Hellenistic Period
107 theses under this subject heading
Kelâm ilminin Stoa felsefesi ile ilişkisi hakkındaki iddia ve tartışmalar
Bir Helenistik Dönem felsefe ekolü olan Stoacılığın, kelâm geleneği üzerinde farklı yönlerden, çeşitli düzeyde etkide bulunduğuna dair, yüz yılı aşkın önemli bir akademik literatür mevcuttur. Farklı dönemlerde yaşamış olan farklı zihniyetlere sahip yazarlarca dile getirilmiş bu iddiaların bir kapsayacı tez ile değerlendirilmesi gerekliliği ihtiyacına binaen bu çalışma kaleme alınmıştır. İlgili literatürü incelerken tartışmayı zenginleştirmek, çalışma sahasına yeni boyutlar kazandırmak, eksik ve zayıf kalan noktaları gidermek, literatürde yapılmış açık yanlışlıklara işaret etmek ve alternatif okumalar ortaya koymak, elinizdeki çalışmada öncelik verilmiş hususlardan bazılarıdır. Yapılan detaylı araştırmalar sonucunda, Stoa felsefesinin kelâm üzerinde etkili olduğu yönündeki iddiaların son derece spesifik ve ideolojik bağlılıkların sonucu olarak üretildiği tespit edilmiştir. Söz konusu iddiaların, modern akademik bilginin kesinlik gerekliliklerini karşılamakta yetersiz kaldığı düşünüldüğünden, Stoa felsefesinin kelâm ilmini etkilediği yönündeki iddialara, elimizdeki kaynaklar çerçevesinde şimdilik mesafeli yaklaşmak gerektiği kanaatine varılmıştır.
Helenistik Dönemde Mısır
Mısır, tarihte ileri bir medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mısır'ın coğrafi şartları ve konumu, Mısır medeniyetinin gelişmesi ve şekillenmesinde oldukça önemli olmuştur. Eski Mısır krallığı Aşağı ve Yukarı Mısır nomlarının birbirleriyle mücadeleleri sonucu meydana gelmiştir. İskender'in M.Ö. 332 yılında Mısır'a gelmesi ile Mısır için Helenistik dönem başlamış, M.Ö. 323'teki ani ölümü ardından fethettiği topraklar ardılları arasında büyük mücadeleler sonucunda paylaşılmıştır. İskender'in yakın arkadaşı ve generali olan Ptolemaios, İskender'in ölümü ardından M.Ö. 305 yılına kadar satrap olarak hüküm sürdüğü Mısır'da krallığını ilan etmiştir. Mısır coğrafyasında yaşayan ve Helenistik krallıklar içinde en uzun ömürlüsü olan Ptolemaioslar'ın izlediği dış politika ve deniz gücüne verdiği önem onların bölgede söz sahibi olmasında etkili olmuştur. Bu çalışmada Mısır'ın jeopolitik konumu, İskender'in doğu seferi, İskender'in ardılları (diadokhlar) arasındaki mücadelelerin ardından saltanat sırası ile Ptolemaioslar devleti kralları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Mısır, Nil, İskender, Ptolemaios, Kraliçe, Kleopatra
Hellenistik ve Roma döneminde Nikomedia
Antik çağ dönemlerinde Nikomedia adı ile anılan kent Bithynia bölgesine dahil bir şehir statüsündedir. Nikomedia kenti ile ilgili M.Ö. VIII. yüzyıldan öncesine dair yazılı bir kaynak bulunmamaktadır. Bu yüzyıldan sonra ise Astakos halkının bölgede yaşadığına dair bilgilere ulaşılmaktadır. Günümüzde Kocaeli olarak bilinen bu bölge coğrafi konumu ve verimliliği ile geçmişte de değerli bir statüye sahiptir. Kentin deniz ticaretine uygunluğu, topraklarının zenginliği ve Konstantinopolis yani bugün ki adı ile İstanbul'a yakın olması antik çağda da önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bahsettiğimiz özelliklerin yanı sıra birçok alanda da kendini kanıtlamış olan bu kentin değerini, yaşadığı birçok istila ve depremlerin ardından yeniden inşa edilme süreçlerini takip ettiğimizde görebilmekteyiz. Onca sıkıntılara rağmen kent her defasında yeniden yapılandırılmış ve kaybedilmesi göze alınamamıştır. İstanbul'un tedarikçisi konumundaki kentlerinde en önemlisi olmakla birlikte Roma İmparatorluğu'na kadar varlığını Bithynia bölgesi altında idare ettirirken bu dönemden sonra Roma'nın bir eyaleti statüsünde devam ettirmiştir. Bu çalışmada Nikomedia kenti ile ilgili en eski kaynaklar dahil olmak üzere ele geçirebildiğimiz kadar bilgiyi değerlendirerek kısa bir Antik çağ Nikomedia'sına ışık tutmak istenmektedir. Anahtar Kelimeler: Nikomedia, Olbia, Astakos, Bithynia.
