Patient satisfaction
278 theses under this subject heading
Hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyetleri
Ebeveynlere, çocuklarının hastanede yatışı sırasında sağlanan hemşirelik desteği, hemşirelik uygulamasının hayati bir bileşenidir. Hemşireler hastanede çocuğu yatan ebeveynlere destek olduklarında, ebeveynlerin hastanede kalma sürecini daha iyi yönettiği, sağlık bakım memnuniyet düzeylerinde artış olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, hastanede çocuğu yatan ebeveynlerin hemşire destek düzeyinin ebeveyn memnuniyeti ile ilişkisinin ölçülmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, Aralık 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında, bir eğitim ve araştırma hastanesi genel çocuk servislerinde çocuğu yatan ve çalışmaya katılmayı kabul eden ebeveynler (f=143) ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşire Ebeveyn Destek Ölçeği (HEDÖ)" ve "PedsQL Sağlık Bakımı Memnuniyet Ölçeği (PedsQL-SBMÖ)" ile toplanmıştır. İstatistiksel analizlerde; tanımlayıcı istatistikler, Cronbach's Alpha, bağımsız gruplarda t-testi (student t-test); tek yönlü varyans analizi (ANOVA) Mann-Whitney U testi, Kruskall-Wallis ve Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan ebeveynlerin yaş ortalamaları 32,30∓6,16 olup, ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamalarının sırasıyla; 64,16±20,75; 55,22±24,22 olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin yaşlarına göre HEDÖ kaliteli bakım verme desteği alt boyutundan aldıkları puan ortancaları ve ebeveynlerin öğrenim durumuna göre PedsQL-SBMÖ teknik beceri alt boyutundan aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Araştırmaya katılan çocukların akut ya da kronik hastalığa sahip olma durumuna göre HEDÖ toplam puan ortancaları ile alt boyutlarından aldıkları puan ortancaları arasındaki fark anlamlıdır (p<0,05). Ebeveynlerin HEDÖ ile PedsQL-SBMÖ toplam puan ortalamaları arasındaki ilişki yüksek düzeydedir (r=0,755; p<0,001). Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin hemşire ebeveyn destek düzeyleri ve sağlık bakım memnuniyet düzeyleri orta düzeydedir. Ebeveynlerin hemşirelerden aldıkları destek düzeylerinin ve ebeveyn sağlık bakım memnuniyetinin istendik düzeyde olması için konu ile ilgili hizmet içi eğitimlerin verilmesi gereklidir.
Toplam kalite çerçevesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinde hasta memnuniyetine ilişkin bir uygulama
ÖZET Bu çalışmanın amacı, kaliteli bir sağlık hizmeti sunmak için hasta memnuniyetine etki eden unsurları belirleyerek, sağlık yöneticilerine bu konuda yardımcı olacak öneriler sunmaktır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Kütahya Hava Er Eğitim Tugay Komutanlığı 'nda askerlik hizmetini yerine getiren ve rahatsızlıkları ile ilgili en az iki veya daha fazla, Sağlık Amirliği'nde muayene olmuş 414 erbaş ve er üzerinde yapılmıştır. Çalışmada erbaş ve erlere kişisel bilgilerini, bekleme ve muayene sürelerini ve aldıkları hizmete yönelik memnuniyetlerini belirlemeye yönelik sorular içeren bir anket formu uygulanmıştır. Elde edilen verilerin istatistik! değerlendirmesinde SPSS for windows paket bilgisayar programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda puan ortalamalarını esas alarak, sağlık hizmetleri ile ilgili, eğitim, fiziki şartlar, insan kaynaklarında memnuniyetin olduğu, hasta, doktor, personel ilişkilerinde, bekleme sürelerinde kararsızlığın bulunduğu, teşhis ve tedavi hizmetlerinde bilgilendirmede ise memnuniyetin arzu edilen seviyede olmadığı, tüm hizmetleri kapsayan genel memnuniyetin değerlendirmesinde ise memnuniyetin olduğu saptanmıştır. Teşhis ve tedavi hizmetleri, hasta, doktor-personel ilişkisinden memnuniyet ile genel memnuniyet arasında aynı yönlü ve anlamlı bir ilişkinin bulunduğu, yine muayeneye ayrılan süreden memnuniyet, teşhis ve tedavi hakkında bilgilendirmeden memnuniyet, muayene sırasında gösterilen ilgiden memnuniyet ile önerilen ve uygulanan tedavinin yeterliliği arasında aynı yönlü ve anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.
Hastanelerde kalite arttırma çalışmaları, Kütahya SSK Hastanesinde ISO 9001 : 2000 kalite yönetim sistemi uygulamasının hasta memnuniyeti üzerindeki etkileri
ÖZET Bu çalışma üç bölümde, tasarlanmıştır. Birinci bölümde sağlık hizmetleri ve sağlık işletmelerinin tanımı ve özelliklerinden bahsedilmektedir. Sağlık hizmeti tedavi ve bakım hizmeti olarak tanımlanmakta ve birlikte sunulan iki aynı hizmet olarak anlatılmaktadır. Türkiye'deki sağlık sistemi ve uygulamalarından örnekler verilmektedir. Sağlık işletmelerinde geleneksel yönetim modelleri ve bu modellerin eksiklikleri ortaya konmaya çalışılmaktadır. İkinci bölümde sağlık işletmelerinin çağdaş, verimli, var olan şartlarda, kaliteli sağlık hizmetini verebilmesi için uygun görülen yönetim modellerin; İSO 9000 Standartları ve Kalite Güvence Sistemleri, İSO 9000:2000 Kalite Yönetim Sistemi, JCAHO Akreditasyon Sistemi, Toplam Kalite Yönetimi tanımlanmakta ve bu yönetim modellerinin uygulanma şartlan tartışılmaktadır. Kalite yönetim modellerinden birinin uygulanması halinde kalite artışı ve buna bağlı olarak da hasta/müşteri memnuniyetinin artacağı savunulmaktadır. Üçüncü bölümde ise Kütahya SSK Hastanesinde kalite arttırma/Kalite Yönetim Sistemine geçiş çalışmalarından bahsedilmekte sonuçlan hasta memnuniyeti ölçüm anketiyle değerlendirilmektedir.
