Hip

62 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça protezi ameliyatlarında traneksamik asit uygulamasının kanama ve kan transfüzyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada; total kalça protezi ameliyatı planlanan hastalarda insizyondan önce uygulanacak olan traneksamik asitin (TA) kanama, kan transfüzyonu, fibrin yıkım ürünleri ve böbrek fonksiyonları üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, total kalça protezi ameliyatı geçirecek olan ASA I-III, 18-75 yaş arası 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma randomize ve çift kör olacak şekilde yürütüldü. Operasyon öncesi hastalardan hemoglobin (Hgb), hematokrit (Hct), trombosit sayısı (Plt), INR, aktive edilmiş parsiyel tromboplastin zaman (aPTT), fibrinojen, D-dimer, kan üre azotu (BUN), kreatinin çalışıldı. Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) ve spinal anestezi uygulandı. Cerrahi başlamadan önce Grup 1'e 30 mg/kg (max 2,5 g) TA verilirken Grup 2'ye 15 mg/kg (max 1,2 g) dozunda verildi. İntraoperatif ve postoperatif kanama miktarı kaydedildi. İntraoperatif ve postoperatif verilen kan ürünleri kaydedildi. Postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerde hastalardan tekrar kan örnekleri alındı. Bulgular: Demografik veriler, intraoperatif ve postoperatif kan transfüzyonu, Hgb, Hct, Plt, fibrinojen, D-dimer, kreatinin, BUN bakımından gruplar arasında fark yoktu. Grup 2'deki INR sonucu diğer gruba göre daha yüksek iken Grup 1 hastalarında aPTT 6. saatte daha yüksek bulundu. Grupiçi istatistiklere göre, her iki grupta da postoperatif 6. saatteki Hgb, Hct ve Plt değerleri preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak daha düşük tespit edildi. Grup 1'in postoperatif 6. saateki; INR ve aPTT değerleri preoperatif değerlere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Grup 2'nin postoperatif 6. saateki; INR değeri preoperatife göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Sonuç: Kalça protezi cerrahisinde kanama kontrolü sağlamada etkin olan TA'nın preoperatif 15 mg/kg ve 30 mg/kg dozlarında kullanımı postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerdeki takiplerde kanama ve kan transfüzyonu miktarını her iki grupta benzer şekilde azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalça protezi, traneksamik asit, kanama, kan transfüzyonu

HemorajilerKalçaKalça eklemi+4
Filiz Şaşmaz
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriyatrik hastaların intertrokanterik kırıklarında eksternal fiksatör ile tedavi sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi

2001-2011 yılları arasında, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda; yaşlı, cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan 49 hastaya unilateral (Orthofix) eksternal fiksatör uygulandı. Uygulamalarımız literatür bilgisi ile değerlendirildi. Altı ay içinde ölen sekiz hastamız ve kaynamama nedeni ile çalışma dışı bıraktığımızbir hastamız hariç, ortalama 15 ay (7-24) takibini yaptığımız 40 hastada; Foster kriterlerine göre anatomik olarak 21 hastada (%52,5) mükemmel, 16 hastada (%40) iyi, 2 hastada (%5) orta ve 1 hastada da (%2,5) kötü sonuç elde edildi.Fonksiyonel olarak da 21 hastada (%52,5) mükemmel, 18 hastada (%45) iyi, 1 hastada da (%2,5) orta sonuç elde edildi. Anatomik olarak 1 hastada kötü sonuç alınmasının nedeni; hastanın mevcut ameliyat riskleri nedeniyle operasyonunçok kısa süre içinde bitirilmeye çalışılması nedeniyle kırık redüksiyonuna çok dikkat edilememesidir.Hastaların mevcut tıbbi sorunları ve bu sorunlar nedeniyle cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan hastalarda, ameliyat süresinin çok kısa olması, kan kaybının yok denecek kadar az olması, ameliyat kapalı yapıldığı için kırık hematomunun boşaltılmaması nedeni ile biyolojik tespit olması,ameliyat sonrası cerrahi yara ağrısının az olması ve hastanede kalış süresinin kısa olması avantajlarındandır. Ayrıca hastaların erken dönemde hareket kabiliyetini kazanması nedeni ile bası yaraları, pulmoner ve ürinerkomplikasyonlar ve fiksatöre bağlı komplikasyonlar daha az görülmektedir. Bunlara ek olarak kaynama olduktan sonra fiksatörün çıkarılması veya mekanik bir yetmezlik durumunda fiksatörün yeniden düzenlenmesinde anestezi gerekmemesi ve uygulama sırasında lokal anestezi altında uygulanabilmesi deönemli avantajlarındandır. İntertrokanterik femur kırıklarının cerrahi tedavisinde eksternal fiksatör kullanımının seçilmiş olgularda etkili ve başarılı bir tedavialternatifi olabileceği düşünülmektedir.

Femoral kırıklarGeriatriKalça+4
Serdar Koluaçık
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilinde çalışan aile hekimlerinin yenidoğan tarama programları hakkında bilgi düzeyleri ve uygulamaları

Tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bu çalışmada; aile hekimlerinin yenidoğan taramaları ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamalarının saptanması amaçlandı. Aile hekimlerine ait demografik özelliklerin, yenidoğan tarama programı kapsamında muayene yapma durumunun ve yapılan muayenelerin, aile hekimlerine ve ailelere eğitim verilme ihtiyacının sorgulandığı anket formu 01 Kasım 2020 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Şahinbey, Şehitkamil ve Oğuzeli ilçesinde çalışan 462 aile hekimine (evrene ulaşım oranı %87) uygulandı, Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerle beraber Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayenesi yapma oranı %77,1, gelişimsel kalça displazisi değerlendirme oranı %67,1 olarak saptandı. Aile hekimlerinin görme değerlendirme muayenesi yapma (%45) ve işitme değerlendirme muayenesi yapma oranları (%32,3) düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayene sayısı ortalaması 2,13 olarak saptandı. Kontrol muayenesi yapmama nedeni olarak en sık nedenler; pediatrist tarafından ilgili muayene yapıldığı için başvuru olmaması(%61,3), gelişimsel kalça displazisi değerlendirme için ilgili muayenenin ortopedist/radyoloji uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%70,3), görme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin göz hastalıkları uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%71,4), işitme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%64) olarak saptandı. Genel olarak tüm muayenelerde aile hekimlerinin bilgi düzeyleri düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin %89,4'ü ailelere tarama programı hakkında eğitim verilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç olarak aile hekimleri tarafından yenidoğan tarama programı kapsamında yapılması gereken muayeneler yeterli oranda yapılmayıp, uzman hekim muayeneleri tercih edilmektedir. Tarama programı hakkında bilgi eksikliğinden dolayı aile hekimlerine eğitim verilmesi gerekmektedir.

Aile hekimliğiBebek-yenidoğmuşBebekler+7
Ramazan Ali Güneş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça protezlerinde postoperatif analjezi için kullanılan epidural infüzyon ve bolus tekniklerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda, kalça protezi sonrası, postoperatif ağrı tedavisinde, epidural bolus doz uygulamasının etkinliğini, devamlı Eİ ile karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya kalça protezi operasyonu planlanmış ASA 1-3 kategorisinde, 40-70 yaş arası, kombine spinal epidural anestezi tekniği uygulanan, 60 hasta dahil edildi. Hastalara L3-L4 veya L4-L5 aralığından, 3 mL heavy bupivakain (Marcain®) ile spinal anestezi uygulandı. Daha sonra epidural boşluğa kateter yerleştirildi. Epidural kateterden 10 μg adrenalin ile 10 mg lidokain yapılarak kateterin intratekal ve intravenöz alanda olmadığı gösterildi. Hastaların vaka boyunca, spinal anestezi öncesi ve sonrası, spinal anestezinin 1, 3, 5, 10, 15, 20, 25, 30, 40, 50, 60, 70, 80, 90, 110, 130. dakikaların daki nabız, sistolik ve diastolik kan basınç değerleri, oksijen saturasyon değerleri, Bromage Skorları, takip edildi. Operasyon sonrası analjezi için kullanacakları %0.125 lik bupivakain içeren 330 ml solüsyon hazırlandı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup B için HKA cihazı, 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Grup İ için HKA cihazı, 6 ml/saat infüzyon ve 6 ml bolus verecek şekilde, kilitli kalma süresi ise 30 dakika olacak şekilde ayarlandı ve epidural kateterden 48 saat uygulandı. Operasyon sonrası iki grup arasında 12. 24. ve 48 saatlerde ve ilk oturma ile ilk walker kullanma zamanlarındaki KAH, OAB, SpO2 değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca hasta ve cerrah memnuniyet düzeyleri, VAS,VAS-H değerleri, motor blok düzeyi, HKA cihazında denenen, verilen ve tüketilen toplam ilaç miktarları, ek olarak uygulanan analjezi miktarları ve gelişen yan etkiler iki grup arasında karşılaştırıldı. Bulgular: VAS değerleri; 24. ve 48. saatlerde Grup B'de, Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). Toplam tüketilen analjezik miktarı, Grup İ'de Grup B'ye göre; ilk oturma, walker kullanma, postoperatif 12, 24 ve 48. saatlerdeki zaman diliminde, anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0.0001). Cerrah ve hasta memnuniyet düzeyleri; tüm zaman aralıklarında Grup B de Grup İ'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Ek analjezik tüketim düzeyleri; Grup İ'de, Grup B'ye, göre 24 ve 48. saatlerde anlamlı düzeyde yüksek bulundu(p<0.05). Postoperatif görülen motor blok düzeyleri 12. ve 24.saatlerde Grup İ'de, Grup B'ye göre anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grupta da hiçbir yan etki gözlenmedi. Sonuç: Kalça protezi operasyonlarında, EI olmadan, HKA cihazı ile aralıklı bolus doz uygulamalarının; motor blok ve herhangi bir yan etki oluşturmadan, yüksek hasta ve cerrah memnuniyet düzeyi sağlanarak, daha düşük analjezik kullanarak, daha iyi postoperatif analjezi sağlandığı kanısına vardık.

AnaljeziAnaljezi-epiduralAnaljezikler+6
Emine Yılmaz Güler
Bezmialem Vakıf University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur başı avasküler nekrozunda kor dekompresyon tedavisinin fonksiyonel sonuçları

Amaç: 1996-2009 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı polikliniğine başvurup femur başı avasküler nekrozu tanısı konulan ve kor dekompresyon yöntemi ile tedavi edilen hastaların sonuçlarının incelenmesi.Gereç ve Yöntem: Femur başı avasküler nekrozu tanısıyla kor dekompresyon tedavisi uygulanan 33 hastanın 44 kalça eklemi incelendi. Avasküler nekroz evresi Ficat-Arlet evreleme sistemine göre gruplandırıldı. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası aktivite düzeyleri ile fonksiyonel durumları Harris kalça skorlama sistemine göre değerlendirildi. Ek cerrahi girişim gerekliliği ve süresi ile bunlara neden olabilecek durumlar incelendi.Bulgular: Hastaların 11'i kadın, 22'si erkek, ortalama yaşı 34,8 yıl (16-57 yıl) idi. 12(% 27,3) si Evre 1, 27 (% 61,4) si Evre 2, 5 (% 11,3) i Evre 3 olarak tespit edildi. Hastalar, kor dekompresyon uygulandıktan sonra ortalama 89 ay (17- 171 ay) takip edildi. Takip edilen 44 kalça ekleminin 16 (1'i Evre 1, 11'i Evre 2, 4'ü Evre 3) sında ortalama 37,8 ay sonrasında, kor dekompresyon tedavisine rağmen ileri derecede dejeneratif artrit gelişmesi üzerine bu kalçalara total kalça artroplastisi uygulandı. Bu hastalarda cerrahi öncesi Harris kalça skoru ortalaması 57,9 (32-78) iken son takipte Harris kalça skoru ortalaması 92,8 ( 65-100) olarak saptandı (p<0,001).Sonuç: Femur başı avasküler nekrozu ilerleyici bir hastalık olup, erken evrede tanı konulabildiği durumlarda kor dekompresyon gibi eklem koruyucu girişimler ile hastalık durdurulabilmekte ve dejeneratif artrit gelişmesi engelleyerek total kalça artroplastisi ihtiyacını azaltmaktadır. Erken evrede yapılacak olan kor dekompresyon tedavisi hastanın kalça eklemi fonksiyonlarını da koruyarak hastanın ağrısız ve rahat hareketine olanak sağlamaktadır.Anahtar Sözcükler: femur başı avasküler nekrozu, kor dekompresyon, fonksiyonel sonuçlar

Cerrahi tedaviDekompresyonFemur+5
Mustafa Tekin
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin femur trokanterik bölge kırıklarında intramedüller kalça çivisi ile cerrahi tedavi sonuçları

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Ekim 2007-Aralık 2011 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalına, femur trokanterik bölge kırığı tanısı ile başvuran ve intramedüller kalça çivisi ile cerrahi olarak tedavi edilen hastaların fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Femur trokanterik bölge kırığı nedeniyle intramedüller kalça çivisi kullanılarak tedavi edilen 46 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Hastalar demografik özelliklerinin yanı sıra, kırık tipi, eşlik eden sistemik hastalıkları, travma tipi, cerrahiye kadar geçen süre, ameliyat süresi ve komplikasyonlar açısından değerlendirildi. Radyolojik olarak kaynama süresi ve implant pozisyonu açısından değerlendirildi. Fonksiyonel değerlendirmede Harris kalça skorlama sistemi kullanıldı.Bulgular: Hastaların 9'u kadın, 37'i erkekti. Ortalama yaşı 66,04 yıl (25-95 yıl) idi. Ortalama takip süresi 18,4 ay (6-42 ay) idi. Kırıkların % 65,2'i basit düşme, % 30,5'i trafik kazası ve % 4,3'ü ateşli silah yaralanması sonucu oluşmuştur. Ortalama kırık kaynama süresi 4 ay (3-6 ay arası) bulunmuştur. Bir hastada erken dönemde yara yeri enfeksiyonu, 2 hastada ise vida sıyrılması görüldü. Son takipteki Harris skoru ortalama 88,3 (64-100 arası) idi.Sonuç: Trokanterik bölge kırıkları, genellikle yaşlı kişilerde, düşük enerjili travmalar sonucu görülür. Hastaların kırık öncesi aktivite düzeylerine erken dönebilmeleri için ilk seçenek cerrahi tedavi olmalıdır. İntramedüller kalça çivisi (İMHS), kapalı redüksiyon ile uygulanabilmesi, anatomik ve biyolojik tespit sağlaması, kısa ameliyat süresi, düşük kan kaybı, düşük komplikasyon oranları ve erken yük vermeye izin vermesi gibi avantajları nedeniyle bu bölge kırıklarının tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntemdir.Anahtar Sözcükler: Trokanterik bölge kırıkları, kapalı redüksiyon, intramedüller kalça çivisi (İMHS)

Cerrahi tedaviFemoral kırıklarFemur+4
Mustafa Serkan Zaimoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Femur intertrokanterik kırıklarda proksimal femoral çivi (PFN) cerrahisi yapılan olguların sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Kliniğimizde femur intertrokanterik kırık nedeniyle proksimal femoral çivi (PFN) cerrahisi yapılan olguların klinik, fonksiyonel ve radyolojik sonuçlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda Mayıs 2009 - Ekim 2014 tarihleri arasında femur intertrokanterik kırık nedeniyle proksimal femoral çivileme yapılan ve en az 6 aylık takibi olan 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Ortalama takip süresi 12 aydı. Hastaların klinik, fonksiyonel ve radyolojik bulguları retrospektif olarak incelendi. Çalışmamızdaki hastaların demografik verileri, ameliyat öncesi hastalıkları, ameliyat öncesi anestezi riski(ASA), hastanede kalma süreleri, ameliyat olana kadar geçen süre, cerrahi süreleri, kanama miktarları, ek travmalarının olup olmadığı, redüksiyon kaliteleri, mekanik komplikasyon oranları, fonksiyonel değerlendirme için harris kalça skoru (HKS) kriterleri ve bu değişkenler arasındaki korelasyonlar değerlendirilmiştir. Kırık tiplerinin belirlenmesinde Evans Jansen sınıflandırması kullanıldı. Radyolojik değerlendirme için Fogagnolo Redüksiyon Kalitesi kriterleri kullanıldı. Bulgular: 40 hastanın 20'sine Cannulated PFN (ZİMED), 16'sına Talon DistalFix Nails PFN (ODİ-NA), 4 hastaya ise PFN(SYNTES) cerrahisi yapıldı. Hastalarımızın yaş ortalaması 72.0'ydi. Hastalarımızın %90'ında etyolojik neden basit düşme, %5'inde AİTK, %5'inde ise yüksekten düşmeydi. Cerrahi süremiz yaklaşık olarak 40-80 dk arasındaydı. Kanama miktarımız ortalama olarak 150-200 cc'ydi. Ameliyata kadar geçen süre ortalaması 3.1 gün, toplam yatış süreleri 9.1 gün olarak tespit edildi. 40 olgunun 15'i (%37,5) stabil, 25'i (%62,5) anstabildi. Mekanik komplikasyon oranımız %17,5'du ve en fazla varusda kaynama görüldü (%10). Redüksiyon kalitelerinde %10 kötü, %90 iyi ve kabul edilebilir sonuçlar izlendi. HKS ile yapılan fonksiyonel değerlendirmelerinde %77,5 oranında mükemmel ve iyi sonuç elde ettik. Verilerin istatistiksel analizi yazar ekibi dışında bir biyoistatistikçi tarafından SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizinde Spearman rank korelasyon katsayısı, ki-kare testi (Crosstabs Chi-square) kullanıldı. Çalışmamızda p<0.05 değeri, istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuç: Çalışmanın sonucunda femur intertrokanterik kırıklarda uygulanan proksimal femoral çivi uygulaması düşük kanama miktarı, düşük cerrahi süreleri, hızlı mobilizasyona izin vermesi, redüksiyon kalitelerinin iyi olması ve ameliyat sonrası fonksiyonel sonuçlarının iyi olması nedeniyle biz PFN'nin uygun vakalarda seçilmesi gereken bir yöntem olduğu kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Femur İntertrkanterik Kırık, Proksimal Femoral Nail, Fogagnolo Redüksiyon Kriterleri, Evans Jansen Sınıflandırması, Harris Kalça Skoru.

Cerrahi tedaviFemoral kırıklarFemur+5
Oğuz Kaya
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriyatrik parsiyel kalça protezi ameliyatlarında kombine spinal epidural anestezi ile psoas kompartman + siyatik sinir blokajının etkilerinin karşılaştırılması

Amaç:Parsiyel kalça protezi ameliyatlarında rejyonel teknikler giderek daha yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. En yaygın ve etkin rejyonel yöntem santral nöroaksiyel yöntemlerdir. Santral bloklar etkin olsalar da kendine ait spesifik yan etkileri ve kontrendikasyonları vardır. Bu yüzden alternatif rejyonel anestezi yöntemleri arayışı sürmektedir. Biz çalışmamızda periferik sinir bloklarından psoas kompartman bloğu ile siyatik sinir bloğunu kombine ederek (PCSNB) daha geleneksel bir yöntem olan kombine spinal epidural anestezi (CSE) ile intraoperatif etkinlik ve hemodinamik satbilite, postoperatif ağrı ve yan etkiler açısındankarşılaştırmayı amaçladık. Yöntem:Elektif olarak parsiyel kalça protezi yapılan 60-99 yaş arası ASA III ve altı olan PCSNB ve CSE uygulanan 50 hasta çalışmaya alındı. 25 hastaya 1mL plain bupivakain ile CSE anestezi uygulanırken 25 hastaya da PCSNB ve ilyak krest bloğu uygulandı. Grupların perioperatif olarak anestezi etkinliği, kan basıncı nabız, satürasyon değerleri, postoperatif analjezi gereksinimi ve yan etkiler açısından takip edildi. Bulgular:Demografik veriler her iki grupta benzerdi. Operasyon çıkışında ortalama arter basıncı her iki grupta da giriş değerlerine göre düşük kaydedildi;CSE grubunda PCSNB grubuna göre bu düşüş istatistiksel olarak anlamlıydı. CSEgrubunda 11 (%44), PCSNB grubunda 2(%8) hastada hipotansiyon görülmüştür. Nabız ve satürasyon değerleri açısından grup içi ve gruplar arası bir fark gözlenmedi. CSE grubunda hastaların hepsinde etkin analjezi sağlandı, 5(%20) hastada operasyonun ilerleyen dakikalarında ağrı olması üzerine epidural kateterden ek ilaç gerekti. PCSNB grubunda 15(%60) hasta operasyonu ağrısız tamamlarken 3(%12) hastaya 1 µg/kg fentanil ile yeterli anestezi elde edildi.7(%28) hastaya ise propofol infüzyonu ile sedasyongerekti. Postoperatif ilk analjezik saati PCSNB grubunda daha uzundu (1.64 ± 0.9 saat'e karşılık 4.84 ± 2.54 saat). Sonuç:Psoas kompartman, parasakral siyatik ve ilyak krest bloklarının kombinasyonu, zaman zaman bir sedasyon gerektirse bile, yaşlı hastalardaki kalça protezi operasyonlarında hemodinamik stabiliteyi koruyan, analjezisi postoperatif dönemde de süren etkin ve güvenli bir alternatiftir.

AnaljeziAnestezi-epiduralAnestezi-spinal+7
Mehmet Mustafa Özden
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Obezitenin belirlenmesinde kullanılan beden kitle indeksi, bel çevresi, bel kalça oranı metotlarının karşılaştırılması

Obezitenin teşhis edilmesinde kullanılan bir çok yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerin birbirinden farklı sonuçlar ortaya koyması ile birlikte obezitenin teşhisinde hangi yöntemin kullanılması gerektiği tartışılmaktadır. Bu araştırmada obezite teşhisinde kullanılan beden kitle indeksi, bel çevresi, bel kalça oranı metotlarının kendi aralarında karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Etik Kurulu'ndan gerekli izinler alındıktan sonra kesitsel yöntem ile Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi'nde okuyan 201 kadın, 205 erkek toplam 406 bireyden boy uzunluğu, ağırlık, bel çevresi ve kalça çevresi ölçüleri alınmıştır. Bu ölçülerin değerlendirilmesinde Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği referans aralıkları kullanılmıştır. Beden kitle indeksi 30'dan yüksek olan bireyler obez olarak değerlendirilmiştir. Bel çevresi ölçümü kadınlarda 88 cm'den, erkeklerde 102 cm'den fazla olan bireyler ve bel kalça oranı kadınlarda 0.85 erkeklerde 0.90'dan fazla olan bireyler obez olarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre beden kitle indeksine göre kadın bireylerin obezite oranı %4.5, erkeklerin %6.4'tür. Bel çevresine göre kadın bireylerin obezite oranı %3, erkeklerin %2.4'tür. Bel kalça oranına göre kadın bireylerin obezite oranı %1, erkeklerin %4.4'tür. Elde edilen bulgular istatistiksel olarak karşılaştırılmış ve buna göre cinsiyetler arasında obezite oranları açısından anlamlı bir farka rastlanılmıştır (p<0.05). Üç yöntemin istatistiksel olarak karşılaştırılması sonucunda aralarında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Elde edilen bulgular sonucunda obezitenin teşhisinde en az iki yöntemin değerlendirilmesi önerilmektedir. Beden kitle indeksi ile elde edilen veri mutlaka bel çevresi ölçümü ile desteklenmelidir. Tek bir yöntemden yola çıkarak bireylere obezite teşhisi koymanın doğru sonuçlar vermeyeceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Beden kitle indeksi, bel çevresi, bel kalça oranı, obezite, şişmanlık.

Bel çevresiKalçaObezite+2
Hülya Taşlı
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kliniğimize getirilen kedi ve köpeklerde karşılaşılan pelvis kırıkları ve sağaltım olanakları

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'ne getirilen, klinik ve radyografik muayeneler sonucu pelvis bölgesinde (sakroiliak bölge, ilium, iskium, pelvik taban ve asetabulum) kırığı saptanan değişik ırk, yaş, cinsiyet ve vücut ağırlığına sahip 19 adet kedi ve 21 adet köpek üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmada, bu kırıkların sağaltımı için operatif ve konservatif sağaltım yöntemleri uygulandı. Çalışma materyalini 21 köpekte karşılaşılan 15'i ilial gövde, 10'u pelvik taban, 8'i sakroiliak ayrılma, 4'ü iskium, 4' ü asetabulum ve 1'i ilial kanat kırığı olmak üzere 42 ve 19 kedide karşılaşılan 10'u sakroiliak ayrılma, 8'i ilial gövde, 4'ü pelvik taban, 3'ü asetabulum ve 2'si iskium kırığı olmak üzere 27, toplam 69 kırık oluşturdu. Çalışmaya dahil edilen 21 köpekte karşılaşılan 42 kırığın 24'üne konservatif 18'ine operatif sağaltım uygulanırken, 19 kedide karşılaşılan 27 kırığın 17'sine konservatif 10'una operatif sağaltım uygulandı. Operatif sağaltım tercih edilen olgularda karşılaşılan kırık tipine göre çeşitli çap ve ebatlarda intrameduller pinler, plaklar, vidalar ve serklaj tellerinden yararlanıldı. Olgularda postoperatif kontrol klinik ve radyografik olarak 1., 2., 4. ve 16. haftalarda gerçekleştirildi. Sonuç olarak karşılaşılan pelvis kırıklarında tercih edilen sağaltım yöntemi olarak gerek konservatif gerekse opertif sağaltım yöntemlerinin neredeyse tamamında fonksiyonel iyileşme gerçekleşti.

KalçaKedilerKöpekler+4
Mehmet Çağrı Çağlar
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Total kalça artroplastisi yapılmış hastaların öz-bakım gücü ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Kezban KIZIL, Total Kalça Artroplastisi Yapılmış Hastaların Öz-Bakım Gücü ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Gaziantep, 2018. Bu araştırma, total kalça artroplastisi yapılmış hastaların ameliyattan sonra 4. ve 8. haftalar arasındaki öz-bakım gücünü değerlendirerek öz-bakımını etkileyen faktörleri belirlemeye yönelik tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini araştırma sürecinde Kilis Devlet Hastanesinde total kalça artroplastisi yapılmış hastalar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dâhil edilme ölçütlerini sağlayan ve araştırmaya kendi rızası ile katılan hastalar oluşturmaktadır. Araştırma 1 Kasım 2017-1 Mayıs 2018 tarihleri arasında Kilis Devlet Hastanesi ortopedi kliniği/polikliniğinde gerçekleştirildi. Veri toplama araçları olarak Hasta Tanımlama Formu ve Öz-Bakım Gücü Ölçeği kullanıldı. Veriler hastalar hastaneye kontrole geldiklerinde yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak 33 hastadan elde edildi. Verilerin istatistiksel analizinde IBM SPSS for windows 21.0 istatistik paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, ortalama, yüzde hesaplamaları, standart sapma, minimum ve maksimum değerler kullanıldı. Normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında ise Kruskal-Wallis Varyans Analizi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. İstatistik hesaplamalar ve yorumlamalar p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Hastaların öz-bakım gücü puan ortalaması 90.45±15.22 olarak saptandı. Cinsiyet değişkenine göre erkeklerin öz-bakım gücü kadınlara göre yüksek bulundu. Taburculuk eğitimi alan hastaların öz-bakım gücü puan ortalaması taburculuk eğitimi almayan hastaların öz-bakım gücü puan ortalamasından yüksek saptandı. Hastaların eğitim düzeyi ile öz-bakım gücü arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0.003). Sonuç olarak total kalça artroplastisi hastaların öz-bakımını ve öz-bakım gücünü etkileyen büyük bir ortopedik cerrahi girişimdir. Anahtar Kelimeler: Öz-Bakım, Öz-Bakım Gücü, Hemşirelik, Kalça Eklemi

ArtroplastiHemşirelerKalça+3
Kezban Kızıl
Hasan Kalyoncu University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntertrokanterik femur kırıklarının tedavisinde proksimal femoral çivi-antirotasyon ve çimentolu kalkar destekli bipolar hemiartroplasti uygulamalarımızın karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, kliniğimizde femur intertrokanterik kırık nedeniyle Proksimal Femoral Çivi-Antirotasyon (PFNA) veya çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmış 127 hastanın ölüm oranlarını değerlendirdik. Hasta grubu içerisinde yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan, ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın ameliyat süresi, ameliyat sırasında verilen eritrosit süspansiyonu miktarı, hastanede kalış süresi, fonksiyonel sonuçları, yaşam kalitesi, komplikasyon ve revizyon oranları ile ameliyat maliyeti gibi parametreleri değerlendirerek, elde ettiğimiz kısa dönem sonuçları bu konuyla ilgili yapılmış klasik ve güncel araştırmalarla karşılaştırdık.Gereç ve Yöntem: Gazi Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na Ocak 2008 ve Aralık 2010 tarihleri arasında intertrokanterik femur kırığı nedeniyle PFNA veya çimentolu kalkar destekli bipolar hemiartroplasti uygulanmış 127 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Bu hastalar ameliyat sırasında ölüm, toplam ölüm oranları ve ölüm oranlarının aylara göre dağılımı açısından karşılaştırıldı.Yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan, ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın; ASA sınıflamasına göre anestezi riski, anestezi tipi, ameliyat süresi, ameliyat sırasında verilen eritrosit süspansiyonu miktarı, hastanede kalış süresi, komplikasyon oranları, revizyon ihtiyacı ve ameliyat maliyetleri dosyaları geriye dönük olarak değerlendirilerek karşılaştırıldı. Hastaların son kontrollerinde Harris Kalça Skoru'na göre; fonksiyonel sonuçları ve doldurdukları Kısa Form-36 verilerine göre; yaşam kalitesi parametreleri değerlendirilerek, her iki grup arasında istatistiksel fark olup olmadığı araştırıldı.Hastalarda; kırık oluş mekanizması ve kırık tipi dosyaları ve başvuru sırasındaki röntgenogramları değerlendirilerek belirlendi. Kırıkların tiplendirilmesinde OTA sınıflaması kullanıldı.Bulgular: 127 hastanın 45'ine (%35,4) PFNA, 82'sine (%64,6) çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmıştır. PFNA uygulanmış 45 hastanın 11'i (%24,4), çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmış 82 hastanın 24'ü (%29,3) ölmüştür. Her iki grup arasında; ameliyat sırasında ölüm, toplam ölüm oranları ve ölüm oranlarının aylara göre dağılımı açısından fark saptanmamıştır.Diğer bulguların karşılaştırıldığı yaşayan, en az 12 aylık takibe ulaşan ameliyat öncesi dönemde yürüyebilen ve günlük aktivitelerini yerine getirebilen 92 hastanın 34'üne (%37) PFNA, 58'ine (%63) çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanmıştır. Olguların 64'ü kadın (%69,6) , 28'i erkektir (%30,4). Yaş ortalaması 80,24'dür (55-94) . Hastaların ortalama takip süresi 27,23 (12-47) aydır. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet dağılımı açısından anlamlı fark saptanmamıştır.Kırık nedeni 47 (%51,1) hastada ev içinde düşme (Eİ), 35 (%38) hastada ev dışında düşme (ED), 3 (%3,3) hastada araç dışı trafik kazası (ADTK), 3 (%3,3) hastada araç içi trafik kazası (AİTK), 4 (%4,3) hastada yüksekten düşme idi.Yüksekten düşme ve AİTK, PFNA grubunda daha sık gözlenirken hemiartroplasti grubundaki hastalarda ADTK, ev içi ve dışı düşme sıklığının daha fazla olduğu bulunmuştur.OTA sınıflamasına göre; kırık tipi dağılımı açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır.ASA sınıflamasına göre; anestezi riskinin ve verilen anestezi tipinin gruplar arasında farklılaşmadığı bulunmuştur.PFNA uygulanan hastaların ortalama ameliyat süresi 54,85 (40-110) dakika, çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanan hastaların ortalama ameliyat süresi 74,66 (55-120) dakika saptanmıştır. PFNA grubundaki hastaların ameliyat süreleri hemiartroplasti grubuna göre daha kısa sürmüştür.PFNA grubundaki hastalara, hemiartroplasti grubundaki hastalara göre ameliyat sırasında daha az sayıda eritrosit süspansiyonu verilmiştir.PFNA uygulanan 34 hastanın ortalama hastanede kalış süresi 5,91 (5-12) gün, çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulanan 58 hastanın ortalama hastanede kalış süresi 9,41 (6-16) gün olarak saptanmıştır. PFNA grubundaki hastaların hastanede kalış sürelerinin hemiartroplasti grubuna göre daha kısa olduğu bulunmuştur.PFNA grubunda Harris Kalça Skoru ortalaması 82,38, hemiartroplasti grubunda 78,34 bulunmuştur. Mükemmel, iyi ve orta fonksiyonel sonuçların toplamının yüzdesi PFNA grubunda %91,18, hemiartroplasti grubunda %81,03 bulunurken, fonksiyonel sonuçlar açısından gruplar arasında istatistiksel anlamda fark bulunmamıştır.Kısa Form-36 verilerine göre; Fiziksel fonksiyon (PF), fiziksel fonksiyonlara bağlı rol kısıtlılığı (RP), ağrı (BP), genel sağlık algısı (GH), sosyal fonksiyon (SF), emosyonel fonksiyonlara bağlı rol kısıtlılığı (RE) ve mental sağlık (MH) parametreleri açısından gruplar arasında fark saptanmazken, vitalite/enerji puanlarının PFNA grubunda daha iyi olduğu bulunmuştur.Gruplar arasında ameliyat sonrası komplikasyon görülme sıklığı ve revizyon ihtiyacı açısından fark saptanmamıştır.Maliyet açısından değerlendirildiğinde; birincil ameliyatın maliyeti hemiartroplasti grubunda daha düşük olarak saptanmış, fakat; hemiartroplasti grubunda revizyon uygulanan dört hastanın ikincil ameliyat maliyeti eklendiği zaman gruplar arasında anlamlı fark olmadığı bulunmuştur.Sonuç: PFNA ve çimentolu, kalkar destekli, bipolar hemiartroplasti uygulamaları; intertrokanterik femur kırığı tedavisinde uygun yöntemlerdir. Tedavi planı; cerrahın deneyimine ve koşullara bağlı olarak yapılmalıdır.

ArtroplastiFemoral kırıklarFemur+5
Hakan Dur
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça artroplastisinde iki farklı lateral cerrahi yaklaşım sonrası; trendelenburg bulgusu, hasta memnuniyeti ve plantar basınç dağılımının değerlendirilmesi

Giriş: Literatürde; total kalça artroplastisi için kalçaya uygulanan farklı lateral yaklaşımlar sonrasında ortaya çıkabilecek, kalça çevresi abdüktör kas disfonksiyonu ve beraberinde Trendelenburg bulgusu, yürüme analizi değişimleri ve hasta memnuniyetini inceleyen yayınlar mevcuttur.Çalışmamızda; değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen ve tek taraflı total kalça artroplastisi uygulanan hastalarda; klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, Trendelenburg yürüyüşü ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyetini değerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Gazi Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde, Eylül 2010 ve Ağustos 2011 tarihleri arasında, değişik etyolojik nedenlerle kalça ekleminde dejeneratif artrit gelişen 28 hasta blok randomizasyon tekniği ile ayrılarak; 13 hastaya klasik lateral Hardinge yaklaşımı ve 15 hastaya da Pai'nin tanımladığı intermuskuler modifiye Hardinge yaklaşımı sonrası tek taraflı çimentosuz, standart off-setli total kalça artroplastisi uygulanmasıyla; hastaların ameliyat öncesi dönemdeki ve ameliyat sonrası 6. ay kontrolündeki sonuçları değerlendirildi.Çalışmada hastalarda cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası; dinamik pedobarografi yardımı ile plantar basınç dağılımı, fizik muayene ile Trendelenburg bulgusu ve iki farklı cerrahi yaklaşım sonrası hasta memnuniyeti değerlendirildi. Pedobarografi; EMED-SF ( Novel H, Münih, Almanya) plantar basınç analiz sistemi kullanılarak yapıldı ve analizleme işlemi için basınç resimlerini otomatik olarak `mask' adı verilen dört parçaya bölen ticari bir yazılımdan yararlanıldı (Automask, Novel-ortho, Almanya). Trendelenburg bulgusu Hardcastle ve Nade'in tanımladığı yöntemle grade 1 ya da 2 olarak sınıflandırıldı. Hasta memnuniyeti, klinik olarak ameliyat öncesi ve son kontrollerdeki Harris Kalça Skorlarına göre değerlendirildi.Sonuçlar SPSS 15.0 programı kullanılarak analiz edildi.Bulgular: 28 hastanın; 21'i (%75) kadın ve 7'si (%25) erkek olmak üzere, çalışmaya alınan hastaların yaş dağılımı en küçük 30; en büyük 77 olmak üzere ortalama 54,78 olarak bulundu. Hastalara ait demografik veriler grupların içerisinde incelendiğinde klasik lateral Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta; katılımcılardan 10'u (%76) kadın ve 3'ü (%24) erkek olmak üzere yaş ortalaması 57,62 olarak bulundu. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan gruptaki katılımcılardan 11'i (%73) kadın ve 4'ü (%27) erkek olmak üzere yaş ortalaması 52,33 olarak bulundu.28 hastanın cerrahi öncesinde her 3 mask içinde temas alanlarının, zirve basınçlarının ve toplam temas sürelerinin kalça osteoartriti olan tarafta daha düşük olduğu görüldü. Yine orta duruş fazını yansıttığı düşünülen 2. maska ait sürelerin de osteoartrit olan tarafta daha düşük olduğu görüldü.Her 2 grupta da artroplasti sonrası değişiklikler incelendiğinde, ameliyat edilen tarafta temas sırasındaki toplam sürenin cerrahi sonrasında ameliyat edilmeyen tarafa göre ve cerrahi öncesinde ölçülen süreye göre artmış olduğu; yine ameliyat edilen tarafta cerrahi öncesine göre stans fazının büyük bir oranını kapsayan 1. ve 2. masktaki alanların artmış olduğu; yine opere olan tarafta cerrahi öncesi 1. ve 2. maskta zirve basınçlarının cerrahi sonrasında arttığı ve opere olmayan tarafa göre daha yüksek olduğu görülmüştür.Hastaların cerrahi öncesi, Hardcastle ve Nade tarafından modifiye edilen Trendelenburg muayenesinde Hardinge yaklaşımı uygulanacak olan grupta 2 hastada; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanacak grupta ise 3 hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu tesbit edildi; gruplar arasında cerrahi öncesinde istatistiki olarak anlamlı fark bulunmadı. Cerrahi sonrasında Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta 2 hastanın Trendelenburg bulgusunun devam ettiği ve 2 hasta da 6. ay kontrolünde grade 1 Trendelenburg bulgusu olduğu görüldü. Modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta cerrahi öncesi Trendelenburg bulgusu pozitif olan hastaların düzeldiği ve bir hastada grade 1 Trendelenburg bulgusu ortaya çıktığı görüldü. Ki-kare testi ile analiz sonrasında her 2 cerrahi yaklaşımın Trendelenburg bulgusu açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığı görüldü.Olguların ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 41,50 (19-61) olarak değerlendirilirken, ameliyat sonrası kontrolde 86,68 (66-100) olarak değerlendirildi. Klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi dönemdeki Harris kalça skoru 39,46 (22-56) olarak değerlendirilirken; modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ameliyat öncesi skor 43,27 (19-61) olarak bulundu. Ameliyat sonrası dönemde ise gruplara göre Harris kalça skoru incelendiğinde; klasik Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta skor 84,08 (67-100); modifiye Hardinge yaklaşımı uygulanan grupta ise 88,93 (66-100)olarak bulundu.Sonuç: Kalçanın lateral yaklaşımınlarının; superior gluteal sinir korunursa, konjuant tendon onarımı özenli yapılırsa ve rehabilitasyon programı eş düzeyli ve doğru yönetilirse birbirine fonksiyonel ve klinik erken dönem sonuçlar açısından üsütünlüğü yoktur.Pedobarografi kalçadaki osteoartritin kalça çevresi kaslar üzerinde etkisinin yansıtılmasında ve total kalça artroplastisi sonrası fonksiyonel sonuçların kantitatif verilerle değerlendirilmesinde etkin, ucuz ve kolay uygulanabilir bir yöntemdir ancak grade 1 Trendelenburg belirtisi tesbitinde; fizik muayene ile her ne kadar korele olsa da kesin sonuçlar vermek için yeterli değildir.Anahtar Kelimeler: Total kalça artroplastisi, pedobarografi, Trendelenburg bulgusu, kalçaya lateral cerrahi yaklaşımlar, Harris kalça skoru, yürüme analizi

ArtroplastiCerrahiCerrahi tedavi+4
Ahmet Yıldırım
Gazi University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessEN

Short term outcomes of cementless total hip arthroplasties

Purpose: Aim of this study is to investigate the short term clinical and radiographic outcomes of cementless total hip arthroplasty in different etiological causes.Materials and Methods: The clinical and radiographic outcomes of 92 patients (102 hips) with consecutive cementless total hip arthroplasties were evaluated. The patients admitted to Gazi University Faculty of Medicine, Department of Orthopaedics and Traumatology between November 2003 and December 2010. The study group consisted of hydroxyapatite coated flattened press-fit EPF-PLUS cup and the tapered cementless with a rectangular cross-section and hydroxyapatite coated Zweymuller SL-PLUS stem. Clinical outcome was measured by comparing Harris Hip Scores pre-operatively and at last clinic visit. Radiolucencies and osteolysis with respect to the stem and acetabulum were classified according to the system of Callaghan and Engh on anteroposterior radiographs of the hip and pelvis. Direct lateral approach has been performed to the all patients. Heterotopic ossification (HO) formation was also graded by the criteria indicated in Brooker et al.Results. In total 24 (%26) of the 92 patients were men and 68 (%74) were women. The age ranges of the all patients varied between 22 and 80 years old and the average age for the whole patients was 55,66 years during the time of surgery. The average follow-up time was 34.9 (10-84) months. The average preoperative Harris Hip Score was 45,87 (30-67) points. At the time of the most recent follow-up visit, the average Harris Hip Score was found as 92,49 (68-100) points.According to the criteria of Engh et al., all femoral implants were graded as stable bone-ingrown. Radiolucent lines were mostly observed in Gruen zones 1 and zone 7 of the femur [zone 1 %67.32, zone 7 % 60.18 zone 2 %2.04, zone 3 %1.02, zone 6,2.04]. Radiolucent area occured in 42 (%42,84) cups [zone 2 %34.68, zone 3 (%21.42), zone 1 %18.36]. The inclination angle of the acetabular component was 47,25 (28-70).Postoperative neuropraxy were identified in four (%4.68) cases (siatic neuropraxy of in two cases, both of them recovered, and femoral neuropraxy in two cases, one of them recovered). The prevalence of thigh pain at the time of the latest follow-up was %1.02 (one case). One acetabular component needed revision surgery due to polyethylene insert wear. None of the femoral stems and acetabular components was changed as a result osteolysis. HO was observed in 10 hips (% 10,2). Heterotopic bone was graded as class I in 5 hips, class II in 3 hips, class 2 in 2 hips. Intraoperative femoral fissur was developed in 4 (%4.8) hips. One of the 6 subtrochanteric osteotomies and one of the 12 femoral head autograft were followed by nonunion.Conclusions: The results show that arthroplasty with Zweymuller femoral stem which is combined with a flattened, hydroxyapatite coated press-fit acetabular cup which was inserted without cement. These outcomes were found excellent in short term follow-up resultsKey Words: Zweymuller femoral stem, short term follow-up, uncemented hip arthroplasty.

ArthroplastyFemurHip+2
Baran Sarıkaya
Gazi University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça ve diz protezi uygulayacağımız hastalarda nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisinin araştırılması

Artroplasti dejeneratif artrit gibi bir çok hastalığın neden olduğu ağrı, deformite ve hareket kısıtlılığının giderilmesinde, konservatif tedavi ve diğer cerrahi yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda uygulanan, hastanın yaşam kalitesini arttıran başarılı bir cerrahi yöntemdir. Artroplastideki başarı bir çok faktöre bağlıdır. Uygun endikasyon, hasta seçimi, yeterli cerrahi teknik, ameliyathane koşulları ve ameliyat sonrası rehabilitasyon başarıda rol oynamaktadır. Artroplasti ameliyatlarında elde edilen sonuçlar çoğunlukla başarılı olmasına rağmen, oluşabilecek komplikasyonlar cerrah ve hasta için üzücü problemlere de neden olabilmektedir. Bu komplikasyonları en aza indirebilmek için ameliyat öncesi iyi bir hazırlık, özenli bir cerrahi uygulama ve dikkatli bir ameliyat sonrası bakım gerekmektedir. Artroplastiden sonra sık görülen ve sonuçları kötü olan bir komplikasyon enfeksiyondur. Bu sebeple ameliyat öncesi enfeksiyon riskini arttıran risk faktörleri iyi araştırılmalı ve en aza indirilmelidir. Enfeksiyon etkenleri arasında ise Staphylococcus aureus ile oluşan cerrahi alan enfeksiyonu önemli yer tutmaktadır. Staphylococcus aureus taşıyıcılığının en fazla olduğu bölgenin burun ön kısmı olduğu bilinmektedir. Bu nedenle artroplasti ameliyatı yapacağımız her hastadan operasyon öncesi nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı açısından nazal sürüntü kültür örnekleri alındı. Kalça ve diz artroplastisi uygulayacağımız hastalarda nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığının cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkisi araştırıldı. Bu çalışmamızda Fırat Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'na 2014-2015 tarihleri arasında başvuran artroplasti ameliyatı planladığımız 65 hasta prospektif olarak değerlendirildi. Dört hasta erken postoperative dönemde öldüğünden dolayı çalışmaya dahil edilemedi. On altı hastaya total kalça protezi (%26.2), 27 hastaya total diz protezi (%44.3), 18 hastaya ise kalça kırığı sonrası parsiyel kalça protezi (%29.5) operasyonu yapıldı. Hastalarımızın 47'si kadın (%77), 14'ü erkek (%23) idi. Takip edilen hastaların ortalama yaşı 68.4 (28-95) yıl idi. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı 8 (%13.1) hastada tespit edildi, 53 (%86.9) hastada taşıyıcılık saptanmadı. Hastalarımızın takiplerinde 9 (%14.8) hastada cerrahi alan enfeksiyonu olduğu görüldü. Elli iki (%85.2) hastada herhangi bir enfeksiyon tespit edilmedi. Enfeksiyon olan 9 hastanın 5'inde yüzeyel cerrahi alan enfeksiyonu 3'ünde derin cerrahi alan enfeksiyonu 1'inde ise postoperative geç protez enfeksiyonu gelişti. Takip edilen ve enfeksiyon gelişen 9 hastanın 5'ine antibiyoterapi, 3'üne debridman ve protez enfeksiyonu gelişen 1 hastaya ise iki aşamalı cerrahi uygulandı. Nazal Staphylococcus aureus taşıyıcılığı olan 8 hastanın 3 'ünde cerrahi alan enfeksiyonu gelişip yara yeri kültüründe taşıyıcılık ile ilişkili üreme tespit edildi, 5 'inde ise taşıyıcılık ile ilişkili üreme saptanmadı. Bu sonuçlar ışığında protez uygulayacağımız hastaların preop, perop ve postop yakın takiplerinin yapılmaları ve nazal taşıyıcılık yönünden değerlendirilmeleri gerekmektedir. Bu hastaların takip ve tedavileri kliniklerce oluşturulacak tanı ve tedavi algoritmalarına göre standardize edilmelidir. Tedavi esnasında enfeksiyon hastalıkları ve mikrobiyoloji klinikleriyle sürekli temas halinde olunarak gerekli yardımlar alınmalıdır. Özellikle son yıllarda ortaya çıkan bazı yeni teknikler sayesinde enfeksiyonların etkenlerinin tam olarak tespit edilerek duyarlı oldukları antibiyotiklerle tedavi edilmesi mümkün olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, Nazal staphylococcus aureus taşıyıcılığı, Artroplasti

ArtroplastiCerrahi yara enfeksiyonuDiz+4
Halil Saraç
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koksartroz olgularında total kalça artroplastisi uygulama sonuçlarımız

ÖZET Bu çalışmanın amacı koksartroz tanısı nedeni ile total kalça protezi endikasyonu konulan hastalara uygulanan total kalça artroplastisi ameliyatlarının sonuçlarını araştırmaktır. Kliniğimizde Ocak 2006- Aralık 2011 yılları arasında koksartroz tanısı konulan ve çimentosuz total kalça protezi uygulanarak tedavisi yapılan 30 hastanın 38 kalçasına çimentosuz total kalça artroplastisi uygulanmıştır. Hastaların preop ve son kontrol harris kalça değerlendirme skoru ( ağrı, fonksiyon, deformite, hareket aralığı ), postop ve son kontrol grafileri karşılaştırılarak femoral ve asetabuler komponentin stabilitesi değerlendirildi. Hastalarımızın ortalama yaşı 56.48 olup, en genç hasta 21 ve en yaşlı hasta ise 77 yaşındaydı. Ortalama takip süresi 30.5 aydır. Hastalarımızın 22 tanesinde primer koksartroz, 1 tanesinde femur başı avasküler nekrozu, 1 tanesinde ankilozan spondiloartrit ve 6 tanesinde romatoid artrit zemininde gelişmiş olan sekonder koksartroz mevcuttu. Hastalar Harris Kalça Değerlendirme Skoru ile değerlendirilmiştir. Hastaların ameliyat öncesi Harris skoru 32.23 iken, ameliyat sonrasında Harris skoru 89.55 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre 16 hastada mükemmel sonuç, 12 hastada iyi sonuç ve 2 hastada orta sonuç elde edilmiştir. Literatür bilgileri ile karşılaştırıldığında uyguladığımız çimentosuz total kalça protezlerinin klinik ve radyolojik sonuçlarının başarılı olduğu bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Total Kalça Artroplastisi, Haris Kalça Değerlendirme Skorlaması, Stabilite

ArtroplastiKalçaKalça protezi+2
Engin Çatal
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi taraması için yapılan kalça ultrasonografisi sonuçlarının değerlendirilmesi

Gelişimsel kalça displazisi, erken tanı ile tamamen tedavi edilebilir bir hastalıktır. 2007-2010 yılları arasında, gelişimsel kalça displazisi taraması amacıyla, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğimize başvuran 0-9 aylık 310 bebeğin 620 kalçası, Graf yöntemi kullanılarak ultrasonografik olarak incelendi. Olgularımızın 137'si (% 44.2) erkek, 173'ü (% 55.8) kızdı.İnceleme sonucunda, Graf metoduna göre sınıflandırıldığında; 620 kalçanın 43'ünde (% 6.93) tip Ia , 486 (% 78.39 ) tip Ib , 59 (%9.52) tip IIa , 2 (% 0.32) tip IIb, 9 (%1.45) tip IIc , 5 (%0.81) tip D , 13 (%2.1) tip III ve 3 (%0.48) tip IV kalça saptandı. Çalışmamızda displazi sıklığı %14.7, desentre kalça sıklığı ise %3.4 olarak bulundu.Displazik kalça sıklığının yüksekliği fizyolojik gelişim döneminde bulunan tip IIa (+) kalçaların çokluğuna, desentre kalça sıklığının yüksekliği ise kliniğimize doğumsal kalça çıkığı nedeni ile başvuran bebeklerin fazla olmasına bağlandı.Bebeklerin aileleri GKD ile ilgili olarak bilgilendirilmesine rağmen, kontrole çağrılan bebeklerin hemen hemen tamamının gelmemesinin, bölgemizde bazı inançların hala değişmediğini ve ulusal sağlık politikasının yetersiz olduğunu göstermektedir.Gelişimsel kalça displazisinin erken tanı ve takibinde ultrasonografinin önemli olduğu, ancak yenidoğan döneminde tip IIa(+) olgularımızın fazla olması özellikle fizyolojik gelişimin tamamlandığı ilk altı haftadan sonra kontrol ultrasonografi yapılmasının gerekliliğini ortaya koymuştur.Sonuç olarak; statik kalça ultrasonografisi, kolay uygulanabilirliği ve yorumlanmasıyla, GKD'nin erken tanı ve takibinde etkili ve güvenilir bir yöntem olup, tüm yenidoğanlara ultrasonografik tarama yapılmalıdır.Anahtar kelimeler: Kalça displazisi, ultrasonografi, erken tanı, tarama

KalçaKalça çıkıklarıKalça çıkıkları-konjenital+3
Hacı Bayram Tosun
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi ile ilişkili gen/ genlerin araştırılması

Gelişimsel Kalça Displazisi (GKD), femur başının asetabuluma yerleşmesi ile ilgili sık rastlanılan bir anomalidir. Kapsüler laksisite ile femoral başın hafif insitabilitesinden, femoral başın asetabulumdan tam çıkığına kadar değişen şiddette görülebilmektedir. Genelde bilateral olup, kadınlarda, erkeklere oranla daha sık (5:1) görülmektedir. GKD daha çok izole olarak karşımıza çıkmakla birlikte, farklı sendromların bulgusu ya da kromozomal anomalilerle birlikte de görülebilmektedir. Görülme sıklığını etkileyen önemli bir diğer faktör de, coğrafik ve ırksal dağılımlardır.Literatürde, bu hastalığının kalıtım modeli olarak sıklıkla otozomal dominant ve/veya multifaktöriyel kalıtım ifade edilmekle beraber, ortak olarak tek bir gen veya birkaç gen tanımlanmamaktadır. Bu tez çalışması ile bağlantı analizi tekniği kullanılarak GKD hastalığının etiyolojisinde sorumlu olabilecek aday gen ve/veya genlerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışma kapsamına, penetrans eksikliği ile birlikte giden otozomal dominant kalıtım modeline sahip, 16 hasta ve 15 sağlıklı bireyden oluşan iki geniş aile alınmıştır. Hastalık ile ilişkili olabileceği düşünülen 3 aday bölgenin (4q32, 6q16 ve 13q23) çalışılması yapılmış ve yapılan haplotip ve iki noktalı LOD skor analizleri sonucunda, GKD ile bu bölgelerin hiçbirine bağlantı gösterilememiştir.Sonuç olarak, bu tez ile iki büyük ailede bağlantı analiz çalışması yapılarak, günümüze kadar GKD ile birlikteliği sunulan 3 aday bölgenin ilişkili olmadığı gösterilmiştir. Bu da genetik heterojen olan bu hastalıkta, başka aday genlerin sorumlu olabileceği düşüncesini doğrulamaktadır. Bu nedenle hastalıkla ilişkili olabilecek genleri belirlemek için, bağlantı analiz çalışmalarının devam edilmesinin veya tüm genomun rastgele taranması prensibine dayalı genom-boyu tarama çalışmalarının yapılmasının anlamlı olabileceği düşünülmektedir.

GenlerKalçaKalça eklemi+1
Kadri Karaer
Gazi University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça kırığı olan geriatrik hastalarda trombosit, PDW, MPV değerlerinin mortalite üzerine etkileri

Dünya'da olduğu gibi Ülkemizde de geriatrik popülasyonda artış meydana gelmektedir. Bu artışla birlikte kalça kırığı vakalarında da artış görülmektedir. Mortalitesi ve morbiditesi yüksek bir hastalık olan kalça kırıklarında, yaş ilerledikçe mortalite oranı %30'lara kadar çıkmaktadır. Ortopedik aciller arasında en yaygın olarak uygulanan ameliyatlar, yaşlı hasta grubundaki kalça kırığı cerrahileridir. Özellikle çoklu komorbid gibi faktörlere sahip olan yaşlı hasta grubunda bu ameliyatlar, yüksek mortalite ile ilişkilidir. Kalça kırıklarında otuz günlük mortalite oranlarının %5-13, bir yıllık mortalitede ise %20-30 civarında olduğu kaydedilmiştir. Son yıllarda yapılan çalışmalarda Trombosit İndeksleri (PI) olarak bilinen Platelet (PLT), Ortalama Trombosit Hacmi (MPV) ve Trombosit Dağılım Genişliği (PDW) gibi parametrelerin trombosit aktivasyonunda biyo-belirteçler olduğu ifade edilmiştir. Hastaların hastalık seviyelerini değerlendirmede kullanılan bu parametreler, oldukça kolay ölçülebilmekte ve ek maliyete neden olmamaktadır. Hemostaz ve trombozdaki önemli görevleri olan trombositlerin oluşan inflamatuvar sürece, mikrobiyal konakçı savunmasına, yara iyileşmesine, anjiyogenezise ve yeniden modellemeye katkıda bulunduğu rapor edilmiştir. Literatürlerde trombosit indekslerinin tromboz, anjiogenez, inflamasyon ve bağışıklık aşamalarındaki rolleri de araştırıldığı kaydedilmiştir. Çalışmamız, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis'inde yapılmıştır. 1 Aralık 2019 ile 1 Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran geriatrik kalça kırığı olan hastaların verileri incelenerek yapılmıştır. Kabul kriterimiz, 65 yaş üstü olup kalça kırığı olan hem kadın hastalardan hem erkek hastalardan oluşmaktadır. Hastalara ait kan sonuçları ve kalça grafileri değerlendirilmiştir. İlgili klink görüşleri alınan hastaların, klinik görüşleri sonrasında cerrahi endikasyon olan hastalar ile cerrahi yapılmayan hastalar olarak incelenmiştir. Hastalar, kan sonuçlarıyla beraber değerlendirilmiştir. Kan tetkiklerinin Tam Kan sonuçlarında Trombosit, PDW ve MPV değerleri incelenmiştir. Kalça kırığı olup ölen hastalar ve yaşayan hastaların incelenen kan değerleri (Trombosit, PDW ve MPV) karşılaştırılmıştır. Ölen hastaların kan sonuçlarının mortaliteyle ilgisi araştırıldı. Anahtar Kelimeler: Kalça kırığı, Geriatri, Trombosit, Mortalite.

GeriatriKalçaKalça eklemi+4
Halime Özkan
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisinde medial sınırlı açık redüksiyon sonuçları

Amaç: Gelişimsel kalça displazisi tedavisinde Tönnis tip II ve III kalçalarda eklem kapsülü açılmadan, ekstrakapsüler yapıları gevşeterek uygulanan sınırlı açık redüksiyon tekniği yeni bir tedavi şeklidir. Bu çalışmada Tönnis tip II ve III GKD'li hastalarda intraoperatif artrografi eşliğinde posteromedial girişimle sınırlı açık redüksiyon yapılan, konsantrik ve stabil redüksiyon elde edilen hastaların klinik ve radyolojik sonuçları incelendi. Materyal ve Metod: Gelişimsel kalça displazisi nedeniyle posteromedial girişimle eklem kapsülü açılmadan intraoperatif artrografi eşliğinde sadece addüktor longus ve iliopsoas tenotomileri yapılan, takip süresi en az 18 ay olan Tönnis tip II ve III kalça çıkıklı 27'si kız, 3'ü erkek toplam 30 hastanın 37 kalçası çalışmaya dahil edilerek retrospektif olarak incelendi. Hastaların; preoperatif, postoperatif ve son kontrol asetabuler indekslerine, McCay klinik değerlendirme kriterlerine, radyolojik değerlendirmelerine, Kalamchi-MacEwen değerlendirme sistemine göre aldıkları skorlara bakıldı ve sekonder asetabuler girişim gereksinimleri bakımından değerlendirildi. Olgularımızda sekonder asetabuler displazi kriterleri ile hastaların sekonder asetabuler girişim ihtiyacı Shenton-Menard hattının kırılmasına, redüksiyondan 2 yıl sonra asetabuler indeksin 35° ve daha yüksek olmasına ve asetabuler kaşın (sourcil) yukarıya doğru eğimli olmasına göre belirlendi. Bulgular: Hastaların en küçüğü 5 aylık, en büyüğü 23 aylık olup yaş ortalaması 12.36 ay idi. Takip süresi en az 18 ay, en fazla 43 ay olup ortalama 24.53 ay idi. Otuz yedi kalçanın preoperatif asetabuler indeks açı ortalaması 34,5135 (±4,574), postoperatif asetabuler indeks açı ortalaması 27,7297 (±4,433), son kontrol asetabuler indeks açı ortalaması 23,0541 (±5,328) olup, dönemlerdeki tekrarlanan açısal değerler istatistiksel olarak anlamlı değişim göstermiştir (F=85,00 ; p<0,001). McCay Klinik Değerlendirme Kriterlerine göre 37 kalçanın 36'sında (%97,3) Grade I mükemmel sonuç görüldü. Radyolojik olarak 37 kalçadan 29'u (%78,4) mükemmel, 8'i (%21,6) ise iyi sonuç olarak değerlendirildi. Otuz yedi kalçanın 2'sinde (%5,4) Grade I avasküler nekroz görüldü. Bu çalışmada 37 kalçanın 3'ünde (%8,1) sekonder asetabuler girişim ihtiyacı duyuldu. Sonuç: Gelişimsel kalça displazisi tedavisinde sınırlı açık redüksiyon Tönnis tip II ve III kalçalarda intraoperatif artrografi eşliğinde eklem kapsülü açılmadan, sadece ekstrakapsüler yapılar (addüktor longus ve iliopsoas tenotomileri) gevşetilerek, kalçanın yalnızca fleksiyon ve abduksiyonuyla stabil konsatrik redüksiyon sağlanan, majör girişim gerektirmeyen, teknik olarak kolay ve daha az deneyim gerektiren bir yöntem olduğuna inanmaktayız. Anahtar Sözcükler: Gelişimsel kalça displazisi, posteromedial sınırlı açık redüksiyon.

ArtrografiKalçaKalça eklemi+3
Kadir Uzel
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kıkırdak asetabular indeksin asetabular displazi için prediktif önemi

Amaç: GKD tedavisindeki amaç, konsantrik redüksiyonu sağlayarak stabil bir kalça eklemi elde etmek ve normal asetabular gelişimi sağlamaktır. Normal asetabular gelişimi etkileyen en önemli faktörlerden birisi asetabular örtünmedir. Günümüze kadar sıklıkla kullanılan ve kemiksel örtünmeyi gösteren kemik asetabular indeksin asetabular gelişim ile ilişkisi olmadığı savunulmaktadır. Ancak kıkırdak asetabular örtünmeyi gösteren kıkırdak asetabular indeksin önemi ile ilgili çalışmalar sınırlıdır ve önemi iyi bilinmemektedir. Bu çalışmada kıkırdak örtünmeyi gösteren kıkırdak asetabuler indeks ile asetabuler gelişim ve sekonder displazi arasındaki ilişki araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde 2011-2015 yılları arasında GKD nedeniyle intraoperatif artrografi eşliğinde açık redüksiyon veya sınırlı açık redüksiyon yapılan, 35'i kız 4'ü erkek toplam 39 hastanın 58 kalçası çalışmaya dahil edildi. İntraop asetabuler kıkırdak indeks ölçümleri yapıldı ve kıkırdak asetabuler indeksi düşük ve yüksek olan hastalar iki gruba ayrıldı. Kıkırdak asetabuler indeksi 80 altında olanlar grup 1, 80 ve üstünde olanlar grup 2 olarak belirlendi. Kıkırdak asetabular asetabular indeksin önemini belirlemek için, takip süresi en az 24 ay olan hastalarda kemiksel asetabular gelişim ve sekonder displazi gelişimi bakımından her iki grup karşılaştırıldı. Shenton-Menard hattının kırık olması ve/veya redüksiyondan 2 yıl sonra asetabuler indeksin 32° ve daha yüksek olması sekonder asetabuler displazi olarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların en küçüğü 6 aylık, en büyüğü 30 aylık olup yaş ortalaması 14,33 ay idi. Takip süresi en az 24 ay, en fazla 40 ay olup ortalama takip süresi 28,23 ay idi. Hastaların intraop kıkırdak asetabuler indeks açıları sekonder asetabuler displazi için postop 24. ay grafilerde bakılan kemik asetabuler indeks açılarına göre değerlendirildiğinde, grup 1 de olan 25 hastanın 2' sinde 320 ve üstü, grup 2 de ise 33 hastanın 14' ünde 320 ve üstünde olan kemik asetabuler açı değerleri bulunmuştur. Hastaların intraop kıkırdak asetabuler indeks açıları sekonder asetabuler displazi için Shenton-Menard hattındaki kırılmasına göre değerlendirildiğinde grup 1 deki 25 hastanın 1'inde Shenton-Menard hattında kırılma görülmüş olup, grup 2 deki 33 hastanın 9' unda Shenton-Menard hattında kırılma görülmüştür. Hastaların intraop kıkırdak asetabuler indeks açıları sekonder asetabuler displazi için bakılan postop 24. ay grafilerdeki kemik asetabuler indeks açılarına ve Shenton-Menard hattındaki kırılmasına göre istatistiksel olarak anlamlı değişim göstermiştir (p=0.006, p=0.033). Otuz dokuz kalçanın 1'inde Grade I avasküler nekroz görüldü. Tekrar çıkık, subluksasyon, enfeksiyon ve femur kırığı gibi ek komplikasyonlar görülmedi. Sonuç: Gelişimsel kalça displazisi tedavisinde normal asetabuler gelişimi etkileyen en önemli faktörlerde birisi asetabuler örtünmedir. Kıkırdak asetabuler indeks ölçümü henüz yeni kullanıma giren bir değerlendirme yöntemidir. Bizim bulgularımıza göre preoperatif kıkırdak asetabuler örtünmeyi gösteren kıkırdak asetabuler indeks değeri ile asetabuler gelişim ve sekonder asetabuler gelişim arasında bir korelasyon vardır. Bu çalışmada da kıkırdak asetabuler indeksin, asetabuler gelişimin tahmininde kullanılabilecek teknik olarak kolay, komplikasyonsuz kemik asetabuler indeksle birlikte rutin kullanılması gereken bir değerlendirme yöntemi olduğu kanaatine varıldı.

AsetabulumEklem hastalıklarıKalça+4
Mehmet Onur Ziyadanoğulları
Dicle University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yürüme sonrası gelişimsel kalça çıkıklarında açık redüksiyon sonuçları

Amaç: GKÇ'nin 1-3 yaş arasında tedavisi, özellikle pelvik osteotominin hangi yaştan sonra tedaviye eklenmesi gerektiği tartışmalıdır. Çalışmamızda 1-3 yaş arasında GKÇ olan ve sadece anterior açık redüksiyonla tedavi edilen hastaların sonuçları incelendi ve yetersiz asetabuler gelişim ve sekonder asetabuler girişimle tedavi yaşı arasındaki ilişki araştırıldı.Materyal ve Metod: Yürüme sonrası, anterolateral yaklaşımla açık redüksiyon uygulanan, takip süresi en az 2 yıl olan, Tönnis grade III ve IV kalça çıkıklı 53 hasta (70 kalça) çalışmaya dahil edildi. Tedavi yaşına göre (18 ay öncesi grup I ve sonrası grup II) gruplandırıldı ve her iki grup radyolojik ve fonksiyonel sonuçlar ve sekonder asetabuler girişim ihtiyacı bakımından karşılaştırıldı. Olgularımızın fonksiyonel durumu modifiye Trevor skorlamasına göre değerlendirildi. Sekonder asetabuler displazi tanısı ve hastaların sekonder asetabuler girişim ihtiyacı Shenton-Menard hattının kırılmasına, redüksiyondan 2 yıl sonra asetabuler indeksin 35° ve daha yüksek olmasına ve asetabuler kaşın (sourcil) yukarıya doğru eğimli olmasına göre belirlendi.Bulgular: Grup I'de 29 kalça (ortalama yaş 16,09 ay), grup II'de 41 kalça (ortalama yaş 23,1 ay) vardı ve ortalama takip süresi 48,9 aydı. Modifiye Trevor skoruna göre grup I'de 23 kalçada mükemmel (%79,3), 6 kalçada iyi (%20,7), grup II'de 30 kalçada (%73,2) mükemmel, 10 kalçada (%24,4) iyi ve 1 kalçada (%2,4) orta sonuç alındı ve sonuçlar arasındaki fark anlamlı değildi (p>0,05). Grup I'de 11 kalçada (%37,9), grup II'de ise 16 kalçada (%39) yetersiz asetabuler gelişim saptandı ve yetersiz asetabuler gelişim ve sekonder asetabuler girişim ihtiyacı bakımından gruplar arasında fark yoktu (p>0,05).Sonuç: GKÇ'de, yetersiz asetabuler gelişim ve sekonder asetabuler girişim ihtiyacı bakımından 18 ay öncesi ve sonrası tedavi edilenler arasında fark saptanmadı. Bu sonuçlara göre redüksiyonun 18 aydan önce yapılması yeterli asetabuler gelişimi her zaman sağlamamakta ve redüksiyonu 18 aydan sonra yapılan hastalarda da her zaman sekonder asetabuler girişim ihtiyacı olmamaktadır. GKÇ'nin 1-3 yaş tedavisinde, açık redüksiyonla birlikte primer asetabuler girişim kararı, hastanın 18 aydan küçük veya büyük oluşuna göre değil, stabiliteye göre verilmeli ve asetabuler gelişim açısından her hasta yakın takip edilmelidir.

AsetabulariaAsetabuloplastiKalça+2
Ekim Sucu
Dicle University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisinde göz yaşı figürünün oluşumu ve şeklinin tedavi sonucu ile ilişkisi

Amaç: Gözyaşı figürü, femuro-asetabular ilişkinin bozulduğu birçok hastalıktan etkilenmekte ve şekli değişmektedir. Bu çalışmada gelişimsel kalça displazisi nedeniyle tedavi edilen hastalarda, gözyaşı figürünün gelişimi ve şekli ile tedavi sonuçları arasındaki ilişki incelendi. Materyal ve Metod: GKD nedeniyle 1999-2012 yılları arasında cerrahi tedavilerinde pelvik osteotomi yapılmış olan, yaşları 24 ay ve üstündeki, takip süresi en az 2 yıl olan 79 hastanın 105 kalçası çalışmaya dahil edildi. Hastaların A-P pelvis radyografilerindeki gözyaşı figürü Kahle ve ark. subjektif değerlendirme yöntemiyle incelendi (54). Klinik ve radyolojik değerlendirme modifiye trevor skorlamasına göre yapıldı. Gözyaşı figürünün şekli ile klinik sonuçlar arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular: Tedavi sonrası 105 kalçanın asetabular gözyaşı figürü izlendi. 60 kalçada Dar U, 35 kalçada geniş U, 8 kalçada V şeklinde ve 2 kalçada ise inkomplet şekilde gözyaşı figürleri izlendi. Modifiye Trevor Skorlama sistemine göre gözyaşı figürü tiplerinden Dar U şeklinde olanların 19, Geniş U olanlar 18.34, İnkomplet olanlar 18.50, V şeklinde olanlarda ise 14 ortalama skor saptandı. V şeklinde asetabular gözyaşı figürlü kalçalar tedavi yaşları 5 yaş ve üstünde olan hastaların içinden tespit edildi. Sonuç: Postop gözyaşı figürünün şekli kalçanın klinik durumu hakkında bilgi verir. Dar U, Geniş U şeklindeki gözyaşı figürlü hastaların, V gözyaşı figürlü hastalara göre klinik ve radyolojik olarak daha iyi olacağını gösterir. Ayrıca V gözyaşı figürlü kalçaların tamamı 5 yaş ve üstündeki hastalar içinden tespit edildi. Bu veri geç tedavi edilen hastaların sonuçlarının daha kötü olacağı düşüncesini desteklemektedir.

AsetabulumFemurKalça+4
Yunus Çatan
Dicle University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gelişimsel kalça displazisi zemininde gelişen koksartrozlarda total kalça artroplastisi uygulamalarımızın sonuçları

Çalışmaya dahil edilen 70 hastanın 90 kalçası, klinik ve radyolojik olarak değerlendirildi. Hastaların 10?u erkek, 60?ı kadın ameliyat edildikleri andaki yaş ortalamaları 46.73 (23-74) idi. Onsekizine sağ, 32?sine sol, 20?sine bilateral total kalça artroplastisi uygulandı, ortalama 52.12 ay takip edildi. Radyografik olarak Crowe sınıflamasına göre 90 kalçanın 30?u Tip 1, 9?u Tip 2, 10?u Tip 3 ve 41?i Tip 4 idi. Grafiler Callaghan ?ın radyolojik izleme parametrelerine göre değerlendirildi. Doksan kalçanın 88?i gerçek asetabuluma yerleştirildi, 25?ine subtrokanterik femoral kısaltma osteotomisi yapıldı. Vakalarda ki osteotomi bölgesinin en geç radyolojik kaynama süresi 7 ay olarak tespit edildi. Asetabuler komponentlerin % 30?dan fazlasının desteksiz kaldığı 9 kalçada, femur başından alınan otogreftin asetabulumun süperolateraline yerleştirildiği gözlendi. Daha çok vidalı asetabuler cup, ilk yaptığımız vakalarda ise ekspansion cup?ın asetabuler komponent olarak kullanıldığı görüldü. Tüm protezlerin çimentosuz konulduğu tespit edildi. Hastaların klinik değerlendirmesinde Harris Kalça Değerlendirme Formu, ağrı değerlendirmesinde ise Harris?in ağrı skorlaması ve Visüel Analog Skala(VAS)? sı kullanıldı. Ameliyat öncesi Harris kalça skoru ortalaması 32.5, VAS skoru ortalaması 9.14 iken; ameliyat sonrası bu değerler sırasıyla 86.5 ve 1.42 olarak tespit edildi. Harris kalça skorlama sistemine göre hastaların son kontrollerinde 64?ü mükemmel, 12?si çok iyi, 8?i iyi, 5?i orta, 1?i kötü sonuç olarak değerlendirildi. Komplikasyon olarak; 2 kalçada siyatik,1 kalçada ise geçici femoral sinir paralizisi, 16 kalçada komponent çakılırken femurda fissür veya fraktür, 7 kalçada dislokasyon, 7 kalçada aseptik gevşeme, 1 kalçada enfeksiyon, 1 hastada Derin Ven Trombozu, 1 hastada ise derin ven trombozuna sekonder Akciğer embolisi gelişti. Literatür bilgileri ile karşılaştırıldığında gelişimsel kalça displazisine sekonder gelişmiş kalça osteoartritinde uyguladığımız çimentosuz total kalça artroplastilerinin postoperatif klinik ve radyolojik sonuçlarının başarılı olduğu bulunmuştur.

ArtroplastiKalçaKalça çıkıkları+5
Alper Timurkaynak
Karadeniz Technical University
2013
00

Related subjects