Hip
74 theses under this subject heading
Total kalça protezi uygulanan hastaların kemik yoğunluk ölçümü ve femur rezeksiyon materyalinin histopatolojik sonuçlarının korelasyon açısından değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı; ilk olarak tek taraflı koksartrozu olan hastalarda bilateral yapılan proksimal femur Dexa sonuçlarında artroz olan taraf ile normal tarafa kıyasla kemik mineral yoğunluğunda meydana gelen farklılıkları saptamaktı. İkinci olarak koksartroz olan proksimal femurda hangi bölgelerin daha fazla etkilendiğini ortaya çıkarmaktı. Son olarak da Total Kalça Artroplastisi (TKA) sonrasında alınan femur baş-boyun ve femoral ward örneklerinin histomorfometrik ölçümlerinin yapılarak elde edilen Dexa sonuçları ile korelasyonunu ortaya çıkarmaktı. İzlenen Methodoloji: Haziran 2021'den Ocak 2023'e kadar Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında TKA uygulanan 30 hasta dahil edildi. Hastaların bilateral proksimal femur Dexa ölçümleri Total ve bölgesel (femur boynu, trokanterik, intertrokanterik ve ward üçgeni) olarak yapıldı. Ölçümler artroplasti ameliyatından 2 hafta önce yapıldı. Proksimal femur baş ve boyun dahil olacak şekilde TKA sırasında çıkartıldıktan sonra femur başı, femur boynu ve femoral ward bölgelerinden 1 cm x 2 cm kemik numuneleri her bölgeden 3 adet olacak şekilde toplam 9 adet örnek alındı. Örnekler üzerinde histomorfometrik inceleme ile trabeküler kalınlık, trabeküler uzaklık, trabekül volümü/kemik volümü (% olarak), trabekül sayısı değerleri ortaya çıkartıldı. Normal dağılım olup olmadığının belirlenmesi için normalite testleri kullanıldı. Bilateral Dexa sonuçlarının değerlendirilmesi için Bağımlı Örneklem T- Testi kullanıldı. Histomorfometrik sonuçların ipsilateral Dexa sonuçları ile korelasyonu için Pearson korelasyon testi yapıldı. Araştırmanın Bulguları: Çalışmanın ilk aşamasında femur boyun ve femoral ward bölgesinde normal ve artroz olan kalça eklemi Dexa sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu. Bu verilerin güvenilirliğini ortaya çıkarmak amacıyla yapılan koksartroz olan kalça ekleminin histomorfometrik değerlendirilmesinde femur boyun ve femoral ward bölgelerinde oluşan KMİ ve KMY artışının ölçülen parametrelerle korelasyon gösterdiği bulundu. Bu bölgelerde trabeküler kalınlık artışı, trabeküller arası mesafede azalma, trabekül sayısında azalma saptandı. Ayrıca trabekül kalınlığındaki artışın femoral ward bölgesinde daha fazla olduğu, trabeküller arası mesafede azalmanın ise femur boyun bölgesinde daha fazla olduğu diğer elde edilen sonuçlardır. Osteoartrit olan kadınlarda erkeklere göre histomorfometrik ölçümler değerlendirildiğinde düşük KMY, KMİ, T skoru ile sonuçlanan bulgular elde edildi. Araştırmanın Sonuçları: Osteoartritin kemik yapısında gerçekleştirdiği değişiklikler sürekli araştırılan bir konudur. Çalışmamızda koksartroz olan kalça ekleminde femur boyun ve femoral ward bölgesinde KMİ ve KMY'nun anlamlı derecede arttığı saptandı. Bu bölgelerin histomorfometrik incelemesinde osteoartrit bulgularının olduğu aynı bölgelerle korelasyon gösterdiği bulundu. Ayrıca makroskobik kemik kalitesini değerlendirme yöntemi olan Dexa'nın mikroskobik kemik değerlendirme kriteri olan kemik histomorfometrisi ile korele olduğu sonucuna ulaşıldı. Koksartrozda osteoartrit etkilerinin tam olarak ortaya çıkartılması için geniş vaka serili ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Kadın voleybolcularda kalça ve diz izokinetik kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonel testler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın, kadın voleybolcularda alt ekstremite kalça ve diz fleksör-ekstansör kas gruplarının izokinetik kas kuvvetlerini ölçmek ve üst ekstremite fonksiyonel testler ile aralarında ki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapıldı Çalışmaya Merinos Kadın Voleybol Spor Kulübü'nde 2021-2022 sezonunda aktif voleybol oynayan yaş ortalaması 17,89 ± 4,87 olan 45 sporcu dahil edildi. Çalışma için 14-35 yaş aralığında ve aktif voleybol oynayan ve ortopedik yaralanması olmayan sporcular seçildi. Daha sonra bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Sporcularda kalça ve diz fleksör ve ekstansör kas gruplarının izokinetik kas kuvvet ölçümleri, CYBEX (CSMI HUMAC NORM Testing and Rehabilitation System) cihazı ile yapıldı ve sonuçlar kaydedildi. Sporcuların üst ekstremite fonksiyonel değerlendirmeleri için Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilizasyon Testi (KKZÜEST), Sağlık Topu Fırlatma Testi (STFT) ve Y Denge Testi (YDT) uygulandı. Sporcularda ki anaerobik güç üretme kapasitelerini ölçmek için Dikey Sıçrama Testi uygulandı ve bu testin sonucuna göre kişinin Anaerobik Güç Ölçümleri (AGÖ) Lewis Nomogramı'na göre belirlendi. Verilerin istatistiksel analizi için İstatistiksel analizler için SPSS 22.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanıldı ve P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Yapılan analizler sonucunda KKZÜEST ile diz 60 derece / saniye Hamstring izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). STFT ile 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Hamstring izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). STFT ile 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Quadriceps Femoris izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). STFT ile 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye İliopsoas izokinetik kas kuvveti arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). YDT ile diz ve kalça 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. AGÖ ile diz 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Quadriseps Femoris izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). AGÖ ile diz 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye Hamstring izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). AGÖ ile diz 60 derece / saniye ve 180 derece / saniye İliopsoas izokinetik kas kuvvetleri arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, alt ekstremite diz ve kalça izokinetik kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonel testler birbiri ile ilişkilidir. Yapılan çalışmanın sonucunda, voleybol sporu yapan kişilerde alt ekstremite kas kuvveti ile üst ekstremite fonksiyonel kapasitenin bir biri ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Voleybol sporu yapan kişilerin hem üst ekstremite olarak hem de alt ekstremite olarak birlikte değerlendirilmesi ve uygulanacak olan antrenman programının bu veriler göz önünde bulundurularak hazırlanmasının önemli olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: İzokinetik; Voleybol; Fonksiyonel testler; Dikey sıçrama; Güç
Total kalça artroplastisi sonrası fizyoterapist kontrolünde ev temelli egzersiz programı sonuçlarının incelenmesi ve kontrol grubu ile karşılaştırılması
Şahinoğlu D., Total Kalça Artroplastisi Sonrası Fizyoterapist Kontrolünde Ev Temelli Egzersiz Programı Sonuçlarının İncelenmesi ve Kontrol Grubu ile Karşılaştırılması, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protez-Ortez ve Biyomekani Programı, Doktora Tezi, Ankara, 2023. Bu çalışmanın amacı total kalça artroplastisi uygulanan bireylerde, ev temelli egzersizin ağrı ile ilişkili faktörler, postüral kontrol ve erken dönem fonksiyonel parametreler üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya 44 kalça osteoartritli birey dahil edildi. Bireyler çalışma grubu (n=23) ve kontrol grubu (n=21) olarak kura çekme yöntemi ile randomize edildi. Çalışma grubunda bulunan bireyler altı hafta boyunca kişiye özel planlanmış ev temelli egzersiz programı ile takip edildi. Kontrol grubunda bulunan bireyler ise egzersiz eğitim broşürü verilerek takip edildi. Çalışma grubunda bulunan bireylerin egzersiz programı iki haftalık aralıklarla kontrol edilerek egzersiz programında düzenlemeler yapıldı. Tüm bireyler ameliyat öncesinde, ameliyattan 2 hafta sonra ve ameliyattan 12 hafta sonra değerlendirilerek verileri kaydedildi. Eklem hareket açıklığı inklinometre ile, kas kuvveti el dinamometresi ile, eklem pozisyon hissi hedef açıyı bulma testi ile, ağrı görsel ağrı skalası ile, bacak boyu uzunluğu mezura ile ve son olarak Q açısı gonyometre ile ölçüldü. Bunların dışında Tampa kinezyofobi ölçeği, Oxford kalça skoru ve uluslararası fiziksel aktivite ölçeği kullanıldı. Fonksiyonel performansın değerlendirilmesi için süreli kalk yürü testi uygulandı. Dengenin değerlendirilmesi için ise dört adım kare testi ve son olarak postüral kontrolün değerlendirilmesi için tetrax postürografi cihazı kullanıldı. Elde edilen verilerden yapılan analiz sonrasında çalışma grubu ile kontrol grubu arasında ağrı, denge, postüral kontrol, kinezyofobi, eklem pozisyon hissi, kas kuvveti, fiziksel aktivite, fonksiyonel seviye ve fonksiyonel endurans parametrelerinde düzelme gözlendi (p<0.05). Her iki grupta da tüm parametrelerde iyileşme gözlendi (p<0.05). Fonksiyonel parametrelerde meydana gelen bu düzelme ile çalışmamızın sonucunda total kalça artroplastisi sonrasında fizyoterapist kontrolünde kişiye özel planlanan ev temelli egzersiz programı bireylerin optimum sürede güven içerisinde ve verimli bir şekilde toplum içerisindeki rollerine geri dönebilmesini sağlamıştır.
