Türk Ceza Kanunu
259 theses under this subject heading
İhaleye fesat karıştırma suçu
İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Kanun'un "Özel Hükümler" adlı ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer almaktadır. Maddeye göre; Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde de bir takım değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada bu değişiklikler çerçevesinde ihaleye fesat karıştırma suçu ele alınmıştır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımlar
Toplumun mutlaka bir düzen içinde bulunması gerekir. Toplumun düzeninin devamı için de düzenin bozulmasına sebebiyet verecek eylemler çeşitli şekillerde müeyyideye tabi tutulmak zorundadır. Toplumun en üst örgütlenmesi olan devletin sosyal barış ve sükûneti sağlamak üzere gerekli önlemleri alması gerekir. Bu önlemlerin başında suç ve ceza ihdası ile verilen cezaların yerine getirilmesini sağlamak gelir. Ancak cezalandırmanın klasik amacı olan öç alma veya kefaret, insanlık tarihiyle birlikte değişikliğe uğramış, cezanın amacına ilişkin bu düşünceler suçlunun, suçtan arındırılması ve toplumun korunması amacıyla duygusallığın arka plana atıldığı, bilimsel temele dayalı çözüm arayışlarına yönelen bir amaç halini almıştır.Çağdaş ceza anlayışı; hem hukuka aykırı olan eylemleri gerçekleştiren kişi, hem de bunun en genel anlamıyla mağduru olan başta toplum olmak üzere diğer gerçek ve tüzel kişiler için bu eylemden en az zararla kurtulmanın yollarını bilimsel olarak aramaya başlamıştır. Bu anlamda da hukuka aykırı eylemden zarar gören tüm sujelerin en az etkilenmesi maksadıyla hürriyeti bağlayıcı cezaların bu sujelere verdiği olumsuz etkilerin giderilmesi amacıyla çeşitli alternatif uyuşmazlık çözüm yolları ve özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalara seçenek yaptırımların araştırılması yoluna gidilmiştir. Bu seçenek yaptırımlarla, özellikle kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların gerek sanık gerekse mağdur ve toplum açısından zararlı etkilerinin en aza indirildiği ve amaçlanan faydanın gerçekleştiği anlaşılmaktadır.Bu bağlamda hürriyeti bağlayıcı cezaların yerine uygulanan seçenek yaptırımlar konusu tüm hukuk sistemlerinin ilgilenmeye başladığı ve sonuç olarak da bundan fayda sağlanılan bir kurum olarak toplumun suça karşı korunmasını sağlayan önemli bir fonksiyonu yerine getirmiştir.Anahtar Kelimeler: Kısa Süreli Hürriyeti Bağlayıcı Ceza, Seçenek Yaptırım, Güvenlik Tedbirleri
Türk Ceza Kanununda haksız tahrik
Bu araştırmanın amacı, Türk Ceza Kanununda genel hükümler arasında yer alan ve uygulamada oldukça sık karşılaşılan haksız tahrik kurumunun ne olduğu ve nasıl uygulandığı ortaya koymak, mevzuatta ve uygulamada mevcut bulunan eksiklik ve yanlışlıkların tespit edilerek bu eksiklik ve yanlışlıkların düzeltilmesi yolunda öneriler sunabilmektir.1 Haziran 2005 yılında Yeni Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi ile birçok kurumda olduğu gibi haksız tahrik kurumunda da birtakım yeni düzenlemelere gidilmiş ve doğal olarak uygulamada da yeni içtihatlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Haksız tahrik konusunun mahkeme kararlarındaki uygulama sıklığı ve kararların geçmiş dönemlerde Yargıtay tarafından haksız tahrikin yanlış uygulanması nedeniyle bozulma oranı göz önüne alındığında Türk Ceza Hukuku bakımından bu konunun önemi iyi anlaşılacaktır. Bu bağlamda içeriğinin tespiti ve sınırlarının net olarak ortaya konulması gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Haksız Fiil, Haksız Tahrik, Hakaret, Hiddet veya Şiddetli Elem, Özel Haksız Tahrik, Tahrik, Tepki Fiili.
Hakkı olmayan yere tecavüz suçu (TCK M. 154)
Malvarlığı değerleri, toplumun temel değerlerinden birini teşkil etmektedir. Çalışmanın konusunu oluşturan hakkı olmayan yere tecavüz (TCK m. 154) düzenlemesi de bu malvarlığı değerlerinin bir kısmını korumak maksadına matuftur. Düzenleme üç fıkradan müteşekkildir ve her bir fıkrada ayrı bir suç tipine yer verilmiştir. Bu suçlarda malvarlığı değerleri, taşınmazlar üzerinden gerçekleştirilen ihlallere karşı korunmaktadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmayla ilgili bulunan mülkiyet ve zilyetlik kavramları ve bunların diğer hukuk dallarındaki koruma yollarına, taşınmazların korunmasına yönelik bir ceza normu getiren 3091 sayılı kanuna ve 765 sayılı kanunda yer alan hakkı olmayan yerlere tecavüz düzenlemesine değinilmiştir. İkinci bölümde ise 5237 sayılı kanunun 154. maddesinde yer alan suçların incelemesine geçilmiştir. Birinci fıkrada özel mülkiyetteki taşınmazların, malikmiş gibi işgal edilmesi, sınırlarının değiştirilmesi veya bozulması ve hak sahibi kimselerin taşınmazdan faydalanmasına engel olunması suç haline getirilmiştir. İkinci fıkrada köy tüzel kişiliğine ait veya köylünün ortak yararlanmasına terk edilmiş taşınmazların, zapt edilmesi, bunlarda tasarrufta bulunulması ve sürüp ekilmesi suç olarak tanımlanmıştır. Sonuncu ve üçüncü fıkrada düzenlenen suç ise aidiyeti ehemmiyet taşımadan, suların mecrasının değiştirilmesi halinde vücut bulmaktadır.
