Leptin

115 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Deneysel parkinson hastalığı modelinde obezitenin motor becerilere etkisi ve beyin tirozin hidroksilaz düzeyi, dopaminerjik reseptörler ve leptin reseptörleri ile ilişkisinin incelenmesi

Bir halk sağlığı sorunu haline gelen vücut ağırlığındaki aşırı artış çok sayıda hastalıkla ilişkilendirilmektedir. Öte yandan yaşam süresinin uzaması nörodejeneratif hastalıkların görülme sıklığını da artırmaktadır. Vücudun hareketle ilgili mekanizmalarını etkileyen ve ilerleyen yaşla beraber artan nörodejeneratif Parkinson hastalığının (PH) obezite ile ilişkisi tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada, yüksek yağlı diyet ile beslenen hayvanlarda gelişen vücut ağırlığı artışı ile PH'nın klinik semptomları arasındaki ilişkiyi motor fonksiyon testleri ile birlikte beyin kesitlerinde tirozin hidroksilaz, D1, D2 reseptörleri ve leptin reseptör düzeyleri açısından incelemeyi amaçladık. Erişkin erkek Sprague Dawley sıçanlar 8 hafta % 30 yağ içeren yüksek yağlı (YYD, n=15) veya standart yem (STD, n=15) ile beslendi. Hedef vücut ağırlığına ulaşıldıktan sonra stereotaksik olarak 6-hidroksidopamin ile PH modeli oluşturuldu. PH modeli oluşturulmadan ve stereotaksiden 21 gün sonra motor testler gerçekleştirildi. Ayrıca 21. günde dopaminerjik bir agonist olan apomorfin ile deney hayvanlarında PH modelinin gelişimi belirlendi. Sakrifiye edilen hayvanlardan alınan beyin dokularında immünfloresan (IF) boyama ile tirozin hidroksilaz, leptin reseptörü, D1 ve D2 dopamin reseptörleri değerlendirildi. YYD grubundaki hayvanlar stereotaksi uygulaması öncesinde STD grubuna göre daha düşük motor skorlara sahipti. YYD ile STD grupları arasında bu fark stereotaksi uygulaması sonrasında ortadan kalktı. IF boyama yöntemi ile belirlenen, tirozin hidroksilaz miktarı YYD grubunda STD grubuna göre sağlam ve denerve hemisferlerde daha düşük yoğunluktaydı. D1 reseptörü de YYD grubunda hem sağlam hem de denerve hemisferlerde daha düşük yoğunluktaydı. D2 reseptörünün STD grubunda denerve hemisferde sağlam hemisfere göre daha yüksek boyama yoğunluğunda olduğu belirlendi. Leptin reseptörü ise YYD grubunda STD grubuna göre her iki hemisferde de daha yüksek yoğunlukta tespit edildi. Sonuç olarak YYD ile beslenen hayvanlarda gelişen vücut ağırlığı artışı ile PH'nin klinik semptomları arasındaki ilişkinin, dopamin reseptörleri ile birlikte leptin reseptör düzeylerinden de etkilendiği gösterilmiştir. İlgili hücre içi sinyal yolaklarının ve diğer adipokinlerin etkileşimlerinin incelenmesi obezite ve PH arasındaki olası bağlantıların aydınlatılmasına olanak sağlayacaktır.

Dopaminerjik ajanlarLeptinMotor beceriler+5
Deniz Önal
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Propolisin obezite üzerindeki etkisini inceleyen araştırmaların değerlendirilmesi

Obezite günümüzde hem gelişmiş hem de kaynakları yetersiz ülkeleri etkileyen, yaşam beklentisini azaltan ve ülkelerin sağlık sistemleri için kapsamlı sonuçları olan küresel bir salgın olarak kabul edilmiştir. Obezitenin birincil nedenleri, monogenik hastalıklar ve genetik sendromlar biçimindeki genetik bozukluklarla ilişkili olarak sınıflandırılmıştır. Obezitenin ikincil nedenleri, sistemik işlev bozukluklarını içeren hastalıkları ve vücutta metabolik değişikliklere neden olan düzenleyici mekanizmaların bozukluklarını içermektedir ve bu da birincil hastalığa ikincil obezite gelişimini teşvik etmektedir. Obezite tedavisinde, obeziteyle ilişkin hastalık ve ölüm risklerini azaltmak, kişilere dengeli ve yeterli beslenme alışkanlığı benimseterek hayat kalitesini artırmak amaçlanmıştır. Son zamanlarda propolis, sağlığı geliştirmek ve iltihaplanma, koroner hastalık, diyabet ve kanser gibi kronik hastalıkları engellemek için yiyecek ve içeceklerde yaygın olarak kullanılmaktadır. Propolisin kimyasal bileşimi kaynağa bağlı olarak kalitatif ve kantitatif olarak değişken olmasına rağmen, propolisin alt bileşenleri olan polifenoller öncü olmak üzere 300'den daha fazla bileşik bildirilmiştir. Propolisteki başlıca polifenoller flavonoidler, fenolik aldehitler, fenolik asitler ve bunların esterleridir. Son zamanlarda propolis, sağlığı daha iyi hale getirmek ve iltihaplanma, kalp hastalığı, diyabet ve kanser gibi hastalıkları önlemek için yiyecek ve içeceklerde sıkça kullanılmaktadır. Bu incelemenin içerdiği araştırmalara, elektronik veri tabanlarından ulaşılmıştır. İncelemede yer alan çalışmalar, 2010 ile 2023 yılları arasını kapsamaktadır. Bu incelemede araştırma kriterlerine göre seçilmiş 30 araştırma makalesi taranmıştır. Bunlardan; 28'i randomize kontrollü çalışma, 2'si deneysel çalışmadır. Bu çalışmada, propolisin obezite ve hiperlipidemi üzerindeki etkileri literatürde yer alan in vitro ve in vivo çalışmalar incelenerek vurgulanmıştır. İncelenen tüm çalışmalar propolisin obeziteyi önlediği ve iyileştirdiği yönündedir. Bu sonuçlara dayanarak propolisin obezite hastalığında tedavi etkisi olduğunu ve kullanılabileceğini düşündürmektedir. Fakat literatürdeki çalışmalar propolisin miktarı ve uygulama süresi konusunda yetersiz görünmektedir. Literatürdeki konuyla ilgili derleme çalışmaları propolisin birçok kronik hastalıklar üzerindeki etkisine yoğunlaşmıştır. Bizim çalışmamız, spesifik olarak sadece obezite ve hiperlipidemi etkisini ele alıp değerlendiren tek çalışmadır. Anahtar Kelimeler: Propolis, Obezite, Hiperlipidemi, Leptin, Adiposit

Adipoz dokuHiperlipidemilerLeptin+2
Gizem Avcı
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kuluçkalık yumurta içi (in ovo) leptin enjeksiyonunun etlik piliç embriyolarının gelişimleri ve fizyolojik parametreleri üzerine etkisi

Bu çalışma,in ovo (IO) leptin enjeksiyonunun etlik embriyo/civciv gelişimi ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamıştır. Bu amaçla, toplam 425 adet kuluçkalık yumurta etlik damızlıklardan elde edilmiştir. Kuluçkadan önce, 25 adet yumurtanın kalite özellikleri saptandıktan sonra geriye kalan 400 yumurta her bir grupta 100 adet olacak şekilde 4 tekerrürlü olarak enjeksiyon yapılmayan kontrol grubu (K) ve 3 enjeksiyon grubu; 100 μl fosfat buffer solüsyon grubu (PBS); 0.5 μl leptin +100 μl PBS (L0.5)ve 1 μl leptin +100 μl PBS (L1) oluşturularak 37.8 °C ve % 65 nem koşullarında kuluçkalanmıştır. Saf leptin hormonu (Rat leptin-Sigma-Aldrich, USA)PBS'de çözdürülerek kuluçkanın 7.gününde embriyonun sarı kesesine IO yöntem aracılığı ile enjekte edilmiştir. Sarı kese leptin düzeyi, kabuk sıcaklığı, su kaybı, rektal sıcaklık, serum triiodotronin (T3), tiroksin (T4), kreatin kinaz, toplam protein, ürik asit ve lipid profili ile morfolojik özellikler, oransal asimetri, embriyo ve civciv gelişimi ile birlikte performans değerleri ölçülmüştür.Kabuk sıcaklığı L0.5 grubuna ait kuluçkanın 7.gününde arttığı, en yüksek sarı kese leptin düzeyinin kuluçkanın 7. gününde olduğu, kan serumlipid,T3, T4, kreatin kinaz, ürik asit düzeyleri ve embriyo civciv gelişimi ile korku davranışı üzerine IO uygulamanın etkisinin önemsiz olduğu saptanmıştır. İncik uzunluğunun oransal asimetri değeri IO leptin uygulaması ile artarken, yem tüketimi düşmüştür.Bu çalışma, IO leptin uygulamasının embriyo/civciv gelişimini etkilemeksizin embriyo metabolizmasını ve çıkıştan sonra erkek etlik civcivlerin kolesterol metabolizmasını etkilediğini ortaya koymaktadır.