Anadolu'da Hellenistik ve Roma dönemi tapınak alınlıklarındaki kalkan kabartmaları
Savaş tarihi neredeyse insanlık tarihi ile aynı yaştadır. Her savaş bir saldırı olduğu kadar aynı zamanda savunmadır. İnsanlar savaşlarda kendilerini korumak amacıyla kalkan kullanmaya başlamış, zamanla ekonomik ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak kalkanı da geliştirmiştir. Neolitik dönemden itibaren mağaralarda, sivil, kamusal ve dini yapılarda, duvar resimlerinde, mozaiklerde, seramiklerde, metal kaplarda, sikkelerde, heykeltıraşlık eserlerinde, mezar stellerinde ve lahitler üzerinde çok çeşitli tiplerde karşılaşılan kalkan motifi, insan yaşamında gerek işlevsel gerekse ikonografik açıdan önemli bir yere sahip olmuştur. Dikdörtgen, yuvarlak, pelta gibi tiplerde betimlenen kalkanların, bunlar dışında çeşitli alt tipleri de mevcuttur. Farklı uygarlıklarda farklı tiplerde uygulanan kalkan motifi, bazen sembolik hale gelmiş, kültürler arası etkileşimlerden de etkilenmiştir. Bununla birlikte, özellikle kabartmalar üzerinde, tarihsel süreç içerisinde stilistik bir gelişim izlediği de anlaşılmaktadır. Kalkan motifinin işlendiği yerlerden biri de tapınak alınlıklarıdır. Çoğunluğu Anadolu'da bulunan, Hellenistik ve Roma dönemlerine ait toplam 12 tapınağın alınlıkları, bu motifin bir süsleme ögesi olarak kullanılmasının yanında apotropeik anlamının da olduğunu gösterir. Alınlıklarında kalkan motifi yer alan tapınakların yer aldığı yerleşimler incelendiğinde, bu motifin tercih edilmesindeki nedenler, kültürel etkileşimler ve tarihsel bağlantılar hakkında da ipuçlarına varmak mümkün olmaktadır. Bu yerleşimler genel olarak Seleukoslar, Antigonoslar, Ptolemaioslar gibi Makedon kökenli krallıkların etkisi altında kalmıştır. Adı geçen krallıkların askeri yönleri düşünülünce bahsettiğimiz yerleşimlerde karşımıza çıkan kalkan motifini tapınağın yanı sıra daha birçok mimari yapı üzerinde uyguladıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kalkan, Alınlık, Tapınak, Anadolu, Makedon
Cevizcioğlu Çiftliği nekropolü insan iskelet kalıntılarının paleodemografi ve ölü gömme gelenekleri açısından incelenmesi
Anadolu' da Hellenistik-Roma Dönemi çalışmaları genellikle kentlere ve materyal kültüre odaklanmıştır. Bu çalışma Hellenistik-Roma Dönemine tarihlendirilen Cevizcioğlu Çiftliği insan iskelet kalıntılarından yola çıkarak kırsal yerleşimlere dair ölüm uygulamaları ve demografik verilerin elde edilmesi amaçlanmıştır. Cevizcioğlu Çiftliği Nekropolü'nün yaşam tabloları ve gömü uygulamalarındaki farklılıklar Nekropolün Hellenistik, Roma ve Geç Roma şeklinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Üç dönem için cinsiyet oranlarının 1/1 oranına yakın olduğu belirlenmiştir. Ancak dönemler arası ölüm oranlarının farklılaştığı ve Hellenistik Dönem ölüm oranlarının diğer dönemlerden yüksek olduğu görülmüştür. Roma Dönemi ve Geç Roma Dönemi'nde bebek ve çocuk temsil oranları az olmakla birlikte Anadolu'nun geneliyle uyumludur. Ancak Hellenistik Dönem bebek ve çocuk temsiliyeti açısından düşük oranlara sahiptir. Bu bulgu erişkin olmayan bireylerin ayrı mekanlara defnedilmiş olabileceğini düşündürtmektedir. Cevizcioğlu Çiftliği Nekropolü kadın ve erkeklerinin gömü biçimleri açısından farklık göstermediği belirlenmiştir. Ancak, her iki cinsiyet mezar hediyeleri açısından farklılık göstermektedir. Kadın mezarlarına toprak ürünler erkek mezarlarına ise cam malzemeden hediyeler konulmuştur. Mezar hediyelerindeki farklılık sadece cinsiyetler açısından değil aynı zamanda yaş gruplarında da farklılık göstermektedir. Örneğin, bebek ve çocuklara figürün ve çıngırak konduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak Hellenistik-Roma Dönemi'ne tarihlenen nekropollerin bir bütün olarak değerlendirilmemesi, Roma Dönemi'nin de kendi içinde bölümlenerek ele alınması gerektiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler Paleodemografi, ölü gömme gelenekleri, Hellenistik-Roma, Geç Roma, mezar hediyeleri, bebek-çocuk ölümlüğü
Marmaray Tüp Geçit kazıları Sirkeci İstasyonu'nda ele geçen Karadeniz kökenli Amphora mühürleri (Herakleia Pontika, Sinope, Amastris ve Khersonesos)
Son yıllarda İstanbul'un çeşitli semtlerinde, özellikle ulaşım problemlerine çözüm getirmek amacıyla yapılmış, büyük çaplı inşaat projeleri, kent tarihinin arkeolojik kazılarla yeniden değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bu projelerden ilki, Marmaray Tüp Geçit Projesi kapsamında yapılmış olan, arkeolojik kurtarma kazı çalışmalarıdır. Çalışmalar başlangıçta ulusal bir ulaştırma projesiyken, arkeolojik kazılardan elde edilen verilerle, hem ulusal hem de uluslararası alanda, araştırmacıların ilgi odağı haline gelmiştir. 2004-2012 yılları arasında sürdürülmüş olan çalışmaların önemli istasyonlarından biri olan, Marmaray Sirkeci İstasyonu kazıları sonucunda, Byzantion'un özellikle Hellenistik Dönem'e tarihlenen bölümüyle ilgili önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu çalışma, antik dönemde, Karadeniz, Ege ve Akdeniz deniz ticaretinde, çok önemli bir role sahip olan Byzantion'un, Hellenistik Dönemde, Karadeniz Bölgesi'ndeki iki önemli kent ile olan ticari ilişkilerini, amphora mühürleri aracılığıyla kanıtlayan ilk çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Byzantion, Hellenistik Dönem, Deniz Ticareti, Ticari Amphora Mühürleri, Marmaray Kurtarma Kazıları.