İmar kirliliğine neden olma suçu (TCK m. 184)
İmar kirliliğine neden olma suçu; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilk defa ceza hukuku anlamında cezalandırılabilir bir fiil olarak düzenlenmiştir. Elbette ki imar kirliliğine neden olma fiiline vücut veren hareketler TCK'da suç olarak kabul edilmeden önce de işlenmekte idi. Fakat bu fiiller sadece kabahat şeklinde nitelendirilip çeşitli idari yaptırımlara tabi tutulmakta idi. Avrupa Birliği Hukukuna uyum çerçevesinde çevreye karşı suçların ceza hukuku yoluyla korunma altına alınması esasında yeni bir olgudur. İmar kirliliğine neden olma fiili de çevreye karşı suçlardan biri olup ceza hukuku yoluyla koruma altına alınması uygun görülmüştür. Tezimizde üzerinde durulan noktalardan bir tanesi de çevreye karşı suçlardan olan imar kirliliğine neden olma suçunun ceza hukuku yoluyla korunmasının ne derecede sağlandığı olacaktır. Tezimizin inceleme konusu olan imar kirliliğine neden olma suçu esasında içerisinde üç ayrı suçu taşımaktadır. Bunlar sırasıyla; yapı ruhsatiyesi alınmadan ya da ruhsata aykırı olarak bina yapmak veya yaptırmak, yapı ruhsatiyesi olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere elektrik, su veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade etmek ve son olarak da yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade etmektir. Çalışmada bu fiiller ayrı ayrı incelenmiş ve yasalaşmadan önce TBMM Genel Kuruluna sunulan ilk metni ile de karşılaştırmalar yapılmıştır.
2017-2021 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına "yaralanma" nedeniyle başvuran ve duyu veya organlardan birisinin işlevinin sürekli zayıflamasına veya yitirilmesine neden olduğu hususunda görüş bildirilen olguların, Amerikan Tıp Birliği (American Medical Association) yaralanma kılavuzu ile ülkemizde yürürlükte olan "Türk Ceza Kanunu" nda tanımlanan yaralama suçlarının adli tıp açısından değerlendirilmesi rehberi" ve "çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü tespit işlemleri yönetmeliği cetveli" ile karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Yaralama suçlarında, cezaların belirlenmesinde; oluşan yaralanmaların tipi, bölgesi ve sekel bırakıp bırakmayacağı, kısaca yaralanmaların ağırlığı dikkate alınan en önemli unsurlar arasında yer almıştır. Duyu veya organların birinin işlevinde zayıflama/yitirilme olduğu hususunda görüş bildirilen 126 olgunun retrospektif olarak değerlendirilmesi, rapor hazırlanmasında karşılaşılan sorunların tespiti, yaralanma ve sekellerinin "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu"ndaki oransal karşılıklarının belirlenmesi, bununla beraber ulusal ve kişisel farklılıkların, Adli Tıp Anabilim Dalınca değerlendirilmesi ve sonuçların "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Tespit İşlemleri Yönetmeliği" cetveli ile karşılaştırılması ile ortaya çıkan sonuçlara göre çelişkilerin giderilmesine yönelik öneri ve değişiklikler cetveli sunulması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Duyu veya organların birinin işlevinde zayıflama/yitirilme olduğu hususunda görüş bildirilen 126 olgu retrospektif olarak vii incelenerek, adli raporlardaki hastaların; yaşları, cinsiyetleri, "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu" ve "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Tespit İşlemleri Yönetmeliği" kullanılarak elde edilen oranlarının tespiti, kayıp yüzdeleri, % 10-50 arasında "işlevde sürekli zayıflama", % 50'nin üzerinde "işlev kaybı" olarak tanımlanarak oluşan tıbbi kanaat veri formuna kayıt edildi. Analizler SPSS Windows versiyonu 22 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: 126 olgunun %88.1'inin erkek, %11.9'unun kadın olduğu, ortalama yaş 40.5, standart sapma ±16.9 saptandığı, en yüksek başvuru nedenini %34.9 ile trafik kazalarının oluşturduğu, en yüksek yaralanma oranının %27 ile göz yaralanmalarına ait olduğu, izole üst ekstremite yaralanmalarında hayati tehlike verme oranının düşük, batın yaralanmalarında ise hayati tehlike varlığının diğer bölgelere göre yüksek olduğu, Kullanılan yönetmelikler ve cetvellerden elde edilen kayıp yüzdeleri arasında yaralanma bölgeleri dikkate alındığında anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,01). Sonuç: Türk Ceza Kanunu'nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adlî Tıp Açısından Değerlendirilmesi Rehberi"nin bilimsel, objektif, güvenilir ve uluslararası standartlara uygun bir şekilde yeniden düzenlemesi gerekmektedir. Bu düzenlemede; anatomik kayıp ve fonksiyonel kısıtlılığa ait sonuçlar bir arada değerlendirilebilir olmalı, geçerliliği ve güvenilirliği kabul edilmiş uluslarası uygulamalar ve ölçekler kullanılmalı, çıkan sonuçlar işlevselliğe dayalı olarak hesaplanmalıdır. Ceza hukuku açısından "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Tespit İşlemleri Yönetmeliği"nin yetersiz ve güncel olmadığı, pratikte kullanılmasının mümkün olmadığı, "Amerikan Tıp Birliği (American Medical Assocination) Kalıcı Engellilik Değerlendirme Kılavuzu"nun ise tamamının kullanımının mümkün olmadığını düşünmekle birlikte özellikle bazı ortopedik arızaları tanımlayan kısımlarının yeni oluşturulacak rehberde veyahut revizyon çalışmasında mutlaka göz önüne alınması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Adli tıp, duyu-organ, AMA kılavuzu, yitirilme, Türk Ceza Kanunu