Kısaltmalı kalça artroplastisi yapılan gelişimsel kalça displazili hastaların uzun dönem sonuçlarının değerlendirilmesi
Gelişimsel kalça displazisi (GKD), çocukluk döneminde uygun tedavi edilmez ise erişkinlerde kalça ağrısına ve sekonder osteoartrite neden olan önemli bir hastalıktır. Özellikle yüksek kalça dislokasyonu olan hastaların tedavisi erişkin yaşta zorluklar içermektedir. Bu çalışmada Crowe 4 yüksek kalça dislokasyonu tanısıyla, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda subtrokanterik femur kısaltma osteotomisi (SFKO) ile birlikte total kalça artroplastisi (TKA) uygulanmış hastaların operasyon öncesi ile sonrası klinik ve radyolojik sonuçlarının karşılaştırılması, klinik sonuçları etkileyebilecek değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 1995-2018 yılları arasında GKD sekeli tanısıyla SFKO ile TKA yapılan 62 hastanın 77 kalçası dahil edildi. Hastaların demografik ve klinik bulguları, cerrahi komplikasyonları, Harris kalça skoru (HKS) ve unutulmuş eklem skorları (UES) hastane kayıt sisteminden retrospektif olarak değerlendirildi. Radyolojik olarak, hastaların pre-operatif ve post-operatif dönemde bakılan pelvis, kalça ve ekstremite uzunluk grafileri incelendi. Bu grafiler değerlendirilerek hastaların evrelemesi, rotasyon merkezi değişimi ve ekstremite boy farkı hesaplandı. Takip sürecindeki komplikasyonlar not edildi. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi IBM® SPSS versiyon 25 yazılımı kullanılarak yapıldı. Ameliyat yaşı ortalaması 45.39±9.96, ortanca takip süresi 190.6 ay (60.2-297.5 ay) olarak hesaplandı. Hastaların preoperatif HKS 32.55 (25.3-73.8)'ten son kontrolde 94 (70.55-99.85)'e yükselmesi ile cerrahi öncesi ve sonrası aksama düzeyi arasındaki fark anlamlı olarak tespit edildi. (p<0.001) Son kontrolde UES'nun ortanca değeri 91.66 (58.3-100) bulundu. UES ve son kontrol HKS arasında güçlü pozitif korelasyon olduğu görüldü. (r=0.632, p<0.001) Takip süresi boyunca sağkalım %86.4 (%95 CI: 69.4-103.4) olarak tespit edildi.Çalışmamız sonucunda proksimal 1/3 hidroksiapatit kaplı stemler ve plak fiksasyonu kullanılarak oblik subtrokanterik femur kısaltma osteotomisi yapılan total kalça artroplastisinin hastaların klinik ve fonksiyonel skorlarını önemli ölçüde arttıran başarılı ve sağ kalımı yüksek olan bir cerrahi teknik olduğu değerlendirildi. Anahtar Kelimeler: Gelişimsel kalça displazisi, subtrokanterik osteotomi, kalça artroplastisi
65 yaş üstü femur pertrokanterik kırıklı hastalarda proksimal femoral nail sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı pertrokanterik femur kırıklarında PFN implantı uygulanan 65 yaş üstündeki hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmektir. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp merkezi hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Eylül 2009 ve Ekim 2019 tarihleri arasında 36 hasta incelendi. Çalışmaya alınan hastalar 20 erkek 16 kadından oluştu. Ortalama yaş 75,33(65-95)'idi. 18 hasta sağ 18 hasta sol taraflı idi. Çalışmamızda hastaların yaşı, cinsiyeti, kırık tarafı, yatış süresi, ameliyatın ilk yatıştan sonraki kaçıncı günde olduğu, cerrahi süresi, travma şekli, kırık tipi, ek kırık olup olmadığı, ASA skoru, anestezi tipi, cerrahinin açık veya kapalı uygulanma türü, harris kalça skoru, radyolojik kaynama süresi, komplikasyon, mortalite değerlendirildi. Çalışmada AO kırık tipi ile radyolojik kaynama süresi ve harris kalça skoru arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Kırık instabil ise sonuçların daha kötü olabileceği muhtemeldir. Prognozu belirlemede kırık tipinin önemini bir kez daha göstermiştir. Erkeklerde sol taraf, kadınlarda sağ taraf tutulumu daha yüksek oranda görülmüş; bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu konuda daha büyük olgu sayısı olan çalışmalara ihtiyaç vardır.
Sporcu ve sedanter bireylerde ayak kütlesi ve kalça ölçülerinin denge performansına etkisi
Bu çalışmanın amacı, sporcu ve sedanter bireylerde ayak kütlesi ve kalça ölçülerinin denge performansına etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya 112 erkek sporcu ve 110 sedanter birey katılmıştır. İlk gün sporcuların ölçümü alınmış ikinci gün ise sedanter bireylerin ölçümü alınmıştır. Bireylerden yaş, boy, vücut ağırlığı, statik ve dinamik denge, ayak kütlesi, ayak hacmi ve kalça ölçüleri alınmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda sporcu ve sedanter bireylerde kalça ve statik denge arasında (r=.416, p<0.001) pozitif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki, statik denge ve ayak kütlesi arasında (r=.298, p<0.001) pozitif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki, dinamik denge ve ayak kütlesi arasında (r==-.174, p<0.01) negatif yönlü çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, denge tüm spor branşlarının temelini oluşturan önemli bir etkendir. Aynı zamanda sedanter yaşam üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Kalça ve ayak kütlesindeki artış statik denge performansını olumlu yönde etkilerken dinamik denge üzerinde herhangi bir etki gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Ayak kütlesi, Denge, Kalça, Sedanter, Sporcu.
