Plasma

62 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

SAPD hastalarında plazma ve diyalizat NtproBNP düzeyleri ve klinik önemi

GİRİŞBrain Natrüretik peptid(BNP) ve N-TerminalproBrain Natriüretik Peptid(NTproBNP) aynı molekülün alt parçaları olup kana eşit molar konsantrasyondasalınırlar. Her iki molekül de kalp hastalıklarının tanısında ve hastaların risk durumununbelirlenmesinde kulanılırlar.AMAÇBu çalışma, öncelikli olarak, PD hastalarında, plazma ve diyalizat NTproBNPilişkisini, ikincil olarak da palzma ve diyalizat NTproBNP konsantrasyonlarınınhastaların klinik ve laboratuar verileriyle ilişkisini araştırmak amacıyla düzenlendi.YÖNTEMTurgut Özal Tıp Merkezi Nefroloji kliniğinde takip edilen 44 periton diyalizhastasından (19 erkek 25 kadın ) eşzamanlı olarak alınan plazma ve diyalizatörneklerinde NTproBNP tayini yapıldı. Diğer klinik ve laboratuar veriler hastadosyalarından alındı. Veriler standart istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi.BULGULARBütün plazma ve diyalizat örneklerinde NTproBNP tespit edilebildi. Medianplazma NTproBNP 3327, diyalizat NTproBNP 510 ve plazma/diyalizat (P/D)NTproBNP oranı ortalama 5.5±0.5 olarak bulundu. Deneklerdeki P/D oranları sabitdeğildi; her ölçümde farklı bulundu. Log10plazma ve Log10diyalizat NTproBNPdüzeyleri arasında yüksek düzeyde korelasyon tespit edildi (r = 0,928, p=0001, R2 =0,861). Plazma NTproBNP düzeyi 300 pg/mL'den düşük olan hasta oranı %6,8, 2000- 28 -pg/mL'den büyük olan hasta oranı %64 idi. Median plazma ve diyalizat NTproBNPdüzeyleri membran geçirgenliğine göre, büyükten küçüğe doğru şu şekilde idi: Yüksekgeçirgen (YG)>yüksek orta geçirgen (YOG)>düşük orta geçirgen (DOG). YG ve DOGgurupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Log10plazmaNTproBNP veLog10diyalizat NTproBNP düzeyleri ile ortalama arter basıncı, serum sodyum vealbümin arasındaki korelasyon katsayılarıve istatistiksel önemlilik düzeyleri benzerdi.SONUÇDiyalizat NTproBNP, kendi plazma eşdeğerinin sağladığı yararların tamamınısağlama potansiyeline sahiptir. Yüksek geçirgenliğe sahip membran yapısındakihastalarda NTproBNPkonsantrasyonu daha yüksek bulunmuştur; bu bulgu, peritondiyaliz hastalarında alt guruplardaki risk durumunu belirlemede faydalı olabilir.

Böbrek hastalıklarıDiyalizNatriüretik ajanlar+3
Süleyman Köz
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Metal malzeme yapıştırma bağlarında atmosferik basınçlı plazma uygulaması etkinliğinin araştırılması

Atmosferik basınçlı plazma (ABP) yöntemi, hızlı ve stabil şekilde malzeme yüzeylerine uygulanabildiğinden ve vakum altında yapılan plazma uygulamalarına göre çok sayıda avantaja sahip olduğundan dolayı günümüzde birçok alanda ön plana çıkmaya başlamıştır. ABP ile malzemelerin yüzey enerjilerinin, yapışma davranışlarının ve yüzey mekanik özelliklerinin iyileştirilmesi mümkündür. Bu bağlamda, metal malzemelerin yapıştırılması işleminde daha detaylı araştırmalar yapılarak süreç parametrelerinin ortaya konulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde ABP uygulamasının, galvaniz kaplamalı çelikler (H300LAD) ile kaplamasız çeliklerin (H300LA) yapıştırma bağlarının dayanımları üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Deney parametreleri olarak iki farklı malzeme (H300LAD ve H300LA), iki farklı yapıştırıcı (Marocol 18576 ve Erde G-Force) ve üç farklı plazma uygulama hızı (5 mm/s, 10 mm/s ve 15 mm/s) belirlenmiştir. Sonuçlar, ABP uygulamasının belirtilen malzemelerin yapıştırma işleminde iyileşmeler sağladığını göstermektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise ABP uygulanan metal yüzeylerin yaşlanma davranışı ve yüzeyin işlem görmemiş haline geri dönüşünü geciktirebilecek ortam koşulları araştırılmıştır. Deney parametreleri olarak iki farklı plazma uygulaması (soğuk ve sıcak) ve üç farklı plazma tekrar sayısı (1, 2 ve 3 kez) belirlenirken plazma işlemi uygulanan yüzeylerin ilk haline geri dönüşünü geciktirebilecek ortam koşulları olarak ise hava ve su (1, 10 ve 60 dakika) gibi iki farklı bekletme ortamı seçilmiştir. Ayrıca sıcaklığın yaşlanma süresine olan etkileri de iki farklı sıcaklık değeri (-20°C ve 30°C) için incelenmiştir. Sonuçlar, yüzey yaşlanmasının numunelerin bekletildiği ortam ve sıcaklıktan büyük ölçüde etkilendiğini göstermektedir.

GalvanizlemeIslanabilirlikKararlılık+3
Öyküm Kanbir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Warfarin kullanan hastalarda taze donmuş plazma ve protrombin kompleks konsantresi'nin maliyet, mortalite ve morbidite üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Varfarin kullanan hastalar çoğu zaman acil servise kanama şikayeti ile başvurmaktadır. Varfarin birçok hastalık tedavisi ve profilaksisinde kullanılmaktadır. Düşük değerlerde tromboz, yüksek değerlerde ise kanama riski artmaktadır. Varfarin doz aşımına bağlı kanamalı olgularda kullanılan taze donmuş plazma (TDP) veya Protrombin kompleks konsantresi (PCC)'nin maliyet, morbidite ve mortalite oranlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamız 01.01.2015 – 31.12.2017 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi acil servisine başvuran Uluslararası Normalleştirilmiş Oran (INR) değeri varfarine bağlı yükselmiş 309 hastayla retrospektif olarak yapılmıştır. Hastalara uygulanan TDP veya PCC tedavileri incelenip, sonuçlanma şekilleri, maliyet etkinlik durumları, morbidite ve mortalite oranları karşılaştırılmıştır. Bulgular: Acil servise başvuran ve çalışma kriterlerini karşılayan hastaların yaş ortalaması 68±14,48'dir. Hastaların %71,5'inin acilden taburcu edildiği, %8,4'sının yoğun bakım ünitesine yattığı belirlenmiştir. Yatış süresine bakıldığında hastaların %20,4'ü 3 günden fazla yatarak tedavi görmüştür. Tüm hastaların acil servise başvurusunda %38,5'inin major kanama görülen , %33'ünün de kanama görülmeyen varfarin over doz olduğu saptanmıştır. Major kanamalı hastaların çoğunda (%76,5) INR değeri beklenildiği gibi terapötik değerin üzerinde bulunmuştur ve etiyolojide en sık neden üst gastrointestinal sistem (GİS) kanamalarıdır (%61.34). Tüm hastaların %89,3'üne TDP, %10,7'sine PCC verildiği tespit edilmiştir. PCC verilen hastalarda INR değeri düşüş ortalaması 6,64±5,62, TDP verilenlerde ise bu değer 4,16±4,29 bulunmuştur. Tüm hastalarda TDP kullanım miktarı 736 adet ve maliyeti 55.936 TL'dir. Toplamda PCC kullanımı 82 adet ve maliyeti 40.590 TL'dir. Sonuç: Varfarin over doz hastalarının çoğu acil servisten taburcu edilmektedir. Major kanamaların etiyolojisinde çoğunlukla GİS kanaması mevcuttur. INR değeri düşüşü PCC kullanılanlarda TDP kullananlara göre daha fazladır, dolayısıyla PCC etkinliği TDP'ye göre daha üstündür. Maliyet açısından karşılaştırıldığında, TDP kullanılanların sayısının PCC kullanılan hastalara göre yaklaşık 9 kat fazla olmasına rağmen toplamda harcanan miktarın daha az olduğu görülmektedir. Her iki grupta mortalite oranları benzerdir. ANAHTAR KELİMELER: Varfarin, INR, TDP, PCC