Phokaia Maltepe Tümülüsü erken Hellenistik dönem seramiği
Phokaia antik kenti kazı ve araştırmaları çerçevesinde Maltepe Tümülüsü'nde 1992 ve 1994 yıllarında gerçekleştirilen kazılarda önemli sayıda erken Hellenistik döneme tarihlenen boyalı seramik ele geçmiştir. Kentin atölyelerine ait üretimler olduğu düşünülen söz konusu boyalı seramikler Batı Yamacı Seramikleri ve Basit Firnisli Seramiklerden oluşmaktadır. Söz konusu seramikler üzerinde yapılan tipolojik analizler, başta Pergamon, Ephesos ve Sardes olmak üzere, Hellenistik dönemin diğer Küçük Asya kentlerindeki yaygın form repertuarı ile yakın benzerlikler sergilemektedir. Bununla birlikte, Atina Agorası, Korinth ve Yunan adaları olmak üzere, Karadeniz ve İtalya'ya kadar bu benzerlikler takip edilmektedir. Küçük Asya tipi kantharoslar, yarı küresel kaseler, kraterler, dışa ve içe dönük ağızlı kaseler, yuvarlatılmış ve düz uzanan ağızlı tabaklar ve balık tabakları en yaygın formlardır. Bu kap formları arasında kantharoslar, yarı küresel kaseler ve kraterler üzerinde Batı Yamacı bezemesi dikkati çeker. Batı Yamacı Tekniği'nde beyaz ve pembemsi renk kullanılarak yapılan kolye motifi, zeytin yaprağı, sarmaşık veya kalp yapraklarından oluşan bezeme dizileri yoğun olarak kullanılan süslemelerdir. Çalışılan seramikler 4. yüzyıl ile 1. yüzyıla kadar bir kronoloji sergiler; ancak, yoğunluk 3. yüzyıldadır. Anahtar Sözcükler: Phokaia, Maltepe Tümülüsü, Boyalı Seramik, Erken Hellenistik Dönem
Arkaik, Klasik ve Hellenistik Dönem'de Doğu Thrakia
"Arkaik, Klasik ve Hellenistik Dönem'de Doğu Thrakia" isimli bu çalışmanın mekânsal sınırını güney ve güneydoğuda Ege ve Propontis Denizi, kuzeyde Pontos Euksinos ve Astikus Dağları, doğuda Bosporos Thrakios ve batıda ise Hebros Nehri oluşturmaktadır. Avrupa'nın ve Thrakia Bölgesi'nin Güneydoğusu'nda bulunmasına karşın "Doğu Trakya" şeklinde yerleşmiş bir ismi olmasından dolayı "Doğu Thrakia" olarak adlandırılmaktadır. Doğu Thrakia Bölgesi, Hebros ve kolları Tonzos, Agrianes ve Ardeskos nehirleri tarafından sulanan ve kuzeyindeki Astikus ve güneyindeki Ganos ve Koru Dağları hariç hafif engebeli bir alandır. Bölgenin coğrafyası Neolitik Çağ'dan itibaren, yerleşimlerin dağılımını ve karakterini büyük ölçüde etkilemiştir. Khersonesos, kıyı ve iç kesimin birbirinden büyük farklılık arz ettiği Doğu Thrakia'nın iç kısmında, 7. bin yılda Balkan kültürleri hâkim durumdayken Kuzey Ege kıyısında ise, Batı Anadolu olarak adlandırdığımız Ege Havzası'ndaki kültürler hâkimdir. Bölge MÖ1. binyıl sürecinde büyük oranda bu şekillenmeden etkilenmiştir. Pekçok kabileden oluşan Thraklar, yaklaşık MÖ 1200'lerde tüm bölgeye hâkim olmuştur. Ancak kısa bir süre sonra, Pontos Euksinos hariç, Propontis ve Kuzey Ege kıyıları ile Khersonesos'da Ege Havzası'ndan, özellikle de Batı Anadolu, ona yakın Samos, Khios ve Lesbos gibi adalardan ve Yunan anakarasından gelenler tarafından irili ufaklı birçok yerleşim kurulmuştur. Bu yerleşimlerin büyük bir bölümü, mevcut bir Thrak yerleşimi üzerinde yeniden iskân edilmiştir. Doğu Thrakia'nın Pontos Eukinos haricindeki kıyılarında ve Khersonesos'da kolonistler yaşarken, Thraklar ise iç kısımda, kıyıların hemen gerisinden itibaren, varlıklarını neredeyse Geç Antik Çağ'a kadar sürdürmüşlerdir. Doğu Thrakia'nın Arkaik, Klasik ve Hellenistik Dönemi'nin incelendiği çalışmada, ağırlıklı olarak müze ve arazi verileriyle araştırma yapılmıştır. Ayrıca bölge ile ilgili çeşitli antik kaynaklar ve modern araştırmalardan yararlanılmıştır. Bu kapsamda müze ve arazi verileri, kaynak araştırması, bölgenin coğrafyası ve etkilendiği siyasi olaylar bütüncül olarak değerlendirilmiştir.