Adölesan ve genç erişkinlerde asetabuler displazi tedavisinde uygulanan ganz osteotomisinin klinik sonuçları üzerinde etkili faktörlerin değerlendirilmesi
Asetabuler displaziye sekonder gelişen osteoartrit erişkin dönem kalça ağrısı nedenleri arasında geniş bir yer kaplamaktadır. Erişkin dönemin erken evreleri ile adölesan dönemde semptomatik hale gelmiş olan kalça displazisinin tedavisinde farklı tedavi metotları tanımlanmıştır. Bu tedavi metotlarından birisi Ganz periasetabuler osteotomidir. Bu tez çalışmasında Ganz osteotomisinin orta uzun dönem radyolojik ve klinik sonuçlarını tespit etmek ve klinik sonuçları etkileyen değişkenlerin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Ocak 1999 ve Aralık 2019 tarihleri arasında asetabuler displazi tanısı Ganz osteotomisi operasyonu gerçekleştirilmiş olan toplam 43 hastanın 55 kalçası alındı. Hastaların; ameliyat yaşları, artroz dereceleri, ameliyat öncesi ve son takipteki Harris Kalça Skorları tespit edildi. Hastaların pelvis ön arka grafileri ve aksiyel BT-MR kesitleri üzerinden ameliyat öncesi ve sonrası asetabuler indeks, Sharp açısı, lateral merkez kenar açısı, anterior merkez kenar açısı, ACM açısı, ekstrüzyon indeksi, kalça lateralizasyon indeksi, asetabuler versiyon ve asetabuler sektör açıları ölçümleri yapıldı. Ameliyat öncesi ve sonrası tespit edilen radyolojik ve klinik değerler istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Klinik sonuçları etkileyen değişkenlerin tespit edilmesi amacıyla hastaların Harris kalça skorları ve kalça eklem hareketlerinin radyolojik değerler ile korelasyon analizi yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 19.85±6.57 idi. Hastaların ortalama takip süresi 8.65±6.5yıl olarak tespit edildi. 55 hastanın son takip filmleri değerlendirildiğinde ortalama Sharp açısı 34.91º±7.23º (17º-51º), ortalama lateral merkez kenar açısı 29.98º ±11.90º (4º-55º), ortalama anterior merkez kenar açısı 45.67º ±16.34º (5º-73º), ortalama Tönnis açısı 7.07º±8.03º (-12º-25º), ortalama ekstrüzyon indeksi %12.44±12.96 (0-43), ortalama ACM açısı 61.65º±4.36º (54º-73º), ortalama kalça lateralizasyon indeksi 0.66±0.10 (0.43-0.95), ortalama asetabuler derinlik %23.84±3.98 (14-32), ortalama asetabuler versiyon 12.29º ±14.93º (-32º-35 º), ortalama anterior asetabuler sektör açısı 60º±20.06º (28º-136º), ortalama posterior asetabuler sektör açısı 84.13º±14.34º (39º-109º), ortalama horizontal asetabuler sektör açısı 144.22º±18.03º (95º-213º) olarak bulundu. Klinik değerlendirmede ise son takipte ortalama Harris Kalça Skoru 81.62±14.1 olarak bulundu. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası değerleri olan tam olan hastalar karşılaştırıldığında iki eş arasındaki farkın anlamlılık testinde asetabuler indeks, Harris Kalça Skoru, Sharp açısı, lateral merkez kenar açısı, anterior merkez kenar açısı, Tönnis açısı, Tönnis evresi, anterior asetabuler sektör açısı, horizontal asetabuler sektör açısında istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler meydana geldi. ACM açısı, kalça lateralizasyon indeksi ve posterior asetabuler sektör açılarında ameliyat öncesi ve sonrası değerlerde anlamlı bir fark gözlenmedi. Radyolojik ve klinik ölçümler korelasyon analizi ile değerlendirildiğinde son takipteki Tönnis evresi ile son takipteki Harris kalça skoru, kalça fleksiyonu ve kalça dış rotasyonu arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon tespit edildi. Klinik ve radyolojik değerlendirmenin sonuçları dikkate alındığında genç erişkin ve adölesan dönem asetabuler displazi tedavisinde Ganz osteotomisinin memnuniyet verici sonuçları olduğu, klinik skorlar ve radyolojik parametreler üzerinde anlamlı değişikliğe neden olduğu görülmüştür.
Femoroasetabular impingement sendromlu hastalarda artroskopik cerrahi sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının etkinliği
Bu çalışma, Femoroasetabular İmpingement Sendromu(FAİ)olan hastaları ağrı,kas kuvveti, eklem hareket açıklığı ve kalça fonksiyonları yönünden değerlendirmek ve bu hastalar için kalça artroskopisi sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının etkinliğini objektif olarak belirlemek amacıyla toplam 24 hasta üzerinde gerçekleştirilmiştir. FAİ tanısı ile artroskopik cerrahi işlem uygulanmış hastalar, basit rasgele yöntemle Tedavi Grubu ve Ev Programı Grubu olmak üzere 12'şer kişilik iki gruba ayrılmıştır. Tedavi Grubu'ndaki hastaların 4'ü kadın, 8'i erkek olup yaş ortalamaları 39,25±8,05 yıldır(32-54yıl).Ev Programı Grubu'ndaki hastaların 6'sı kadın, 6'sı erkek olup yaş ortalamaları 36,33±7,46 yıldır(24-51 yıl).Her iki gruba aynı ev egzersiz programı verilmiş, Tedavi Grubu'na ek olarak haftada 2 gün 6 hafta süreyle fizyoterapist tarafından aktif rehabilitasyon uygulanmıştır. Tüm hastalar, cerrahi öncesinde ve cerrahi sonrası 6. hafta ve 6. ay takiplerinde, ağrı, normal eklem hareketleri, kas kuvveti, kas kısalıkları ve kalça fonksiyonları açısından değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar hem grup içi, hem de gruplar arası karşılaştırılmıştır.Cerrahi sonrası 6. ayda yapılan değerlendirmede cerrahi öncesi döneme göre, her iki grubun tüm parametreler açısından gelişme gösterdiği (p<0,01), ancak cerrahi sonrası 6. haftada yapılan değerlendirmede sadece Tedavi Grubunda ağrı, NEH (kalça abdüksiyonu ve addüksiyonu)ve Harris Kalça Skoru'na göre kalça fonksiyonlarının gelişme gösterdiği bulunmuştur (p<0,05;p<0,01). Cerrahi sonrası 6. haftada, Tedavi Grubunun Ev Programı Grubu'na göre gece ağrısı(p<0,01), kalça fleksiyon ve abdüksiyon eklem hareket açıklıkları(p<0,05), kalça fleksör, iç ve dış rotatör kas kuvvetleri (p<0,05;p<0,01) ve Harris Kalça Skoru'na göre kalça fonksiyon(p<0,01)değerleri daha iyi bulunmuştur. Cerrahi sonrası 6. ayda Tedavi Grubu'ndaki hastaların ağrı düzeylerinde (p<0,05;p<0,01), kalça iç ve dış rotasyon hareket açıklıklarında(p<0,05)ve kalça fleksör, ekstansör, abdüktör, addüktör ve dış rotatörlerin kas kuvvetinde (p<0,05;p<0,01)Ev Programı Grubu'na göre daha iyi sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca grup içi karşılaştırmalarda 4 parametre için en anlamlı gelişmelerin cerrahi sonrası 6. hafta ile 6. ay arasında ortaya çıktığı görülmüştür. Elde edilen bu sonuçlara göre, fizyoterapist tarafından uygulanan rehabilitasyon programının ev egzersiz programına eklenmesinin, bu hastaların ağrı, NEH, kas kuvveti ve fonksiyonel sonuçları üzerinde hem kısa, hem de uzun dönemde daha etkili olduğu kanıtlamıştır.Gelişmelerin 6. haftadan sonra başlaması ve en çok 6. ayda açığa çıkması da, bu hastaların sadece erken dönemde değil, ara veya geç dönemde de fizyoterapist eşliğinde aktif rehabilitasyon programına alınmalarının önemini ortaya koymuştur. Ancak, hastaların daha detaylı olarak değerlendirildiği, daha fazla sayıda ara değerlendirmelerin yapılarak daha uzun takipli, geniş örnekleme sahip randomize kontrollü ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Femoro asetabular İmpingement Sendromu, Kalça Fonksiyonları, Femoroasetabular Sıkışma Sendromu, Kalça Egzersizleri, Postoperatif Rehabilitasyon
Total kalça artroplastili hastalarda yapay eklemi unutabilme becerisinin kinezyofobi ve fonksiyonel performansla ilişkisi
Özçadırcı A., Total Kalça Artroplastili Hastalarda Yapay Eklemi Unutabilme Becerisinin Kinezyofobi ve Fonksiyonel Performansla İlişkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Ortopedik Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı, Yüksek Lisans Tezi, 2019. Bu çalışmanın amacı, total kalça artroplastili (TKA) hastalarda yapay eklemi unutabilme becerisinin kinezyofobi ve fonksiyonel performansla ilişkisinin incelenmesidir. Çalışmaya 40-65 yaşları arasında cerrahinin üzerinden 1-3 yıl süre geçmiş 57 gönüllü TKA'lı birey dahil edildi. Bireylerin ağrıları Vizüel Analog Skalası ile değerlendirildi. Kalça normal eklem hareketi (NEH) gonyometre ile değerlendirilirken; kas kuvveti ise el dinamometresiyle değerlendirildi. Alt ekstremite uzunluk ölçümü için mezura kullanıldı. Yapay eklemi unutabilme becerisinin değerlendirilmesi için Unutulan Eklem Skoru (UES-12), fonksiyonel performansın değerlendirilmesi için 6-Dakika Yürüme Testi (6 DYT), hareket etme korkusunun değerlendirilmesi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) kullanıldı. Son olarak fonksiyonel durumun hasta perspektifinden değerlendirilmesi için Oxford Kalça Skoru (OKS) kullanıldı. Çalışmanın sonucunda UES-12 ile TKÖ arasında negatif yönde orta kuvvette (r=-0,571; p<0,001), UES-12 ile 6 DYT mesafeleri arasında pozitif yönde orta kuvvette ilişki bulundu (r=0,408; p<0,001). Aynı zamanda UES-12 ile OKS arasında ise negatif yönde iyi derecede korelasyon vardı (r=-0,613; p<0,001). Ayrıca bireylerin sağlam ve protezli taraf kalça abduksiyon kas kuvveti ve diz ekstansiyon kas kuvveti arasında sağlam taraf lehine bir fark bulundu (p<0,05). Protezli ve sağlam taraf kalça NEH açıklıklarında ise adduksiyon hariç diğer hareket açıklıklarında sağlam taraf lehine anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Sonuç olarak TKA'lı bireylerin yapay eklemi unutabilme becerisinin kinezyofobi ve fonksiyonel performansla ilişkili olduğu bulundu. Bu sonuçlara göre; TKA'lı bireylerin cerrahi sonrası hareket etme korkularını azaltmayı, fonksiyonel performansını ve normal eklem hareket açıklıklıklarını artırmayı hedefleyen fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamaları yapılırken kişinin yapay eklem farkındalığının da göz önünde bulundurulmasının gerekliliği ve rehabilitasyon programına yapay eklem farkındalığını azaltmaya yönelik uygulamalar eklenmesi görüşüne varıldı. Anahtar Kelimeler: Artroplasti, Kalça, Kinezyofobi, Farkındalık, Fonksiyonel Performans.
