Hasta eğitimi
259 theses under this subject heading
Kalp hastalarına verilen eğitimin COVID-19 korkusu, anksiyete ve koruyucu önlemleri (el yıkama ve maske kullanımı) doğru uygulamaya etkisi
Araştırma Bursa Uludağ Üniversitesi Kardiyoloji kliniğinde yatan kalp hastalarına verilen el yıkama ve maske kullanma eğitiminin doğru el yıkama ve doğru maske kullanma tekniği, COVID-19 korkusu ve yaygın anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma öncesi örneklem büyüklüğü, %80 güç, 0,05 anlamlılık düzeyinde ve 0,60 etki büyüklüğüne göre her bir grup için en az 45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmadan kayıplar olabileceği düşüncesiyle kriterlere uyan 112 gönüllü kişi dahil edilmiştir. Çalışma müdahale grubu (n=50) ve kontrol grubu (n=55) olmak üzere toplam 105 kişiyle tamamlandı. Araştırmaya katılan müdahale grubunun yaş ortalaması 46,16±15,89 yıl, Kontrol grubunun 52,20±14,87 yıldır. 'COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 103,14 ±16,68, kontrol grubunda 99,62±19,99'dur. 'COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 22,00± 1,31, kontrol grubunda 21,33± 3,85'dır. Kalp hastalarına verilen eğitimin, doğru el yıkama tekniğini (p<0,001) ve doğru maske kullanma tekniğini (p<0,001) artırdığı, COVID-19 korkusu (p<0,001) ve anksiyetesini (p<0,001) azalttığı saptanmıştır (p <0,05). Müdahale grubunda el yıkama puanını, eğitim pozitif yönde etkilerken yaş ve kalp hastası olarak yaşanılan süre negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda maske kullanma puanına COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum puanı pozitif yönde etkilerken yaş negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda COVID-19 Korku Ölçeği puanına anksiyete puanı pozitif yönde etkilerken COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu puanı negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda izlem anksiyete puanına izlem koronavirüs korku puanı pozitif yönde etki etmiştir (p<0,05). Salgının önlenmesinde kalp hastalarına verilen eğitimin diğer riskli gruplarına da yapılmasının uygun olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Maske Kullanma, El Yıkama, COVID-19, Korku, Anksiyete, Kalp Hastaları
Solunum teknikleri eğitiminin travay süresi ve anksiyete düzeyi üzerine etkisi
Araştırma, gebelere verilen solunum teknikleri eğitiminin gebelerin anksiyete düzeyi ve travay süresi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri 19.03.2016-29.11.2016 tarihleri arasında, Dumlupınar Üniversitesi Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğumhane servisinde toplanmıştır. Araştırmaya deney grubuna 35, kontrol grubuna 35 olmak üzere toplam 70 nullipar gebe alınmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, travay süresini belirlemek için Doğum Eylemi İzlem Formu, gebelerin anksiyete düzeylerini ölçmek için ise Spielberger ve diğerleri tarafından geliştirilmiş olan Durumluk Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubunda bulunan gebelere doğum eyleminin latent fazında solunum teknikleri eğitimi verilmiş ve her fazda uygun solunum teknikleri uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan gebelere ise rutin hastane uygulamaları dışında hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Deney ve kontrol grubunda bulunan gebelerin anksiyete düzeyleri latent fazın başında, latent fazın sonunda ve aktif fazın sonunda olmak üzere toplam üç kez değerlendirilmiştir. Doğum eyleminin evrelerinin süresi ise Doğum Eylemi İzlem Formuna kaydedilmiştir. Araştırmanın verileri SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 20.0 veri analizi paket programı kullanılarak bir uzman yardımıyla değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda deney ve kontrol grubundaki gebelerin kontrol değişkenleri arasında fark olmadığı ve her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır. Solunum teknikleri eğitimi verildikten sonra latent fazın sonunda deney grubunda bulunan gebelerin durumluk anksiyete ölçeği puan ortalamaları, kontrol grubunda bulunan gebelerden daha düşük olmasına rağmen, aradaki farkın anlamsız olduğu görülmüştür (p>0.05). Aktif fazın sonunda ölçülen durumluk anksiyete ölçeği puan ortalaması, deney grubunda bulunan gebelerde, anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.001). Doğumun birinci evresinin ortalama süresi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış ve deney grubunun birinci evresinin süresinin, kontrol grubuna göre daha kısa olduğu bulunmuştur (p<0.001). Doğum eyleminin birinci evresinin süre ortalamaları fazlara göre karşılaştırıldığında; deney grubunda bulunan gebelerde, doğumun latent ve aktif faz süre ortalamasının anlamlı derecede daha kısa olduğu saptanmıştır (p<0.05). Geçiş fazının süresi bakımından ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Doğum eyleminin 2. evresi süre ortalaması bakımından da gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, solunum teknikleri doğru bir şekilde uygulandığında gebelerin anksiyete düzeylerini azaltmada ve travay süresini kısaltmada etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda doğumhanede çalışan ebe/hemşirelerin doğum eyleminin olumlu bir şekilde sonuçlanması için gebelere solunum tekniklerini öğretme ve uygulamaları konusunda destek olması önerilmiştir.
İştahsızlığı olan 2-10 yaş arası çocukların ve ailelerinin incelenmesi ve sağlıklı beslenme eğitiminin verilerek eğitim sonrası sonuçların değerlendirilmesi
İştahsızlık çocukluk çağında sık karşılaşılan bir problem olup, bu nedenle çocuk hekimlerine başvuru da sıktır. Organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta ailelere beslenme ve davranış önerileri verilerek çocuğun büyüme ve gelişiminin izlenmesi esastır. Bu araştırmada ailelere verilen beslenme önerilerinin çocuğun iştahsızlığını düzeltmede yarar sağladığının gösterilmesi hedeflenmiş olup, bu sayede çocukların sağlıklı beslenmesinin gerçekleştirilmesi ve de ailelerin iştahsızlık konusundaki kaygılarının giderilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Ağustos - Kasım 2017 tarihleri arasında T.C Sağlık Bakanlığı DPÜ Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi çocuk polikliniklerine iştahsızlık şikayeti ile başvuran 2-10 yaş arası organik hastalık tanısı ve bulgusu olmayan 96 çocuk alındı. Çocukların gelişlerinde boy, kilo, vücut kitle indeksi ölçülerek, anket yoluyla beslenme özellikleri sorgulandı. Ailelerden çocukların üç günlük yemek listeleri alınarak çalışma başındaki boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), enerji ve protein alımları iki aylık davranış değişikliği sonrasındaki değerleriyle karşılaştırıldı. Ailelerin %84,3'ünün beslenme kurallarını uygulayabildiği ve bu ailelerden %79'unun kurallardan fayda gördüğü öğrenildi. Çocukların çalışma başındaki değerlerine göre çalışma sonunda alınan boy, kilo, VKİ, kalori değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi. Protein değerlerinde anlamlı artış saptanmadı. Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda beslenme kurallarının uygulanabilir ve faydalı olduğu saptandı. Çalışma başında hesaplanan çocukların aldığı kalori değerlerinin almaları gereken miktardan ortalama %25 düşük olduğu ve bunun annenin bildirdiği iştah durumuyla uyumlu olduğu tespit edildi. Sonuç olarak organik hastalığa bağlı olmayan iştahsızlıkta, davranış değişikliği uygulamasının özellikle 8 yaş altındaki çocuklarda faydalı olduğu tespit edildi. Anahtar kelimeler: İştahsızlık, beslenme sorunları, beslenme kuralları, enerji alımı
Akromegali hastalarında bilgi-motivasyon-davranış becerileri yöntemiyle verilen eğitimin ilaç uyumu, antropometrik-metabolik parametreler, uyku ve yaşam kalitesine etkisi
Akromegali Hastalarında Bilgi-Motivasyon-Davranış Becerileri Modeline Dayalı Eğitimin İlaç Uyumu, Antropometrik-Metabolik Parametreler, Uyku ve Yaşam Kalitesine Etkisi Araştırma akromegali hastalarında bilgi-motivasyon-davranış becerileri modeline dayalı eğitimin ilaç uyumu, antropometrik-metabolik parametreler, uyku ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tek gruplu ön test-son test yarı deneysel türde oluşturulan çalışmanın örneklemini 42 akromegali hastası oluşturmuştur. Araştırmada veriler; TBF, SAEUDF, İUBÖ, PUKİ ve ACROQOL ile toplanmış; IMB modeline dayalı yapılan müdahale öncesi başlangıç, müdahale sonrası sekizinci hafta ve on altıncı hafta olmak üzere üç ölçüm uygulanmıştır. Zamansal aralıklarla hastaların antropometrik ve metabolik ölçümleri yapılmış, SAEUDF, İUBÖ, PUKİ ve ACROQOL doldurulmuştur. Verilerin analizinde; Independent Sample-t, ANOVA, Repeated Measures, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis H, Friedman, Pearson ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Çalışmanın anlamlılık düzeyi (p<0.05) olarak kabul edilmiştir. Enjeksiyon uyum skorları ve ölçek puanlarının zamana göre karşılaştırılması sonucu istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Hastalara IMB modeline dayalı yapılan müdahale öncesi başlangıç ölçüm sonuçlarına göre müdahale sonrası sekizinci hafta ve on altıncı hafta ölçüm sonuçlarında enjeksiyon ve ilaç uyumunun, uyku ve yaşam kalitesinin arttığı görülmüştür. Biyokimyasal bulgular zamana göre karşılaştırıldığında; albümin, HDL, hemoglobin, demir, B12 vitamini, folat, sedimantasyon, BH ve IGF-1 istatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlenmiştir (p<0.05). Enjeksiyon uyum skorları ve ölçeklerin birbiriyle ilişkilerinde; başlangıç SAEUDF ile İUBÖ arasında (r=0,407), ACROQOL ile İUBÖ arasında (r=0,329), ACROQOL ile PUKİ arasında (r=-0,689); sekizinci hafta SAEUDF ile İUBÖ arasında (r=0,455), İUBÖ ile PUKİ arasında (r=-0,390), İUBÖ ile ACROQOL arasında (r=0,320), ACROQOL ile PUKİ arasında (r=-0,709), on altıncı hafta; ACROQOL ile PUKİ arasında (r=-0,349) istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlenmiştir (p<0.05). Akromegali hastalarında IMB modeline dayalı eğitim ilaç uyumu, antropometrik-metabolik parametreler, uyku ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkilemiştir. Sonuç olarak, bu tür müdahalelerin yaygınlaştırılarak kullanılması, akromegali hakkında hastalara ve ailelerine eğitim programları düzenlenmesi, toplum farkındalığını artırmak için bilgilendirici etkinliklerin yapılması, hemşireler için belirli eğitim ve sertifikasyon standartlarının oluşturulması, akromegali ile ilgili araştırmaların teşvik edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Akromegali, büyüme hormonu, tedavi uyumu, uyku hijyeni, yaşam kalitesi.