Sağlık hizmetleri pazarlamasının hastanelerde hasta tatminine etkileri ve Kütahya Devlet Hastanesi araştırması
ÖZET Sağlık hizmetleri, ülkelerin sosyo-ekonomik açıdan kalkınmışlık düzeylerinin en önemli göstergelerinden biridir. Sağlık hizmetlerinin temel amacı toplumun ihtiyacı olan sağlık hizmetlerini, müşterinin istediği kalitede, istediği zamanda ve mümkün olan en düşük maliyetle sunmaktır. Bunun sağlanması için de sağlık hizmetleri pazarlamasının etkin bir biçimde yerine getirilmesi gerekmektedir. Hızlı gelişen teknolojiler, artan maliyetler, hastaların artan şikâyetleri ve iyi bakım isteğinin yaygınlaşması sağlık hizmetlerinin daha karmaşık bir yapıya dönüşmesine neden olurken, sağlık hizmetlerinde pazarlamanın önemini de artırmıştır. Ancak, ülkemizdeki sağlık sektöründeki işletme sayısının, hızlı nüfus artışı karşısında yetersiz kaldığı bilinen bir gerçektir. Sağlık işletmelerinin sayısının yetersizliği, hastanelerde çalışan doktor ve hemşire sayılarının eksikliği, malzeme ve ekipmanların müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamadaki yetersizliği, fiziksel koşulardaki yetersizlikler bu sektörde hizmet kalitesinin yükseltilmesini önleyen en önemli sorunlardandır. Bu sorunlar, sağlık hizmetleri alan hastaların tatmin düzeyini doğrudan etkilediği için çözüme kavuşturulmalıdır. Bu nedenle özellikle hastanelerde hastaların hastaneden aldıkları sağlık hizmetinden tatminlerinin artırılması için tespit edilen sorunlar üzerinde durulması gerekmektedir. Sağlık hizmetleri pazarlaması, hastanelerde sağlık hizmeti satın alan hastaların tatminini artıracak şekilde, poliklinik hizmetlerinin, hasta kabul işlemlerinin, doktor, hemşire ve diğer personelin tutum ve davranışlarının, hastanenin fiziksel koşullarının nasıl olması gerektiği üzerinde durur, bunların analizini yaparak sorunları tespit eder ve çözüm önerileri sunar. Bu çalışma kapsamında Kütahya Devlet hastanesinde sağlık hizmetleri pazarlamasının hastanelerde hasta tatminine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada hastanelerde hasta tatminini etkileyen faktörler olarak poliklinik veya acil yardım hizmetleri, hasta kabul ve taburcu işlemleri, hastane personelinin tutum ve davranışları ile fiziksel koşullar ele alınmıştır. Araştırma bulguları sonucu poliklinik ve acil yardım hizmetleri, doktor ve hemşirelerin tutum ve davranışları ve fiziksel koşullarla ilgili olarak hasta tatminsizliğine yol açan bazı nedenler tespit edilmiştir.
Hastane ve sağlık merkezlerinde sunulan sağlık hizmetler ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişki: Gaziantep ilinde bir araştırma
Son zamanda, sağlık hizmeti sadece vatandaşların sağlığı üzerinde değil, ülkelerin ekonomisi üzerinde doğrudan bir etkisi olduğunu göstermişti. Corona virüsünü (COVID-19) yayılması ile tüm halkın sağlığı üzerindeki tehdidinden sonra, dünyadaki her ülkede sağlık hizmetinin kalitesinin önemi ve her ülkenin ekonomisi ile ne ölçüde ilişkili olduğu ortaya çıkmıştır. Oysa iyi bir sağlık hizmeti vatandaşların refah düzeyini yükseltir, toplumu güvenli ve sağlam tutmaya doğrudan katkıda bulunur ve ülkenin ekonomisini korumaktadır. Aynı zamanda sağlık sektöründeki bilimsel araştırma düzeyi ile yakından ilgilidir, çünkü yaşadığımız bu günler bir bütün olarak toplumun varlığını tehdit edebilecek bulaşıcı bir hastalıktan uzak değildir. Hastalıkları tedavi edebilen sağlıklı bir toplum, üretime devam edebilen ve ekonomiyi durmadan çalıştırabilen güçlü bir toplumdur. Sağlık hizmeti kalitesinin ölçülmesini bilmek için, sağlanan sağlık hizmetinden müşteri (hasta) memnuniyet düzeyini ölçmek gerekir, şayet buda sağlık hizmetinin kalitesinin en iyi kanıtıdır çünkü sağlık hizmetlerinin kalitesi ve hasta memnuniyeti birbiriyle yakından ilişkilidir. Dolayısıyla bu araştırmanın tamamlanması önemlidir. Gaziantep ili kalabalık bir şehir sayılmaktadır. Bu ildeki devlet hastanelerinde ve sağlık merkezlerinde tedavi gören hastaların algıladıkları sağlık hizmet kalitesi ve memnuniyetini belirlemeyi amaçlayan bir araştırmadır. Bu araştırmada Gaziantep Üniversitesi Hastanesi, 25 Aralık Devlet Hastanesi ve iki sağlık merkezinde sağlık hizmetinden yararlanan hastaların 1120 katılımcıyla ile anket formu doldurulmuştur. Analiz, SPSS istatistik programı kullanılarak hasta memnuniyetini ölçmeye uygun bir araç ve yöntemle yapıldı. Uygulanan ankette sağlık hizmetlerinin ne ölçüde yeterli olduğu, hastaların hizmet alımı esnasında aldıkları hizmetten ne kadar tatmin oldukları ve memnuniyet dereceleri, hangi alanlarda ne gibi sorunlarla karşılaştıkları tespit edilmeye çalışılmıştır. En sonunda, analizden bir dizi önemli sonuç gösterilmiştir.
Farklı kalınlıkta şeffaf plaklarla yapılan ortodontik tedavinin etkinliği
Maksiller dişlerde hafif çapraşıklığı olan vakalarda farklı kalınlıktaki şeffaf plak tedavisinin etkinlik, memnuniyet ve ağrı düzeylerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamızda 28 birey randomize olarak ayrılarak şeffaf plaklarla tedavi edildi (n=14). Grup 1 için 0,5 mm, Grup 2 için ise 0,75 mm kalınlıkta plaklar kullanıldı. Hastaların ağız içi taramayla oluşturulan sanal modelleri üzerinde 3Shape Ortho AnalyzerTM programı ile dijital tedavi planlamaları oluşturuldu. Model ve plak üretimi 3-boyutlu yazıcılar ve vakumlu plak cihazlarıyla yapıldı. Bireylerin plak takılmadan hemen önce (T0), takıldıktan sonraki 4. saat (T1), 2. gün (T2), 1. hafta (T3), 1. ay (T4) ve dişlerinin hizalanmasının sona erdiği zamanda (T5) memnuniyet ve ağrı düzeyleri, tedavi başı ve sonundaki modelleri karşılaştırıldı. Başlangıç ve bitim lateral sefalometrik radyografileriyle analizler yapılarak sanal modellerdeki değişimler değerlendirilmiştir. Tedavi sonrası ölçülen iskeletsel değerler gruplar arası farklılık göstermedi. Grup içi karşılaştırmalarda maksiller dentoalveolar ölçümler için U1-SN açısı haricindeki tüm değerlerde değişim anlamlıydı (p<0.05). Maksiller interkanin, interpremolar, intermolar mesafelerdeki ve dental ark uzunluğundaki artış Grup 2'de daha fazlaydı. Tüm zamanlarda gruplar arası ağrı düzeylerinde anlamlı farklılık yokken; değerler Grup 1'de daha düşüktü. Gruplarda en yüksek ağrı düzeyine T1 zamanında ulaşıldığı ve değerlerin zamanla azaldığı saptandı. Grup 1'deki memnuniyet düzeyinin yüksek olduğu görüldü. Tedavi süresi açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Grup 1'deki hastalarda memnuniyet düzeyi daha yüksek, ağrı düzeyi daha düşük iken, Grup 2'deki hastalarda dentoalveolar değişim miktarı daha yüksek idi. 0,5 mm'lik plak ile tedavi hasta konforu açısından avantajlı iken; 0,75 mm'lik plağın tedavi etkinliğinin daha yüksek olduğu söylenebilir.