Kalça adduktör kas yaralanması olan ve olmayan sporcularda kalça çevresi kas kuvveti, dinamik valgus açısı ve fonksiyonel seviyenin karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı kalça adduktör kas yaralanmasına (AKY) sahip sporcuların tek bacak çömelme sırasında diz valgus açı, kalça çevresi kas kuvveti ve fonksiyonel düzeylerini sağlıklı sporcular ile karşılaştırmaktır. Çalışmaya 26 AKY'li adölesan sporcu ve aynı yaş, boy, vücut ağırlığı ve spor branşına sahip 26 sağlıklı sporcu dahil edildi. Tek ayak üzerinde çömelme aktivitesi sırasında frontal ve sagital planda yerleştirilmiş kameralar ile Frontal Düzlem İzdüşüm Açıları (FDİA) kaydedildi. Kinovea yazılımı ile diz FDİA (diz valgus açısı), kalça FDİA ve gövde açısı analiz edildi. Kalça çevresi kas kuvvetleri el-dinamometresi ile değerlendirilerek, rölatif kuvvet değerleri (N.m/kg) karşılaştırıldı. Adduktör sıkıştırma kuvveti stabilizer ile değerlendirildi. Fonksiyonel seviye Kalça Değerlendirme Skoru (KDS) ile ve ağrı şiddeti Görsel Analog Skala ile belirlendi. Her iki grubun demografik özellikleri birbirine benzerdi (p>0,05). AKY grubu adduktör sıkıştırma kuvveti, kontrol grubuna göre düşük bulundu (p<0,05). AKY grubu kalça adduktor, abdüktör, eksternal ve internal rotatör ve ekstansör izometrik kas kuvvetleri ve adduktör/abdüktör kuvvet oranı kontrol grubuna göre düşük iken (p<0,05), fleksör kas kuvveti benzer bulundu. AKY'li sporcularda, kontrol grubuna kıyasla tek ayak üzerinde çömelme sırasında diz FDİA açısı daha yüksek, kalça FDİA açısı ise daha düşük idi. Bu farklılıklar, AKY'li sporcuların proksimal stabilizasyonu sağlamada yetersiz olduğu şeklinde yorumlandı. AKY grubunda KDS günlük yaşam aktiviteleri puanı, spor puanı ve toplam KDS puanları daha düşüktü (p<0,001). AKY'li sporcularda bozulmuş hareket paternlerini düzeltmeye odaklanan egzersizlerin yapılması ileride gelişebilecek yaralanmaların önlenmesi açısından etkili olabilir. AKY olan sporcularda kalça çevresi kas kuvveti ve iki boyutlu kinematik ölçümlerin fizyoterapistler tarafından spora dönüş fazında yapılması önerilir.
Kalça kırığı cerrahisinde perikapsüler sinir grup bloğu ve quadratus lumborum bloğu yöntemlerinin karşılaştırılması
Amaç: Kalça cerrahisi için optimal postoperatif analjezik tekniği hala tartışmalıdır. Bu çalışmada total kalça protezi (TKP) cerrahisi geçiren hastalarda quadratus lumbroum bloğu (QLB) ile perikapsüler sinir grup (PENG) ve lateral femoral kutanöz sinir (LFKS) bloğunun analjezik etkinlik, kuadriceps motor koruma ve yan etkiler açısından karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Bu prospektif çift kör çalışmada, yerel etik kuruldan onay alındıktan sonra TKP cerrahisi geçiren 80 hastaya (ASA I –III), 30 ml %0.25 bupivakain kullanılarak QLB (n=40) ve 30 ml % 0.25 bupivakain kullanılarak PENG (25 ml) ile LFKS (5 ml) bloğu (n=40) uygulandı. Spinal anestezi sonrası postoperatif multimodal analjezi rejimi uygulanan hastalarda birincil sonuç ölçütü grupların postoperatif morfin tüketimi olarak belirlendi. İkincil sonuçlar ağrı skorlarını (statik ve dinamik), kuadriceps kas gücünü, hasta memnuniyetini ve postoperatif komplikasyonların insidansını içermektedir. Bulgular: İlk 12 saatteki morfin tüketimi ve ağrı skorları açısından iki grup arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). PENG ve LFKS bloğu birlikte uygulanan hastalar QL bloğuna kıyasla 6.saatte daha yüksek kuadriceps kas gücüne ve 24.saatte daha az morfin tüketimi ve daha düşük statik ağrı skorlarına sahipti (p<0,05). Hasta memnuniyeti, dinamik ağrı skorları ve bloğa bağlı komplikasyonlar gruplar arasında benzerdi (p >0.05). Sonuç: PENG ve LFKS bloğu, TKP'den sonra daha uzun analjezi ve kuadriseps gücünün daha iyi korunmasını sağlar. Bununla birlikte, bu farklılıkların klinik olarak anlamlı olup olmadığını belirlemek için daha büyük örneklem boyutlarıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kalça kırığı, lateral femoral kutanöz sinir bloğu, perikapsüler sinir grubu bloğu, quadratus lumborum bloğu, kuadriseps kas gücü
Revizyon kalça artroplastisinin etyolojisi ve maliyet etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada Ankara Üniversitesi Ankara Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı bölümünde ameliyat olan primer ve revizyon kalça artroplastisi vakalarının nedenlerini, bu hastaların maliyet profillerini karşılaştırmayı ve hastanede kalış süresi, ek hastalıklar, septik ve aseptik revizyon oranlarının maliyete etkisini değerlendirmeyi hedefledik. Gereç ve Yöntem: Ocak 2017- Aralık 2022 yılları arasındaki hastanemizde opere edilen Sosyal Güvenlik Kurumu ameliyat kodlarından P612480 (kalça revizyon artroplastisi, total) ve P612470 (kalça artroplastisi, asetabular liner değiştirilmesi, total), P612471 (kalça asetabular revizyonu, parsiyel), p612472 (kalça femoral stem revizyonu, parsiyel) ve P12340 (kalça eklem total protezi) no'lu kod girilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Revizyon kalça artroplastisi (RKA) yapılan 205 hasta ve primer total kalça artroplasti (PTKA) yapılan 737 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastanemizin bilgi işlem sistemindeki faturalama bölümünden hastaların bilgilerine ve revizyon ve primer kalça artroplasti operasyonlarındaki maliyet dokümantasyonuna ulaşılmıştır. Bulgular: 6 yıldaki revizyon vakalarının median maliyeti 15069,77 türk lirası (TL) iken, primer kalça artroplastilerinde bu miktar 8716,47 TL ve bu oran istatiksel açıdan anlamlıydı (p˂0.001). Yıllara göre karşılaştırıldığında ise her yılda revizyon vakalarının maliyetleri daha fazla olmakla birlikte istatiksel olarak anlamlılık değişiklik göstermekteydi (2017 için p:0.335, 2018 için p˂0.001, 2019 için p˂0.001,2020 için p˂0.001,2021 için p:0.238, 2022 için p˂0.001). Septik sebepler ile aseptik sebepler arasında (p˂0.001) ve periprostetik kırıklar ile aseptik sebepler arasında (p:0.02) maliyet açısından anlamlı derecede fark çıkmıştır. Sonuç: Revizyon kalça artroplastisinin, primer total kalça artroplastisine göre mali yükü daha fazladır. Bu nedenle preoperatif riskleri saptamak ve artroplasti ömrünü arttırmak önemlidir. Bu çalışmanın mali konuda bilinç yaratması, ulusal kayıt sisteminin geliştirilmesine yardımcı olmasını umuyoruz.
