Legal responsibility

294 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Silahlı insansız hava araçları kullanılarak gerçekleştirilen ulus-aşırı silahlı çatışmalarda devletin hukuki sorumluluğu

Bu tezde, ulus-aşırı silahlı çatışmalar sırasında bir devletin Silahlı İnsansız Hava Araçlarını kullanarak kendi ülke sınırları dışında gerçekleştirdiği operasyonlar nedeniyle hukuki sorumluluğu konusu incelenmiştir. Bu çerçevede, çalışmada öncelikle Silahlı İnsansız Hava Araçlarının ortaya çıkışı, literatürde yer bulmasına neden olan unsurlar ve bu araçların çalışma kapsamındaki yeri ifade edilmiştir. Çalışmanın odaklandığı ana nokta, Silahlı İnsansız Hava Araçlarının devletler tarafından ulus-aşırı silahlı çatışma olarak kavramsallaştırılan ve uluslararası hukukta yer bulan yeni silahlı çatışma türü kapsamında kullanımı ve bu kullanımın hukuksal açıdan ortaya çıkardığı sorunlardır. Bu sorunlar ise çalışmada uluslararası hukukun bir alanı olarak "sorumluluk" kavramı etrafında incelenmiştir. Dolayısıyla, normatif yönü ağırlıklı olan çalışmada, konunun uluslararası hukuktaki "sorumluluk" açısından ne ifade ettiği, sorumluluğun şartları, sorumluluğu ortaya çıkaran nedenler, sorumluluğu kaldıran nedenler ve telafi yolları açıklanmıştır. Olgusal boyutta ise ABD'nin 2001 ve 2019 yılları arasında Afganistan, Pakistan ve Yemen'de gerçekleştirdiği Silahlı İnsansız Hava Aracı operasyonları ele alınmıştır. Bu ülkelerdeki somut olay incelemelerinin "sorumluluk" açısından ortaya çıkardığı sonuçlar tahlil edilmiştir. Böylece, normatif düzenlemelerin somut olaylarda nasıl karşılık bulduğu tespit edilmeye çalışılıp, bulgular çalışmanın sonuç bölümünde tezin vargıları olarak ortaya konulmuştur.

Amerika Birleşik DevletleriHukuki sorumlulukSilahlı insansız hava araçları+5
Olcay Özkaya
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Tüketici hukuku bakımından sosyal medyada örtülü reklam

Bu çalışmanın odak noktası, sosyal medyada yapılan örtülü reklamların ve bu reklamlar dolayısıyla sorumlu tutulabilecek kişilerin tespitidir. Bu tespit sonrası sosyal medyada yapılan örtülü reklamların önlenmesi için gerekli adımların atılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda öncelikle örtülü reklamın ne olduğu en genel hâliyle incelenmiş ve daha sonra sosyal medya bakımından örtülü reklamların görünüş biçimleri ele alınmıştır. Örtülü reklamın hukuki niteliği ortaya konduktan sonra sorumluluk hukuku bakımından incelemeler yapılmış ve sorumlu tutulabilecek kişiler ile sorumluluğun kapsamı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler yapılırken öncelikle Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve Türk Borçlar Kanunu olmak üzere mevcut ulusal ve uluslararası düzenlemeler incelenmiş, örtülü reklam kavramı, örtülü reklamın hukuki niteliği, sosyal medya, sosyal medyada örtülü reklam ve örtülü reklamın sorumluluk hukuku bakımından değerlendirilmesi konuları ele alınmıştır.

