Musculoskelatal system

83 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Mesleki kas iskelet sistemi sorunlarının çözümüne manuel terapi ve pilatesin etkisinin belirlenmesi

Bireyin çalışma ortamında uygun olmayan postüral duruşu, tekrarlı ve sürekli işler yapması, kas iskelet sistemi sorunlarına neden olmaktadır. İşle ilgili kas iskelet sistemi sorunlarının önlenmesinde veya tedavisinde manuel terapi ve pilates kullanılabilir. Manuel terapi ve pilates egzersizleri, kasların yeniden yapılanmasını sağlayarak, ağrısız bir fonksiyon sağlayıp, dokunun iyileşme kapasitesini artırır ve kişinin çalışma hayatına dönüşünü hızlandırır. Bu çalışma, mesleğe bağlı kas iskelet sistemi problemi gelişen kişilerde manuel terapi ve pilatesin, günlük yaşam aktivitesi, ağrı, kas gücü ve eklem hareket açıklığı üzerindeki etkisini görmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, hazırlanan anket çalışması ile mesleki kas iskelet problemi tespit edilen 21 olgu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Olgular tesadüfi olarak rastgele 3 gruba ayrılmış olup her grup 6 haftalık programlara alınmıştır. 1. gruba manuel terapi ve ev egzersizi, 2. gruba reformer pilates, 3. gruba ise manuel terapi ve reformer pilates egzersizleri birlikte yaptırılmıştır. Bunun sonucunda mesleğe bağlı oluşabilecek kas iskelet sistemi sorunlarında manuel terapi ve ev egzersizi, sadece pilates ve manuel terapi ile pilates yönteminin birlikte uygulandığı kişilerin; ağrılarında azalma, kas gücünde artma, eklem hareket açıklıklarında ve günlük yaşam aktivitelerinde iyileşme görülmüştür. Analizler sonucunda, çalışmaya katılan bireylerin boyun (%25), bel (%21,4), sırt (%19,0), el-el bileği (%14,3), diz (%9,5) ve ayak-ayak bileği (%7,1) bölgelerinde ağrıların oluştuğu gözlendi. Anket çalışmasında ise çalışanların genel durumu ortaya konularak işle ilgili kas iskelet sistemi rahatsızlıkları değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede, ergonomik açıdan en riskli vücut bölgeleri boyun, bel ve sırt olarak belirlenmiştir.

Fizik tedavi yöntemleriKas-iskelet hastalıklarıKas-iskelet sistemi+3
Sidal Keçeci
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde cobb açısının gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısının, gövde kas aktivitesi, gövde kas enduransı, kozmetik deformite ve yaşam kalitesi ile ilişkisinin incelenmesidir. Yaş ortalaması 14,31±2,41 yıl olan, 10-18 yaş arasında, adölesan idiopatik skolyoz tanısı alan, Cobb açısı ölçülen, skolyoz sınıflaması yapılan ve Risser bulgusu belirlenen kişiler ile yapıldı. Derin gövde kas aktivitesini değerlendirmek için Basınç Biofeedback Ünitesi (Chattanooga Stabilizer Pressure Biofeedback) kullanıldı. Gövde kas enduransını değerlendirmek için Gövde Fleksörleri Endurans testi, Lateral Köprü Testi, Modifiye Biering-Sorensen Testi, Sit-ups Testi ve Modifiye Push-ups Testi uygulandı. Kozmetik deformitenin değerlendirilmesi için Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası kullanıldı. Bireylerin yaşam kalitesi SRS-22 (Scoliosis Research Society-22) anketi ile ölçüldü. İstatiksel yöntem olarak; Kolmogorov-Smirnov testi ile sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu değerlendirildi. Bağımsız grup karşılaştırmalarında; ölçümle belirtilen sürekli değişkenler için parametrik test koşullarının sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi veya Kruskal-Wallis testi kullanıldı. İki sürekli değişken arasındaki ilişki Pearson ya da Spearman Sıra korelasyon katsayıları ile değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmanın sonuçlarına göre, adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde Cobb açısı ile gövde kas aktivitesi ve gövde kas enduransı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0.05). Cobb açısı ile Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası omuz seviyesi figürü ve yaşam kalitesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Cobb açısı arttıkça algılanan deformite şiddetinin arttığı, yaşam kalitesinin azaldığı görüldü.

DeformasyonErgenlerKas-iskelet sistemi+5
Özge Özer
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uzaktan eğitim sürecinin üniversite öğrencilerinde kas iskelet sistemi problemleri, stres düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışma uzaktan eğitim sürecinde ve yüz yüze eğitim sonrasında üniversite öğrencilerinin kas iskelet sistemi problemlerini, stres düzeylerini, yaşam kalitelerini incelemek ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı. 71 üniversite öğrencisi çalışmaya dahil edildi. Gönüllü katılımcılara çevrim içi anket linki gönderilerek veriler toplandı. Katılımcıların uzaktan eğitim döneminde ve yüz yüze eğitim sonrasında fiziksel aktivite düzeyleri, kas iskelet sistemi problemleri, stres düzeyleri, yaşam kaliteleri, Covid-19 korku düzeyleri, günlük oturma süreleri, teknolojik cihazları kullanma süreleri karşılaştırıldı. Fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFAA) Kısa Form, kas iskelet sistemi problemleri Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi ve Numerik Ağrı Skalası (NAS), stres düzeyi Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NSP), Covid-19 korku düzeyi Koronavırüs-19 Fobisi Ölçeği (C19P-S) ile değerlendirildi. Öğrencilerin pandemi öncesi, pandemi dönemi ve yüz yüze eğitim sonrası karşılaştırmalarında oturma süreleri arasında ve telefon, laptop kullanım süreleri arasında fark bulundu (p<0,01). Yüz yüze eğitim sonrasında öğrencilerin UFAA, ASÖ, NSP ve C19P-S düzeylerinde iyileşme görüldü (p<0,05). Uzaktan eğitim döneminde ve yüz yüze eğitim sonrasında en sık ağrı görülen bölgeler sırt, boyun, bel olarak bulundu. UFAA ile ASÖ, NSP 1.bölüm toplam puan, enerji, ağrı arasında anlamlı negatif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). NSP ile ASÖ arasında pozitif yönlü yüksek ilişki bulundu (p<0,05). NSP ile C19P-S ve NAS ağrı düzeyleri arasında pozitif yönlü zayıf ilişki bulundu (p<0,05). ASÖ ile C19P-S arasında anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). ASÖ ile bel ve sırt ağrı şiddeti arasında pozitif yönlü orta şiddette bir ilişki bulundu (p<0,05). Sırt ağrı düzeyi ile cep telefonu ve laptop kullanım süresi arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulundu (p<0,05). Sağlığı olumsuz etkilediği görülen pandeminin, üniversite öğrencilerinde inaktiviteye bağlı kas-iskelet problemlerine yol açtığı görülmektedir. Pandemi sonrası süreçlerinde etkilerinin devam edeceği öngörüsü ile, genç yetişkinlerde sağlığın korunması ve iyileştirilmesi için bütüncül ve sürdürülebilir önlemler alınmalı ve gerekli destekler sağlanmalıdır.Daha sonra doldurulacaktır.

COVID 19Kas-iskelet ağrısıKas-iskelet hastalıkları+5
Tuğba Başkal
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İki yaşrtan küçük Duchenne musküler distrofi tanısı alan çocukların klinik özellikleri