Embriyo gelişimiEtlik piliçLeptin
Bülent Cellak
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Holştayn ve simental sığırlarında süt verim düzeylerinin yağ doku hormonları ve bazı galaktopoetik hormonlarla ilişkilerinin araştırılması

Bu araştırmada laktasyon dönemlerine göre düşük, orta ve yüksek süt verimli Holştayn ve Simental ırkı ineklerde, enerji metabolizmasının düzenlenmesinde etkili olan; leptin, adiponektin ve grelin hormonları ile metabolik faaliyetlerin düzenlenmesinde de etkili olan galaktopoetik hormonlardan; büyüme hormonu (BH), insülin, insülin benzeri büyüme faktörü-I (IGF-I), kortizol, Tiroit Stimülan Hormon (TSH) ve Tiroksin (T4) düzeylerindeki fizyolojik değişimleri ve süt verim düzeyi ile aralarındaki korelasyon incelendi. Bu amaçla, laktasyon dönemlerine göre düşük, orta ve yüksek süt verimine sahip Holstein (n=30) ve Simental ırkı inekler (n=30) kullanıldı. Holştayn ve Simental ırkı inekler, her grupta 10'ar hayvan olacak şekilde 6 gruba ayrıldı ve kuru dönem vücut kondisyon skorları belirlendi. Hayvanların tamamından aynı gün kan örnekleri alındı. Kan serumlarında büyüme hormonu, insülin, İGF-I, kortizol, TSH, T4, leptin, adiponektin ve grelin seviyeleri belirlendi. Büyüme hormonu seviyelerinin Holstein ırkı ineklerde düşük süt verim düzeyinde, Simental ırkında ise düşük ve yüksek süt verim düzeyinde yükseldiği (p<0.05) tespit edildi. Plazma kortizol seviyelerinin Holstein ırkında düşük ve yüksek süt verim düzeylerinde istatistik olarak (p<0.05), düşük süt verimli Simental ırkında ise rakamsal olarak yükseldiği tespit edildi. Plazma T4 seviyelerinin Holstein ırkı ineklerde yüksek süt verim düzeyinde düştüğü (p<0.05), süt verim düzeyi azaldıkça yükseldiği (p<0.05) tespit edildi. Grelin seviyesinin düşük ve yüksek süt verimli Simenatl ırkı ineklerde istatistik olarak (p<0.05), Holstein ırkında ise sayısal olarak yükseldiği tespit edildi. Irk ayrımı olmaksızın düşük, orta ve yüksek süt verimli ineklerde plazma leptin seviyeleri ile insülin ve BH seviyeleri arasında, plazma adiponektin seviyeleri ile leptin ve insülin arasında (p<0.01) pozitif korelesyon tespit edildi. Sonuç olarak, mevcut araştırmada, laktasyonda enerji ihtiyacının ciddi boyutlarda olmaksızın yükseldiği durumlarda, fizyolojik olarak büyüme hormonu, kortizol ve grelin hormon seviyelerinin yükseldiği; plazma T4 seviyesinin düştüğü ve insülin, IGF-I, TSH, leptin ve adiponektin seviyelerinin değişmediği belirlenmiştir. Leptin, adiponektin ve grelin hormonları ile galaktopoetik hormonlar arasında etkileşim bulunmaktadır.

AdiponektinAdipoz dokuBüyüme hormonu+7
Zennure Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Leptin ve leptin reseptör antagonistinin glioblastoma temozolomid direncindeki rolü

Glioblastoma (GB) bilinen en malin beyin tümörüdür. GB, radyoterapi ve kemoterapi uygulamalarına moleküler ve klinik özellikleri açısından sıklıkla dirençlidir. Kemoterapide kullanılan en yaygın ilaç Temozolomid (TMZ)'dir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda, leptinin kanser tedavisinde gelişen kemoterapötik dirençte rol oynayabileceği belirtilmektedir. Bu tez çalışmasında; Glioblastoma'da TMZ'ye karşı gelişen kemoterapötik dirençte, leptin ve/veya leptin antagonistinin (SHLA) olası rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada T98G, U373 MG ve LN-405 GB hücre serileri kullanılmıştır. Bu hücrelerde TMZ, leptin ve SHLA'nın sitotoksisitesi MTT ile saptanmıştır. TMZ, leptin ve SHLA'nın tekli kullanımlarının ve ikili, üçlü kombinasyonlarının TMZ direnç yolağında yer alan MGMT, MLH1, MSH2, MSH6, PMS2 genlerinin ekspresyonları üzerine etkisi RT-PZR ile saptanmıştır. Moleküllerin genomik DNA hasar etkisi COMET ve hücre döngüsüne olan etkileri ise akım sitometri ile belirlenmiştir. TMZ, leptin ve SHLA'nın TMZ direnç yolağındaki genlerin ekspresyonlarına olan etkileri birbirinden farklılık göstermektedir. Genomik DNA hasarı ve hücre döngüsü açısından hücre serileri arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Elde edilen veriler TMZ, leptin ve SHLA'nın hücre tipine göre kemoterapötik dirence farklı düzeyde katkı sağladığı, leptinin özellikle MGMT ekspresyonunu arttırdığı, MMR genlerinde ise genel olarak değişikliğe neden olmadığı tespit edilmiştir. Leptin ve SHLA'nın tek başlarına genomik DNA'da hasar oluşturabildiği ve hücrelerin G1 fazında birikmesine neden olduğu ancak kombinasyonlarda bu etkinin hücre tiplerine göre farklılık gösterdiği saptanmıştır. Sonuçlarımız, leptin ve SHLA'nın tek ve kombine kullanımlarının TMZ kemoterapötik direncinde rol alabileceğini ve bu etkinin hücre tipine göre ve gen spesifik olarak değiştiğini göstermektedir. Bu tez çalışması, leptin ve SHLA'nın TMZ direncindeki etkisinin araştırıldığı ilk çalışmadır.

AntagonistlerBeyin neoplazmlarıGlioblastoma+6
Farika Nur Denizler Ebiri
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Prematüre telarşlı çocukların besin tüketim durumları ve iştah ile ilgili parametrelerin değerlendirmesi

Ergenliğin zamanlanmasının erken yaşlara kayması son yıllarda daha sık görülen ve önemli halk sağlığı, klinik ve sosyal sonuçlar içeren bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, erken puberte tanısı almış çocuklarda beslenme durumunun belirlenerek, ergenliğin başlamasında rol oynadığı düşünülen iştah ile ilgili peptid seviyelerinin tespit edilmesidir. Çalışmaya, 4-8 yaş arasında prematüre telarş (PT) tanısı alan 44 kız çocuk ile 33 yaş uyumlu sağlıklı kız çocuğu dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan çocukların sosyodemografik özellikleri, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıkları durumlarını belirlemek için yüz yüze görüşme yöntemiyle anket uygulanmıştır. Besin tüketim durumlarını saptamak için 24 saatlik besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığı alınmıştır. Çocukların antropometrik ölçümleri ve biyoelektrik impedans analizi ölçülmüş ve kan örnekleri toplanmıştır. Çalışma sonunda; PT grubunun vücut ağırlığı, boy uzunluğu, beden kütle indeksi, vücut yağ kütlesi, yağsız vücut kütlesi, yağsız vücut kütle indeksi, üst orta kol çevresi ve bazal metabolik hızı kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). PT grubunun günlük süt ve süt ürünleri tüketimleri ile yağ tüketimleri fazla bulunmuştur (p<0.05). PT grubu bireylerinin diyetle günlük aldıkları enerji (kkal), karbonhidrat, protein ve yağ miktarları kontrol gruba göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla bulunmuştur (p<0.01). Serum leptin (p<0.001), nesfatin (p=0.001) ve orkesin A (p<0.001) düzeyleri PT grubu bireylerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Her iki grubun serum ghrelin düzeyleri benzer bulunmuştur (p>0.05). Sonuç olarak bu çalışmada enerji alımındaki artış ve obezitenin PT patogenezi ve pubertal gelişimi üzerinde etkili olabileceğini göstermektedir. Ayrıca, leptine benzer şekilde, nesfatin-1 ve oreksin A düzeylerinin puberte başlangcı üzerinde etkisi olduğunu düşündürmektedir. Beslenmenin puberte ile ilişkisinin daha iyi anlaşabilmesi için daha fazla prospektif ve geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Buna ek olarak, nesfatin-1 ve orexin A düzeyleri ile puberte başlangıç yaşı arasındaki ilişkinin incelenmesi için daha fazla çalışmaya gerek duyulmaktadır.