Radyoterapi alan baş boyun kanseri hastalarına verilen eğitimin semptomlara ve yaşam kalitesine etkisi
Bu araştırma, radyoterapi alan baş boyun kanseri hastalarına verilen eğitimin semptomlara ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Çalışma Haziran 2020 – Ekim 2021 tarihleri arasında eğitim (n: 33) ve kontrol (n: 31) grubu olmak üzere 64 hasta ile tamamlandı. Araştırmaya başlamadan önce gerekli izinler alındı. Eğitim grubuna hazırlanan eğitim rehberi doğrultusunda ilk görüşmede araştırmacı tarafından eğitim verildi. Daha sonra her hafta toplamda sekiz hafta boyunca eğitimin tekrarı yapılarak, hastalar yüzyüze olarak semptom açısından değerlendirildi. Araştırmacı 10., 12., 14., 16., 20. ve 24. haftalarda hastalarla telefon görüşmeleri ile eğitim hatırlatması ve semptom değerlendirmesi sürecine devam etti. Veriler; soru formu, semptom değerlendirme formu, yaşam kalitesi ölçeği ve baş boyun modülü ile toplandı. Veriler Student t, Anova, Mann Whitnay U, Kruskal Wallis test, Tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ve korelasyon ile değerlendirildi. Kontrol grubunda müdahale grubuna göre mukozit, tat değişikliği, tükürük yoğunluğu puan ortalamasının ilk izlem, ağız kuruluğu, ağrı, kilo kaybı, cilt yanığı, bulantı ve yorgunluk puan ortalamasının ilk iki izlem, yutma güçlüğü puan ortalamasının ilk üç izlem dışındaki süreçlerde daha yüksek bulunduğu, grup içi ve gruplararası karşılaştırmasının da anlamlı olduğu belirlendi. Yine kontrol grubunun iştahsızlık puan ortalamasının tüm izlem süreçlerinde müdahale grubuna göre daha yüksek, grup içi ve gruplararası karşılaştırmasının anlamlı olduğu saptandı. Ses kısıklığı, iletişim problemleri, öfkeli hissetme, diş çürüğü ve fibröz doku gelişimi açısından izlem süreçlerinde gruplar arasında anlamlı bir ilişkinin olmadığı belirlendi. Her iki grupta izlem süreçleri boyunca fistül, osteonekroz ve trismus gelişmediği tespit edildi. Tüm izlem süreçlerinde her iki grubun yaşam kalitesi ve baş boyun modülü puan ortalamasının grup içi ve gruplararası karşılaştırmasının anlamlı olduğu belirlendi. Eğitimin mukozit,
Akut koroner sendrom geçirmiş hastalarda hemşire tarafından verilen danışmanlığın, yaşam kalitesi, fonksiyonel kapasite ve sendromlara ilişkin bilgi, tutum ve inançlara etkisi
Hemşire danışmanlığı sağlığın korunması, sürdürülmesi ve iyileştirirmesi için etkili bir yoldur. Tüm kronik hastalıkların yönetiminde olduğu gibi Akut Koroner Sendrom geçirmiş hastalarda; hastalık uyum ve yönetim sürecine dahil edilmesi gereken bir uygulamadır. Bu çalışma Akut Koroner Sendrom geçirmiş hastalarda hemşire tarafından verilen danışmanlığın, yaşam kalitesi, fonksiyonel kapasite ve sendromlara ilişkin bilgi, tutum ve inançlara etkisi etkisini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Ön test-son test deseninde randomize kontrollü deneysel olarak yapılan çalışma danışmanlık alan müdahale grubu (n=33) ve kontrol grubu (n=33) olmak üzere 66 hasta ile tamamlandı. Müdahale ve Kontrol grubuna ön testlerin ortak aşamaları olarak sözlü ve yazılı onamları alınan bireylerin sırasıyla; Hasta Tanılama Formu, Akut Koroner Sendrom Yanıt indeksi ve Çoklu Yaşam Kalitesi Ölçeği içeriğindeki soruları yanıtlaması istendi. 6 dakikalık koridor yürüme testi öncesi ön ölçümler yapılarak test uygulandı. Kontrol grubu rutin takibe alınırken müdahale grubuna hazırlanmış eğitim kitapçığı sözel olarak anlatıldı. İhtiyaçları doğrultusunda ek bilgiler verildi, altı aylık danışmanlık sürecinin nasıl olacağı anlatıldı, kitapçıklar teslim edildi. Altı ay sonunda son testler yapıldı. Elde edilen tüm bulgulara göre kontrol grubu ile karşılaştırıldığında danışmanlık alan grupta yaşam kalitesi puan ortalaması anlamlı bir şekilde artmıştır (p<0.05). Danışmanlık alan grupta Akut Koroner Sendrom İndexi bilgi, tutum ve inanç puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde artmıştır (p<0.05). Fonksiyonel kapasite değerlendirmesinde 6 dakikalık yürüme testi sonuçlarına göre; kontrol grubu ile karşılaştırıldığında müdahale grubunda anlamlı olarak artmıştır(p<0.05). Sonuç olarak Akut Koroner Sendrom geçirmiş hastalarda hemşire tarafından verilen danışmanlığın, yaşam kalitesi, fonksiyonel kapasite ve sendromlara ilişkin bilgi, tutum ve inancı anlamlı olarak pozitif yönde etki ettiği görüldü.