Türk Ceza Kanunu'nda göçmen kaçaklığı suçu ve göçmen kaçaklığı ile mücadele politikaları
Türk Ceza Kanunu'nda Göçmen Kaçakçılığı Suçu ve Göçmen Kaçakçılığı Suçu ile Mücadele Politikaları isimli bu çalışmada, insanın varoluşundan beri en temel eylemi olan 'göç' inceleme konusu yapılmıştır. Sosyolojik olarak pek çok sınıflandırma yolu ile tasnif edilen göç eyleminin ceza hukuku ile temas ettiği nokta 'yasadışı göç 'tür. İç savaş, ekonomik sıkıntılar, iklim krizi gibi pek çok nedenle dünyada her geçen gün göç ve göçmen sayısı artmakta ve ne yazık ki bu göçlerin büyük çoğunluğunun yasadışı yollarla yapıldığı görülmektedir. Yasadışı göç eyleminin temel süjesi olan göçmenler; kimi zaman varılmak istenen veya transit geçilen ülkeye bazı kişi veya kişi gruplarının maddi menfaat karşılığında yardım etmesi ile ulaşmaktadır. İşte tam da bu noktada göçmenler suçun konusu-mağduru olma durumunu geçmekte ve göç kavramının ceza hukukundaki görünümlerinden biri olan göçmen kaçakçılığı suçu meydana gelmektedir. Çalışma göçmen kaçakçılığı suçunu hukuki yönden incelemekle birlikte bu suç ile mücadeleye yönelik değerlendirmeler içermektedir. Bu kapsamda bir çalışmanın yapılabilmesi için öncelikle literatür taraması yapılmış; göç ile göçmen kavramları, göç çeşitleri, yasadışı göç ve uluslararası hukukta göçmen kaçakçılığına ilişkin temel düzenlemeler ile kuruluşlar incelenmiştir. Jeopolitik konumu itibariyle dünyada göç hareketliliğinin yoğun olduğu bir ülke olan Türkiye açısından yasal mevzuat incelenmesi yürürlükte bulunan kanunlar ve kadük olmuş kanunlar açısından karşılaştırma yapılmak suretiyle çalışılmıştır. Göçmen kaçakçılığının, son yıllarda uluslararası gündemin önemli konularından biri olması ve hem kişiler özelinde hem de devletler nezdinde doğan mağduriyetlerin artması bu alanda birtakım politikalar oluşturulmasını gerekli kılmıştır. Geliştirilen mücadele politikalarının, göçmen kaçakçılığı sorununun ele alınış biçimine göre çeşitlilik gösterdiği vurgulanmıştır. Göçmen kaçakçılığı uluslararası örgütlü suç içerisinde değerlendirildiğinde, uygulanmakta olan önlemler uluslararası örgütlü suçla mücadele kapsamındaki önlemlerle örtüşmektedir. Çalışma kapsamında, uygulanan ve uygulanması önerilen mücadele politikaları; Türkiye özelinde incelemeye alınmış, Türkiye'nin yakın ilişkiler içinde olduğu ve göçmen sorununu yakından yaşayan Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya ile Fransa bu kapsamda örnek seçilerek göçmen kaçakçılığı ile ilgili uyguladıkları politikalar yönünden incelenmiştir.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında 2006-2011 yılları arasında muayene edilen, kanunla ihtilafa düşen çocukların değerlendirilmesi
Amaç: Uluslararası anlaşmalarla göre 18 yaşını bitirmemiş her birey çocuk sayılmaktadır. Çocuk; fiziksel ve ruhsal olarak gelişimi devam etmekte olan, bu gelişim esnasında da her türlü dış etkileşimden fazlasıyla etkilenen, bakıma ve eğitime muhtaç bir varlıktır. Bu araştırmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Olguları Değerlendirme Heyetine çeşitli nedenlerle başvuran suça sürüklendiği iddia edilen çocuk olguların ve ailelerinin ayrıntılı demografik özelliklerini, iddia edilen suçun özelliklerini ve sonuçlarını sosyokültürel açıdan değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: 2006 ile 2011 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Olguları Değerlendirme Heyetine çeşitli nedenlerle başvuran 141 olgunun dosyaları retrospektif olarak incelendi.Bulgular: Çalışmamızdaki 141 olgudan 134'ünün (% 95,0) erkek, 7'sinin (% 5,0) kız çocuğu olduğu, yaş ortalamasının kız çocuklarında 13,6+1 yaş, erkek çocuklarında 13,1+1,1 yaş, genelde ise 13,1+1,1 yaş olduğu görüldü. 76 olgunun (% 53,9) eğitimine devam ettiği, 65 olgunun (% 41,1) eğitimine devam etmediği, 5 olgunun (% 3,5) ise hiçbir eğitim kurumuna gitmediği, 8 olgunun ise eğitimini özel eğitim kurumları ile birlikte devam ettirdiği görülmüştür. 56 (% 39,7) olgu annesinin hiç eğitim almadığı, 56 (% 39,7) olgunun annesinin ilkokul mezunu olduğu, 20 (% 14,2) olgunun babasının hiç eğitim almadığı, 71 (%50,4) olgununm babasının ilkokul mezunu olduğu görüldü. Olguların kardeş sayısı ortalamasının 4,2+2,6 olduğu, en fazla 13 kardeşli olguya rastlandığı görülmüştür. İddia edilen suçlar incelendiğinde 50 olgu (% 35,5) ile en fazla suçun hırsızlık olduğu, 25 olgu (% 17,7) ile cinsel istismarın ise 2. Suç olduğu saptanmıştır.Sonuç: Ülkemizde çocuk suçluluğu ile ilgili veriler bulunmakla birlikte yeterliliği ve güvenilirliği tartışmalıdır. Bu nedenle ülkemizde çocuk suçluluğunun şuan ki durumunun tespit edilmesine ve kapsamlı araştırmalar yapılmasına gerek duyulmaktadır. Çocuk suçluluğunun önlenmesi, suça karışan çocukların rehabilite edilmesinden daha kolaydır ve toplum sağlığı açısından da çok daha faydalıdır. Toplum bilincinin ve duyarlılığının arttırılmasına yönelik eğitim programlarının planlanması ve uygulanması gerekmektedir.
