Turkish Penal Code
276 theses under this subject heading
Türk Ceza Kanunu ile mukayeseli olarak İslam Ceza Hukukunda hırsızlık suçu
Bu çalışmanın konusu, hırsızlık suçunun İslam ve Mer'i Ceza Hukuku kaynaklarındaki yeri ve muhtevasıdır. İslam Ceza Hukukunda örnekleme yönteminin, mer'i ceza hukukunda ise ilkesel yöntemin kullanılması sebebiyle her iki hukuk sistemi karşılaştırılmak suretiyle hırsızlık suçunun yer ve muhtevası tespit edilmeye çalışılmıştır. Tezin amacı ise kısmen ilkesel olmakla birlikte daha çok örneksel bir yöntemle zenginleştirilmiş/geliştirilmiş İslam ceza hukukunda hadd suçları kategorisinde yer alan ve kural olarak hadd cezasına tabi olan hırsızlık suçunun mer'i hukuk sistematiği ile ifade edilmeye çalışılmasıdır. Bu çalışma sırasında İslam hukukunun klasik dönem eserleri ile birlikte son dönem eserleri de, mer'i hukuk eserleri ile birlikte taranmış ve karşılaştırma mer'i hukuk sistematiği içerisinde değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hırsızlık, Hadd, Örnekleme Yöntemi, İlkesellik, Mer'i Hukuk Sistematiği
Türk Ceza Kanunuyla mukayeseli olarak İslam hukukunda suç ve suçun unsurları
İnsanların yaşamını devam ettirebilmesi için temel gereksinimleri bulunmaktadır. Güvenlik ihtiyacı da bu gereksinimlerin içerisinde yer almaktadır. Tarih boyunca insanlar güvenliklerini korumak için çeşitli önlemler almıştır. Zamanın ilerlemesi ve teknolojinin gelişmesi ile suçlara karşı alınan güvenlik önlemleri de farklılıklar göstermiştir. Ayrıca coğrafya ve kültürlere göre suç sayılabilecek ögelerde farklılık göstermektedir. Bu yüzden suça karşı alınan önlemlerde farklı olabilmektedir. İslam hukukunun temelini Kur'an-ı Kerim ve Sünnet oluşturmaktadır. İslam hukukunda Müslümanlar, Kur'an-ı Kerim'i bildiği için işledikleri suçların farkındadır. Hemen her Müslüman birey suç ve suç unsurları hakkında temel seviyede bir bilgiye sahiptir. Bir suç işlenirken, bunun sorumluluğunu ve sonuçlarına katlanmayı göze almaktadır. İslam Hukuku'na göre suç ve suç unsurları İslamiyet'e göre belirlenmiştir. Suç faktörleri Allah'ın günah kıldığı, dünyevi hareket ve eylemlere denilmektedir. Türk Ceza Kanunu ile mukayese edildiğinde İslam Hukuku'nda suç ve suçun unsurları konusunda birçok noktada benzerliklerin bulunduğu, bazı noktalarda ise farklılıkların olduğu görülmektedir Bu çalışmada kavramsal ögelerle birlikte İslam hukuku ve Türk Ceza Kanunu mukayeseli olarak, araştırmalar doğrultusunda açıklanmaya çalışılmıştır.
Türk hukukunda kişisel verilerin korunması hakkı ve basın hürriyeti çatışması
Gelişen teknoloji, yaygınlaşan internet ve artan bilgi ihtiyacı ile dönüşen toplumlarda kişisel verilerin korunması her geçen gün önem kazanmaktadır. Kişisel verilerin korunması zaruri olmakla birlikte hayatın her alanında ihtiyaç duyulan bu bilgilerin hangi şartlar altında ve ne şekilde kullanılacağının belirlenmesi de bu korumanın bir parçasıdır. Bir taraftan kişisel verileri korurken diğer taraftan kullanım şartlarını düzenleyen kişisel verilerin korunması hukukuna ilişkin düzenlemeler pek çok hukuk alanına yönelmekte, anayasal bir hak olan kişisel verilerin korunması hakkı diğer temel hak ve özgürlüklerin alanı ile çatışabilmektedir. Bu kapsamda öncelikle kişisel veri kavramının ve kişisel verilerin korunması hukukunun ortaya çıkışı, gelişimi ve ceza hukuku düzenlemelerindeki karşılığı aktarılacaktır. Çalışma kapsamında açıklanan kavram ve kurumlar ışığında basın hürriyeti ile kişisel verilerin korunması hakkının çatışma alanındaki sınırlar ve çatışan menfaatler arası kurulacak dengede uygulanacak ölçütler belirlenecektir.