Kronik kalça ağrısının, femoral ve obturator sinirin artiküler dallarına konvensiyonel radyofrekans termokoagülasyon uygulanması ile tedavisi
Çalışmamızda, kronik kalça ağrısı olan hastalarda femoral ve obturator sinirin artiküler dallarına ultrasonografi ve floroskopi rehberliğinde radyofrekans termokoagülasyon işlemi uygulanması ve bu işlemin kronik ağrı, kalça fonksiyonu ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya, 3 aydan uzun kalça ağrısı olan 48 hasta dahil edildi. Hastaların; demografik özellikleri, vücut kitle indeksi, ek hastalık, kalça ağrısı süresi, kalça ağrısı tanısı, kullandığı analjezikler, SAS skoru, WOMAC skoru, SF-12 puanı, komplikasyonlar kaydedildi. İşlem sonrası 1.ay, 3.ay ve 6.ay hastaların SAS, WOMAC ve SF-12 puanları kaydedildi. İstatistiksel analizler için SPSS 21.0 programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0,05'den küçük olması koşulu aranmıştır. Hastaların %60,4'ü kadın, %39,6'sı erkektir. Kalça ağrısı %77,1 oranında osteoartrit, %12,5 oranında postop kalça ağrısı, %8,3 oranında malignite, %2,1 oranında avasküler nekroza bağlıydı. SAS skoru bazal dönemde 9,0(6,0-10,0), birinci haftada 2,0(,0-8,0), birinci ayda 4,0(,0-9,0), üçüncü ayda 5,0(,0-10,0), altıncı ayda 5,0(,0-10,0) bulunmuş ve SAS skorunda işlem öncesine göre anlamlı şekilde azalma görülmüştür (p <0,001). WOMAC indeksi bazal dönemde 64,5(5,2-95,8), birinci ayda 32,3(1,0-88,5), üçüncü ayda 43,2(,0-96,9), altıncı ayda 46,9(5,2-95,8) bulunmuş ve istatiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı görülmüştür (p<0,001). SF12-FBÖ puanı bazal dönemde 42,2(20,6-70,3), birinci ayda 45,7(18,6-65,0), üçüncü ayda 43,7(22,8-59,7), altıncı ayda 44,9(24,0-60,6) bulunmuş ve postoperatif dönemde anlamlı şekilde arttığı görülmüştür (p<0,001). SF12-MBÖ puanı bazal dönemde 41,5±12,7, birinci ayda 45,0±10,7, üçüncü ayda 43,3±9,6, altıncı ayda 42,7±10,1 bulunmuş, işlem sonrası anlamlı düzeyde değişmediği görülmüştür (p=0,115). İlaç kullanımın birinci aydan sonra istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı görülmüştür (p=0,042). İşlem sonrası bir hastada 24 saatten sonra kendiliğinden iyileşen motor defisit gelişmiştir. Kronik kalça ağrısında femoral ve obturatuar sinirin artiküler dallarına radyofrekans termokoagülasyon uygulamasının 6 aya kadar ağrıda azalma, kalça fonksiyonlarında iyileşme ve yaşam kalitesinde iyileşme sağlamada etkin bir tedavi olacağını düşünmekteyiz.
Total kalça protezi ameliyatlarında traneksamik asit uygulamasının kanama ve kan transfüzyonu üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada; total kalça protezi ameliyatı planlanan hastalarda insizyondan önce uygulanacak olan traneksamik asitin (TA) kanama, kan transfüzyonu, fibrin yıkım ürünleri ve böbrek fonksiyonları üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, total kalça protezi ameliyatı geçirecek olan ASA I-III, 18-75 yaş arası 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Çalışma randomize ve çift kör olacak şekilde yürütüldü. Operasyon öncesi hastalardan hemoglobin (Hgb), hematokrit (Hct), trombosit sayısı (Plt), INR, aktive edilmiş parsiyel tromboplastin zaman (aPTT), fibrinojen, D-dimer, kan üre azotu (BUN), kreatinin çalışıldı. Fasya iliaka kompartman bloğu (FİKB) ve spinal anestezi uygulandı. Cerrahi başlamadan önce Grup 1'e 30 mg/kg (max 2,5 g) TA verilirken Grup 2'ye 15 mg/kg (max 1,2 g) dozunda verildi. İntraoperatif ve postoperatif kanama miktarı kaydedildi. İntraoperatif ve postoperatif verilen kan ürünleri kaydedildi. Postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerde hastalardan tekrar kan örnekleri alındı. Bulgular: Demografik veriler, intraoperatif ve postoperatif kan transfüzyonu, Hgb, Hct, Plt, fibrinojen, D-dimer, kreatinin, BUN bakımından gruplar arasında fark yoktu. Grup 2'deki INR sonucu diğer gruba göre daha yüksek iken Grup 1 hastalarında aPTT 6. saatte daha yüksek bulundu. Grupiçi istatistiklere göre, her iki grupta da postoperatif 6. saatteki Hgb, Hct ve Plt değerleri preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak daha düşük tespit edildi. Grup 1'in postoperatif 6. saateki; INR ve aPTT değerleri preoperatif değerlere göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Grup 2'nin postoperatif 6. saateki; INR değeri preoperatife göre istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek tespit edildi. Sonuç: Kalça protezi cerrahisinde kanama kontrolü sağlamada etkin olan TA'nın preoperatif 15 mg/kg ve 30 mg/kg dozlarında kullanımı postoperatif 0., 1., 2. ve 6. saatlerdeki takiplerde kanama ve kan transfüzyonu miktarını her iki grupta benzer şekilde azaltmıştır. Anahtar Kelimeler: Kalça protezi, traneksamik asit, kanama, kan transfüzyonu
Geriyatrik hastaların intertrokanterik kırıklarında eksternal fiksatör ile tedavi sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi
2001-2011 yılları arasında, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Turgut Özal Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda; yaşlı, cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan 49 hastaya unilateral (Orthofix) eksternal fiksatör uygulandı. Uygulamalarımız literatür bilgisi ile değerlendirildi. Altı ay içinde ölen sekiz hastamız ve kaynamama nedeni ile çalışma dışı bıraktığımızbir hastamız hariç, ortalama 15 ay (7-24) takibini yaptığımız 40 hastada; Foster kriterlerine göre anatomik olarak 21 hastada (%52,5) mükemmel, 16 hastada (%40) iyi, 2 hastada (%5) orta ve 1 hastada da (%2,5) kötü sonuç elde edildi.Fonksiyonel olarak da 21 hastada (%52,5) mükemmel, 18 hastada (%45) iyi, 1 hastada da (%2,5) orta sonuç elde edildi. Anatomik olarak 1 hastada kötü sonuç alınmasının nedeni; hastanın mevcut ameliyat riskleri nedeniyle operasyonunçok kısa süre içinde bitirilmeye çalışılması nedeniyle kırık redüksiyonuna çok dikkat edilememesidir.Hastaların mevcut tıbbi sorunları ve bu sorunlar nedeniyle cerrahi ve anestezi açısından yüksek risk taşıyan hastalarda, ameliyat süresinin çok kısa olması, kan kaybının yok denecek kadar az olması, ameliyat kapalı yapıldığı için kırık hematomunun boşaltılmaması nedeni ile biyolojik tespit olması,ameliyat sonrası cerrahi yara ağrısının az olması ve hastanede kalış süresinin kısa olması avantajlarındandır. Ayrıca hastaların erken dönemde hareket kabiliyetini kazanması nedeni ile bası yaraları, pulmoner ve ürinerkomplikasyonlar ve fiksatöre bağlı komplikasyonlar daha az görülmektedir. Bunlara ek olarak kaynama olduktan sonra fiksatörün çıkarılması veya mekanik bir yetmezlik durumunda fiksatörün yeniden düzenlenmesinde anestezi gerekmemesi ve uygulama sırasında lokal anestezi altında uygulanabilmesi deönemli avantajlarındandır. İntertrokanterik femur kırıklarının cerrahi tedavisinde eksternal fiksatör kullanımının seçilmiş olgularda etkili ve başarılı bir tedavialternatifi olabileceği düşünülmektedir.