BeslenmeBeslenme durumuDiyet+6
Negın Alması
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Improvement of germ stem cell pool by leptin supplementation and gene editing for male infertility

Infertility affects up to 12-15% of sexually active couples, and male factors contribute about 30-55% of these cases. Infertility can be caused by injuries, genetic factors, exposure to toxicants, immune-suppressive and anti-cancer treatments, but a large number are unexplained (idiopathic). Impairment of fertility is a major concern for the pediatric cancer survivors (PCSs). Freezing of testicular tissue containing spermatogonial stem cell (SSCs) is the only option to preserve the fertility. Sperm collection or culture of SSCs are not available in azoospermic patients with MCM8 gene disorders. For these infertile men, somatic cells can be reprogrammed into induced pluripotent stem cells (iPSCs) and differentiated into germ cells after correction of mutation via gene editing. Culture is critical to expand the number SSCs from small biopsies obtained from the testes of prepubertal patients prior to transplantation and to enable gene editing if SSCs or iPSCs for patients with genetic infertility. We tested the hypothesis that leptin supplementation may induce proliferation of neonatal mouse SSCs in vitro via ERK and/or STAT3 pathways. We also hypothesized that Mcm8 mutation may be corrected by CRISPR/Cas9 to produce gene edited primordial germ cells like cells (PGCLCs) that could be transplanted to restore fertility in Mcm8-/- infertile mouse. C57BL/6 neonatal SSCs were cultured and treated with leptin (0-200 ng/ml). 100 ng/ml leptin supplementation enhances proliferation SSC cultures via ERK and STAT3 pathways. Two novel Mcm8-/- mouse iPSC lines (591 and 574) were generated from Mcm8-/- mice fibroblasts. A validated Mcm8-/- iPSC (591-14) clone was gene-edited via CRISPR/Cas9 and identified with one Mcm8 allele corrected back to the wild type by DNA sequencing. Gene-corrected (Mcm8gc/-) clone 14 was differentiated to PGCLCs that exhibited a SSEA1+/CD61+ phenotype. These studies may allow the expansion of SSC pool, in vitro, prior to auto-transplantation to regenerate spermatogenesis in cancer survivors and correction of single gene mutation causing infertility by CRISPR/Cas9 tool in infertile male.

GenesGerm cellsStem cells+3
Nilgün Yersal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kilolu kadınlarda farklı diyet yöntemlerinin vücut kompozisyonu ve insülin, leptin, ghrelin hormonları üzerine etkisinin karşılaştırılması

Bu çalışmada amaç, kilolu bayanlarda benzer kalori kısıtlamalı sık öğünlü diyet ile gece açlığı ile yapılacak aralıklı diyet yöntemlerinin vücut kompozisyonu ve insülin, leptin, ghrelin hormonları üzerine etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmayı, metabolik hız üzerinde etkili olan hormon düzeyleri normal seviyede olan, 18-55 yaş aralığında, vücut kütle indeksi ≥25 kg/m2 olan toplam 30 kişi tamamlamıştır. Gönüllüler, gece açlığı diyet grubu (GADG) ve diyet grubu (DG) olarak rastgele ikiye ayrılmıştır. İki grubun da diyet listeleri aynı kalori kısıtlaması (%20) ile oluşturulmuş, DG'a 3 ana 3 ara öğünden oluşan standart sık öğünlü diyet ile GADG'a gündüz sık öğünlü beslenme ve en az 12 saatlik gece açlığı diyet programları 4 hafta boyunca uygulanmıştır. Katılımcılara kan analizleri ile genel sağlık, kan yağları, anemi, menopoz süreci parametreleri diyet öncesi; vücut kompozisyonu (biyoelektrik empedans yöntemi), istirahat metabolik hızı (gaz analizörü), fiziksel aktivite düzeyi (anket) ve kan analizi ile metabolik hız ve yağ metabolizması belirteçleri diyet öncesi ve sonrası ölçülmüştür. Diyet programları ile iki grupta vücut kompozisyonunda benzer anlamlı iyileşme görülmüş (p<0.05) iken, istirahatte metabolik hız (kcal), yağ-karbonhidrat oksidasyonu (gr/dk) ve solunum değişim oranında (VCO2/VO2) anlamlı fark (p>0.05) görülmedi. GADG'nda glikoz ve insülin düzeylerinin ve DG'nda insülin düzeyleri ile insülin direnci indeksinin diyet ile anlamlı azaldığı bulundu (p<0.05). GADG'nda leptin düzeyinde anlamlı azalma, ghrelin düzeyinde anlamlı artış bulunmuş iken, DG'nda sadece ghrelin düzeyinde anlamlı artış saptandı (p<0.05). Benzer kalori kısıtlamalı sık öğünlü diyet ile gece açlığı ile aralıklı diyetin bir aylık uygulaması sonunda vücut kompozisyonu ile insülin, leptin ve ghrelin hormonları üzerinde benzer iyileşmeler elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: obezite; yağ dokusu; gece açlığı ile aralıklı diyet; sık öğünlü beslenme

AçlıkBeslenme alışkanlıklarıDiyet+7
Begüm Sarıca
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Leptin hormonunun OVCAR-3 ve MDAH-2774 over kanseri hücre serilerinde hücre çoğalmasına etkileri ve sitokin/büyüme faktörü değişimleri

Obezite çeşitli kanser tiplerinin gelişimiyle sıkı bağlantılı bir hastalıktır. Epidemiyolojik ve deneysel çalışmalar beslenme ve kanser arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Obezitenin, kanser riskini hangi biyolojik mekanizmalarla ve nasıl etkilediğine dair yapılan çalışmalar; farklı kanser türleri için farklı mekanizmaların söz konusu olabileceğini göstermektedir. Obez hastalarda leptin seviyelerinin normal populasyona göre daha yüksek olduğu bilinmektedir. Overde leptin reseptörü eksprese olması ve foliküler sıvıda leptin bulunması leptinin over fonksiyonlarında rolü olduğunun göstergesidir. Bu çalışmada leptinin over kanseri hücrelerinde (OVCAR-3 ve MDAH-2774) hücre çoğalmasına ve sitokinlerin seviyeleri üzerindeki etkileri ortaya koymak amaçlanmıştır. 24 ve 48 saat serum açlığına bırakılan OVCAR-3 ve MDAH-2774 hücre hatlarında artan konsantrasyonlarda leptin uygulamasının (0.5-400 ng/ml) 24, 48 ve 72 saat sonunda hücre çoğalması üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla XTT testi, sitokin miktarlarındaki değişimleri belirlemek amacıyla sitokin array (Human Cytokine Array C5, RayBiotech) yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular ANOVA ve ardından Dunnett's istatistiksel analizleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmamızda 24 ve 48 saat serum açlığına bırakılan hücre hatlarında leptin uygulamasının hücre çoğalmasını artırdığı gözlenmiştir. 48 saat serum açlığına bırakılan OVCAR-3 hücre hattında 50 ng/ml leptin uygulaması ile 24. saatte hücrelerin kontrol hücrelerine göre %187.4 oranında çoğalması ile maksimum etki görülmüştür. 24 saat serum açlığına bırakılan MDAH-2774 hücre hattında ise 25 ng/ml leptin uygulaması ile 72. saatte hücrelerin kontrol hücrelerine göre %127.1 oranında çoğalması ile maksimum etki gözlenmiştir. Leptin uygulaması sonucu her iki hücre hattında da interlökin ailesinden IL-3 ve IL-10 seviyelerinde artış, IL-2 seviyelerinde azalma, kemokinlerden MCP-2/CCL8 ve MCP-3/CCL7 seviyelerinde azalma ve insülin benzeri çoğalma faktörü bağlanma proteinleri (IGFBP) IGFBP-1, IGFBP-2 ve IGFBP-3 miktarlarında artış görülmüştür. OVCAR-3 hücre hattında leptin uygulaması ile interlökin ailesinden IL-1 seviyesinde artış belirlenmiştir. MDAH-2774 hücre hattında ise antianjiyojenik özellikteki IFN- γ miktarında azalma, inflamatuvar bir sitokin olan TGF- β miktarında artış görülmüştür. Epidemiyolojik araştırmalar, obezitenin over kanseri insidansını arttırdığını, yaşam süresini ve nüks riskini arttırdığını göstermektedir. Bu çalışma klinik gözlemlerin altında yatan ve henüz tam olarak aydınlatılmamış olan moleküler mekanizmalar açısından bir kaynak oluşturabilir. Anahtar kelimeler: Leptin, over kanseri, obezite, sitokin, serum açlığı.