Amaç: Duchenne muskülerdistrofi (DMD) 3600-6000 canlı erkek doğumda bir görülen, Xp21 geninde delesyon, duplikasyon veya diğer mutasyonlar sonucunda distrofin sentez bozukluğunun neden olduğu, kas lifi dejenerasyonu ile giden, kalıtsal ve progresif bir hastalıktır. DMD'li erkek çocuklarının ilk bebeklik döneminde miyopatinin histolojik ve laboratuar (kreatin kinaz yüksekliği) göstergeleri varsa da klinik olarak asemptomatiktir. İlk 2 yılda kaba motor alanda gelişim geriliği görülür. Belirtiler 3-5 yaşta farkedilir hale gelir. İlerleyen yıllarda lumbar lordozda belirginleşme, gastroknemius psödohipertrofisi gibi bulgular ortaya çıkar. Ortalama tanı 3-5 yaşta konabilir. Çalışmamızda 2 yaş altında tanı alan hastaların klinik özellikleri incelenmiştir. Gereç-Yöntem: Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Çocuk Nöroloji Bilim Dalı'nda 15 Şubat-15 Haziran 2019 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Hastanemizde Ocak 2014-Ocak 2019 tarihleri arasında 2 yaş altı, DMD tanısı genetik incelemeler ile konulan (çoklu ligasyon-bağımlı prob amplifikasyon, polimeraz zincir reaksiyonu ve distrofin gen sekanslaması) hastalar belirlendi. Hastalar tanı yaşları, başvuru nedenleri, başvuru anındaki fizik muayene bulguları, kaba-motor, dil ve bilişsel-sosyal alandaki gelişimleri, prenatal, natal, postnatal dönemdeki klinik özellikleri, kreatin kinaz (CK) düzeyi ve karaciğer fonksiyon testleri, anne ile baba arasında akrabalık olup olmadığı, annede ve annenin akrabalarında hastalık öyküsü açısından gözden geçirildi. Bulgular: Çalışmaya ortalama 41,54 ± 20,32 ay (6-113 ay) arasında 127 DMD tanılı çocuk dahil edilmiştir. Çocukların tanı yaşı 14,5 ± 6,5ay (5 gün-24 ay) v arasında değişmekteydi. Çocukların tanı anındaki doktora başvuru sebepleri %84,3'ü (n=107) tesadüfen bakılan CK değerinde yükseklik saptanması, %7,1'i (n=9) yürümede gecikme, %3,1'i (n=4) karaciğer enzimlerinde yükseklik, %3,1'i (n=4) ailede DMD öyküsü olarak belirlendi. Çocukların tanı aldıkları sırada %6,3'ünde (n=8) yaşına göre konuşmasında gerilik yine aynı oranda kaba motor alanda da gerilik tespit edildi. Çocukların tamamında genetik mutasyon çalışılmış olup %78'inde (n=99) delesyon, %3,9'unda (n=5) duplikasyon, %14,1'inde (n=18) nokta mutasyon saptanmış, %3,9'unda (n=5) ise mutasyon saptanamamıştır. Çocukların %4,7'sine (n=6) kas biyopsisi yapılarak tanı verildi. Annede DMD taşıyıcılığı incelendiğinde tüm annelerin %4'ünde (n=5) DMD taşıyıcılığı tespit edildi. Sonuç: İki yaş altında DMD tanısı alan çocuk sayısı artış göstermektedir. Bu özellikte olan çocuklar yaklaşmakta olan genetik kökenli yeni tedavi protokolları için uygun bir veri tabanı oluşturabilirler, zira günümüzde bu tür araştırmalar genelde 5 yaştan büyük çocuklarda yapıldığından daha küçük yaş için yeterli deneyim yoktur ya da sınırlıdır. Anahtar kelimeler: Duchenne musküler distrofisi, CK yüksekliği, musküler distrofi

Kas distrofileriKas hastalıklarıKas-iskelet sistemi+2
Damla Kazar Ağaçkıran
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan sporcularda spor dalının ve fiziksel özelliklerin kas iskelet sistemi yaralanması üzerine etkisi

Günümüzde spora katılan çocuk ve adölesan sayısı ciddi bir artış göstermiştir, bu artış beraberinde spor yaralanma oranının artmasına sebep olmuştur. Sporun neredeyse her dalında sporcunun beklentisi farklı olabilmektedir ve sporcunun ilgilendiği spor dalında başarılı olabilmesi için gerekli antropometrik ve motorik yeterlilikleri karşılıyor olması gerekmektedir. Antropometrik ve motorik performansları yeterli olmayan sporcuların yaralanma geçirme riski daha yüksektir, önemli olan bu riskleri minimum düzeye indirmek ve bireyi vücut kompozisyonuna uygun spora yönlendirmektir. Bugünün çocukları yarının sağlıklı yetişkinleri olacağından, onlar için özgün fiziksel aktivite programları tasarlanmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Bu çalışmanın amacı, 7-14 yaş arasında herhangi bir spor dalıyla ilgilenen adölesanların antropometrik ve motorik ölçümlerinin alınıp geçmişte yaşadıkları yaralanmaların türü, sıklığı, buna etki eden risk faktörlerinin belirlenmesi ve yaralanmalar ile fiziksel yatkınlığın şu anda yaptıkları spor türü ile arasında bir ilişki olup olmadığının saptanmasıdır. Çalışma, İstanbul'un Başakşehir ilçesinde yaşayan 7-14 yaş aralığında olan 480 öğrenci ile yapıldı. Çalışmada, antropometrik veriler, boy ve kilo ölçümü, oturma yüksekliği ve el kavraması ile değerlendirildi. Motorik veriler değerlendirilirken esneklik otur uzan testi ile, denge flamingo testi ile, çeviklik ölçümü zigzag testi ve kuvvet durarak uzun atlama testleri ile değerlendirildi ve değerler kaydedildi. Çalışma verilerinin istatistiksel analizi için "Statistical Package for Social Sciences" (SPSS) Version 21.0 (SPSS inc., Chicago, IL, ABD) istatistik programı kullanıldı. Tüm analizlerde p<0,05 değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışma verileri değerlendirilirken verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığı "Shapiro Wilk Testi" ile belirlendi. Bu testin analiz sonuçlarına göre normal dağılıma uyan verilerin analizinde parametrik testler uygulandı. Spor yaralanması yaşayan ve yaşamayan katılımcılar, demografik özellikler, antropometrik özellikler ve performans testleri açısından "Independent Sample T" testi ve "Chi-square" testi ile karşılaştırıldı. Antropometrik özellikler ile performans testleri arasındaki ilişkiler "Pearson Korelasyon Testi" kullanılarak belirlendi. Çalışmanın sonucunda erkek (%65,8) sporcuların kadınlara (%34,2) oranla daha fazla yaralanma geçirdiği, yaralanmanın ilgilenilen spor dalı ile alakalı olduğu ve en çok yaralanma görülen spor dalları oranının ise futbol (%33), basketbol (%24,7) ve yüzme (%15,6) olduğu bulundu. Genel olarak, çalışmamız futbol, basketbol ve yüzme sporlarında yüksek yaralanma insidansı olduğu sunucuna varmıştır.

ErgenlerKas-iskelet sistemiSpor+4
Didem Düzel Söyler
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik kas-iskelet sistemi hastalıklarında uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların yaşam kalitesi, ağrı ve depresyon belirtilerine etkisi

Bu çalışma kronik kas iskelet sistemi hastalıklarında (KİSH) uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların yaşam kalitesi, ağrı şiddeti ve depresyon belirtilerine etkisini değerlendirmek amacı ile yapıldı. Çalışmanın örneklemini, özel bir Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) kliniğine herhangi bir kronik kas iskelet sistemi hastalığı ile başvuran, araştırma kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden toplam 30 hasta oluşturdu. Çalışma yarı deneysel araştırma tasarımlarından tek gruplu, ön test son test tasarım tipinde, Nisan 2020-Kasım 2020 tarihleri arasında uygulandı. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu, Numerik Değerlenirme Skalası (NRS), SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (YKÖ), Depresif Belirti Envanteri-Öz Bildirim (IDS-SR), Akupunktur ve Kupa terapisi İzlem Formu ile toplandı. Çalışmada kronik KİSH hastalarına ortalama 6-8 seans (yaklaşık 2-2.5 ay), 20-30 dakika bir mikrosistem akupunktur yöntemi olan YNSA (Yamamoto New Scalp Acupuncture) ve ardından 5-15 dakika kuru kupa terapisi uygulandı. YNSA uygulama noktalarının belirlenmesinde; hegu testi, boyun, brakial ve abdominal tanı noktaları kullanıldı. Hassasiyet saptanan noktanın kafa derisinde karşılık gelen vücut organ ve yapıları için tanımlanmış alanına akupunktur uygulaması yapıldı. Kuru kupa uygulaması; hastaların ağrı şikayeti ve hassasiyetinin olduğu, bölgelere manuel pompa yardımı ile ortalama 300-500 milibar negatif basınç oluşturulacak şekilde yapıldı. Tedavi öncesi/ön test ölçek puanları ile, tedavi sonrası/son test ölçek puanları karşılaştırıldı ve sonuca ulaşıldı. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket programı kullanıldı. Hastaların NRS puan ortalamaları±standart sapması; ön testde 8,37±1,19 iken, son testte 3,13±1,20 olduğu saptandı. DBE puanları; ön testde 30,27±11,03 iken, son testte 11,53±4,88 olduğu saptandı ve tedavi sonrasında NRS ve DBE değerlerinin tedavi öncesine göre, anlamlı düzeyde daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Hastaların tedavi sonrasındaki SF-36 YKÖ'nün tüm alt boyut puanları tedavi öncesine göre, anlamlı düzeyde daha yüksek vii olduğu tespit edildi (p<0,05). Çalışma sonucunda; kronik KİSH'de uygulanan kupa terapisi ve akupunkturun hastaların ağrı şiddeti ve depresyon belirtilerini azalttığı, yaşam kalitelerini arttırdığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Akupunktur, kupa terapisi, ağrı, depresyon, yaşam kalitesi, kas iskelet sistemi hastalıkları

Akupunktur tedavisiAğrıDepresyon+4
Ceyda Acar
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İtfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının çalışma koşullarıyla olan ilişkisi