Consumption of milk and dairy products amongst university students, relationship between calcium taken from milk and dairy products and anthropometric measurements
Özkorucuklu, Y.N. (2018). Consumption of Milk and Dairy Products amongst University Students, Relationship Between Calcium Taken from Milk and Dairy Products and Anthropometric Measurements. Yeditepe University Graduate School of Health Sciences, Department of Nutrition and Dietetics, Master Thesis, Istanbul. This research aims to determine the milk and dairy product consumption habits of university students, differences between consumption frequency and knowledge levels of groups according to being trained in nutrition or not, and the correlation between calcium intakes of these groups and their body mass index and waist-to-hip ratios. 200 3rd and 4th year students, mainly studying in departments of Nursing, Nutrition and Dietetics, Graphic Design and Architecture, were included in the sample. However, since number of male students in health related departments negatively affects the comparison of anthropometric measurements, they were left outside the study by being excluded from the statistical segment of the research. Study was conducted with female students only. Data was collected between the dates of 15 July and 15 August, using General Information Form and Food Frequency Form prepared by the researcher. Approval of the ethical board and verbal consent of participating students were taken in order to conduct the research. Analysis of data were done in SPSS 20.0 software and percentage distribution, chi-square test and T tests were used for the analysis. While 88 of participants were identified as having milk drinking habits, 52 people reported not drinking milk due to reasons such as disgust and nausea. While it is observed that not all of those who claimed knowing the amount of calcium in milk and dairy products can correctly identify these values; it was also seen that participant claiming knowledge of daily amount of calcium also failed to correctly report these values. When BMI and waist-to-hip raito values of participants were examined according to their departments; it was observed that number of those with a BMI higher than 25 kg/m2 is higher in helath-related departments than in non-health-related ones. When the correlation between daily calcium intake from milk and dairy products (those who consume it every day and at every meal was taken into account) and body mass index is examined; it was seen that majority of participants who consume less than 600 mg have BMI values higher than 25 kg/m2. Finally, it is shown that university students have the habit of milk and dairy product consumption and there is difference regarding this between individuals who have takent his education and those who have not. Adequate consumption of milk and dairy products is determined to be correlated with normal body mass index. Further research is needed and suggested to be done due to the existence of research with contrasting results on the subject. Keywords: Milk and dairy products, calcium, body mass index, waist-to-hip ratio, university students
Adölesan basketbol oyuncularında core stabilizasyon eğitiminin kalça ve diz kas kuvvetine etkisi
The purpose of our study was to investigate the effect of 8-week core stabilization trainingadded to the routine training program on adolescent basketball players on hip and kneemuscle strength. 26 adolescents in the study were included. The athletes were randomlydivided into two groups, which received core stabilization training (Young A) and the controlgroup (Young B) who continued the routine training program. After questioning demographicinformation, muscle strength of hip abductors and adductors, and knee flexors and extensorswere evaluated with isokinetic dynamometer. In addition to muscle strength, dynamic balanceperformance was evaluated with "Y Balance Test" and jump performance was evaluated withvertical and horizontal forward jump test. In addition to routine workouts, the young group Areceived core stabilization training, which lasted 45-60 minutes for 3 days a week for 8weeks, while the young group B continued their routine training only. After 8 weeks, thegroups were evaluated for the same parameters. As a result, it was observed that while bothgroups developed muscle strength and balance performance (p <0.05), the jump performancedid not change (p> 0.05). When the groups were compared among themselves, all parameterswere similar between the groups after treatment (p> 0.05). Core stabilization training added tothe routine training program was not superior to the routine training program in adolescentbasketball players. Studies with larger sample are needed.Keywords: Core Stability, İsokinetic Strength, Adolescent, Basketball Player, Balance
Prematüre doğumun gelişimsel kalça displazisi üzerine etkisi
Gelişimsel kalça displazisi (GKD), çocukluk çağının en sık görülen kas iskelet sistemi anomalisidir; eğer saptanamaz ve tedavisiz bırakılırsa, hastada kalıcı deformitelere ve artroza yol açabilir; ayrıca, iş gücü kaybına ve hastanın yaşam kalitesinin düşmesine neden olur. Tedavinin başarısını belirleyen en önemli etmen, tanının erken konmasıdır. Yaşamın ilk aylarında tedavi edilmesi durumunda sekelsiz iyileşmesi mümkün iken, geç kalınmış olgularda tedavide ciddi zorluklarla karşılaşılır ve sekeller kalır. Günümüzde GKD tanısında ve takibinde ultrasonografi en sık kullanılan radyolojik yöntem olup, erken dönemde fizik muayene ve konvansiyonel radyografi ile saptanamayan displaziler US ile saptanır hale gelmiştir. Anteroposterior radyografiler ise altı aydan büyük bebeklerde tanı için önceliklidir. Prematüre (Preterm) doğumların GKD üzerine etkisi tartışmalıdır. Erken doğumun GKD için bir risk faktörü olduğunu öne süren çalışmalar olsa da, etkisinin olmadığını öne süren çalışmalarda mevcuttur. Bizim çalışmamızdaki amaç 2021 ocak -2021 aralık tarihleri arasında ultrasounografi ile taradığımız bebeklerde prematüre doğumun gelişimsel kalça displazisi üzerine etkisini güncel literatürlerle karşılaştırarak bilime katkı sağlamaktı. Sonuç olarak; preterm doğumun Gelişimsel kalça displazisi açısından risk faktörü olmadığı görüldü.