Kadınların doğum öncesi bakımdan memnun olma düzeylerinin doğum şekline etkisi
Bu çalışmanın amacı gebelerin doğum öncesi bakımdan memnun olma düzeylerinin doğum şekline etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Eylül-Aralık 2021 tarihleri arasında Şehitkâmil Devlet Hastanesine başvuran 3. trimesterdaki 234 gebe kadın oluşturmuştur. Araştırma öncesi kurumdan, etik kuruldan ve gebe kadınlardan izin alınmıştır. Araştırma iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk aşamada gebeliğin son trimesterinde gebe takibi yapılan ve çalışma kriterlerine uyan gebelere tanıtıcı bilgi formu uygulanmış ikinci aşamada ise; doğum yapmış ve kadın doğum servisinde yatan doğum sonu annelere ölçek uygulanmıştır. Verilerin toplamasında "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Doğum Öncesi Bakım Memnuniyeti ve Hasta Beklentileri Ölçeği (DÖBMHBÖ)" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde: Skewness, Kurtosis, Kolmogorov Smirnov testi, Histogram, Independent samples t, One-Way ANOVA, Post-Hoc Tukey veya Games-Howellanalizi kullanıldı. Gebelerin %44.9'unun 25-29 yaş aralığında olduğu ve doğum öncesi bakım (DÖB) hizmetini ilk trimestirde aldığı saptanmıştır. Gebelerin %50.9'unun DÖB hizmeti doğum şeklini etkilemiş olup, %61.5'inin doğum şekli vajinal doğum olarak belirlenmiştir. Çalışmaya alınan gebelerin %60.7'si doğum şeklini kendisi tercih etmiş ve %63.7'si DÖB hizmeti 8 ve üzeri olarak almıştır. Yapılan çalışmanın sonucunda kadınların çoğunluğunun Türk vatandaşı olduğu ve doğum öncesi bakımı ilk aylarda aldığı ve doğum öncesi bakım memnuniyeti ve hasta beklentileri ölçek puan ortalamasının yüksek olduğu belirlenmiştir. Gebelerin çoğunluğunun vajinal doğumu tercih ettiğini ve doğum öncesi bakım alma durumunun doğum şeklini etkilediği belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: Doğum öncesi bakım, DÖB memnuniyeti, doğum şekli, hemşirelik
Unikondiler diz protezinde postoperatif dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkileri
Amaç: Medial kompartman gonartroz tedavisinde unikondiler diz ptotezi (UDP) uyguladığımız hastaların, ameliyat sonrası dizilimin diz fonksiyonları ve hasta memnuniyeti üzerine etkilerinin görülmesi amaçlanmıştır. Hastalar ve Yöntemler: Çalışmamızda 2011- 2014 yılları arasında UDP uyguladığımız 55 hastadeğerlendirildi. Bu hastaların 6 tanesine aynı seansta bilateral uygulandı. Toplam 61diz çalışmamıza dahil edildi. Hastalarımızın takip süresi ortalama 18.3 (9 – 43) aydır. Hastaların 49'u (%89.1) kadın, 6'i (%10.9) erkekten oluşmaktadır. Hastaların ortalama yaşı 63 (46 – 82)'dür. Hastalarımız ameliyat sonrası dizilimlerine(Mekanik aks) göre üçe ayırılmıştır. Zone 1'den geçenlere 1. Grup, Zone 2'den geçenlere 2. Grup , Zone C'den geçenler ise 3. Grup olarak adlandırılmıştır. Hastaların klinik ve fonksiyonel değerlendirilmeleri ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 9. ayda Diz Cemiyeti(Knee Society) Skorlaması , WOMAC ve VAS skorlarına göre yapılmıştır. İstatiksel sonuçları SPSS 19.0 programı kullanılarak hesaplanmıştır. Bulgular: Her üç grubun yaş dağılımı ve VKİ(Vücut kitle indeks) birbirine benzer bulunmuştur. Diz cemiyeti(Knee socitey) skoruna göre 2. ve 3. gruplar sırasıyla 80, 90, 92.5 bulunmuş ve bu üç gruptaki farklılık statistiksel olarakanlamlı çıkmıştır. WOMAC skalasına göre sırasıyla 1. 2. ve 3. gruplar31.8, 24.9 ve 23.0 bulunmuştur.1. grup ile2. ve 3. gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır(p<0.001). VAS skoruna göre ise 1. 2. ve 3.gruplar sırasıyla 2.0, 1.33 ve 0.89 bulunmuştur. 1. grup ile3. gruparasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.001). Sonuçlar: Medial kompartman gonartrozun tedavisinde, deneyimli ellerde yapılması ve ameliyat öncesi hastanın hassas değerlendirilmesi şartıyla UDP yüksek klinik başarıya sahiptir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan birisi alt ekstremite dizilimin(mekanik aksın) optimum noktaya getirilmesidir. Bu çalışmamız göstermektedir ki; dizilimin diz ekleminin ortasından geçtiği(Zone C) vediz eklemimin hafif medialinden(Zone 2) geçtiği hastalarda, hem diz fonksiyonu hem de hasta memnuniyeti açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diz, Unikoniler diz protezi, Dizilim, WOMAC,
İstanbul Avrupa Yakasında yaşayan bireylerin tek numara Acil Çağrı Merkezi (112) uygulaması ile hastane öncesi sağlık hizmetlerinden memnuniyetinin değerlendirilmesi
Afetler ve acil durumlar, insanlık tarihi boyunca çeşitli fiziksel, sosyal ve ekonomik hasarlara neden olmuştur. Gelişebilecek acil durum veya afetlerde etkin koordinasyon ve müdahale son derece önemlidir. 112 Acil Çağrı Merkezi, tüm acil numaralarının tek bir hatta birleştirilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun etkin sağlanmasıyla birlikte bireylerin her acil durum için ayrı ayrı numaraları ezberlemesinin önüne geçerek yurtdışında da aynı numaradan hizmet alınabilmesinin sağlanması amacıyla kurulmuştur. Bu bağlamda 112 Acil Çağrı Merkezi, gelişebilecek acil durum veya afetlerde kurumlararası koordinasyonun yürütülmesinde önemli rol oynayacaktır. Etkin müdahale ve kurumlararası koordinasyon uygun şekilde sağlandığı takdirde yapılan acil yardım uygulamalarının kalitesi de artmaktadır. Kaliteli bir acil bakım hizmeti beraberinde memnuniyeti de getirecektir. Çalışmamız İstanbul Avrupa Yakası'nda yaşayan bireylerin tek numara acil çağrı sistemine geçiş ile ilgili algı durumunu değerlendirmek, 112 Acil Çağrı Merkezinin işleyişi hakkında bilgi durumunu incelemek, Acil Çağrı Merkezinden alınan acil yardım hizmetinden memnuniyet durumunu ölçmek ve davranış örüntülerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinden genel olarak memnun olduğu, tüm acil çağrı numaralarının birleştirilip tek numara acil çağrı sistemine geçilmesiyle ilgili algılarının olumlu olduğu ve Acil Çağrı Merkezi sisteminin işleyişiyle ilgili bilgi durumlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ek olarak bireylerin hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinde en çok memnun olduğu durum ambulans personelleriyken, en az memnun olduğu durum ise acil çağrı karşılayıcı personellerdir. Bireylerin genel memnuniyet durumlarının ise yaş, medeni durum ve çocuk sahibi olma durumuna bağlı, anlamlı olarak değiştiği görülmüştür. Davranış örüntüleri incelendiğinde ise ambulansın olay yerine varış süresi, bireylerin Acil Çağrı Merkezine ulaşma süresi ve Acil Çağrı Merkezi personelleriyle ilgili iletişim durumunun memnuniyeti etkilediği görülmüştür. Ayrıca hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinden memnuniyet durumu, tüm acil çağrı numaralarının birleştirilmesiyle ilgili algı durumu ve Acil Çağrı Merkezi işleyişi ile ilgili bilgi durumunun birbirleriyle anlamlı ve pozitif yönde ilişkisi tespit edilmiştir.