Vergi kaçakçılığı suçunda etkin pişmanlık
İçinde bulunduğumuz konjonktürde sosyal devlet anlayışının güç kazandığı bir ortamda; vergi yasalarında yapılan değişiklikler, dönüşüme uğrayan ekonomik ve toplumsal yaşama göre vergi sistemini geliştirmek düşüncesine dayanmaktadır. Vergi adı altında toplanan ve kamu gelirleri içerisinde oldukça önemli bir payı oluşturan gelirlerin zamanında tarh, tahakkuk ve tahsili, kamu hizmetlerinin ifası hususunda önem arz etmektedir. Ancak; kamu hizmetlerinin artışı, hizmetlerin finansmanı bakımından vergi oranlarının artışı, yeni vergilerin konulması mükelleflerin vergiye uyumunu azaltmakla beraber vergiden kaçınma ve vergi kaçakçılığı gibi sonuçlara sebep olmaktadır. Devletin önemli boyutlara varan vergi kaybına karşı etkin önlemler alması bir gerekliliktir. 8 Nisan 2022 tarihinde kabul edilen ve 15 Nisan 2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan "Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 7394 sayılı Kanun" un 4'üncü maddesi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun vergi kaçakçılığı suçlarına ilişkin 359'uncu maddesine etkin pişmanlık hükümleri eklenmiştir. Böylece, söz konusu düzenleme ile hukuksal niteliği bakımından tüm unsurları ile tamamlanmış olan bazı suçlarda cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi bir sebep olarak kabul edilen etkin pişmanlık kurumu, vergi kaçakçılığı suçlarında da uygulama alanı bulmuştur. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde etkin pişmanlık kurumuna ilişkin kavramlar üzerinde durulmuştur. Akabinde, etkin pişmanlık kurumunun hukuksal niteliği, unsurları, kapsamına hangi suçların girdiği açıklanmıştır. İlgili bölümün en sonunda ise etkin pişmanlık kurumunun benzer kurumlarla mukayesesi yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde vergi kaçakçılığı suçunun geçmişten günümüze görünümü ve tarihsel süreç içerisinde geçirdiği dönüşümler kronolojik bir sırayla açıklanmıştır. Yine, ilgili bölümde vergi kaçakçılığı suçunun cezaları, unsurları, özel görünüş biçimleri ve takibine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, vergi kaçakçılığı suçunda etkin pişmanlık ve etkin pişmanlığın unsurları üzerinde durulmuştur.
Ceza hukukunda hile
Hukuk bilimi içerisinde geniş bir kapsama sahip olan hile; özel hukuk alanında maruz kalan tarafı sözleşmeye bağlılıktan kurtaran ve gerçekleştiren kişi açısından tazminat yükümlülüğüne neden olan bir irade bozukluğu hâli şeklinde, ceza hukuku kapsamında ise Türk Ceza Kanunu ve diğer bazı kanunlarda düzenlenen birçok suçun temel veya nitelikli hâlinin oluşumu için gerekli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Hilenin, çok geniş bir davranış kümesini bünyesinde barındırması ve birbirinden farklı birçok hukuki değeri koruma altına alan suçun unsurunu oluşturması nedeni ile ceza hukuku yönünden ayrı bir öneme sahip olduğu belirtilmekle birlikte, kanunda kavrama yönelik herhangi bir tanım veya açıklamaya yer verilmemektedir. Bu yönü ile hile, öğreti ve uygulama çevresinde gelişen bir kavramdır. Ancak günümüzde dahi ceza hukuku içerisinde hile kavramından tam olarak ne anlaşılması gerektiği, kavramın kapsamının özel hukuktakinden farklı olup olmadığı, şayet farklı ise bu yöndeki bir ayrımın nasıl yapılacağı, özel hukuk içerisinde hile olarak kabul edilen bütün davranışların ceza hukuku yönünden hile teşkil edip etmeyeceği ve hilenin tespitinde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği hususlarında somut bir çözüme ulaşılabilmiş değildir. Çalışmada ceza hukukunda hile konusu ele alınmıştır. Birinci bölümde öncelikle genel anlamda hile ve hileli davranış kavramları ile birlikte hilenin benzer kavramlarla ilişkisi irdelenmiş, sonrasında hilenin tarihsel evrimi ve hukuk sistemlerindeki görünümleri ve yer aldığı mer'i düzenlemeler incelenmiştir. Devamında usul hilesi ve özel hukukta hile ayrı başlıklarda ele alınmıştır. Bölümde son olarak özel hukuk hilesi-ceza hukuku hilesi ayrımı ve bu ayrımın sonucunda ortaya çıkan yalanın hangi aşamadan sonra cezai hileye dönüşeceği meselesi, ileri sürülen görüşler kapsamında tetkik edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Türk ceza hukukunda hile ve hilenin unsur olarak yer aldığı suçlar ele alınmıştır. Bu kapsamda öncelikle Türk ceza hukukunda hile, hile içeren suçlar arasında ayrım yapılmadan irdelenmiş, devamında ise Türk Ceza Kanunu'nda hileyi unsur olarak barındıran suçlar hile unsuru üzerinden tartışılmıştır.
İntihara yönlendirme suçu
Türk Anayasasının 17/1. maddesinde herkesin; yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme imkânına sahip bulunduğu belirtilmiştir. Kimsenin yaşama hakkı ihlal edilemez. İhlaller, Türk Ceza Kanunu gereğince cezalandırılmaktadır. Yaşama hakkı, kişinin sahip olduğu temel haklardan biridir. Ancak kişinin kendi yaşamına kendi ihlali yasalarla önlenemez. Bu nedenle intihar yaşamamak hürriyetinin bir uzantısıdır. İnsanlar bir takım sosyal, kültürel, ekonomik, psikolojik, sağlıksal zorluklarla karşılaşabilmektedirler. Kişilerin bu sıkıntıları, ruhsal dengelerine yansıyarak, kendilerine ıstırap veren dünyalarından kurtulma isteğine dönüştüğünde de intihar olgusu ortaya çıkar. İntihar uzun zaman önce suç olarak kabul edilmekteydi. Modern ceza hukuku ile intihar suç olmaktan çıkmış ancak intihara yönlendirme suç olarak düzenlenmiştir. İntihara yardım, ikna, teşvik, azmettirme ve yönlendirme eylemlerinin suç olarak sayılmasında ki temel amaç, kişinin yaşam hakkına yönelik dışarıdan gelen bir müdahalenin ve suç teşkil eden bir eylemin cezasız kalmamasının amaçlanmasıdır. Çünkü burada korunan hukuksal yarar bireylerin yaşam hakkıdır. "İntihara yönlendirmenin diğer benzer fiillerden farkı" konu başlığında, ötanazi ve