Türk Ceza Kanunu'nda çocukların cinsel istismarı suçu
Toplumun geleceğini oluşturan çocuğun, sağlıklı bir birey olarak yetişebilmesi için her türlü istismar ve şiddette karşı korunması gerekir. Özellikle çocuğun maddi ve manevi varlığı üzerinde derin izler bırakan ve toplumda nefretle karşılan cinsel istismar, etkili müdahaleyi gerektiren bir istismar türüdür. Bu müdahalenin bir gereği olarak, çocukların cinsel dokunulmazlığının, ceza hukukunda hukuki himayenin konusuna dâhil edilmesi zorunludur. Cinsel dokunulmazlığı korumak ve özellikle çocukların sağlıklı bir cinsel gelişim gösterebilmelerini sağlamak amacıyla, çocukların cinsel yönden istismarına yönelik filler 5237 sayılı TCK m. 103'te yaptırım altına alınmıştır. Son yıllarda çocukların cinsel istismarı suçunda önemli derecede artış görülmektedir. Bu artışın önünün kesilmesi ve çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlayabilmesi adına her alanda ciddi çalışmalar yapılmaktadır. İnsan soyunun en sevilesi varlığı olan çocuğun, maruz kaldığı bu istismar türüne karşı korunması için yapılan çalışmalara katkı sağlamak amacıyla, çocukların cinsel istismarı suçu tez konusu olarak seçilmiştir. Çalışma kapsamında suça ilişkin temel kavramlar, suçun tarihi gelişimi ve mukayeseli hukuktaki görünüm şekilleri ile 6545 sayılı Kanun değişikliği ile getirilen yenilikler ışığı altında, teknik hukuk açısından düzenlenme şekli incelenmeye çalışılmıştır.
Kişisel verilerin Ceza Hukuku yoluyla korunması
Kişisel veri kavramı en genel anlamda; kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek bir kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanmaktadır. Bu anlamda kişinin fiziki görüntüsü, karakteri, ekonomik veya sağlık durumuna ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kabul edilmektedir. Toplumsal yaşamda, bu bilgiler hem kamusal hem de özel sektörler tarafından çeşitli sebeplerle işlenebilmektedir. Kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesine ilişkin esas ve usuller 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu esas ve usullere aykırı olarak kişisel verilerin işlenmesi; veri sorumluları ve işleyicilerinin, idari veya cezai sorumluluğunu gündeme getirecektir. 5237 sayılı TCK'nın 135., 136. ve 138. maddelerinde korunması gereken hukuksal bir yarar olarak, kişinin özel yaşamı ve mahremiyeti dahilinde kişisel verileri kabul edilmiştir. Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, ele geçirilmesi, yayılması ve yok edilmemesi Kanun'un suç olarak düzenlendiği eylemlerdir. Böylelikle ceza hukuku yoluyla kişilerin, kişisel verilerinin korunması hakkı güvence altına alınmıştır. Bu çalışmanın temel amacı da, ceza hukukumuzun sağlamış olduğu bu korunmanın daha üst bir düzeye taşınmasını sağlayacak akademik faydanın gerçekleştirilmesidir. Bu doğrultuda çalışmada kişisel verilerin korunmasını konu edinen hem uluslararası hem de ulusal güncel metinlerden faydalanılarak, uygulamada verimlilik toplumsal yaşamda ise farkındalık yaratılmaya çalışılmıştır.
Yargı kararları ışığında görevi kötüye kullanma suçu
İnceleme konumuz olan görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı kanunun dördüncü kısım, birinci bölümünde "Kamu idaresinin güvenilirliğine ve işleyişine karşı suçlar" başlığı altında 257. maddede düzenlenmiştir. Görevi kötüye kullanma suçu genel, tali ve tamamlayıcı bir suçtur ve düzenlemesi itibariyle mahsus suçlardan olup, sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilir. Kamu görevlisi, kamu fa¬aliyetinin yürütülmesi sırasında, görevinin gerekli kıldığı yükümlülüklere uygun hareket etmek zorundadır. Böylelikle kamu faaliyetlerinin adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü husu¬sunda toplumda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekmektedir. Bu yükümlülükle bağdaşmayan davranışlar, belli koşullar altında 5237 sayılı TCK'nın 257. maddesinde suç olarak tanımlanmıştır. Çalışma kapsamında görevi kötüye kullanma suçu üç bölüm altında değerlendirilmiş olup, birinci bölümde suça ilişkin genel bilgilere, tanımlara, tarihçe, kanun gerekçesi ve korunan hukuksal yarara yer verilecek; ikinci bölümde suçun faili, mağduru, maddi ve manevi unsurları ile özel görünüş biçimleri ele alınacak; üçüncü bölümde ise usuli hükümler ile hukuka uygunluk nedenleriyle ilgili açıklamalara ve değerlendirmelere yer verilmiştir.
Türk ceza hukukunda meşru savunma
Bu çalışmada, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında meşru müdafaa olarak ifade ettiği 5237 sayılı yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanununun meşru savunma olarak Türkçeleştirdiği meşru savunma kurumu ve bu kurumla ilgili teori ve uygulamadan problem oluşturabilecek hususlar incelenmiş, ayrıca konuyla ilgili yargı kararları ve doktrindeki görüşler bütün yönleriyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Meşru savunmanın oluşması için saldırıya ve savunmaya ilişkin koşulların varlığı gerekmektedir. Saldırıya ilişkin koşullar ise bir saldırının varlığı, saldırının haksız olması, saldırının kişiliğe ilişkin bir hakka yönelmiş olması ve saldırının halen var olmasıdır. Ayrıca saldırı somut olmalı ve saldırı ile savunma aynı anda olmalıdır. Muhtemel bir saldırıya karşı meşru müdafaa olamayacağı gibi sona ermiş bir saldırıya karşı da meşru müdafaa olmaz. Ancak, başlamamış ama başlaması muhakkak olan ve tekrarı beklenen durumlarda meşru savunma söz konusudur ve saldırı bitmemiş sayılır. Bazen olayda meşru savunmanın şartları mevcut olsa bile saldırı ve savunmadaki ölçü sınırı aşılabilmektedir. Bu açıdan haklar arasında ya da kullanılan araçlar yönünden oran yoksa meşru savunmadan söz edilemez. Eğer bu sınır maruz görülebilecek bir korku veya heyecandan ileri gelmişse kuralımızın istisnasıdır, kusurluluğu kaldırmaktadır. Oran şartı en çok malvarlığına yönelik saldırılarda önem kazanmaktadır. Kanunumuz malvarlığı da dahil olmak üzere her türlü hakka karşı meşru savunmayı kabul ettiğinden malvarlığına yönelik savunmalarda oran şartı büyük bir hassasiyetle irdelenmelidir.