Quality of life for patients with type 2 diabetes
Objective: This study aimed to determine the aim of this study was to examine the quality of life of patients with type 2 diabetes in Al-Diwaniyah Teaching Hospital in Iraq. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between 03/20/2022- 10/20/2022. The study population consisted of patients with type 2 diabetes in this hospital. The study sample consisted of 238 patients who agreed to participate at the time of data collection. The Personal Information Form and diabetes Quality of Life were used to collect the data. Results: The mean age of the study group was 51.28 ± 7.13, 52.1% female, 70.6% married, and 31.1% literature; the participants between the ages of 40-45 years and 46-50 years had a significantly higher quality of life on the level of satisfaction compared to the other participants of different ages. The relationship was also positive for participants with a master's/doctoral level of education and a significantly higher quality of life than the other participants. In addition to the fact that illiterate participants experienced a significantly lower quality of life than other study participants at different educational levels, income status significantly affected the quality of life, being significantly higher for income than for expenses. Type 2 diabetics had a significantly higher quality of life than the other participants who had diabetes for longer (p < 0.05). The total mean score of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale for participating in the study was 167.36 ± 88.47. It was determined that the scores for the Stress Management and Physical Activity sub-dimension of the Healthy Lifestyle Behaviors Scale were higher in the 36-40 age group, married, college graduates, and those with a normal Body Mass Index compared to the other groups, and the difference was statistically significant (p≤0.05). Conclusion: The study's results showed that the quality of life of patients with type 2 diabetes is affected by age, gender, marital status, education, and income satisfaction
Investigation of the satisfaction levels of the patients WHO have percutaneous coronary intervention with the health services
Aim: This study was conducted to determine the satisfaction level of patients who underwent percutaneous coronary intervention with health services. Methodology: The data of the descriptive cross-sectional study were collected at Maysan Heart Center between April 2022 and September 2022. The sample consists of 307 individuals. Data were collected with sociodemographic form and Patient Satisfaction Scale-III (PSQ-III). In the analysis of data, t-test and ANOVA tests were used in the analysis of descriptive statistics (number, percentage, mean, standard deviation) and quantitative data. Results: 64.2% of the participants were male, 30.6% were between the ages of 55-64, 81.4% were living in rural areas, 73% were married, 25.1% were primary school graduates, 49%, 2 of them were not working, 54.4% are middle-income. Of the patients, 43.6% had coronary artery insufficiency, 7.2% were smokers, 72.6% had never been to a hospital, 78.5% had never had an operation before, and 77.5% were specialist physicians. 78.2% of them stated that they waited less than 30 minutes at the center's outpatient reception, and 72.6% of them waited less than 1 week for the procedure. The mean total score of PSQ-III was 184.57±15.54. The satisfaction level of the male participants, those living in rural areas, primary school graduates, retirees, those working in public institutions, those with a high-income level, those without chronic diseases, those who smoked, those who had no previous hospital experience, and those who had not undergone any surgery, were higher than the other groups (p<0.05). Conclusion and Recommendations: According to the results of our study, the satisfaction level of the participants from the health services is high. Nursing care directly affects the satisfaction level. It can be suggested that sample practices affecting satisfaction in this center be shared with public institutions and organizations and supported. 2023, 112 pages Keywords: Percutaneous Coronary Intervention, Patient Satisfaction, Health Services
Al-Nasiriya şehri / Irak hastanelerinde verilen hemşirelik bakımının kalitesinden hastaların memnuniyetinin değerlendirilmesi
Background: A high level of patient satisfaction makes it possible for service providers to offer enough counseling as well as services that are both effective and continuous. The mindsets and actions of healthcare professionals are critically important to ensure patient happiness and the successful achievement of the service's objectives. Objectives: To assess the patient's satisfaction with the quality of nursing care provided in the hospitals of Al-Nasiriya city and to identify differences in patients' satisfaction with the quality of nursing care provided related to selected demographic characteristics and hospital related data. Methodology: The research is descriptive and cross-sectional. The research was conducted between 15.3.2022 and 15.9.2022 (AL-Nasiriya City / Al-Haboubi Teaching Hospital in Iraq, AL-Nasiriya Teaching Hospital and Al-Hussein Teaching Hospital). The population of the study was (800) people. With the calculation made, the minimum number of people to be taken was calculated as 260. Simple random sampling method, which is accepted as one of the probability-based sampling methods. A quality questionnaire was used to measure the satisfaction and sociodemographic data of patients. The satisfaction survey is a 5 likert type scale and is valid and reliable for the Arabic language. The relationship between the satisfaction status of the patients with other data was examined. The data were analyzed in SPSS software using frequency, percentage, mean, standard deviation, hierarchical regression, one-way analysis of variance (ANOVA) and independent sample t-test. The significance level to be determined in the evaluation of the data is p<0.05. Results: In this study, the data of 122 female and 138 male patients between the ages of 23-85 were analyzed. This research showed that most patients were satisfied with the quality of nursing care provided. The result showed mean of patient satisfaction with the quality of nursing care was 61.5% which mean good. According to result there are no difference between age, education level, marital status, work field and patient satisfaction with the quality of nursing care provided (p≥0.05). However, it was determined that the satisfaction scores of the male patients were statistically higher than the females (p<0.05). It was determined that the satisfaction scores of the patients treated in the surgical unit were statistically higher than those treated in the medical units (p<0.05). According to result there are no difference between previous hospitalization, length of hospital stay, hospital accommodation and patient satisfaction score (p≥0.05). Conclusion: Patients gender and type of hospital wards play an essential role in the degree of patients satisfaction. Recommendations: the researcher recommends that patients should be examined and new strategies should be developed. The factors that create the difference in satisfaction between hospital units should be examined. 2023, 55 pages Keywords:Inpatients, Patient satisfaction, Nursing care.