MaliyetMorbiditeMortalite+3
Halil İsa Çelik
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Lazer-plazma etkileşme mekanizmalarının incelenmesi

oz YÜKSEK LİSANS TEZİ LAZER-PLAZMA ETKİLEŞME MEKANİZMALARININ İNCELENMESİ O. Murat OZKENDIR ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ FİZİK ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Yüksel UFUKTEPE Yıl: 2000, Sayfa: 91 Jüri: Prof. Dr. Yüksel UFUKTEPE : Doç. Dr. Metin ÖZDEMİR : Y. Doç. Dr. Zerrin ESMERLİGİL Gelecekteki hızlandırıcı teknolojisinde, plazmaların önemli uygulamaları olacaktır. Bunun bir uygulaması olarak lazer sürücülü füzyon, büyük bir bilimsel ilgiye sahiptir. Plazmanın elektron demetleriyle uyarılması uzun yıllardan beri plazma fizikçilerinin çalıştığı bir konudur. Lazer-plazma etkileşmeleri ile ilgili olarak geçtiğimiz yıllarda çok sayıda teorik ve deneysel çalışma yapılmıştır. İvmelendirme mekanizması bilgisayar simulasyonları ile kolayca gözlenebilmektedir. Bu çalışmada, soğuk demet ile soğuk plazma etkileşmesi bir boyutlu elektrostatik süreç içinde çalışılmıştır. İvmelendirme mekanizması, bilgisayar simulasyonuyla belirlenmiş, ayrıca ivmelendirme parametreleri hesaplanmıştır. Hesaplanan sonuçlar, bilgisayar simulasyonu ile uyum içindedir. Anahtar Kelimeler: Plazma, Parçacık Hızlandırması, Uyanma Alanı, Bilgisayar Simıulasyonu

Bilgisayar destekli benzetimLazerlerPlazma
O. Murat Özkendir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2000
00
Master'sOpen AccessTR

Fibromiyalji sendromlu kadın hastalarda plazma ürotensin ıı seviyesi ve tiyol / disülfid homeostazisi

Fibromiyalji sendromu (FMS) etyolojisi tam olarak belli olmayan kas ağrıları, baş ağrısı, yorgunluk, ödem, uyku düzensizlikleri ile karakterize kronik kas ve iskelet sistem hastalığıdır. Ürotensin II (U-II), bilinen en güçlü vazokonstriktör ajan olup peptid yapısındadır. Birçok akut ve kronik hastalığın patofiyoljisinde rol oynar. Li ve ark. 2017 yılında ratlarda yapmış olduğu çalışmada spesifik U-II antagonistlerinin JNK / NF-κB yolunu baskılayarak nöropatik ağrıyı önlediğini göstermiştir. Literatüre bakıldığında ise FMS ve U-II ilişkisi üzerine henüz bir çalışma bulunmamaktadır. FMS etyopatogenezinde oksidatif stresin rolü tartışmalıdır. Tiyol-disülfit dönüşümü metabolizmada antioksidan/oksidan dengesinin çok hassas bir göstergesidir. Dinamik tiyol/disülfid homeostazis ölçümü Erel ve Neselioğlu tarafından 2014 yılında geliştirilen yeni otomatize yöntem ile kolaylaşmıştır. Bizim çalışmamızda FMS etyopatogenezinin aydınlatılmasına katkıda bulunmak için plazma U-II seviyesi ve tiyol/disülfid homeostazisin incelenmesi amaçlanmıştır. Amacımız doğrultusunda çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikiniğinde yeni tanı almış ve henüz ilaç tedavisi başlanmamış 42 FMS'li kadın hasta ile yaş ve cinsiyet uyumlu 42 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Her hasta bireye fibromyalji etki anketi, hamilton depresyon ve anksiyete ölçeği uygulanmıştır. U-II seviyesi ELISA yöntemi ve tiyol/disülfid homeostazis parametreleri yeni geliştirilen spektrofotometrik yöntem ile otoanalizörde ölçülmüştür. Çalışmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 24.0 paket programı ile yapılmıştır. Çalışmamızda FMS'li hastalarda U-II ve disülfid seviyeleri ile disülfid/native tiyol ve disülfid/total tiyol oranlarını sağlıklı kontrollere göre yüksek, total tiyol ve native tiyol seviyeleri ile native tiyol/total tiyol oranı ise daha düşük bulduk fakat istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuç olarak çalışma bulgularımız göstermişdir ki; U-II'nin FMS etyopatogenezinde yeri olup olmadığını tam olarak anlamak için özellikle santral teorileri baz alan geniş çaplı insan çalışmalarına ve yeni hayvan deneylerine ihtiyaç vardır. Ayrıca çalışmamızda FMS'li hastalarda oksidatif yöne eğilimli bir durum saptanmış olup ancak anlamlı düzeyde olmayan bu yüksekliğin etyolojide primer rol oynayan etkenlerden biri olduğunu söylemek için erken olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: Fibromyalji sendromu, Ürotensin II, Tiyol /Disülfid Homeostazisi.

DisülfitlerFibromiyaljiKadınlar+3
Maıs Alharırı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Akut immun trombositopenili çocuklarda plazma tiyol/disülfit düzeylerinin araştırılması

Oksidatif stres, immün trombositopeninin (İTP) patogenezinde rol oynayabilir, ancak dinamik tiyol / disülfit homeostazının rolü henüz araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı akut İTP'li çocuklarda tiyol/disülfit homeostazında bir değişiklik olup olmadığını değerlendirmektir. Bu çalışmaya yaş ve cinsiyetlerine göre ayrılan toplam akut İTP'li 40 çocuk ve sağlıklı 50 çocuk dahil edildi. Serum total tiyol ve doğal tiyol seviyeleri yeni bir otomatik spektrofotometrik yöntemle ölçüldü. Dinamik disülfit bağları ve ilgili oranlar bu değerlerden hesaplanmıştır. Hasta grubunun ortalama total tiyol ve doğal tiyol seviyeleri, kontrol düzeylerinden anlamlı derecede düşük bulundu (P<0.01). Bununla birlikte, 1 g/kg/gün ile intravenöz immünoglobulin (İVİG) tedavisi bu azalmaları önledi. İTP hastalarında hafif derecede disülfit seviyesi anlamlı olmayan bir şekilde azalmakla birlikte, İVİG tedavisinden sonra iyileşti. Disülfit / total tiyol, disülfit / doğal tiyol ve gruplar arasında doğal tiyol / total tiyol oranlarında belirgin değişiklikler saptanmadı. Bu sonuçlar, tiyol / disülfit homeostazının, İTP patogenezinde rol oynadığını gösteren ilk örnektir ve İVİG tedavisi, çocuklarda tiyol düzeylerindeki azalmayı önleyebilir. Anahtar sözcükler: İmmün trombositopeni, çocukluk çağı, tiyol, disülfit, oksidatif stres

DisülfitlerOksidatif stresPlazma+4
Husam Beyazıt
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sakız ırkı kuzularda tek ve çoklu doğumlarda plazma laktat düzeyleri

