceler genel olarak yaşa göre farklılaşmaktadır. Otomatik düşünceler ve toplumsal cinsiyet rolleri anne ve babanın öğrenim durumuna ve ailenin gelir düzeyine göre farklılaşmaktadır. Doğuştan engelli olmak ve tüm vücut engel kayıp oranına göre otomatik düşünceler ve toplumsal cinsiyet rollerinde farklılaşma görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Otomatik Düşünceler, Ortopedik Engel
Lezbiyen, gey ve biseksüel örnekleminde içselleştirilmiş homofobi ve cinsiyet rolleri arasındaki ilişki
Çalışmada, lezbiyen, gey ve biseksüel (LGB) bireylerde, içselleştirilmiş homofobi ile cinsiyet rolleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Kartopu örnekleme yöntemiyle 2017 yılında Türkiye'nin farklı illerinden yaşları 18 ile 53 arasında değişen 345 (127 kadın, 218 erkek) katılımcıya ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında Bem Cinsiyet Rolleri Envanteri, Lezbiyenler İçin İçselleştirilmiş Homofobi Ölçeği, İçselleştirilmiş Homofobi Ölçeği (Gey Ve Biseksüel Erkekler İçin) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde ANOVA, T-Testi, Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda içselleştirilmiş homofobi ile cinsiyet rolleri arasında ilişki olmadığı belirlenmiştir. Kadınların eğitim düzeyleri ile "lezbiyen topluluğuyla bağlantı" alt boyutu arasında anlamlı bir fark olduğu ve bu bağlamda kadın üniversite öğrencilerinin üniversite mezunlarına göre daha homofobik olduğu saptanmıştır. Yine kadınlarda "lezbiyen topluluğuyla bağlantı" alt boyutunda cinsel yönelimi kapalı olan kadınların cinsel yönelimi açık olanlara göre daha homofobik olduğu saptanmıştır. Bu sonuçların reddedilme ve fark edilme korkusuyla yakından ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bunun heteroseksist toplum yapısından ve onun cinsiyetçi rollerinden kaynaklandığı varsayılmaktadır. Ulaşılan sonuçlar ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de kadın iş gücünün istatistiksel olarak görünümü ve kadın istihdamının sorunlarının tespitine yönelik bir alan araştırması: İstanbul ili örneği
Günümüzde kadın iş gücünün, iş gücü piyasası içerisindeki mevcut durumu ve çalışma hayatında karşılaşmış olduğu sorunlar; toplumların en büyük problem alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu durum; gelecekte Türkiye'nin büyüme ve gelişme hedeflerini olumsuz yönde etkileyeceği için toplumsal refah ve kalkınma açısından sorunun çözümü büyük bir önem arz etmektedir. Kadın iş gücünün, çalışma hayatına dahil olması önemli bir etken olarak kabul edilmiştir. Kadın iş gücü yapısının ve kadın istihdamının öneminin artmasına neden olmuş, beraberinde istihdam içerisinde bulunan kadınları çeşitli sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır. Bu çalışmada; Türkiye'de Kadın İş Gücünün İstatistiksel Olarak Görünümü ve Kadın İstihdamının Sorunlarının Tespitine Yönelik Bir Alan Araştırması: İstanbul İli Örneği ile ilgili literatür taraması yapılmış ve istatistiksel olarak iş gücü piyasasındaki durumları hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri kullanılmıştır. TÜİK verileri çerçevesinde, Türkiye'de Kadın İş Gücünün İstatistiksel Olarak Görünümü başlığı altında; "eğitim", "cinsiyet", "yaş", "sektör", "medeni durum", "kayıtlılık durumu", Türkiye'de Kadın İstihdamının İstatistiksel Olarak Görünümü başlığı altında; "yaş", "eğitim", "meslek grupları", "medeni durum", "işteki durumu", Türkiye'de Kadın İşsizliğin İstatistiksel Olarak Görünümü başlığı altında; "yaş", "eğitim", "iş arama süresi" "işsizlik nedenlerine göre" görünümleri bütün yönleriyle irdelenerek çalışma hayatındaki profili genel olarak ortaya konulmuş, ekonominin genel yapısı ekseninde değerlendirmeler yapılmıştır.İş gücü piyasası içerisinde aktif olarak rol almaya başlayan kadınlar; çalışma hayatında ve aile yaşamlarında çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Bu sorunlar doğrultusunda; kadın çalışanlara yönelik bir anket çalışması uygulanmış ve anket sonucunda ortaya çıkan analizler yorumlanmıştır. "Kadının yeri evidir", "erkekler kadınlara göre çalışma hayatında daha başarılıdır" düşüncesi; iş bulma ve kariyer yapma konularında zorluklar yaşamalarına ve cinsiyet ayrımcılığına uğramalarına neden olmaktadır. Bu sorunların çözümü için ulusal ve uluslararası alanda yürütülen hukuki ve yapısal politikalar; bizlere her ne kadar ışık tutmuş olsa da, uygulamada sıkıntı yaşandığı ve kadın istihdamını çalışma hayatında güçlü konuma getirebilmek için arzu edilen seviyeye ulaşılamadığı görülmüştür.
Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların toplumsal cinsiyet rolleri ile cinsel mitler ve homofobi düzeyinin incelenmesi
Bu çalışmada toplumsal cinsiyet rolleri ile cinsel mitler ve homofobi düzeyleri arasındaki ilişki bakımından, ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlarının yaklaşımlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların; cinsel yönelim konusundaki bilgi düzeyleri, mesleki tecrübeleri ve cinsiyet açısından değerlendirildiklerinde homofobi ile doğrudan bir ilişki tespit edilebilirlik durumlarının analizi yapılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları çerçevesinde, veri toplama tekniği olarak "anket tekniği" kullanılmıştır. Google form üzerinden oluşturulan anket ile katılımcılara sosyal medya ve meslektaş dayanışması içeren whatsapp gruplarından ulaşılması amaçlanmıştır. Veriler 4 ayrı form ile alınmıştır. Katılımcıların gönüllü onamın ve demografik bilgilerin birlikte bulunduğu form, bireylerin toplumsal cinsiyet rollerini ölçen "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Ölçeği " cinsel mitleri saptayan "Cinsel Mitler Ölçeği" ve homofobi düzeyini ölçen "Hudson ve Ricketts Homofobi Ölçeği" kullanılmıştır. Yapmış olduğumuz çalışmada örneklem grubu 300 ruh sağlığı alanında çalışan uzmandan oluşmaktadır. Katılımcıların %72.7'si kadın, %27.3'ü erkek ruh sağlığı uzmanından oluşmaktadır. Bir diğer nokta ise katılımcı ruh sağlığı uzmanlarından %1.3'ü psikiyatrist, %24.7'si psikolog, %74'ü psikolojik danışman dağılımı mevcuttur; ayrıca çalışmada örneklem grubunun verileri çoğunluklu olarak çalışan psikolojik danışmanlara ait veriler içermektedir. Çalışmada elde edilen veriler çerçevesinde, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ile Hudson ve Ricketts Homofobi Ölçeği puanları arasında orta seviyede ve negatif ilişki, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ile Cinsel Mitler Ölçeği puanları arasında orta seviyede ve negatif ilişki, Hudson ve Ricketts Homofobi Ölçeği ile Cinsel Mitler Ölçeği puanları arasında orta seviyede ve pozitif ilişki tespit edilmiştir. Ruh sağlığı alanında çalışan uzmanların toplumsal cinsiyet rolüne ilişkin tutumları eşitlikçi ve modern bir tavır sergiledikleri, cinsel mitlere inanma düzeylerinin düşük seviyede olduğu, homofobi düzeylerinin ise düşük düzeyde olduğu yönünde verilere ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet rolleri, homofobi, cinsel mitler
Özel hastanede çalışan sağlık profesyonellerinin ve personellerin istanbul sözleşmesi hakkındaki bilgileri ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumunun değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma özel hastanede çalışan sağlık profesyonellerinin ve personellerin İstanbul Sözleşmesi hakkındaki bilgileri ile toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumunu değerlendirmek amacıyla kesitsel tipte tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın verileri 17.11.2021-06.01.2022 tarihleri arasında online platform üzerinden elde edilmiştir. Araştırmanın örneklemini özel hastanede çalışan 300 kişi oluşturmuştur. Veri toplama formunun ilk ve ikinci bölümünde literatür doğrultusunda hazırlanan ve araştırmaya katılan sağlık profesyonelleri ve personelin sosyo-demografik ve tanıtıcı bilgileri (12 soru) ile İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorular (6 soru) bulunmaktadır. Üçüncü bölümde ise "Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği" (38 soru) kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %68'ini kadınlar, %32'sini erkekler, örneklemin yarısını ise hemşire meslek grubu oluşturmaktadır. Türkiye'nin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi'nden imzasını çekmesini doğru bir karar olarak bulanların %60'ı Türk gelenek ve ahlak kurallarına aykırı olduğunu, %50'si eşcinselliği özendirdiğini, %85'i ise cinsel yönelim ve toplumsal cinsiyet kimliği gibi kavramların Türk Toplum yapısına uymamasını neden olarak sunmuştur. Araştırmaya katılanların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeğinden aldıkları ortalama toplam puan 146,61±25,68 olup ölçekten alınabilecek en yüksek puanın 190 olduğu göz önüne alındığında, katılımcıların genel olarak eşitlikçi toplumsal cinsiyet rol tutumlarına sahip oldukları söylenebilir. TCRTÖ puanlarının katılımcıların tanımlayıcı özelliklerine göre farklılaşma durumuna bakıldığında tüm tanımlayıcı özelliklerde yani cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, aylık gelir düzeyi, doğum yerleri, meslek, aile tipi ve evlenme şekline göre anlamlı farklılık olduğu dikkati çekmiştir. İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorulardan olan "İstanbul Sözleşmesi hakkında bilginiz