Bu çalışma itfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıkları gelişim riskini belirlemek ve bu durumun çalışma ve iş koşullarıyla ilişkisini araştırmak amacıyla Ağustos 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında İstanbul İtfaiye İstasyonları'nda çalışan çalışmaya katılmayı kabul eden 111 itfaiye çalışanı dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılacak olan sorgulama ölçekleri Google Form'a kaydedilip elektronik ortamda iletişim ağı Whatsaap ile katılımcılara ulaştırılmıştır. Çalışmaya katılan itfaiyecilerin demografik bilgileri alınmıştır. İtfaiyecilerin kas-iskelet sistemini değerlendirmek için Kas İskelet Sistemi Sağlık Sorgulaması (KİSS-SS) Ölçeği, iş ve çalışma koşullarını değerlendirmek için İtfaiyecilerin İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu kullanılmıştır. Elden edilen veriler sonucu meslekte çalışma senesiyle, kas-iskelet sistemi hastalıkları arasında ilişki, istatiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). İtfaiyecilerde İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu'nun ilk dört sorusu ile Kas-İskelet Sistemi Sağlık Sorgulaması (KİSS-SS) Ölçeği arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, itfaiyecilerde mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının iş koşullarıyla arasında bir ilişki yoktur ve mesleğe bağlı kas-iskelet sistemi hastalıklarının görülme sıklığı yoktur. İtfaiyecilerde meslekte çalışma süresi arttıkça mesleki kas-iskelet sistemi hastalıkları artmamaktadır. İtfaiyecilerin görev unvanına göre kas-iskelet sistemi en fazla etkilenen itfaiye erleridir. Anahtar Kelimeler: Kas İskelet Sistemi Hastalıkları, İtfaiyeciler, Çalışma Yılı, KİSS-SS, İtfaiyecilerde İş ve Çalışma Ortamı ile İlgili Anket Formu

AnketlerKas-iskelet ağrısıKas-iskelet hastalıkları+5
Halide Yasemin Seller
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fizyoterapistlerin kas iskelet sistemlerindeki ağrı varlığı ile tedavide kullanılan farklı yataklardan memnuniyetleri fiziksel iş yükleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Fizyoterapistlerin çalışma ortamlarında kullandıkları yatağın ve fiziksel iş yüklerinin mesleki hastalıklarla ilişkisini göstermek için planlandı. Dahil edilme ve dışlama kriterleri kapsamında 21- 50 yaş aralığında, en az bir yıldır çalışan, alkol/ilaç tüketimi fazla olmayan ve mesleğe başlamadan önce kas iskelet sistemi yaralanma tanısı olmayan 139 fizyoterapist çalışmaya dahil edildi. Kas iskelet sistemi ağrılarının değerlendirilmesinde İskandinav Kas İskelet Sorgu Anketi, fiziksel iş yükünün belirlenmesinde Fiziksel İş Yükü Anketi, yatak kullanım memnuniyetinin değerlendirmesinde ise yedi sorudan oluşturulan anket kullanıldı. Değerlendirmeler Google Forms aracılığı ile katılımcılara ulaştırıldı. Veriler arasındaki ilişki SPSS 23.0 programı kullanılarak Spearman Korelasyon Analizi ile belirlendi. Katılımcıların yaş ortalaması 28,00± 5,00 yıldı. Elli dördü erkek, seksen beşi kadın olan katılımcıların vücut kütle indeksleri medyan değeri 22,31 kg/ cm2 ve (IQR) çeyrekler arası aralık 20,42-24,34 kg/ cm2 idi. Spearman korelasyon analizi sonucunda ayarlanamayan yatak kullanım memnuniyeti ile on iki aylık dönemdeki diz ağrısı arasında negatif yönde orta derecede anlamlı ilişki bulundu (r= -0,446; p< 0,01). Ayarlanabilir yatak kullanım memnuniyeti ile bir yıllık bel ağrısından dolayı yapılan işlerin aksaması arasında ise negatif yönde orta derecede anlamlı ilişki bulundu (r= -0,469; p< 0,01). Ayarlanamayan yatak kullananlarda fiziksel iş yükü ile bir haftalık el/ el bileği ağrısı arasında pozitif yönde düşük- orta derecede ilişki bulundu (r= 0,387; p< 0,01). Ayarlanabilir ve ayarlanamayan yatak kullanım memnuniyeti ile fiziksel iş yükü arasında ilişki görülmedi (p> 0,05). Uzun dönemde uygunsuz yatak kullanımının biyomekaniksel olarak yanlış yüklenimlerle birlikte boyun ve belde ağrı oluşturabileceği düşünülmektedir. Çalışmamız ile fizyoterapistlerde meslek hastalıklarının önüne geçebilmek amacıyla ayarlanabilir yatak kullanılmasının gerekli olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Kas İskelet Sistemi Ağrısı, Tedavi Yatakları, Fizyoterapistlerde İş Yükü

AğrıFizyoterapiFizyoterapistler+4
Songül Çekici
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşam alanı sınırlandırılan sıçanların iskelet kasında oksidatif hasarın incelenmesi

İskelet kası yalnızca kuvvet üretiminden sorumlu olmayıp, metabolik homeostazın korunması, glisemik kontrolün sağlanması ve metabolik genlerin regülasyonunda son derece kritik bir role sahiptir. Kemik kırıkları veya yumuşak doku yaralanmaları nedeniyle alçı ya da atel uygulamaları, travma ve operasyonlar sonrası uzun süreli yatak istirahati gibi immobilizasyon koşulları iskelet kaslarını yapısal ve fonksiyonel olarak olumsuz yönde etkileyerek iskelet kası atrofisine neden olur. Normal koşullarda serbest radikaller ve antioksidan savunma sistemi bir denge halindeyken, immobilizasyon sürecinde bu dengenin serbest radikallerin artışıyla bozulması önemli hücresel yapılara katılan lipid, protein, nükleik asit gibi moleküllerin okside olmasıyla sonuçlanır. İmmobilizasyonun neden olduğu hücresel süreçler ve mekanizmaları araştırmak için deney hayvanlarında uygulanan alçılama, kuyruktan asma yoluyla yüksüzleştirme gibi modeller immobilizasyonun serbest radikal düzeylerindeki artışı net bir şekilde ortaya koymaktadır. Öte yandan, bu modeller insanda uzun süreli yatak istirahati ve inaktivite gerektiren koşulları tam olarak yansıtmamaktadır. Standart kafes hacminin küçültülmesiyle oluşturulan yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin insanlardaki yatak istirahatinin bir zorunluluğu olan immobilizasyon koşullarını, alçılama ve yüksüzleştirme modellerine göre daha iyi taklit eden bir model olduğu bildirilmiştir. Bu çalışma, yaşam alanı sınırlandırılmış kafes modelinin iskelet kasında oksidatif stres belirteçleri ve iskelet kası atrofisi üzerine etkisini değerlendirilmeyi amaçlanmıştır. Wistar albino sıçanlar kontrol (K; n=8) ve immobilizasyon (İ; n=8) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. K grubundaki hayvanlar standart sıçan kafeslerinde, İ grubundaki hayvanlar ise yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde yedi gün barındırılmıştır. Deney protokolünün tamamlanmasının ardından, hayvanlar derin anestezi altındayken ötenazi yapılarak soleus kasları izole edilmiştir. İmmobilizasyonun oksidatif hasara etkisini araştırmak üzere soleus kasında protein oksidasyonu belirteci olan protein karbonil ve ileri protein oksidasyonu (AOPP) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle ve lipid peroksidasyonu belirteci olan 4-hidroksinonenal (4-HNE) düzeyleri Western Blot yöntemiyle analiz edilmiştir. Bu modelde yedi gün süresince uygulanan immobilizasyon, soleus kas ağırlığının vücut ağırlığına oranında %17,2 azalmaya neden olmuştur. Bununla birlikte, soleus kasında AOPP (p=0,000) ve 4-HNE düzeylerinin (p=0,013) kontrol grubuna göre arttığı ancak protein karbonil düzeylerinin (p=0,846) değişmediği görülmüştür. Bu bulgular, insanlarda nöral uyarıların oldukça azaldığı yatak istirahati ve inaktiviteyi taklit eden bir model olan yaşam alanı sınırlandırılmış kafeslerde barındırılan hayvanların iskelet kasında oksidatif hasarın arttığını göstermektedir.