Laktat, hücresel enerji için önemli bir metabolik yakıttır. Laktat üretimi doku hipoperfüzyonu veya hipoksi sırasında ve asidozun azaltılmasında devam eden hücresel enerjiyi sağlamak için koruyucu bir cevaptır. Hiperlaktemi hastalığın ciddiyeti ile sıkı ilişkilidir. Ayrıca insan hekimliğinde ve son yıllarda da veteriner hekimlikte bir biyomarker olarak kullanımı artmıştır. Bu çalışmada tek, ikiz, üçüz ve beşiz doğan sakız ırkı kuzularda plazma laktat düzeyi ve bunun sağkalım ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Aydın Büyükşehir Belediyesi Sakız Koyunu Üretim Çiftliği'ndeki gebe sakız ırkı koyunların doğumları takip edilmiş olup tek, ikiz, üçüz ve beşiz yavrulardan kolostrum emmeden doğumdan sonra ilk 15 dakika içerisinde kan örnekleri alınmıştır. Her grupta 12 örnek sayısına ulaşılınca örnek alımı sonlandırılmıştır. Alınan kan örneklerinden plazma laktat düzeyi EUROLYSER Solo cihazı ile bekletilmeden ölçülmüştür. Diğer rutin biyokimyasal analizler için örnekler -20oC'de dondurulmuş ve otoanalizörde glikoz, total protein, albümin, üre, kreatinin, kolesterol, trigliserid, AST ve ALT analizleri ticari test kitleri ile çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar istatistiki olarak değerlendirilmiştir. Bu sonuçlara göre plazma laktat, total protein, albümin ve trigliserid düzeylerinde gruplar arası anlamlı farklılılar belirlenirken, glikoz, BUN, üre kreatinin, AST, ALT ve kolesterol düzeylerinde gruplar arasında istatistiki anlamda önemli bir farka rastlanmamıştır. Bu çalışmada elde edilen bulgular değerlendirildiğinde laktat düzeyleri tek, ikiz, üçüz ve beşiz doğumlarda yüksek tespit edilmiştir. Yüksek laktat düzeyinin çok yavrulu doğumlardaki (üçüz, beşiz) kuzularda daha belirgin olduğu görülmüştür. Laktat düzeyleri acil veteriner klinikte mortalitenin önemli bir belirtecidir ve sağkalım ile laktat konsantrasyonu arasında negatif bir korelasyon bulunmaktadır. Bu çalışmada çoklu doğumlarda yavru sayısının artması ile kuzu ölümleri arasında ilişki olduğu düşünülerek, laktat ölçümü ile monitörizasyonun kuzu sağ kalımını belirlemede anlamlı olacağı kanısına varılmıştır. Anahtar kelimeler: Koyun, laktat, multipl doğum.

DoğumKoyunlarKuzular+3
Murathan Tan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda plazma laktat ölçümünde kolorimetrik yöntem ile hasta başı test cihazının karşılaştırılması

Laktat düzeyi sistemik inflamatorik durumlarda hastalığın ciddiyeti ve mortalite ile doğrudan ilişkili bir parametredir. Bu çalışmada hızlı sonuç veren ve kullanımı oldukça kolay olan hasta başı test cihazı ile standart bir yöntem olan kolorimetrik metot karşılaştırılarak yeni geliştirilen cihazın koyunlarda plazma laktat konsantrasyonun güvenilir şekilde ölçülebilirliğini test etmektir. Bu amaçla 54 tane Sakız ırkı koyunun (30 erkek 24 dişi) laktat konsantrasyonu kolorimetrik yönteme dayalı ölçüm yapan test cihazı ve referans metot olarak değerlendirilen ELISA cihazı ile karşılaştırıldı. Her iki cihazla ölçülen laktat konsantrasyonları Shapiro-Wilk normalite testi, Pearson korelasyon testi, Paired t testi, Passing-Bablok regresyon ve Bland-Altman analizleri kullanılarak karşılaştırıldı. Yapılan tanımlayıcı istatistik sonucu cihazda 5,47 mmol/L ELISA cihazında ise 3,52 mmol/Lortalama değerler elde edildi. İki yöntemin değerlendirilmesinde Pearson korelasyon analizi sonucu hesaplandı. Yüksek bir korelasyon (0,626) olduğu sonucuna ulaşıldı. İki yöntem arasındaki farkın belirlenmesinde Paired t testi uygulandı. Paired t testi analiz sonucunda önemlilik belirlendi ve t değeri -8,29 sonucuna ulaşıldı. Passing-Bablok regresyon analizinde denklem Eurolyser mmol/L= -4,75+2,58 Colorimetrik mmol/L şeklinde oluşturuldu. Passing-Bablok analizi sonucu %95 güven aralığı kesin ve eğim değerlerinde 0 (sıfır) ve 1 (bir) değerlerini kapsamadığı için sistematik ve orantısal bir yanlılık olduğu sonucuna ulaşıldı. Blant-Altman analizine göre ortalama laktat konsantrasyonu farkının 1,04 mmol/l, değerlerin %96'sının (52/54) uyum sınırları içinde olması nedeniyle iki metot arasında uyumun iyi olduğu sonucuna varıldı. Sonuç olarak, bu çalışmanın verilerine dayanarak Eurolyser Solo cihazının Sakız ırkı koyunlarda laktat konsantrasyonu değerlendirmesinde kullanılabileceği söylenebilir.

KolorimetriKoyunlarLaktatlar+2
Harun Kahraman
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan ince barsak iskemi/reperfüzyon hasarında ileum ve akciğer dokusunda görülen damar dışına protein kaçışının, kanabinoid 2 reseptör agonisti (am-1241) ile kontrolü

?skemi/Reperfüzyon (?/R) hasarı modelinde, kılcal damarlardan dokuya protein kaçı?ının inflamatuar süreçlerin bir payda?ı olduğu çe?itli çalı?malarla gösterilmi?tir. Evans mavisi doku proteinlerine yüksek derecede bağlanma eğilimigösterir. Kılcal damarlardan doku sıvısına proteinler geçerken evans mavisine bağlanarak dokularda protein birikmesine neden olur. Bu dokulardaki evans mavisi spektrofotometre ile ölçülerek ne kadar protein kaçı?ının olduğunu kanıtlamak mümkündür. Ara?tırmamızda; sıçanlarda barsak iskemi ve reperfüzyon modeli oluturuldu. Kanabinoid 2 reseptör agonisti (AM-1241), iskemi ve reperfüzyon oluturmadan hemen önce abdominal venden verildi. Sonrasında evans mavisi iv infusion olarak uygulandı. Barsak iskemi ve reperfüzyon modelinde akciğer ve ileum dokusunda evans mavisi ölçüldü. Gruplar kendi arasında kar?ılatırıldı. am- kontrol ile /R arasında anlamlı fark olu?tu (P<0.01). ?/R ile ?/R+CB2 Agonisti arasında da (P<0.05) anlamlı fark olumutur. ?am-kontrol ile ?/R+CB2 Agonisti arasında ise önemli fark görülmedi (P>0.05). Sonuç olarak; kanabinoid 2 resptör agonistinin, hem ileum dokusunda ve hem de uzak organda (akciğer) kılcal damarlardan dokuya protein kaçıını engellediği ve dolayısıyla ileum ?/R hasarında antiinflamatuar etki gösterdiği görülmütür. Anahtar kelimeler: Kanabinoid, ?skemi ve reperfüzyon, Evans mavisi, Plazma protein kaçı?ı.