Stratonıkeıa kazısı sikke buluntuları (1977-2019 yılları)
Karia Bölgesi'nin iç kesimlerindeki yerleşimlerden birisi olan Stratonikeia Kenti, Hellenistik Dönem boyunca Hellenistik Krallıklar ve bölgenin önemli ekonomik ve siyasi güçleri arasında el değiştirmiştir. Kent, söz konusu egemen güçlerin yönetimi altında kaldığı bu dönemden MÖ 167 tarihine kadar sikke darp edecek bir konumda olmamış ve bu nedenle Hellenistik Krallıklar ve Rhodos'a ait sikke darpları kentte resmi olarak sirkülasyonda olmuştur. Kentin Roma İmparatorluk Dönemi şehir darpları ise Augustus Dönemi'nden Gallienus Dönemi'ne kadar devam etmiştir. MS 3. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kent ekonomik kriz ve enflasyon nedeniyle kendi sikkelerini diğer kentler gibi darp etmeyi bırakmıştır. Stratonikeia kazısı sikke buluntuları; Klasik, Hellenistik, Roma, Geç Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemi yerleşim tabakaları ile ilişkili sikkelerin yanı sıra Avrupa kökenli sikke ve para kullanımına dair bulguları da içermektedir. Doktora tezi kapsamında çalışılan bu projenin konusunu Stratonikeia ve çevresindeki kazılarda ortaya çıkarılan Grek, Roma, Geç Roma, Bizans ve Avrupa kökenli sikkeler oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışma sonucunda kazılarda bulunan sikkelerin tamamının çalışılması ile Stratonikeia ve territorium'unun ekonomisi ve ticari ilişkileri hakkında kapsamlı bilgi edinilmeye çalışılmıştır.
Antik Hellen coğrafyasında genelev kültürü ve fahişelik
Tarih sahnesinde perde arkasında bırakılan konulardan biri olan fahişelik kurumu, her ne kadar konuşulmaktan çekinilse de toplumlarda ve kültürlerde varlığını sürdürmüş bir fenomendir. Günümüz koşullarında tabulaşmış bu kurum, Eskiçağ'ın önde gelen medeniyetlerinde gündelik yaşamın görünür bir parçasıdır. Bireysel kümelerden kentleşmelere giden süreçte fahişelik kurumu, yalnızca dinsel yapısıyla toplumda var olmakla kalmamış günümüzden de aşina olduğumuz ticari meta haline gelmiştir. Fahişeliği kalabalıklar içerisinde barındıran Hellen kültürü, bu kurumu neredeyse yasal kılan medeniyetlerden biridir. Tezde, fahişelik konusu bağlamında Hellen kültürü merkeze alınmıştır ve odak noktasından çok uzaklaşılmadan bu kurumun incelemesi yapılmıştır. Yapılan incelemede amaçlanan, sınırlı antik kaynaklar ve akademik çalışmaların incelenmesiyle birlikte, üzerine çalışılmaktan çekinilen bu konunun toplumu etkileyen önemli unsurlardan biri olduğunu ortaya koymaktır. Ayrıca, tezin konusu sebebiyle oluşmuş literatür kısırlığını azaltmak da amaçlanmıştır. Hellen kültürü ile bağlantılı sosyal konularda diğerlerinden geri kalmayan hatta din, siyaset, sosyal yaşantı, mimari gibi önemli kültürel değerlerde izler barındıran bu kurumun incelenmesi, geçmişten günümüze kadar yansıyan fahişelik kültürü tohumlarının nerede ekildiğine de yanıt olmuştur.
Nikaia örneğinde kent topografyasının elit mezarlara yansıması
Nikaia Antik Kenti, kurulduğu Helenistik Dönem'den itibaren Kuzeybatı Anadolu'nun en önemli kentlerinden biri olmakla kalmamış, hıristiyanlığın başlaması ile beraber Bizans Dönemi'nin hem dini açıdan önemli bir kenti olmuş, hem de bir dönem Bizans İmparatorluğu'na başkentlik yapmıştır. Bu derece önemli bir konumu olan Nikaia kentinin sakinleri içerisinde, çiftlik sahipleri, din adamları ve yönetici sınıfta yer alan bazı kişiler, adlarını yaşatmak, aile isimlerini yaşatmak ya da mülklerine hala sahip olduklarını gösterebilmek adına, Nikaia surları dışına benzersiz anıt mezarlar yaptırmışlardır. Bu anıt mezarlar ve çevreleri, günümüzde, defineciler ya da doğal sebepler sebebiyle tahribata uğramış durumdadırlar. Bu durum söz konusu mezarların tarihlenmesini güçleştirse de mezarlar genellikle geç Helenistik Dönem ve Erken Hıristiyanlık Dönem'ini işaret etmektedir.
Seleukos Krallığı'nda sikke basımı ve Şanlıurfa Müzesi'nden iki define
Bu çalışma kapsamında Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi'nde bulunan biri Seleukos Krallığı'na ait bronz, diğeri Roma Dönemi'nde Seleukos Kralı I. Philippos Philadelphos adına basılan posthumous gümüş tetradrahmi sikkelerinden oluşan iki ayrı define araştırılmıştır. Bu defineler genel anlamıyla dönemin sikke basımcılığının ışığında incelenmiştir. MÖ 323'de III. Aleksandros'un ölümünden sonra Makedonia Krallığı topraklarının yönetimi, ardılları olan komutanlar (Diadokhlar) arasında bölüşülmüştür. Seleukos Krallığı, bu komutanlardan I. Seleukos Nikator tarafından Makedonia İmparatorluğu'nun doğu bölgelerinde kurmuştur (MÖ 312/11). Bu krallık, merkezi Kuzey Suriye olmak üzere MÖ 64'de bir Roma Eyaleti (Provincia Syria) olana kadar bu topraklar üzerinde egemenlik sağlamıştır. Araştırma konusunu, genel olarak MÖ 312/11-64 yılları arasındaki Seleukos Krallığı'nın egemenliği altındaki topraklarda sikke basım faaliyetleri oluşturmaktadır. Özel olarak ise incelenen iki definenin tarihi kontekste değerlendirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Hellenistik Dönem, Seleukos Krallığı, Seleukos Sikkeleri, Şanlıurfa Müzesi.