Türk Ceza Kanununda cinsel taciz suçu
İnsanın en temel hakları, kişisel haklarıdır, sonra siyasi hakları ve sosyal hakları gelir. Kişisel haklar arasında en değerlisi ise, yaşama hakkıdır. Yaşama hakkından sonra ise, kişilerin vücut dokunulmazlığı ve kişilerin manevi dokunulmazlığı hakları gelmektedir. Ulusal ve uluslararası metinleri koruma altına alınan bu hakları hukuken korumak için Ceza Kanunlarında suç tanımları düzenlenmiştir. Bunlar genellikle cinsel saldırı, cinsel istismar, işkence, eziyet ve yaralama suçlarıdır. Türk hukuk mevzuatında da paralel şekilde bu suç tanımları 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda düzenlenmiş ve yaptırıma bağlanmıştır. İşte bu suç tanımlarından biri de, cinsel taciz suçudur. Kişilerin cinsel dokunulmazlığını koruyan suç tanımları arasında en hafif haksızlık muhtevasına sahip, cinsel taciz suçu aynı zamanda kişilerin manevi dokunulmazlık hakkını koruyan suç tanımlarındandır. Çünkü cinsel taciz suçunda bir dokunma söz konusu değildir. Başka bir ifadeyle, bir temas olmaksızın kişilerin cinsel bir davranışla mağdur edilmesi söz konusudur. Şu halde, cinsel taciz suçu mahiyeti itibariyle cinsel arzuların tatminine yönelik hareketlerle işlenmekte ve genellikle vücuda fiziki bir temas olmadan cinsel amaçlı söylenen sözlerle oluşmaktadır. Söz atma dışında cinsel taciz suçu; bir kişiye karşı cinsel bir davranışla ıslık çalmak, el kol hareketi yapmak, cinsel ilişki teklifinde bulunmak şeklindeki hareketlerle oluşabilmektedir. Bu suçun uygulamada ve teoride mevcut aksaklıkları tespit edilip, yeni öneriler getirmek ve yeni içtihatlara kapı açmak açısından çalışma büyük önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Cinsel dokunulmazlık, suç, ceza
Türk Ceza Kanununda cinsel saldırı suçu
Toplumsal düzenin sağlanması ve adalet duygusunun zedelenmemesi için, o toplumda işlenen haksız fiillere belirli yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu yaptırımlarla mağdurun tatmin olması sağlandığı gibi, faile ve fail adaylarına da korkutma ve caydırma mesajı verilmektedir. Bir suçun karşılığında uygulanacak ceza belirlenirken hem hukuka uygun hem de toplumsal vicdanın kabul göreceği bir ceza olmalıdır. Aksi takdirde, toplumsal düzen sağlanamamakta, adalet duygusu zedelenmekte hatta faillerin cezası toplum tarafından verilmek istenmektedir. Cinsel saldırı fiili de, sınırlarının belirlenmesi ve hukuka uygun bir cezaya hükmedilebilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu belirlenme, devletin izlediği suç ve ceza siyasetiyle ve toplumun içinde bulunduğu dinamiklerle sağlanmalıdır. Cinsel saldırı suçlarının resmi istatistiklere göre, işlenme oranı belli bir seviyede iken, bu suçlara sessiz kalınan ve şikayeti engellenen vakıalar da eklenirse, işlenen suçlar arasında önemli bir yer teşkil edecektir. Bu fiillerin yaptırımı caydırıcı olursa, suçun mağdurları da sessiz kalmayıp güvenle adli mercilere ulaşacaklardır.
Türk Ceza Kanunu'nda çocukların cinsel istismarı suçu
Kişilerin en temel haklarından biri, onun vücut ve cinsel dokunulmazlığıdır. Devletlerce bu hak, anayasal seviyede düzenlenmektedir. Özellikle çocuklar için bu hakkın korunması ve bu hakka yönelik saldırıların bir yaptırımla cezalandırılabilmesi için ceza kanunlarında suç tanımları düzenlenmektedir. Çocukların cinsel istismarı suçu da, bu suç tanımlarından biridir. Bu suçun adil bir şekilde yaptırıma bağlanması, çocukların vücutlarının cinsel amaçlı fiillerden korunabilmesi, onların gelişimlerine yönelik her türlü tehlikeye karşı duyarlı bir adalet mekanizması ile sağlanabilecektir. Adalet Bakanlığı'nın yıllık yayımladığı güncel resmi veriler, işlenen suçlar arasında cinsel istismar suçunun oranının artma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Buna bir şekilde adli mercilere iletilmeyen cinsel istismar vakaları da eklenirse gerçek rakamın daha çok yüksek olduğu görülecektir. İki farklı kanunla çocukların cinsel istismarı suçunu düzenleyen madde metninde düzenlemeler yapılmış, bu düzenlemelerle cinsel istismar suçu sınıflandırılmış ve yaptırımı artırılmıştır. Öğretide öngörülen hapis cezalarının artırılmasıyla caydırıcılığının sağlanamadığı ifade edilmektedir. Cezada caydırıcılığın sağlanması için yerinde ve etkin cezalar düşünülmelidir. Bu suç kapsamında izlenen suç ve ceza siyasetinin değiştirilmesi ve failin kısırlaştırılması gibi yeni argümanların ortaya koyulması gerekmektedir.