KanabinoidlerPlazmaProteinler+3
Mustafa Hancı
Düzce University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde kan ve kan bileşenlerinin kliniklere göre kullanımlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Düzce Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde Kan ve Kan Bileşenlerinin kliniklere göre kullanımının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Ocak 2016- Aralık 2016 yılları arasında yataklı servis hizmeti veren kliniklerde kan bileşeni alan hastaların verileri toplanmıştır. Kan ve Kan bileşenlerinin en fazla %55.8 oranıyla 65 yaş ve üzeri gruptaki hastalara kullanıldığı saptanmıştır.Klinikler tarafından en çok tercih edilen kan ürününün eritrosit süspansiyonu olduğu görülmüştür.Eritrosit Süspansiyonu, trombosit süspansiyonu ve kriyopresipitatın en çok dahili klinikler; tam kan ve taze donmuş plazmanın ise en çok cerrahi klinikler tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir.Tam kan kullanımının ise hastanemizde son derece az olduğu saptanmıştır.(%0.55)

EritrositlerKanKan bileşenlerini ayırma+4
Pervin Küçüktaş
Düzce University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prematüre bebeklerde nekrotizan enterokolit ile plazma VEGF ve diğer sitokinlerin düzeyi arasındaki ilişki

Bu çalışmada nekrotizan enterokolit (NEK) tablosunun demografik ve klinik özellikleriyle serolojik belirteçlerini inceleyerek daha iyi anlaşılması amaçlandı. Bu çalışmada 1.2.2016 ile 1.2.2017 tarihleri arasında 32 hafta ve altında doğan, Fırat Üniversitesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde yatan 42 olgu prospektif olarak değerlendirildi. Olguların 24'ü NEK grubunda, 18'i kontrol grubunda yer aldı. Olguların postnatal 1, 7,14 ve 28. günlerinde rutin alınan kan örneklerinden 0.5 cc kan ayrılıp, santrifüj edilerek -80 derecede saklandı. Serum örneklerinden VEGF-A, VEGFR-2, EPO, HIF-1α, IGF-1 ve ANG-2 düzeyleri çalışıldı. Gruplar demografik, klinik ve laboratuvar özellikleri açısından karşılaştırıldı. Hastaları değerlendirdiğimizde 16 hasta evre 1 (%66.6), 8 hasta (%33.3) evre 2-3 NEK olarak tespit edildi. VEGFR-2, EPO, VEGF-A düzeyleri 1. ve 7. günlerde kontrol grubunda her iki hasta grubundan, 14. ve 28. günlerde klasik NEK grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak saptandı (p<0.05). ANG-2 düzeyleri 7. günde erken NEK grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak saptandı (p<0.05). 14. ve 28. günlerde kontrol grubu düzeyleri klasik NEK grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak saptandı (p<0.05). HIF-1α düzeyleri 7. günde erken NEK grubunda diğer iki gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak saptandı (p<0.05). 14. ve 28. günlerde ise klasik NEK grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak saptandı (p<0.05). IGF-1 düzeyleri 7. günde klasik NEK grubunda erken NEK grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak saptanırken, 14. günde düşük saptandı (p<0.05). 14. günde kontrol grubunun düzeyleri klasik NEK grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olarak saptanırken, 28. gündeki düşük saptandı (p<0.05). Çalışmamızda NEK grubunda esas patofizyolojik olayın intestinal hipoksi/iskemi ve buna bağlı tetiklenen enflamatuar yanıt ve intestinal dismotilite olduğu düşünülmüştür. Bu nedenle NEK spektrumunda yer alan çeşitli klinik tablolar için yeni bir fizyopatolojik sınıflandırmaya, evrelemeye ve tedavi yaklaşımına gereksinim vardır. Ayrıca çalışmamızda yer alan parametrelerin NEK tanı ve tedavisinde umut verici olmuştur. Bunun için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: NEK, prematüre, VEGF-A, VEGFR-2

Bebek-prematürBebeklerEnterokolit-nekrotizan+3
Esra Akdemir
Fırat University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sklerodermalı hastalarda plazma ve tükürükte sklerostinin araştırılması

Sistemik skleroz (SSk), deri ve iç organların yaygın fibrozu ile giden kronik otoimmün inflamatuar bir hastalıktır. SSk etyolojisi tam olarak aydınlatılamamasına rağmen, etyolojisinde genetik ve çevresel faktörler sorumlu tutulmaktadır. Patogenezi kesin olarak bilinmemektedir. Hastalığın kollajen sentezini etkileyen faktörler, kapiller değişiklikler ve immünolojik mekanizmalar arasındaki etkileşmeler sonucu geliştiği düşünülmektedir. Sıklıkla genç kadınlarda görülmesi ve hastaların hayat kalitesini etkilemesi nedeniyle önemli psikososyal sorunlar eşlik etmektedir. SSk'da deride oluşan değişiklikler ve kontraktürler morbiditeyi, iç organ tutulumları ise hem morbiditeyi hem de mortaliteyi önemli ölçüde etkilemektedir. Sklerostin molekülü SOST geninin glikopeptid yapıda bir ürünüdür, büyük ölçüde osteositler tarafından salınır. Aynı zamanda, renal ve vasküler hücrelerden de salgılanır. Sklerostin Wnt sinyal yolağında inhibitör olarak görev almaktadır. Wnt sinyal yolağı embriyonik kök hücre gelişiminde, kemik metabolizmasında ve normal yetişkin homeostasisinde rol oynadığı bilinmektedir. Çalışmamızın amacı SSk hastalarında kan ve tükürükte sklerostin düzeylerinin belirlenmesi, sağlıklı gönüllülerle karşılaştırılması ve araştırılmasıdır. Literatürde SSk ile sklerostin arasında ilişki olduğunu gösteren yeterli çalışma yapılmamıştır. Sklerostinin SSk patogenezinde rol oynayabileceği düşünülmüştür. Çalışmamızda 35 SSk'lı hasta ile 35 gönüllü sağlıklı grup karşılaştırılmıştır. Kontrol grubuyla kıyaslandığında SSk'da kan ve tükürükte sklerostin düzeyi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.001) . Sonuç olarak, kronik otoimmün bir hastalık olan SSk 'da sklerostin düzeyleri artmaktadır. Wnt yolağı inhibitörü olan sklerostinin, SSk patogenezinde bilinen bir rolü yoktur. Elde ettiğimiz bulguları doğrulamak için daha fazla katılımcının olduğu çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Sistemik skleroz, Sklerostin, Wnt yolağı

PlazmaSinyal nakliSkleroderma-sistemik+2
Ali Çağrı Oral
Fırat University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Plazma gazlaştırma teknolojisi ile katı atık bertarafı

Bu tez çalışmasında, oldukça yeni bir teknoloji olan plazma gazlaştırma teknolojisi ile katı atık bertarafının değerlendirilmesi üzerinde çalışılmıştır.Yine bu çalışma ile, atıkların bertarafı konusunda ülkemiz ve dünyadaki durum araştırılmıştır. Yapılan araştırmalar neticesinde ülkemizde atık bertarafı konusunda Avrupa Birliği ülkelerine nazaran yasal düzenlemeler ve bilinçlenme açısından geride olduğumuz, bununla birlikte Avrupa Birliği Uyum yasaları ile aradaki farkın kapatılmaya çalışıldığı gözlenmiştir.Çalışmanın ilk aşamasında, daha önce geliştirilmiş olunan analitik model ile içeriği bilinen bir arıtma çamuru örneğinin gazlaştırılması neticesinde açığa çıkan sentez gazının içerikleri hesaplanmıştır. Bununla birlikte plazma torcunun gücü ve açığa çıkan ısı enerjisi hesaplanmıştır. Hesaplamalar yapılırken kazan içerisinde oluşan reaksiyonların tersinmez oldukları kabulü yapılmıştır. Daha sonra bu kabulün doğruluğunu kanıtlamak amacıyla kazan içerisinde oluşan beş adet gazlaşma reaksiyonunun oluşma entalpileri hesaplanıp çalışılması gereken sıcaklık aralıkları grafikler halinde sunulmuştur.Çalışmanın ikinci kısmında ise; birinci kısımda analitik model ile çözülen arıtma çamurunun modellemesi bir paket program yardımıyla yapılmış ve sonuçları karşılaştırılmıştır. Analitik model ile hesaplanan sentez gazı içeriklerinde CH4, NH3, HCN gibi bileşikler, bilinmeyen sayısının azaltılması ve hesaplama kolaylığı açısından ihmal edilmiş olup, paket program ile adı geçen bileşiklerin miktarları hesaplanmıştır. Matematiksel hesaplamalar ile paket programın sonuçları incelendiğinde tutarlı olduğu saptanmıştır.Çalışmanın son kısmında ise bir paket program yardımıyla içerikleri ve ısıl kapasiteleri bilinen şehir çöpü atığı ve ithal kömür karışımları ile beş modelleme yapılmıştır. Bu modellerin amacı, çeşitli karışım miktarları ile oluşturulan beslemelerin gazlaştırılması ile açığa çıkan sentez gazlarının içeriklerinin incelenmesidir. Sentez gazının içeriğin, atıkların kütlesel konsantrasyonuna doğrudan bağlı olduğu gözlenmiştir.Yapılan çalışmanın neticesinde; çok yeni bir teknoloji olan Plazma Gazlaştırma Teknolojisi ile gazlaştırmanın analitik ve bilgisayar modellemeleri yapılmış olup elde edilen ürünlerin içerikleri ve ısıl değerleri karşılaştırılmıştır. Ülkemizde bu teknolojiyi kullanacak araştırmacılara ve sanayi kuruluşlarına birtakım matematiksel veriler sunarak ve yol göstermek istenilmiştir.