Anadolu tümülüslerinin tipolojik açıdan incelenmesi
Nitelikleri tartışmalı bazı buluntular dışında, Anadolu'da tümülüslerin ilk örnekleri Doğu Trakya'da karşımıza çıkmaktadır. Bölge tümülüslerinin en erken örnekleri Erken Frig dönemine tarihlenir. Ancak en ihtişamlı Frig Tümülüsleri, Frigya Bölgesinde yapılmıştır. Daha sonra Frigleri, Lydia, Greko-Pers, Hellenistik Dönem takip eder. Anadolu'da yedi bölgeye de yayılmış olan tümülüslerin tanınmış örneklerine Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesinde rastlamış olmamıza rağmen Orta Anadolu başta olmak üzere diğer bölgelerimizde yüzlerce tümülüs henüz resmi kayıt altına dahi alınmamıştır. Tümülüsler aynı zamanda en az özen gösterilerek araştırılan ve en çok tahrip edilen buluntular arasındadır ve dolayısıyla Anadolu arkeolojisinin üvey evladı gibidir. Anadolu Tümülüsleri'nin karakteristik özelliklerini ana toprağa açılan çukurun mezar odasına çevrilmesiyle yapılan Frig Tümülüsleri oluşturur. Frig Tümülüsleri'ni kronolojik olarak Lydia Tümülüsleri takip eder. Lydia Tümülüsleri taştan yapılmış mezar odalarına sahiptir. Daha sonraki süreçte bu kültür sırasını; Greko-Pers ve Hellenistik Dönem Tümülüsleri takip eder. Greko-Pers ve Hellenistik Dönem Tümülüsleri de kısmen Lydia Tümülüslerine benzemekle birlikte kültürel farklılıkları da kendi içlerinde barındırırlar. Bu çalışmada amacımız; Orta Anadolu'da uzun yıllar boyu ihmal edilmiş ve çoğu da kaçak kazılar sonucunda defineciler tarafından yağmalanmış ya da müzelerin üstünkörü çalışmış olduğu bu tümülüslere dikkat çekmektir. Bu tümülüslerin çoğunun tipolojileri, buluntuları, mezar tipleri ve tarihlendirilmeleri ise meçhuldür. Amacımız arkeoloji dünyasındaki bilindik tümülüslerin içerisinde bu tümülüsler nerededir? Sorusuna cevap bulmak ve Anadolu'da tümülüslerin başlangıcı ve bu gelenekle birlikte kültürlerin birbirleri ile etkileşimini anlamaya çalışmaktır. Anahtar Kelimeler: Tümülüs, Frig, Lydia, Greko-Pers, Hellenistik Dönem.
Yozgat Müzesi'nde bulunan hellen otonom, hellenistik krallık ve roma eyalet sikkeleri
Bu çalışmanın ana kapsamını Yozgat Müzesi sikke koleksiyonu dâhilindeki Hellen otonom kentler, Hellenistik Krallıklar ve Roma İmparatorluğu Dönemi'nde Yunan kentleri tarafından darp edilen 395 adet sikke oluşturmaktadır. Koleksiyon dâhilindeki sikkelerden ilk gurubu oluşturan 95 adet sikke Arkaik, Klasik, Hellenistik dönemlerde bağımsız kentlerin basmış olduğu otonom sikkelerdir. Bu başlık altında batıda Thrakia'dan doğuda Kilikia Bölgesi'ne kadar özellikle Küçük Asya'nın batısında yoğunlaşan farklı darphanelerden sikkeler yer almaktadır. İkinci grubu oluşturan ve 234 adet örneği bulunan Hellenistik krallıklardan Makedonia, Thrakia, Pontos, Bergama, Kappadokia, Seleukos, Ptolemaios, Parthia Krallığı ve Pers satrap sikkeleri değerlendirilmiştir. Hellenistik Krallık sikke örnekleri Batı'da Makedonia ve Doğu'da Parthia Bölgesi'nden farklı örnekler bulunmaktadır. Üçüncü ve son grubu oluşturan 66 adet sikke ise Roma İmparatorluk Dönemi Eyalet sikkeleridir. Bu dönem kapsamında batıda Thrakia Bölgesi'nden doğuda Kommagene Bölgesi'ne kadar farklı darphanelere ait örnekler yer almaktadır. Sikkenin basıldığı dönemde egemen olan ve tasviri bulunan imparatorların tespiti yapılmış, Augustus döneminden Gallienus'a kadar, yaklaşık 300 yıllık bir süreç içerisinde darp edilen sikkeler ele alınmıştır. Ele alınan örnekler ait oldukları darphanelerin tanımlanmasının ardından, detayları ile metin içinde anlatılmıştır. Sikkenin ait olduğu darphane ve otoriteler özelinde genel hatları ile sikke basım süreçleri hakkında bilgiler verilmiştir. Tez kapsamında sikkeleri tespit edilen kentlerin genel olarak nümismatik tarihçeleri kısaca değerlendirilmiş ve Yozgat Müzesi koleksiyonunda hangi dönemlere ait sikkeleri olduğu vurgulanmıştır.