talep üzerine öldürme fillerinin farklı anlamlara sahip olduğu, mukayeseli hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ile bu fiillerin intihara yönlendirme kapsamında sayılmadığı açıklanmıştır. İntihara yardım konusunun mukayeseli hukukta ötanazi ile birlikte değerlendirildiği görülmektedir. Özellikle ölümcül nitelikte hastalar bakımından, "haysiyetli ölüm" hakkı çerçevesinde kabul edilen kişinin kendi kaderini tayin hakkına dayalı olarak, hekim yardımlı intihar kapsamında hastaların yaşamlarına son verilmektedir. Ancak ülkemizde böyle bir düzenleme söz konusu değildir. Çalışmamızda, intihar ve intihara yönlendirme olgusunun hukuki boyutu üzerinde durularak, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ve özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 84. maddesinde düzenlenmiş olan "intihara yönlendirme suçu" açıklanmıştır. Çalışmada, doktrin, karşılaştırmalı hukuk düzenlemeleri ile iç hukuk ve AİHM yargı kararları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İntihar, İntihara Yönlendirme, Yardımlı İntihar, Ötanazi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
Yargısal içtihatlar ışığında alacağın tahsili amacıyla işlenen yağma suçu
Alacaklıların hukuki ilişkiye dayanan alacaklarını tahsil etmek amacıyla borçluya yönelik cebir ve/veya tehdit içeren fiilleri suç olarak kabul edilmiş, hukuki yollara başvurarak alacağını tahsil etmeyen failin cezalandırılması öngörülmüştür. 765 sayılı TCK'da kendiliğinden hak alma (ihkak-ı hak) suçu olarak düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK'da kendiliğinden hak alma suçuna yer verilmemiş; fakat malvarlığına yönelik suçlar açısından failin hukuken korunan bir alacağını tahsil etmek amacıyla hırsızlık veya dolandırıcılık suçunu işlemesi halinde bu suçlardan verilecek cezalarda alt ve üst sınır belirlenmek suretiyle ceza indirimi belirlenmiştir. Ancak failin alacağını tahsil etmek amacıyla cebir veya tehdit kullanması halinde farklı bir düzenleme getirilerek failin yağma suçundan değil, kasten yaralama ya da tehdit suçundan ötürü cezalandırılacağı belirtilmiştir. Fail ile mağdur arasındaki borç ilişkisinin meşru bir zeminde bulunması failin TCK' da düzenlenen alacağın tahsili amacıyla işlenen hırsızlık(md.144), dolandırıcılık (md.159 ) ve yağma (md.150/1) hükümlerinden yararlanabilmesinin temel şartıdır. Bu nedenle hukuken korunan alacağın hukuken geçerli bir alacak olması, failin ve mağdurun bu borç ilişkisinin tarafı olması gerekmektedir. Hukuki ilişkinin tarafı olmayan kişiler yönünden ise hırsızlık (md.141-142), dolandırıcılık (md.157-158), yağma (md.148-149)suçlarına yönelik hükümlerin uygulanması söz konusu olmaktadır. Malvarlığına yönelik suçlardan hırsızlık ve dolandırıcılık yönünden, bu suçların alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde suçların niteliğinde bir değişiklik olmamakta, daha az cezayı gerektiren hal teşkil etmektedir. Ancak durum TCK md.150/1 düzenlemesinde farklıdır. TCK md.150/1 de düzenlenen alacağın tahsili amacıyla işlenen suçun, yağmanın özel hali olduğu öğreti ve yargı kararlarında ifade edilmekte ise de, bu durumda failin hangi suçu işlediği belirsizdir. TCK md.150/1 de, yağma suçunun hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde, fail hakkında kasten yaralama veya tehdit suçlarına ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. TCK md.150/1 başlığı daha az cezayı gerektiren hal olmasına karşın ilgili maddede, yağma suçundan verilecek cezada indirim yapılması öngörülmemiştir. Çalışmamızda öğreti ve yargı kararları çerçevesinde farklı görüşlere yer verilerek, tartışmalı hususlar değerlendirilmek suretiyle hükmün hukuki niteliği ortaya konularak uygulamaya katkı sağlanması amaçlanmıştır.
Hükümlü veya tutuklunun hak kullanımının ve beslenmesinin engellenmesi suçları (TCK M. 298)
Temel haklar insan olmaktan kaynaklanmakta olup, özgürlüğün kısıtlanmasının mecburi kıldığı ölçüde sınırlandırmanın haricinde, tutuklu veya hükümlünün hak ve özgürlüklerine müdahale edilememektedir. Tutuklu ve hükümlülerin, haklarına ulaşabilmesi çoğu koşulda devletin hakları doğrudan sağlamasıyla mümkün olup, kişilerin özgürlüğünün kısıtlı olması, hukuki statüleri, bulundukları kurum ve şartlar sebebiyle tutuklu ve hükümlü hak ihlaline açık bulunmaktadır. Bu sebeple, öncelikle hak ve özgürlüklerin sağlanması, ardından hukuki koruma mekanizmalarının mevcudiyeti önem arz etmektedir. Çalışmanın konusu Türk Ceza Kanunu'nun 298. maddesinde yer alan 'hak kullanımını ve beslenmeyi engelleme suçları' olup, çalışmada öncelikle tutuklu ve hükümlülerin ilgili suçlar kapsamında korunan hakları, ardından ilgili suç tipleri unsurları bakımından incelenmektedir. İlgili suç tipinin işaret ettiği açlık grevi uygulaması da suç tipiyle ilişkili olarak ayrı bir bölüm altında incelenmekte olup, tutuklu ve hükümlünün açlık grevi uygulaması ve açlık grevine müdahale hukuki boyutuyla, özgür bireylerin sahip olduğu ilgili hak ve özgürlükler ile karşılaştırılarak değerlendirilmektedir. Tutuklu ve hükümlülerin haklarının öncelikle hem kanunen hem pratikte sağlanması önem arz etmektedir. Buna göre TCK'da tutuklu ve hükümlülerin haklarının korunmasına yönelik olarak ayrıca suç tipinin yaratılması bu önem ve gerekliliğin bir sonucudur. Çalışma nihayetinde varılan sonuca göre, özellikle açlık grevine zorunlu müdahale hususunda, tedaviye rızaya ilişkin olarak tutuklu ve hükümlülere özgür bireylerden farklı olarak kısıtlı hak ve özgürlük alanı yaratıldığı görülmektedir. Bu bağlamda tutuklu ve hükümlü kişilerin devlet koruması altında olmasının yanı sıra, devlet iktidarının gereği özgürlüklerinin kısıtlı bulunması da, zorunlu olarak yaşatılmalarına ilişkin olarak mevzuatta farklılığa yol açmaktadır.