Hayvan deneyleriKas-iskelet sistemiLipid peroksidasyonu+5
İrem Güngör
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal ileri baş boyun kanserinde prognozu öngören bir parametre olarak sarkopeninin değerlendirilmesi

Baş boyun kanserleri (BBK) dünya genelinde yıllık 890.000'den fazla yeni vaka ve 450.000'den fazla ölümle önemli bir sağlık sorunudur. Hastaların çoğunda lokal ileri evrede (Lİ- BBK) tanı konup cerrahi, radyoterapi ve sistemik tedaviyi (kemoterapi) (KRT) de içeren multidisipliner bir yaklaşım gerekmektedir. Baş boyun kanseri hastalarında hem kansere bağlı inflamasyon hem KRT ile malnutrisyon ve sarkopeni gelişmektedir. Değiştirilemeyen birçok prognostik faktör (örn. yaş, komorbiditeler ve cerrahinin türü) olmakla beraber, iyileştirilebilecek bir faktör olarak sarkopeni son dönemde birçok araştırmaya konu olmaktadır. Sarkopenik bir hastanın değerlendirilmesi maliyetli ve zaman alıcı olduğundan, radyoterapi modalitesinden önce rutin olarak yapılan hastanın planlama servikal BT'leri, ek radyasyon maruziyeti veya hastaya yük olmadan sarkopeniyi değerlendirmek için etkili bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Biz bu çalışmamızda, ileri evre BBK'li hastalarda sarkopeninin nüks ve sağkalım üzerindeki prognostik değerini araştırmayı amaçladık. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Bilim Dalı'na 2014 ve 2018 yılları arasında başvurmuş Lİ- BBK tanısı alan primer veya postoperatif KRT ile tedavi edilen tüm hastalar dahil edilmek üzere retrospektif olarak tarandı. C3 vertebra seviyesinde iskelet kası indeksi (İKİ) ölçüldü ve daha sonra özel bir denklemle L3 İKİ'ne dönüştürüldü. Çalışmaya Lİ- BBK 123 hasta (110 erkek, %89.4) alındı. Medyan yaş 61 (31-87) di ve %34.1'si 65 yaş veya üzerindeydi. En sık görülen alt tip laringeal karsinomlardı (%63.4), bunu oral kavite (%19.5) ve ardından hipofarenks (%8.1) izledi. Hastaların büyük çoğunluğunda Evre IV (69 hasta – %56.1), ardından evre III (n = 44, %35.8) ve evre II (n =10, %8.1) hastalık vardı. Çok değişkenli analizlerde, yüksek ECOG performans skoru (HR: 1.96, 95% GA (1.10-3.46), p=0.021), yüksek Charlson komorbidite indeksi (CCI) (HR:1.91, 95% GA (1.03-3.54), p=0.039) tedavi öncesi sarkopeni (HR: 2.60, 95% GA (1.38-4.87), p=0.003) varlığı, düşük hastalıksız sağkalım (DFS) ile ilişkiliydi. Sarkopeni varlığında genel sağkalım (OS) anlamlı derecede daha düşüktü (HR: 2.86, %95 GA (1.40-5.85), p=0.004). Sarkopenik olanlarda radyoterapi ilişkili toksisitelerden mukozit (OR=2.96; %95 GA (1.24-7.04), p= 0.014), disfaji (OR= 3.60; %95 GA (1.56- 8.31), p= 0.003), kserostomi (OR= 2.57; 95% GA (1.10-6.38), p <0.05) daha sık görüldü. Çalışmamız RT için çekilen simülasyon BT ile yapılmış sarkopeni analizindeki (C3) düşük kas kitlesinin daha kısa DFS, OS ile ilişkili olduğunu ve kötü prognostik gösterge olarak kullanılabileceğini gösterdi. Bu hastalarda KRT öncesi ve sonrasında yakın nutrisyon takibi değerlidir.

Kafa ve boyun neoplazmlarıKas distrofileriKas-iskelet sistemi+3
Enes Erul
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Egzersizle indüklenen HSP72'nin glukokortikoid kaynaklı iskelet kası atrofisinin önlenmesindeki rolü

Fizyolojik ve patolojik bir çok koşul ya da hastalıkların tedavisi için kulanılan ilaçlar iskelet kası atrofisine neden olur. Glukokortikoidler immünosupresif ve antiinflamatuar özellikleri nedeniyle çok sayıda hastalığın tedavisinde eksojen olarak yaygın bir biçimde kullanılmakta olup, ilaç kaynaklı kas atrofisinin birincil nedenidir. Kas protein sentezinin azalması ve protein yıkımının artması iskelet kası atrofisi ile sonuçlanırken, glukokortikoid kaynaklı atrofide temel mekanizmanın protein yıkımındaki artış olduğu bildirilmiştir. Egzersizin iskelet kası atrofisinin önlenmesinde bilinen en etkili yöntem olduğu ve glukokortikoid kaynaklı kas atrofisini engellediği veya azalttığı bilinmektedir. Aerobik egzersizlere bağlı olarak hücrede ortaya çıkan değişikliklerden biri sıcaklık artışıdır. Vücut sıcaklığını bir kaç derece artıran bir sıcak stresi, hücrede sıcak şoku proteinleri adı verilen bir grup proteini hızla indükler ve özellikle artan Hsp72 hücresel homeostazın korunmasında kritik rol oynar. Egzersizin artan kontraktilite ve metabolik aktiviteye bağlı olarak çok farklı hücre içi sinyal yolağını uyardığı bilinmesine karşın, glukokortikoid kaynaklı kas atrofisini hangi hücresel ve moleküler mekanizmalarla önlediği aydınlatılabilmiş değildir. Bu çalışma egzersizin glukokortikoid kaynaklı kas atrofisini önlenmesine ilişkin etkisini Hsp72 üzerinden gerçekleştirdiği hipotezini test etmek amacı ile planlanmıştır. Çalışmada 3-4 aylık dişi Sprague Dawley sıçan; kontrol (K), deksametazon (D), normal egzersiz (NE), normal egzersiz ve deksametazon (NED), soğuk egzersiz (SE) ve soğuk egzersiz ve deksametazon gruplarına (SED) (n=8/grup) ayrılmıştır. Egzersiz gruplarındaki sıçanlara 5. günden itibaren kademeli olarak 30m/dk hız ve 60 dk/gün süreye ulaşacak şekilde 10 günlük koşu egzersizi yaptırılmıştır. D, SED ve NED gruplarına 6-10. günlerde 1mg/kg/gün dozda 5 gün süreyle subkutan deksametazon enjeksiyonu yapılmıştır. Plantaris kasında atrofi kas ağırlığının başlangıç vücut ağırlığına bölünmesi ile belirlenmiş ve Hsp72, p-Akt, Akt ve p-FoxO3 düzeyleri Western Blot yöntemi ile belirlenmiştir. Grupların plantaris kas ağırlıkları karşılaştırıldığında D grubu K grubuna göre anlamlı olarak azalmıştır (p<0,05), diğer taraftan SED ve NED gruplarının kas ağırlıkları D grubuna göre daha fazlayken (p<0,05) yalnızca NED grubu K grubundan farklı değildir (p>0,05). NE ve NED gruplarının Hsp72 düzeyleri K grubuna göre artmıştır (p<0,05). K grubu ile karşılaştırıldığında D, SED ve NED gruplarının p-Akt düzeyleri azalırken (p<0,05) NED grubu p-Akt düzeyleri hem D hemde SED grubundan yüksektir (p<0,05). Ayrıca, grupların p-FoxO3 düzeyleri karşılaştırıldığında yalnızca NED grubunun D grubundan yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, deksametazon kaynaklı iskelet kası atrofisinden normal sıcaklıktaki ortamda egzersiz yaptırılan sıçanların plantaris kasları, soğuk ortamda egzersiz yapan sıçanlara göre K grubuna kıyasla daha fazla korunmuştur (SED-K; p<0,05 ve NED-K; p>0,05) ve bu bize egzersizin glukokortikoid atrofisinden korumasındaki rolünü kısmen de olsa Hsp72 üzerinden oynadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz, iskelat kas atrofisi, sinyal iletimi, Hsp72, Akt

Adrenal korteks hormonlarıEgzersizFizyoloji+5
Berkay Özerkliğ
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konsantrik ve izometrik iskelet kası kasılması öncesi ve sonrasında kan irisin, FNDC5 düzeylerinin ve metabolik profilinin incelenmesi

İrisin salınımını etkileyen egzersiz parametreleri önemli bir araştırma konusudur. Bu çalışmanın amacı, konsantrik ve izometrik iskelet kası kasılması öncesi ve sonrasında kanda irisin, FNDC5 ve metabolik profilin incelenmesidir. 16 sağlıklı erkeğe, 3 hafta ara ile, her ikisi de 5-6 dakika süren konsantrik ve izometrik diz fleksiyon/ekstansiyon egzersizi, izokinetik dinamometre üzerinde, yaptırıldı. Egzersizler öncesinde ve sonrasında alınan kan örneklerinden, enzyme linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemiyle irisin seviyesi, western blot yöntemiyle FNDC5 seviyesi ve sıvı kromatografisi-uçuş zamanlı kütle spektrometresi (Q-TOF LC/MS) ile metabolik profil tayini yapıldı. Maksimum kalp hızları ve son 7 gündeki fiziksel aktiflik durumu kaydedildi. Katılımcıların yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut kompozisyonu bilgileri (biyoelektrik impedans analizi ve kemik dansitometrisi ile ölçülen), el kavrama kuvveti, izokinetik ve izometrik kuvvet ve iş değerleri kaydedildi. Konsantrik egzersiz ile irisin değişimi 1.23 ± 0.28 (p=0.007) iken, izometrik egzersiz ile 1.44 ± 1.04 (p=0.134) bulundu. Egzersizlerin metabolom ve lipidom düzeyindeki etkileri temel bileşenler analizinde önemli ölçüde farklılık gösterdi. Konsantrik egzersize yanıt olarak irisin seviyesindeki değişim ile androstenedion, N-asetil aspartil glutamik asit ve bazı ko-enzim A (CoA) metabolitlerindeki değişim ilişkili bulundu (r>0.5 ve p<0.05). Katılımcıların egzersiz öncesi son 7 gündeki fiziksel aktivite durumu ile irisin yanıtı ters ilişkili bulundu (r=-0.481, p=0.059). Konsantrik egzersizle görülen irisin değişimi ile bacak kas kitlesi ve dinlenik metabolik hız korele bulundu (sırasıyla r=-0.543, p=0.03 ve r=-0.511, p=0.043). Konsantrik ve izometrik egzersizin irisin, FNDC5 ve metabolom düzeyindeki etkileri farklıdır. Metabolom ile ilişkili bulgularımız hedeflenmiş metabolomiks çalışmalarıyla teyit edilmelidir.