Büyüme maddeleriHormonlarHücre dizisi+6
Fatih Dinçer
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalığının yaygınlığı ve ciddiyeti ile serum leptin düzeyi ve leptin rs 7799039 (2548 G/A) gen polimorfizmi arasındaki ilişki

Koroner olayların tümü geleneksel risk faktörleri olan kişilerde ortaya çıkmamaktadır. Yakın zamanda yapılan çok sayıda çalışmada, yağ dokudan salınan iki adipokinden biri olan adiponektin ve diğeri leptin ile KVH riski arasındaki ilişki araştırılmıştır.Bu ilişkiyi incelemek amaçlı çalışmamıza acil servis veya kardiyoloji polikliniğine başvurup koroner anjiografisi yapılmış olan 51 adet akut koroner sendrom, 51 adet kararlı koroner arter hastalığı ve 50 adet anjiografik olarak normal koroner arter tespit edilen hasta dahil edilmiştir. Serum adiponektin ve leptin düzeyleri akut koroner sendrom, stabil koroner arter hastalığı ve normal koroner arter gruplarında benzer bulunmuştur. Çalışmamız sonucuna göre serum total adiponektin ve leptin seviyeleri KAH ciddiyeti ve yaygınlığı hakkında bilgi vermemektedir. Çalışmamızda araştırdığımız LEP rs 7799039 gen varyantlarından AA genotipi hiperlipidemi ile ilişkili saptanmıştır. Koroner arter hastalığı yaygınlık skorlama sistemlerinden damar skorlaması ve gensini skoru ile GA genotipi ilişkili olup, yüksek gensini skoru olan hasta grubu ve 2 damar hastalığı ve 3 ve üstü damar hastalığı gruplarında anlamlı olarak daha yüksektir.

AdipokinlerAdiponektinAdipoz doku+3
Füsun Behramoğlu
Demiroğlu Bilim University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Perkutan koroner girişim uygulanan hastalarda klopidogrel direnci ile CYP2C19 gen polimorfizmi ve serum leptin düzeyi arasindaki ilişki

ÖZETGiriş: Trombosit aktivasyonu ve agregasyonunun inhibe edilmesi akut koroner sendrom ve perkutan koroner girişim sonrasında kritik öneme sahiptir. Klopidogrel tienopiridin türevi bir ilaç olup, etkisini trombosit agregasyonunu ADP P2Y12 reseptörlerini inhibe ederek gösterir. Klopidogrelin aspirin ile kombine edilerek antitrombosit tedavi uygulanması akut koroner sendrom geçiren ve perkutan koroner girişim uygulanan hastalarda kabul gören tedavi yaklaşımıdır.Klopidogrel ile trombosit agregasyonunun inhibe edilmesi hastalar arasında değişkenlik gösterebilir. Klopidogrel direnci yeterli antitrombosit tedaviye rağmen klopidogrel reseptörünün devam eden aktivitesi olarak tanımlanıp, klopidogrel sonrası yüksek trombosit reaktivitesinin başta stent trombozu ve kardiyovasküler ölüm olmak üzere, olumsuz kardiyovasküler olay riski ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur.Amaç : Klopidogrel direnci ile obezite, serum leptin düzeyi ve CYP2C19 gen polimorfizmi arasındaki ilişkiyi araştırmak.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, hastanemiz acil servis veya kardiyoloji polikliniğine başvurmuş, koroner arter hastalığı tespit edilip perkutan koroner girişim uygulanmış 100 adet hasta dahil edilmiştir. Hastaların demografik özellikleri, kardiyovasküler hastalık risk faktörleri, vücut kitle indeksleri, klopidogrel ile etkileşebilecek ilaç kullanımları, biyokimyasal parametreleri, sol ventrikül fonksiyonları, serum leptin seviyeleri ile CYP2C19*2 ve CYP2C19*3 mutant allel varlığı klopidogrel direnci olan ve olmayan grupta karşılaştırılmıştır. Çalışmamızda klopidogrelin trombosit inhibisyon düzeyi, Verify Now © P2Y12 sistemi ile ölçülmüş olup PRU > 240 olan hastalar dirençli kabul edilmiş, PRU < 240 olanlar ise klopidogrel yanıtının olduğu şeklinde değerlendirilmiştir. Ayrıca, leptin düzeyi > 15 ng/ml olması hiperleptinemi olarak kabul edilmiştir.Bulgular: Çalışmamızda CYP2C19*2 ve CYP2C19*3 mutant allelerinin varlığı ile klopidogrel direnci arasında ilişki istatiksel anlamlılığa ulaşmamıştır. (p=0.073). Tek başına CYP2C19*2 allel varlığı da yine istatiksel anlamlılığa ulaşmamaktadır. (p=0.141) Benzer biçimde, PRU değeri açısından karşılaştırıldığında tüm mutant allelerde (CYP2C19* 12+22+13) 260.88±70.97 iken, normal allel sahibi bireylerde 213.69±70.99'dir. (p=0.093)Klopidogrel direnci olan ve olmayan grupta sırasıyla leptin düzeyi 8.03 ± 7.27 ve 5.48± 5.82 iken bu farklılık istatiksel anlamlılığa ulaşmadı. ( p= 0.116) Leptin düzeyi >15 olan grupta ise klopidogrel direnci anlamlı olarak daha fazla idi. (p= 0.017) Leptin düzeyi > 15 hastalarda PRU değeri daha yüksek olup, istatiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. (292.18±70.11 vs 208.76±66.98, p= 0.001) Benzer biçimde, VKİ > 30 hastalarda, istatiksel olarak anlamlı derece daha fazla sayıda hastada klopidogrel direnci izlenmiştir.( p=0.015 )Sonuç : Obez, leptin düzeyi yüksek hastalarda klopidogrel direnci daha fazla görülmektedir. Bu hasta grubunda, klopidogrel tedavi dozunun arttırılması düşünülebilir. Klopidogrel direnci ile CYP2C19 gen polimorfizmi arasındaki ilişki için daha fazla mutant allel taşıyan hasta sayısına ve yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.

AntitrombinlerAterosklerozKoroner arter bypass+3
Ali Doğan
Demiroğlu Bilim University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Kainik asit uygulaması ile oluşturulan temporal lob epilepsisinde Nöropeptid Y ve leptin genlerinin transkripsiyon analizi

Kainik asitLeptin
İlknur Timaç
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Annenin vücut ağırlığının anne sütü ve kord kanındaki ı̇yot konsantrasyonu ve bebekte büyüme parametreleri ile ilişkisi

Annenin vücut ağırlığının anne sütü ve kord kanındaki iyot konsantrasyonu ve bebekte büyüme parametreleri ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla yapılan bu araştırmaya, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde yeni doğum yapmış, gebelik öncesi BKİ'sine göre (18,5-24,9 kg/m2) normal (n=42) ve hafif şişman-obez (≥25 kg/m2) olmak üzere (n=42) toplam 84 anne ve bebekleri katılmıştır. Sosyo-demografik özellikler, beslenme alışkanlıkları, iyot kullanımı ile ilgili bilgileri, annelerin kan biyokimyasal parametreleri, 24 saatlik hatırlatma yöntemi ile alınan besin tüketim kaydı ve besin tüketim sıklığına ilişkin bilgileri içeren anket formu uygulanmış olup, kadınların ve bebeklerin (vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi) antropometrik ölçümleri alınmıştır. Doğum sonrası süreçte kord kanı ve anne sütü (kolostrum) numunelerinde iyot konsantrasyonu Sandell-Kolthoff reaksiyonu ile leptin, adiponektin ve IGF-I konsantrasyonları ise ELISA yöntemi kullanılarak ölçülmüştür. Anne sütü iyot konsantrasyonunun hem normal vücut ağırlığındaki hem de hafif şişman obez olan kadınlarda yetersiz (<100 μg/L) olduğu saptanmıştır. Maternal diyet ile günlük iyot alımı, anne sütü iyot konsantrasyonu ve kord kanı iyot konsantrasyonu normal vücut ağırlığına sahip kadınlarda sırasıyla 184,4±73,8 μg, 16,6±4,9 μg/L ve 32,9±4,8 μg/L iken hafif şişman-obez kadınlarda sırasıyla 186,6±72,3 μg, 18,2±6,7 μg/L ve 31,9±6,7 μg/L olarak saptanmıştır. Hafif şişman-obez kadınların maternal diyet ile iyot alımı ve anne sütü iyot konsantrasyonu normal vücut ağırlığındaki kadınlardan daha yüksektir (p>0,05). Her iki grupta yer alan kadınların maternal diyet iyot alımları ile kord kanı ve anne sütü iyot konsantrasyonu arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. İyotlu tuz kullandığını beyan eden normal vücut ağırlığındaki (19,7±8,4 μg/L) ve hafif şişman-obez (23,8±4,7 μg/L) kadınların anne sütündeki iyot konsantrasyonu, iyotlu tuz kullanmadığını beyan eden kadınlardan (16,1±5,0 μg/L ve 7,2±5,9 μg/L) daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kadınların gebelik öncesi ve sonrası BKİ'leri ile anne sütü iyot konsantrasyonu arasında pozitif, kord kanı iyot konsantrasyonu ile arasında negatif ilişki saptanmıştır (p>0,05). Hafif şişman-obez kadınların anne sütü ve kord kanındaki adiponektin ve IGF-I (93,5±78,2 mg/L, 201,4±170,5 mg/L; 290,7±192,8 ng/mL, 325,7±235,3 ng/mL) konsantrasyonunun normal vücut ağırlığına sahip annelerden (80,2±38,3 mg/L, 141,8±124,9 mg/L; 165,1±136,3 ng/mL, 271,6±187,7 ng/mL) daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Annenin gebelik öncesi BKİ'si arttıkça kord kanındaki adiponektin ve anne sütündeki IGF-I konsantrasyonu artmakla birlikte, gebelikteki ağırlık kazanımı ile anne sütündeki IGF-I arasında negatif ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Anne sütündeki ve kord kanındaki leptin, adiponektin, IGF-I ve iyot konsantrasyonları arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (p>0,05). Kord leptin ile anne sütü IGF-I ve kord leptin ile anne sütü iyot konsantrasyonu arasında pozitif ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Anne sütü adiponektin konsantrasyonu ile bebeğin doğumdaki ve 3. aydaki vücut ağırlığı arasında ve anne sütü leptin ile bebeğin 3.ay vücut ağırlığı arasında pozitif ilişki saptanmıştır (p<0,05). Anne sütü IGF-I ile bebeğin doğumdaki baş çevresi ve 3 aylık boy uzaması arasında ve anne sütü leptin ile bebeğin 3 aylık ağırlık artışı arasında pozitif ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Anne sütündeki iyot konsantrasyonu ile bebeğin antropometrik ölçümleri arasında ilişki saptanmamıştır. Regresyon analizine göre karıştırıcı faktörlerden bağımsız olarak, anne sütündeki leptin konsantrasyonunun 1 ng/mL artması bebeğin vücut ağırlığı 0,208 g artırırken (β=0,208; p=0,055), anne sütündeki adiponektin konsantrasyonunun 1 mg/L artması ise bebeğin vücut ağırlığında 0,291 g artışa yol açmaktadır (β=0,291; p=0,009). Sonuç olarak annenin vücut ağırlığından bağımsız olarak, anne sütündeki leptin ve adiponektin ile bebeğin vücut ağırlığı arasında, anne sütündeki IGF-I ile bebeğin boy uzaması arasında ilişki bulunmuştur. Anne sütündeki iyot ile bebeğin büyümesi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamasına karşın bu konuda yapılacak daha kapsamlı çalışmalara gereksinim vardır.