GazlaştırmaKatı atıklarPlazma
Caner Dereli
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut koroner sendrom tanısı alan hastalarda plazma elabela, Asprosin'in diagnostik değeri

Çalışmamız Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı kliniğinde Akut Koroner Sendrom (AKS) (ST elevasyonlu miyokard infarktüsü (STMI), ST segment yüksekliği olmayan miyokard infarktüsü (NSTMI), anstabil anjina pektoris (USAP)) tanısı konarak kardiyoloji servisine yatışı yapılan 112 hasta dahil edildi. Kontrol grubu herhangi bir hastalığı olmayan gönüllü kişilerden (58 kişi) oluştu. Çalışmadaki amacımız, acil serviste akut koroner sendrom (AKS) tanısı konulan hastalarda, elabela ve asprosinin diagnostik değerini saptamaktı. Çalışma Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine göğüs ağrısıyla başvuran 93 MI (55 STMI, 38 NSTMI), 19 USAP tanısı konulan hastalardan oluşturuldu. Çalışma verilerinin değerlendirilmesinde; asprosin için AKS tanılı ve sağlıklı kontrol grupları arasında anlamlı fark mevcuttu. Çalışma verilerine göre yapılan ROC analizinde elabela için cutoff değeri ≤1110,303 iken; sensivite %79, spesifite %28 bulundu (AUC: 0,502, %95, Confidence interval: 0,42-0,57, p=0,9659) ve yine çalışma verilerine göre yapılan ROC analizinde asprosin için cutoff değeri ≤67,298 iken; sensivite %82, spesifite %37 bulundu. (AUC: 0,610, %95, Confidence interval: 0,53-0,68, p=0,0191) Sonuç olarak; asprosinin diagnostik değeri elabelaya göre daha yüksektir. Acil servise göğüs ağrısıyla başvuran hastalarda asprosin düzeylerinin ayırıcı tanıda ve erken biyomarker olarak kullanılabilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Acil servis, göğüs ağrısı, elabela, asprosin

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut koroner sendrom+5
Umut Gökçe
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus tanısıyla takip edilen çocuklarda diyabetik nefropati'nin erken belirteci olarak plazma ve idrarda gelsolin, adipsin, taurin düzeylerinin belirlenmesi

Diabetes mellitus (DM) insülin sekresyonu, insülinin dokular üzerindeki etkisi veya her ikisinin de bozulması sonucunda oluşan hiperglisemi ile karakterize bir metabolik hastalıktır. İdrarda bakılan mikroalbumin hali hazırda diyabetik nefropati tanısı için en kıymetli parametredir. Bu çalışmada mikroalbuminürisi olan ve olmayan tip 1 diyabetik hasta gruplarının plazmalarında ve idrarlarında Nötrofil Jelatinaz İlişkili Lipokalin (NGAL), Taurin, Gelsolin ve Adipsin düzeylerini ölçerek, bu parametrelerin diyabetik nefropatinin erken tanısındaki kullanılabilirliklerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Kliniğinde 5-18 yaş arası Tip 1 Diyabet tanısıyla (HbA1C >6,5%, açlık kan şekeri≥126 mg/dl, tokluk kan şekeri ≥200 mg/dl) takip edilen 50 hasta çocuk ve Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Çocuk Kliniğine rutin kontrol amacıyla başvuran sağlıklı 30 çocuk kontrol grubu olarak dahil edildi. Bu grupların biyokimyasal parametreleri hastane kayıtlarından elde edildi. Ayrıca katılımcılardan eş zamanlı olarak 5 ml kan ve 10 ml idrar örneği alındı. Biyolojik numunelerde gelsolin, adipsin, taurin, NGAL düzeyleri çalışıldı. Literatürle uyumlu şekilde idrar ve serumdaki NGAL seviyeleri Tip1 DM'li çocuklarda kontrol grubundaki çocuklara göre anlamlı şekilde daha yüksekti. Tip 1 DM'li çocuklarda taurin ve gelsolin seviyeleri hem serum hem de idrarda, kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük bulundu. Adipsin ise Tip 1 DM'li çocukların serumunda kontrol grubuna göre daha düşük iken, idrar adipsin seviyelerinde iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu. Sonuçlara göre artan NGAL, azalan taurin ve gelsolin diyabetik nefropatinin (DN) tanısında önemli bir belirteç olduğu ve bahsi geçen parametrelerin plazma seviyelerinin idrardaki konsanstrasyonları ile paralellik göstermesinden dolayı; idrar düzeylerinin ölçümünün gelecekte diyabetik nefropatinin tanı ve takibinde hasta konforu açısından (invaziv olmadığından) tercih edilebilecek önemli bir metod olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Adipsin, diyabetik nefropati, gelsolin, NGAL, taurin

AdipsinDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+6
Arzu Gülnar Güdül
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus tanısıyla takip edilen çocuklarda diyabetik nefropatinin erken belirteci olarak plazma ve idrarda betatrofin, asprosin, preptin düzeylerinin belirlenmesi

ip 1 Diyabetes Mellitus (DM); insülin eksikliği sonucunda oluşan hiperglisemi ile karakterize bir metabolik hastalıktır. Günümüzde diyabetik nefropati tanısı için idrar mikroalbumin düzeyi kullanılmaktadır. Bu çalışmada beş yıl ve üzerinde Tip 1 DM tanısı olan hastaların serum ve idrarlarında Nötrofil Jelatinaz İlişkili Lipokalin (NGAL), Betatrofin, Asprosin ve Preptin düzeylerini ölçerek, bu paremetrelerin diyabetik nefropatinin erken tanısındaki kullanılabilirliklerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Polikliniği'ne 5-18 yaş arası Tip 1 diyabet tanısıyla (HbA1c > 6,5%, açlık kan şekeri ≥ 126 mg/dl, tokluk kan şekeri ≥ 200 mg/dl) başvuran ve takip edilen 50 çocuk hasta ve Fırat Üniversitesi Hastanesi Genel Çocuk Polikliniği'ne rutin kontrol amacıyla başvuran sağlıklı 30 çocuk kontrol grubu olarak dahil edildi. Bu grupların biyokimyasal parametreleri hastane kayıtlarından elde edildi. Ayrıca katılımcılardan eş zamanlı olarak 5 ml kan ve 10 ml idrar örneği alındı. Biyolojik numunelerde NGAL, Betatrofin, Asprosin ve Preptin düzeyleri çalışıldı. Literatürle uyumlu şekilde idrar ve serumdaki NGAL ve betatrofin seviyeleri Tip1 DM'li çocuklarda kontrol grubundaki çocuklara göre anlamlı şekilde daha yüksekti. Preptin düzeyi diyabetli grubun idrarında anlamlı şekilde yüksek iken, serumdaki yükseklik anlamlı değildi. Asprosin ise Tip 1 DM'li çocukların serumunda kontrol grubuna göre daha düşük iken, idrar asprosin seviyelerinde iki grup arasında anlamlı bir fark yoktu. Sonuçlara göre artan NGAL ve betatrofinin diyabetik nefropati tanısında önemli bir belirteç olduğu ve bahsi geçen parametrelerin plazma seviyelerinin idrardaki konsanstrasyonları ile paralellik göstermesinden dolayı; idrar düzeylerinin ölçümünün gelecekte diyabetik nefropati tanı ve takibinde hasta konforu açısından (invaziv olmadığından) tercih edilebilecek önemli bir metod olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Betatrofin, Asprosin, Preptin, Diyabetes Mellitus, Plazma