EgzersizKas kontraksiyonuKas-iskelet sistemi+3
Ömer Serkan Kara
Hacettepe University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kauçuk hamur üretim işçilerinde çalışma analizi ile ergonomik risk faktörlerinin incelenmesi

Bu çalışma kauçuk hamur üretim işçilerinin kas-iskelet sistemi bozukluklarını (KİSB), iş-aktivite risk analizlerini ve psikolojik durumlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kauçuk hamur üretim bölümünde 114 işçisi bulunan bir fabrikada, gönüllülük esasına göre seçilen 88 işçi ile gerçekleştirilmiştir. İşçilere bu çalışma için özel tasarlanan; içeriğinde demografik bilgileri, eğitim durumlarını, çalışma sürelerini, kronik hastalıkları ve ergonomik çalışma koşulları hakkındaki bilgilerini sorgulayan anket uygulanmıştır. Sonrasında işçilerin KİSB değerlendirmeleri Genişletilmiş Nordick Kas İskelet Sistemi Anketi (GNKİSA) ile; aktivite ve risk analizleri Hızlı Tüm Vücut Değerlendirmesi (REBA) ile; psikolojik durumları ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile değerlendirilmiştir. Sonuçlar değerlendirildiğinde kauçuk hamur üretim işçilerinin çoğunun (%87,4) vücudunun en az bir bölgesinde rahatsızlık tanımladığı, en sık boyun (%44,3), bel (%42,9) ve sırt (%26,2) rahatsızlıkları yaşadığı, en az ise kalça-uyluk (%3,7) rahatsızlıkları olduğu görülmüştür. İşçilerin çok az bir kısmının (%3,4) yüksek ve çok yüksek risk seviyesinde çalıştığı tespit edilmiştir. Psikolojik değerlendirmede ise çoğu işçide (%83) hiçbir psikolojik etkilenim olmadığı bulunmuştur. Sonuçlar ilişkisel olarak değerlendirildiğinde ise; REBA, BDÖ, GNKİSA, ergonomik çalışma koşullarını bildiğini ifade edenler arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Eğitim düzeyi yüksek olan işçilerin ergonomik çalışma koşullarını bildiğini ifade ettiği (p<0,05) görülmüştür. BDÖ'ye göre depresyon bulguları olan işçilerin, depresyon bulgusu olmayan işçilere göre daha az rapor aldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak işçilerde KİSB'leri etkileyen problemlerin sadece iş yerlerine ya da iş yerlerindeki ergonomik uyuma bağlı olmadığı, teknolojik iş yerlerinde bile çalışanlarda KİSB'lerin görülebileceği kanısına varılmıştır. İşçilerin değerlendirildiği çalışmalarda, çalışma hayatındaki faktörlerin dışında diğer performans alanlarının da değerlendirilmeye katılmasının daha ileri çalışmalar için önemli olacağı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Ergonomik risk faktörleri, işçilerde kas iskelet problemleri, kauçuk hamur

ErgonomiKas-iskelet hastalıklarıKas-iskelet sistemi+5
Yavuz Sultan Selim Kavrık
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjenital miyopatilerin klinik özelliklerinin değerlendirilmesi ve genotip-fenotip ilişkilerinin belirlenmesi

Konjenital miyopatiler doğumda ya da erken çocukluk döneminde hipotoni veya güçsüzlük ile bulgu veren, klinik ve genetik heterojenite gösteren, iskelet kası liflerinde spesifik morfolojik özelliklerin varlığı ile karakterize bir kas hastalığı grubudur. Son dönemde genetik araştırmalardaki önemli gelişmeler sayesinde patofizyolojik mekanizmalarının anlaşılmasında önemli ilerleme kaydedilmiştir ve yeni nesil sekanslama ve tüm ekzom sekanslama tetkiklerine ulaşılabilirlik artmıştır. Günümüzde konjenital miyopatili bir çocukta spesifik genetik nedenin tanımlanması tanıda altın standart haline gelmektedir, sorumlu gene özgü tedavilerin geliştirilmesiyle giderek daha da önem kazanacaktır. Bu gelişmeler sayesinde konjenital miyopatilerin sınıflamasına yeni bakış açıları getirilmiştir. Tanımlandığı günden bu yana kullanılan histopatolojik sınıflandırma yerine genetik sınıflandırmanın kullanılması gündemdedir. Çalışmamızda konjenital miyopati tanısı almış; yaşları 3,2 ile 31,7 yıl arasında değişen; 34'ü (%54,8) erkek ve 28'i (%45,2) kadın 62 olgunun klinik ve laboratuvar özellikleri, aile öyküsü, tanı alma yaşı ve tanı alana kadar geçen bekleme süresi, histopatolojik tanısı ve genetik analiz sonucu değerlendirildi. Olguların tanı anındaki yaş ortalaması 5,7±4,6 (yıl) iken medyan bekleme süresi 31 ay olarak görüldü. Histopatolojik olarak 13 (%21) nemalin miyopati, 7 (%11,3) kor miyopati, 3 (%4,8) sentronükleer miyopati, 3 (%4,8) CFTD vakası mevcutken 28 (%45,2) hastanın özgül tanısının olmadığı ve 8 (%12,9) hastaya kas biyopsisi yapılmadığı görüldü. Genetik analizi sonuçlanmış olan 37 hastanın 6'sında (%16,2) RYR1, 6'sında (%16,2)TTN, 4'ünde (%10,8) NEB, 2'sinde (%5,4) PYROXD1, 1'inde (%2,7) MYH6, 1'inde (%2,7) KLHL40, 1'inde (%2,7) SEPN1, 1'inde (%2,7) TPM3, 1'inde (%2,7) ACTA1, 1'inde (%2,7) FBLN2, 1'inde (%2,7) FBLN5, 1'inde (%2,7) BTBD1, 1'inde (%2,7) SLC12A6, 1'inde (%2,7) SLC18A3, 1'inde (%2,7) ATP2A1, 1'inde (%2,7)TRIM54, 1'inde (%2,7) AFG3L2, 1'inde (%2,7) CCDC78, 1'inde (%2,7) COL6A3, 1'inde (%2,7) MYOT gen mutasyınu saptanırken 3 hastanın genetik analiz sonucunun negatif olduğu görüldü. 25 hastanın genetik analiz süreci halen devam etmektedir. Çalışmamızda hastaların klinik bilgileri ile genetik analiz sonuçları karşılaştırılarak genetik analizi yönlendirecek klinik ipuçları yakalanmaya çalışıldı.

FenotipGenetikGenotip+4
Yağmur Bayındır
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Limb girdle kas distrofisi 2R (LGMD2R)'de mekanotransdüksiyonun rolünün araştırılması

LGMD2R (MIM 601419) geç başlangıçlı ve yavaş ilerleyen ultra-nadir bir hastalık olup desmin proteininin lamin B bağlanma domaininin bozulmasına neden olan bir splice site mutasyonu ile özdeşleşmiştir. Hücrelere gelen mekanik iletinin biyokimyasal sinyale dönüşme işlemine mekanotransdüksiyon denir. Bozulan mekanotransdüksiyon sinyalinin etkileri kas distrofileri de dâhil olmak üzere birçok hastalıkta gözlenmektedir. LGMD2R'de ortaya çıkan mekanotransdüksiyon hasarını göstermek için kontrol ve hastaya ait hücreler, Flexcell Tension System kullanılarak mekanik yükleme uygulanmıştır. Öncelikle MAPK yolağı incelenmiştir. ERK1/2 aktivitesinde ve ERK1/2 hedef genlerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Sadece mekanosensitif bir gen olan EGR1 ifadesinde hastada azalış olduğu görülmüştür. Devamında iskelet kası mekanotransdüksiyonunda kilit rolü olan YAP incelenmiştir. YAP stres koşullarında çekirdekte yerleştiğinden, kontrol iskelet kasında çekirdeklerinin %37,5'i YAP içerirken bunun LGMD2R'de %15,1'e düştüğü gösterilmiştir. Bununla birlikte statik durumda hastada p-YAP miktarında 1,5 kat artış gözlenmiştir. Hastada mekanik yüklemeden sonra ise hem p-YAP hem de t-YAP miktarında eş zamanlı azalış olduğu bulunmuştur. Ek olarak YAP tarafından kontrol edilen genlerin ifade düzeyleri araştırıldığında, hepsi hastada mekanik yükleme ile artarken kontrol ile karşılaştırıldığında CTGF ve C-MYC'de azalış olduğu, DIAPH1 ve MYL9'da ise değişim olmadığı gözlenmiştir. Özetle, hastada bazal seviyede YAP aktivitesinin düşmesi ile birlikte, hasta hücrelerinin mekanik yüklemeye yeterli düzeyde cevap veremediği gösterilmiştir. İlginç olarak ANKRD1 ve ANKRD2'nin S izoformunun ifadelerinde artış bulunmuştur. Bu artışın nedeninin LGMD2R'de bozulan mekanotransdüksiyon sinyaline karşılık gelişen koruyucu bir mekanizma olabileceği düşünülmektedir. Bu tez TÜBİTAK tarafından desteklenmiştir (214S174).