Türk ceza hukukunda sarkıntılık suçu
İnsanlar, her ne kadar sosyal varlıklar olmaları sebebiyle toplum içerisinde yaşamaya ve fiziksel veya sözel olarak diğer bireylerle iletişimde olmaya bir bakıma zorunlu olsalar da, herkesin kendine özgü sınırları olan, dışardan herhangi bir müdahale kabul edemeyeceği özgürlük alanı mevcuttur. Bu çalışmada da detaylı olarak, kişilerin özgürlük alanlarından cinsel özgürlük alanlarına ilişkin açıklamalar yapılmıştır. İnsanların sınırlarını kendisinin oluşturduğu ve içerisinde bazı duyguları da barındıran bu alanın korunmasına hukuken de önem verilmiş olup özgürlük alanları ulusal ve uluslararası geçerliliği olan birçok belge ile koruma altına alınmıştır. Bu belgelerin başında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Anayasası gelmektedir. İç hukuktaki yasal düzenlemelere bakıldığında Türk Ceza Kanunu ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar başlığı altında çeşitli hükümler ile cinsel dokunulmazlıklarının ve cinsel özgürlüklerinin kapsamlı olarak koruma altına alınmış olduğu görülmektedir. TCK ile hüküm altına alınmış bulunan cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, toplum içerisinde yaygın olarak karşılaşılan suçlardandır. Bu suçların işlenmesiyle birlikte kişi özgürlükleri zarar gördüğü gibi toplumsal hayatta var olan güven ilişkileri de zarar görmektedir. Hukukumuzda, işlenen bu suçlara ilişkin olarak, yaşanmış olayları da göz önünde bulundurarak, failin ve mağdurun yaşına, sosyal çevresine, dış etkenlere ve bunun gibi cezayı etkileyebilecek birçok etmeni nazara alarak düzenleme yapılması yoluna gidilmiştir. Çalışma kapsamında, öncelikle cinsel özgürlüğü ihlal eden suçlara ilişkin temel açıklamalarda bulunulmuş, bu suçların özellikle hukukumuzdaki tarihi gelişimine değinilmiştir. Akabinde tez çalışmasının konusu sarkıntılık fiili olduğundan özellikle cinsel saldırı ve cinsel istismar suçları baz alınarak, daha az cezayı gerektiren sarkıntılık fiili ile ilgili Yargıtay kararları ve doktrindeki görüşler ışığında, açıklama yapılmıştır. Ayrıca, sarkıntılık fiilinin hukukumuzda tanımlanmamış ve ayrı bir suç olarak düzenlenmemiş olması sebebiyle hangi fiillerin bu kapsamda değerlendirileceği hususunda karışıklığın olduğu da bir gerçektir. Bu nedenle hukukumuzda sarkıntılık fiili ile ilgili ayrı bir düzenleme yapılarak hem bu karışıklığın giderilebileceğinden hem de ceza hukuku bakımından caydırıcılığının artacağından bahsedilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sarkıntılık, Cinsel Saldırı, Cinsel İstismar, Söz Atma, Dokunma
Roma Hukuku'nda iniuria ve Türk Hukuku'nda kişilik haklarının korunması
Hukuk düzeni insanların birbirleriyle olan hak ve yükümlülüklerini belirlerken bir yandan da sahip olduğu hak ve özgürlükleri korumaktadır. İnsanlar, hukukun hakları koruyan bu kurallarına uymakla beraber, kendi hak ve özgürlüklerinin korunmasını talep etme hakkına da sahiptir. Kişiliğe ait hak ve değerler kişilik haklarını oluşturan ve çeşitli şekillerde korumaya alınmış olan haklardır. Kişilik hakları tarih boyunca değişime uğramıştır. Bu çalışmada kişilik haklarının Roma Hukuku'ndan günümüze gelişimi incelenmiş olup aynı zamanda ölen kişinin hatırasına hakaret suçunun tarihsel gelişimi ve günümüz ceza hukukuna yansıması değerlendirilmiştir. Roma Hukuku'nda kişilerin maddi ve manevi varlıklarına karşı gerçekleştirilen tecavüzleri kapsayan iniuria, ius civile'nin tanımış olduğu bir delictum (haksız fiil) türüdür. Iniuria, zaman içinde pek çok değişikliğe uğrayarak kişinin manevi haklarını da içine alarak kapsamı oldukça geniş bir hale gelmiştir. Iniuria hem Roma Hukuku'nda hem modern hukukta oldukça önemli bir konumdadır. Çalışmanın birinci bölümünde, Roma Hukuku'nda kişi kavramı ve hak ehliyeti açıklanmış, akabinde Roma Hukuku'da iniuria'nın yeri ve tarihsel gelişim süreci incelenmiştir. Roma Hukuku'nda kişilik haklarının korunma yolları tasniflenmiş ve ölüye karşı işlenen iniuria değerlendirilmiştir. İkinci bölümde iniuria, Türk Hukuku bakımından incelenmiş, Medeni Hukuk ve Ceza Hukuku kapsamında kişilik haklarının korunma yolları açıklanmış ve Roma Hukuku'nda temeli atılmış olan "ölene karşı işlenen iniuria'nın" günümüz hukuku kapsamında kanunlaştırılan "ölenin hatırasına hakaret suçu" değerlendirilmiştir.
Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları
Tez çalışmamın ilk bölümünde uyuşturucu ve uyarıcı madde kavramları açıklanmış, bazı uyuşturucu madde çeşitleri incelenmiş ve Türk Hukuku'ndaki uyuşturucu ve uyarıcı maddeler ile ilgili düzenlemelere değinilmiştir. İkinci bölümünde, uyuşturucu ve uyarıcı maddelerle mücadele amacıyla imzalanan uluslararası sözleşmeler incelenmiştir. Üçüncü bölümünde, Türk Ceza Kanunu'nda uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarının unsurları, nitelikli halleri, özel görünüş biçimleri ile etkin pişmanlık halleri incelenmiş, Yargıtay kararlarından faydalanılmış, suçların yaptırımı, muhakeme usulleri ve zamanaşımı sürelerine değinilmiştir. Sonuç bölümünde ise tez çalışmamda detaylı olarak incelediğim hususlar özetlenerek değerlendirilmiştir
Rüşvet ve irtikâp suçları
Rüşvet ve irtikâp suçları 5237 sayılı TCK'nın özel hükümlere ilişkin ikinci kitabının, dördüncü kısmında, "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenmiştir. Rüşvet, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanmasıdır. Rüşvet çok failli ve heterojen hareketli bir karşılaşma, telâki suçudur. Rüşvet suçunun mağduru toplumdur. Rüşvet suçu, rüşvet alan bakımından özgü bir suç olup faili yalnızca kamu görevlisi olabilir. Rüşvet suçunun maddi konusu kamu görevlisinin görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması ya da yapmaması karşılığında elde ettiği menfaattir. Rüşvet suçunun hareket unsurunu, rüşvet anlaşması çerçevesinde kamu görevlisine ya da bilgisi dâhilinde üçüncü kişiye rüşvet verilmesi ve verilen rüşvetin bu kişilerce alınması oluşturmaktadır. Rüşvet suçu kamu görevlisi tarafından menfaat elde edildiği anda tamamlanır ancak rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla da tamamlanmış sayılır. Rüşvet suçuna teşebbüs mümkündür. Rüşvet suçunda TCK m. 254 uyarınca bir şahsi cezasızlık hali olarak etkin pişmanlık kurumunun uygulanabileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet suçu, soruşturma iznine tâbi değildir. İrtikâp suçu, kamu görevlisinin görevinin sağladığı nüfuzu/güveni kötüye kullanarak, haklı bir işini gereği gibi gördürmek isteyen kişiden, icbar, ikna ya da hatadan yararlanma suretiyle kendisine ya da başkasına yarar veya bu yolda vaatte bulunulmasını sağlamasıdır. Suçun kanunda, icbar suretiyle irtikâp, ikna suretiyle irtikâp ve hatadan yararlanmak suretiyle irtikâp olmak üzere birbirinden bağımsız üç ayrı tipi düzenlenmiştir. İrtikâp suçu, özgü bir suç olup faili yalnızca kamu görevlisi olabilir. İrtikâp suçunun maddi konusu failin durumunu objektif olarak iyileştiren her türlü yarardır. İrtikâp suçunda, TCK m. 250/4 uyarınca suça konu malın değerinin azlığı ve mağdurun ekonomik durumu dikkate alınarak cezada indirim yapılabilir.
Edimin ifasına fesat karıştırma suçu (TCK m. 236)
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Özel Hükümler" olarak düzenlenen ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı dokuzuncu bölümünde 236. maddede "Edimin İfasına Fesat Karıştırma" suçu düzenlenmiştir. Bu çalışmada, edimin ifasına fesat karıştırmanın incelemesi mevzuat ve yüksek mahkeme kararlarıyla birlikte incelenmesi amaçlanmıştır. Hazırlanan tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; edim, ifa ve ihale kavramları hakkında genel tanımlama yapılmış ve edimin ifasına fesat karıştırma suçunun tarihsel gelişimi ve ilgili mevzuat hükümleri incelenmiştir. İkinci bölümde suç incelemesi yapılmıştır. Bu bölümde suçun genel esasları; hukuki konu, maddi konu, fail, mağdur, maddi unsur, manevi unsur, hukuka aykırılık başlıklarına ayrılmıştır. Üçüncü bölümde ise suçun özel görünüş biçimleri, soruşturma ve kovuşturulma usulü, zamanaşımı ve yaptırım başlıklarına ayrılarak incelenmiştir.