Hemodiyaliz hastalarına uygulanan eğitim programının öz-yeterlilik, tedaviye uyum, semptom yönetimi ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastalara verilen programlı eğitimin hastaların öz-yeterlilik, tedaviye uyum, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü yarı deneysel olarak planlandı. Veriler hasta bilgi toplama formu, Genel Öz Yeterlilik, Son Dönem Böbrek Yetmezliği (SDBY)-Uyum Ölçeği, Diyaliz Semptom İndeksi ve WHOQOL-BREF(TR) ile yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Müdahale grubundaki hastalara eğitim kitapçığı eşliğinde eğitim verildi. Kontrol grubuna ise, ünitenin rutini dışında herhangi bir müdahale yapılmadı. Müdahale grubunun eğitim öncesi ve sonrası genel öz yeterlilik puan ortalamasının, kontrol grubu puan ortalamasından daha yüksek ve her iki grup kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu (p=0.016), eğitim öncesi ve sonrası SDBY- uyum ölçeği diyet kısıtlaması alt boyutu puanları açısından iki grup arasında farklılık bulunduğu saptandı (p<0.05). Her iki grubun ön test-son test yaşam kalitesi fiziksel sağlık puan ortalamaları karşılaştırılmasında, kontrol grubunun fiziksel sağlık durumunun eğitim grubundan daha fazla azalış gösterdiği (p=0.029), psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevresel sağlık puan ortalamaları karşılaştırılmasında, kontrol grubunun psikolojik sağlık, sosyal ilişkiler ve çevresel sağlık puanı azalırken (puan ortalamaları sırasıyla p=0.026, p=0.007, p=0.018), eğitim grubunun değişmediği görüldü. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre; hastaların düşük düzeyde semptom yaşadığı, orta düzeyde öz yeterliğe sahip olduğu, SDBY- uyum ölçeği alt boyutu hemodiyalize katılım ve ilaç kullanımına uyumun yüksek, diyet ve sıvı kısıtlamasına uyumun düşük ve yaşam kalitesi genel sağlık, fiziksel sağlık, psikolojik sağlık ve sosyal 2 ilişkiler puan ortalamalarının orta düzeyde ve çevresel sağlık puan ortalamalarının iyi düzeyde olduğu, müdahale grubuna verilen eğitimlerin hastaların öz yeterlik, tedaviye uyum, semptom yönetimi ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkisinin az olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, Eğitim, Öz-Yeterlilik, Tedaviye Uyum, Semptom Yönetimi, Yaşam Kalitesi, Hemşirelik
Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin önemi
Araştırma, ilk defa koroner anjiyografi uygulanacak hastaların işlem öncesinde yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında eğitimin öneminin değerlendirilmesi amacıyla deneysel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini, 01.03.2017- 17.04.2017 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda yatan, gönüllü olarak araştırmaya katılmayı kabul eden, ilk kez anjiyografi olacak ve herhangi bir iletişim sorunu, psikiyatrik veya mental hastalığı bulunmayan 100 hasta oluşturmuştur. Araştırmaya katılmayı kabul eden katılımcılar 50 kişilik deney ve 50 kişilik kontrol grubuna yaş cinsiyet ve eğitim durumu gibi özelliklerin benzer olması bakımından randomize olmayacak şekilde (homojen biçimde) ayrılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanmış "Gönüllü Bilgilendirme ve Onam Formu", araştırmacı tarafından literatüre dayanarak hazırlanan "Hasta Tanıtım Formu", Spielberger ve arkadaşları tarafından 1970 yılında geliştirilen ve N. Öner tarafından 1985 yılında Türk toplumuna uyarlaması yapılan "Durumluk - Sürekli Anksiyete Ölçeği (State - Trait Anxiety Inventory) ( STAI-I, STAI-II)", araştırmacının literatüre dayanarak hazırladığı "Koroner Anjiyografi İşlemi Hasta Bilgilendirme Kitapçığı" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 programı, Shapiro Wilks testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Wilcoxon İşaretli Sıralar testi Ki-Kare testi, Continuity (Yates) Düzeltmesi ve Fisher Kesin Ki-Kare testi kullanıldı. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Verilerin analiz sonuçlarına göre; sürekli anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, kadınların sürekli anksiyete puanlarının, hem deney grubunda (p:0,001; p<0,01) hem de kontrol grubunda erkeklerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p:0,008; p<0,01). Mesleklere göre deney grubunda sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ancak kontrol grubunda; mesleklere göre sürekli anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılıklar bulunmuştur (p:0,004; p<0,01). Farklılığın hangi meslekten kaynaklandığını saptamak amacıyla yapılan değerlendirmeler sonucunda; özel sektör çalışanı olanların sürekli anksiyete puanlarının, çalışmayan (p:0,034) ve emeklilerden (p:0,001) anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05; p<0,01). Durumluk anksiyete düzeyine ait veriler incelendiğinde, her iki grupta da eğitim öncesi durumluk anksiyete puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmazken (p>0,05), eğitim sonrasında deney grubunda 47,06±9,88 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 36,16±6,51'e kadar gerileyerek büyük bir düşüş gerçekleşmiştir. Kontrol grubunda ise; eğitim öncesinde 41,44±10,76 olan durumluk anksiyete puan ortalaması 41,40±10,68 seviyesine gelmiştir. Eğitim sonrasında kontrol grubunun durumluk anksiyete puan ortalamasında anlamlı bir değişme olmazken, deney grubu ve toplam katılımcıların durumluk anksiyete puan ortalamalarında beklenilen sonuca ulaşılmış ve istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş gerçekleşmiştir (p:0,004; p<0,01). Kontrol grubunun eğitim öncesi sürekli anksiyete puan ortalaması, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p:0,008; p<0,01). Çalışmadaki bulguların değerlendirilmesiyle elde edilen sonuçlara dayanarak, koroner anjiyografi uygulanacak hastalara işlem öncesi verilen eğitimin hastaların yaşadıkları anksiyetenin azaltılmasında olumlu etkisi olduğu belirlenmiştir. Koroner anjiyografi uygulanacak hastaların gereksinimleri belirlenerek, hasta eğitimini de kapsayacak hemşirelik yaklaşımının planlanması önerilmiştir.
Kistik fibrozisli çocuklarda inspiratuar kas eğitiminin postüral stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi
Kistik fibrozis (KF), salgı bezlerinin yoğun olarak bulunduğu, başta akciğerler olmak üzere pankreas, karaciğer, gastrointestinal sistem ve üreme sistemi gibi birçok organ ve sistemi etkileyebilen genetik bir hastalıktır. Akciğer kaynaklı problemler bu hastalarda en önemli morbidite ve mortalite nedenidir. Tedavi kılavuzlarında havayolu temizliğini geliştirmeye yönelik fizyoterapi yaklaşımlarının bu hastaların rutin tedavisinde yer alması gerektiği belirtilmektedir. Ancak, çeşitli kardiyopulmoner hastalıklarda yaygın olarak kullanılan inspiratuar kas eğitiminin (IMT) KF'li hastalarda kullanımına dair literatür tartışmalıdır. Ayrıca, kronik akciğer hastalıklarında akciğer dışı bir semptom olarak postural stabilite ve dengenin etkilenimi üzerine yapılan çalışmaların sayısı giderek artmaktadır ve respiratuar ve periferik kas güçsüzlüğü, istirahat solunum yükünün artması ve hiperinflasyon gibi nedenlerle hastalarda postural stabilitenin etkilenebileceği bildirilmektedir. Ancak, KF'li hastalarda postural stabilitenin etkilenimini ve ilişkili olan mekanizmaları araştıran çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu çalışma ile KF'li hastalarda postural stabilite ve denge ile ilişkili olan faktörleri analiz etmek ve kapsamlı bir göğüs fizyoterapisi programına ek olarak verilen IMT'nin postural stabilite, denge, solunum fonksiyonları ve fonksiyonel kapasite üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan KF tanısı almış 32 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara vücut kompozisyonu analizi, solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Kontrol grubuna 8 hafta boyunca, haftanın her günü, günde 2 kez uygulanmak üzere torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilatuar pozitif basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı verildi. Deney grubuna ise kapsamlı göğüs fizyoterapi programına ek olarak günde 2 kez 15'er dk uygulanmak üzere Threshold IMT® cihazı ile maksimum inspiratuar basıncın (MIP) %30'u şiddette IMT verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.20 programı kullanıldı. Solunum parametreleri arasından dengenin bağımsız belirleyicilerinin tespit edilebilmesi için 32 olgu üzerinde lineer regresyon analizi uygulandı. Verilerin dağılım özelliklerine göre de grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample T-test ya da Wilcoxon testi; gruplar arası karşılaştırmalarda ise Independent Samples T-test ya da Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Regresyon analizi sonucunda maksimum ekspiratuar basınç (MEP) değerinin stabilite limitleri testinin ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı. MEP değeri yüksek olanların stabilite limitleri testi ortalama skoru da yüksekti (R=0,514; R2=0,264; p=0,003). Sekiz haftalık tedavi sonrasında ise her 2 grupta da zorlu vital kapasite, zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye, tepe ekspiratuar akım hızı, MIP, MEP, 6DYT mesafesi, M. Quadriceps kuvveti ve stabilite limitleri testinin ortalama skorunda anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,01). Deney grubunda, kontrol grubuna kıyasla MIP değerinde meydana gelen artış daha yüksekti (p<0,001); SFT, MEP değeri, fonksiyonel kapasite ve stabilite limitleri testi ortalama skorunda elde edilen gelişmeler açısından gruplar arasında anlamlı fark yoktu (p<0,05). Çalışmamızın sonucunda, KF'li çocuklarda abdominal kas kuvvetini yansıtan 'MEP' değerinin 'dinamik denge'yi değerlendiren bir test olan 'Stabilite Limitleri' testi ortalama skorunun bağımsız belirleyicisi olduğu saptandı ve tedavi ile MEP değerinde meydana gelen gelişme, hastaların dinamik denge skorlarına da yansıdı. Literatürde hem sağlıklı hem de kronik akciğer hastalıklarına sahip popülasyonlarda abdominal kas kuvvetinin dinamik dengeyi sağlayabilme yeteneği ile yakından ilişkili olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızın sonuçlarına göre KF'li çocuklar için de benzer bir ilişkinin mevcut olabileceği düşünülebilir. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, IMT'nin belirgin solunum kas güçsüzlüğü olan KF'li hastalara selektif şekilde uygulanabileceği ancak tüm KF'li hastalarda rutin olarak uygulanmasını destekleyen yeterli kanıtın mevcut olmadığı sonucuna varıldı. Ayrıca, çalışmamızda kapsamlı bir göğüs fizyoterapi programı ile havayolu temizliğini geliştirmenin ötesinde solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti ve fonksiyonel kapasite de gelişmeler sağlanmış olması, literatür ile uyumlu şekilde göğüs fizyoterapisinin KF'li hastaların rutin tedavisine dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Sabit tedavi gören ortodonti hastalarında farklı oral hijyen eğitim yöntemlerinin karşılaştırılması
Ortodontik tedavi gören hastalarda ağız hijyenin sağlanması tedavinin en önemli parçasıdır. Sabit ortodontik apareyler hem diş fırçalamayı zorlaştırmakta hem de plak akümülasyonu için elverişli alanlar oluşturmaktadır. Uzun tedavi süreleri dikkate alındığında, ortodontik tedavi gören hastalara başlangıç seanslarında detaylı ağız hijyeni eğitimi verilmesi gerekliliği önem kazanır. Bu çalışmanın amacı, sabit ortodontik tedavi gören hastalarda farklı yöntemlerle verilen oral hijyen eğitim metodlarının karşılaştırılmasıdır. Çalışmamız ortodontik tedaviye başlayan hastalar üzerinde planlanmıştır. Hastalar üç gruba ayrılmış, ilk gruba video izletilerek ağız hijyeni eğitimi verilmiş, ikinci gruba model üzerinde anlatılarak ağız hijyeni eğitimi verilmiş, üçüncü gruba ise sözel olarak anlatılarak ağız hijynei eğitimi verilmiştir. Fırçalama etkinliğini değerlendirmek için bonding yapılmadan önce, bonding yapıldıktan 4 hafta, 8 hafta ve 12 hafta sonra periodontal ölçümler yapılmıştır. Yapılan periodontal ölçümler plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama indeksi ve sondalamada cep derinliği indeksleridir. Tüm gruplarda başlangıç ölçümlerini takiben 12. hafta ölçümlerine kadar periodontal indeks değerlerinde artış görülmüştür. Tüm gruplarda plak indeksi, gingival indeks, sondalamada kanama indeksi ve sondalamada cep derinliği ilk ölçüm ve 12. hafta ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Gruplar arası değerlendirmede ise model üzerinde anlatarak oral hijyen eğitimi verilen grupta ortalama plak indeksi (p = 0,053) ve ortalama sondalamada cep derinliği (p = 0,011) video izletilerek oral hijyen eğitimi verilen gruba göre istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur.
Bariatrik cerrahi geçiren hastalarda postoperatif inspiratuar kas eğitimi ve dirençli egzersiz eğitiminin fonksiyonel kapasite, solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve enduransı üzerine etkisi
Bu çalışmada obezite tedavisinde büyük bir rol oynayan egzersizin, bariatrik cerrahi sonrasında da solunum fonksiyonları, solunum kas gücü, solunum kas enduransı, 8 major kas grubunun kas gücü, periferik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi gibi parametrelere olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya dahil edilen 30 hasta; Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 (kontrol grubu) olmak üzere 3 gruba randomize edildi ve her grupta 10'ar hasta yer aldı. Grup 1'deki hastalara 8 hafta boyunca, 8 majör kas grubuna yönelik dirençli egzersizler verildi. Her hastaya uygun ağırlık, 'De Lorme Watkins' yönteminden yararlanılarak belirlendi. Dirençli egzersizler her hafta 3 seans birimimizde 1 saat boyunca fizyoterapist tarafından gözetimli olarak gerçekleştirildi. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 2'deki hastalara ise dirençli egzersizlere ek olarak 8 hafta boyunca, haftanın 3 günü fizyoterapist gözetiminde, haftanın 2 günü ev egzersizi olacak şekilde toplam 5 gün boyunca günde 20 dk uygulanmak üzere Threshold IMT® (PhilipsRespironics, Birleşik Krallık) cihazı ile inspiratuar kas eğitimi verildi. Başlangıç eğitim şiddeti, hastanın ilk değerlendirmesinde ölçülen MIP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Her hafta, hasta gözetimli dirençli egzersizlerini gerçekleştirmek için birimimize geldiğinde MİP değeri tekrardan ölçüldü ve eğitim şiddeti ölçülen MİP değerinin %30'u olarak ayarlandı. Hastalardan, seansa gelmedikleri günlerde de haftalık toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yapmaları istendi. Grup 3'deki (Kontrol) hastalar, 8 hafta boyunca haftada toplam 150 dakika olacak şekilde yürüyüş yaptı. Sonuç olarak; bariatrik cerrahi sonrası uygulanan dirençli egzersiz ve IMT + dirençli egzersizlerin solunum parametreleri, dinamik ve statik kas gücü, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğunu gözlemledik. Çalışmamızın bulguları doğrultusunda bariatrik cerrahi sonrası hastaların fizyoterapi ve rehabilitasyonu açısından daha etkili sonuçları olduğu için öncelikli olarak IMT + dirençli egzersizleri, daha sonra da dirençli egzersizlerin oldukça etkin bir yöntem xiv olduğunu kullanımının yaygınlaştırılmasının bu hasta grubunda yararlı olacağını bildirmek isteriz. Anahtar kelimeler: bariatrik cerrahi, dirençli egzersizler, inspiratuar kas eğitimi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, solunum kas enduransı, periferik kas kuvveti.
Bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisi
Bronşektazi, kronik inflamasyon ve enfeksiyonun bronş duvarlarında oluşturduğu hasara bağlı olarak bir veya birden fazla bronşta meydana gelen geri dönüşümsüz dilatasyon ve harabiyet ile karakterize kronik bir akciğer hastalığıdır. Özellikle düşük sosyoekonomik duruma sahip gelişmekte olan ülkelerde yaygın bir prevalansa sahip olan bronşektazi; ağır formlarında ve geç evrelerinde mortalite için önemli bir risk faktörüdür. Bozulan gaz değişim mekanizması ve sekresyonun hava yollarında oluşturduğu kalıcı obstrüksiyon; solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti ve fonksiyonel kapasitede kayıplar meydana getirmektedir. Ek olarak akciğer dışı bir semptom olarak denge, kronik solunum sistemi hastalıklarında incelenmesi gereken güncel bir araştırma konusudur. Hastalığın tedavi ve yönetimine yönelik hazırlanmış kılavuzlarda, hava yolu temizleme teknikleri ve egzersiz eğitiminin önemi vurgulanmaktadır. Literatürde, hasta uyumu ve katılımın bir egzersiz programının etkinliğini belirlemede temel faktörler olduğu belirtilmekte ancak zayıf hasta uyumu ve düşük katılım oranı, bronşektazili hastalarda karşılaşılan yaygın sorunlar olarak bildirilmektedir. Kronik solunum sistemi hastalarında kullanımı giderek artan video oyun temelli sanal gerçeklik uygulamaları, alternatif ve yenilikçi bir fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımı olarak tanımlanmakta; hastaların motivasyon, ilgi, egzersize uyum ve aktif katılımını artırması sayesinde etkili ve yararlı bir yöntem olarak belirtilmektedir. Bilinen yararlarına rağmen bronşektazili hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz eğitiminin etkilerini inceleyen sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle sanal gerçeklik temelli farklı egzersiz eğitimlerinin solunum fonksiyonu, solunum ve periferik kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkilerini araştırmak amacıyla bu çalışmayı planladık. Çalışmamız kapsamında yaşları 8-18 yıl aralığında olan 39 bronşektazili çocuk hasta randomize şekilde kontrol grubu (Grup 1), "Wii Fit" egzersiz grubu (Grup 2) ve "Breathing Games" egzersiz grubu (Grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), solunum ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dakika yürüme testi (6DYT) ve "Biodex Balance System®" (BBS) cihazı ile postural stabilite, stabilite limitleri ve dengenin duysal entegrasyonu testleri uygulandı. Her üç grupta yer alan tüm hastalara, 8 hafta boyunca, haftada 5 gün, günde 2 kez diyafragmatik solunum egzersizi, torakal ekspansiyon egzersizleri, insentif spirometre ve osilasyonlu pozitif ekspiratuar basınçlı cihazlar ile egzersizler, postural drenaj ve perküsyon uygulamaları, öksürüğü geliştirme teknikleri ve fiziksel aktivite önerilerini içeren ev temelli göğüs fizyoterapisi programı verildi. Grup 2'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde aerobik egzersizlerden oluşan "Wii Fit" egzersiz programına alındı. Grup 3'de yer alan hastalar ev temelli göğüs fizyoterapisi programına ek olarak; 8 hafta süresince, haftada 2 gün, fizyoterapist eşliğinde solunum egzersizlerden oluşan "Breathing Games" egzersiz programına alındı. Sekiz haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için IBM SPSS v.26 programı kullanıldı. Verilerin normal dağılım özellikleri Shapiro-Wilk testi ile incelendi. Grup içi verilerin karşılaştırılmasında normal dağılıma sahip verilerde Paired Sample T-test, normal dağılıma sahip olmayan verilerde ise Wilcoxon testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren gruplar arası veriler One Way Anova testi ile karşılaştırıldı ve anlamlı fark bulunan değişkenler için farkın hangi gruplar arasında olduğunu tespit etmede post hoc test olarak Tukey HSD testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen gruplar arası veriler ise Kruskal Wallis testi ile karşılaştırıldı. Nonparametrik testlerde anlamlı fark bulunan değişkenlerin hangi gruplar arasında olduğunu belirlemede üç grup için ikişer karşılaştırmalar şeklinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftalık eğitim sonrasında, Grup 1'de tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, maksimum inspiratuar ve ekspiratuar basınç (MIP ve MEP) değerlerinde ve 6DYT mesafesinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 2'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, sağ ve sol taraf M. Quadriceps ve M. Biceps kas kuvvetinde, dominant ve non-dominant taraf kavrama kuvvetinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 3'de ise tüm SFT parametrelerinin hem ölçülen hem de % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, 6DYT mesafesinde ve BBS'de postural stabilite testinin, stabilite limitleri testinin ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm değerlerinde tedavi öncesine kıyasla istatistiksel anlamlı gelişme elde edildi (p<0,05). Grup 1 ve Grup 2 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de SFT'nin zorlu vital kapasite (FVC), zorlu ekspiratuar volüm 1. saniye (FEV1), tepe ekspiratuar akım (PEF) ve zorlu ekspiratuar akım %25-75 (FEF25-75) ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MEP değerinde, periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde, 6DYT mesafesinde ve BBS testlerinin tüm değerlerinde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 1 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 3'te FVC, FEV1, PEF ve FEF25-75 ölçümlerinin % prediktif değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde ve BBS'nin postural stabilite ve dengenin duyusal entegrasyonu testlerinin tüm parametrelerinde, stabilite limitleri testinin ise "sola, sağa ve öne/sola" değerleri dışındaki tüm parametrelerde Grup 1'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Grup 2 ve Grup 3 arasında tedavi sonrası meydana gelen değişimler kıyaslandığında; Grup 2'de periferik kas kuvvetinin değerlendirildiği tüm parametrelerde ve 6DYT mesafesinde Grup 3'e kıyasla meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamız bronşektazili çocuk hastalarda sanal gerçeklik temelli egzersiz yaklaşımlarının geleneksel egzersiz yaklaşımlarıyla benzer kazanımlar sağladığını; özellikle çocuk hastalarda oyun temelli sanal gerçeklik uygulamalarının; egzersizlerin hedef odaklı, yüksek motivasyon ve tam katılım ile eğlenceli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamasından dolayı tercih edilebilecek bir yaklaşım olduğunu göstermiştir. Ayrıca çalışmamızın sonuçlarına göre sanal gerçeklik temelli aerobik egzersiz eğitimi fonksiyonel kapasite ve periferik kas kuvvetinin; sanal gerçeklik temelli solunum egzersiz eğitimi ise solunum kas kuvvetinin gelişimine ek yarar sağlaması açısından tercih edilebilir bir yaklaşımdır.
Açık kalp cerrahisi geçiren hastalara uygulanan terapötik yaklaşımın entübasyon tepkisi, ajitasyon davranışı ve entübasyondan ayrılma süresine etkisi
Bu araştırma teröpatik iletişim aşamalarına göre ameliyat öncesinde ve sonrasında verilen eğitimin etkinliğini belirlemek amacıyla son test kontrol gruplu araştırma deseninde planlandı. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan açık kalp cerrahisi hastalarından 15 deney, 15 kontrol olmak üzere toplam 30 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu, RASS (Richmond Ajitasyon Sedasyon Skalası), Entübasyon tepkileri gözlem formu ile 10.10.2022-07.01.2023 tarihleri arasında toplandı. Ameliyat öncesi her iki gruba da sayısal anksiyete ölçeği (kontrol değişkeni) uygulandı. Ameliyat öncesi ve sonrasında deney grubundaki (n=15) olgulara sürece uygun olarak yapılandırılmış terapötik iletişim sürecine dayandırılmış eğitim programı uygulandı. Kontrol grubu (n=15) ise standart bakım aldı. Her iki gruba da ameliyat sonrası RASS ve Entübasyon tepkileri gözlem formu uygulandı. Ölçümler hastaların yoğun bakımdaki sedasyon prosedüründen sonra ilk uyandıkları anda yapıldı. Verilerin analizinde araştırmaya katılan çalışanların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare ve Fisher exact testleri ile analiz edilmiştir. Sürekli değişkenlerin gruplara göre farklılaşması bağımsız gruplar t-testi ile analiz edilmiştir Hastaların entübasyon tepkileri deney ve kontrol gruplarına göre likert ölçümde anlamlı farklılık göstermemiştir. Ancak istatistiksel açıdan entübasyon tepkileri görüldü/görülmedi olarak değerlendirildiğinde "buruşuk yüz ifadesi" (X2=5,000; p=0,030<0.05) ve "elleriyle çarşaf toplama" (X2=6,652; p=0,013<0.05) tepkilerinde kontrol grubunun deney grubuna göre puanı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Deney ve kontrol grupları arasında RASS puanları ve entübasyondan ayrılma süreleri açısından anlamı bir fark bulunmamıştır (p>0,05).
KOAH'lı bireylerde öğrendiğini anlat yöntemi ile yapılan eğitimin inhaler ilaç uyumuna etkisi
Bu çalışma KOAH tanısı almış ve inhaler ilaç kullanan hastalara Öğrendiğini Anlat Yöntemi ile yapılan eğitimin inhaler ilaç uyumunu değerlendirmek amacı ile ön test son test kontrollü randomize deneysel müdahale ile yapılmış bir çalışmadır. Çalışma örneklemini Ankara Bilkent Şehir Hastanesinin Göğüs hastalıkları ve Dâhiliye polikliniklerine başvuran araştırma kriterlerine uyan 172 hasta oluşturmaktadır. Araştırma 01.02.2023- 30.04.2023 tarihlerinde Sosyodemografik Veri Formu, İnhaler İlaç Kullanım Beceri Çizelgesi ve Morisky Uyum Ölçeği kullanılarak yapılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics V23 ve AMOS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p < 0,05 kabul edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %57'si erkek ve %43'ü kadın, %49,99'unun yaşları 61-78 yaş arasında ve %84,9'u şu anda çalışmadığını belirtiyor. Hastaların %27,9'u KOAH tanısını 5-10 yıl içinde almış, %39'u inhaler ilaçlarını rutin kullandığını, %29,7'si 1-5 yıldır inhaler ilaç kullandığını, %53,5'i daha önceden inhaler ilaç kullandığını , %41,9'u doktorun önerisi ile inhaler ilacını değiştirdiğini bildirmiştir. Ölçülü doz inhaler, Diskus ve İnhalasyon kapsülü kullanımında Ön Testten Son Teste istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmektedir (p<0,05). Katılımcıların hepsinin ön testten son teste ortalama puanlarının arttığı görülmektedir. Easyhaler ve Turbuhaler kullanımı ölçeğinden aldığı ortalama puanların arttığı görülmektedir. Bu aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Morisky-8 Tedaviye Uyum Ölçeğine verilen cevaplarda Ön Testten Son Teste istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmektedir (p<0,05). Sonuç olarak İnhaler ilaç kullanan hastalara Öğrendiğini Anlat Yöntemi ile inhaler ilaç eğitimi verilebileceği görülmektedir.