DesminKas distrofileriKas-iskelet sistemi+1
Şeyda Ünsal
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diş hekimlerinin çalışma postürü, kas iskelet sistemi ağrıları ve vücut farkındalık düzeyleri arasındaki ilişki

Çalışmanın amacı; diş hekimlerinin çalışma postürünün gözlemlenmesi, vücut farkındalıklarının ve kas iskelet sistemi ağrılarının değerlendirilmesi ve aralarındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışma grubuna Hacettepe Üniversitesinde görev yapmakta olan 8 uzmanlık branşından toplam 58 diş hekimi, kontrol grubuna Hacettepe Üniversitesi 3. sınıfta öğrenim görmekte olan 30 diş hekimliği öğrencisi dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin çalışma anındaki ergonomileri REBA (Tüm Vücut Değerlendirme Metodu) ile, Vücut farkındalıkları Vücut Farkındalığı Anketi (VFA) ile Kas iskelet sistemi ağrıları, Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (NMQ) ile değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen diş hekimi ve öğrencilerin REBA total puanları arasında anlamlı fark bulundu (p<0,001). Diş hekimi ve öğrencilerin kas iskelet sistemi bölgelerinde ağrı olma durumu karşılaştırıldığında boyun, omuz, el-el bileği ve bel bölgesinde diş hekimlerinin ağrılı olma durumu arasında anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0,05). Diş hekimleri REBA'ya göre orta risk grubunda 7, yüksek risk grubunda 32 ve çok yüksek grubunda 19 birey olacak şekilde risk gruplarına dağılım gösterdi. Diş hekimlerinin REBA total puanları ve kas iskelet sistemi bölgelerindeki ağrıları arasında omuz dirsek ve sırt bölgelerinde anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diş hekimlerin vücut farkındalığı ve kas iskelet sistemi ağrıları arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı (p>0,05). Diş hekimlerin vücut farkındalığı ve REBA total puanları arasında anlamlı ilişki bulunmadı (r>0,05). Diş hekimi olarak çalışmaya başladıktan sonra çalışma postürünün eğitim hayatındakine göre daha riskli olduğu bulundu. Diş hekimlerinde çalışma postürünün kas iskelet sistemi ağrısı oluşumuna yol açtığı bulundu. Günümüzde diş hekimleri ağır şartlarda, uzun süreli ve stresli çalışma koşullarının bir sonucu olarak gün içinde postürlerine yeterince dikkat edememektedir. Ayrıca diş hekimlerinde mesleğin ileriki yıllarında kas iskelet sistemi problemleri ile karşılaşma riskinin yükselebileceğini ve Kas iskelet sistemine yönelik egzersizlerin yanında, vücut farkındalığı egzersizlerinin postüral farkındalığının artırılmasında önemli olduğunu düşünmekteyiz.

AğrıDiş hekimleriDiş hekimliği+4
Sema Coşkun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konak İlçesi'nde kamuya bağlı ağız ve diş sağlığı merkezlerinde çalışan diş hekimlerinde kas iskelet sistemi yakınmaları ile hızlı maruziyet değerlendirme (HMD) sonuçlarının ilişkisi

Giriş ve Amaç: Diş hekimlerinde kas iskelet sistemine bağlı rahatsızlıklar kişiye yönelik etkilerin (psikolojik sorunlar, düşük yaşam kalitesi, sakatlık) yanında, topluma yönelik etkilere (iş memnuniyetini ve verimliliğini azaltması, iş günü kaybı, tazminat ödemeleri ve ekonomik kayıplar) de neden olmaktadır. Diş hekimliğinde işle ilişkili kas iskelet sistemi hastalıklarının büyük kısmı önlenebilir risk faktörleriyle oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı Konak İlçesi'nde kamuya bağlı Ağız ve Diş Sağlığı Merkezlerinde (ADSM) ve Diş Hastanesinde çalışan diş hekimlerinde kas-iskelet sistemi şikayetlerinin sıklığı ve ilişkili olabilecek faktörleri saptamak, Hızlı Maruziyet Değerlendirme (HMD) yöntemi ile iş ile ilişkili olabilecek riskli vücut bölgelerini ve bunların kas iskelet sistemi şikayetleri ile ilişkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini Konak'ta kamuya bağlı ADSM'lerde ve Diş Hastanesinde aktif poliklinik hizmeti veren 200 diş hekimi oluşturmaktadır. Veri toplama 4 parçadan oluşan formla (İskandinav Kas İskelet Anketi, Sosyo-demografik/çalışma koşulları ve sağlıkla ilgili değişkenleri içeren anket, HMD çalışan ve gözlemci formu), Ekim-Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan 190 diş hekiminin yaş ortalaması 43,81±9,08'dür. %67,4'ü kadın, %32,6'sı erkektir. Araştırmaya katılan diş hekimlerinin kas iskelet sistemine ilişkin yakınma sıklığı son 12 ay içinde %92,1, son 7 gün içinde %73,7'dir. Son 12 ayda kas iskelet sistemine ilişkin yakınma en sık sırt ve bel (%74,7), ikinci sıklıkta boyun (%70) bölgesinde saptanmıştır. HMD omuz/kol ve iş temposu skoru orta; bel, bilek/el bileği, titreşim skoru yüksek; boyun ve stres skoru çok yüksek seviyede bulunmuştur. Son 12 ayda kas iskelet sistemi yakınması kadınlarda (p= 0,02), kas iskelet sistemi hastalığı olanlarda (p= 0,003), hastalar arası mola vermeyenlerde (p= 0,025), çalışma ortamını kas iskelet sistemi hastalıkları açısından riskli/çok riskli belirtenlerde (p= 0,006) daha yüksek saptanmıştır. Son 12 ay içinde kas iskelet sistemi ağrısı olma olasılığı düzenli spor yapmayanlarda 4,1 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda boyun ağrısı olma olasılığı kadınlarda 2,6 kat, servikal hernisi olanlarda 19 kat, çocuk bakımı belirtenlerde 6,2 kat, HMD boyun puan ortalaması yüksek olanlarda 1,3 kat fazla daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda omuz ağrısı olma olasılığı kadınlarda 2,1 kat yüksek bulunmuştur. Ayakta çalışma omuz ağrısı açısından 0,4 kat koruyucu saptanmıştır. Son 12 ayda dirsek ağrısı olma oalsılığı 35-44 yaşta 7,5 kat, 45 yaş ve üzerinde 9,2 kat, çocuk bakımı belirtenlerde 4,8 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda el/el bileği ağrısı olma olasılığı sol elini kullananlarda 3,8 kat, iş dışı yük getirecek faaliyet bildirenlerde 2,6 kat, <1 saat öğle molası verenlerde 3,2 kat, HMD el bileği puan ortalaması yüksek olanlarda 1 kat daha fazla saptanmıştır. Son 12 ayda sırt ağrısı olma olasılığı kadınlarda 3 kat daha fazla bulunmuştur. Bel ağrısı olma olasılığı ise kadınlarda 2,3 kat, lumbal hernisi olanlarda 9,9 kat, HMD bel puan ortalaması yüksek olanlarda 1,1 kat daha fazla saptanmıştır. Sonuç: Diş hekimlerinde dönüşümlü çalışma ve hasta arası düzenli mola saatleri belirlenmelidir. Çalışma ortamında ergonomi eğitimi verilmeli ve ergonomik düzenlemeler sağlanmalıdır. Diş hekimleri düzenli fiziksel aktivite yapmaya teşvik edilmelidir. Erken tanı ve tedavi için işe giriş muayeneleri eksiksiz yapılmalı, düzenli aralıklarla periyodik muayeneler yapılmalıdır. Yapılacak düzenlemelerden sonrasında HMD ile riskler ve maruz kalmadaki değişim değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları; diş hekimliği; Hızlı Maruziyet Değerlendirme

Ağız ve Diş Sağlığı MerkezleriDiş hekimliğiKas-iskelet ağrısı+3
Ceren Varer Akpınar
Ege University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Meslek öğretmenlerinde ergonomi eğitiminin kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, farklı branşlardaki meslek öğretmenlerinin kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının belirlenmesi, bu sorunların ergonomi eğitimiyle ilişkisinin incelenmesi ve kas iskelet sistemi sorunları ile meslek öğretmenlerinin çalışma pozisyonları, çalışma şartları, demografik özellikleri, yaşam kalitesi ve depresyon durumu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma ön test- son test kontrol gruplu, fiziksel ölçme ve değerlendirme ölçümlerinin yapılacağı eğitim müdahaleli bir araştırmadır. Araştırma, Rize ili merkeze bağlı Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri'nde bulunan toplam 101 kişi ile yapılmıştır. Çalışmada veriler Kişisel Veri Toplama Formu, Hızlı Tüm Vücut Değerlendirme (HTVD) formu, Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Anketi, Beck Depresyon Anketi ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (KF 36) ile elde edilmiştir. Katılımcıların vücut bölgelerine göre kas iskelet sistemi şikayetleri görülme oranı büyükten küçüğe doğru sırayla boyun, bel, sırt ve omuz şeklindedir. Ergonomi eğitimi sonucunda kas iskelet sistemi şikayetleri tehlike sınıfı gözetmeksizin azalma gösterirken, kontrol grubunda şikayetler değişmemiştir. Çalışmaya katılan tüm öğretmenlerin HTVD skor aralığına göre hem eğitim öncesinde hem de eğitim sonrasında orta derecede riskli (4-7 puan aralığı) grupta olduğu görülmüş ve HTVD skorları çalışmanın sonunda her iki grupta da eğitim öncesine göre düşük görülmüştür. Çalışmamıza katılan tüm bireylerin Beck depresyon skorlarına göre depresif belirtiler göstermediği görülmüştür.