İdari cezaların zaman bakımından uygulanması
Zaman içinde toplumsal yaşam ve ekonomi alanındaki gelişmeler idari yaptırım kavramını ortaya çıkarmıştır. Depenalizasyon hareketiyle gündeme gelen bu kavram esasen hukuk kurallarının zamanla değişimine işaret eder. İdari yaptırımların içinde cezalandırma mahiyeti bulunanlar idari ceza olarak adlandırılmaktadır. İdari cezaların her biri idari işlem niteliğinde olup, idare bu yetkisini kanunun çizdiği sınırlar çerçevesinde kullanabilmektedir. İdari suç ve cezayı içeren kanunların da tıpkı diğer kanunlar gibi zaman içinde değişikliğe uğraması kaçınılmazdır. Kanunların zaman bakımından uygulanması açısından çeşitli esaslar bulunmaktadır. Bununla birlikte suç ve ceza içeren kanunlar için Anayasa'da ve Türk Ceza Kanunu'nda zaman bakımından uygulanma ilkeleri açıkça gösterilmiştir. İdari cezaların cezalandırma nitelikleri, idari cezalara zaman bakımından uygulanmaya ilişkin ilkeleri de içeren temel ceza hukuku güvencelerinin de uygulanmasını gerekli kılar. Dolayısıyla kanunilik ilkesi, geçmişe uygulanma yasağı ve lehe hükmün geçmişe uygulanması gibi zaman bakımından uygulanmaya etki eden çekirdek ceza hukuku ilkeleri, idari cezaların zaman bakımından uygulanmasında temel dayanak noktasıdır. Bu kapsamda idari cezaların zaman bakımından uygulanması, idare hukuku ve ceza hukuku kavramlarının iç içe olduğu bir meseledir. Bu konuda yapılacak yanlış bir değerlendirmenin telafi edilemeyecek hak kayıplarına neden olması muhtemeldir. Özellikle son dönemde yaşanan kanun ve düzenleyici işlem değişiklikleri ile yaptırım çeşitliliğinin fazlalığı dikkate alındığında, bu mesele daha da önemli hale gelmektedir. Zaman bakımında uygulanma açısından kritik önem arz eden idari suçun işlendiği zamanın belirlenmesi, geçmişe uygulanma yasağı, kanunilik ilkesi, lehe hükmün geçmişe uygulanması ilkelerinin muhteviyatını belirlemek ve somutlaştırmak adına yargı kararlarının ayrıca bir önemi bulunmaktadır. Bu bağlamda çalışma anılan ilkelerin teorik temelleri ile birlikte yargı kararları çerçevesinde şekillendirilmiştir.
Cinsel taciz suçu
Bir kimsenin vücut dokunulmazlığı ihlal edilmeksizin cinsel amaçlı olarak taciz edilmesi anlamına gelen cinsel taciz suçu, diğer cinsel özgürlüğe karşı işlenen suçlarda olduğu gibi toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sebeple çalışmamızın birinci bölümünde; toplumsal cinsiyet, cinsel özgürlük, cinsel şiddet, aile içi ve kadına yönelik şiddet, şiddetle mücadelede uluslararası ve ulusal düzenlemeler ile ulusal eylem planları, İstanbul Sözleşmesi ve Türkiye'nin sözleşmedeki tutumu, cinsel taciz olayları ile ilgili istatistikler, cinsel taciz suçu ile benzerlik ve farklıları olan ancak bazı ülkelerde cinsel taciz kavramı kapsamına alan ısrarlı takip suçu anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise; Türk Ceza Kanunu'nda cinsel taciz suçunun tarihçesi, mukayeseli hukukta suçun ne şekilde düzenlendiği, Türk Ceza Kanunu'nda suçtan korunan hukuki değer, suçun unsurları, özel görünüş şekilleri, suçun muhakemesi ve yaptırımı ile cinsel taciz suçu bakımından önemli bir sorun teşkil eden ispat konusuna yer verilmiş, öğretideki tartışmalar ve Yargıtay kararları ışığında konu başlıkları açıklanmaya çalışılmıştır.
Edimin ifasına fesat karıştırma suçu
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nunda ihaleye ilişkin suçlar iki maddede düzenlenmiş ve ilk defa sözleşme sürecine ilişkin bağımsız bir suç tipi ihdas edilmiştir. Türk Ceza Kanunu m. 236'da yer alan edimin ifasına fesat karıştırma suçu seçimlik hareketli olarak düzenlenmekle birlikte kamu harcamaları bakımından oldukça kapsamlıdır. Seçimlik hareketlere yer verilmek suretiyle fiil unsurunu oluşturan fesat karıştırma ifadesi somutlaştırılmıştır. Kooperatifler ve kamu yararına çalışan dernekler de suçun kapsamına dahil edilmiştir. Seçimlik hareketlerin ortak noktası ise hile unsurudur. Suçun oluşması için hile unsurunun zorunlu olması dolandırıcılık suçuyla söz konusu suç arasından önemli oranda benzerliğin meydana gelmesine sebep olmuştur. Bu nedenle suçun konusunun tespit edilmesi önem arz etmektedir. Edimin ifasına fesat karıştırma suçu bakımından failin kim olabileceği ise teslim etme ve kabul etme ifadelerinden ne anlaşılması gerektiğinin ortaya konulması sonucu belirlenebilecektir. Seçimlik hareketlerde teslim etme ve kabul etme ifadelerine yeknesak şekilde yer verilmemiş olması failin belirlenmesi ve iştirak hükümlerinin uygulanması bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum suçun kapsamlı yapısına rağmen edimin ifasına fesat karıştırma niteliğinde bazı fiiller bakımından farklı suç tiplerinin gündeme gelmesine yol açmaktadır. Görevli kişiler bakımından menfaat temini haline ilişkin gerçek içtima düzenlemesine yer verilen edimin ifasına fesat karıştırma suçu ile özellikle kamu görevlileri tarafından işlenebilen diğer suçlar arasındaki içtima ilişkisi de önem arz etmektedir.