AsprosinBetatrofinBiyobelirteçler+6
Fatih Mehmet Ünlü
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromlu kadınlarda Nesfatin'in plazma düzeylerinin araştırılması

Polikistik over sendromu (PKOS) reprodüktif dönemdeki kadınların %5-10'unda görülür ve sıklıkla hirsutizm, obezite, insülin rezistansı ve hiperandrojenemi ile karekterizedir.Son zamanlarda keşfedilen bir hormon olan nesfatin enerji balansı,glukoz metabolizması, obezite ve muhtemelen gonadal fonksiyonlar üzerine etki etmektedir.Bu çalışma: PKOS'lu kadınlarda plazma nesfatin düzeylerinin sağlıklı kontrollere göre değişiklik gösterip göstermediğini; ve bu peptidle gonadotropinler, androjenler, insülin, insülin rezistansı ve lipid profili arasında ilişki olup olmadığını tespit etmek amacıyla düzenlenmiştir.Çalışmaya 30 PKOS'lu ve 30 sağlıklı kadın dahil edildi. Nesfatin, gonadotropinler, androjenler, 17-hidroksi-progesteron, seks hormonu bağlayıcı globülin, glukoz, insülin ve kan lipidlerinin serum düzeyleri ölçüldü.Polikistik over sendromlu kadınların plazma nesfatin düzeyleri (0.88±0.86 ng/ml) kontrol grubundan (2.22±1.14 ng/ml) anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0.05). PKOS'lu kadınların Ferriman-Gallwey skoru, bel-kalça oranı, prolaktin (PRL), glukoz, insülin ve serum luteinizan hormon (LH), total testosteron, androstenodion düzeyleri ve HOMAİR indeksi kontrol grubundan daha yüksek idi (p<0.05). SHBG düzeyleri PKOS'lu kadınlarda anlamlı düzeyde düşük bulundu. (p<0.05).Ancak, ölçülen diğer parametreler; folikül stimüle edici hormon(FSH),östradiol(E2),yüksek dansiteli lipoprotein(HDL),düşük dansiteli lipoprotein(LDL) açısından kontrol grubu ve PKOS'lu kadınlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05).Sonuç olarak, PKOS'lu kadınlardaki plazma nesfatin düzeyleri kontrol grubuna oranla düşük bulunmuş olup bu hormonun PKOS gelişimine katkıda bulunan faktörlerden biri olabileceği düşünülmüştür.Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, nesfatin.

AndrojenlerGonadotropinlerKadınlar+6
Rulin Deniz
Fırat University
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Deprem ile iyonküredeki toplam elektron içeriği arasındaki ilişkinin araştırılması

Yer'in iyonküresi, uzay-havası incelemelerinde önemli bir etkendir ve bu nedenle iyonkürenin değişkenliğinin incelenmesi, başta iyonküre fiziği ve radyo iletişimi olmak üzere birçok alanda önemlidir. İyonküreyi karakterize eden temel parametreler, yükseklik, enlem, boylam, jeomanyetik işleklik, Güneş işlekliği ve sismik hareketlilikle değişimler gösteren elektron yoğunluğudur. İyonküreyi karakterize eden bir diğer parametre ise atmosferde bir yol boyunca hesaplanan serbest elektronların miktarına eşit olan Toplam Elektron İçeriğidir (TEİ). TEİ ölçümleri, uzay havasındaki değişimleri sergilemeye olanak sağlar. Yerküresel Konumlama Sistemi (YKS), yeryüzüne dağılmış istasyon ağlarıyla yerküresel olarak TEİ kestirimleri yapmak için çok yaygın olarak kullanılan bir sistemdir. Bu çalışmada, Japonya ve Çin'de konumlanmış sekiz YKS istasyonundan ve Türkiye'de konumlanmış on bir TUSAGA-Aktif YKS istasyonundan elde edilen TEİ verileri, Çapraz İlinti Katsayısı (ÇİK), simetrik Kullback-Leibler Mesafesi (KLD), L2-Normu (L2N), kayan pencere istatistiksel analizi ve Dağılımlar Iraksaklığı (DI) ile Dağılımlar Farkı (DF) yöntemleri kullanılarak iyonkürenin sakin günlerini, şiddetli jeomanyetik fırtınaların yaşandığı günlerini ve güçlü depremlerin yaşandığı günlerini kapsayan üç dönem için karşılaştırılmıştır. Buna göre, birbirine 340 km mesafe alanında bulunan istasyonlar için KLD ve L2N yönteminin sismik hareketliliği, jeomanyetik bozulmadan ve sakin durumlardan ayırabildiği gözlenmiştir. Her bir istasyonun üç dönem için elde edilen TEİ değerleri, ÇİK, KLD ve L2N yöntemleri kullanılarak ortalama bir sakin günde elde edilen TEİ değeriyle karşılaştırıldığında sadece KLD ve L2N yöntemlerinin deprem merkezine en fazla 150 km uzaklıkta olan istasyonlar için sismik hareketliliğin neden olduğu bozulmayı seçebildiği görülmüştür. Her bir istasyonun üç dönemi için elde edilen TEİ değerleri ardışık günler arasında karşılaştırıldığında ise, ÇİK, KLD ve L2N yöntemlerinin üçünün de iyonküredeki jeomanyetik bozulmayı çok iyi ölçebildiği gözlenmiştir. Ayrıca çalışma kapsamında kayan pencere istatistiksel analizi kullanılarak TEİ değerlerinin kestirilen değişinti sınırları her bir istasyon ve üç dönem zaman aralığı için hesaplanmıştır ve ÇİK, KLD, L2N yöntemlerinin bu analiz yöntemiyle iyonküredeki bozulmaları seçmek için kullanılabilir yöntemler olduğu gözlenmiştir.

DepremGPSGüneş radyasyonu+7
Seçil Karatay
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Plazma fiziğinin Maxwell tipi denklemlerinin sedenionlarla yeniden formülasyonu

Bu tezde, elektrodinamik ve akışkanlar dinamiğinin temel denklemleri arasındaki birçok teorik benzerlikten yararlanılarak, çok akışkanlı plazmanın Maxwell tipi denklemleri sedenionlar cinsinden ifade edilmiştir. Bu model, bu türdeki plazmanın Lamb ve vortisite (girdaplanma) vektörlerini sedenionlarla genelleştirilmesine olanak sağlamaktadır. Bu yüzden çok akışkanlı plazmanın temel denklemleri, daha önce bu hiperkompleks sayı sistemi kullanılarak elde edilen elektromanyetik ve gravitasyonel alanlardaki karşılıklarıyla benzer bir formda türetilmiştir.