ErgonomiKas-iskelet hastalıklarıKas-iskelet sistemi+1
Hüseyin Kürşat Mete
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin kas- iskelet sistemi sorunları ile yaşam kalite düzeylerinin karşılaştırılması

Araştırma Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan hemşirelerin kas- iskelet sistemi sorunlarının yaşam kalitesiyle karşılaştırılması amacıyla kesitsel olarak planlanmıştır. Araştırma Mart – Nisan 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini ise çalışmayı kabul eden Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 215 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri ''Sosyodemografik Soru Formu", ''Nottingham Sağlık Profili Anketi'', ''Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlığı Taraması Anketi'' sorularını içeren anketler ile toplanmıştır. Araştırmaya katılan hemşirelerin, %80'inin kadın, %58,60'ının bekâr, %53'ünün 25-34 yaş grubunda, %92,60'ının lisans ve üzeri mezunu olduğu, %40,90'ının yoğun bakım ünitelerinde çalıştığı, %40,90'ının meslekte toplam çalışma süresinin 10 yıl ve üzeri olduğu, bulunduğu birimde görev yapma süresinin %38,10'unun 4-9 yıl arası olduğu, %60,90'ının günde 9 saat ve daha az sürede çalıştığı, %51,20'sinin gündüz mesai ve nöbet şeklinde çalıştığı, nöbet sayılarının %70,80'inin 1-11 arası olduğu, %96,30'unun gün içinde dinlenme sayılarının 1-3 kez arasında olduğu, %57,20'sinin dinlenme sürelerinin 30 dakikadan fazla olduğu, %2,30'una uygun çalışma ayakkabısı verildiği, %4,20'sinin düzenli egzersiz yaptığı, %17,20'sinin kronik bir rahatsızlığının olduğu, %20,50'sine ise kas iskelet sistemi rahatsızlığı teşhisi konulduğu saptandı. Hemşireler sosyodemografik, mesleki ve çalışma yaşamına ait özelliklerine göre değerlendirildiğinde; kurumda 35-44 yaş aralığında olanlarda, erkeklerde, evlilerde, çocuk sahibi olanlarda, çoğunlukla tanı birimlerinde çalışanlarda, gün içerisinde 9 ve daha az saatte çalışanlarda, gündüz mesaisi şeklinde çalışanlarda, dinlenme sayısı fazla olanlarda, meslekte çalışma süresi 10 yıl ve üzerinde olanlarda, kronik rahatsızlığı ve kas iskelet sistemi rahatsızlığı olmayanlarda, düzenli egzersiz yapanlarda yaşam kalitesi düzeyinin yüksek olduğu görülmüştür. Bununla beraber kadınlarda, evlilerde, çocuk sayısı fazla olanlarda, lise ve ön lisans mezunlarında, gündüz mesaisinde çalışanlarda, 9 saatten fazla çalışanlarda, acil serviste çalışanlarda, kurumdaki çalışma süresi 10 yıl ve üzerinde olanlarda, kronik rahatsızlığı ve kas iskelet sistemi rahatsızlığı olanlarda kas iskelet sistemi şikayetleri daha fazla görülmüştür.

Devlet hastaneleriHastanelerHemşireler+3
Hatice Kılıç
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Latin dansı yapanlarda denge-koordinasyon, postür ve kas iskelet sistemi ağrılarının incelenmesi

Çalışmamızın amacı Latin dansının kas-iskelet sistemi ağrısı, postür, esneklik, denge ve koordinasyon üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Çalışmamıza yaş ortalaması 27,55 ± 3,48 yıl olan 20 sosyal Latin dansı yapan birey (10 kadın 10 erkek) ve yaş ortalaması 25,45 ± 2,91 yıl olan 20 sedanter birey (4 kadın 17 erkek) dahil edildi. Katılımcıların dengesi SportKAT 550-TS Kinestetik Denge Cihazı, koordinasyonu altıgen testi (hexagonal obstacle test), postürü New York Postür Skalası, kas iskelet sistemi ağrıları Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlığı Anketi, esnekliği Otur-Uzan Testi ile değerlendirildi. Yaptığımız değerlendirmeler sonucunda dans eden gruptaki bireylerin statik denge skorlarında istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar görüldü (p<0,05). Ancak dinamik denge, esneklik, kas iskelet sistemi ağrıları, koordinasyon ve postür skorlarında iki grup arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Çalışmamızın sonunda sosyal olarak yapılan Latin dansının statik denge gelişimine katkı sağladığını tespit ettik. Koordinasyon, esneklik, postür ve kas iskelet sistemi ağrıları dans eden bireyler ile ilişkilendirilememiştir. Sonuç olarak Latin dansının dengeyi pozitif yönde etkilediğini söyleyebiliriz. Dengeyi etkileyen rahatsızlıklarda kontraendike bir durum yok ise rehabilitasyon programını destekleme amaçlı Latin dansı önerilebilir.

AğrıDansDansçılar+6
Özlem Işık
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kas iskelet sistemi ağrılarında akupunktur kullanılan geriatrik hastalarda kognitif fonksiyonların seyri

Giriş ve Amaç: İlerleyen yaş ile birlikte, kas iskelet sisteminde dejeneratif değişiklikler meydana gelmekte ve bu durum kronik ağrıya sebep olabilmektedir. Kronik ağrı; kognitif fonksiyonda düşüş, davranış problemleri, depresyon, fonksiyonel kapasitede azalma ve polifarmasi gibi pek çok geriatrik durum ile ilişkilidir. Yaşlı hastalarda kronik kas iskelet sistemi tedavisinde akupunktur, bütüncül bir tedavi metodu olarak kullanılabilir. Akupunktur ile ağrı tedavisi yapılması, diğer geriatrik sendromlar için de faydalı olabilir. Biz çalışmamızda, kronik kas iskelet sistemi ağrısı bulunan geriatrik hastalarda akupunktur uygulamasının ağrı düzeyi, kognitif fonksiyon, davranış bozuklukları, depresyon, günlük yaşam aktiviteleri ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri üzerine olan etkisini değerlendirdik. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Ekim 2017 ve Ekim 2018 tarihleri arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geriatri Polikliniği'nde gerçekleştirilmiştir. Polikliniğe ağrı ve unutkanlık şikayetleri ile başvuran hastalara kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmış ve dahil olma kriterlerine uygun hastalar, gönüllülük esasına göre akupunktur tedavi programına alınmıştır. Bulgular: Bu çalışmaya kas iskelet sistemi ağrılarında akupunktur kullanılan 23 geriatrik hasta katılmıştır. Bu kişilerin %78,3'ü kadın, %21,7'si erkektir. Hastaların ortalama yaşı 73,39±6,47 iken, ortalama uygulanan akupunktur seans sayısı 9,48±1,95 adettir. Vizüel Analog Skala (VAS) puanı işlem öncesi ortalama 7,65±1,82 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 4,36±2,24 olmuştur (p<0,001). Standardize Mini Mental Test (SMMT) puanı işlem öncesi ortalama 23,26±5,50 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde artarak ortalama 25,45±3,98 olmuştur (p<0,001). Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) puanı işlem öncesi ortalama !v 11,65±8,83 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 8,45±6,83 olmuştur (p<0,001). Cohen Mansfield Ajitasyon Envanteri (CMAE) puanı işlem öncesi ortalama 40,87±10,21 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde azalarak ortalama 35,86±8,45 olmuştur (p<0,001). Günlük Yaşam Aktiviteleri (GYA) test puanı işlem öncesi ortalama 5,35±0,71 iken, işlem sonrası anlamlı bir şekilde artarak ortalama 5,77±0,43 olmuştur (p=0,002). Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri (EGYA) test puanı işlem öncesi ortalama 6,70±2,08 iken, işlem sonrası ortalama 6,73±2,07 olmuştur. EGYA puanlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,317). Sonuç: Ağrı, ajitasyon, depresyon, kognitif fonksiyon ve fonksiyonel kapasite birbiri ile iç içe geçen geriatrik durumlar olup birlikte değerlendirilmesi faydalıdır. Kas iskelet sistemi ağrısı bulunan geriatrik hastalarda akupunktur ile analjezi sağlanması, hastaların kognitif fonksiyonlarında ve kognitif fonksiyonların azalmasına bağlı oluşan davranış problemleri üzerinde olumlu gelişme sağlayabilir. Akupunktur, Geriatrik Depresyon Ölçeği (GDÖ) skorları üzerinde olumlu etki gösterebilir. Yaşlı hastalarda üriner inkontinans üzerinde akupunkturun olumlu etkileri ile GYA kapasitelerinde artış olabilir. Kas iskelet sistemi ağrılarını gidermek için geriatrik hastalarda 10 seans akupunktur uygulanması EGYA skorlarında bir değişiklik oluşturmamıştır. Akupunkturun; kognitif fonksiyon, depresyon, davranış problemleri, ajitasyon, günlük yaşam aktiviteleri ve enstrümental günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkisini netleştirmek için, uzun dönem takip edilerek randomize kontrollü geniş katılımlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kognitif fonksiyonlar, akupunktur, kronik ağrı.