Türk ceza hukukunda eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi suçu
İnsanların en temel haklarından biri olarak kabul edilen eğitim ve öğretim hakkı, devlet tarafından sağlanması zorunlu olan temel haklardandır. Eğitim ve öğretim hakkının anayasal güvence altına alınarak ifası için bir takım yükümlülüklerin yerine getirilmesi gerekmektedir. Özellikle fırsat eşitliğinin ve eğitim olanaklarına erişimin kişilere sağlanması önem arz etmektedir. Bunun yanında devletin yetkili kurum ve kuruluşlarınca kişilerin eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması, Anayasadaki hükümler çerçevesinde zorunludur ve engellenemez bir haktır. Eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi durumunda ise, Türk Ceza Kanunu'nun 112. maddesi gereğince bir ceza yaptırımına hükmedilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, 1982 Anayasasında teminat altına alınan eğitim ve öğretim hakkının kavramsal çerçevesi, temel ilkeleri, tarihsel gelişimi ve Türk Ceza Kanununda tanımlanan suçun ceza hukuku açısından incelemesi yapılımış olup bu hakkın uygulanmasında yaşanan zorlukların tespiti ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca tarafımızca seçilmiş bazı Yargıtay kararları incelenmiş ve söz konusu suçun teori ve uygulanması açısından belirli tespit ve sonuçlara ulaşılmıştır.
Türk Ceza Kanununda hakaret suçu
1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinde hakaret suçu düzenlenmiştir. Bu düzenlemeyle kişilerin manevi varlıkları özellikle onur, haysiyet ve şeref hakları teminat altına alınmıştır. Bu hak, ulusal ve uluslararası metinlerde kişisel haklardan biri olarak ifade edilmiştir. Nitekim 1982 Anayasası'nın 17. maddesinin 1. fıkrasında "kişilerin manevi varlıklarını koruma hakkı" olarak yaşama hakkından sonra düzenlenmiştir. Ulusal nitelikteki belgelerin yanında uluslararası nitelikteki belgeler ile de insanların şerefinin ve haysiyetinin koruma altına alınmış olduğu görülmektedir. Uluslararası nitelikteki belgelerin başında hiç şüphesiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gelmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde insanın onur, şeref ve haysiyetinin korunmasına yönelik hükümler bulunmaktadır. Doğrudan haysiyet ve şeref hakkı olarak Türk Ceza Mevzuatında bir düzenleme olmasa da, kişilerin manevi varlığı içerisinde "haysiyet" ve "şeref hakkı" kavramını değerlendirmek mümkündür. Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin temel şekli dışında, hakaret suçu kapsamında özel düzenlemeler de mevcuttur. Kamu görevlisine ve Cumhurbaşkanına hakaret gibi özel suç tanımları da Türk Ceza Kanunu'nda bulunmaktadır. Ayrıca özel hukuk hükümleri ile de kişilerin onur, şeref ve haysiyetleri koruma altına alınmış olup kişilerin onur, şeref ve haysiyetlerinin ihlal edilmesi durumlarında tazminat sorumluluğu öngörülmüştür. Hakaret suçunun temel şeklinin şikâyete bağlı olması, öğretide bu suçun hafif suçlardan biri olduğu yorumuna neden olmuştur. Her ne kadar hakaret suçları, haksızlık muhtevası ağır olan suçlardan sayılmasa da, uygulama da adli mercileri en çok meşgul eden suç tiplerinden birisidir. Bunun nedeni, günümüzde kişilere yazılı, sözlü veya sosyal medyadan ulaşma imkânının kolay olması ve rahat işlenebilir olmasıdır. Bu çalışmanın amacı, bu suçta caydırıcılığı sağlamak, öğreti ve uygulamada eksik olarak ifade edilen hususları incelemek, tartışmak ve çözüm önerileri sunmaktır.
Türk Ceza Kanununda kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu
Kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu, insanların manevi varlığını, huzur ve sükûnet içerisinde hayat sürmesini teminat alan suç tanımıdır. Dolayısıyla bu suç tanımıyla hem kişilerin manevi varlıkları koruma altına alınmakta, hem de toplumsal düzenin korunmasında fayda sağlanmış olmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 123. maddesinde, düzenlenen bu suç tanımı, seçimlik hareketlerle işlenmektedir. Telefon edilmesi, gürültü yapılması ya da aynı maksatla hukuka aykırı başka bir davranışla fiillerde bulunulması, söz konusu suçun seçimlik hareketlerini oluşturmaktadır. Hukuka aykırı başka bir davranışta bulunması ibareleri, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ve belirlilik ilkelerine aykırı düşmektedir. Başka bir ifadeyle bir suç tanımı yapılırken, yoruma açık bir şekilde genişletilmeye müsait olmamalı, suçun unsurları açık ve net olmalıdır. Bu şekilde kişilerin temel hak ve hürriyetleri güvence altına alınmış olmaktadır. Çalışmanın amacı, söz konusu suç tanımıyla ilgili ceza hukuku açısından değerlendirilmesinin yapılması ve teori ve uygulamada eleştiri konusu olan hususlara çözüm önerileri getirilmesidir. Bu yapılırken de öğretide yer alan düşüncelere ve yüksek mahkeme kararlarına yer verilmiştir.