Elektromanyetik teoriMaxwell denklemleriPlazma
Damla Sümer
Eskişehir Technical Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Behçet hastalarında plazma vitamin D konsantrasyonları

Behçet Hastalığı (BH) otoimmün, nüksedici ve multisistemik vaskülit olarak tanımlanmaktadır. D vitamini immün sistemde immünmodülatör olarak rol oynamaktadır. Dolayısıyla bazı otoimmün hastalıklarda D vitamini eksikliği bildirilmiştir. Türkiye dünyada en yüksek BH prevalansına sahip ülkedir. Bu çalışmada Behçet hastalarında ve sağlıklı kontrollerde plazma D vitamini konsantrasyonlarının tespit edilmesi amaçlandı. Dicle Üniversitesi Hastaneleri Dermatoloji ve Fizik Tedavi polikliniklerine başvuran 30 Behçet hastası ve 30 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Tüm katılımcılar için eritrosit sedimantasyon hızı, C-reaktif protein, serum kalsiyum, serum fosfor, serum alkalen fosfataz ve plazma D vitamini seviyeleri Dicle Üniversitesi Hastaneleri Merkez Laboratuvarı'nda çalışıldı. D vitamini seviyelerini belirlemek için plazma 25-hidroksivitamin D [25(OH)D] düzeyleri ölçüldü. Plazma 25(OH)D düzeyleri yüksek performanslı sıvı kromatografisi/HPLC ile saptandı. Hasta ile kontrol grubu arasında demografik veriler açısından anlamlı fark saptanmadı. Plazma 25(OH)D konsantrasyonları hasta ve kontrol grubu için sırasıyla 14,2 ± 8,8 ve 20,8 ± 13,1 g/L olarak tespit edildi. 25(OH)D düzeyleri Behçet hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük saptandı (p=0,027). 25(OH)D düzeyleri ile hiçbir demografik, klinik ve laboratuvar değeri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı. Hem hasta hem kontrol grubunda erkek ile kadın 25(OH)D düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmadı. Plazma D vitamini konsantrasyonları açısından; hastaların % 43'ünde ciddi eksiklik (<10 ng/ml), % 47'sinde yetersizlik/eksiklik (10-30 ng/ml) ve % 10'unda yeterli (>30 ng/ml); kontrol grubunun % 20'sinde ciddi eksiklik, %63'ünde yetersizlik/eksiklik ve % 17'sinde yeterli olarak tespit edildi. Sonuç olarak, plazma D vitamini düzeyleri Behçet hastalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu. Anahtar Sözcükler: Behçet hastalığı, D vitamini, 25-hidroksivitamin D, etyopatogenez, HPLC

Behçet hastalığıEtyopatogenezKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+3
Cahit Tekin
Dicle University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Dicle Üniversitesi hentbol takımındaki bayan ve erkek sporcuların antrenman öncesi ve sonrası plazma visfatin ve eotaxin düzeylerinin karşılaştırılması

Çalışmamızda günümüzün önemli metabolik hastalıklarına yol açan adipoz dokudan salgılanan visfatinin hentbol sporu yapan bayan ve erkek sporcularda antrenman öncesi ve sonrası kan ölçümlerinin alınarak laboratuvar bulgularıyla karşılaştırılması amaçlandı. Bu amaçla Dicle Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor bölümünde okumakta olan ve okulun hentbol takımı sporcusu olan 12 bayan 8 erkek sporcunun 2 haftalık plan çerçevesinde Hentbol maçı öncesi ve sonrasında plazma visfatin seviyelerinin karşılaştırılması amacıyla kan örnekleri alındı ve alınan örnekleri çalışma sonlanana dek fizyoloji laboratuvarında bekletildi. Bununla birlikte deneklerin fiziksel özelliklerinin karşılaştırılabilmesi için de antrenman öncesi ve antrenman sonrası olmak üzere yaş, kilo, boy, bel çevresi, boyun çevresi vücut kütle indeksi ve vücut yağ oranı ölçümleri yapıldı. Araştırma sonuçlarına göre, deneklerin yaş ortalaması 21,65▁(+) 1,79, boy ortalaması 169,25▁(+)8,16 cm olarak hesaplanmıştır. Deneklerin kilo ortalaması antrenman öncesinde 59,80▁(+)9,41, antrenman sonrasında ise 59,20▁(+)8,89; antrenman öncesindeki bel çevresi ortalaması 69,35▁(+)6,93, antrenman sonrasındaki ise 68,95▁(+)6,56; kalça çevresi ortalaması antrenman öncesinde 93,35 ▁(+) 4,34, sonrasındaki ise 92,95 ▁(+) 4,12 olarak hesaplanmıştır. Bununla birlikte, antrenman öncesi vücut kitle indeksleri ortalaması 20,70 ▁(+) 2,24 ve vücut yağ oranı ortalaması 24,45 ▁(+) 4,10 olarak hesaplanırken; antrenman sonrasında ise bu değerler sırası ile 20,54 ▁(+) 2,03 ve 23,55 ▁(+) 4,37 olarak değişmiştir. Antrenman öncesi ve sonrasında meydana gelen değişimlerin tamamı istatistiksel olarak anlamdır (p<0,05). Plazma visfatine ait ortalama antrenman öncesinde 7,43 ▁(+) 2,49 ng/ml antrenman sonrasında 5,09 ▁(+) 2,81 ng/ml; antrenman öncesi eotaxin ortalaması 70,03 ▁(+) 18,11 pg/ml iken, antrenman sonrasında 60,66 ▁(+) 20,60 pg/ml olarak ölçülmüştür. Plazma visfatin ve eotaksin değerlerinde meydana gelen değişim istatistiksel olarak anlamdır (p<0,05). Deneklerin cinsiyeti; antrenman sonrası plazma visfatinin, antrenman öncesi eotaxin, antrenman öncesi ve sonrasındaki vücut ağırlığı, antrenman öncesi ve sonrasındaki vücut kitle indeksi, antrenman öncesi ve sonrasındaki vücut yağ oranı, antrenman öncesi ve sonrasındaki bel çevresi ve antrenman öncesi kalça çevresi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkiler yaratmaktadır. Sporcuların antrenman öncesinde ve antrenman sonrasında sahip oldukları plazma visfatin değeri sadece eotaxin tarafından manidar bir şekilde yordanmaktadır. Deneklerin antrenman öncesi sahip olduğu eotaxin değeri boyun çevresi ve plazma visfatin tarafından anlamlı bir şekilde yordanırken, antreman sonrasında sahip olunan eotaxin değerinin tek yordayıcısı plazma visfatindir. Anahtar Kelimeler: Plazma visfatin, eotaxin, hentbol

AdipokinlerAntrenmanHentbol+4
Cem Durmaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda epidural fibrozis üzerine trombositten zengin plazmanın etkisi: Deneysel çalışma

Bu çalışmada amacımız laminektomi uygulanmış rat modellerinde Trombositten Zengin Plazma? nın, epidural fibrozis gelişimi üzerine etkisini serbest yağ flebi ve kollajen matriks ile karşılaştırmak; böylece rutin kullanımda hastanın kendi kanından elde edilebilecek bir materyali ucuz, etkili ve yan etkisi olmayan bir tedavi seçeneği olarak ortaya koymaktır. Çalışmamızda deney hayvanları etik kurul (16 KASIM 2012 tarihli 61/2012 protokol nolu) onayı alındıktan sonra, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Laboratuarında yetiştirilen, normal motor aktiviteye sahip, 29 adet Wistar Albino türü 250-300 gram ağırlığında erişkin erkek ratlar kullanıldı. Basso-Beattie-Bresnahan (BBB) skorlaması ile preoperatif ve postoperatif nöroljik değerlendirmeler yapıldı. Denekler 3 gruba ayrıldı. 1. gruptaki ratlara ( n : 7 ) laminektomi yapılıp dura üzerine yağ yastıkçığı uygulandı. 2. gruptaki ratlara ( n : 7 ) laminektomiden sonra dura üzerine eşit ölçütlerde ( 4 x 2.5 mm ) kollajen dural matriks ( DuraGen PlusTM ) uygulandı. 3. gruptaki ratlara ( n : 7 ) laminektomiden sonra dura üzerine tek doz 1,5 cc TZP uygulandı. Bu grupta uygulanacak olan TZP için ek 7 adet rat kardiyak kan alımı amacıyla kullanıldı. Bir adet rat ise pilot çalışma amaçlı kullanılmış olup çalışmaya dahil edilmemiştir.Her 3 gruptaki ratlar 4. hafta sonunda sakrifiye edildi. Sakrifikasyon sonrası laminektomi sahasının bir alt ve bir üst intervertebral disk aralığından 20 numara bistüri ile transvers olarak blok halinde çıkarıldı. Histolojik incelemeler Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji Anabilim Dalında, gruplar hakkında daha önceden bilgilendirme yapılmamış tek bir uzman histolog tarafından ışık mikroskopisi ile yapıldı. Epidural fibrozisin derecelendirilmesinde He ve arkadaşlarının yöntemi kullanıldı. Bulgular değerlendirildiğinde, kollajen dural matriks uygulanan grupta fibrozisin daha çok olduğu saptanmış ve bu grupta skar gelişimi gözlenmiştir. TZP ile kollajen matriks arasındaki bu farklılık istatistiksel olarak da anlamlıdır ( p<0.05 ). Serbest yağ flebi ve TZP uygulanan grupların fibrozis evrelendirmeleri birbirine benzemekle birlikte gözlemsel olarak fibrozis gelişiminin TZP grubunda az olduğu gözlenmiştir.Sonuç olarak epidural fibrozisin önlenmesi için laminektomi uygulanan hastalarda TZP kullanımı kollajen matrikse göre daha az fibrozise yol açabilir. Üretim maliyeti ve insanlarda otojen kaynaklı elde edilebilmesi önemli avantajları olarak kabul edilebilir.

FibrozKan trombositleriLaminektomi+2
Serkan Güler
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuklarda plazma dopamin ve noradrenalin düzeylerinin araştırılması

Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) patogenezi büyük oranda bilinmemekle birlikte çok sayıda kaynaktan gelen kanıtlar birincil olarak dopaminerjik ve noradrenerjik sistemi işaret etmektedir. Bu çalışmanın amacı DEHB tanısı konulmuş olguların tedavi öncesi plazma dopamin (DA) ve noradrenalin (NA) düzeylerini saptamak ve bu düzeyleri sağlıklı kontrol grubundaki DA ve NA düzeyleriyle karşılaştırmaktır.Yöntem: Çalışmaya 6-12 yaş arasında 50 DEHB tanısı alan çocuk ve 50 sağlıklı kontrol çocuk alınmıştır. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran ve öncesinde psikiyatrik ilaç tedavisi öyküsü olmayan DEHB tanısı alan olgular çalışmaya dahil edilmiştir.Bulgular: Bu çalışmada DEHB tanısı alan hastalarda plazma NA ve DA düzeyleri araştırılmış ancak DEHB tanısı alan hastalar ile sağlıklı kontroller arasında plazma NA düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamış; olgu ve kontrol grubu arasında plazma DA düzeyleri açısından ise DEHB olgularında daha düşük plazma DA düzeyleri olacak şekilde sınırda anlamlı bir fark saptanmıştır. DEHB olgularında, plazma NA ve DA düzeyleri DEHB alt tipleri açısından karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır.Sonuç: DEHB'nin ortaya çıkmasına yol açabilecek nörobiyolojik nedenlerle ilgili kanıtlar, biliş ve hareketler üzerinde katekolaminerjik yolakların olası rolünü desteklemektedir. DEHB'de katekolaminerjik sistemin rolünün daha iyi anlaşılması, hem bozukluğu daha iyi kavramaya hem de bozukluğa yönelik tedavi rejimlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir.Anahtar Kelimeler: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, dopamin, noradrenalin, katekolamin

DopaminHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuKatekolaminler+2
Handan Özek
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Polisitemia vera olgularında JAK2 V617F mutasyon durumunun plazma viskozitesi ile ilişkisinin araştırılması

Polisitemia Vera Olgularında JAK2 V617F Mutasyon Durumunun Plazma Viskozitesi ile İlişkisinin Araştırılması Polisitemia vera, myeloid hücre serisinde klonal proliferasyonla karakterize, çeşitli morfolojik olgunluk ve hemotopoietik etki gösteren kronik bir myeloproliferatif hastalık grubudur. Polisitemia vera diğer myeloproliferatif neoplazmlardan artmış kırmızı kan hücre kitlesi ile ayırt edilir. Bununla birlikte arteriyel ve venöz tromboz öyküsü polisitemia vera hastalarında sıktır. Plazma viskozitesindeki yükseklik bu trombotik komplikasyonların oluşmasındaki sebeplerden biridir. Fibrinojen, immünglobülinler, lipoproteinler plazma viskozitesini belirleyen faktörlerdir. Plazma viskozitesini arttıran herhangi bir durum kan akım hızını yavaşlatır. Yapılan çalışmalarda plazma viskozite değeri, eritrosit sedimentasyon hızı, fibrinojen ve diğer akut faz reaktanlarının yerini tutabilen bir marker olarak değerlendirilmiştir. Plazma vizkozitesi hematokrit, hemoglobin, beyaz kan hücresi ve trombosit sayılarından etkilenmez. Çalışmamızda polisitemia vera hastalarındaki JAK2 V617F mutasyon durumunun plazma viskozitesi ile ilişkisini saptamayı amaçladık. Hastalar JAK2 V617F mutasyonu pozitif ve negatif olarak iki gruba ayrıldı. Çalışmaya toplam 60 hasta alındı. 31 hastada JAK2 V617F mutasyonu pozitif iken, 29 hastada mutasyon negatifti. Bütün hastalarda 5 cc kadar venöz kan alındı ve takiben plazmanın ayrılması için santrifüj işlemi uygulandı. Plazma viskozite değerleri Brookfield DV– II + Cone Plate Viscometer (Brookfield, Stoughton, MA, USA) isimli cihaz ile ölçüldü. Aynı zamanda hastaların fibrinojen, eritrosit sedimentasyon hızı, albümin, c-reaktif protein, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL) ve total protein düzeyleri de çalışmada değerlendirilmiştir. Çalışmamızda gruplar arasında plazma viskozitesi değerleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır. Plazma viskozite değerleri JAK2 V617F mutasyonu pozitif ve negatif grupta; 1,089±0,126 mPa.sn ve 1,098 ± 0,111 mPa.sn (p=0,782) olarak saptanmıştır. Bu sonuçlara göre çalışmamızda JAK2 V617F mutasyonu pozitif ve negatif olan polisitemia vera hastalarında plazma viskozitesi ile mutasyon durumunun bir ilişkisi bulunamamıştır. Yapılan korelasyon analizlerinde her iki grupta fibrinojen düzeyi ile plazma viskozitesi arasında anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=0,30, r=0,15). Ayrıca yine her iki grupta da eritrosit sedimentasyon hızı ile plazma visozitesi arasında pozitif korelasyon saptanmıştır (r=0,23, r=0,272). Çalışmamaızda polisitemia vera hastalarında JAK2 V617F mutasyon durum ile plazma viskozitesi arasında bir ilişki saptanmamıştır.. Bu çalışma bize plazma viskozite değerinin başta özellikle fibrinojen olmak üzere akut faz reaktanlarından etkilenebileceğini saptamıştır. Anahtar kelimeler: Plazma viskozitesi, JAK2 V617F, fibrinojen, eritrosit sedimentasyon hızı, polisitemia vera

EritrositlerFibrinojenMutasyon+4
Efe Hasdemir
Başkent University
2014
00

Related subjects