Total kalça artroplastisinde kullanılan traneksamik asit uygulama yöntemlerinin kanama miktarı üzerindeki etkileri
Amaç: Total kalça artroplastisi ameliyatı ortopedik cerrahiler içerisinde yüksek başarı oranına sahip olmasına rağmen majör bir cerrahidir ve intraoperatif ve postoperatif kan kaybı miktarı neticesinde hipovolemi/anemi gelişebilen bir ameliyattır. Gelişebilen bu durumlar sonucunda da kan kaybı sebebiyle allojenik kan transfüzyonu (AKT) ihtiyacı meydana gelmektedir. Yapılan her kan transfüzyonu ise immün reaksiyon, enfeksiyon, morbidite ve mortalite artışı gibi komplikasyonları arttırabilmektedir. Traneksamik asit (TXA) ise kan kaybı ve bunun sonucunda ortaya çıkabilecek kan transfüzyonunu, antifibrinolitik etki göstererek azaltabilen bir ajandır. Bu çalışmamızdaki amacımız; traneksamik asidi farklı yöntemlerle uygulayarak olası kan kaybını ve transfüzyon ihtiyacını en etkili şekilde nasıl azaltılabileceği sorusunun cevabını bulmaktır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2019- Haziran 2023 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğine başvuran koksartroz tanısıyla primer tek taraflı sementsiz total kalça artroplastisi (TKA) yapılmış olan 164 Hasta (180 vaka; 16 hastanın diğer kalçası başka bir seansta opere edildi.) retrospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Çalışma evrenindeki hastalar eşit sayıda olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Traneksamik asit kullanımının kontrendike olduğu, Traneksamik asit alerjisi bulunan, kanama parametrelerinde anormallik olan ve ameliyat sonrası tromboembolik komplikasyonlar açısından en az 3 aylık takiplerine gelmeyen hastalar çalışmaya dahil edilmedi. Traneksamik asit; hastalara İntravenöz (İ.V.), Oral, Topikal uygulama yollarıyla uygulandı, kontrol grubu olan plasebo grubuna ise Traneksamik asit uygulanmadı. Tüm hasta gruplarına fasya altı negatif basınçlı hemovac dren uygulandı ve klemplendi. Hiçbir hasta grubunda transfüzyon ihtiyacını azaltmak için farklı bir yöntem veya farklı bir farmakolojik molekül uygulanmadı. Tüm hasta gruplarının preoperatif kan değerleri, intraoperatif kanama miktarları, postoperatif drenden gelen kan miktarları, postoperatif kan değerleri, kan transfüzyon ihtiyaçları, hastanede yatış süreleri ve oluşan tromboembolik komplikasyonları karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmadaki gruplar arasında preoperatif (p=0.276), postoperatif 15. gün (p=0.305) ve postoperatif 1. ay (p=0.296) hb değerleri arasında fark bulunmadı. Postoperatif 0. gün (p<0.05), 1. gün (p<0.05) ve 2. gün (p<0.05) hb değerleri arasında anlamlı farklılıklar bulundu. İntraoperatif kanama miktarları (p<0.05), Postoperatif 0. gün (p<0.05) ve 1. gün (p<0.05) drenden gelen kanama miktarları, drenden gelen toplam kanama miktarları (p<0.05) ve gruplar arası toplam kanama miktarları (p<0.05) arasında anlamlı farklıklar bulundu. Gruplar arası kan transfüzyon ihtiyacı (p=0.318), ortalama hastanede kalış süresi (p=0.162) ve tromboembolik komplikasyonlar (p=0.332) açısından anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: Tüm traneksamik asit uygulama yöntemlerinin intraoperatif kanamayı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azalttığı gözlenmiştir. Drenden gelen toplam kanama miktarları dikkate alındığında; hem oral hem de topikal Traneksamik asit uygulama yöntemi kontrol grubuna göre daha az kan kaybı sağladığı gözlenmiştir. Toplam kanama miktarları dikkate alındığında; tüm traneksamik asit uygulama yöntemlerinin kontrol grubuna göre anlamlı daha az kan kaybı sağladığı gözlemlendi. Ayrıca Oral traneksamik asit uygulama yönteminin intravenöz uygulama yöntemine göre daha az kan kaybı sağladığı gözlenmiştir. Grupların kan transfüzyon ihtiyacı, hastanede kalış süresi, tromboembolik komplikasyonlar açısından birbirlerine anlamlı üstünlüğü saptanmadı. Oral traneksamik asit uygulama yönteminin karşılaştırılan diğer gruplara göre toplam kanama miktarlarını daha etkin bir şekilde azaltması ve diğer gruplarla karşılaştırıldığında kan transfüzyonu ihtiyacı, hastanede kalış süresi ve tromboembolik komplikasyonları arttırmaması dikkate alındığında; yaptığımız çalışma oral traneksamik uygulama yönteminin etkili ve güvenli bir yöntem olduğunu göstermiştir. Ancak total kalça artroplastisinde traneksamik asit uygulama yolları hakkında net bir kanıya varmak için yeterli değildir ve geniş katılımlı prospektif karşılaştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Kan Kaybı, Kan Transfüzyonu, Total Kalça Artroplastisi, Traneksamik Asit, Traneksamik Asit Uygulama Yöntemleri
Gaziantep ilinde çalışan aile hekimlerinin yenidoğan tarama programları hakkında bilgi düzeyleri ve uygulamaları
Tanımlayıcı-kesitsel nitelikte bu çalışmada; aile hekimlerinin yenidoğan taramaları ile ilgili bilgi düzeyleri ve uygulamalarının saptanması amaçlandı. Aile hekimlerine ait demografik özelliklerin, yenidoğan tarama programı kapsamında muayene yapma durumunun ve yapılan muayenelerin, aile hekimlerine ve ailelere eğitim verilme ihtiyacının sorgulandığı anket formu 01 Kasım 2020 – 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Şahinbey, Şehitkamil ve Oğuzeli ilçesinde çalışan 462 aile hekimine (evrene ulaşım oranı %87) uygulandı, Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerle beraber Ki-kare, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanıldı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayenesi yapma oranı %77,1, gelişimsel kalça displazisi değerlendirme oranı %67,1 olarak saptandı. Aile hekimlerinin görme değerlendirme muayenesi yapma (%45) ve işitme değerlendirme muayenesi yapma oranları (%32,3) düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin yenidoğan kontrol muayene sayısı ortalaması 2,13 olarak saptandı. Kontrol muayenesi yapmama nedeni olarak en sık nedenler; pediatrist tarafından ilgili muayene yapıldığı için başvuru olmaması(%61,3), gelişimsel kalça displazisi değerlendirme için ilgili muayenenin ortopedist/radyoloji uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%70,3), görme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin göz hastalıkları uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%71,4), işitme muayenesi değerlendirme için ilgili muayenenin kulak burun boğaz uzmanı tarafından yapıldığı için değerlendirmeme(%64) olarak saptandı. Genel olarak tüm muayenelerde aile hekimlerinin bilgi düzeyleri düşük olarak saptandı. Aile hekimlerinin %89,4'ü ailelere tarama programı hakkında eğitim verilmesi gerektiğini belirtti. Sonuç olarak aile hekimleri tarafından yenidoğan tarama programı kapsamında yapılması gereken muayeneler yeterli oranda yapılmayıp, uzman hekim muayeneleri tercih edilmektedir. Tarama programı hakkında bilgi eksikliğinden dolayı aile hekimlerine eğitim verilmesi gerekmektedir.
Kalça protezi yapılan olgularda sarkopeni ve sarkopeninin protez komplikasyonlarına etkisi
Sarkopeni, düşme, kırık, fiziksel maluliyet ve ölüm olmak üzere olumsuz sağlık sorunları ihtimalini artıran, ilerleyici ve yaygın bir kas hastalığıdır. Sarkopeni temelinde düşük kas kütlesi ve düşük kas kuvvetinin etkin olduğu kas yetersizliği hastalığı olarak bilinmektedir. Güncel literatüre göre 60. ve 70. yaşta sarkopeni prevalansı sırasıyla %5,%13'tür. Bu prevalans 80 yaş ve üzeri kişilerde %11-%50'ye kadar artış gösterir. EWGSOP2 (''The European Working Group on Sarcopenia in Older People'') kas kütlesi ölçümü için Bilgisayarlı Tomografi (BT), Ultrasonografi (US), Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), Dual Enerji X Işını Absorpsiyometri (DEXA), Biyoelektrik İmpedans Analizi (BİA) olmak üzere dört yöntem önermiştir. Dejeneratif eklem hastalığı olarak adlandırılan osteoartrit (OA), ABD'de en yaygın görülen eklem hastalığıdır. Koksartroz kalça ekleminin osteoartritine verilen isimdir. Total kalça protezi koksartrozun cerrahi tedavilerinin başında gelmektedir. Bu çalışmadaki amacımız total kalça protezi olan hastalarda BT ile psoas kası ile paravertebral kasın sarkopeni açısından değerlendirilmesi ve sarkopenin protez komplikasyonlarına etkisini araştırmaktır. MATERYAL METOD Çalışma Atatürk Eğitim ve Araştırma hastanesinde 01.03.2013 – 01.08.2018 tarihleri arasında çekilen pelvise yönelik bilgisayarlı tomografilerin retrospektif olarak incelenmesi ile yapılmış olup çalışmaya 103'ü erkek 124'ü kadın olmak üzere toplam 227 olgunun kalça BT görüntüleri dahil edilmiştir. 227 olgunun 118'i kalça protezi olmayan normal popülasyonu, 109'u ise kalça protezi olan çalışma grubunu oluşturmaktadır. Hastaların protez olan tarafından bağımsız olarak bilateral paravertebral ve psoas kaslarının alanı ve yazılımsal olarak seçilen alanın dansitesi hesaplanarak kaydedildi. Ayrıca her hastada protezin son hali normal veya olası komplikasyonları belirtildi. Görüntüler değerlendirilirken daha önceki kabul görmüş çalışmalarla uyumlu olarak L3 veya L4 vertebra seviyesinde paravertebral ve psoas kas sınırları çizilerek maksimum alan ölçümü yapıldı. Protez komplikasyonları varsa kaydedildi. BULGULAR Taraf farketmeksizin kalça protezi olan hastalar ile normal grup karşılaştırıldığında bilateral paravertebral kas alanlarında anlamlı farklılık olmamasına rağmen kas dansitesinde azalma mevcuttu. Sağ kalça protezi olan hastalarda sağ psoas kası alan ve dansitesinde normal grup ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma mevcuttu. Sol kalça protezi olan hastalarda sol psoas kası alan ve dansitesinde normal grup ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma mevcuttu. Sağ kalça protezi olan hastaların içerisinde protez komplikasyonu olan ve protezi sağlam olan hastalar karşılaştırıldığında sağ psoas kası alanında anlamlı farklılık olmamasına karşın psoas kas dansitesinde komplikasyon gelişen hastalarda azalma mevcuttu. Sol kalça protezi olan hastaların içerisinde protez komplikasyonu olan ve protezi sağlam olan hastalar karşılaştırıldığında sağ psoas kası alanında anlamlı farklılık olmamasına karşın psoas kas dansitesinde komplikasyon gelişen hastalarda azalma mevcuttu. SONUÇ Bu sonuçlara dayanarak protezi olan hastalarda sarkopeni prevalansının normal popülasyona oranla daha fazla olduğunu ve gelişen sarkopeninin protez komplikasyonlarını artıran sebeplerden bir tanesi olabileceğini düşünmekteyiz.