Hemşirelerin gebe kadınlardaki toksoplazmoza karşı bilgi ve yaklaşımlarının geliştirilmesine yönelik eğitim programına ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Irak'ın Tikar Vilayetindeki hemşirelerin gebe kadınlardaki toksoplazmoza karşı bilgi ve yaklaşımlarının geliştirilmesine yönelik eğitim programının etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında eğitim programına katılan 200 hemşire ile görüşme sağlanmış, hazırlanan veri formu ile eğitim hakkındaki görüşleri toplanmış ve değerlendirilmiştir. Tikar bölgesinde toksoplazmoz tanısı konulan gebe kadınlarda, düşük ve düşüğe bağlı küretaj olasılığı da bulunmaktadır. Dolayısıyla, hemşirelerin bu konuda eğitilmesi ve farkındalığının artırılması, bu tür istenmeyen müdahalelerin gerçekleşmesini engelleyecektir. Bu bağlamda, çalışmamız hemşirelerin farkındalık kazanmalarını sağlaması açısından önemlidir. Çalışmada elde edilen verilerin sayı ve yüzdeleri değerlendirilmiştir. Eğitimin hemşireler tarafından etkinliği incelenmiştir. Çalışma sonucunda, eğitimin etkinliğinin yüksek olduğu sonucuna sayısal ve yüzdeler bazında kanaat getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toxoplasma gondii, Toksoplazmoz, Gebelik, Hemşirelik, Eğitim, Irak, Tikar.
Günübirlik cerrahilerde çocuklara bilgilendirme videosu gösteriminin preoperatif anksiyete ve taburcu sonrası davranış değişimlerine etkisi
Amaç: Hastane ortamı ve cerrahi girişim korkusu, anne ve babadan ayrılma, ağrılı ve invaziv girişimlerin yarattığı stres, psikolojik travmaya neden olabilmekte ve kalıcı davranış bozuklukları yaratabilmektedir. Preoperatif anksiyeteyi azaltmak için geliştirilen nonfarmakolojik yöntemlerden olan model alma temelinde hazırlanmış video gösterimi uygulamaları anestezi literatürüne son zamanlarda girmiş uygulamalardır. Çalışmamızda günübirlik cerrahilerde çocuklara preoperatif bilgilendirme videosu gösteriminin anestezi indüksiyonu sırasındaki anksiyete ve taburcu sonrası davranış değişimine etkisini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve yöntem: Fakülte etik kurulu ve ailelerin bilgilendirilmiş onamları alınarak, günübirlik cerrahi planlanan ASA I-II grubu, yaşları 5-12 arasında çocuklar çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele, Grup 1: preoperatif bilgilendirme videosu izleyenler, Grup 2: preoperatif bilgilendirme videosu izlemeyenler şeklinde iki gruba ayrıldı. Grup 1'de anestezi uygulanacak olan çocuğa anestezi indüksiyonu, analjezi yöntemi, 12'den sonra yemek yememesi gerektiği, ameliyat sonrasında verilecek ilaçları düzenli bir şekilde kullanması gerektiği model kullanılarak preoperatif video gösterimiyle açıklandı. Grup 2'de hastalara, preoperatif video gösterimi olmaksızın sözel olarak bilgilendirme yapıldı. Anestezi indüksiyonu sırasında, hastalarda M-YPAS kullanılarak anksiyete değerlendirildi. Hastaların taburcu sonrası davranış değişimleri ise ?Hastaneye Yatış Sonrası Davranış Sorgulaması? ile değerlendirildi.Bulgular: Model alma temelinde hazırlanmış video gösteriminin, çocukların anestezi indüksiyonundaki anksiyetelerini azalttığı ve taburcu sonrası davranışlarında video izlemeyen gruba göre daha az negatif değişimler olduğu saptandı.Sonuç: Nonfarmakolojik premedikasyon yöntemlerinden olan model alma temelinde hazırlanmış video gösteriminin preoperatif anksiyeteyi ve hastaneye yatış sonrası negatif davranış değişimlerini azaltmada etkin bir yöntem olabileceği kanısındayız.Anahtar Sözcükler: Preoperatif anksiyete, model alma, video gösterimi, davranış değişimleri.
İnmeli hastalara verilen ağız bakımı eğitiminin ağız sağlığı yaşam kalitesi ve öz yetkinlik düzeyine etkisi
Bu çalışma inmeli hastalara verilen ağız bakımı eğitiminin hastanın ağız sağlığı yaşam kalitesi ve öz yetkinlik düzeyine etkisini belirlemek amacıyla tek gruplu ön test-son test müdahale araştırması olarak yapılmıştır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ve kurum izni alınmıştır. Çalışma 15 Temmuz 2021- 01 Ocak 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim Araştırma hastanesinde 90 inmeli hasta ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu, Ağız Sağlığını Değerlendirme Formu, Ağız Sağlığı Etki Ölçeği (OHIP-14), Ağız ve Diş Sağlığı ile İlgili Yaşam Kalitesi-Birleşik Krallık Ölçeği (OHRQol-UK) ve Ağız Bakımı Öz Yetkinliği İnanç Ölçeği alt boyutu olan Diş Fırçalama Öz Yetkinliği kullanılmıştır. Hastalara ön test uygulanmış, ağız bakımı eğitimi verilmiş olup hastalar bir ay süre ile takip edilmiştir ve hastalara son test uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, frekans, yüzde, ortalama, Paired simple t testi kullanılmıştır. Hastaların %28.9'u inme geçirmeden önce günde 3 kez ağız bakımı yaparken, inme tanısı aldıktan sonra %43.3'ü günde bir kez ağız bakımı yapmaya başladıklarını ifade etmişlerdir. İnmeli hastaların ağız sağlığını değerlendirme formu ön test puan ortalaması 9,00±1,90 iken son test puan ortalaması 6,48±1,44 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İnmeli hastaların OHIP-14 ön test puan ortalaması 7,07±6,39 iken son test puan ortalaması 6,81±3,10 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). İnmeli hastaların OHRQol-UK ön test puan ortalaması 43,29±7,72 iken son test puan ortalaması 53,77±8,36 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). İnmeli hastaların diş fırçalama öz yetkinliği ön test puan ortalaması 11,31±6,31 iken son test puan ortalaması 17,38±5,31 olup, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda inmeli hastaların eğitim sonrası ağız sağlığını değerlendirme formu puanında anlamlı bir düşüş olduğu belirlenmiştir. Ayrıca OHRQol-UK puanında ve diş fırçalama öz yetkinliği puanında anlamlı bir yükselme olduğu belirlenmiştir. İnmeli hastaların ağız değerlendirmelerinin düzenli aralıklarla yapılması ve hastalara ağız bakımı eğitiminin verilmesi önerilmektedir. 2023, 118 sayfa ANAHTAR KELİMELER: Ağız Bakımı, Ağız Sağlığı, İnme, Öz Yetkinlik, Yaşam Kalitesi
Roy adaptasyon modeline göre verilen eğitimin hemodiyaliz hastalarının stres, psikososyal uyum ve öz bakım gücüne etkisi
Araştırma, ayaktan hemodiyaliz tedavisi gören hastalara Roy Adaptasyon Modeline göre verilen eğitimin hastaların stres, psikososyal uyum ve öz bakım gücüne etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Evreni; 01 Eylül- 30 Kasım 2016 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hemodiyaliz Bölümünde tedavisi süren 80 diyaliz hastası oluşturdu. Araştırmanın örneklemini 40 kontrol, 40 deney olmak üzere evrenin tamamındaki hastalar oluşturdu. Deney grubuna Roy Adaptasyon Modeline göre eğitimlerde bulunulurken, kontrol grubunun eğitimi hemodiyaliz kliniğindeki hemşireler tarafından yapıldı. Ön test verileri için deney ve kontrol grubuna tanıtıcı bilgi formu, kronik diyaliz hastalarının hastalıklarına yönelik öz-bakım gücünü değerlendirme ölçeği, hemodiyaliz stresör ölçeği ve hastalığa psikososyal uyum öz-bildirim ölçeği uygulanarak toplandı. Ön testten sonra deney grubundaki hastaların eğitim gereksinimleri belirlenip evlerinde ve klinikte ayda iki defa olmak üzere toplamda 6 kez eğitim yapıldı.Her ayın sonunda deney grubuna aynı veri toplama araçları uygulanarak ara test verileri toplandı. Ara testlerden 2 hafta sonra ölçümler tekrarlanarak son test verileri elde edildi ve hazırlanan eğitim kitapçığı çalışma sonunda hastalara verildi. Kontrol grubuna ara testler uygulanmadı ve son test verileri ise herhangi bir girişim yapılmaksızın deney grubunun son test verileriyle beraber toplandıktan sonra bu gruba da eğitim kitapçığı verildi. Deney ve kontrol gruplarının ön test karşılaştırmalarında; deney grubundaki hastaların öz bakım gücünü değerlendirme ölçeği alt boyutlarından olan hijyenik bakım puan ortalaması (5.0±1.0), kontrol grubunda ise; hastalığa psikososyal uyum öz bildirim ölçeği alt boyutlarından sağlık bakımına oryantasyon (7.8±4.5), mesleki çevre (10.8±3.3) , aile çevre (9.8±5.3), seksüel ilişki (10.7±4.1), geniş aile ilişkileri (4.9±3.5), sosyal çevre (7.8±4.6), ve ölçek toplam puanı (60.7±21.1) anlamlı şekilde daha yüksek saptanmıştır (p<0.05). Deney grubunun tekrarlı ölçümlerinde ise öz bakım gücünü değerlendirme ölçeği alt boyutlarından kendini izleme haricindeki tüm alt boyutlar anlamlı şekilde pozitif yönde ilerleme sağlanmıştır (p<0.05). Deney ve kontrol gruplarının son test karşılaştırmalarında ise, öz bakım gücünü değerlendirme ölçeği alt boyutlarından ruhsal durum haricindeki tüm alt boyutlar deney grubunda anlamlı şekilde istendik yönde değişim göstermiştir. Bu bulgular çalışmanın; Hemodiyaliz hastalarına Roy Adaptasyon Modeline göre verilen eğitimin hastaların stres düzeyini azaltmada, psikososyal uyum ve öz bakım gücünü arttırmada etkili olmuştur. Hemodiyaliz hastalarıyla çalışan hemşirelerin hasta eğitiminde Roy Adaptasyon Modeline göre eğitim vermeleri, eğitim etkinliğini değerlendirme araçları olarak da söz konusu ölçekleri uygulamaları önerilir. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, Roy Adaptasyon Modeli, Stres, Özbakım Gücü, Psikososyal Uyum, Hemşirelik.
Kronik böbrek yetmezliği tanısı alan diyabetik veya hipertansif hastalara hemşire tarafından verilen eğitimin bazı parametrelere ve yaşam kalitesine etkisi
ÖZET KRONİK BÖBREK YETMEZLİĞİ TANISI ALAN DİYABETİK VEYA HİPERTANSİF HASTALARA HEMŞİRE TARAFINDAN VERİLEN EĞİTİMİN BAZI PARAMETRELERE VE YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ Ayşe ŞAHİN Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı İç Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı Doç. Dr. Özlem OVAYOLU Şubat 2018 84, sayfa Bu araştırma, kronik böbrek yetmezliği (KBY) tanısı alan diyabetik veya hipertansif hastalara hemşire tarafından verilen eğitimin bazı parametrelere ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile hesaplanarak belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Araştırmanın verileri soru formu ve Kidney Disease Quality Of Life SF-36 (KDQOL-36) ölçeği ile toplandı. KDQOL beş alt boyut içermektedir. Her boyutta puanlar 0 ve 100 arasında değişmektedir. Yüksek puan yaşam kalitesinin yükseldiğini göstermektedir. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda her iki gruba soru formu ve KDQOL uygulandı. Müdahale grubundaki hastalara eğitim kitapçığı temel alınarak eğitim verildi. Ayrıca hastalar telefon ile aranarak sonuçları hakkında bilgilendirildi ve eğitimin tekrarı sağlandı. Kontrol grubuna ise, kliniğin rutini dışında herhangi bir uygulama yapılmadı. Araştırmadan elde edilen veriler ki-kare. Student t, Mann whitney U, Freidman ve paired t testleri ile analiz edildi. Eğitim sonrası kan parametreleri açısından kalsiyum dışında her iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlendi. Ancak eğitim sonrasında müdahale grubunun yaşam kalitesi tüm alt boyut puan ortalamalarının yükseldiği (p<0.05), kontrol grubunda ise semptom alt boyutu dışında tüm alt boyut puan ortalamalarının düştüğü görüldü. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda, diyabetik veya hipertansif KBY hastalarına eğitim verilerek yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve uzun süreli takiplerle klinik göstergelerinin değerlendirilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, eğitim, hemşire, hipertansiyon, kronik böbrek yetmezliği, yaşam kalitesi.
Total larenjektomili hastalara verilen eğitimin öz bakım gücüne etkisinin değerlendirilmesi
Total Larenjektomili Hastalara Verilen Eğitimin Öz Bakım Gücüne Etkisinin Değerlendirilmesi Öz-bakım, bireyin sağlığını, yaşamını ve iyilik halini koruması için gerekli aktiviteleri uygulaması olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışma, total larenjektomili hastalara verilen eğitimin öz-bakım gücüne etkisinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yarı-deneysel olarak planlanan çalışmanın örneklemini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kulak Burun Boğaz Kliniği'nde tedavi gören 50 kontrol, 50 deney olmak üzere toplam 100 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Hasta Tanıtım-Bilgi Formu", "Hasta Ön Test-Son Test Formu", "Öz Bakım Gücü Ölçeği", "Hastalara Yönelik Özel Periyodik Eğitim Planı" ve hasta memnuniyetini belirlemek amacıyla "Görsel Analog Skala" kullanılmıştır. Çalışma ÇÜTF Balcalı Hastanesi kurum izni ve Çukurova Üniversitesi Etik Kurul izni alındıktan sonra Mart 2011-Aralık 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin istatiksel analizinde SPSS 17.0 paket programı kullanılmıştır. Kontrol ve deney grubu hastaların, öz-bakım gücü ölçeğinden aldıkları puanlar, kötüden çok iyiye doğru gruplandırıldığında, deney grubu puanlarının %8'nin orta, %14'nün iyi, %78'nin çok iyiyken; kontrol grubunun %22'sinin kötü, %68'nin orta, %8'nin iyi ve %2'sinin çok iyi olduğu saptanmıştır (p=0.0001). Her iki grupta da başlangıç bilgi düzeylerinin birbirlerine denk olduğu saptanmıştır. Ancak, eğitim verilen deney grubunun bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır (p=0.0001). Çalışma sonucunda, kontrol grubu hastaların, öz-bakım gücü puan ortalaması 76.5–15.3 iken; deney grubu hastaların öz-bakım gücü puan ortalaması 120.0–12.2 olarak belirlenmiş olup (p=0.0001), verilen eğitimin, istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturduğu saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda, hastalara verilen eğitimin etkili olduğu, verilen eğitim ile hastaların tedavi ve bakım ile ilgili bilgi düzeylerinin, öz-bakım güçlerinin ve memnuniyetlerinin anlamlı şekilde arttırdığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Hasta Eğitimi, Hemşirelik, Larenks Kanseri, Öz-Bakım Gücü, Total Larenjektomi
Video ve yazılı eğitimin koroner anjiyografi yapılacak hastaların anksiyeteleri üzerine etkisi
Koroner anjiyografi (KAG) kalp hastalıklarının tanılanmasında kullanılan önemli bir girişim olup, hastaların anksiyetesini arttırabilmektedir. Bu çalışma koroner anjiyografi öncesi video ve yazılı eğitimin hastaların anksiyeteleri üzerine etkisini incelemek amacıyla üç gruplu, yarı deneme modeli olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'nda Ekim 2015- Mayıs 2016 tarihleri arasında KAG uygulanacak olan tüm hastalar, örneklemini ise belirtilen evrenden blok randomizasyon yöntemiyle seçilen hastalar oluşturmuştur. Araştırmaya örneklem kriterlerine uyan, yazılı eğitim grubundan 30, video eğitim grubundan 30, kontrol grubundan 30 olmak üzere toplam 90 hasta alınmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve hastaların anksiyete düzeylerini değerlendirmek için Durumluk-Sürekli Anksiyete Envanteri (DSAE- STAI, State Trait Anxiety Inventary) kullanılmıştır. Durumluk anksiyete ölçeği eğitim sonrası ve KAG işlem sonrası tekrar uygulanmıştır. Ayrıca eğitim öncesi, sonrası ve KAG işlem sonrası hastaların fizyolojik parametreleri (sistolik ve diyastolik kan basıncı, nabız, solunum) ölçülmüştür. Hastaların memnuniyetini belirlemek için Görsel Değerlendirme Skalası (VAS-Visuel Analog Scale) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS 20.0 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Kontrol grubu ile eğitim grubu hastalarının (video eğitim ve yazılı eğitim) eğitim sonrası durumluk anksiyete, memnuniyet ve fizyolojik parametrelerinin puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.005). Video eğitim grubu durumluk anksiyete puan ortalamasının (41,67±4,73), yazılı eğitim grubu puan ortalamasına (44,23±3,97) göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; KAG planlanan hastalara, hemşire tarafından işlem öncesi verilen video ve yazılı eğitimin, anksiyeteyi azalttığı, fizyolojik parametreleri olumlu yönde etkilediği ve hasta memnuniyetini arttırdığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, Koroner Anjiyografi, Video Eğitimi, Yazılı Eğitim