var mı?", "Toplumsal cinsiyet kavramını daha önce duydunuz mu?", "Türkiye'nin imzaladığı İstanbul Sözleşmesi'nden imzasını çekmesi sizce doğru bir karar mıdır?" ve "Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nden çekildiğinde kadına yönelik şiddet artar mı?" sorularına olumlu cevap veren değişkenler bakımında değerlendirildiğinde TCRTÖ toplam puan ortalamasında yüksek alan grupların olduğu dikkati çekmiştir. Sonuç: Araştırmaya dahil edilen sağlık profesyonel ve personellerin çoğunun İstanbul Sözleşmesi hakkında bilgisi olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada erkeklerin, eğitim düzeyi düşük olan bireylerin İstanbul Sözleşmesi hakkında daha az bilgiye sahip oldukları ve toplumsal cinsiyet eşitliği bakımından geleneksel bir tutum sergiledikleri görülmüştür. Bu sebeple hastanedeki hizmet içi eğitimlerle birlikte ilkokul düzeyinde de toplumsal cinsiyet rollerine yönelik derslerin olması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Eşitliği, Kadın, İstanbul Sözleşmesi
Evlilik kaygısının evliliğe yüklenen anlam, toplumsal cinsiyet rolleri tutumu ve psikolojik esneklik ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, evli olmayan bireylerin evlilik kaygısı düzeyleri ile evliliğe yüklenen anlam, toplumsal cinsiyet rolleri tutumu ve psikolojik esneklik düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi uygun örnekleme yoluyla belirlenmiştir. Araştırmaya çevrimiçi anket yoluyla, ilişkisi olan ve ilişkisi olmayan toplamda 351 bekar birey katılım sağlamıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Evlilik Kaygısı Ölçeği, Evliliğe Yüklenen Anlam Ölçeği, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Psikolojik Esneklik Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 28.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Veri analizinde Pearson Korelasyon Katsayısı Analizi, Regresyon, t-test ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, evlilik kaygısı ile evliliğe yüklenen pozitif anlam arasında negatif yönde; evliliğe yüklenen negatif anlam arasında pozitif yönde; psikolojik esneklik ile negatif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Evliliğe yüklenen pozitif anlam ile evliliğe yüklenen negatif anlam puanlarının evlilik kaygısı düzeylerini yordadığı görülmüştür. Evlilik kaygısı, psikolojik esneklik, toplumsal cinsiyet rolleri tutumu ve evliliğe yüklenen negatif anlam düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir fark gösterdiği görülmüştür. Kadınların evlilik kaygısı, psikolojik esneklik ve toplumsal cinsiyet rolleri tutum düzeyleri erkeklerden daha yüksekken, erkeklerin evliliğe yüklenen negatif anlam düzeyleri daha yüksek olarak bulunmuştur. Şu anki ilişki durumu ve anne-babanın birlikteliği değişkenleri ile evlilik kaygısı puanları anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Şu anda aktif olarak romantik ilişki içerisinde olanlar ile anne babası sağ ve birlikte olanların evlilik kaygısı düzeyleri anlamlı olarak diğer gruplara göre daha düşüktür. Bu örneklem grubunda bulunan bulgular, ilgili alanyazın ışığında tartışılmış ve yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Evliliğe yüklenen anlam, evlilik kaygısı, psikolojik esneklik, toplumsal cinsiyet rolleri tutumu
Gender wage gap and international trade: Evidence from Turkey's manufacturing sector
Gender wage gap is a widely discussed issue in labor economics. This paper contributes to the literature on three fronts. First, the overall gender wage gap present in Turkey's manufacturing sector is analyzed using updated data from the years 2006, 2010, and 2014. Next, the effect of international trade on the gender wage gap is investigated. We first decompose the overall gender wage gap to its explained and unexplained components using the Blinder-Oaxaca decomposition method. Afterward, we use both the Blinder-Oaxaca decomposition and OLS regression to compare the gender wage gap in the tradable and non-tradable sectors. Then each year is decomposed separately to analyze the gender wage gap over time. Our results show that there is a gender wage gap of 2.6% in Turkey's manufacturing sector due to discrimination. In addition, the regression results reveal that the gender wage gap in the tradable sectors is 3.3%, while in the non-tradable sectors it is 1.9%. The decomposition results show the gender wage gap in the tradable sectors to be 4.2%, while in the non-tradable sectors, it is 3.2%. Lastly, there has been an increase of the gender wage gap from 2006 to 2014. We conclude that, in contradiction to Becker's theory, the gender wage gap in Turkey's manufacturing sector is higher in the tradable sectors than in the non-tradable sectors.