Hizmet pazarlaması ve sağlık sektöründe bir uygulama
Günümüzde her alanda hızlı bir değişim süreci yaşanmaktadır. Bu değişimin bir sonucu olarak üretim sektöründen hizmet sektörüne doğru kayma olmakta, hizmet sektöründeki gelişim çok geniş ve çeşitli alanlarda gerçekleşmektedir. Hizmet sektörünün zaman içinde büyümesi ve pazarlama alanında uzmanlaşmanın artması, hizmet pazarlamasını farklı bir uzmanlık dalı haline getirerek, sağlık hizmetleri pazarlaması gibi daha alt dalların oluşmasına sebep olmuştur. Günümüzde hizmet pazarlaması alanındaki konu ve sorunların, klasik pazarlama disiplinine dayanarak çözümünde ortaya çıkan problemler, "hizmet pazarlaması" olarak nitelendirilen bir pazarlama alt disiplininin kurulup gelişmesini sağlamıştır. Çalışmamızda amaçlanan, ülkemizde sağlık sektöründe faaliyet gösteren özel hastanelerin pazarlama faaliyetleri açısından durumlarını ortaya koymak, hizmet sektörünün önemli bir bölümü olan sağlık sektöründe de pazarlamanın önemini belirlemektir. Çalışmanın uygulama kısmında ise; çalışmanın teorik yapısını destekleyen bir alan araştırması yapılmıştır. Sağlık sektöründe faaliyet gösteren özel hastanelerin pazarlama çabalan açısından durumları, hastaların özel hastaneleri tercih etme nedenleri incelenmiş ve hasta tatminine ne ölçüde yer verildiği yapılan mülakatlar ve araştırmalar sonucu elde edilen bilgiler "niteliksel veri analizi" yöntemi kullanılarak özetlenmiştir. Sonuç olarak her hizmet sektöründe olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de pazarlama kavramının önemi her geçen gün artmakta, pazarlama bilincini geliştirmeye yönelik faaliyetlerle pazarlamanın kilit noktası olan tüketicilere uygun hizmetleri en uygun koşullarda sağlamak amaçlanmaktadır. vuı
Gebelik sürecinde tıbbi aydınlatma
Bu tezin amaçları, öncelikle gebelerin gebelik ve gebeliğin tıbbi takibi süreçleri hakkında ne ölçüde bilgilendirildiğini saptamak; ikinci olarak onların bilgilendirilme beklentisinin ve gebeliği izleyen sağlık profesyonellerinin bilgi verme eğiliminin derecelerini belirlemek; üçüncü olarak da çağdaş tıbbın ve tıp etiğinin bir gereği olan bilgilendirme görevi çerçevesinde bir durum değerlendirmesi yaparak önerilerde bulunmaktır.Araştırma, Mersin il merkezinde yaşayan, ilk gebeliğinin 36. haftasında ya da üstünde olan, Mersin Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde, Mersin Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi'nde, Mersin il merkezindeki sağlık ocaklarında ve Mersin Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi'nde, Mersin'deki özel sağlık merkezlerinde takip edilen, araştırmaya katılmayı kabul eden 102 gönüllü gebe üzerinde yürütülmüştür. Katılımcılarla yüz yüze görüşme yapılmış ve kendilerine 63 sorudan oluşan veri toplama formu uygulanmıştır.Literatürle büyük ölçüde uyumlu olduğu görülen bulgular genel olarak değerlendirildiğinde, sağlık profesyonellerinin kendi işlerinin aksamadan yürümesine katkı sağlayacak bilgileri aktarma konusunda titiz davrandıkları, sadece gebelerin bilgi birikimine katkı sağlayacak aktarımlar konusunda ise aynı titizliği göstermedikleri görülmektedir. Bu çerçevede özellikle ilaç kullanımı, aşılar, incelemelerin zamanında yapılması ve gebenin öz bakımı üzerinde durulmaktadır. Prenatal testler konusunda açıkça görüldüğü üzere, uygulamanın zamanında yapılmasını sağlamaya yönelik bilgi aktarımı söz konusu olmakla birlikte, testin gerekçesi ve sonuçları hakkında bilgilendirme aynı ölçüde yapılmamaktadır. Gebelerin çağdaş tıp etiği çerçevesinde, öngörülen düzeyde bilgilendirilmediğini söylemek mümkündür.
Adana'daki birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran hastaların memnuniyet düzeyleri ve bu kurumlarda çalışan hekimlerin iş doyumunun saptanması
Giriş ve Amaç: Bu çalışmada amaç, EUROPEP hasta memnuniyet anketi ve Minnesota İş Doyum ölçeklerini kullanarak, Adana'da aile hekimliği uygulamasından önce ve uygulamanın 12. ayında, hasta memnuniyetini ve aile hekimliği uygulamasının hasta memnuniyeti üzerine etkisini ve hekimlerin çalışma şartlarının iş doyumu ve memnuniyetlerine etkisini araştırmaktı.Gereç ve Yöntem: Adana il merkezindeki sağlık ocağı/aile sağlığı merkezleri, bulunduğu bölgenin sosyoekonomik düzeyine göre düşük, orta ve yüksek olarak ayrıldı. Her bölgeden bir sağlık ocağı/aile sağlığı merkezi seçilerek her birinde en az 93 hastaya rasgele yöntemle 23 sorudan oluşan EUROPEP hasta memnuniyet anketi uygulandı. Aile Hekimliği uygulamasının 12. Ayında (mayıs 2009) bu sağlık ocağı/aile sağlığı merkezlerinde anketler tekrar uygulandı. Çalışmaya katılan hastaların, uygulamadan önceki ve sonraki EUROPEP ortalama puanları karşılaştırıldı. Çalışmanın evreni Adana'daki tüm birinci basamakta çalışan hekimler olarak belirlendi. Bu evreni temsil edecek örneklem grubu rasgele seçimle belirlendi. Bu hekimlerle yüzyüze görüşülerek Minnesota İş Doyum Ölçeği dolduruldu. Aile Hekimliği uygulamasının 12. ayında aynı hekimlere tekrar anket uygulandı.Bulgular: Çalışmanıza 2008 yılında 295, 2009 yılında 293 olmak üzere toplam 588 hasta katılmıştır. Hastaların EUROPEP yanıtları, uygulamadan sonra anlamlı şekilde düzelmişti. En fazla düzelme; `Önceki görüşmelerde yaptıklarını ve söylediklerini bilmesi' (3,02±1,38'e karşılık 4,20±1,18), `Uzmana ya da hastaneye sevkten beklemeniz gerekenler konusunda sizi hazırlaması' (3,04±1,30'a karşılık 4,21±1,10), `Hekiminize telefonla ulaşabilmeniz' (2,98±1,61'e karşılık 3,99±1,31) sorularına verilen yanıtlardaydı. Çalışmaya katılan hekimlerin Minnesota İş Doyum Ölçeği sorularına 2009 yılında verdikleri cevaplar, 2008 yılına kıyasla, 5 soruda artarken 3 soruda azalmıştı. En fazla artış `Yaptığım iş karşılığında aldığım ücret' sorusunda, en fazla azalma ise `Beni her zaman meşgul etmesi' sorusundaydı. İçsel, dışsal ve genel doyum puan ortalamalarının üçünde de artış olmuş ancak bu artışlardan sadece dışsal doyum puanlarındaki artış anlamlı bulunmuştur.Sonuç: Aile hekimliği hizmetlerinin ve hasta memnuniyetinin iyileştirilmesi için aile hekimliği birimlerinin yaygınlaştırılması kaçınılmazdır. Ülkemizin sağlık hizmeti sunum sisteminin gözden geçirilerek gerekli iyileştirmelerin yapılmasının hem hekimlerin iş doyumunun hem de hasta memnuniyetinin arttırılmasına çok büyük katkılar sağlayacağı açıktır.