AdiponektinAnne sütüAnneler+7
Ceren Şarahman Kahraman
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sirtuin (SIRT) ve apoptoz genlerinin leptin uygulanan farelerin yavrularının granulosa hücrelerindeki ekspresyonu

Leptin, ağırlıklı olarak adipoz dokudaki adipositler tarafından sentezlenerek kana salınan, dolayısıyla kişinin yağ dokusu ile orantılı olarak serum düzeylerinde yükselen bir hormondur. Plazma leptin konsantrasyonları, yaş ve vücut kitle indeksi ile uyumlu gebe olmayan dişilere kıyasla hamile dişilerde önemli ölçüde yüksektir ve doğumdan sonra keskin bir şekilde düşmektedir. Plasentada leptin metabolizmasının ve/veya leptin fonksiyonunun deregülasyonu, tekrarlayan düşük, gestasyonel diyabet, intrauterin büyüme kısıtlaması ve preeklampsi gibi gebelik sırasındaki çeşitli bozuklukların patogenezinde rol oynayabilmektedir. Yapılan tez çalışmasının amacı, subkutan leptin uygulanan dişi Balb-C farelerin dişi yavrularının yumurtalığından elde edilen granulosa hücrelerinde, yumurta korunumu ve fonksiyonlarıyla alakalı olduğu düşünülen SIRT1, SIRT6 ve SIRT7 gen ekspresyonları ile aynı örneklerde programlı hücre ölümü olan apoptozun yolak molekülleri olan p53, Bcl-2 ve Bax gen ekspresyonlarını belirlemektir. Bu çalışmada ikinci jenerasyon 14 adet Balb-C tipi dişi fare kullanıldı. Fareler kontrol ve leptin uygulanan deney grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Çalışmamızda deney grubu dişilere gebelikleri boyunca leptin uygulaması subkutan enjeksiyon ile uygulandı. Doğumu takiben 10. Haftada dişi farelerden çıkarılan ovaryumlar, kit prosedürüne göre total RNA izolasyonu yapıldı. Total RNA izolasyonu işlemini takiben cDNA çevrimi ve RT-PCR ile gen ekspresyonları belirlendi. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 26.0 programı ile değerlendirildi. Elde edilen verilere göre kilo açısındanda gruplar arasında fark bulunmadı (p>0.05). Deney grubunda p53 ile Bcl-2 gen ekspresyonlarında istatistiksel olarak anlamlı derecede azalırken (p<0.0001); Bax ekspresyonunda gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmadı (p>0.05). Deney grubunun SIRT1 gen ekspresyonu kontrol grubuna göre istatistiksel azalma görülürken (p<0.0001); SIRT6 ve SIRT7 gen ekspresyonlarında gruplar arasında istatistiksel fark bulunamadı (p>0.05). Bu tez çalışması ile genetik açıdan leptinin ikinci jenarasyonda da etkilerinin olduğunu, hatta bu etkinin dişilerde üreme (yumurta kalitesi gibi) üzerinde olduğu belirlendi. Leptinin ikinci jenarasyon dişilerin yumurtalarını besleyen granulosa hücrelerinde apoptozdan kaçabilme yeteneği azalttığı ve daha çok hayatta kalma yeteneği kazandırabileceği fikrini yaratmaktadır.

ApoptozisFarelerGen ifadesi+6
Merve Erkoç
Maltepe University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Subkutan leptin uygulanan gebe farelerin erkek yavrularında sperm canlılığı ve motilitesinin araştırılması

Erkek infertilitesi, erkeğin doğal yoldan baba olmaması durumudur. Erkek infertilitesi iki karakteristiğe sahiptir; sperm yetersizliği ve morfolojik anomalilerdir. Leptin sağlıklı üreme işlevi için gerekli olmakla beraber; fazla miktarda leptin erkek üreme sistemi üzerinde zararlı etkileri olabilmektedir. Bu tez çalışmasında gebelik sırasında annelerine deri altına leptin enjeksiyonu yapılan 10 haftalık Balb-C farelerinin erkek yavrularının ağırlık, sperm morfolojisi ve sperm motilitesindeki farklılıkların infertilite ile ilişkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Leptin tedavisinin ikinci nesil farelerde erkeklerin ağırlığı, sperm morfolojisi ve hareketliliği üzerindeki etkileri incelendi. 12 haftalık Balb-C farelere gebelik oluşturulduktan sonra, subkutan leptin enjeksiyonu uygulanan grup deney grubu olarak tasarlandı. Subkutan distile su enjeksiyonu uygulanan grup kontrol grubu olarak tasarlandı. İkinci jenerasyon 10 haftalık erkek Balb-C farelerin epididimisleri çıkartılıp, elde edilen sperm örnekleri kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Sperm morfolojisini belirlemek için, Spermac ile boyanan sperm örnekleri ışık mikroskopunda 100X'lik büyütme oranında sperm sayımı yapıldı. Sperm motilitesini belirlemek için, makler kamerası kullanılarak 40X'lik büyütme oranında hareketli ve hareketsiz spermlerin sayımı yapıldı. Kontrol grubu ile deney grubunun kiloları değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Kontrol grubuna göre deney grubunda kıvrık kuyruk anomalisinde artma; normal spermde azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Deney grubu ile kontrol grubu arasında, hareketsiz sperm sayılarında azalma (p<0.05); hareketli ve toplam sperm sayılarında ise artma istatiksel olarak anlamlı bir şekilde belirlendi (p<0.05). Leptinin ikinci jenarasyonun sperm hareketi ve morfolojisini gösteren ilk veri setleri arasında yer almaktadır. Leptin ile yapılan bu çalışmalara ek olarak ikinci kuşak erkek infertilitesinin birinci kuşakta alınan leptin ile ilgili olduğunu savunan bir çalışma olarak bilimsel literatürde ilkler arasında yer alacaktır.