Bilişim sistemi aracılığıyla haksız yarar sağlama suçu
Dijital teknolojideki baş döndürücü gelişme ve yenilikler, bilişim sistemlerinde de gerek nitelik gerekse nicelik boyutlarında kapsamlı değişim ve dönüşümlere yol açmış; bu gelişmelerin bir yan ürünü, deyim yerindeyse komplikasyonu ve yeni bir suç türü olarak bilişim suçları ortaya çıkmıştır. Gündelik hayatı kolaylaştıran vazgeçilmez unsurlar haline gelen bilişim sistemleri ne yazık ki suç işleme amacıyla kötüye de kullanılabilen elverişli araçlardır. Bu şekilde kötüye kullanımları engellemek üzere Türk Ceza Kanunu (TCK)'nda çeşitli bilişim suçları düzenleme altına alınmıştır. TCK madde 244, fıkra 4'te düzenlenen "bilişim sistemi aracılığıyla haksız yarar sağlama" da bu suçlardan biridir. Söz konusu suç, kanun koyucu tarafından, elde edilen haksız yararın başka bir suça vücut vermemesi durumunda uygulanacak şekilde düzenlenmiştir. Çalışmamızın amacı bu özellikli durum çerçevesinde söz konusu suçun uygulama alanını belirlemek; doktrine ve uygulamaya inceleme konusu suç türü bakımından bütüncül bir bakış açısı getirmektir. Anahtar Kelimeler: bilişim suçu, bilişim sistemi, haksız yarar sağlama, Türk Ceza Kanunu madde 244.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan tekerrür, iştirak ve içtima hükümlerinin vergi kaçakçılığı suçları bakımından yargı kararlarıyla birlikte değerlendirilmesi
Vergiler kamusal hizmetlerin finansmanını sağlamak amacıyla tahsil edilmektedir. Vergilerin düzenli bir şekilde tahsil edilmesi hazine menfaatleri için gerekliliktir. Bununla beraber, vergilerin kanuna uygun şekilde tahsil edilmesi önemlidir. Kanuna uygun şekilde vergisel yükümlülüklerin yerin getirilmesi kamu düzenini de sağlayacaktır. Bu sebeple kanuna uymayan ve verginin zamanında tahsil edilmesini önleyen, kanunda suç sayılan fiillerin oluşması halinde bazı yaptırımlar öngörülmüştür. Bu yaptırımlardan kuşkusuz ki en ağırı hürriyeti bağlayıcı cezalardır. Vergi konusuna ilişkin hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlardan en yaygın işlenen suç tipinin vergi kaçakçılığı suçu olduğu açıktır. Vergi kaçakçılığı suçuna ilişkin, ayrıca Vergi Usul Kanununda herhangi bir düzenleme yok ise, Türk Ceza Kanununun genel ilkelerine bakılması gereklidir. Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen iştirak, tekerrür ve içtimaı hükümleri de vergi suçlarına uygulanabilir. Zira vergi kaçakçılığı bir suç olduğu için, iştirak yoluyla işlenmeye elverişlidir. Aynı şekilde bu suç ile başka bir suç da birleşebilir. Yine belli bir zaman içerisinde tekrardan suç işlenmesi halinde tekerrür hükümleri de gündeme gelebilecektir. Bu çalışmanın amacını vergi kaçakçılığı suçlarının Türk Ceza Kanunundaki iştirak, tekerrür ve içtima hükümleri bakımından değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Vergi Usul Kanunu'nda en son yapılan yasal değişikliklerinde ele alındığı bu çalışmada mahkeme kararları, seçilmiş bazı ülkelerdeki benzer düzenlemeler incelenmiş, konuyla ilgili sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmıştır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Vergi, Vergi Kaçakçılığı Suçu, Vergi Cezası, İştirak, Tekerrür, İçtimaı.
Hakaret suçu
Hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu suç, Türk Ceza Kanunun İkinci Kitabının "Kişilere Karşı Suçlar" başlıklı İkinci Kısmının Sekizinci Bölümünde "Şerefe Karşı Suçlar" başlığı altında 125 vd. maddelerinde yer almaktadır. 125. maddeye göre; bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi üç aydan iki yıla kadar hapis cezası veya adli para cezası ile cezalandırılır. Çalışmamızda kişilerin şerefini koruyan TCK'nın 125. vd. maddeleri ele alınmıştır. Bu bağlamda ifade özgürlüğü ve diğer hukuka uygunluk nedenlerine ayrıntılı şekilde yer verilmeye çalışılmıştır.
İhaleye fesat karıştırma suçu
İhaleye fesat karıştırma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde, Kanun'un "Özel Hükümler" adlı ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı Üçüncü Kısmının "Ekonomi, Sanayi ve Ticarete İlişkin Suçlar" başlıklı Dokuzuncu Bölümünde yer almaktadır. Maddeye göre; Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 235. maddesinde de bir takım değişiklikler yapılmıştır. Çalışmada bu değişiklikler çerçevesinde ihaleye fesat karıştırma suçu ele alınmıştır.
Kamu görevlisi olmayan hekimin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi suçu
Bu çalışma kapsamında Türk Ceza Kanunu'nun 210/2 maddesinde düzenlenen " Kamu Görevlisi Olmayan Hekimin Gerçeğe Aykırı Belge Düzenlemesi Suçu" ve bu suçta var olan teorik ve pratik bazı problemler incelenecektir. Çünkü hekimin düzenlemiş olduğu belgeler toplum içerisinde yaygın olarak farklı şekillerde örneğin, delil ya da bir durumu göstermek için kullanılabilmektedir. Bu yüzden bu konuyu belirginleştirebilmek için ilk bölümde; belge, belge türleri ve belgelerde sahtecilik konuları incelenecek ve sonrasında ikinci bölüm başlığı altında kamu görevlisi olmayan hekimin gerçeğe aykırı belge düzenlemesi suçu detaylıca incelenecektir. Bu inceleme yapılırken ise; Yargıtay Ceza Daireleri'nin kararları ve doktrinin yaklaşımları göz önünde bulundurularak, kendi düşünce ve fikirlerimiz madde kapsamında var olan sorunların çözümü için belirtilecektir.