Hastane tercihinde hastane enformasyon sistemi bileşenlerinin etkisi
Sağlık ve sağlık hizmet sunumu, insan yaşamının sürdürülmesinde ve yaşam kalitesinin arttırılmasında özel öneme sahiptir. Günümüzde de bireyler sağlık hizmetini alacakları sağlık kuruluşları konusunda daha seçici davrandığından bu seçiciliği etkileyen, tercihi belirleyen faktörler sıklıkla araştırılmaktadır. Bu çalışma, Hastane Enformasyon Sistemi'nin (HES) bileşenlerinin bu tercihteki görünmeyen katkısını araştırmak üzere planlanmıştır.Çalışmada veri toplama aracı olarak HES'e yönelik 10 modül/alt sistem sorusundan oluşan araştırma ölçeği soruları, bu modül/alt sistemlere yönelik hastaların deneyimlerini sorgulayan sorular ve 15 soruluk SERVQUAL ölçeğinden oluşan bir anket (Ek-1) kullanılmıştır. Anket Mayıs 2010-Temmuz 2010 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde (83 kişi) ve Ortadoğu Özel Sağlık Hastanesi'nde (70 kişi) ameliyat olmuş toplam 153 hastaya uygulanmıştır. Hastaneyi tavsiye etme ve tekrar gelişte tercih etme niyeti belirten hastaların araştırma ölçeği ve SERVQUAL skorlarının hastaların tercihlerini ölçeklere yansıttığını göstermiştir. Araştırma ölçeğinin güvenirlik ve geçerlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğinin Cronbach's Alpha değeri ve % 95'lik güven aralığı 0,973 (0,970?0,989) olarak hesaplanmıştır. Araştırma ölçeği ve SERVQUAL ölçek skorları arasında korelasyon katsayısı 0,843 (%95 GA 0,798?0,888) olarak bulunmuştur ve bu değer hastane hizmetlerindeki problem yaşamış olanlar için 0,808 (%95 GA 0,738-0,878), problem yaşamamış olanlar için 0,922 (%95 GA 0,885-0,959) olarak hesaplanmaktadır. Araştırma ölçeğinin her sorusu HES modül/alt sistemlerinden birinden memnuniyetin hesaplanmasını sağlamaktadır. Ölçeğin kapsam analizi; her sorunun işaret ettiği memnuniyet skorunun, o sorudaki HES modül/alt sistem ile ilişkili olarak problem yaşanması durumunu açıkladığını göstermiştir. Hastane tercihlerinin altında yatan `memnuniyet faktörünün' HES ile ilişkili olduğu bu çalışma ile elde edilmiş bir bulgudur. Tercihi etkileyecek kadar önemli olan HES'ler hem kurulum hem de işleme aşamalarında özel olarak yetişmiş ehil elemanlar ve çalışanlar tarafından yönetilmeli, yürütülmelidir.
Ortognatik cerrahide geç dönem hasta memnuniyetinin değerlendirilmesi
Ortognatik Cerrahide Geç Dönem Hasta Memnuniyetinin DeğerlendirilmesiOrtognatik cerrahi, maksilla ve mandibulanın diş içeren bölümlerindeki bozukluklarının cerrahi olarak düzeltilmesidir. Bu gruptaki hastalar tek başına ortodontik yöntemler ile ideal olarak tedavi edilemeyen hastalardır. Ortognatik cerrahinin amacı dişsel dizilimin düzeltilmesinin yanında ideal bir yüz estetiğini sağlamaktır. Dentofasiyal deformitelerin düzeltilmesinde Lefort 1 osteotomisi ve sagital split ramus osteotomisi en sık kullanılan yöntemlerdir. Ortognatik cerrahi ile uğraşan kliniklerde o kadar iyi ve güvenilir kayıtlar olmasına rağmen hasta memnuniyeti konusunda literatürde çok az sayıda bilgi mevcuttur. Klinisyenler cerrahinin başarısını değerlendirirken genellikle postoperatif oklüzyonu ve sefalometrik ölçümleri dikkate alırlar. Oysa ki hastalar için estetik görünüm en az oklüzyonun başarısı kadar önemlidir.Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalında 2003-2011 yılları arasında gelişimsel maloklüzyon nedeniyle ortognatik cerrahi uygulanan 80 hasta incelendi. Bu hastaların tamamıyla yüz yüze ya da telefonla görüşülerek cerrahi öncesi ve sonrası estetik olarak yüz görünümü, özgüven değişikliği, çiğneme fonksiyonu, inferior alveol sinir hasarına bağlı hipoestezi, çene ekleminde ağrı ve konuşmanın değerlendirilmesi gibi hasta memnuniyetini yansıtan 14 adet soru anket şeklinde soruldu. Hastaların %22,5'i sadece estetik düzelme olduğunu, %8,8'i sadece çiğnemenin düzeldiğini, %62,5'i her ikisinin de düzeldiğini belirtmiştir. Toplamda hastaların %70'i (n=56) özgüven artışı olduğunu, %33,8'i (n=27) de yüzünde uyuşukluk olduğunu söylemiştir. Operasyondan önce hastaların %17,5'inde çene ekleminde ağrı mevcutken operasyon sonrasında bu oran %26,3 olmuştur. Cerrahi sonrasında çiğneme fonksiyonunda ve estetik yüz görünümünde ciddi oranda iyileşme saptanmıştır. Elde edilen bu anket sonuçları istatistiksel olarak değerlendirilerek literatür verileriyle karşılaştırıldı.Bu çalışmada; operasyonların başarısının sadece oklüzyon ve sefalometrik ölçümlerle değil geç dönemde hastaların subjektif yakınma ve memnuniyetleriyle de değerlendirilebileceği gösterildi. Ortognatik cerrahinin uzun dönem başarısı için fonksiyon ve estetik yüz görünümünün birbiriyle ilişkili olduğu bilinmeli ve her ikisi de eşit olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
Kliniğimizde otojen hamstring tendonlarıyla yapılan anatomik ön çapraz bağ rekonstruksiyonu ameliyatlarının sonuçları
Bu çalışmada ön çapraz bağ yırtığının dört katlı otojen Hamstring tendon grefti kullanılarak yapılan anatomik artroskopik rekonstruksiyonunun erken dönem sonuçları incelenmiştir. Bu retrospektif çalışmada Ocak 2015−Ağustos 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı polikliniğine başvurup ön çapraz bağ rüptürü tanısı konan ve cerrahi yapılan 44 hasta incelenmiştir. Tüm hastalar ortalama 10,31 ay sonunda (7-14 ay) fonksiyonel olarak Lysholm diz skorlaması, klinik olarak eklem hareket açıklıkları, stabilite testleri, kişisel memnuniyetleri ve komplikasyon oranları ile değerlendirildi. Hastalarımızın ortalama yaşı 27,2 (17-44) idi. 16 hastada medial menisküs lezyonu, 5 hastada lateral menisküs lezyonu, 2 hastada da hem medial hem lateral menisküs lezyonu görüldü. Hastaların preop Lysholm skoru ortalaması 56,14(27-89); son kontrollerinde ise ortalama Lysholm skoru 93,18(78-100) idi. 14 hastada 95-100 arasında, 29 hastada 84- 94 arasında, 1 hastada 65-83 arasında olduğu görüldü. Ayrıca menisküs lezyonu olan hasta grubunun postop Lysholm skoru ortalaması, menisküs lezyonu olmayan diğer gruba göre anlamlı fark göstermemiştir. Cerrahi tedavi kararı verirken; hasta seçimi ve hastanın beklentileri çok önemlidir. Bunun yanında rehabilitasyonun önemi de hastalara iyice vurgulanmalıdır. Sonuç olarak otojen hamstring tendonları kullanılarak yapılan anatomik ön çapraz bağ rekonstrüksiyonu sonuçlarımızın başarılı olduğunu düşünüyoruz.
Ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif bakım kalitesi ve hasta memnuniyeti ilişkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, ortopedik cerrahi geçiren hastalarda perioperatif bakım kalitesi ve hasta memnuniyeti ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapıldı. Araştırma, Temmuz 2020- Kasım 2021 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi ortopedi servisinde yatan ortopedik cerrahi uygulanan 133 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası ve Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği kullanıldı. İstatistiksel testlerin anlamlılık düzeyi için p <0.05 değeri kabul edildi. Verilerin değerlendirilmesinde Kolmogorov-Smirnov, Shapiro Wilk testleri, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi, Dunn testi, Spearman's rho korelasyon katsayısı, lineer regresyon analizi kullandı. Araştırmada kullanılan ölçeklerin toplam puan ortalamaları incelendiğinde, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalasının toplam puan ortalaması 147.44±14.71, Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeğinin toplam puan ortalaması ise 94.65 ± 7.73 olarak bulundu. Araştırmamızda Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası alt boyutlarından fiziksel alt boyuttan alınan puanın en yüksek (45.93±5.42) olduğu bulundu. Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası toplam puanı ile Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeği toplam puanı arasında pozitif yönlü orta düzeyde bir ilişki olduğu saptandı. Hastaların Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası toplam puanı arttıkça Newcastle Hemşirelik Bakımı Memnuniyet Ölçeğinden alınan puanında arttığı belirlendi. Sonuç olarak, kaliteli perioperatif bakımın pozitif olmasının hemşirelik bakımından memnuniyeti arttırmakta etkili olduğu belirlendi. Bu nedenle kaliteli perioperatif bakım verilmesi hasta memnuniyetini arttırmada önem taşımaktadır.
Havayolu zorluğu olan hastalarda C-MAC videolaringoskop, MCCOY ve macıntosh laringoskop ile entübasyonun entübasyon tekniği ve cinsiyete göre postoperatif boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü, ses kısıklığı ve hasta memnuniyetine olan etkilerinin karşılaştırılması
Fonksiyonel solunumu sağlamada en önemli unsur havayoludur. Zor havayolu olan hastalarda entübasyonun yapılamaması anestezi pratiğinde mortalite ve morbiditenin en sık nedenidir. Son zamanlarda videolaringoskopların (VL) zor havayolunda önemi giderek artmaktadır. Çalışmamızda; havayolu zorluğu olan hastalarda C-MAC videolaringoskop, McCoy ve Macintosh laringoskop ile entübasyonun, entübasyon tekniği ve cinsiyete göre postoperatif boğaz ağrısı (BA), yutkunma güçlüğü (YG), ses kısıklığı (SK) ve hasta memnuniyetine olan etkileri karşılaştırıldı. Yaşları 18-65 arasında, ASA I-II-III, zor entübasyon, vücut kitle indeksi (VKİ) 30 kg/m²'den büyük, Mallampatisi 3 ve üstünde, Cormack Lehane Skoru 3-4 olan elektif cerrahi uygulanacak 90 hasta, prospektif randomize çalışmaya dahil edildi. Preoperatif muayenelerinde yaş, VKİ ve Mallampati skorları kaydedildi. Hastalar randomize 30'ar kişilik üç gruba ayrıldı. Grup I : Mccoy laringoskopla entübasyon yapılan hastalar Grup II : Macintosh laringoskopla entübasyon yapılan hastalar Grup III: C-MAC VL'la entübasyon yapılan hastalar Ayrıca; cinsiyet bakımından da Grup Kadın ve Grup Erkek olarak karşılaştırıldı. Hastaların preoperatif rutin monitorizasyonu yapıldı. Hastaların 5 dakika (dk) %100 O2 ile preoksijenizasyondan sonra 2-2.5 mg/kg propofol ile genel anestezi indüksiyonu sağlandı. Hastalar propofol enjeksiyonundan sonra 45 saniye maske ile ventile edildikten sonra 0.6 mg/kg rokuronyum ile kas gevşemesi sağlandı. Erkek ve bayan hastalarda sırasıyla 8.0 ve 7.5 numaralı endotrakeal tüp (ETT) kullanıldı. ETT'lerin kafı kafmetre ile 20-30 cmH2O basınçla şişirildi. Kalp atım hızı, ortalama kan basıncı (OKB) ve periferik oksijen saturasyonu (SpO2); giriş, entübasyon 1. ve 5. dk'larda kaydedildi. %40 O2, %60 hava ve %2 minimum alveoler konsantrasyon (MAC) sevoflurane inhalasyonu ve rokuronyum bromid 0.2 mg/kg kullanılarak idame sağlandı. Operasyondan hemen sonra, 6., 12., 24., 48. ve 72. saatlerde BA, YG ve SK varlığı değerlendirildi ve hastaların tekrar aynı yöntemle anestezi almak isteyip istemediği sorgulandı. Preoperatif olarak Mallampati ve Cormack Lehane sınıflaması açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ) bakımından karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı . Hastaların operasyon öncesi, intraoperatif 1., 2., 5., 10., 15. dk'larda ve postoperatif 15. dk'da kalp atım hızı ve ortalama kan basınçları Grup I, II ve III olarak değerlendirildiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi. Postoperatif 12 ve 24. saatlerde BA, Grup II'de Grup I ve III'e göre, istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Cinsiyete göre postoperatif BA değerlendirildiğinde; 24. saatten sonra erkeklerde kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az sıklıkta BA bulunmuştur. Postoperatif YG sıklığı, operasyondan hemen sonra ve 24 saat sonra erkeklerde istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az bulunmuştur. Postoperatif SK, 24. saatte erkek grupta, kadın gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az bulunmuştur. Operasyon süresi, anestezi süresi, entübasyon süresi ve hasta memnuniyet skorları açısından karşılaştırıldığında; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak; havayolu zorluğu düşünülen yetişkin hastaların entübasyonunda öncelikli olarak VL kullanımının BA, SK ve YG insidansı bakımından daha avantajlı olduğunu ve postoperatif bu yan etkilerin, kaf basıncı ve kullanılan entübasyon tekniği erkek grup ile standardize edilmesine rağmen kadınlarda erkeklere göre daha fazla görüldüğünü belirtebiliriz.