EmbriyoFarelerGebelik+7
Hümeyra Çebi
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipopitüiter, obez ve sağlıklı bireylerde oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeylerinin karşılaştırılması

Hipopitütiter (HP) hastalarda obezite, insülin direnci ve dislipidemi insidansı artmıştır. Ancak artan bu metabolik problemlerin kesin nedeni belirsizdir. Bu çalışmada obezite patogenezinden yola çıkarak serum oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyleri ile hipopitüitarizm arasındaki klinik ve metabolik ilişkiyi inceledik. Aynı zamanda HP hastalarda santral diyabetes insipidus (SDI) varlığının obezite, insülin direnci ve dislipidemi üzerine etkilerini aydınlatmayı amaçladık. Çalışmaya 18-75 yaş arasında, 30 santral diabetes insipidusu olmayan hipopitüiter hasta (HP-SDI), 30 santral diyabetes insipidusu olan hipopiütier hasta (HP+SDI), 30 obez hasta, 30 sağlıklı gönüllüyle beraber 120 katılımcı dahil edildi. Katılımcılardan bir gecelik açlık sonrası sabah açlık kan şekeri, insülin, düşük yoğunluklu lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein, trigliserit, total kolesterol, oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyleri için venöz kan örnekleri alındı. Serum oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyleri elisa yöntemiyle değerlendirildi. Vücut kitle indeksi hesaplandı ve vücut kompozisyonunu belirlemek için bioelektrik impedans analizi kullanıldı. Sonuçta SDI varlığından bağımsız olarak HP hastalarda kontrol grubundan daha yüksek vücut kitle indeksi ve vücut yağ oranları saptandı (p<0,05). HP+SDI hastalarda HP-SDI hastalara ve kontrol grubuna göre daha fazla insülin direnci bulundu (p<0,05). Serum oksitosin düzeyi, HP hastalarda obezlerden ve kontrol grubundan daha düşük saptandı (p<0,05). Serum leptin düzeyi, obezlerde yüksek bulunurken (p<0,05); diğer gruplarda anlamlı farklılık bulunmadı. Serum vaspin düzeyi, obezlerde en düşükken (p<0,05); HP hastalarda ise kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Serum melatonin düzeyi, HP+SDI grupta ve obezlerde kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük saptanırken (p<0,05), bu iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı. HP+SDI grupta, serum oksitosin, leptin, vaspin ve melatonin düzeyi ile insülin direnci ve alanin aminotransferaz değeri arasında anlamlı negatif korelasyon saptandı (p<0,05). HP-SDI grupta, serum leptin ve vaspin düzeyi ile vücut yağ oranları arasında anlamlı negatif korelasyon saptanırken (p<0,05), melatonin ve oksitosin x düzeyi ile antropometrik ve metabolik parametreler arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. Lojistik regresyon analizine göre, SDI varlığı insülin direncinde artışa neden olan bağımsız bir değişkendir. HP hastalarda serum oksitosin ve vaspin düzeylerinin düşük olduğu, serum leptin ve melatonin düzeylerinde bir değişiklik olmadığı sonucuna vardık. SDI'ta serum oksitosin, leptin ve vaspin düzeylerinin değişmediğini; serum melatonin düzeyinin daha düşük olduğunu bulduk. Ayrıca, SDI insülin direncini arttıcı bir risk faktörüdür. Aynı zamanda SDI'ta insülin direnci ve serum melatoninin arasında negatif korelasyon olması, insülin direncinin melatonin üzerinden ilerleyebileceğini düşündürmektedir.

Hipofiz hastalıklarıHipopitüitarizmLeptin+3
Ecem Pars Uygur
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Obezitenin ortodontik diş hareketi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu prospektif randomize klinik çalışmanın amacı, obez bireylerde kanin distalizasyonu sırasında diş eti oluğu sıvısında kemik remodelingini biyokimyasal olarak değerlendirmek ve normal kilolu bireyler ile karşılaştırmaktır. Aynı zamanda obez bireylerde diş hareketinin hızı ölçülerek normal kilolu bireyler ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 12-18 yaş aralığında, Angle Sınıf II maloklüzyon nedeniyle maksiller birinci premolar diş çekimi yapılarak tedavi edilmesi planlanan 18 obez, 18 normal kilolu toplam 36 hasta dahil edilmiştir. Gruplar WHO obezite sınıflamasına göre VKİ persantili %16-85 olan normal kilolu grup ve VKİ persantili ≥%95 olan obez grup şeklinde oluşturulmuştur. Dişlerin ortodontik olarak seviyelenmesi sonrası kanin distalizasyonu için NiTi kapalı sarmal yaylar ile 150 gr kuvvet uygulanmıştır. Çalışma süresince hastalardan distalizasyon kuvveti uygulanmadan önce (T0), kuvvet uygulandıktan 24 saat sonra (T1), 7. gün (T2), 14. gün (T3) ve 21. gün (T4) periopaper yardımı ile DOS örnekleri alınmıştır. Elde edilen DOS örneklerinden leptin, RANKL, OPG ve IL-6 marker seviyeleri ELISA yöntemi ile ölçülmüştür. DOS örnekleri alınan zaman dilimlerine (T1,T2,T3,T4) ek olarak 28. gün (T5) ve 3. ay (T6) ağız içi tarama yöntemi ile dijital model kayıtları elde edilmiştir. Elde edilen dijital modeller üzerinden kanin dişin hareket miktarı hesaplanmıştır. Çalışma toplam 3 ay sürmüştür. Bulgular: Biyokimyasal marker ölçümlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Leptin, RANKL, OPG ve IL-6 seviyeleri obez grupta, normal kilolu gruba göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksektir (p<0.05). DOS hacmi, plak indeksi, gingival indeks ve sondlamada kanama indeksi açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Dijital model ölçümlerinde tekrarlanabilirlik oranı yüksek bulunmuştur (SKK-0.990). Diş hareket miktarı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Çalışmanın ilk 21 günündeki leptin düzeyinin değişimiyle diş hareketi arasındaki ilişki incelendiğinde, korelasyon katsayısı çalışma grubunda r=-0.002 (p=0.994) ve kontrol grubunda r=-0.121 (p=0.634) olarak hesaplanmıştır. Buna göre, leptin düzeyindeki değişim ile diş hareketi arasında istatistiksel olarak anlamlı, doğrusal bir ilişki yoktur. Sonuç: Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlara göre, diş hareketinden sorumlu olan biyomarker seviyeleri obez ve normal kilolu bireyler arasında farklılık göstermektedir. Diş hareket miktarı açısından gruplar arasında fark yoktur. Leptin seviyesi ile diş hareket miktarı arasında ilişki bulunmamıştır. Anahtar kelimeler: Obezite, leptin, RANKL, OPG, IL-6, ortodontik diş hareketi

Diş hareketleriLeptinObezite+2
Mustafa Uzun
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Vitiligolu hastalarda serum adipokin düzeyleri (Leptin, adiponektin) ve insülin direncinin araştırılması

Amaç: Vitiligo patogenezinde inflamasyonun rol oynadığı düşünülmektedir. Son yıllarda, adipokin dengesindeki düzensizlik inflamasyon, metabolik sendrom ve takiben gelişen hastalıklar ile ilişkili bulunmuştur. Bu çalışma, vitiligo hastalarında metabolik sendrom (MetS) bileşenlerinin varlığını ve insülin direncini (IR) belirlemeyi ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmayı amaçlamıştır. Ayrıca vitiligo hastalarında serum leptin, adiponektin, tümör nekroz faktörü-α (TNF-α) düzeylerinin belirlenmesi ve hastalık aktivitesi ve yaygınlığı ile ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu prospektif çalışmaya Mustafa Kemal Üniversitesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran 37 vitiligo hastası (20 erkek, 17 kadın) ve 32 sağlıklı birey (16 erkek, 16 kadın) dahil edilmiştir. Katılımcıların VKİ (vücut kitle indeksi) hesaplanarak, kan basıncı ve bel çevreleri ayrı ayrı ölçülmüştür. Serum HDL-kolesterol, trigliserid (TG), insülin, TNF- α, leptin ve adiponektin düzeyleri değerlendirilmiştir. IR, homeostatik model değerlendirmesi (HOMA) metodu ile belirlenmiştir. Bulgular: Vitiligo ve kontrol grupları arasında yaş, cinsiyet ve VKİ açısından anlamlı fark izlenmemiştir. Hasta grubunun %10,8'inde (n=4), kontrol grubunun %9,3'ünde (n=3) MetS saptanmıştır. MetS komponentleri açısından iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Leptin (9,07±3,44) ve insülin (8,54±5,09) düzeyleri ve HOMA-IR (1,82±1,23) değerleri vitiligo hastalarında anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (sırasıyla p=0,004; p=0,041; p=0,041). Vitiligo hastalarında kontrol grubuna göre adiponektin düzeyleri düşük ve TNF-α düzeyleri yüksek bulunmuş olmasına karşın iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmemiştir (sırasıyla p=0,885; p=0,110). Hastalık aktivitesi ve yaygınlığı ile serum adipokin düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Sonuç: Proinflamatuar etkili leptinin yüksek bulunması vitiligo patogenezinde inflamasyonun rol oynadığı hipotezini desteklemektedir. HOMA-IR değerlerinin ve leptin düzeylerinin her ikisinde de görülen yükseklik vitiligonun insülin direnci ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Anahtar kelimeler: adiponektin, insülin direnci, leptin, metabolik sendrom, tümör nekroz faktörü, vitiligo.