An investigation of gender role attitudes, coping strategies and psychological well-being of university students
The aim of this study was to investigate the relationship between gender role attitudes, coping strategies, and psychological well-being levels of university students, and examine the possible moderator effect of coping strategies in the relationship between gender role attitudes and psychological well-being. The sample of this study consisted of 273 university students attending various universities in Turkey. The data were collected by using the Gender Roles Attitude Scale, Revised COPE Inventory, and Scales of Psychological Well-being. Correlation, independent sample t-test and hierarchical multiple regression were conducted. Results revealed that egalitarian role attitudes predicted psychological well-being level of university students while traditional role attitudes did not predict psychological well-being. It was also found that the level of psychological well-being was predicted by all of the subdimensions of coping strategies. The results of the moderation analyses showed no moderating effect of coping strategies in the relationship between gender role attitudes and psychological well-being level of university students. Results and limitations of the study were discussed, and recommendations for future research are highlighted.
The lived experience of displaced Syrian men in Istanbul
While there are numerous studies regarding the impact of displacement on the psycho-social and cultural impact of displacement, there is a paucity of understanding regarding how young, refugee males view their perceptions of masculinity as it relates to their social responsibilities and roles compared to pre-displacement conditions. This ethnographic study seeks to understand this dynamic, shedding light on the lived experience of refugee males through understanding how they view themselves considering a lack of context about their "conventional keystones of manhood". I conducted 16 semi-structured interviews through a snowball sampling framework within the location of Istanbul Turkey. Several fieldwork findings were analyzed through thematic analysis. This analysis found that the public discourse in Turkey regarding displaced Syrian men has a significant impact on their perceptions of their own masculinity. Syrian men are often disparaged in Turkish press, and the position of Syrians in Turkey is often questioned politically and leads to feelings of impermanence and vulnerability. The impacts of this impermanence are compounded by disruptions to what my participants had suggested as 'traditional socio-familial role' occupied by men in Syria. According to my participants, without a nuclear family to support, difficulty findings suitable spouses, and the removal of traditional safety and security provided by their close-knit home communities, men have been forced to reformulate their perceptions of masculinity. Displacement has also given more freedom, choice, and responsibility to women, challenging traditional gender roles within Syrian society. This has further forced men to challenge their notions of masculinity. This thesis concludes by suggesting that further research be conducted into the impact that this shift will have on themselves and future generations and their opportunities to build futures for themselves and their families.
Bir grup ergenin toplumsal cinsiyet algılarının sosyodemografik özelliklere göre değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, yaşları 12 ile 17 arasında değişen İstanbul‟da yaşamakta olan bir grup ergenin toplumsal cinsiyet algılarının cinsiyet, yaş, doğum yeri, ekonomik durum, anne babanın eğitim durumu, medeni hali ve çalışma durumu gibi birtakım sosyodemografik özellikleri ile ilişkilerini analiz etmektir. Yöntem: Toplamda 100 katılımcının bulunduğu bu çalışmanın örneklemini Balıklı Rum Vakfı Hastanesi kliniklerine başvuran bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların sosyodemografik özelliklerini değerlendirmek adına araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış Sosyodemografik Veri Formu, toplumsal cinsiyet algılarını ve toplumsal cinsiyet rollerini değerlendirmek adına Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Bem Cinsiyet Rolü Envanteri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre ergenlerin toplumsal cinsiyet algılarının sosyodemografik özellikler ile arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmanın temel değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği‟nden ve Bem Cinsiyet Rolleri Envanteri'nden almış oldukları puanları tespit etmek için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Bağımsız iki Grup T-testi uygulanmıştır. Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği alt boyutları (eşitlikçi cinsiyet rolü, kadın cinsiyet rolü, evlilikte cinsiyet rolü, geleneksel cinsiyet rolü, erkek cinsiyet rolü) ile yaş, cinsiyet, anne baba eğitim düzeyi, annenin çalışma durumu, ekonomik düzey değişkenleri ile anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bem Cinsiyet Rolü Envanteri alt boyutları (feminenlik, maskülenlik, nötr) ile yaĢ, cinsiyet, anne eğitim düzeyi, annenin çalışma durumu ve ekonomik düzey değişkenleri ile anlamlı ilişki bulunmuştur. v Sonuç: Araştırmada katılımcıların yaşa göre eşit dağılamaması ve araştırma örnekleminin sınırlılığına rağmen, bireylerin yaş, cinsiyet, ekonomik durum gibi sosyodemografik özellikler ile toplumsal cinsiyet algıları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: cinsiyet rolleri, toplumsal cinsiyet, ergen, ergenlik dönemi, eşitlik
Yetişkin kadın bireylerde toplumsal cinsiyet rolleri ile benlik saygısının ilişki doyumu üzerindeki etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada, cinsiyet rollerinin ve benlik saygısnın ilişki doyumu ile ilişkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır Yöntem: Araştırma, romantik ilişkisi olan (Flört, sölü-nişanlı, evli) 19 yaş üzeri 356 yetişkin kadın bireyin katılımıyla yapılmıştır. Araştırma kapsamında katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Özellikler ve Bilgi Formu, BEM Cinsiyet Rolü Envanteri (BCRE), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RSE), İlişki Doyum Ölçeği (İİÖ) uygulanmıştır. Katılımcılar, BCRE skorlarının medyanına 4 cinsiyet rolü grubuna ayrılmıştır: Kadınsı, erkeksi, androjen ve belirsiz. Bulgular: Araştırma bulgularımıza göre; "androjen" ve "erkeksi" cinsiyet rolünü benimseyen kadınların benlik saygısı "kadınsı" ve "belirsiz" cinsiyet rollerini benimseyen kadınlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. "Androjen" ve "erkeksi" cinsiyet rolü benlik saygısı puanları eşit olmakla birlikte, "kadınsı" ve "belirsiz" cinsiyet rolleri arasında benlik saygısı puanları bakımından anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p<,05). Ayrıca "androjen" bireylerin ilişki doyumları "belirsiz" cinsiyet rolündeki bireylerin ilişki doyumundan yüksektir. "Androjen" ve"kadınsı" cinsiyet rollerindeki bireyler arasında anlamlı derecede farklılık görülmezken, bu iki grup cinsiyet rolü ile "belirsiz" cinsiyet rolü arasında ilişki doyumu anlamlı derecede farklılık görülmektedir (p<,05). Ayrıca, benlik saygısı ile ilişki doyumu arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<,05). (Benlik saygısı ölçeğinde yüksek puanlar düşük benlik saygısına tekamül etmektedir.) Sonuç: Bu bulgular doğrultusunda yetişkin kadın bireyler "kadınsı" ve "erkeksi" özellik edindikçe benlik saygıları ve ilişki doyumlarının artmaktadır. Benlik saygısı için "erkeksilik", ilişki doyumu için "kadınsılık" önemlidir. "Kadınsı" ya da "erkeksi" özellikleri göstermedikçe benlik saygısı ve ilişki doyumları düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet, benlik saygısı, ilişki doyumu
Genç yetişkin bireylerde öfke biçimleri ile toplumsal cinsiyetçi roller arasındaki ilişkide psikolojik belirtiler, yansıtıcı işleyiş, bilişsel çarpıtmalar
Bu araştırmanın deseni, Genç Yetişkin Bireylerde Öfke Biçimleri ile Toplumsal Cinsiyetçi Roller arasındaki İlişkide Psikolojik Belirtiler, Yansıtıcı işleyiş, Bilişsel Çarpıtmalar ve Negatif Pozitif Duygular arasındaki ilişkiyi incelemek ve yordayanları belirlemek amacıyla oluşturulmuştur. Araştırmanın örneklemini İstanbul Haliç Üniversitesi Yüksek Lisansı olmak üzere, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Psikoloji Lisansı, İstanbul Yıldız Teknik Üniversitesi Pedagojik Formasyonda eğitim gören 137 kadın ve 52 erkek toplam 189 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Sürekli Öfke Öfke Tarz Ölçeği, Tolumsal Cinsiyetçi Roller Tutum Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Pozitif Negatif Duygular Tutum Ölçeği, Düşünce Özellikleri Ölçeği, Yansıtıcı İşleyiş Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara ilişkin kişisel ve sosyodemografik bilgiler araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. Gerçekleştirilen araştırmada verilerin analizleri SPSS 23 paket programıyla yapılmıştır. Çalışmanın tüm değişkenleri arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla uygulanan korelasyon analizinin ardından, öfke ve öfke ifade tarzlarının diğer değişkenleri yordama gücünün incelenmesi amacıyla regresyon analizleri yürütülmüştür. Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Öfke İfade Biçimlerine yönelik regresyon analizinde Eşitlikçi Cinsiyet Rolünün Öfke Kontrolü en iyi yordayan cinsiyet rolü değişkeni olduğu, Erkek Cinsiyet Rolünün Öfke Dıştayı en iyi yordayan cinsiyet rolü değişkeni olduğu bulunmuştur. Psikolojik semptomlardan hangisinin öfke ifade biçimlerine etkisinin olup olmadığını öğrenmek adına yapılan regresyon analizinde Hostilite Toplam Puanı Öfke İfade Biçimlerinden Sürekli Öfke, Öfke İçte, Öfke Dışta ve Öfke Kontrolünü anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Hostilite arttıkça Sürekli Öfke, Öfke İçte, Öfke Dışta artarken, Öfke Kontrol azalmaktadır. Bunun yanında diğer regresyon analizi sonuçlarında sosyal içerikli düşünce hatalarının sürekli Öfke'yi anlamlı bir şekilde yordadığı bulunmuştur. Sosyal içerikli Düşünce Hataları arttıkça Sürekli Öfke artmaktadır. Öfke kontrol ile yansıtıcı işleyiş kesinlik alt ölçeği arasında pozitif yönlü bir ilişki bulunmaktadır. Yansıtıcı işleyiş kesinlik arttıkça öfke kontrol de artmaktadır. Olumsuz benlik öfke kontrolünü anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Son olarak kişinin eğitim düzeyi, anne eğitim düzeyi ve cinsiyetçi ifadelere maruz kalma durumu ile öfke kontrol arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Öfke ve Öfke İfade Biçimleri, Toplumsal cinsiyet roller, Psikolojik belirtiler, Yansıtcı işleyiş, Bilişsel Çarpıtmalar
Üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ile cinsel işlev düzeyleri arasındaki ilişkinin bazı demografik değişkenler açısından incelemesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, yaşları 18-27 arasında değişen 368 üniversite öğrencisine Sosyo-demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği ve Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutum puanların ortalamasının 162,37±19,59 olduğu görülmüştür. Bu sonuç, üniversite öğrencilerinin, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlara sahip olduklarını göstermektedir. Araştırmada öğrencilerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının; cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, yaşamın çoğunun geçtiği yer, anne eğitim düzeyi ve baba eğitim düzeyi değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Katılımcıların cinsel işlev düzeylerinin; cinsiyet, yaş ve eğitim düzeyine göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Araştırmada üniversite öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumları ve cinsel işlev düzeyleri arasında düşük düzeyde anlamlı bir korelasyonel ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin eşitlikçi tutumlar arttıkça cinsel işlev düzeylerinin yükseldiği görülmektedir. Araştırmanın, bundan sonraki toplumsal cinsiyet ve cinsel işlev üzerine yapılacak çalışmalara kaynak oluşturması hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyet Rolleri, Cinsellik, Cinsel İşlev
Matematik kaygısının nedenleri ve öğretmenin cinsiyetinin bu durum üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumları üzerinde etkili olan faktörlerin ve öğretmenin cinsiyetinin bu durum üzerindeki etkisini belirlemek, özellikle matematik kaygısının oluşum nedenlerini irdelemektir. Araştırmanın evreni 2018-2019 eğitim öğretim yılı Van ili merkezindeki okullarda öğrenim görmekte olan 75'i (%58.1) kız, 54'ü (%41.9) erkek olmak üzere ilköğretim 6. sınıfa giden toplam 129 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) Paket Programıyla analiz edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak iki bölümden oluşan anket tekniği kullanılmıştır. Anketin birinci bölümü öğrencilerin demografik özelliklerini belirlemeye yönelik kişisel bilgi formu iken ikinci bölüm ise matematik dersine yönelik öğrenci tutumlarının belirlenmesinde kullanılan Matematik Tutum Ölçeği'dir. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi neticesinde öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumlarının orta düzeyde olumlu olduğu görülmüştür. Yine yapılan istatistiksel analizler neticesinde öğrencilerin, matematik dersini sevdiğini ifade edenlerin, öğretmenin matematik dersi sunumundan memnun olduğunu ifade edenlerin, matematik dersi notuyla tehdit edilmediğini ifade edenlerin, anne-babası ilçede yaşayanların, kendisi ilçede yaşayanların, anne-babası öğrenciye karşı övücü tutum sergileyen öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumlarının anlamlı şekilde daha olumlu olduğu görülmüştür. Yapmış olduğumuz çalışmada anne-baba eğitim düzeyinin, anne-baba mesleğinin, öğrencilerin kardeş sayısının öğrencilerin matematik dersine yönelik tutumları üzerinde anlamlı bir farklılığa neden olmadığı görülmüştür. Ayrıca öğretmenin cinsiyetinin matematik dersine yönelik tutum üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı görülmüştür.