Bronkoskopi işleminde müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin işlemin başarısına, hasta memnuniyetine ve bazı fizyolojik parametrelere etkisi
Bu çalışma, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemenin; hastanın nabzına, oksijen satürasyonuna, kan basıncına, memnuniyetine ve işlemin başarısına olan etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma bronkoskopi endikasyonu olan ve hekimin işleme uygun gördüğü hastalar ile randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırmaya başlamadan önce kurumdan, etik kuruldan ve hastalardan yazılı onay alındı. Araştırmanın örneklemini her grupta 30 kişi olmak üzere toplam 60 hasta (α=0.05, 1-β=0.80) oluşturdu. Çalışma kriterlerine uygun olan hastalar basit rastgele örneklem yöntemi ile randomize edilerek, müdahale ve kontrol grubuna ayrıldı. Hasta memnuniyetini ve işlemin başarısını değerlendirmek için Visual Analog Scala/VAS kullanıldı. Müdahale grubuna bronkoskopi işlemi başlamadan beş dakika öncesinden ve işlem süresince toplam 15 dakika süre ile müzik eşliğinde rehberlikli imgelem uygulaması yapıldı. Tüm hastaların uygulama öncesi ve işlem süresince kan basıncı, nabız ve solunum hızı ve satürasyonu her beş dakikada bir kayıt edildi. Elde edilen veriler student t, Mann Whitney U ve tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ile değerlendirildi. Müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla; işlem sırasında ve sonunda sistolik (p<0.05), diyastolik kan basıncında daha az bir artışın yaşandığı, işlem sırasında artan nabız ve satürasyon değerinin düştüğü belirlendi. Kontrol grubunda ise; işlem sırasında sistolik, diyastolik kan basıncı artışının müdahale grubuna kıyasla daha fazla yaşandığı, benzer şekilde nabız ve solunum hızının arttığı, satürasyon değerinin düştüğü saptandı. Müdahale grubunda yer alan hastaların işlem sırasında daha az bulantı yaşadığı (p<0.05), işlem süresinin daha kısa ve işlemden memnuniyetin daha yüksek olduğu (p>0.05) belirlendi. Bu çalışma sonuçları, bronkoskopi işlemi sırasında müzik eşliğinde yapılan rehberlikli imgelemin hasta sonuçlarına olumlu katkı sağladığını ve güvenle uygulanabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Bronkoskopi, mennuniyet, müzik, yönlendirilmiş imgelem, vital bulgular
Sakral bölgeye yapılan masajın doğuma etkisi
Bu çalışma, doğum eyleminde sakral masajın etkilerini belirlemek amacıyla; randomize, kontrollü, deneysel olarak yapıldı. Çalışma, Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde, Mart–Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırma öncesi gerekli izinler alındı. Gebe sayısını belirlemek için power analizi yapıldı. Kontrol grubuna alınan gebelere hiçbir müdahale yapılmadı. Müdahale grubuna masaj, doğum eylemi fazlarında, sol lateral pozisyon verilerek sakral bölgeye sırasıyla öfleraj ve vibrasyon tekniğiyle 30 dk boyunca uygulandı. Araştırmada verilerin toplanmasında, soru formu, doğum eylemi izlem formu, doğum sonrası görüşme formu, visuel analog skala, durumluluk kaygı ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare testi, Student t testi, yüzdelik, frekans, ortalama, kullanıldı. Sonuçlar, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Müdahale grubunun latent faz VAS ortalamaları (3.57±1.43), aktif faz VAS ortalamaları (7.03±1.5), geçiş faz VAS ortalamaları (8.83± 1.78), kontrol grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu [(4.67±1.37), (p=0.004); (8.43 ±1.17), (p=0.0001); (9.7 ± 0.53), (p=0.013)]. Çalışmamızda müdahale grubunun STAI ölçek puan ortalamaları (28.07±2.96); kontrol grubundan (39.57±4.17) istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0.0001). Doğum eyleminin birinci evresinde uygulanan masajın gebelerin doğum ağrısını ve anksiyetesini azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Masaj uygulaması ile ilgili farklı popülasyonlarda daha geniş çaplı araştırmaların yapılması ve sonuçlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Doğum ağrısı, Doğumda anne memnuniyeti,Hemşirelik, Masaj.
3 farklı dişeti retraksiyon yönteminin hasta konforu açısından karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı; 3 farklı retraksiyon yönteminin hasta konforu, dişeti yer değiştirme etkinlikleri, kanama, hassasiyet ve dişeti çekilmesi yönünden Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılarak karşılaştırılmasıdır. Sabit protez ihtiyacı duyulan sağlıklı dişeti kriterlerine sahip toplam 144 birey çalışmaya dâhil edilmiş ve gruplara rastgele olarak dağıtılmıştır. 1. grup geleneksel retraksiyon kordu (Ultrapak®), 2. grup kord ve alüminyum klorid solüsyonu (Racestyptine, SEPTODONT®), 3. grup ise retraksiyon pastası (3M™ ESPE™ Astringent Retraction Paste®) olarak belirlenmiştir. İlk seansta dişler subgingival şemfır bitiş çizgisi uygulanarak prepare edilmiş ve aynı seansta geçici restorasyonları yapılmıştır. Ölçü seansı için 7 gün sonraya randevu verilmiştir. Retraksiyon seansında 7 soru, retraksiyon sonrası 1, 7, 28. Günlerde 7 soru sorularak cevaplar değerlendirilmiştir. Sonuçların istatistiksel analizinde Kruskal-Wallis, Mann-Whittney U, Ki kare testleri ve Bonferroni doğrulama testi kulllanıldı (α = 0,05). Karşılaştırılan yöntemler arasında dişeti yer değiştirme etkinliği, çalışma süresi, hassasiyet, işlem sonrası kanama ve hasta konforu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Retraksiyon pastası grubu çalışma süresi ve hasta konforu açısından daha başarılı bulunmuştur (p<0,001). Hassasiyet tüm gruplarda 7. ve 28. günlerde azalma göstermiştir. Kord ve AlCl3 grubu yer değiştirme etkinliği açısından daha başarılı bulunmuştur (p=0,005). Retraksiyon sonrası kanama görülen en fazla diş sayısı geleneksel kord grubunda görülmüştür (p<0,001). Retraksiyon pastasında diğer gruplara göre daha az dişte dişeti çekilmesi görülmüştür (p<0,001). Kordsuz teknik (retraksiyon pastası) çalışma süresi, kanama, hassasiyet, postoperatif ağrı açısından diğer yöntemlere göre daha konforlu ve klinik kullanımda kolay uygulanabilir bulunmuştur.
Aromaterapinin doğum eylemindeki ağrı, konfor ve memnuniyet üzerine etkisi
Araştırma, aromaterapinin doğum eyleminin I. evresindeki ağrı, konfor ve memnuniyet üzerine etkisini belirlemek amacıyla, randomize kontrollü, kontrol gruplu, yarı deneme modeli ile yapılmıştır. Araştırma 01.06.2016-02.08.2016 tarihleri arasında T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Doğum Salonunda yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, belirtilen tarihler arasında doğum salonuna vajinal doğum için başvuran ve araştırma katılım kriterlerine uyan 30 deney, 30 kontrol olmak üzere toplam 60 gebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" , "Visual Analog Scale (VAS)", "Doğum Konforu Ölçeği (DKÖ)" ve Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeğinin "Doğum Deneyiminden Memnuniyet" alt boyutu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik dağılımlar, ki-kare önemlilik testi, bağımsız gruplarda t testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Doğumun Latent fazında VAS ortalaması deney grubunda 3,4±2,1, kontrol grubunda 6,6±2,0, Aktif fazında deney grubunda 6,1±1,7, kontrol grubunda 8,7±1,0, Geçiş fazında deney grubunda 8,3±0,9, kontrol grubunda ise 9,8±0,5 olarak belirlenmiş ve gruplar arasındaki farkın tüm fazlarda anlamlı olduğu saptanmıştır (p=0,000). Doğumun Latent fazında DKÖ puan ortalaması deney grubunda 37,1±4,4, kontrol grubunda 30,2±4,4, Aktif fazında deney grubunda 36,3±3,2, kontrol grubunda 25,3±4,6, Geçiş fazında deney grubunda 33,6±3,9 kontrol grubunda ise 21,1±4,7 olarak belirlenmiş ve gruplar arasındaki farkın tüm fazlarda anlamlı olduğu saptanmıştır (p=0,000). Deney grubunun Doğum Deneyiminden Memnuniyet Ölçeği puan ortalamasının 30,03±2,53, kontrol grubunun 27,6±3,6 olduğu ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p=0,000). Bu araştırmada; aromaterapinin doğum eyleminin I. evresindeki ağrı algısını azalttığı, konfor ve memnuniyet düzeyini arttırdığı bulunmuştur. Bu sonuçlar aromaterapinin doğum ağrısıyla başa çıkmada, konfor ve memnuniyet düzeyini arttırmada etkili bir hemşirelik girişimi olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Aromaterapi, Doğum ağrısı, Hemşirelik, Konfor, Memnuniyet.