Penkalas III Definesi
Bu çalışma, 2022 yılı Aizanoi kazılarında ortaya çıkarılan Penkalas III Definesi'ne ait sikkelerin incelenmesi, sınıflandırılması ve değerlendirilmesi amacıyla hazırlanmıştır. Kazı çalışmalarında ele geçirilen sikkeler, temizlik işlemlerinin ardından fotoğraflanarak teşhis edilmiş; Klasik Dönem ve Hellenistik Dönem Sikkeleri, Roma Dönemi Şehir Sikkeleri ve Roma Dönemi İmparatorluk Sikkeleri olmak üzere üç ana başlık altında kataloglanmıştır. Kataloğun oluşturulmasının ardından sikkelere yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın asıl konusu Penkalas III Definesi'ne ait sikkeler olduğundan, Aizanoi kenti tarihine yalnızca gerektiği ölçüde değinilmiş ve ayrıntılara girilmemiştir. Define, Penkalas Deresi'nde bulunduğundan, definede yer alan tüm sikkelerin buluntu yeri Penkalas Deresi'dir. Toplam 1718 adet sikke kataloğa dahil edilmiş; ancak, kazı envanterine alınmayan, teşhis edilemeyen, aşırı derecede korozyona uğramış, bozulmuş fragman ve birbirine yapışmış halde bulunan 2317 sikke katalog dışında bırakılmıştır. Envantere alınmayan sikke ve fragmanlarla birlikte Penkalas III Definesi'nin toplam sikke sayısı 4035 adettir. Define içeriğinde, sikke dışı metal eserler ve metal değeri nedeniyle toplandığı düşünülen çeşitli metal parçalarda (kesin teşhisleri yapılamayacak kadar kesilmiş, kırılmış ve korozyona uğramış) yine aynı nedenlerle kazı envanterine alınmamıştır. MÖ IV. yüzyıl ile MS V. yüzyıl arasına tarihlenen sikkelerden oluşan Penkalas III Definesi, yaklaşık 1000 yıllık bir zaman dilimini kapsamaktadır. Define içindeki en geç tarihli sikkenin I. Leo'ya ait olması, definenin en geç 474 yılı veya hemen sonrasında gömüldüğünü göstermektedir.
Aizanoi antik kenti bomosları
Aizanoi Antik Kenti günümüzde Kütahya İli Çavdarhisar ilçesinde bulunmaktadır. Antik Dönemde ise Phrygia Epiktetosu olarak adlandırılan bölgede konumlanmıştır. Aizanoi, Epiktetos kentleri arasında önemli ve gelişmiş kentlerden biridir. Kent, Hellenistik dönemde Pergamon ve Bithynia Krallığı arasında el değiştirmiş ve bu krallıkların yönetimi altında varlığını göstermiştir. Roma Dönemi'nde bölgenin önemli kentlerin arasında yer almıştır. Aizanoi Antik Kenti'nde bomoslar ile ilgili daha önceden çalışmalar mevcut olup, bunun üzerine bölgede tespit edilen bomosların tipoloji olarak yeni veriler elde edebilmek amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Aizanoi antik kenti bomoslarının üzerinde görülen epigrafik veriler, figürler ve bezemeler incelenerek tarihlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aizanoi, Hellenistik, Roma, Phrygia, Bomos
Buto yüzey araştırmaları ve kazılarında ele geçen Hellenistik Dönem amphoraları
Buto, Nil Deltası'nın 15 km. doğusunda, Kafr-el-Sheik (Tell El Farain) kentinin sınırları içerisinde yer alır. Sektörü, Ptolemaioslar Dönemi'ndeki yerleşimlerden biri olması nedeniyle önemlidir. Buto'da P5 Sektörü'nde 2007-2010 yılları arasında, Prof. Dr. P. Ballet tarafından yüzey araştırmaları ve kazılar yapılmış ve Ptolemaioslar (Hellenistik) Dönemi'ne ait çok sayıda amphora ele geçmiştir. Bu amphoralar arasında, Mısır üretimi ve ithal amphoraların yanı sıra, Mısır'da üretilmiş taklit amphoralar da saptanmıştır. Bu tez çalışmasının amacı, antik dönemde Nil Deltası için önemli bir yerleşim olan Buto'nun P5 Sektörü'ndeki Hellenistik Dönem amphoralarını incelemek, tipolojik ve kronolojik açıdan değerlendirmek; Hellenistik seramik kronolojisindeki yerlerini belirlemek, Buto'nun Hellenistik dönemdeki üretim, ekonomi ve ticareti faaliyetlerini incelemektir. Ele geçen amphoralar form ve kil yapıları açısından incelenmiş, kazı verileri ve yakın merkezlerdeki benzerleri dikkate alınarak kronolojik açıdan değerlendirilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Arkeoloji, Buto, Mısır, Hellenistik, Amphora.
Assos agorası
Assos, Troas Bölgesi'nin Grek ve Roma Dönemleri'ni arkeolojik açısından en iyi karakterize eden yerleşimlerden biridir. Özellikle bugüne değin yapılan çalışmalar sonucu, kentin mimari olarak en temel elemanlarının belirlenmesi, kentleşmesinin ne şekilde geliştiğini göstermektedir. ?Assos Agorası? isimli bu çalışmada, öncelikle kent agorasının sınırlarını belirleyip, içerdiği yapıları tanımlarken, agoranın kentin bütünüyle nasıl bir ilişki içersinde olduğu sorusuna da cevap aranmaya çalışılmıştır.Agoranın şemasal olarak tartışılmasının yanında topografik yapının da etkisi göz önünde bulundurularak tasarıyı bu şekilde oluşturan etmenler üzerinde durulmuştur. Bunlarla birlikte Priene, Miletos, Pergamon ve Magnesia ad Meandrum kentlerinin agora planları dikkate alınarak, agoraların şekillenmesindeki genel faktörlerin nelerden meydana geldiğini görmek, konu bütünlüğünü anlamak açısından amaçlanmıştır. Aynı zamanda Assos agorasının inşa edildikten sonra zamanla ne gibi değişimlere uğradığını görmek ayrıca önem taşımaktadır.Plan olarak agoranın incelenmesinin ardından içerdiği yapıların teknik özellikleri üzerinde durulmuştur. Bu yapıların tipleri, mimari özellikleri, çıkış noktaları, benzerleri, kullanım süreleri ve geçirdiği değişimleri de saptanmaya yönelik bilgilere yer verilmiştir. Ayrıca konuya dâhil edilen agoraların da bünyesinde bulundurduğu yapılara da değinilerek kentler arası etkileşim unsurunun saptanması hedeflenmiştir.Konunun mimari kısmının yanında agoraların antik dönem için sosyal yaşantının en yoğun geçtiği kamusal alan olarak bilinmesi fikriyle, yapıları tanımlamanın yanında oradaki sosyal faaliyetler açıklanmak istenmiştir. Her ne kadar şu an itibariyle elimizde Assos agorasındaki sosyal yaşantıyı çok sağlam bir şekilde tanımlama imkânımız olmasa da, agoraya has bazı verilerle bu nokta üzerinde de bir takım açıklamalara yer verilmiştir.
Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki kütüphaneler
"Hellenistik ve Roma Dönemi'nde Küçük Asya'daki Kütüphaneler" adlı bu çalışmada tarih boyunca tüm dönemlerde önemli bir yeri olan, arşiv ile kütüphane binalarının özellikleri ve bulunduğu yerler kronolojik bir sıralama ile ele alınmıştır. Bu çalışmada Hellenistik ve Roma öncesi dönemlere de değinilerek bu yapıların gelişimine dikkat çekilmektedir. Sadece yapı değil, kütüphane ve arşiv binalarının önemi üzerinde de durulmuştur. Yazının bulunuşu ile birlikte, gelişen medeniyetlerde bilgilerin depolanması ihtiyacı kütüphane ve arşivlerin MÖ 3000 yıllarında ortaya çıkmasına neden olmuştur. Saray, tapınak ve özel arşivler ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri, tez çalışması içerisinde belirtilmiştir. Her dönemde önemli olan bu yapılar, zaman içinde daha da gelişmiş ve kültürler arası etkileşim ile her uygarlıkta inşa edilmişlerdir. Kütüphane ve arşivlerden ele geçen tablet, papirüs ve parşömenlerin içeriğinde genelde ticari, siyasi, dini ve edebi konular yer almıştır. Küçük Asya Hellenistik ve Roma Dönemi kütüphaneleri; türlerine, mimari özelliklerine ve konumlarına göre incelenmiştir. Ancak Küçük Asya'da bulunan Hellenistik ve Roma dönemine ait kütüphane ve arşiv yapılarının birçoğunun kalıntıları günümüze kadar ulaşmadığı için, mimari kalıntıları olmayan kütüphane ve arşiv yapıları antik kaynakların aktardığı bilgiler kadarı ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kütüphane, Arşiv, Yazının Gelişimi, Kütüphane Türleri, Hellenistik ve Roma dönemi, Küçük Asya
Hellenistik Çağ'da Anadolu'daki isyan hareketleri
Tarihin her döneminde belirli taleplere bağlı olarak ortaya çıkan isyan hareketleri görülmektedir. Hellenistik Çağ, dengelerin sürekli olarak değiştiği ve kargaşanın yoğun olarak yaşandığı bir dönemdir. Bu kargaşa ortamının yarattığı fırsat, isyan hareketlerine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda çalışmamız, Hellenistik Dönem'in başlangıcından sonuna kadar geçen zaman dilimi içerisinde Anadolu'da ortaya çıkan isyanları, ayaklanmaları ve direnişleri sebep ve sonuçlarıyla incelemeyi hedef edinmiştir. Anadolu'daki otorite boşluğu, çeşitli taleplerle meydana gelen isyan hareketlerine yol açmıştır. Ele alınan gelişmeler, kitlesel olarak ortaya çıkan isyan hareketleridir. Bu dönemde meydana gelen isyan hareketleri siyasi, sosyal ve ekonomik yönden ortaya çıkan taleplere bağlı olarak gelişmiştir. Hellenistik Çağ'da iktidara karşı girişilen isyan hareketleri görülmektedir. Bunun yanı sıra kargaşanın yaygın olarak sürdüğü bu dönemde orduda çıkan ayaklanmalara da şahit oluyoruz. Hellenistik Çağ'da meydana gelen savaşlar ve mücadeleler, kentleri olumsuz yönde etkileyen gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Kentler, başka bir askeri gücün saldırısına karşın direniş haklarını kullanarak kendilerini savunmuşlardır. Kırsalda ise merkezi otoriteden yoksun bir şekilde haydutlar ve korsanlar faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.
Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi
Bu çalışmada, Erken Tunç Çağı'ndan Roma Dönemi'ne kadar uzanan Seyitömer sivil mimarisinin özellikleri ve gelişimi ele alınmıştır. Höyükte Erken Tunç Çağı'nın yanı sıra Orta Tunç Çağı, Akhaemenid, Hellenistik ve Roma Çağlarına ait kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.Seyitömer Höyük'ün mimari özellikleri ve gelişimini değerlendirebilmek için, her bir kültür katını en iyi temsil eden konut ve atölyelerden birer sivil yapı örneği seçilerek malzeme, inşa teknikleri, plan özellikleri ve kullanım amaçları açısından incelenip yerleşimin kendine has özellikleri ortaya konmaya çalışılmıştır.Yerleşimler bir sur veya teras-sur duvarlarıyla çevrelenmiştir. Yerleşimlerde anıtsal nitelikteki yapılara rastlanmamıştır. Özellikle Erken ve Orta Tunç Çağlarında konut tipi yapıların yanı sıra atölye/işlik ve depo olabilecek nitelikte mekânlar da görülmektedir.Erken Tunç Çağı'nda megaron planlı bir yapıya rastlanması, bu yerleşimin Batı Anadolu kültürel etki alanına girdiğini göstermektedir. Orta Tunç Çağı'nda ise daha ziyade Orta Anadolu etkisi ağırlık kazanmaktadır.Höyüğün en yoğun ve en geniş sınırlarına Erken ve Orta Tunç Çağı'nda ulaştığı; daha sonraki dönemlerde yerleşim alanının küçüldüğü ve daha az bir nüfusun yaşadığı anlaşılmaktadır. Seyitömer Höyük'ün özellikle Erken ve Orta Tunç dönemlerinde seramik ve maden üretiminde, ayrıca Anadolu'nun Doğusu ve Batısı arasındaki ticarette önemli bir rol üstlendiği açıktır. Akhaemenid ve Hellenistik Dönem mimari kalıntıları genellikle konutlardan oluşmaktadır. Dönemi karakterize eden yapı türlerine rastlanmaması ve daha ziyade yerel mimari özelliklerin görülmesi, höyüğün bu dönemde bir taşra yerleşimi niteliğinde olduğuna işaret etmektedir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, Mimari, Konut, Atölye, İşlik.
Samsun ve çevresi mezar tipleri ve ölü gömme adetleri (MÖ. III. Bin ? MS. IV. yy.)
Samsun İli ve İlçelerini kapsayacak şekilde, MÖ. III. Bin'den başlayarak, Roma Çağı'na dek sürdürülen bir mezar tipolojisi ve ölü gömme adetleri çalışması kapsamında, ilk aşamada bugüne dek tasnif ve tescili yapılan ve kısmi bir şekilde yayınlanan mezarlar, çalışma kapsamında yeniden değerlendirilecektir. Bugüne değin hiçbir bilimsel çalışmada ortaya konulmayan her türden ve yukarıda bahsedilen tarihsel sürecin içerisinde yer alan mezar yapılarının ise tasnif ve istatistik çalışmaları yapılacak, mimari teknik çizimleri ve fotoğrafları mümkün olduğunca tamamlanacaktır. Bu mezarların yakın ve uzak çevredeki benzerleri ve içlerinde ele geçen buluntuların yardımıyla, olası tarihlemeleri yapılacaktır. Bu çalışmaların yanında MÖ. III. Bin'den, Roma Çağı'na dek ölü gömme adetleri incelenerek, kültürel devamlılığın sürüp sürmediği, zaman içerisinde ölü gömme adetleri açısından ne gibi yenilik ve değişikliklerin olduğu incelenerek, konuya sosyolojik bir boyut da katılmış olacaktır.
Nikaia ve hinterlandında Hellenistik ve Roma dönemi kültleri
Nikaia'nın Hellenistik ve Roma kültleri hakkında şimdiye kadar kapsamlı bir çalışma yapılmadığından dolayı, tanrı/tanrıçalar, İmparator kültleri ve 'Doğal kült alanları', yüksek lisans tezi kapsamında araştırılmıştır. Nikaia ve egemenlik sahasında bulunan betimli ve yazıtlı adak stelleri, heykeller ile sikkeler incelenmiştir. Sonuç olarak ise, bölgede inanılmış olan tanrı ve tanrıçalar tespit edilmiş, ne tür bir İmparator kültünün mevcut olduğuna ve bölge halkının bu tanrılara neden inandıklarna dair açıklık getirilmiştir.
Aigai (Aiolis) Bouleuterionu Hellenistik Dönem Seramiği
Bu çalışmada Aigai Bouleuterionundan ele geçen Hellenistik Dönem'e ait seramikler değerlendirilmiştir. Çalışılan seramik grubu MÖ 4. yüzyıl ile MÖ 1. yüzyıla tarihlenmekte dönemin neredeyse bütün seramik gruplarının temsil edilmektedir. Tezi giriş bölümünde amaç, yöntem ve kapsamla ilgili bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde bağlamın anlaşılması adına seramiklerin buluntu yerleri tanıtılmıştır. Seramiklerin analojik olarak değerlendirildiği üçüncü bölümde ise diğer merkezlerdeki benzerler tartışılmış; mimari dolgu tabakalarından ele geçen seramiklerin ve kapalı kontekst grupların tarihlemeleri yapılmıştır. Dördüncü bölümde seramik değerlendirmelerinin sağladığı veriler yorumlanmıştır. Aigai Hellenistik Dönem seramiğinin Pergamon, Attika ve Kyme üretimi etkisinde olduğu görülmüştür. Buluntular Batı Anadolu yerleşimleriyle paralel olmakla birlikte Aigai'da dönem içinde Attika geleneğinde üretim yapıldığını gösterir bir buluntu yeni soruları ortaya çıkarmıştır. Yapıyla ilgili ise Eski Bouleuterion'un MÖ geç 4. yüzyıl/ MÖ erken 3. yüzyıl arasında inşa edilmiş olması ve Yeni Bouleuterion'un inşasının MÖ 2. yüzyılın ikinci yarısı başlarında gerçekleştiği görülmektedir. Eski Bouleuterion'un MÖ 3.- MÖ 2. yüzyıl başlarında yapının tabanını etkileyen bir tadilat evresine sahip olduğu ve yapının doğusundaki bölümün MÖ erken 1. yüzyıla kadar prytaneion işlevi gördüğü ve bu tarihte odalara bölünerek bu işlevini kaybetmiş olabileceği sonucuna varılmıştır.