Uygulamada taksirle yaralama ve öldürme suçları: Trafik kazaları
5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu "Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar" başlığı altında ulusal ve uluslararası temel haklardan biri olan taksirle yaralama suçunu düzenleyerek, kişilerin vücut dokunulmazlığını yasal olarak korunma altına almıştır. TCK'nın 22. maddesi taksirin tanımı ve devam eden fıkralarında basit ve bilinçli taksir ayrıca, TCK 21/2'de olası kast kavramları düzenlenmiştir. Trafik kazalarının sebebi olan eylemlerin taksirin bir şekli olan bilinçli taksirle mi yoksa kastın bir şekli olan olası kastla mı işlendiği konusunda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Mülga 765 sayılı TCK'da trafik kazaları genel olarak kusur oranıyla açıklanmışken günümüz yargı kararlarında artık bu eylemlerin bazılarının taksirden daha ağır istisnai bir sorumluluk olan olası kast alanına sokulmaya başlanılmıştır. Bunun sebebi hiç şüphesiz sürücülerden kaynaklı ihmaller zincirinin fazlalığı sonucunda meydana gelen trafik kazalarının artması ve bunun sonucunda ölüm sayılarındaki artış yaşanması caydırıcılık için daha ağır yeni bir derece oluşturulmasına neden olmuştur. Bu nedenle kanun koyucu ceza artırımı ve trafik kazalarını taksirden kastın bir derecesi olan olası kasta dahil etmek yoluyla caydırıcılığı sağlamakla birlikte ayrıca kazaların azaltılması bakımından sürücüler için de tehdit algısı oluşturmaya çalışmıştır. Trafik kazalarından kaynaklı ölüm ve yaralama suçunda hukuka uygun bir cezaya hükmedilmesi için her iki kavramın net bir ayrımının yapılması önem arz etmektedir. Resmi istatistiklere göre trafik kazalarının yüksek oranı ve sonuçları karşısında hem devlet hem de toplum açısından tehlikeliliğini devam ettirmektedir. Tezin amacı, bu suçta caydırıcılığın yanında taksirli suç ile olası kast konusundaki kafa karışıklığını azaltmak, kanun maddesinin daha basit ve anlaşılabilir bir şekilde ifade edilmesini sağlamak için öğreti ve uygulamada eksik olarak ifade edilen hususları incelemek, tartışmak ve çözüm önerileri sunmaktır.
Türk ceza hukukunda çocukların cinsel istismarı suçu (Yozgat örneği)
Toplumların ilerlemesi, gelişmesi ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşmasının temelini ve çıkış yolunu oluşturan çocuklar, ne yazık ki geçmişten bugüne toplumların azımsanmayacak bir kesimi tarafından cinsel ihtiyaçların giderilmesinde kullanılan bir nesne olarak görülmüştür. Bu nedenle, toplumları derinden etkileyen böylesi olumsuz bir durumla daha etkin mücadele etmek gerekmektedir. Çocuklara yönelik cinsel istismar fiillerinin, ülkemiz başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde korkunç derecede artış gösterdiği görülmekte ve bunun önünün kesilmesi için gereken tedbirler alınmadığı takdirde, telafisi mümkün olmayan sonuçların ortaya çıkacağı gün gibi aşikardır. Bu nedenle, çocuklara yönelik cinsel istismar fiillerinin önlenmesi adına yapılan çalışmalara katkı sunabilmek amacıyla, çocukların cinsel istismarı tez konusu olarak belirlenmiştir. Yapılan çalışma kapsamında, suça ilişkin temel kavramlar, suçun nasıl işlendiği ve suç oluşturan eylem karşısında nasıl hareket edilmesi gerektiğine ilişkin tüm unsurlarıyla birlikte çocukların cinsel istismarı suçu, çocuklara yönelik cinsel istismar eylemlerinin ülkemizdeki yansımaları istatistiki veriler ışığında incelenmeye çalışılmıştır.
Ceza muhakemesi hukukunda tebligat
Hakkında işlem yapılan kimseye bu işlemle ile ilgili bilgi verilmesi gerekmektedir. Bilgilendirilen kimse ise bu işleme karşı temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli girişimlerde bulunma imkanı elde etmiş olur. Bu bilgilendirme işleminin hukuk alanında bir anlam ifade edebilmesi ancak bilgilendirme işleminin belgelendirilmesine bağlıdır. İşte bu bilgilendirme ve belgelendirme işlemine tebligat denilmektedir. Tebligat bir usul işlemidir ve hukuken geçerli bir tebligattan söz edebilmek için ilgili mevzuata sıkı sıkıya uymak gerekmektedir. Tebligat ile ilgili usul ve esaslar genel olarak 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nda düzenlenmiştir. Ancak konusuna göre farklı alanlarda özel düzenlemelere ihtiyaç olacağından farklı kanunlarda tebligat ile ilgili özel düzenlemeler bulunmaktadır. Hukukta özel bir yere sahip olan ceza muhakemesi sürecinde de tebligatla ilgili özel düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü ceza muhakemesi amacı, konusu, ilkeleri, süjeleri, işlevleri, işleyişi vb. bakımından diğer hukuk dallarından farklılık göstermektedir. Bu sürecin her aşamasında ve yapılan her işlemden ilgili tarafların bilgilendirilmesi, kamu açısından maddi gerçeği bulma, adaleti ve hukuk güvenliğini sağlama ve muhakeme sürecine katılan süjelerin temel hak ve özgürlüklerini korumak açısından önemlidir. Bireyler açısından ise adil yargılanma, savunma yapabilme, dinlenilme, makul sürede yargılanma, çelişmeli muhakeme vb. hakların hayata geçirilmesi açısından önemlidir. Bu bağlamda ceza muhakemesinde tebligatın amaca uygun, kolay ve hızlı bir biçimde yapılması bu sürecin yürütülmesinde ayrı bir öneme sahiptir. Ceza muhakemesinde geçerli tebligat usul ve esaslarıyla ilgili hem 7201 sayılı Kanun'da hem de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlemeler bulunmaktadır. Bu süreçte uygulanan tebligat türü 7201 sayılı Kanun'un da düzenlenen kazai tebligat türüdür. Bu tebligat türü sürecin hızlı bir şekilde işlemesine katkı sağlayacak uygulamalar içermektedir. İşte bu süreçte kazai tebligatın ne gibi kolaylaştırıcı uygulamalar içerdiği, tebligat işlemlerinin nasıl yürütüldüğü, 5271 sayılı Kanun'da ne gibi düzenlemeler yer aldığı merak konusu olmuştur. İşte bu çalışma ile ceza muhakeme sürecinde uygulanan tebligat işlemlerinde uygulanan usul ve esaslar incelenecektir.