AdipokinlerAdiponektinLeptin+5
Ebru Okyay
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda leptin ghrelin gen polimorfizmleri ve serum düzeylerinin incelenmesi

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) erken çocukluktan itibaren karşılıklı sosyal iletişim ve sosyal etkileşim alanlarındaki yetersizlikler ile birlikte kısıtlı ve tekrarlayıcı davranış örüntüleri, ilgiler ya da etkinlikler ile kendini gösteren nörogelişimsel bir bozukluktur. OSB'nin etyolojisi tam olarak bilinmemekle birlikte mevcut çalışmalar doğrultusunda büyük oranda poligenik kalıtımla ilişkili olduğuna ve çevresel faktörlerin genetik faktörler ile etkileşime geçerek riski arttırdığına inanılmaktadır. Çalışmamızda OSB tanısı olan çocuklarda Leptin Ghrelin gen polimorfizmleri ve serum düzeyleri ile OSB arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza, OSB tanısı saptanmış 2-7 yaş arası 40 çocuk olgu grubu olarak, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş sağlıklı 40 çocuk kontrol grubu olarak dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm çocukların ebeveynlerine sosyodemografik veri formu verildi. OSB grubundaki olguların OSB semptom şiddeti Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği ve Otizm Davranış Kontrol Listesi ile değerlendirildi. Çalışmaya katılan tüm katılımcılardan 8 saatlik açlık sonrası sabah 08.30-10.00 saatleri arasında Leptin Ghrelin serum düzeyleri ve gen polimorfizmlerinin incelenmesi için 4 ml venöz kan alındı. Çalışmamız sonucunda; Leptin serum düzeylerinde gruplar arası anlamlı fark tespit edilmedi, OSB grubunda Ghrelin serum düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulundu ve Ghrelin serum düzeylerinin OSB üzerinde bağımsız bir risk faktörü olduğu belirlendi. Ghrelin serum düzeyinin OSB'nin tanısal belirteci olarak cutt-off değerinin belirlenebilmesi amacıyla yapılan ROC Curve analizi sonucunda serum Ghrelin düzeyi cutt-off değeri %60 sensitivite, % 60 spesifite ile 914.9 pg/ml olarak belirlendi. Leptin ve Ghrelin serum düzeyleri ile OSB belirtilerinin şiddeti arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Leptin ve Ghrelin gen polimorfizmlerine yönelik yapılan incelemelerde gen polmiorfizmleri açısından anlamlı fark tespit edilmedi, Ghrelin geni allel frekansları açısından gruplar arası anlamlı fark tespit edildi. Anahtar kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, Leptin, Ghrelin, gen polimorfizmleri.

GhrelinLeptinOtistik çocuklar+2
Özlem Nehir Yazıcı
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda leptin ve ghrelin serum düzeylerinin uyku alışkanlıkları ile ilişkisinin incelenmesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında sık görülen nörogelişimsel bir bozukluk olup, komorbid bir durum olarak uyku sorunlarına sık rastlanmaktadır. Bununla birlikte birtakım hormonların nörogelişimsel bozukluklar ve uyku ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yapacağımız bu çalışmada DEHB'li çocuklarda uyku alışkanlıklarının leptin-ghrelin serum düzeyleri ile ilişkisini incelemek amaçlanmaktadır. Çalışmaya DEHB tanısı alan ve ek psikiyatrik hastalığı olmayan 6-12 yaş aralığında 45 olgu ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, herhangi bir kronik fiziksel ya da psikiyatrik hastalığı olmayan, sağlıklı 45 kontrol alındı. Tüm katılımcılar için ebeveynlerine Sosyodemografik Veri Formu, Turgay Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM-IV'e dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Çocukluk Dönemi Kronotip Anketi, Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi verildi. Tüm katılımcılardan 8 saatlik açlık sonrası sabah 08.30-10.00 saatleri arasında alınan kan numunelerinden, leptin ve ghrelin serum düzeyleri ölçüldü. Çalışmanın sonuçlarında DEHB grubunda uyku sorunu varlığı istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek bulundu. DEHB ve kontrol grubu karşılaştırıldığında DEHB grubunda akşamcı kronotipin daha sık olduğu bulundu. DEHB grubunda kontrol grubuna kıyasla leptin serum düzeyleri daha yüksek, ghrelin serum düzeyleri ise daha düşüktü. Bunun yanında uyku sorunu olan DEHB tanılı olgularda uyku sorunu olmayanlarla kıyaslandığında leptin ghrelin serum düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı. Leptin ile uykuya dalmanın gecikmesi ve uykuda solunum bozulması alt ölçek puanlarında pozitif yönde korelasyon bulunurken ghrelin serum düzeyleri ile uyku sorunları alt tipleri ile korelasyon saptanmadı. Bununla birlikte uyku sorunu varlığının ve ghrelin serum düzeyinin DEHB üzerinde bağımsız bir risk faktörü olduğu saptandı. DEHB varlığının ise uyku sorunu üzerine bağımsız bir risk faktörü olduğu bulundu. Yapılan ROC curve analizinde ghrelin serum düzeylerinin DEHB için tanısal bir belirteç olarak kullanılabileceği saptandı. Anahtar kelimeler: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, kronotip, uyku sorunu, leptin, ghrelin

GhrelinHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuLeptin+3
Özge Dombaycı
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Obezitede nitrik oksit, homosistein, leptin ve miyoglobin düzeylerinin araştırılması

Çağımızın en önemli hastalıklarından biri olan obezite, ülkemizde dâhil olmak üzere tüm dünya ülkelerinin en önemli sağlık sorunlarından biridir. Genel olarak obesitede, enerji alımı ve harcanması arasında bir dengesizlik vardırObez bireylerde nitrik oksit, homosistein, leptin ve miyoglobin düzeylerinin belirlenerek obezitenin tanısına ve prognozunun izlenmesine yardımcı olmak amaçlanmıştır. Bu çalışma için başka hastalığı olmayan 30 obez ve 30 sağlıklı birey seçilmiştirPlazma nitrik oksit (NO) sonuçları kontrol grubu ile kıyaslandığında, obez bireylerde anlamlı düzeyde yüksek bulunmuşturPlazma homosistein sonuçları kontrol grubu ile kıyaslandığında, obez bireylerde yüksek bulunmuştur. Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlıdır. Homosistein ile yaş arasında anlamlı bir fark bulunmazken, cinsiyet ile pozitif yönde zayıf bir ilişki gözlenmiştirPlazma leptin sonuçları kontrol grubu ile kıyaslandığında, obez bireylerde daha yüksektir. Leptin ile cinsiyet arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki gözlenmiştir. Gruplar arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuşturPlazma miyoglobin sonuçları kontrol grubu ile kıyaslandığında, obez bireylerde daha yüksek bulunmuştur. Miyoglobin cinsiyet ve yaşla kıyaslandığında negatif yönde güçlü bir ilişki göstermiştirHomosistein konsantrasyonu diyet ile ilişkilidir. BMI ile homosistein arasında pozitif bir ilişki vardır. NO şiddetli obezlerde artmıştır. NO miyoglobin ile ilişkilidir ve miyoglobinin konsantrasyonunu değiştirir. Leptin iştah azaltan bir hormon olup yiyecek alımı ve enerji harcanmasını düzenleyen bir hormondur. Obezitenin leptin eksikliğinden mi yoksa leptin rezistansından mı kaynaklandığı ile ilgili daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadırÇağımızın en önemli hastalıklarından olan obezitenin nedenleri tam olarak açıklanamamıştır. Yapılan literatür araştırmalarında obezitede nitrik oksit, homosistein, leptin ve miyoglobinin ile birlikte çalışmaya rastlanmamıştır. Obezitede oksidatif stres, NO, homosistein, leptin ve miyoglobin düzeyleri artmış olup; bunların obezitenin nedeni mi, sonucumu mu olduğunu açıklamada daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