AkupunkturAğrıBiliş+6
Fatma Tamara Köroğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Brighton muskuloskeletal hasta bildirimli sonuç ölçümlerinin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerinin incelenmesi

Bu çalışma, Brighton Muskuloskeletal Hasta Bildirimli Sonuç Ölçümlerinin (The Brighton Musculoskeletal Patient-Reported Outcome Measure: BmPROM) Türkçe versiyonunun (BmHBSÖ) oluşturulması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Çalışma, fizyoterapi ve rehabilitasyon kliniğinde muskuloskeletal problem tanısıyla takip edilen, 18-74 yaş aralığında, toplam 122 gönüllü hasta ile gerçekleştirildi. Hastaların fiziksel, sosyodemografik ve tıbbi bilgileri kaydedildi. Standart çeviri prosedür basamakları uygulandıktan sonra, BmPROM'un Türkçe çevirisinin anlaşılırlığı 25 hasta, içerik geçerliği ise 20 fizyoterapist üzerinde yapılan pilot çalışma ile değerlendirildi. Çalışmaya dâhil edilen hastalara, BmHBSÖ ile Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (KF-36) ve İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi uygulandı. BmHBSÖ'nün test-tekrar test güvenirliği için ölçek 10 gün sonra yeniden uygulandı (n=67). Ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini belirlemek için iç tutarlılık, test-tekrar test güvenirliği ve yapı geçerliği incelendi. BmHBSÖ'nün genel iç tutarlılık katsayısı α=0.739, işlevsellik skorunun Cronbach α değeri 0.721, iyilik hali skorunun Cronbach α değeri 0.766 olarak bulundu. BmHBSÖ'nün işlevsellik (ICC=0.866) ve iyilik hali (ICC=0.844) skorları yüksek düzeyde test-tekrar test güvenirliği gösterdi. BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile KF-36'nın alt boyutları arasında pozitif yönde orta ve düşük düzeyde yapısal ilişkisi bulundu (p<0.001). BmHBSÖ'nün işlevsellik ve iyilik hali skorları ile İskandinav Kas İskelet Sistemi Anketi arasında negatif yönde orta ve düşük düzeyde ilişki bulundu (p<0.05). BmHBSÖ'nün, muskuloskeletal problemleri ağrı, fiziksel fonksiyon ve psiko-sosyal olarak çok boyutlu değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Güvenilirlilik ve geçerlilik, işlevsellik, kültürler arası, öz bildirim, yaşam kalitesi

Güvenilirlik ve geçerlilikKas-iskelet sistemiKültür+4
Fatma Eken
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kuaför ve berberlerin kas iskelet sistemi, vücut farkındalığı ve algılanan stres düzeyinin değerlendirilmesi

Araştırma kuaför ve berberlerin kas iskelet sistemi rahatsızlıkları, vücut farkındalığı ve algılanan stres düzeylerini değerlendirmek ve bu durumlara etki edebilecek faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipteki bu araştırma Muğla ili Milas ilçesindeki mahallelerde faaliyet gösteren 62 kuaför ve 57 berber katılımcı ile gerçekleştirildi. Katılımcıların yaş, cinsiyet, meslek, meslekteki çalışma yılı, günlük çalışma süresi, ayakta kalma süresi, mola süresi, düzenli egzersiz alışkanlığı, ağrı kesici kullanımı ve doktor tarafından tanısı konulan kas iskelet sistemi problemi varlığı sosyodemografik veri formu aracılığıyla alındı. Kas iskelet sistemi rahatsızlıklarını değerlendirmek için Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi, vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalığı Anketi ve algılanan stres düzeyini değerlendirmek için Algılanan Stres Ölçeği kullanıldı. Araştırmaya katılan kuaförlerin %96.8'i, berberlerin ise %78.9'u son 7 günde vücudunun herhangi bir bölümünde ağrı, sızı veya rahatsızlık şikâyeti olduğunu belirtmiştir. Kas iskelet sistemi şikâyetlerinin vücut bölümlerine göre dağılımında kuaförlerde en fazla etkilenen bölgeler sırt (%54.8), el bileği (%53.2) ve bel (%48.4) iken berberlerde ise bel (%49.1), diz (%38.6) ve sırt (%35.1) olduğu görülmüştür. Kuaförlerin Cornell skoru ile vücut farkındalığı skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü ilişki vardı (p<0.05). Berberlerin Cornell skoru ile algılanan stres düzeyi skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü ilişki vardı (p< 0.05). Sonuç olarak kuaför ve berber meslek gruplarında kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının oldukça yaygın olduğu görüldü. Kuaförlerde vücut farkındalığının artması kas iskelet sistemi rahatsızlıkları şiddetini azaltmaktadır. Berberlerde ise algılanan stres düzeyinin azalması kas iskelet sistemi rahatsızlıkları şiddetini azaltmaktadır. Bu araştırmanın sonuçlarına göre kuaför ve berberlerde koruyucu rehabilitasyon kapsamında çalışma süre ve koşullarında düzenlemeler yapılması ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına yaklaşımlarda vücut farkındalığını arttırmaya ve stresi azaltmaya yönelik yöntemlerin eklenilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: "Algılanan stres", "berber", "kas iskelet sistemi", "kuaför", "vücut farkındalığı"

AlgıBedensel farkındalıkBerberler+3
Fatih Kayhan Telef
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19 salgını döneminde sağlık çalışanlarının kas iskelet sistemi ağrılarının incelenmesi

Bu çalışma, COVID-19 salgını döneminde, sağlık çalışanlarının kas iskelet sistemi ağrılarını, yorgunluk düzeylerini, uyku kalitelerini, COVID-19 korkularını ve stres ve kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya, salgın döneminde aktif olarak çalışan, 20-55 yaş aralığındaki 198 sağlık çalışanı (31.79±7.13 yıl, 1.67±0.08 m, 23.71±3.49 kg/m2) dahil edilmiştir. Yorgunluk ölçeği ile yorgunluk düzeyleri, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile uyku kaliteleri, COVID-19 Korkusu Ölçeği ile korku düzeyleri, Sağlık Çalışanları için Virüs Epidemisine Bağlı Stres ve Kaygı Ölçeği SAVE-9 ile stres ve kaygı durumları, İskandinav Kas İskelet Anketi ve Cornell Kas İskelet Rahatsızlık Anketleri ile kas iskelet sistemi ağrıları değerlendirilmiştir. Sağlık çalışanlarının çalışma alanlarına bakıldığında en yüksek oranda yoğun bakımda çalıştığı görülmüştür. Son 12 ayda ve son 7 günde en çok sırt, bel, boyun bölgelerinde ağrı, acı, rahatsızlık hissettiklerini ve ağrı nedeniyle olağan işlerinin engellendiğini belirtmişlerdir. Yine sırasıyla; bel boyun, omuz ve sırt ağrıları nedeniyle sağlık hizmetlerine başvurulduğu ifade edilmiştir. Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile Yorgunluk Ölçeğinden elde edilen puanlar arasında pozitif ve zayıf bir ilişki (r=0.390, p<0.001) olduğu belirlenmiştir. Boyun, omuz, üst ekstremite, sırt, bel ve alt ekstremite bölgelerinde hissettikleri ağrıları ile Yorgunluk Ölçeği, Uyku Kalitesi, COVID-19 Korkusu ve SAVE-9 ölçeği toplam puanları arasında pozitif ve zayıf-çok zayıf dereceli ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0.005). Boyun, omuzlar, sırt, sol üst kol, bel, sol alt bacak ve sağ ayak bölgelerinde son 1 hafta boyunca hissettikleri kas iskelet sistemi ağrıları yüksek olanların; yorgunluk düzeyleri, COVID-19 korkusu ve stres ve kaygı düzeylerinin yüksek, uyku kalitelerinin ise düşük olduğu belirlenmiştir. Solunum ve gevşeme egzersiz eğitimleri verilmesi, omurga sağlığının korunması ve iyileştirilmesi amacıyla ergonomik çalışma prensipleri hakkında bilgilendirmelerin yapılması ve bireysel nöromusküler egzersiz programlarının uygulanması önerilmektedir.

AğrıCOVID 19Fizyoterapistler+4
Seher Güngör
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects