Disease

209 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

MS'li bireylerde tedaviye uyumu etkileyen faktörler

MS hastalarında parenteral tedaviyi de içeren uzun süreli tedavi uygulanmakta, hastalarda çeşitli nedenler ile tedavi uyumunda sorun yaşamaktadır. Bu çalışma MS hastalarının tedavi uyumunu etkileyen faktörleri saptamak ve tedavi uyumlarını arttırmaya yönelik öneriler geliştirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma verileri Nisan-Ekim 2018 tarihlerinde, Tekirdağ ve Edirne illerindeki üniversite hastanelerinin nöroloji polikliniğinde MS tanısı ile takip edilen 211 hasta ile yüz yüze görüşülerek elde edilmiştir. Araştırmada "Hasta Tanılama Formu", "Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği", "Beck Depresyon Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" ve "Hastalık Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmada yer alan hastaların yaş ortalaması 40,03±10,82 olup, hastaların %70,1'i kadındır. Hastaların Morisky Tedaviye Uyum Ölçeği'nden aldıkları puan ortalama 0,78±0,90 olarak hesaplanmış ve hastaların %48'inin tedaviye uyumunun iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. MS hastalarında Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nden ortalama 64,79±16,53 puan alınmış olup, sosyal destek algısı daha iyi olanlarda tedavi uyumu da daha yüksek bulunmuştur (p<0,01). Hastaların %35,5'inde depresif semptomatoloji saptanmıştır. En düşük Beck Depresyon Ölçeği puanı, tedaviye uyum düzeyi yüksek olanlardan elde edilmiştir (p<0,01). MS hastalarında hastalık algısının tedavi uyumuna etkisi gösterilememiştir (p>0,05). Tedavi uyumları kötü olan hastaların tedavi uyumu iyi olan hastalara oranla poliklinik kontrollerini daha fazla aksattığı (p<0,01) ve MS nedeniyle daha fazla hastanede yattığı saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak MS hastalarının yarısında tedavi uyumu yetersizdir. Tedavi sürecinde hasta ailesi ile daha fazla işbirliği sağlanması, poliklinik kontrollerinin aksatılmaması için hatırlatma gibi önlemler alınması, hastaların depresif semptomatoloji yönünden taranması tedavi uyumunun artmasında etkili olabilir. Anahtar Kelimeler: Multipl Skleroz, Tedavi Uyumu, Sosyal Destek, Depresyon, Hastalık Algısı

AlgıDepresyonHastalık+3
Derya Girgin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tip ıı diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi

Bu çalışma, Tip 2 diyabetli hastaların hastalık yönetimine katılım düzeylerinin belirlenmesi ve katılım düzeylerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmamızın evrenini Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dâhiliye, Endokrin, Diyabet polikliniklerinde Ekim 2017-Mart 2018 tarihleri arasında tedavi, kontrol veya yatış yapan hastalar, örneklemini ise araştırma kriterlerine uygun olan 375 hasta birey oluşturmuştur. Çalışma verilerinin elde edilmesinde hasta tanıtım formu, Tip 2 Diyabete İlişkin Öz-etkililik Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan verilerin istatistiksel analizinde, ki kare testi, ANOVA testi, t testi ve Pearson korelasyon analizleri uygulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %60,53'ünün kadın ve yaş ortalamasının 54,76±13,35 olduğu saptanmıştır. Diyabet yönetimine ilişkin öz-etkililik ölçeği özel beslenme ve kilo alt boyutu puanlarının bakım için yardım alma ve gelir durumuna, fizik egzersiz skorlarının yaş, öğrenim durumu ve egzersiz yapma durumuna, kan şekeri puanlarının hastalığa uyum, tedavi şekline göre dağılımları arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Diyabetli bireylerin hastalıklarını daha iyi algılamalarını ve hastalıklarının yönetimlerinde etkin bir rol oynamalarını sağlayacak olan hemşirelik uygulamalarının planlanması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Tip 2 diyabet; Diyabet yönetimi; Öz etkililik.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta uyumu+3
Ahmet Bölek
Sanko University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Serebral palsili çocukların ebeveynlerinin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Serebral Palsi'li (SP) çocuklara primer bakım veren ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık durumlarını incelemekti. Çalışmaya 4-18 yaş arası SP'li çocuğu olan 78 ebeveyn dâhil edildi. Farkındalık düzeyinin belirlenmesinde Serebral Palsi Hastalık, Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Farkındalık Değerlendirme Formu kullanıldı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS 24 paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında ki kare testi kullanıldı. Yapılan analizler sonucunda katılımcıları büyük oranda annelerin oluşturduğu bulundu (%85,9). Anket sonuçlarına göre ebeveynlerin genel farkındalık düzeyleri düşük (%5,17), orta (%56,41) ve yüksek (%38,46) düzeyde bulundu. Ebeveynlerin eğitim düzeyi ve ekonomik durumuna göre katılımcıların farkındalık düzeyleri benzer bulundu (p>0,05). Ayrıca SP'li çocukların cerrahi geçirme durumu, yaş dağılımı ve kaba motor fonksiyon seviyelerine göre de katılımcıların farkındalık düzeyleri arasınds fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak SP'li çocukları olan ebeveynlerin hastalık, fizyoterapi ve rehabilitasyon hakkındaki farkındalık düzeylerinin genel olarak orta ve yüksek farkındalık düzeyinde olduğu saptandı.

Ana-babaBakım verenlerBakım verme yükü+6
Hatice Seçinti
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünya Sağlık Örgütü Afrika Bölgesi'nde bulunan ve dünya sağlık araştırması'na katılan düşük gelirli ülkelerde bulaşıcı olmayan hastalık görülme sıklıkları ve ilişkili faktörlerinin değerlendirilmesi

Bu araştırma düşük gelirli Sahra Altı Afrika ülkelerinde Bulaşıcı Olmayan Hastalıkların (BOH) dağılımı ve ilişkili faktörleri incelenmek için yapılmıştır. Çalışma kesitsel bir araştırma olup 2002-2004 yıllarında gerçekleştirilen Dünya Sağlık Araştırması (DSA) verisi kullanılarak Afrika Bölgesi'nde düşük gelirli ülke kategorisinde olan yedi ülke dahil edilerek tanımlayıcı istatistikler ve lojistik regresyon yöntemleriyle farklı BOH'lar ve ilişkili risk faktörleri analiz edilmiştir. Bölge genelinde yetersiz meyve-sebze tüketimi %65,1, yetersiz fiziksel aktivite %6,3, tütün kullanımı %12,7, alkollü içki tüketimi %22,7 ve katı yakıt kullanımı %92,8 olarak saptanmıştır. Angina pektoris prevalansı %19,1, astım %5,8, diyabet %1,0, depresyon %8,6, artrit %20,7 ve şizofreni %1,9 olarak bulunmuştur. Cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, çalışma durumu, yerleşim yeri bölgesi, refah düzeyi indeksi, tütün kullanımı, alkollü içki tüketimi, yetersiz fiziksel aktivite, katı yakıt kullanımı ve algılanan sağlık durumu farklı BOH'lar ilişkili olarak bulunup olası risk faktörü olduğu saptanmıştır. Örneğin, artan yaş, yüksek öğrenim durumu, iyi refah düzeyi, alkollü içki tüketimi ve kötü algılanan sağlık durumunun diyabetle ilişkili bulunurken kadın cinsiyeti, artan yaş, çalışıyor olmak, kentsel bölgede yaşamak, refah düzeyi indeksinin düşük veya orta olması, alkollü içki tüketimi, katı yakıt kullanımı ve algılanan sağlık durumunun kötü veya orta olması artritle ilişkili faktörler olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmada düşük gelirli Sahra Altı Afrika ülkelerinde 2002-2004 yıllarında BOH ve risk faktörlerinin yaygın olduğu saptanmıştır ve hastalık yükü anlamında büyük bir halk sağlık sorunu olduğu görülmüştür.

AfrikaDünya Sağlık ÖrgütüGelişmekte olan ülkeler+7
Muhammed B Jaıteh
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kişiselleştirilmiş hasta katılım planı'nın tip 2 diyabetli hastalarda diyabet yönetimine etkisinin incelenmesi

Bu randomize kontrollü çalışmada, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın (KHKP) tip 2 diyabetli bireylerde, diyabet yönetiminde tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımına etkisi incelenmiştir. İlk olarak KHKP'nin dil ve kapsam geçerliğini içeren Türkçe adaptasyonu ve ön uygulaması yapılmıştır. Ardından KHKP'nin diyabet yönetimine etkisi 26 Ocak - 29 Kasım 2021 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Endokrin Polikliniği'nde 51 katılımcı ile ön test-son test düzende paralel gruplu randomize kontrollü olarak incelenmiştir. Veriler Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, Tip 2 Diabetes Mellitus Tedavisinde Hasta Uyum Ölçeği, Tip 2 Diyabet Hastalarında Diyabet Yönetimine İlişkin Öz Etkililik Ölçeği ve Hasta Katılımı Ölçeği ile toplanmıştır. Dahil edilme ölçütlerini karşılayan katılımcılar, random atama ile müdahale (n: 24) ve kontrol (n: 27) gruplarına atanmıştır. KHKP, dört hafta aralıklarla iki yüz yüze görüşme oturumunu, ilk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen bir telefon görüşmesini ve katılımcıların yüz yüze görüşmeler arasındaki dört hafta boyunca kendi kendilerine uyguladığı ev tabanlı yazılı egzersizleri içermektedir. Müdahale grubuyla yapılan birinci yüz yüze görüşmede katılımcıların diyabet öyküsü alınmış, hasta katılımı kavramı açıklanarak bireye özgü bakım hedefleri belirlenmiş ve ev tabanlı alıştırmalar tanıtılmıştır. İkinci yüz yüze görüşmede bireylerin dört haftalık süreçteki yeni deneyimleri ile ev tabanlı alıştırmalar tartışılmış, kaydedilen gelişmelere ilişkin olumlu geribildirimler verilerek bakım hedefleri gözden geçirilmiş ve bireyler katılım planını sürdürmeye teşvik edilmiştir. İlk görüşmeden iki hafta sonra gerçekleştirilen on dakikalık telefon görüşmesinde ise, katılımcıların ev tabanlı alıştırmaları uygulama sürecindeki ilerlemeleri/yaşadıkları güçlüklere ilişkin geribildirimler alınmış ve motivasyonları desteklenmiştir. Ön test-son-testler müdahale grubuna birinci yüz yüze görüşmeden önce ve ikinci yüz yüze görüşmeden sonra uygulanmıştır. Kontrol grubundaki katılımcılara poliklinikte uygulanan rutin kontrollerin dışında herhangi girişim uygulanmamış olup, birinci ve dördüncü haftalarda ön test-son-test uygulanmıştır. Araştırma sonucunda müdahale grubundaki katılımcıların tedaviye uyum, öz etkililik ve hasta katılımı düzeyleri anlamlı ölçüde artmıştır. Bu sonuçlara göre, Kişiselleştirilmiş Hasta Katılım Planı'nın diyabet öz yönetim eğitimine ek bir yöntem olarak kullanılması ve polikliniklerde hasta takibine entegre edilmesi önerilmektedir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta bakımı+6
Dilara Cengiz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarında akıl ve ruh hastalıkları

1864 – 1944 yılları arasında yaşayan ve Türk edebiyatının önemli isimleri arasında sayılan Hüseyin Rahmi Gürpınar, kırk bir adet roman kaleme almıştır. Araştırmacı ve gözlemci bir yazar olan Gürpınar, romanlarında toplumsal konulara yer vermiştir. Kadının toplumdaki yeri, kadın – erkek ilişkileri, alafranga yaşam, batıl inançlar, din – bilim çatışması, halkın sefaleti, toplumsal yozlaşma yazarın romanlarında temel konulardır. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanları konu çeşitliliği bakımından oldukça zengindir. Halka bir şeyler anlatmanın derdinde olan yazar, romanlarında birçok toplumsal soruna değinmiştir. Eserlerini ortaya koyarken araştırmalar ve gözlemlerden de faydalanan yazar, sosyoloji, psikoloji, felsefe gibi çeşitli alanlarda da bilgi sahibidir. Yazarın romanlarının dikkat çeken taraflarından biri, söz konusu metinlerin her birinde akıl ve ruh hastalıklarına dair detaylı malumatın yer alması ve hemen her romanda akıl veya ruh hastalıklarından mustarip bir veya daha fazla karakterin bulunmasıdır. Bu nedenle Gürpınar'ın romanlarındaki akıl ve ruh hastalıkları ile psikolojik ve toplumsal anomalileri araştırmak, incelemek, tasnif etmek, yorumlamak ihtiyacı hissedilmiş, bu ihtiyacın karşılanmasının yazarın kurmaca dünyasının ve yazar kimliğinin aydınlatılmasına katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu çalışmanın amacı yazarın romanlarındaki psikolojik sorunlar, akıl ve ruh hastalıkları gibi konuları tespit ederek elde edilen bulguları psikolojik bağlamda bir değerlendirmeye tâbi tutup yorumlamaktır. Bu çalışmada ulaşılan sonuçların hem akıl ve ruh hastalıkları bağlamında edebi metinleri merkeze alarak yapılan tematik çalışmalara, hem edebiyat tarihine hem de Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanlarına ve romancılığına dair çalışmalara ve birikime katkı sağlaması ümit edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hüseyin Rahmi Gürpınar, psikoloji, akıl hastalıkları, ruh hastalıkları, Türk romanı.

EdebiyatGürpınar, Hüseyin RahmiHastalık+5
Cem İraz
İstanbul Arel University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar

Peyami Safa'nın romanlarında ruhsal ve bedensel hastalıklar arasındaki ilişki sıklıkla işlenir. Bu romanlarda bedensel rahatsızlıklar, ruhsal; ruhsal rahatsızlıklar ise bedensel kaynaklı olabilir. Böylelikle Safa, psikoloji ve tıp bilgisini birleştirerek özgün karakterler ortaya koymayı başarır. Romancı, Bir Akşamdı, Şimşek, Yalnızız, Sözde Kızlar ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşu başlıklı eserlerinde, ruhsal gerilim ile fiziksel rahatsızlık arasındaki etkileşime yoğun bir şekilde yer vermiştir. Bu nedenle tezde bu romanlara odaklanılmış ve her bir romanın psikolojik örgüsü ile fiziksel rahatsızlıklar arasındaki bağıntılar somut bir şekilde ortaya konmuştur. Bu bağıntılar ortaya konurken psikanalitik kuram esas alınmış, fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar arasındaki ilişki bu disiplin çerçevesinde ele alınmıştır.

BedenHastalıkPsikiyatrik hastalıklar+5
Merve Toprak
İstanbul 29 MayIs University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya ilinde yetiştirilen çileklerde hastalığa neden olan fungal etmenlerin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında Antalya ilinde çilek ekim alanlarında hastalığa neden olan fungal patojenlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında Antalya ilinde çilek yetiştiriciliğinin yapıldığı 8 ilçede, toplamda 28 farklı serada örnekleme yapılmıştır. Arazi çalışmaları fideler dikildikten yaklaşık iki hafta sonra (Eylül-Ekim) ve hasat dönemi başladığında (Mart-Nisan) olmak üzere iki dönemde yapılmıştır. Seralarda toprak örnekleri yanında, hastalık belirtisi gösteren bitkilerden yaprak ve meyve örnekleri de alınarak laboratuvara getirilmiştir. Bitki ve toprak örneklerinden yapılan izolasyonlar sonucunda 13 fungus türü tespit edilmiştir. Topraktan yapılan izolasyonlarda % 96.43 ile yaygınlık oranı en yüksek fungus türü Rhizoctonia solani olurken, %75 ile Fusarium spp. ve % 35.71 ile Pythium sp. onu izlemiştir. Gliocladium roseum, Alternaria alternata, Aspergillus niger, Penicillium sp., Rhizopus stolonifer, Botrytis cinerea ve Verticillium sp. ise toprak örneklerinde düşük yaygınlık oranıyla bulunan diğer funguslar olmuştur. Yaprak örneklerinde Alternaria alternata % 96.43 oranıyla en yaygın fungus olarak belirlenirken, % 71.43 oranıyla Mycosphaerella fragariae onu izlemiş, Cladosporium cladosporioides'in yaygınlık oranı ise % 3.57 olmuştur. Meyvelerden yapılan izolasyonlarda ise % 85.71 oranıyla Botrytis cinerea en yaygın fungus olarak saptanmış, % 35.71 oranıyla Penicillium sp. ve % 10.71 oranıyla Aspergillus niger çürük meyvelerden izole edilen diğer funguslar olmuştur. Laboratuvar koşullarında yürütülen patojenite denemelerinde tüm funguslar kendilerine özgü belirtileri oluşturmuşlardır. Bu sonuçlara göre; Antalya ilinde yatiştirilen çileklerde A. alternata, M. fragariae ve B. cinerea en önemli patojenler olarak belirlenirken, R. solani, Fusarium spp., Pythium spp., Verticillium spp. gibi bazı toprak kökenli patojenlerin de ciddi kayıplara neden olabileceği ortaya konulmuştur.

AntalyaBitki hastalıklarıBitki koruma+5
Fatma Kaya
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Domates üretiminde kurşuni küf hastalığına kimyasal ve biyolojik ürünlerin etkinliklerinin belirlenmesi

Bu tez çalışmasında, saksı ve sera koşullarında domates bitkilerinde ve kontrollü koşullarda domates meyvelerinde Botrytis cinerea'ya karşı bazı kimyasal ve biyolojik ürünlerin etkinliği araştırılmıştır. Çalışmada etkinliği araştırılan etken maddeler arasında %26.7 Boscalid + %6.7 Pyraclostrobin, %37.5 Cyprodinil + %25 Fludioxonil, %1.34 Bacillus subtilis ve 224.6 g/L Reynoutria spp. bulunmaktadır. Saksı denemesinde, Boscalid + Pyraclostrobin ve Cyprodinil + Fludioxonil B. cinerea'ya karşı sırasıyla %92.3 ve %87.2 oranında etkinlik göstermiştir. Biyolojik ürünler olan Bacillus subtilis ve Reynoutria spp. ise B. cinerea'nın hastalık şiddetini sırasıyla %76.9 ve %82.1 oranlarında azatmıştır. Kontrollü koşullarda meyve denemelerinde Boscalid + Pyraclostrobin ve Cyprodinil + Fludioxonil hastalık şiddetini sırasıyla %88.2 ve %80.4 oranlarında azalmıştır. Sera denemesinde ise hastalık şiddeti üzerine en yüksek etkiyi Boscalid + Pyraclostrobin ve Cyprodinil + Fludioxonil uygulamaları göstermiş ve etki oranları sırasıyla %87.9 ve %81.2 olmuştur. Sonuç olarak, kimyasal fungisitlerin etkinlikleri sera, saksı ve meyve denemelerinde B. cinerea'ya karşı yüksek etkinlik göstermiştir. Bu bulgular, entegre hastalık yönetimi stratejilerinde fungisit seçiminin önemini vurgulamakta ve biyolojik fungisitlerin kullanım potansiyelini göstermektedir.

Hastalık
Hamdi Genç
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bilişsel çarpıtmaların Koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) korkusu ve depresyon düzeyleri üzerine etkisi

Koronavirüs Hastalığı 2019 virüsünün ortaya çıkış nedeninin tam olarak bilinememesi, virüsün kontrol altına alınamaması ve dünyadaki tüm bireylerinin potansiyel risk altında olması salgını küresel bir travmaya dönüştürmüştür. Artan depresyon, kaygı, bilişsel çarpıtmalar, sağlık anksiyetesi, yalnızlık, sosyal izolasyon, damgalama ve finansal zorluklar ile değişen iş ve çalışma koşulları gibi birçok sonucu beraberinde getirmektedir. Bu araştırmada bilişsel çarpıtmaların koronavirüs hastalığı 2019 korkusu ve depresyon düzeyleri üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışma grubunu İstanbul ilinde ikamet eden 20-45 yaş arasında 308 kişi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Koronavirüs bilgi formu, Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22.0 programı aracılığıyla yapılmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde kategorik değişkenler için frekans analizi, ölçek ve alt boyut toplam puanlarının dağılımı için betimleyici istatistik, ölçek ve alt boyutlar arası ilişkinin incelenmesinde Pearson Korelasyon Analizi, iki ortalama arası farkın incelenmesinde Bağımsız Örnek t-Testi, üç veya daha fazla ortalama arası farkın incelenmesinde Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve regresyon analizi kullanılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov testi ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin sosyo-demografik özelliklerine göre dağılımı incelediğinde, çoğunluğunun kadın, bekar, üniversite mezunu, aktif çalışan, pandemi döneminde çalışmamayan ve gelir düzeyi 0-1400 TL düzeyinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan hipotez analizleri bulgularına göre cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, kronik hastalık durumu, covid geçirme durumu, ailede covid teşhisi durumu, risk grubu yakını olma durumu değişkenleri ile korona virüs 19 korkusu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Ancak gelir durumu, daha önce salgın hastalığa yakalanma durumu ve salgın sebebiyle yakın kaybı durumu ile korona virüs korkusu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Cinsiyet, medeni durum, gelir durumu değişkenleri ile depresyon ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Buna karşın depresyon puan ortalaması ile eğitim durumu, kronik hastalık durumu, daha önce covid geçirme durumu, ailede covid teşhisi durumu, daha önce salgın hastalığa yakalanma durumu, risk grubu yakını olma durumu, salgında yakın kaybı durumu grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve gelir durumu değişkenleri ile bilişsel çarpıtma ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Buna karşın kronik hastalık, daha önce covid geçirme durumu, ailede covid teşhisi, daha önce salgın hastalığa yakalanma, risk grubu yakını olma durumu ve salgın sebebiyle yakın kaybı durumları ile bilişsel çarpıtma ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilememiştir. Depresyon değişkeninin bilişsel çarpıtma ve koronavirüs korkusunu yordadığı tespit edilmiştir.

Bilişsel çarpıtmaCOVID 19Depresyon+5
Şehmus Eke
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kur'an-ı Kerim'e göre maraz kavramı ve bedenî hastalıklar

Allah Teâlâ'nın kudretinin en belirgin tezahürlerinden biri insandır. Kur'an'da sunulan bilgiler; insanın kulluğunu bilip aciz olduğunu kabul ederek sorumluluklarını ifa etmesi, tabiatı ve kendi özünü maddi ve manevi anlamda koruyarak Rabbinin nimetlerine şükretmesi içindir. Araştırmamız Kur'an-ı Kerim'de maraz kavramı ve bedeni hastalıkları içermektedir. İnsanın yaratılışına özgü maddi ve manevi muvazenenin zayıflayarak ölçünün dışına çıkılması manasında olan "maraz" farklı anlamlarda ve türevleriyle beraber Kur'an-ı Kerim'de geçmektedir. Kur'an-ı Kerim'de ve lügatlerde maraz maddi/bedeni, manevi/kalbi ve mecaz olarak ayrılmaktadır. İnsanın inanç boyutunun bozulması manevi/kalbi maraz olarak nitelenirken maddi boyutunu beden sağlığı oluşturmaktadır. Beden sağlığının bozulması maddi marazı ifade eder. Rabbine karşı sorumlu olan insan, O'nun emaneti olan bedenine karşı da sorumludur. Bu nedenle bedenine iyi bakmalı, onun yeme, içme, dinlenme gibi ihtiyaçlarını zamanında görmeli ve sağlığına dikkat etmelidir. Hayatının devamı, kendisinden istenen amelleri yerine getirebilmesi ve zamanı geldiğinde de emanetini sağlıkla teslim edebilmesi, kişinin bedenen ve ruhen sağlıklı bir yaşam sürmesiyle mümkündür. Anahtar Kelimeler; Tefsir, Kur'an, Maraz, Beden, Şifa, Kulluk, Sabır.

Bedensel belirtilerBedensel zararlarHastalık+2
Azize Işıkhan
Şırnak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Subjektif tinnituslu bireylerin çok yönlü değerlendirilerek tinnitus yönetim protokolünün hazırlanması

Bu çalışmanın amaçı; Subjektif tinnituslu bireylerin çok faktörlü yaklaşım prensibi ile değerlendirilerek duygudurum, biliş, yaşam kalitesi, uyku ve azalmış ses toleransı kriter alınarak tinnitus düzeylerine göre "tinnitus yönetim protokolu" oluşturmaktı. Çalışmaya yaşları 18-64 (45±11, 78 E, 67 K) arasında değişen 145 birey dahil edildi. Odyolojik değerlendirmeler ile birlikte Tinnitus Değerlendirme Formu, Short Form-36, Beck Depresyon Envanteri (BDE), STAI-D, STAI-S, Montreal Bilişsel Değerlendirme Ölçeği (MoCA), Tinnitus Engel Ölçeği (TEÖ), İşitme Engel Ölçeği (İEÖ), Pitsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ), Khalfa Hiperakuzi Ölçeği (KHÖ) uygulandı. Tinnitus değerlendirmesinde, psikoakustik ölçümler (loudness, picth eşleştirme, minimal maskeleme seviyesi ve rezidüel inhibisyon) yapıldı. İstatistiksel analiz sonucunda PUKİ, STAI-S ve STAI-D ölçek puanlarının tinnitus düzeyinden bağımsız normal sınır değerlerinin üzerinde olduğu belirlendi. Tinnitus şiddeti ile BDE arasındaki ilişki incelendiğinde şiddetli/çok şiddetli düzeylerde depresyon puanlarında artış olduğu belirlendi. Tinnitus şiddeti artıkça yaşam kalitesi alt alanlarının hepsinde düşüş elde edildi. Tinnitus şiddeti ve PUKİ alt boyutların karşılaştırması sonucunda uyku düzensizliği, genel uyku kalitesi ve uyku gecikmesinde şiddetli/çok şiddetli grupların diğer üç gruptan daha kötü puanlar aldığı bu farkın anlamlı olduğu belirlendi (Kruskal-Wallis p <0,05). İşitme kaybı ve tinnitus yakınması olan 75 bireyin İEÖ ve TEÖ puanları karşılaştırıldığında orta düzeyde anlamlı korelasyon elde edildi (r=0.598, p= 0.00). Asimetrik yüksek frekans işitme kaybı ile tinnitus lokalizasyonu arasında anlamlı ilişki bulundu. Bu çalışmada subjektif tinnitus değerlendirmesi için düzey ile ilişkili etkenlerin varlığı gösterildi. Sonuç olarak tinnitus şiddetine göre; çok hafif/hafif, orta ve şiddetli/çok şiddetli olmak üzere üç farklı protokol oluşturuldu. Anahtar kelimeler: Tinnitus, yaşam kalitesi, hiperakuzi, uyku, anksiyete.

AnksiyeteHastalıkHiperakuzi+4
Gurbet İpek Şahin Kamişli
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Comparative analysis of noncommunicable diseases and their risk factors among Syrian refugees in Turkey and Turkish population

Turkey is the host to the highest number of refugees hosted by a country. This huge number of refugee population, fleeing from ongoing conflict in their country of origin to Turkey, brought together the concern for humanitarian emergency crisis requiring action on provision of basic and most urgent health needs which put burden on health systems. Noncommunicable diseases are an integral part of the health service provision and must be inserted into the service delivery package for refugees. This study aims to shed light on Noncommunicable diseases risk factor status of Syrian refuges registered in Turkey by extending the analysis to Turkish host community to see the differences and similarities between the two groups. Multivariate analysis was used to evaluate the change in risk factors by gender, age range, marital status, employment and the level of education. Binary logistic regression was also used to see the effect of demographic characteristics on the risk for Noncommunicable diseases. The study suggests that even though there are differences in the overall distribution of risk factors, both groups are under major risk of developing Noncommunicable diseases. Insufficient intake of fruit and vegetable appeared to be the most concerning risk factor for Syrians, whereas the level of physical inactivity among Turkish host community is alarming. Even though, the Government of Turkey has implemented very broad policies for universal health coverage considering health equality and equity, these policies must be strengthened in the light of cultural sensitivities and needs. Strengthened enforcement of tobacco control policies, stronger public awareness campaigns for physical activity and healthy eating behaviour, regular monitoring of blood pressure, and more clear definition on the role of primary, secondary and tertiary care in tackling Noncommunicable diseases can be listed as the recommended intervention areas based on the findings of this study. Key words: Noncommunicable diseases, risk factor, refugees, Syrians

MigrationsDiseaseRefugees+4
Mevlüde Gül Menet
Hacettepe University · Nüfus Etütleri Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerindeki etkisinde tedaviye uyum ve hastalık şiddetinin aracı rolünün değerlendirilmesi: Romatoid artrit hastaları üzerine bir çalışma

Bu araştırmada romatoid artrit hastalarında bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları [sağlık sonuçları (yaşam kalitesi, fonksiyonellik düzeyi ve iş göremezlik) ve tedavi etkililiği] ve hastalık maliyeti (Sosyal Güvenlik Kurumu- SGK ve hasta perspektifine göre) üzerindeki etkisini değerlendirmek ve bu ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin seri çoklu aracılık rolünün olup olmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Romatoloji Polikliniğine başvuru yapan 440 romatoid artrit hastası üzerinde kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma verileri hem birincil veri kaynağı olan anket yönteminden hem de ikincil veri kaynağı olan hasta dosyaları ve faturalarından elde edilmiştir. Verilerin analizinde geçerlilik (doğrulayıcı faktör analizi) ve güvenirlik (test-tekrar test ve Cronbach's Alpha) analizleri yanında çoklu doğrusal regresyon analizinden ve süreç analizinden faydalanılmıştır. Yapılan analizlere göre; ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu ve bakımın sürekliliğinin tüm tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerinde doğrudan etkisinin olduğu bulunmuştur. Ayrıca, bakımın sürekliliği ile yaşam kalitesi, hastalığa bağlı kaybedilen çalışma süresi ve tedavi etkililiği arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin tekli kısmi aracılık rolünün olduğu görülürken, bakımın sürekliliği ile fonksiyonellik, hastalığa bağlı azalan iş verimliliği ve hastalık maliyeti arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin hem kısmi tekli aracılık hem de seri çoklu aracılık rollerinin olduğu tespit edilmiştir. Bu bulguların romatoid artrit hastalığının yönetilmesinde klinisyenlere önemli veri ve bilgi sağlayacağı düşünülmektedir.

Artrit-romatoidHastalıkHastalık şiddeti+4
Gülnur İlgün
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi erişkin hastanesinde izlenen hastaların hastalık ile ilgili risk algıları ve yaşam tarzı değişikliği planlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: 31 Aralık 2019'da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde etyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları bildirmiş olup, 7 Ocak 2020'de daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir coronavirus'un hastalığa neden olduğu tespit edilmiştir. Başlangıçta 2019-nCoV olarak isimlendirilen yeni coronavirus, salgının ilerleyen dönemlerinde bu etkenin 2002 yılında salgın yapan SARS (Şiddetli Akut Solunum Sendromu) virusuna (SARS CoV) olan benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak adlandırılmış, virusun yol açtığı klinik hastalığa da Coronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) adı verilmiştir (1). Küresel önlem ve karantina çabalarına rağmen virusun insidansı giderek artmış olup 11 Mart 2020 tarihinde DSÖ tarafından pandemi olarak ilan edilmiştir (2). İlk veriler tüm yaş gruplarının SARS-CoV-2 açısından riskli olduğunu göstermiş, COVID-19 hastalığının genellikle ileri yaş ve / veya komorbiditesi olan kişilerde görülme olasılığının daha yüksek olduğu bildirilmiştir (3). Pandeminin başlangıç döneminde Çin'de tanı konulan tüm vakaların tanımlayıcı ve kesitsel analizinin yapıldığı çalışmada olgu fatalite oranının yaş ve eşlik eden ek hastalıklarla dramatik olarak değişebileceği görülmüştür. 72.314 hasta içeren çalışmada 889 asemptomatik hastanın olduğu belirtilmiş ve olgu fatalite oranı %2.3 olarak bulunmuştur. 50 yaşına kadar olgu fatalite oranı %0.5'in altında iken, 50- 59 yaş arasında olgu fatalite oranı %1.3, 60-69 yaş arasında %3.6, 70-79 yaş arasında %8 ve 80 yaş ve üstünde %14.8 olarak görülmüştür. En yüksek olgu fatalite oranı kardiyovasküler hastalığı olan hastalarda görülmekte iken (%10.5), sırası ile diyabet (%7.3), kronik solunum yolu hastalığı (%6.3), hipertansiyon (%6.0) ve kanser (%5.6) varlığında da olgu fatalite oranlarının belirgin arttığı görülmüştür (4). Takip eden çalışmalarda obezite ve sigara kullanımı da artan risk ile ilişkili bulunmuştur (5). Kronik hastalıklar; yavaş ilerleyen, 3 ay ve daha uzun süreli, birden fazla risk faktörünün neden olduğu, genellikle komplike bir seyir gösteren ve kişinin yaşam kalitesini etkileyen hastalıklardır. COVID-19 salgınında olgu fatalite oranlarını arttıran risk faktörleri olan bu hastalıklar tüm dünyada, gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin tümünde, ölüm nedenlerinin başında gelmiştir (6). Esasında kronik hastalıklar sessiz bir küresel salgın oluşturmuş, COVID-19 salgını ile beraber salgının etkilerini arttıran bir zemin hazırlamıştır. Kronik hastalıklara bağlı erken ölümlerin önlenmesinde alkol ve sigara tüketimi, fiziksel inaktivite ve sağlıksız beslenme acilen mücadele edilmesi gereken değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanmıştır (7). Bu çalışmaya COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde halen yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi görmüş, taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran hastalar alınmıştır. Hastalardan çalışmaya katılmayı kabul ettiklerine dair yazılı onam alındıktan sonra, COVID-19 geçirenlerde genel sağlık durumu ve yaşam tarzlarında yapmayı planladıkları değişiklikler anket yöntemi ile sorgulanmıştır. Biz bu çalışma ile COVİD-19 hastalığının genel sağlık değerlendirmesi üzerinde bıraktığı etki ve bundan sonraki yaşamlarında yapacağı değişiklikler yaratacağı konusunda hipotezler ürettik. Çalışmanın başlıca amacı hem erken ölüme yol açan hem de COVID-19'un kötü sonlanım noktaları ile ilişkili bulunan değiştirilebilir risk faktörleri olan hastalarda, COVID-19 nedeniyle hastaneye yatırılmış olmanın bu risk faktörlerini ortadan kaldırmaya yönelik sigara bırakma, alkol tüketimini sınırlama, düzenli diyet ve egzersiz yapma, kronik hastalıkların düzenli takibi gibi davranış değişikliği kararlarına yol açıp açmayacağını değerlendirmektir. Hastalar ve Yöntem: Araştırma, etik kurul izini alındıktan sonra 10 Şubat 2021 – 10 Mayıs 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. İlk 2 aylık süre (10 Şubat 2021 – 10 Nisan 2021) içerisinde hastaların verilerinin toplanması planlanmış olup veri toplama işlemi tamamlandıktan sonraki 1 ay içerisinde (10 Nisan 2021 – 10 Mayıs 2021) elde edilen verilerin analizi ve yazılması planlanmıştır. Araştırmaya COVID-19 tanısı ile halen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi ve taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri hastalar alındı. İletişim kurulamayan, soruları yanıtlayamayacak olan veya çalışmaya katılma onamı vermeyen hastalar dışlandı. Çalışmaya dahil edilen hastalardan RT-PCR sonucu ve ya ELISA ya da hızlı antikor testleri gibi serolojik testlerinin sonucu pozitif olanlar, RT-PCR sonucu negatif ve BT sonucu COVİD-19 için tipik ve ya COVİD-19 ekarte edilemez şeklinde raporlananlara COVİD-19 tanısı konulmuştu. RT-PCR sonucu negatif ve BT sonucu COVİD-19 ile uyumsuz ve ya pnömoni bulgusu yok şeklinde raporlanan hastalarda COVİD-19 tanısı dışlanmıştı. Araştırma gözlemsel araştırma ana başlığında kesitsel bir anket çalışması olacak şekilde planlandı. Anketin ilk kısmında hastaların yaş, cinsiyet, boy, kilo, medeni hali, çocuk sayısı, eğitim durumu, işi/mesleği, kronik hastalıkları, birlikte yaşadığı 65 yaş üstü ve/veya kronik hastalığı olan kişi varlığı gibi sosyodemografik bilgileri sorgulanıp olup, pnömoni ve influenza (mevsimsel grip) aşısı olup olmadıkları ve aşı olmadılar ise nedenleri sorgulandı. İkinci kısımda hastalara risk algısını değerlendirmek amacıyla COVID-19 hastalığına neden yakalandıkları ile ilgili düşünceleri ve risk faktörleri sorgulandı. (Örneğin; sigara içmek, alkol kullanmak, kilolu olmak, kronik hastalığı olmak, aşı yaptırmamak gibi) Bu risk faktörleri algısına göre hastalara bundan sonraki yaşamlarında yapmak istedikleri değişiklikler (sigarayı bırakmak, alkol tüketimini sınırlamak, düzenli spor ve egzersiz yapmak, düzenli aşı yaptırmak gibi) ve bu değişiklikleri yapmak için başvuracağı yöntemler (sigara bırakma poliklinikleri, aile hekimlikleri gibi) soruldu. Anketin üçüncü kısımında hastaların sigara kullanım öyküsü soruldu. COVID-19 tanısı alan hastaların bu konudaki farkındalık ve sigara kullanım davranışlarında nasıl bir değişiklik gözleneceğini saptamak amacıyla hastaların sigara kullanım süre ve miktarı, en son içtiği tarih, düzenli olarak kullandığı diğer tütün ürünleri, evde sigara içen kişi varlığı, daha önce sigara bırakma girişimleri soruldu. Aktif sigara içen hastalara nikotin bağımlılıklarını belirlemek amacıyla Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi yapılması planlandı. COVİD -19 hastalığını geçirenlerde, yaşam tarzı değişikliğinin yanısıra ayrıca hasta tarafından doldurulan ve özellikle birinci basamakta ruhsal rahatsızlığı ayırt etmek üzere geliştirilen, birçok dil ve kültüre uyarlanan Genel Sağlık Anketi (GSA) de yapılması amaçlandı. İstatistiksel analiz için SPSS 23 programı kullanıldı. Tartışma ve Sonuç: COVİD-19 pandemisi ani bir şekilde ortaya çıkmış ve ayırt etmeksizin bütün cins, ırk ve ülkeden insanları etkilemiştir. Ne yazık ki kronik hastalığı olan bireylerde seyri kötü olabilmektedir (3). Esasında kronik hastalıklar sessiz bir küresel salgın oluşturmuş, COVID-19 salgını ile beraber salgının etkilerini arttıran bir zemin hazırlamıştır. Kronik hastalıklara bağlı erken ölümlerin önlenmesinde alkol ve sigara tüketimi, fiziksel inaktivite ve sağlıksız beslenme acilen mücadele edilmesi gereken değiştirilebilir risk faktörleri olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmaya ilk aşamada COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde halen yatan hastalar ile daha önce COVID-19 tanısı ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yatırılarak tedavi görmüş, taburcu edilmiş ve kontrol amaçlı Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 İzleme Polikliniğine başvuran 18 yaş üzeri 212 hasta alınmıştır. Daha sonra onam vermeyen, çalışmayı kabul etmeyen ve iletişim sağlanamayan 12 hasta dışlanarak, 200 hastaya inilmiştir. Hastalar demografik verilerine göre sınıflandırılmış, daha sonra COVID-19 hastalığına neden yakalandıkları ile ilgili düşünceleri ve risk faktörleri anket yöntemiyle sorulmuş, hastalığın üzerlerinde yarattığı farkındalığın düzeyinin anlaşılması sağlanmıştır. Ayrıca yaşam tarzı değişikliklerinin yanısıra genel sağlık anketi değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların demografi özelliklerine bakıldığı zaman, Türkiye'de ortalama yaş ortancası 37,2 iken, çalışmamızda ortalama yaş 45,61 ± 16,82 şeklinde görüldü (8). Çalışmamızda daha yüksek yaş popülasyonun seçilmesinin nedeni, artan yaşla birlikte, paralelinde artan kronik hastalıkların olması ve özellikle COVİD-19'la birlikte yaratacağı hastaların risk algısı ve genel sağlık değerlendirmesi üzerindeki etkisini daha net görmek idi. Nitekim, çalışmamıza katılan hastaların % 72'sinin 1 ve daha fazla kronik hastalığı mevcut idi ve % 63'ü en az 1 ilaç kullanmakta idi. Kronik hastalıkların dağılımına bakıldığında dünya genelinde görülen kronik hastalıkların prevalansından daha fazla olduğu görüldü. Koroner arter hastalığı çalışmamızda 168 hastada mevcut olmakla birlikte hastalıklar arasında % 41,17 ile birinci sırada idi. TEKHARF 1990 çalışmasına göre; ülkemizde, 20 yaş ve üzeri erişkinlerde koroner arter hastalığı prevalansı %3.8 iken, bizim çalışmamızda koroner arter hastalığı prevelansının daha yüksek olmasını sebebi, ön planda COVİD-19 hastalığının kronik hastalıklarda daha fazla görüldüğü, ayrıca COVİD-19 tanısı almış ve kronik hastalığı olan hastaların ayaktan takipten ziyade, hastanemize yatırılarak izlendiği idi (9). Böylece kronik hastalıkları olan hastalar hastanemize yatırılarak izlenmiş ve böylece çalışmaya dahil edilmişti. Aynı durum tip 2 DM'de de mevcut idi. Ancak çalışmaya katılan hastalardan hipertansiyon tanısı olduğunu ifade eden hastaların yüzdesinin % 11,2 olduğu görülmesi yani dünya geneline göre düşük prevelansta olması, toplumdaki hipertansiyon farkındalığının az olmasına bağlandı. Önceki çalışmalar dikkate alındığında bizim çalışmamızda obezite prevalansı yüksek ve fazla kiloluluk prevelansı benzerdi. Ancak hasta grubumuzun seçilmemiş ve toplumu temsil eden bir örnek olduğunu düşündüğümüzde obezite prevalansı açısından çok kötü bir yerde olmadığımızı söyleyebildik. Yüksek vücut kitle indeksine sahip COVİD-19 tanısı alan hastaların düşük bir yüzdesi obezitenin farkında olup, taburculuk sonrası istatistiksel olarak az bir kısmının sadece kilo vereceği, diyet ve egzersiz yapacağı görüldü. Kronik hastalığa sahip olan 146 hastanın anlamlı sayılabilecek büyük çoğunluğu (% 81,5'i) kronik hastalıklarının COVİD-19'a neden olduğunu düşünmekte idi. Hastalar, kendilerinin büyük çoğunluğunun kronik hastalıklara sahip olması ve de birçoğunun maske, kişisel hijyen gibi COVİD-19 önleyici kurallara uymasına rağmen, COVİD- 19 hastalığa yakalanmasına neden olarak ilk planda kronik hastalıklarına bağlı olarak düşündükleri genel sağlık düzeyleri olduğu kanısına varıldı. Hastalarla görüşmelerde hastaların % 63'ü kronik hastalıklarının takibini bundan sonra daha düzenli yapacağını belirtirken, % 19 hasta takiplerine devam etmeyeceğini belirtti. Takibi reddeden hastaların redd sebebi sorgulandığında, literatürlere dahi giren, "Corona fobisi" olarak nitelenedirilebilen, hastane ve sağlık çalışanlarından uzak kalması gerektiği düşüncelerinin olduğu farkedildi (10). Çalışmanın ikinci kısmında da görüldü ki, hastların büyük çoğunluğu pnömokok ve mevsimsel grip aşılarını COVİD-19 tanısı almadan önce yaptırmamıştı. Özellikle 65 yaş üstü ve kronik hastalıkları olan hastalar tarafından, pnömokok ve mevsimsel grip aşılarının yapılmamasının COVİD-19 hastalığına neden olabileceğinin düşünüldüğü görülmüş. Hastaların aşı yaptırmamasının temel nedeninin özellikle pnömokok aşısında aşı temininde problem yaşadıkları görüldü. Bu problemin düzeltilmesi ise sağlık politikalarının iyileştirilmesi için yol gösterisi olmalıdır. Hastaların aşı yaptırmamasının ikinci sırasında ise, hastaların neredeyse dörtte biri – beşte birinin (%21,77 ve % 23,61) aşı olması gerektiğini bilmemesidir. Bu toplumsal farkındasızlığın çözümünün özellikle birinci basamak sağlık kuruluşundaki hekimlerden geçmektedir. Her 2 aşı grubunda da aşıyı yaptırmayan hastaların üçüncü ve dördüncü en sık görülen sebepleri arasında hastaların riskli grubunda olup, olmadığnı bilmemesi ile aşının bir işe yaramadığını düşünmesi yer almaktadır. Beşinci en sık görülen neden ise her iki gruptada benzer oranda olan (% 4,83 - % 4,86 ) aşının muhtemel yan etkileri konusudur. Ancak son kılavuzlarda aşıların yan etkilerinin en hafif ve sık görülen yan etkileri dahil azami % 2 olması sebebiyle aşıların koruyucu oldukları kabul edilmiştir (11). Yine çalışmamızın ikinci kısmında görüleceği üzerine COVİD-19 tanısı alıp, taburcu olduktan sonra hastaların büyük çoğunluğununun (% 78 grip, % 83 pnömokok ) aşılarını yaptıracağını belirttiği görüldü. Bu farkındalık ve aşı olma isteği yüzdesini artıran neden olarak, aşının şuanda maske, sosyal mesafe ve hijyen dışında hastalar tarafından somut bir farmakolojik/immünolojik korunma yöntemi ve çözüm olarak görülmesi idi. Ayrıca aşının yan etkisi, etkinliği ıspatlanmamış diğer tedavilerin (favipravir, glukokortikoid ..) yan etkilerine nazaran daha düşük olduğunun bilinmesi de hastaların aşı yaptıracağı yönündeki kararını etkilediği görüldü. Aşı yaptırmakta kararsız olan hastaların yüzdesi pnömokok aşısında % 11 iken, mevsimsel grip aşısında ise % 18. Aşıyı kesinlikle reddedenlerin yüzdesi ise pnömokok aşısında % 6 civarında, mevsimsel grip aşısında ise % 4 oran hala mevcut idi. Hastalarla görüşmenin ve bu araştırmanın özellikle kararsız hastalar üzerinde bırakacağı etkinin olumlu olarak görülmesi yüz güldürücü oldu. Hastaların % 54'ünün COVİD-19 geçirmesine rağmen, COVİD-19 aşısı olacağını belirtti. Pandeminin ilk günlerinden itibaren COVİD-19'dan korunmanın 3 ana bileşeninden ikisi olan maske ve hijyen konusu ile ilgili sorulan soruların cevabından anlaşılmakta idi ki, hastaların büyük çoğunluğu, bu iki koruma önlemine dikkat ediyor. Ancak hastaların büyük çoğunluğu kurallara uymasına rağmen, bu kurallara uyulmamasının COVİD-19 hastalığına yakalanmasına neden olarak görmüyor. Verilere bakıldığı zaman % 12 hasta el yıkama ve hijyen kurallarına uyamamasının neden olduğunu düşünmekle birlikte, % 84 hasta el yıkama ve hijyen kurallarına uymasına rağmen, hastalığa yakalanmasına neden olan faktörün bu olmadığını düşünüyor. Bu verilere karşın hastaların büyük çoğunluğu hijyen ve maske ile ilgili tedbirlere uyacağını belirtmesi ilk planda ilginç karşılansa da, şuanda kesin spesifik tedavisi olmayan COVİD-19 hastalığının, mutlak birincil koruma yöntemi olarak görülen maske ve hijyen kurallarına taburculuk sonrası uyulmayla önlenebileceği bilgisinin hastaneye yatış sırasında hekimler tarafından ve taburcu olduktan sonra da kitle iletişim araçları ve medya yoluyla hastalara anlatılmasının bu farkındalığın oluşmasına neden olduğu düşünüldü. Hastaların taburculuk sonrası kişisel hijyen ve maske takma yüzdesinde ciddi bir artış yaşanacağı, hastalık sürecinin bu konuda hastalar üzerinde büyük bir etki yarattığı gözlendi. Verilere göre hastaların %98'i el yıkama ve hijyen kurallarına daha çok uyacağını/uymaya başlayacağını belirtti. Ayrıca hastaların % 76'sı maske takacağını veya takmaya devam edeceğini ifade etti.. Hastaların büyük çoğunluğunun kalabalık ortamlara zorunlu bir şekilde girmesinin ve mesleğinin COVİD-19 hastalığa neden olabileceğini düşünmekle birlikte, sosyoekonomik düzey ve başka bir iş bulamama kaygısından dolayı, sadece az bir kısmının mesleğini değiştirebileceği ancak büyük çoğunluğun zorunlu durumlar hariç kalabalık ortamlara girmeyeceği öngörüsü doğrulandı. Hastalık sürecinin bu konuda hastalar üzerinde büyük bir etki yarattığı gözlendi. Çalışmamızın üçüncü konusu olan sigara kullanım durumu sorgulandığında görüldü ki, sigara içen hastaların (n=76 hasta ) % 31,51'i COVİD-19 hastalığa yakalanmasının sigara içmeyle ilişkili olduğunu kesinlikle düşünmekte olup, % 57,85 hasta bu konuda kısmen kabul etmekte veya kararsız idi. Hastaların % 38'inin sigara içen olması ve özellikle bir ve daha fazla kronik hastalığı olan hastaların % 63,14'ünün sigara kullanımının bırakacağını belirtmesi sigaranın toplum nezdinde diğer solunum yolu hastalıklarında olduğu gibi COVİD-19 hastalığı üzerindeki etkisinin anlaşıldığını göstermiştir. Çalışmaya katılan hastaların sigara içme yüzdesi Türkiye sigara içme ortalamasının (%23,8) üzerinde idi (12). Bu da sigara içen hastalarda COVİD-19 hastalığının daha çok olduğu hipotezini doğruladı. Toplum nezdinde alkolün COVİD-19 ile ilişkisinin tıpkı sigara gibi ama sigaraya nazaran daha az bilinmediği, kararsız fikirlerin daha ön planda olduğu gözlendi. Ancak sigaranın aksine halen alkol tüketen hastaların % 13,79'u alkolü bırakacağını söylemesi, COVİD-19 ile alkol ilişkisinin hastalarda belirgin bir farkındalık yaratmadığı düşünüldü. COVİD -19 hastalığını geçirenlerde, yaşam tarzı değişikliğinin yanısıra ayrıca Genel Sağlık Anketi (GSA) de yapılmıştır. Hastaların yaşlarıyla birlikte GSA puanlarının arttığı görüldü. Özellikle 65 yaş ve üstü gruptaki bireylerde ruhsal sorunların görülme düzeyinin COVİD-19 sonrası daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca kronik hastalıkların sayısı ve şiddetiyle de aynı doğrultuda ilişki saptandı. Çalışmaya katılan bireylerin durumluk ve sürekli kaygı puanları ile medeni durum ve eğitim düzeyi ile olan ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Özellikle dul, boşanmış olanlar, okur yazarlık oranı olmayanlar veya ilkokul mezunu olanlarda, evinde 65 yaş üstü birey veya çocuk kalmayan hastalarda COVİD-19 sonrası kaygı düzeyinin arttığı görüldü. Literatürde de benzer şekilde COVİD-19 hastalığının genel sağlık değerlendirmesi üzerinde bıraktığı etki ve bundan sonraki yaşamlarında yapacağı değişiklikler konusundaki hipotezimizi bu çalışmamızla doğruladık. Farklı merkezlerle verilerin birleştirilmesi COVİD-19 hastalığı ve genel sağlık aktivitesi konusunda daha daha değerli bilgiler verecektir. Anahtar Sözcükler: COVİD-19, Kronik Hastalıklar, Sigara, Genel Sağlık Anketi Kaynaklar: 1. Study claiming new coronavirus can be transmitted by people without symptoms was flawed. 2020. Availab- le from: https://www.sciencemag.org/news/2020/02/ paper-non-symptomatic-patient-transmitting-coronavi- rus-wrong. 2. Coronavirus disease 2019 (COVİD-19) Situation Report – 51 https://www.who.int/docs/default-source/coronaviruse/situation-reports/20200311-sitrep-51-covid-19.pdf?sfvrsn=1ba62e57_10 3. Wang W, Tang J, Wei F. Updated understanding of the outbreak of 2019 novel coronavirus (2019-nCoV) in Wuhan, China. J Med Virol. 2020;92(4):441‐447. doi:10.1002/jmv.25689 4. Surveillances, Vital. "The epidemiological characteristics of an outbreak of 2019 novel coronavirus diseases (COVID-19)—China, 2020." China CDC Weekly 2.8 (2020): 113-122. 5. Wang D, Hu B, Hu C, etal . Clinical characteristics of 138 hospitalized patients with 2019 Novel Coronavirus–Infected pneumonia in Wuhan, China. JAMA 2020;323:1061-9. 10.1001/jama.2020.1585 32031570 6. Global Health Observatory (GHO) data Premature NCD deaths. Situation and trends. https://www.who.int/gho/ncd/mortality_morbidity/ncd_premature_text/en/ 7. Noncommunicable Disease ande their risk factors. Time to deliver: report of the WHO İndependent High Level commission on Noncommunicable Disease https://www.who.int/ncds/management/time-to-deliver/en/ 8. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları, 2020 – TÜİK https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayal%C4%B1-N%C3%BCfus-Kay%C4%B1t-Sistemi-Sonu%C3%A7lar%C4%B1-2020-37210&dil=1 9. Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri (TEKHARF) 2017 ONAT - TEKHARF-2017.pdf (tkd.org.tr) 10. Psychiatric Aspects of Coronavirus (2019-nCoV) Infection - Psychiatric Aspects of Coronavirus (2019-nCoV) Infection | Iranian Journal of Psychiatry and Behavioral Sciences | Full Text (kowsarpub.com)