Doğum öncesi dönemde verilen eğitimin gebelikte görülen yakınmalar ve yaşam kalitesine etkisi
Araştırma, doğum öncesi dönemde verilen eğitimin gebelerde görülen yakınmalar ve yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kontrol gruplu yarı deneysel niteliktedir. Araştırma Eylül 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında Adana'da bulunan bir kadın doğum hastanesinin polikliniklerinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini belirtilen tarihler arasında antenatal takip için başvuran ve araştırma katılım kriterlerine uyan 30 deney, 30 kontrol olmak üzere toplam 60 gebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu' ve 'Gebelikteki Yakınmalar ve Yaşam Kalitesine Etkisi Ölçeği (GYYKEÖ)' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik dağılımlar, aritmetik ortalama, standart sapma, Ki-kare testi, Mann-Whitney-U testi ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. I.trimesterde deney grubundaki gebelerin GYYKEÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasının 85,9±22,6,kontrol grubundaki gebelerin 78,0±25,6 olduğu belirlenmiş ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). II.trimesterde deney grubundaki gebelerin GYYKEÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasının 46,2±21,1, kontrol grubundaki gebelerin 99,8±21,6 olduğu belirlenmiş ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). III. trimesterde deney grubundaki gebelerin GYYKEÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasının 43,5±16,4, kontrol grubundaki gebelerin 108,0±16,8 olduğu belirlenmiş ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada; doğum öncesi dönemde verilen eğitimin gebelerde görülen yakınmaları azalttığı ve yaşam kalitesini arttırdığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: doğum öncesi eğitim, gebelikte yakınma, yaşam kalitesi
Koroner arter bypass greft ameliyatı yapılan hastalarda verilen planlı eğitimin ameliyat sonrası kinezyofobi ve öz-etkililik düzeyleri üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalara verilen planlı eğitimin hastalarda kinezyofobi ve öz etkililik düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evrenini Mayıs 2022-Mayıs 2023 tarihleri arasında Manisa Şehir Hastanesinde koroner arter bypass greft ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu (N=137). Araştırmaya katılmayı kabul eden hastalardan, basit rastgele randomizasyon yöntemi ile % 95 güven aralığında güç analizi (power analizi) sonucunda n=41 hasta kontrol, n=41 hasta deney grubunu oluşturdu. Veriler,'Kişisel Veri Toplama Formu', 'Hasta İzlem Formu', 'Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ)' ve 'Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği (BEBÖ)'nin Kardiyak Cerrahi Versiyonu' kullanılarak elde edildi. Deney grubuna literatür bilgisine dayanarak hazırlanan 'Koroner Arter Bypass Greft (KABG) Ameliyatı Geçiren Hastalarda Ameliyat Öncesi ve Sonrası Dönem İçin Hasta Eğitim Kitapçığı' verildi. Kontrol grubuna klinik rutinlerine göre sözlü bilgilendirme yapıldı. Demografik özellikleri tanımlamak için sayı yüzde dağılımı ve tanımlayıcı istatistikler, grupların homojenliğini değerlendirmek için ki kare testi, normal dağılmayan verilerde Mann Whitney U testi ve normal dağılan verilerde ise bağımsız gruplarda t testi yapıldı. Bulgular: Deney grubundaki hastaların TKÖ grup içi ortalama puanları arasında anlamlı fark olduğu (p<0,05) saptandı.Deney ve kontrol grubu hastalar arasında ameliyat sonrası kinezyofobi davranışları açısından anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol grubundaki hastaların gruplar arası BEBÖ ve alt boyutları ameliyat sonrası ortalama puanları arasında anlamlı fark olmadığı bulundu (p>0,05).Deney ve kontrol gruplarında yaş ve beden kitle indeksinin ameliyat öncesi ve sonrası TKÖ ortalama puanları ile ameliyat sonrası BEBÖ ortalama puanları arasında korelasyon olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Planlı eğitimin, deney grubunda ameliyat sonrası kinezyofobi davranışlarını azaltmaya ve taburculuk sonrası yeterli öz-etkililik düzeylerine ulaşmasına yardımcı olduğu belirlendi.Ancak ameliyat sonrası sonuçların iki grup arasında anlamlı bir fark oluşturmadığı bulundu. Bu açıdan ameliyat öncesi dönemde verilen planlı eğitimin kinezyofobi ve öz-etkililik düzeylerine etkisi konusunda benzer özellikteki daha büyük örneklem gruplarıyla kanıt temelli çalışılarak literatüre katkı sağlanması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik, koroner arter bypass grefti, hasta eğitimi, kinezyofobi, öz-etkililik
Doğum sonrası farklı eğitim yöntemleriyle verilen taburculuk eğitiminin taburculuğa hazır oluşluk, doğum sonu uyum süreci ve emzirme öz-yeterliliğine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, doğum sonrası farklı eğitim yöntemleriyle verilen taburculuk eğitiminin taburculuğa hazır oluşluk, doğum sonu uyum süreci ve emzirme öz-yeterliliğine etkisini incelemektir. Gereç Yöntem: Araştırma deneysel olarak, 2019-2021 tarihleri arasında Tekirdağ Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Devlet Hastanesi'nde doğum yapan kadınlar; örneklemini (müdahale 1 n=30, müdahale 2 n=30 ve kontrol grubu n=30) toplam 90 anne oluşturmuştur. Müdahale grubundaki annelere doğum sonu farklı eğitim yöntemleriyle (müdahale 1 grubuna video yöntemi ve müdahale 2 grubuna resimli rehber eşliğinde sözlü anlatım yöntemiyle) taburculuk eğitimi, kontrol grubuna ise rutin lohusalık bakımı verilmiştir. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu, Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu, Doğum Sonu Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (Kısa Form), Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği'' ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler olarak, sürekli değişkenler için ortalama değer, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum değerler; kategorik değişkenler için ise sayı ve yüzde değerleri hesaplanmıştır. Başlangıç analizleri olarak normal dağılımın değerlendirilmesinde Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri, verilerin analizinde Kruskal-Wallis testi, Likelihood ratio, Pearson Ki-kare, Kruskal-wallis testi, Bonferroni, Fisher'ın kesin testi kullanılmış, p<0,05 istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmada müdahale 1 grubundaki annelerin Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (Kısa Formu)'nden aldıkları puan ortalamasının (66,03±3,94), müdahale 2 (62,30±3,42) ve kontrol grubunda yer alan annelerin puan ortalamasından (36,96±5,73) yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel anlamlı olduğu; müdahale 1 grubundaki annelerin Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu toplam puan ortalamasının (145,53±8,74), müdahale 2 grubundaki (137,10±6,54) ve kontrol grubundaki annelerin puan ortalamasından (65,03±9,32) yüksek olduğu ve gruplar arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu; müdahale 1 ve müdahale 2 gruplarındaki annelerin Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamasının benzer olduğu (sırasıyla 175,06±12,83 ve 176,13±13,29), kontrol grubundaki annelerin puan ortalamasının müdahale gruplarındaki annelerden düşük (225,16±18,90) ve müdahale ile kontrol grupları arasındaki bu farkın da istatistiksel düzeyde anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Annelere video yöntemi ve resimli rehber eşliğinde sözlü anlatım yöntemi şeklinde verilen taburculuk eğitiminin, annelerin taburculuğa hazır oluşluğunun, emzirme öz-yeterliliğinin ve doğum sonrası döneme uyumunun artmasında olumlu yönde etkisi olduğu görülmüştür.