Reşit olmayanla cinsel ilişki suçu (TCK m. 104)
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, medeniyetin başlangıcından bu yana toplumlarda cezalandırılmıştır. Cinsel davranışların hukuka aykırı olarak uygulanması bazı toplumlarda daha olağan karşılanırken bazı toplumlarda olağanüstü tepkiler almıştır. Cezalandırmanın nedenleri zamanla ve toplum yapısına göre değişse de cinsel davranışlara ilişkin hassasiyet hep var olmuştur. Reşit olmayanla cinsel ilişki, Türk ceza hukuku sisteminde öteden beri suç sayılmıştır. Türk toplumunun cinsel dokunulmazlığa karşı suçlara bakışı, ilk Türk devletlerinden bu yana pek farklılaşmamıştır. Bu tarz davranışlar, ağır müeyyidelerle cezalandırılmıştır. Özellikle mağdurun kadın olduğu suçlarda, kadının toplumdaki üstün yeri gözetilerek daha hassas davranılmıştır. Günümüz Türk hukuk sisteminde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenmiştir. Bu düzenleme ele alınırken öncelikle çocuk kavramı, ardından cinsellik kavramı ve en nihayetinde kanuni düzenlemenin teorik ve pratik yanları incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Reşit olmayan, istismar, rıza, cinsel davranış, çocuk.
Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi kapsamında değerlendirilen suçasürüklenen çocuklar hakkında düzenlenen uzman raporlarının incelenmesi
Ceza Hukukunda yaş küçüklüğü ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya önemli derecede azaltan sebeplerden biridir. Bu nedenle davranışlarını yönlendirme yeteneği yeterince gelişmeyen suça sürüklenen çocuk hakkında cezaya karar verilememektedir. Ancak bunlar hakkında Çocuk Koruma Kanunu'nda düzenlenen güvenlik tedbirleri uygulanabilmektedir. İlgili çalışmada on iki yaşını doldurmuş olup on beş yaşını doldurmamış suça sürüklenen çocuklar hakkında düzenlenen uzman raporları incelenerek düzenlenen adli raporları ve adli kararları sunmak amaçlanmıştır. Çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nca değerlendirilen suça sürüklenen çocuklara ait tamamen rastlantısal olarak seçilen 110 adet rapor geçmişe dönük olarak incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistikleri sayısal değişkenler için ortalama, standart sapma ile kategorik değişkenler için frekans ve yüzde analizi ile verilmiştir. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler ise Ki-kare analizi ile test edilmiştir. Suça sürüklenen çocukların %89,09'unun erkek, %10,91'inin kız olduğu, suç tarihindeki yaşlarının ortalama 13,82±0,72 olduğu, %61,82'sinin eğitimlerine devam etmekte iken, %38,18'inin bırakmış olduğu, %43,64'ünün rapor sonucu algılama ve davranışlarını yönlendirebilme yeteneği gelişmiş iken, %56,36'sının rapor sonucunun gelişmemiş olarak düzenlendiği belirlenmiştir. Adli makamlarca çocukların %16,36'sı hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, %15,46'sının yargılamasına devam edildiği, %0,91'i hakkında yalnızca tedbir kararı verildiği, %17,27'sinin ceza aldığı, %10,00'ının yargılama sonucu beraat ettiği, %40,00'ı hakkında ise ceza verilmesine yer olmadığı şeklinde karar verildiği tespit edilmiştir. Ülkemiz kurumlarının birlikte çalışma kapasitelerini güçlendirmeleri gerekmektedir. Ayrıca yasa koyucunun ceza sorumluluğunun başlangıç yaşını yeniden değerlendirmesi gerektiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Koruma Kanunu, Güvenlik Tedbirleri, Kusur Yeteneği, Türk Ceza Kanunu, Yaş Küçüklüğü
Israrlı takip suçu
Tarih boyunca varlığını sürdüren kadına yönelik şiddet, günümüzde çok ciddi bir sorun haline gelmiştir. Kadına yönelik şiddetin birden fazla türü vardır. Bu şiddet türlerinden bazıları uzun yıllardır var olsa da farkındalık kazanması ve literatürde yer alması zaman almıştır. Bu bağlamda ısrarlı takip de son yılların sosyal ve kişisel ilişkilerinin değişen doğasına bağlı bir davranış ve suç türü değildir. Aksine terminolojik olarak yeni adlandırılmasına ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yakın tarihte tanımlanan bir suç olmasına rağmen uzun süredir var olan bir sorundur. Israrlı takip suçunun yalnızca bireysel değil aynı zamanda toplumsal menfaatler üzerinde de ciddi sonuçlar doğurduğu açıktır. Bu sebeple düzenleme teorik olarak incelenirken aynı zamanda düzenlemenin işlevselliği açısından da değerlendirilmelidir. Çalışmamızda, ısrarlı takip ve ısrarlı takip için kullanılan farklı terimlerin kavramsal incelemesi ile diğer ülkelerde ve Türkiye'de suça dönüşüm süreci açıklanmıştır. Böylece suça dönüşen ısrarlı takibe ilişkin Türk Ceza Kanunu'ndaki düzenleme suçun unsurları bakımından değerlendirilmiş, nitelikli halleri ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hali incelenmiştir. Ayrıca ısrarlı takip suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin kamu otoritelerince yapılan çalışmalar ve sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleştirilen uygulamalar ele alınmış, ısrarlı takip suçu düzenlemesi ölçülülük ilkesi ve suç politikasının temel ilkeleri bağlamında değerlendirilmiştir.