Ethnic identity and food culture in Asian American fiction
The present paper is devoted to the investigation of problems pertaining to the development of the national and ethnic identity in first- and second-generation immigrants through the analysis of literary works by Asian American writers: John Okada, Bharati Mukherjee, JhumpaLahiri, Maxine Hong Kingston, Frank Chin, and Mei Ng. During migration and the course of adaptation to new cultural environments, individuals are exposed to significant stresses linked to cultural bereavement and loss of a sense of belonging, which one enjoyed living in the origin country. Assimilation can be especially challenged in case the host culture embeds substantially disparate values and norms. In this situation, the conflict between one's ethnicity and nationality may arise and consequently interfere with a person's functioning and well-being. In this research, the focus is made on the study of various cultural practices and their roles in immigrants'acculturation and identity development. Cultural practices connected to food preparation and consumption are chosen as the central point of analysis because of the multitude of meanings associated with food and its representation in literature. The semantic analysis framework is used as the major tool for the interpretation of primary sources as it allows finding links between signs (culinary practices),signified (ethnic identity), meanings (in-group membership, and so forth), and contexts (conflicts between majority and minority cultures). The main findings reveal that first- and second-generation immigrants face a different set of problems in immigration. Cultural practices play an essential role in their efforts to cope with acculturative stress and to develop sound self-identification, yet strict adherence to culturally defined activities and lifestyles, as well as their avoidance, may have negative implications for individuals' welfare. Key Words: Ethnic identity, Asian American fiction, cultural practices, assimilation, "hybrid" identity, gender roles, stereotypes, food, traditions.
Erken çocukluk döneminde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin verilen farkındalık eğitiminin eşitlikçi cinsiyet rollerinin oluşumundaki etkisi: Kamer Van örneği
Bu çalışmanın konusunu bir sivil toplum kuruluşu olan Kamer'in(Kadın Merkezi) toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için erken çocukluk döneminde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin verdiği farkındalık eğitiminin eşitlikçi cinsiyet rollerinin oluşumundaki etkisinin incelenmesi oluşturmaktadır. Toplumsal cinsiyet rolleri erken çocukluk döneminden başlayarak sosyalleşme sürecinde edinilmektedir. İlk olarak ailede başlayan bu süreç daha sonra eğitim, medya, kültür siyaset gibi sosyal kurumlar ve sosyal çevre aracılığıyla devam etmektedir. Bütün bu süreç bireyin benliğini oluşturarak tercihlerini, algısını ve sosyal hayata bakış açısını belirlemektedir. Dolayısıyla erken çocukluk döneminde aktarılan toplumsal cinsiyet rollerinin içeriğinin eşitlikçi olması önem teşkil etmektedir. Demokratik bir toplumsal düzenin oluşmasının temelinde yatan önemli faktörlerden birisi toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği temelde kadın ve erkek arasındaki farkları kabul etmek ve toplumda oynakları rolleri eşit olarak değerlendirmek anlamına gelmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için bu noktada hükümetlere, sivil toplum kuruluşlarına ve medya kurumlarına önemli görevler düşmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi ve yaygınlaşması için sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve kamu kurumlarında toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini kazandıracak eğitim seminerleri ve dersler verilebilir. Bununla birlikte toplumsal cinsiyet rollerinin erken çocukluk döneminde kazanıldığını düşündüğümüzde bu dönemde ebeveynlere ve çocuklara eşitlikçi cinsiyet rolleri kazanmaları için eğitimler verilebilir. Bu doğrultuda bu çalışmada bir sivil toplum kuruluşu olan Kamer'in erken çocukluk döneminde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin verdiği farkındalık eğitimi incelenmiştir. Araştırmada niteliksel araştırma yöntemi ve bu yöntemin veri toplama teknikleri olan katılımlı gözlem ve derinlemesine görüşme iii tekniği kullanılmıştır. Temelde eğitimin eşitlikçi cinsiyet rollerinin oluşumunda nasıl etkili olduğu eğitime katılan kadın katılımcıların görüşlerinden hareketle değerlendirilmiş ve konu ile ilgili önerilere yer verilmiştir.
Effects of gender roles in literature and politics: Analyzing Women Also Exist by Erendiz Atasü, The Color Purple by Alice Walker and We Will Be Heard by Jo Freeman
Women could make their gender heard late in literature and politics due to the dominance of masculine ideology. The world, which develops and is built day by day by ideologies, has become a place that cares about the biological sex of the individual in terms of the way of thinking, living, and understanding, and all of these have led to the emergence of the concept of gender. In this context, masculine and feminine roles have been created by the patriarchal society without asking the woman's opinion, and have sometimes been made by neither women nor men, roles that are wanted to be played as written. These roles, conceived by societies dominated by masculine ideology, have caused women to fall behind in every field. The employment comfort of women, whose working life has been active and dynamic both at home and outside for centuries, began to be addressed, especially after the 1970s. Although many improvements have been made in women's working policies, there are still women left behind. Erendiz Atasü, who tried to make a sound by not standing back in Turkey, criticizes the place of women and gender roles in literature and politics, like her foreign contemporaries Alice Walker and Jo Freeman. Atasü deals with the image of women in Turkey and the roles assigned to them by society in her work titled Women Also Exist, as a writer of the Republican period, frequently includes in her works the place of women in politics and how the patriarchal society views the expression "woman in politics". Likewise, Walker masterfully and bravely addresses the difficulties faced by a black woman in society due to gender role distribution in her work The Color Purple. Women in Turkey took part in the parliament for the first time in 1935, after the American Revolution, that is, between 1775 and 1783, women began to take a place in politics in America and many other countries. Jo Freeman was an important person who fought important battles for women's rights in politics. In addition to her classic feminist articles, she has written important works about social and political movements and political parties. In her work titled We Will Be Heard, she touches upon important issues about women in mainstream politics and public policy towards women.
Karikatür sanatında kadına ilişkin cinsiyetçi temsiller örnek çalışma: Otisabi karikatürleri
İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren yaşamın hemen her alanında varlığını sürdüren mizah; günlük yaşamın sorunları, arkadaşlık ilişkileri, aşk, kadın ve erkeğe dair bütün duygu ve düşünceler mizahın konuları arasında yer almaktadır. Özellikle kültürel, ekonomik, toplumsal ve teknolojik yönüyle insan yaşamının merkezine yerleşen kitle iletişim araçları, mizahın kullanımı açısından ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Mizah, kitle iletişim araçlarında kendine genellikle karikatürler aracılığıyla yer bulmaktadır. Bütün bu argümanlardan hareket eden bu çalışma, karikatür ve mizah ilişkisi bağlamında kadına yönelik cinsiyetçi temsillerin karikatürlerde nasıl yer aldığını temel almaktadır. Çalışmada karikatürist Yılmaz Aslantürk'e ait olan Otisabi Karikatürleri kadına ilişkin cinsiyetçi temsiller doğrultusunda ele alınmıştır. Otisabi Karikatürleri arasından rastgele örnekleme yoluyla seçilen karikatürler, göstergebilimsel yöntemle çözümlenmiştir. Çözümleme sonunda karikatürlerde kadının çeşitli stereotipler doğrultusunda çizildiği görülmüştür.
Toplumsal cinsiyet rollerinin marka bağlılığı üzerindeki rolüne ilişkin bir araştırma
Bireylerin sahip olduğu toplumsal cinsiyet rolleri yaşamındaki bütün seçimlerde belirleyici olmaktadır. Pazarlar arası mesafelerin kısalmasıyla birlikte tüketicilerin önünde birçok ürün seçeneği yer almış ve seçim yapması zor hale gelmiştir. İşte bu noktada firmalar kendi markalarını ön plana çıkartmak için marka bağlılığı yaratmaya çalışmaktadır. Marka bağlılığı yaratırken de tüketicileri iyi analiz etmek gerekmektedir. Tüketicilerin sahip oldukları toplumsal cinsiyet rol tutumları marka bağlılıklarında etkili olmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı; tüketicilerin sahip oldukları toplumsal cinsiyet rol tutumlarının marka bağlılığında etkili olan nedenler arasındaki ilişkiyi incelemektir. Başka bir ifadeyle, firmalar marka bağlılığı yaratma noktasında toplumsal cinsiyet rol tutumlarının ne derece önemli olduğunu göreceklerdir. Araştırmada veri toplama tekniği olarak anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın kapsamını İzmir ili, 18 yaş üstü, kadın tüketiciler oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak kullanılan 5'li likert tipi ölçeğin güvenilirliği 0.98 bulunmuştur. Toplumsal cinsiyet rol tutumları ile marka bağlılığında etkili olan nedenlerin birlikte ele alındığı başka bir çalışmaya rastlanmadığı için bu çalışma bu konuda öncü niteliği taşımaktadır. Araştırmadan elde edilen verilere göre; tüketicilerin sahip olduğu toplumsal cinsiyet rol tutumlarının marka bağlılıkları üzerinde etkili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: toplumsal cinsiyet rol tutumları, toplumsal cinsiyet rolleri, toplumsal cinsiyet, cinsiyet, marka bağlılığı, tüketici davranışları, tüketici, marka bağlılığında etkili olan nedenler