AnketlerHastalarHastalık+6
Kamıl Zarnıshanov
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara ili Güdül ilçe merkezinde yaşayan 18 yaş üstü nüfusun beyana dayalı bulaşıcı olmayan hastalık sıklığı ve ilişkili risk faktörlerinin saptanması

Güdül İlçe Merkezinde yaşayan 18 yaş ve üstü nüfusun bulaşıcı olmayan hastalık görülme durumunun ve ilişkili risk faktörlerinin saptanmasının amaçlandığı kesitsel tipteki bu araştırmada 526 haneden birer kişi ile görüşülmüştür. Ayrıca aynı hanede yaşayan 18 yaş ve üstü 1111 kişinin bulaşıcı olmayan hastalık varlığı değerlendirilmiştir. Veriler, Ekim-Kasım 2018'de yüz yüze görüşme ile toplanmış, ek olarak boy ve kilo ölçümü yapılmıştır. Katılımcıların %27,6'sında hipertansiyon, %14,3'ünde diyabet, %11,8'inde koroner kalp hastalığı, %10,0'ında kolesterol yüksekliği, %7,1'inde kronik solunum yolu hastalığı, %6,4'ünde psikiyatrik hastalık, %1,8'inde kanser, %1,8'inde inme/felç tanısı bulunmaktadır. Risk faktörleri sorgulanan 526 katılımcının %22,2'si tütün ürünü kullanmakta olup, %52,5'i obez, %30,8'si fazla kiloludur. Katılımcıların yalnızca %28,7'si yeterli fiziksel aktivite yapmaktadır. Hipertansiyon görülme durumu; ileri yaşta 7,7 diyabet varlığında 2,6, kolesterol yüksekliği varlığında 2,8, koroner kalp hastalığı varlığında 2,3 katına çıkmıştır. Diyabet görülme durumu; ileri yaşta 2,5, obezite varlığında 11, hipertansiyon varlığında 2,8, kolesterol yüksekliği varlığında 3,3, koroner kalp hastalığı varlığında 1,9 katına çıkmıştır. Kolesterol yüksekliği varlığı, hipertansiyon varlığında 3, diyabet varlığında 3,2 katına çıkmıştır. Koroner kalp hastalığı varlığı ileri yaşta 4,4, hipertansiyon varlığında 2,2, diyabet varlığında 1,9, kolesterol yüksekliği varlığında 1,8 katına çıkmıştır. Katılımcılara bulaşıcı olmayan hastalıklar ve risk faktörleri konusunda eğitimler verilmesi, düzenli doktor kontrollerinin ve sağlıklı yaşam davranışı geliştirmenin önemi, bunların hastalık seyri üzerine olumlu etkilerinin vurgulanması gerekmektedir.

AileAnkara-GüdülHanehalkı+4
Tuğçe Mehlika Şanver
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Madde kullanım bozukluğu ve şizofreni hastalığı olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri ile ebeveynlerinin hastalık algısı karşılaştırması

Bu araştırmada, madde kullanım bozukluğu, şizofrenik bozukluğu ve sağlıklı olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri ile ebeveynlerinin bağımlılığa ve ruhsal hastalıklara yönelik inançlarını, umutsuzluk, depresyon ve tükenmişlik düzeylerini karşılaştırmak; ayrıca madde kullanım bozukluğu ve şizofrenik bozukluğu olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma düzeyi ile ebeveynlerinin hastalık algısı arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda; araştırmaya Bursa ilinde bulunan AMATEM polikliniklerine tedavi için başvuran 30 madde kullanım bozukluğu olan birey ile annesi, Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde (TRSM) kayıtlı 30 şizofrenik bozukluğu olan birey ile annesi ve 30 sağlıklı birey ve annesi olmak üzere toplam 180 kişi katılmıştır. Tüm katılımcı bireyler 18 yaş üzeri olup anneleriyle birlikte yaşamaktadır. Araştırmada katılımcı olan tüm annelere Bağımlılıkla İlgili İnanışlar Ölçeği, Ruhsal Hastalıklara Yönelik İnançlar Ölçeği, Beck Depreyon Ölçeği, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeği uygulanmıştır. Madde kullanım bozukluğu, şizofrenik bozukluk ve kontrol gruplarında yer alan bireylere ise Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulguların istatistiksel analizinde, Tek yönlü varyans analizi ile Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Araştırmada, Bağımlılıkla İlgili İnanışlar Ölçeğinin davranış sorumluluğu ile iyileşme sorumluluğu alt ölçekleri, Beck Depresyon Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğinin duyarsızlaşma, duygusal tükenme ve kişisel başarı alt ölçek bulgularına göre; madde kullanım bozukluğu, şizofreni ve kontrol grubu anneleri arasında fark bulunmuştur. Beck Umutsuzluk ölçeği toplam, gelecek ile ilgili duygular ve beklentiler ile motivasyon kaybı alt ölçek bulgularına göre; madde kullanım bozukluğu ile kontrol grubu anneleri arasında ve de şizofreni ile kontrol grubu anneleri arasında fark bulunmuştur. Ayrıca madde kullanım bozukluğu, şizofrenik bozukluğu ve sağlıklı olan bireylere içselleştirilmiş damgalanma ölçeği uygulanmış olup; ölçek toplam, kalıp yargıların onaylanması, yabancılaşma, algılanan ayrımcılık ve sosyal geri çekilme bulgularına göre madde kullanım bozukluğu ile kontrol grubu arasında ve şizofrenik bozukluk ile kontrol grubu arasında fark bulunmuştur. Madde kullanım bozukluğu ve şizofrenik bozukluğu olan bireylerin içselleştirilmiş damgalanma alt ölçekleri ile annelerinin bağımlılıkla ilgili inançlar ve ruhsal hastalıklara yönelik inançlar alt ölçekleri arasında ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonucunda; madde kullanım bozukluğu olan bireylerin annelerinin depresyon, tükenmişlik ve umutsuzluk düzeyleri şizofrenik bozukluk ve kontrol grubuna göre daha yüksek elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Madde Kullanım Bozukluğu, Şizofreni, İçselleştirilmiş Damgalanma.

AlgıAna-babaBağımlılık+4
Meltem Şimşek
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessDE

Die darstellung von ‚krankheit' und ‚kunst' in ausgewählten erzählungen von Thomas Mann

In this thesis the representations of the two concepts 'illness' and 'art' are analysed in some selected short stories by Thomas Mann. His "Der Wille zum Glück ", "Der kleine Herr Friedemann" and "Tristan" were found available for our purpose. The reason why we choose them is that these two concepts can be shown clearly in these short stories. The concept of illness emerges as reflections of degeneration and collapse in the Décadence-period. The most significant feature of this period is the tendency towards art. The perception of art in the period and the position of the artist in society draw attention with the motifs of 'illness' in these three works of the author. 'Women figures', 'nature', 'death' and 'the north-south problem' strengthen these two concepts and therefore, these concepts were considered as important and were emphasized in the appropriate sections. At the beginning of our study, Thomas Mann's biography and the period of literature were mentioned. In addition, the philosophers whose ideas influenced the author were also included. This information was also useful in the analysis process of our work. The concept of illness was discussed in both medical and metaphorical meaning. The role of the artist in the society was also examined under a separate title since it was thought to be useful in the analysis of short stories by Thomas Mann. In the analysis section of the study, the characters in the works were evaluated in terms of their connections with illness and art. It was stated that both concepts were presented by symbolizing the figures in these short stories. Considering the characteristics of the literary period in which the author is present, the illnesses of the figures were interpreted as Décadence-period disease. The tendency towards art in this period appeared as the artists who can no longer be productive.

Hacer Saraç
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerde kişilik özelliklerinin hastalığı kabul düzeyleri ve metabolik hedefler üzerine etkisinin incelenmesi

Bu araştırma; tip 2 diyabet tanısı olan bireylerde kişilik özelliklerinin, hastalığı kabul düzeyleri ve metabolik hedefler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, analitik-kesitsel tipte yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji Bilim Dalı Diyabet Polikliniğine kayıtlı Tip 2 Diyabet tanısı almış bireyler oluşturmuştur. Araştırma örneklemini, en az 6 aydır Tip 2 diyabeti olan, iletişim problemi olmayan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 300 tip 2 diyabetli birey oluşturmuştur. Araştırma verileri, bire bir görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veri toplamada Bireysel Tanıtım Formu, Metabolik Sonuçlar Listesi, Beş Faktör Kişilik Ölçeği ve Hastalığı Kabul Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde tanımlayıcı veriler için sayı-yüzde değerleri, Kruskal Wallis ve Mann Whitney-U testi, çoklu regresyon analizinde Ki Kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan diyabetli bireylerin dışadönüklük alt değişkeninin puan ortalaması 25,93±8,11; duygusal dengesizlik alt değişkeninin puan ortalaması 27,18±6,78; geçimlilik alt değişkeninin puan ortalaması 40,21±4,18; sorumluluk alt değişkeninin puan ortalaması 31,90±6,41; açıklık alt değişkeninin puan ortalaması ise 33,16±7,75 olduğu saptanmıştır. Duygusal dengesizliğin hastalığı kabulü olumsuz yönde, sorumluluğun ise olumlu yönde etkilediği ortaya konmuştur. "Hastalığı Kabul Ölçeği" puan ortalaması 27,72±7,74 bulunmuştur. Bireylerin açlık glisemi puan ortalaması 136,50±47,99; tokluk glisemi puan ortalaması 185,68±67,99; HbA1c puan ortalaması 7,49±1,83 olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda tip 2 diyabetli bireylerde farklı kişilik özellikleri, farklı hastalığı kabul düzeylerine ulaştırmıştır. Tip 2 diyabetli bireylerde farklı kişilik özelliklerinin farklı metabolik hedeflere ulaştırıp ulaştırmadığına yönelik sadece duygusal dengesizlik ile sistolik kan basıncı düzeyleri arasında pozitif yönde korelasyon vardır. Diğer hedefler için kesin bir şey söyleyebilmek için araştırma örnekleminin genişletilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler; Tip 2 diyabet; kişilik özellikleri; hastalığı kabul; metabolik hedefler.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hastalık+3
Özlem Sözeri Özdem
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan ergenlerin ebeveynlerinin hastalık sürecini yönetme deneyimleri

Bu araştırma, DEHB tanılı 12-18 yaş çocuğu bulunan ebeveynlerin hastalık sürecini yönetme konusunda yaşadıkları deneyimlerini araştırmak amacıyla yapılan fenomenolojik nitel bir araştırmadır. Araştırma evrenini Kars Harakani Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Polkiliniğe Mayıs 2019'da başvuran 12-18 yaş arası DEHB tanılı çocuğu bulunan ebeveynler oluşturmuştur. Çalışmanın yapıldığı tarihler arasında çalışmanın yapıldığı hastaneye çocuk ve ergen psikiyatri polikliniğe başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 8 anne, 1 baba ve 1 amca(primer bakım veren)olmak üzere toplam 10 ebeveyn ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri, araştırmaya katılan çocukların ve ebeveynlerin tanıtıcı bilgilerini içeren ''Tanıtıcı Bilgi Formu'' ve ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Soruları'' ile yapılan görüşmeler sonucunda elde edilmiştir. Yarı ''Yapılandırılmış Görüşme Soruları'' ile elde edilen verilerin analizinde Yorumlayıcı Fenomenolojik Analiz'den yararlanılmıştır. Bu araştırmada, ebeveynlerin hastalık sürecini yönetme deneyimleri; "ebeveynlerin hastalığa karşı tepkileri", "hastalık sürecini yönetmedeki zorluklar", "hastalık süreciyle başa çıkma davranışları" ve "hastalık sürecini iyi yönetme konusundaki çıkarımları/önerileri" temalarıyla incelenmiştir. Araştırma sonucunda ebeveynlerin hastalık sürecini yönetme deneyimlerine karşı olumlu ve olumsuz algıları ve deneyimleri saptanmıştır. Temalar ve alt temalardan elde edilen bulgular değerlendirildiğinde, ebeveynlerin birçoğunun çocuklarının durumuyla ilgili üzüntü ve endişe hissedip inkar ve şok gibi yas tepkileri gösterdikleri, aynı zamanda tedaviye başlama sonrası hastalığı kabullenmeyle birlikte olumlu bakış açısı ve güçlü olma çabası geliştirdikleri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu; ergen; ebeveyn; hastalıkyönetimi; fenomenoloji

Ana-babaErgenlerFenomenoloji+2
Ayşegül Ay
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hastalık tanısı verilerinde veri ön işlemenin topluluk öğrenme sınıflandırma algoritmaları üzerindeki etkisinin incelenmesi

Sağlık alanında hastalığın tanımlanması ve incelenmesi için sınıflandırma yaparken, özellikle karmaşık verilerden anlamlı bilginin ortaya çıkarılmasında, yapay zekâ teknolojisini kullanarak hesaplama yapabilen denetimli makine öğrenme yöntemleri kullanılmaktadır. Topluluk öğrenme yöntemleri ise aynı problemi çözmek için birden fazla öğreniciyi aynı anda eğiterek daha başarılı modellerin kurulmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada, sağlık verilerinde doğru hastalık tanısı koymak için kullanılan veri setlerinde olası karşılaşılabilecek kayıp gözlem, sınıf gürültüsü ve sınıf dengesizliği gibi problemlere veri ön işleme yapıldıktan sonra, sınıflandırma algoritmalarının performanslarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada, KEEL veri tabanından kalp hastalığı, tiroid, hepatit, lenfödem, meme kanseri ve diyabet gibi hastalıkların tanısı için toplanmış veriler kullanılmıştır. Sınıflandırma yapmak amacıyla, torbalama algoritmalarından rastgele orman ve ağırlıklı alt uzay rastgele orman algoritmaları kullanılırken; artırma algoritmalarından eklemeli lojistik regresyon ve gradyan artırma makinaları algoritmaları kullanılmıştır. Algoritmaların performanslarının karşılaştırılmasında doğruluk, duyarlılık/hassaslık, seçicilik, kesinlik, Kappa istatistiği, Youden indeksi, F - ölçütü ve ROC ölçüm metrikleri kullanılmıştır. Aynı zamanda, algoritmaların çalışma süreleri hesaplanmıştır. Tüm istatistiksel analizler, RStudio 1.2.1335 - Windows 7+ (64-bit) programı ile yapılmıştır. Orijinal veriler ve işlenmiş veriler için algoritmaların performansları karşılaştırıldığında, veri ön işlemeden sonra algoritmaların performans başarılarının arttığı görülmüştür. Genel olarak, artırma algoritmalarının performansları torbalama algoritmalarına göre daha yüksek sonuçlar vermiştir. Algoritmalar çalışma süreleri açısından kıyaslandığında ise, artırma algoritmaları en uzun süre çalışan algoritmalardır. Sonuç olarak, araştırmalar tarafından yüksek performans başarısı hedefleniyorsa, veri ön işleme göz ardı edilmemelidir. Veri ön işlemede, parametrelerin ayarlanma ve değişken seçimi gibi farklı konularda eklenerek benzetim çalışmaları yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Hastalık Tanısı; Veri Ön İşleme; Kayıp Gözlem; Sınıf Gürültüsü; Sınıf Dengesizliği; Topluluk Öğrenme

BiyoistatistikHastalıkMakine öğrenmesi+6
Yüksel Özkan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hastanın sağlığa bağlılığı/katılımı ölçeği' nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliği

Bu araştırma "Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik çalışmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde Mart 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında kronik hastalığı olan ve Dâhili kliniklerde yatarak/ayaktan tedavi gören tüm hastalar oluşturmuştur. Olasılıksız örneklem yöntemi ile seçilen kronik hastalığı olan 260 gönüllü hasta araştırma örneklemini oluşturmuştur. Araştırma verileri, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı (PAM) ile toplanmıştır. Ölçeğin dil geçerliliği çeviri-geri çeviri yöntemi ile sağlanmıştır. Graffigna ve ark. (2015) tarafından geliştirilen özgün adı Patient Health Engagement Scale (PHE-s) olan Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin içerik/kapsam geçerliliği için uzman görüşüne başvurulmuş, Genel Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGİ) 0.88 bulunmuştur. Kendall Uyuşum Katsayısı Korelasyon değeri de, Kendal W= 0.199 olarak elde edilmiştir (p < 0.05). Ölçeğin yapı geçerliliğini belirlemek için Temel Bileşenler Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmış, faktörün tek boyutlu olduğu öz değerine (4.2) ve Scree Plot grafiği değerlendirilerek ölçeğin özgün formun kavramsal yapısına uygun olarak tek faktörlü yapıda olduğuna karar verilmiştir. DFA sonucuna göre, oluşan modelin özgün ölçek modeli ile uyum gösterdiği saptanmıştır (x2/df=2.12, RMSEA=0.066, CFI=0.99, NFI=0.99, NNFI=0.99, SRMR=0.06, GFI=0.98). Ölçeğin ölçüt/bağımlı geçerliliğinde Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı (PAM) kullanılmış ve her iki ölçek arasında güçlü, olumlu yönde ve çok anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin (PHE-s) Türkçe formunun iç tutarlılık güvenilirlik Cronbach alfa değeri 0.95 bulunmuştur. Madde-madde korelasyon katsayıları 0.68-0.87 arasında ve madde–ölçek toplam puan korelasyon katsayıları 0.86 ile 0.95 arasında değişmektedir. Madde analizi kapsamında %27 üst ve %27 alt grupların madde puanı arasındaki fark Independent Sample T testi ile sınamıştır ve grup ortalamaları arasında tüm test maddeleri için p < 0.05 düzeyinde anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Zamana karşı değişmezliğini belirlemek için ölçek, iki hafta ara ile 30 hastaya uygulanmış ve iki ölçüm arasında çok güçlü, olumlu yönde ve çok anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.99, p<0.01). Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin (PHE-s) kronik hastalığı olan bireylerin sağlığa bağlılık düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. Ölçek öz yönetim becerileri eksik olan hastaları daha yüksek sağlık risk grubuna girmeden önce belirleyebilme, erken girişimleri uygulayabilme, hasta ve sağlık sistemi için hem zamanı hem de kaynakları daha etkin kullanma olanağı sağlayan bakım planlarının geliştirilmesinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Hastanın Sağlığa Bağlılığı, Kronik Hastalık, Geçerlilik, Güvenilirlik

Güvenilirlik ve geçerlilikHasta katılımıHastalar+7
Esin Ateş
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit'li olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesine yönelik anketin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği

Giriş ve amaç: Bu metodolojik çalışmanın amacı; ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğinin araştırılmasıdır. Bu anketin bir Türkçe versiyonunun geliştirilmesi, AS hastalarının durumları hakkındaki bilginin türünü değerlendirme ve AS'nin yaşam kalitesi ve aynı zamanda ülkenin sosyoekonomisi üzerindeki olumsuz etkisini minimuma indirme ihtiyacına dayanmaktadır. Gereç ve yöntem: Ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan tarama anketinin Türkçe'ye çevrilmesi "forward-backward translation" metodu ile gerçekleştirildi. Ölçeklerin güvenilirlik çalışması için test-tekrar test değerleri arasındaki intraclass (sınıf içi) korelasyon katsayısı (IKK) belirlendi. Aynı zamanda ölçeğin güvenilirliği için cronbach-α katsayısı kullanıldı. Tekrarlanabilirlik ölçütü için kappa testi ile soru analizi yapıldı. Geçerlilik çalışmaları yapısal geçerlilik ile gerçekleştirildi. Bunun için anket ile yaş, cinsiyet, öğrenim durumu, BASFI, BASDAI, ASQoL arasında korelasyon analizleri yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda ölçeğin tüm alt birimlerinin Cronbach α değerleri 0.7'nin üzerinde ve IKK değerleri 0.9'un üzerinde elde edilmiştir. Tekrarlanabilirlik ölçütü için yapılan soru analizi sonucu uyumlu bulunmuştur. Anket ile öğrenim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.01). Olguların yaşı, tanı süresi, BASFI, BASDAI, ASQoL değerleri ile anket arasında herhangi bir ilişki saptanmamıştır. (p>0.05). Fakat alt bölümlere bakıldığında bölüm D (eklem koruma önerileri) BASFI ile; bölüm B (immunogenetik) ise ASQoL ile ilişkili bulunmuştur. BASDAI ve BASFI 4 puanın altında olan hastalar yine bölüm D'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır. ASQoL 8 puanın altında olan hastalar yine bölüm B'de istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek puan almışlardır Sonuç: Bu çalışmada ankilozan spondilitli olgularda hastalıklarına ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesini amaçlayan anketin Türkçe versiyonunun güvenilir bir ölçek olduğu gösterilmiştir. Ancak geçerlilik analizleri aynı ölçüde tatmin edici bulunmamıştır. Bu konuda daha ayrıntılı, daha geniş populasyonlarda ve AS gruplarına üye olan veya AS eğitim programlarına katılmış hastaların ve gelir düzeylerinin değerlendirilmeye alındığı araştırmalara ihtiyaç vardır.

AnketlerGüvenilirlik ve geçerlilikHastalık+3
Gülbin Ulutürk
Ege University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik ayak bakımında in vivo çalışma: Gülyağından elde edilen geraniol pansumanının diyabetik yara iyileşmesine etkisi

DM' de diyabetik ayak problemleri yaşamı kısıtlayan, organ kaybına götürebilen ruhsal, bedensel, sosyal ve ekonomik ayrıcalığı olan bir komplikasyon olarak kabul edilmektedir. Etkin yara bakımı için gelişen tıp, bilim ve teknoloji alternatif yara bakım ürünlerinin gelişmesine ve piyasaya sürülmesine olanak vermiştir. Yara bakım ürünlerinde özellikle antioksidan özellikleri nedeni ile bitkilere yönelinmiştir. Yapılan çalışmalarla gül yağının antioksidan, antibakteriyel, anti-HIV, anksiyolitik, anti inflamatuvar, analjezik, hipnotik, anti-spazmodik, antitümör, kemopreventif, antitussif ve antidiyabetik etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Ancak diyabetik bireylere yönelik özel bir araştırma bulunmamaktadır. Bu araştırmada diyabetik ayak yaralarının bakımında maliyet etkinliği sağlanarak, yara iyileşmesini hızlandırmak, yaranın ilerlemesini ve kötüleşmesini engellemek için gül yağından elde edilen geraniol maddesi ile yapılan pansumanın iyileştirici etkisini incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın deney süreci Süleyman Demirel Üniversitesi Deney Hayvanları Üretim ve Deneysel Araştırma Labaratuvarı' nda (HÜDAL), 2 - 27 Haziran 2016 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini HÜDAL'dan elde edilen 40 adet erişkin ortalama ağırlıkları 200–350 gr olan Sproque-Dowley cinsi, erkek ve dişi ratlar oluşturmuştur. Örneklemden dişi ve erkek sayısı eşit olmak koşulu ile, 3 deney 2 kontrol grubu oluşturulmuştur. Kontrol gruplarından biri hariç diğerlerinde Streptozotosin enjekte edilerek diyabet oluşturulmuş, 5. Grup nondiyabetik grup olarak belirlenmiştir. Deney ve kontrol grubundaki ratlarda başın 3-4 cm gerisinden başlanarak cerrahi işlemle 1,5 cm çaplı, 1'er cm aralıklı, 3'er eksizyonel iskemik yara oluşturulmuştur. Birinci Deney Grubuna; gül yağı ekstresi (Geraniol) pansumanı (GP), İkinci Deney Grubuna; izotonikli ıslak pansuman (İIP), Üçüncü Deney Grubuna; hidrokolloid yara örtüsü pansumanı (HP) topikal olarak günde 1 kez uygulanmıştır. Aynı şekilde yara oluşturulmuş olan Pozitif (PK) ve Negatif Kontrol (NK) gruplarında hiçbir pansuman uygulanmamıştır. Yara iyileşmesinin makro düzeyde izlemi, 3., 5., 7., 10., 13., 15. günlerde yara skorlaması yapılarak değerlendirilmiştir. Yara yerlerinden 5., 10., 15. günlerde doku örnekleri alınarak immünohistokimyasal ve histopatolojik incelemelerle mikroskobik yara iyileşmesi değerlendirilmiştir. Bu amaçla CD34, SMA ve Vimentin kullanılmış, anjiogenez ve doku takipleri irdelenmiştir. Yara iyileşmesi oksidatif stres indeksi, TAS/ TOS ölçümleri ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın makroskobik sonuçlarında yara skoruna bakıldığında GP grubunda ve ND grubunda yara skoru 3. günden itibaren diğer gruplara göre anlamlı olarak azalmış ve her kontrolde anlamlı olarak azalmaya devam etmiştir. Mikroskobik sonuçlarda, 0. gün ile kıyaslandığında: Kollojen yoğunluk düzeyi ve epitelizasyon GP grubunda 10. günde; fibroblast sayısı ve inflamatuar hücre infiltrasyonu tüm deney gruplarında 10. günde ve PK grubunda 15. günde anlamlı olarak artmıştır. Yağ hücresi artışı GP grubunda diğer deney gruplarına göre daha geç anlamlılık kazanmıştır. Tüm deney gruplarında ve PK kontrol grubunda 5. günden itibaren artan anjiogenez 15. günde; 5. gün ve 10. güne göre anlamlılık kazanmıştır. CD34, SMA ve Vimentin boyanmalarında da GP grubunun diğer pansumanlara üstünlüğü gösterilmiştir. Biyokimyasal ölçümlerde OSİ değerinde başlangıç ölçümleri tüm gruplarda benzerken; son ölçümlerde en fazla düşüş GP ve NK kontrol gruplarında bulunmuştur. Elde ettiğimiz verilere göre; Makraskobik ve mikroskobik izlemlerde, GP grubu NK grubu yara iyileşmesine benzer bir yara iyileşmesi sağlamış ve halen yara bakımında standart olarak kullanılan ürünlere üstünlük sağlamıştır. Bu nedenle diyabetik yara bakımında Geraniol pansuman materyalinin klinik faz çalışmalarının yapılması ve sonuçlarıyla klinik kullanıma sunulması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Diyabetik Ayak, Rat, Geraniol, Gül Yağı, Hidrokolloid Örtü

Diabetes mellitus-deneyselGül yağıHasta bakımı+5
Sıddıka Ersoy
Ege University
2017
00

Related subjects