HomosistinLeptinMiyoglobin+2
Pınar Baki Ünver
İnönü University · Institute of Health Sciences
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konversiyon bozukluğu hastalarında serum adiponektin,galanin,leptin ve ghrelin düzeyleri

a. Giriş ve amaç: Bu çalışmada çeşitli psikiyatrik bozuklukların etyopatogenezinde rolü olduğu ileri sürülen nöropeptitlerin konversioyon bozukluğu (KB) etyopatogenezindeki olası rolünün araştırılması amaçlanmıştır. b. Yöntem: Çalışma, Ekim 2010- Eylül 2011 tarihleri arasında Turgut Özal Tıp Merkezi psikiyatri polikliniğinde konversiyon bozukluğu tanısı alan hastalarda yapılmıştır. Çalışmaya 15-65 yaş arası 45 hasta ve hasta grubu ile yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri açısından eşleştirilmiş 31 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Olası karıştırıcı faktörleri dışlamak için DSM-IV?e göre başka bir eksen I ve eksen II tanısı olan hastalar çalışmaya alınmamıştır. c. Bulgular: Bu çalışmada KB olan hasta grubunda adiponektin düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. KB olan hasta grubu ve kontrol grubu arasında ghrelin düzeyleri açısından istatistiki olarak fark bulunmadı. Hasta grubunda leptin düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Hasta grubunda galanin düzeyleri anlamlı olarak düşük bulundu.d. Tartışma: Stres dayanıklılığına (resilience) katkıda bulunan psikobiyolojik faktörlere bu çalışmayla yenileri de eklenmiş olabilir. Galanin ve ghrelin düşüklüğü KB hastalarının incinebilirliğinin (vulnerability) yüksek olduğunu destekliyor olabilir. Adiponektin ve leptin yüksekliğinin ise stres dayanıklılığını artırmak amaçlı geliştiğini düşündürmektedir. Adiponektin ve leptin yüksekliği kompansatuvar mekanizmanın çalıştığını ya da negatif geribildirim mekanizmasında bir sorun olduğunu gösteriyor olabilir. Anahtar kelimeler: Konversiyon, adiponektin, galanin, leptin, ghrelin, dayanıklılıkincinebilirlik.

AdiponektinGhrelinKonversiyon bozuklukları+3
Fatma Ayık Özdemir
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kardiyo tenis egzersizlerinin sedanter kadınların lipit metabolizmasına etkisi

Farklı egzersiz uygulamalarının vücut bileşenleri, serum lipitleri, leptin ve ghrelin hormonlarına etkileri de farklıdır. Yapılan bu çalışmada ise; farklı bir ergzersiz türü olan kardiyo tenis egzersizlerinin orta yaş sedanter kadınların lipit metabolizmasına etkilerini incelemek amaçlandı. Bu doğrultuda; kardiyo tenis egzersizlerine bağlı olarak; orta yaş sedanter kadınların vücut bileşenleri, total kolestrol, triglesirid, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, leptin ve ghrelin hormon düzeylerindeki değişimler incelendi. Araştırmanın örneklem grubunu yaş ortalamaları 44.40±3.89 yıl ve boy ortalamaları 162.4±4.63 cm olan 30 sedanter kadın oluşturdu. Egzersizlerin şiddeti, kalp atım hızı rezervinin (HRR) %40-70 olarak karvonen metoduyla belirlendi. Egzersizlerin yoğunlukları Polar M 400 GPRS nabız monitörleriyle takip edildi. Egzersizler 10 dakika ısınma, 40 dakika kardiyo tenis egzersizleri ve 10 dakika soğuma şeklinde 10 hafta boyunca haftada 3 gün yaptırıldı. Egzersiz gurubu deneklerin program öncesi, program ortası (5.hafta) ve sonrasında (10.hafta) TANİTA BC-418 USA marka biyoelektrik empedans analizatörü ile vücut bileşenlerinin analizleri yapıldı ve lipit metabolizmasını belirlemek için kan örnekleri alındı. Tüm ölçümler ve kan örnekleri sabah saatlerinde 8- 10 saatlik açlık sonrası alındı. Çalışmadan elde edilen verilerin değerlendirilmesi ve tabloların oluşturulması amacıyla SPSS (Statistical Package for Social Sciences) istatiksel paket programı kullanıldı. Verilerin normallilik testi shapiro-wilks testiyle belirlendikten sonra normal dağılım gösteren veriler için tekrarlanan ölçümlerde varyans analizi uygulandı. Normal dağılım göstermeyen veriler içinse Friedman testiyle veriler analiz edildi. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda; çalışmaya katılan sedanter kadınların HDL kolestrol'ünde 10 hafta sonra istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu belirlendi (p<0,05). Total kolestrol, triglesirid, LDL-kolesterol parametrelerinde ise azalmalar olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı. Ayrıca sedanter kadınların 10 haftalık egzersiz sonrası kan leptin ve ghrelin hormon düzeylerinde de istatistikî olarak anlamlı bir fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). Sedanter kadınların vücut bileşenlerindeki değişimler incelendiğinde egzersiz sonrası vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi, vücut yağ yüzdesi, vücut yağ ağırlığı, kalça ve bel çevresi ve istirahat nabız hızında, istatistiksel olarak düşüş olduğu belirlendi (p<0,01). Vücut kas ağırlığında, vücut su ağırlığında, bel/kalça oranında ve bazal metabolik hızda ise istatiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı (p>0.05). Sonuç olarak; düzenli yapılan kardiyo tenis egzersizlerinin sedanter kadınların vücut bileşenleri üzerine olumlu etkisini olduğu, ancak lipid metabolizması parametrelerinden sadece HDL-kolesterol'ü artırdığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Egzersiz, Kadın, Lipit Metabolizması, Leptin, Ghrelin

EgzersizGhrelinKadınlar+6
Şeniz Karagöz
Kütahya Dumlupınar University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Over kanseri hastalarında leptin G-2548A ve leptinr-Q223R gen varyantlarının, serum leptin ve leptin reseptörü seviyeleri ile ilişkisinin araştırılması

Leptin ağırlıklı olarak adipoz dokudaki adipositler tarafından sentezlenek kana salınan, dolayısıyla kişinin yağ dokusu ile orantılı olarak serum düzeyleri yükselen bir hormondur. Leptinin iştah ve enerji homeostazı üzerindeki etkilerinin uzun yıllardır bilinmesine rağmen, son yıllarda yapılan çalışmalar leptinin kanser gelişiminde önemli rol oynayan migrasyon, büyüme, invazyon ve anjiyogenez gibi mekanizmalar ile de ilişkili olduğunu ileri sürmektedir. Bunun yanında, over kanseri tüm dünyada kadınlar arasında önde gelen mortalite nedenlerinden biridir ve obezitenin bu kanser türü için bir risk faktörü olabileceği düşünülmektedir. Leptin geninin promotor bölgesindeki Leptin G-2548A polimorfizmi adipoz dokuda artan leptin ekspresyonu ve salınımı ile doğrudan ilişkilidir. Leptin reseptör geninin ekstrasellüler domainini kodlayan bölgedeki LeptinR-Q223R polimorfizmi ise reseptörün fonksiyonunu etkileyerek, leptinin reseptörüne bağlanma yeteneğinde bozukluklar oluşturmakta ve bunun da sirkülasyonda artan leptin seviyesi ile ilişkili olduğu ileri sürülmektedir. Son zamanlar da yapılan epidemiyolojik ve moleküler düzeydeki araştırmalar bu polimorfizmlerin prostat, meme, kolorektal kanserler gibi kanserlere yatkınlık oluşturabileceğini iddia etmektedir. Biz de çalışmamızda bu bilgilerden yola çıkarak; over kanserli hastalarda Leptin G-2548A ve LeptinR-Q223R polimorfizmlerinin sıklığını ve leptin ile çözülebilir leptin reseptörü serum düzeylerini sağlıklı kontroller ile karşılaştırarak over kanseri ile olası ilişkisini değerlendirmeyi hedefledik. Çalışmamızda gruplarımız 61 over kanserli hasta ile 51 sağlıklı kadından oluşmaktadır. Leptin G-2548A ve LeptinR-Q223R genlerinin polimorfizmlerinin tayininde Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PZR), Restriksiyon Fragment Uzunluk Polimorfizmi (RFLP) ve Agoroz Jel Elektroforezi yöntemleri kullanılmıştır. Serum leptin ve çözülebilir leptin reseptör düzeyleri ise ELISA yöntemi ile ölçülmüştür. Çalışmamızda her iki polimorfizm, hasta ve kontrol grubu arasında genotip ve allel dağılımları açısından incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Ayrıca, genotip dağılımına göre leptin ve çözülebilir leptin reseptör düzeyleri arasında da anlamlı bir fark bulunamamıştır. Serum leptin düzeyleri hasta grubunda kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde yüksek bulunmasına rağmen, bu yüksekliğin hastaların vücut kitle indeksinin kontrollere göre yüksek olmasından kaynaklanabileceği düşünülmektedir. Leptin G-2548A ve LeptinR-Q223R gen varyasyonlarının, leptin ve çözülebilir leptin reseptör serum düzeylerinin over kanseri ile ilişkili olup olmadığını belirlemek için büyük gruplar kullanılarak yapılacak geniş kapsamlı araştırmaların daha güvenilir sonuçlar doğuracağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Over kanseri, Leptin, Leptin reseptör

Biyobelirteçler-tümörGenlerLeptin+6
Selvi Duman
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2016
00

Related subjects