Femur başı osteonekrozunda, kombine uygulanan kor dekompresyon - kemik iliği kök hücre implantasyonu ve medikal tedavinin klinik sonuçları
Femur başı osteonekrozunda, kombine uygulanan kor dekompresyon - kemik iliği kök hücre implantasyonu ve medikal tedavinin klinik sonuçları Amaç: Femur başı osteonekrozu tanısıyla başvuran; medikal tedavi birlikteliğinde kombine kor dekompresyon + kemik iliği kök hücre implantasyon tedavileri uygulanan hastaların sonuçlarının incelenmesi. Gereç ve Yöntem: 2018-2021 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim - Araştırma Hastanesi ve Ankara şehir hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı polikliniğine femur başı osteonekroz tanısıyla başvuran ve kombine dekompresyon+kemik iliği kök hücre implantasyon tedavileri uygulanan 26 hastanın 29 kalça eklemi incelendi. Evreleme sistemi olarak Steinberg ve Ficat-Arlet sınıflandırma sistemleri kullanıldı. Klinik değerlendirmeleri; Harris Kalça Skoru (HHS), Kalça fonsiyon ve osteoartrit skoru (HOOS), VAS skorlama sistemleri tarafından yapıldı. Başarısızlık ölçütleri olarak takip sırasında düz radyografilerde yeni bir kollaps alanı oluşumu, 2 mm den fazla çökmede artış, progresif osteoartrit gelişimi, MRG'de Kerboul açısında artış , Harris kalça skorunda kötüleşme kullanıldı. Artroplasti endikasyonu oluşan ve protez uygulanan hastalarda çalışma sonlandırıldı ve bu hastalar başarısız kabul edildi. Bulgular: Hastaların 8'si kadın, 15'İ erkek, ortalama yaşı 39.2 (27-64 yıl) idi. 1 (% 3.4)'i Evre 1, 26 (% 89.6)'sı Evre 2, 2 (% 6.8)'si Evre 3 olarak tespit edildi. Klinikte Hastalar, BMAC + kor dekompresyon uygulandıktan sonra ortalama 19 ay (12-40 ay) takip edildi. Takipte olan 29 kalça ekleminin 5 (3'ü Evre 2, 2'si Evre 3)'inde ortalama 10 ay sonrasında, kor dekompresyon+BMAC tedavisine rağmen kalçalarında ileri derecede artroz gelişmesi üzerine bu kalçalara total kalça artroplastisi uygulandı. Hastalarda operasyon öncesi ortalama Harris kalça skoru 54.1, görsel analog skala (VAS) 5.96, Kalça fonsiyon ve osteoartrit skoru (HOOS) 54.8 iken takip sonunda ortalama Harris kalça skoru 74.7, görsel analog skala (VAS) 2.75, Kalça fonsiyon ve osteoartrit skoru (HOOS) 82.1 olduğu tespit edildi. (p<0,001). Sonuç: Kor dekompresyon+BMAC kombine kullanımı, femur başı osteonekrozunda literatür tarafından sıklıkla üzerinde çalışılan ve gelecek vaat eden bir uygulamadır. Bu uygulamaya eklenecek medikal tedavinin, sonuçları olumlu yönde etkileyeceğini düşünmekteyiz. Anahtar Sözcükler: Femur başı osteonekrozu, kor dekompresyon + BMAC, kemik iliği kök hücre implantasyon, fonksiyonel sonuçlar
Intertrokanterik femur kırıklarının pertrokanterik fiksatör ile tedavi sonuçlarımız
Biz bu çalışmamızda; intertrokanterik femur kırığı nedeniyle 2007 ve 2013 yılları arasında ameliyat edilen, son Biz bu çalışmamızda; intertrokanterik femur kırığı nedeniyle 2007 ve 2013 yılları arasında ameliyat edilen, son kontrollerini yapabildiğimiz 16 olgunun değerlendirmesini yaptık. Çalışma kapsamına alınan hastaların 10'u (%62,5) bay, 6'sı (%37,5) bayan idi. hastalar 37 ve 93 yaş aralığında idi. 2 hasta (%12,5) tarafk kazası, 14 hasta (%87,5) basit düşme sonucu acil servisimize başvurdu. 9 hastanın (%56,25) sol, 7 hastanın (%43,75) sağ intertroaknterik femur kırığı vardı. Pertrokanterik fiksatör yaptığımız 16 hastamızdan 1'i eksternal fiksatörü çıkarıldıktan 7 ay sonra ve diğeri 9. ayda mevcut medikal durumlarından dolayı öldüğü anlaşıldı. Takip süremiz ortalama 11,5 aydı (7-24 ay). Fonksiyonel ve anatomik değerlendirme Foster Kıriterlerine göre yapıldı. Fonksiyonel sonuç 10 hastamızda(%62,5) mükemmel,4 hastamızda (%25) iyi, 1 hastamızda (%6,25) orta ve 1 hastamızda (%6,25) kötü olarak tespit edildi. Anatomik sonuç 7 hastamızda(%43,75) mükemmel, 7 hastamızda (%43,75) iyi, 1 hastamızda (%6,25) orta ve 1 hastamızda (%6,25) kötü olarak tespit edildi. Bulgularımıza göre pertrokanterik fiksatör uygulama kolaylığı ve başarı oranı açısından uyğun hastalarda güvenilir bir tedavi seçeneğidir. Anahtar Kelimeler: Intertrokanterik Femur kırığı, Pertrokanterik Fiksatör, Foster Kriterleri.
Doğuştan kalça çıkığı olan çocuklarda salter operasyonuna bağlı postoperatif ağrının kontrolünde üç farklı kaudal morfin dozunun karşılaştırılması
Postoperatif ağrı, cerrahi olgularda morbiditeyi etkileyen önemli problemlerdendir. Tek doz kaudal blok uygulaması çocuklarda güvenli, kolay uygulanabilir olması nedeniyle tercih edilen bir yöntemdir. Kaudal morfin uzun etki süresiyle önemli bir avantaja sahiptir. Fakat kaudal morfin uygulamasında, bulantı, kusma, idrar retansiyonu, kaşıntı, sedasyon ve solunum depresyonu gibi yan etkiler görülmektedir ve bunların birçoğu doza bağımlıdır. Çalışmamızdaki amaç, yeterli analjeziyi sağlayacak en düşük morfin dozunu bularak, solunum depresyonu gibi hasta hayatını; bulantı-kusma, gibi hasta konforunu tehdit eden yan etkileri en aza indirmektir. Bu çift kör randomize prospektif çalışmaya, Gaziantep Üniversitesi'nde DKÇ için Salter operasyonu planlanan 1-9 yaşlarında ASA sınıflaması I-II olan 60 çocuk dahil edildi. Hiçbir hastaya premedikasyon uygulanmadı. Hastalar rastgele 15, 20 veya 25 µg.kg. kaudal morfin verilmek üzere üç eşit gruba ayrıldı (G15, G20 ve G25). Kaudal enjeksiyonlar genel anestezi altında operasyon başlamadan uygulandı. Total volumü 0,75 ml.kg olacak şekilde %0.25 bupivakain ve grubuna göre 15, 20 veya 25 µg.kg-1 morfin içeren solüsyon kaudal olarak enjekte edildi. İlk analjezik gereksinim zamanları kaydedildi. İlk 24 saatte analjezik ihtiyacı olan olgu sayısı Grup 15'de 4(%20), grup 20'de 3(%15) ve Grup 25'de 2(%10) olarak belirlendi. Gruplar arasındaki analjezik ihtiyacı olan hasta sayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (P>0,05). Grup 15'de 1(%5), Grup 20'de 2(%10) ve Grup 25'de 8 (%40) olguda bulantı-kusma gözlendi. Grup15 ile G25 arasındaki fark istatistiksel olarak