İmar kirliliğine neden olma suçu
Tezimizin amacı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmında, "Çevreye Karşı Suçlar" başlıklı ikinci bölümünde yer alan TCK m.184'te düzenlenmiş olan imar kirliliğine neden olma suçunun detaylı bir şekilde incelenmesi ve köyden kente kontrolsüz büyük göç sonucunda artan barınma ihtiyacının kontrol dışı bir şekilde giderilmeye çalışılması sonucunda ortaya çıkan imar kirliliğinin ciddi boyutlara varan bir çevre kirliliği türü olduğu farkındalığının yaratılmasıdır. Tezimizin birinci bölümünde imar kirliliği suçunun daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla imar hukukuna ilişkin temel kavramlar incelenmiştir. Ayrıca çevrenin ve tez konumuz olan imar kirliliğine neden olma suçunda ceza hukukunun uygulanmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Tezin ikinci bölümünde TCK m.184'te üç ayrı fıkrada yer alan üç ayrı suç "klasik suç tipi inceleme metodu"na uygun olarak incelenmiştir. TCK m.184'te yer alan suç ile korunan hukuksal değer, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkıdır. Söz konusu suçun mağduru, toplumu oluşturan herkestir. Suçun faili ise üç ayrı fıkrada yer alan her suç tipi için ayrı ayrı incelenmiştir ve TCK m.184/1, m.184/2 ve m.184/3'te yer alan suçlar kast ile işlenebilmektedir. İkinci bölümün sonunda suçun özel görünüş biçimlerinin ardından ise kusurluluğu kaldıran veya azaltan sebepler üzerinde durulmuştur. Tezimizin üçüncü bölümünde ise TCK m.184'te yer alan imar kirliliği suçunun yaptırımı, cezayı ortadan kaldıran veya azaltan sebepler ve söz konusa suça bakmakla yetkili ve görevli olan mahkeme konusu incelenmiştir. Tez çalışmamızda sık sık doktrinde yer alan farklı görüşler ve bu görüşler hakkındaki kanaatimizin belirtilmesi ile konular detaylandırılmaya çalışılmıştır.
Bankacılık kanunu'nun 160'ıncı maddesinde ve Türk Ceza Kanunu'nun 247'nci maddelerinde yer alan zimmet suçu
Kamu malları aleyhine işlenen bir suç türü olan Zimmet suçu, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 247 ila 249'uncu maddelerinde hükme bağlanmıştır. Aslında Zimmet suçu, bir tür görevi kötüye kullanmadır. Zira görevi kötüye kullanma kişinin devlet memuru olması sebebiyle sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanarak işlediği suç olup, zimmet suçunda kişiye görevi nedeniyle teslim edilen malların kötüye kullanılması ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle görevi kötüye kullanma suçunun özel bir görünümüdür. Bu suçun faili, kanunda özel olarak tanımlanmış olup, kamu alanında çalışan kamu görevlisi suçun failidir. Zimmet, özgü bir suç olduğundan, kamu görevlisi olmayanların suça iştiraki mümkündür. Türk Ceza Kanunu'nun 247'inci maddesine göre Zimmet Suçunun, maddi unsuru, "kamu görevlisinin zilyetliğindeki veya koruma ve gözetimi altındaki malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir", manevi unsuru ise, genel olarak kasttır. Bankacılık Hukuku alanında zimmet suçunda, ilk başlarda devlet bankaları hariç bankaların, özel hukuk tüzel kişisi olmalarına karşın ekonominin temel yapı taşlarından olmaları ve halkın mevduatını toplamaları nedeniyle bankaların mal varlıklarının da kamu yararı amacıyla korunması kabul edilmiştir. Bu nedenle 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun 160'ıncı maddesinde banka çalışanlarının, bankanın ve mevduat sahiplerinin zararına olacak şekilde zimmete para geçirilmesini suç olarak düzenlemiş bulunmaktadır. Bankacılık Kanunu'nu kapsamında düzenlenmiş olan bu suç mahsus bir suç olup daha önceleri emniyeti suiistimal suçunu teşkil etmekte iken 4389 sayılı Bankalar Kanunu'ndan başlayarak konunun önemi nedeniyle ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Ancak bugün devlet bankalarının çalışanları emekli sandığına tabi olmayıp özel banklarda çalışanlarla aynı statüde olduklarından artık emniyeti suiistimal suçundan değil 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında bankacılık zimmetinden sorumlu bulunmaktadırlar. Zimmet Suçu, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi aleyhine işlenen suçlardan olup, Bankacılık Zimmeti ise daha genel anlamda toplumsal alanı etkileyen ekonomik suçlardandır Zimmet Suçu olarak TCK. ve Bankacılık Kanunu kapsamında düzenlenen bu iki suçun ortak özellikleri yanında, doğrudan kamu mallarını koruma amacı güden genel zimmet suçu yanında kamu yararı gereğince, banka ve mevduat sahiplerinin mal varlığını koruma amacı güden Bankacılık alanındaki zimmet suçunun ayrımı bu incelemenin konusunu teşkil etmektedir.
Kişisel verileri verme, yayma veya ele geçirme suçu
Bilişim teknolojilerinin büyük bir devinimle geliştiği günümüzde 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 2016 yılında yürürlüğe girmesiyle kişisel verilerin korunması hukukunun yeniden yorumlanması ihtiyacı doğmuştur. Bu ihtiyacın son derece yoğun olduğu alanlardan birisi 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile ilk defa düzenlenen kişisel verileri verme, yayma veya ele geçirme suçudur ("TCK m. 136"). Çalışmamızda ilk etapta kişisel verilerin korunması hukukuna özgü kavramlar ile TCK m. 136 arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu inceleme neticesinde kişisel verilerin korunması için ceza hukukunun mutlaka başvurulması gereken bir hukuk dalı olup olmadığı değerlendirilmiştir. Son olarak da TCK m. 136'ya yönelik şekil, içerik, kapsam bakımından olan ve olması gereken hukuka ilişkin eleştiri ve önerilerde bulunulmuştur.