Güven sorumluluğuHukuki sorumlulukReklamlar+4
Özge Özdil
TOBB Economics and Technology University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının hukuki sorumluluğu bağlamında, 2015-2021 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan tıbbi malpraktis (Tıbbi uygulama hatası) davalarının değerlendirilmesi

Tıbbi malpraktis, tüm dünyada birçok sağlık çalışanı için en büyük kaygı nedenlerinden biridir. Yapılan çalışmalar, tıpta uzmanlık alanı ve çalışma sahası seçiminde tıbbi malpraktis kaygısının önemli bir etken olduğunu ve tıbbi malpraktis riski yüksek bölümlerde çalışan sağlık çalışanlarında defansif tıp uygulamalarını daha sık gerçekleştirdiğini göstermektedir. Çalışmamızda Danıştay'ın resmi karar arama sitesi üzerinden arama yaparak, 2015-2021 yılları arasında T.C. Danıştay Başkanlığı'nda karara bağlanan 601 tıbbi malpraktis dava dosyasına ulaşılmıştır. Verileri incelediğimizde; en fazla dava dosyasının 2021 yılında olduğu görülmüştür. Olay tarihi ile davanın Danıştay'a yansıma süresi arasında geçen zaman ortalamasının 9,2 yıl olduğu ve bunun yargıda davanın tamamlanması için öngörülen hedef sürenin çok üstünde olduğu görülmüştür. Şikayet konusu branşları incelediğimizde sırasıyla; kadın hastalıkları ve doğum (%24,3), acil tıp (%15,4) ve genel cerrahi (%11,2) branşlarının ilk üç sırayı aldığı görülmüştür. Bu branşların, hekimler tarafından tercih edilirliğinin azaldığının en önemli göstergesi Tıpta Uzmanlık Sınavlarında azalan puanları ve boş kalan kontenjanları olmaktadır. En fazla tıbbi malpraktis şikayeti gerçekleşen sağlık hizmet sunucusu, Devlet Hastaneleri (%44,3) olarak saptanmıştır. Devlet Hastanelerini, %21,4 ile Eğitim Araştırma Hastaneleri ve %19 ile üniversite hastanelerinin takip ettiği görülmüştür. Danıştay tarafından bozma kararı verilen olgular incelendiğinde en sık bozma kararının, bilirkişi raporundaki eksiklikler / yetersizlikler olduğu görülmüştür. Bilirkişi raporları talep edilen kurumları değerlendirdiğimizde, tüm raporların %80,6'sının Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlendiği tespit edilmiştir. Adli tıp uzmanlarının birçoğunun üniversitelerde istihdam edilmesine ve bu üniversitelerimizin birçoğu diğer branşlarda da son derece başarılı akademisyeni bünyesinde barındırmasına rağmen mahkemelerin, bilirkişi raporlarını ATK'dan talep etme eğiliminde olduğunu gördük. Akademik anlamda yetişmiş insan gücünün verimli kullanılması adına, mahkemelerin üniversitelerden talep ettiği bilirkişi rapor sayıları artırılmalıdır.

Adli tıpDanıştayDoktor hatası+7
Gökhan Temel
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tüzel kişilik perdesinin kaldırılması yoluyla tahkim anlaşmasının üçüncü kişilere teşmili

Tahkim yargılamasının temelinde tahkim iradesi bulunmaktadır. Dolayısıyla, yalnızca tahkim anlaşmasını kurmaya yönelik iradesini açıklayan kişiler, tahkim yargılamasında taraf olabilmektedir. Kural bu olmakla birlikte, günümüzde tahkim yargılamasında çözülen hukuki uyuşmazlıkların, her hâlükârda tahkim anlaşmasına taraf görünenler arasındaki hukuki ilişkiden doğduğunu söylemek zorlaşmaktadır. Bu durum, tahkim anlaşmasının kendisi bakımından akdedildiği esas sözleşmenin (hukuki ilişkinin) tarafı olarak kabul edilebilecek veya bu sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkla sıkı ilişki içindeki kimselerin de tahkim yargılamasına dahil edilmesi ihtiyacını doğurmaktadır. Tahkim anlaşmasının kapsamı genişletilerek, tahkim anlaşması bakımından üçüncü bir kişi konumunda olan kimsenin tahkim anlaşmasının kapsamına dahil edilmesinin, tahkim anlaşmasının üçüncü kişilere teşmili ile mümkün olabileceği tartışılmaktadır. Teşmil, oldukça istisnai bir uygulama olup teşmilin dayanağı olarak öne çıkan çeşitli teoriler bulunmaktadır. Maddi hukuk alanında ortaya çıkmış olan tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi de bu teorilerin arasında yer almaktadır. Tüzel kişilerde sınırlı sorumluluk prensibinin istisnası olan bu teori, tahkim anlaşmasının üçüncü kişilere teşmili gibi istisnai özellik göstermektedir. Tahkimde görülen uyuşmazlığın kaynaklandığı esas hukuki ilişki bakımından tüzel kişilik perdesinin kaldırılıp perdenin arkasındaki kişinin sorumlu tutulabilmesi için her şeyden önce, perdenin arkasındaki gerçek veya tüzel kişinin tahkim yargılamasına taraf olması gerekmektedir. Bu itibarla, tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanan kişinin, tarafı olmadığı bir tahkim anlaşmasının kapsamına dahil edilmesinin mümkün olup olmadığı tez konusunu oluşturmaktadır.

Hakem usuluHukuki sorumlulukMedeni yargılama hukuku
Elif Sıla Cesur
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu görevlilerinin mali sorumluluğu ve kamu zararının değerlendirilmesi: Mevzuat ve uygulamaya yönelik öneriler

Dünyada kamu yönetimi alanında yaşanan gelişmeler kamu mali yönetimini de etkilemektedir. Bu kapsamda, Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok ülkede kamu mali yönetiminde önemli anlayış değişiklikleri yaşanmıştır. Ülkemizdeki anlayış değişikliğinin sonuçlarından biri 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunudur. Bu Kanun ile yeni bir yönetim ve denetim anlayışı kabul edilmiş olup mali sorumluluk özel olarak düzenlenmiştir. Ayrıca kamu zararına ilişkin önemli hükümler getirilmiştir. Bu düzenlemeler, kamu mali yönetiminde hesap verebilirliğinin sağlanması ve kamu kaynaklarının korunması açısından önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, idarenin beşerî unsuru olan kamu görevlilerinin mali sorumluluğu incelenmiş, kamu zararının unsurları ile sebepleri belirtilmiş ve 2017-2021 yılları arasında kamu zararı tutarları ile bunların konuları tespit edilmiştir. Ayrıca kamu zararına ilişkin olarak mevzuat ve uygulamaya yönelik öneriler sunulmuştur.

Hukuki sorumlulukKamu Mali Yönetimi ve Kontrol KanunuKamu maliyesi+4
Şerdil Alişir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uyarınca ayıplı hizmet sebebiyle sorumluluk

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 13 ve 16. maddeleri arasında ayıplı hizmet ve bundan dolayı sağlayıcının sorumluluğu hükümleri düzenlenmiştir. 6502 sayılı kanunda, ayıplı hizmet, sözleşmede belirlenen süre içinde başlamaması veya taraflarca belirlenmiş olan ve objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan hizmet şeklinde tanımlanmıştır. Kanun ayıplı hizmet sonucunda tüketiciye seçimlik haklar sunmuştur. Bu seçimlik haklar; hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönmedir. Kuşkusuz, hizmetin özüne uygun olan hakkın kullanılması gerekmektedir. Aynı zamanda bu hakkın kullanımı dürüstlük kurallarına da uygun olmalıdır. Tüketici, bu seçimlik haklardan biri ile beraber 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri gereğince tazminat da talep edebilir.

Ayıplı ifaHizmet kusuruHukuki sorumluluk+4
Mustafa Ayverdi
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel verilerin korunması yükümlülüğünün ihlalinden doğan hukuki sorumluluk

Bu çalışma kapsamında kişisel verilerin korunması yükümlülüğü, bu yükümlülüğünün hangi yollarla ihlal edilebileceği ve bu ihlallerden doğan hukuki sorumluluk incelenmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmakta olup ilk bölümde kişisel verilerin korunması ihtiyacının doğuşundan başlayarak, kişisel veri tanımı, kapsamı ve mevzuatın gelişim süreci incelenmiştir. Yine aynı bölümde 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile bu Kanunun hazırlanmasında temel alınan mevzuat olan 95/46/AT sayılı Direktif ve bu düzenlemeyi ilga eden Avrupa Veri Koruma Tüzüğü karşılaştırılmıştır. İkinci bölümde kişisel verilerin korunmasına ilişkin temel kavramlar incelenmiş akabinde veri ihlallerinin neler olduğu konusu açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise kişisel verilerin korunması yükümlülüğünün ihlalinden doğan hukuki sorumluluk incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümü özellikle KVKK'da yer alan düzenlemelerin, genel hükümler çerçevesinde hukuki sorumluluğun şartlarının ve bu sorumluğun kapsamının değerlendirilmesi açısından önemlidir. Bu kapsamda mevcut yargı kararlarına, literatürdeki farklı görüşlere yer verilerek hukuki sorumluluk dayanakları ve başvurulabilecek hukuki yollar incelenmiştir.

Hukuki sorumlulukKişisel Verilerin Korunması KanunuKişisel veri+6
Kemal Küçükkavruk
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Silahlı çatışma hukuku kapsamında yabancı savaşçının vatandaşı olduğu devletin uluslararası sorumluluğu

Devletler tarafından gerçekleştirilen uluslararası hukuka aykırı her fiil, ilgili devletin sorumluluğunu gerektirmektedir. Bir devlet, eğer icrai veya ihmali bir davranışla uluslararası yükümlülüklerini ihlal ediyorsa ve davranış devlete atfedilebilirse söz konusu devlet uluslararası hukuku ihlal etmiş sayılmaktadır. Bu ilkeler uluslararası sorumluluk hukukunun en temel ilkeleri olup, çalışmamızın da konusunu oluşturmaktadır. Bir devletin uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmesi, uluslararası hukuk bakımından hukuka aykırı bir fiil olarak tanımlanmakta ve devletin sorumluluğunun bu fiilden kaynaklandığı ileri sürülmektedir. Devletin hukuka aykırı olarak değerlendirilen davranışı bir eylem sonucunda ortaya çıkabileceği gibi devletin hareketsiz kalmasının sonucunda da ortaya çıkabilmektedir. Devlet harekete geçmesi gereken yerde hareketsiz kalırsa ve bundan dolayı da uluslararası bir yükümlülüğünü ihlal ederse söz konusu devletin sorumluluğu gündeme gelecektir. Devletin bu yükümlülüğünden dolayı sorumlu tutulabilmesi için de davranışın devlete isnat edilebilmesi gerekmektedir. Vatandaşı olmadığı devletlerin ordularında farklı amaç uğruna savaşanların ortaya çıkardığı yabancı savaşçılık fenomeni, günümüzde değişen motivasyonlarla devam etmektedir. Savaşların amacı aynı kalmış ancak biçim, süre, araç ve aktörlerinde değişiklik gösteren bir duruma dönüşmüştür. Silahlı çatışma ortamlarında her geçen gün daha fazla rol alan yabancı savaşçılar Soğuk Savaş sonrası dönemde etkinliklerini arttırmışlardır. Savaş tarihinin farklı dönemlerinde paralı asker, özel askeri şirket çalışanı veya yabancı savaşçı olarak adlandırılan kişilerin vatandaşı olduğu devletin sorumluluğu konusu çalışmamızda ele alınmıştır. Çalışmada gün geçtikçe uluslararası güvenliği tehdit eden yabancı savaşçılar hakkında farkındalık yaratılması amaçlanırken yabancı savaşçıların silahlı çatışma hukuku kapsamındaki hukuka aykırı eylemlerinden dolayı vatandaşı olduğu devletin uluslararası sorumluluğuna odaklanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Silahlı çatışma hukuku, uluslararası insancıl hukuk, devletin uluslararası sorumluluğu, uluslararası hukuka aykırı fiil, yabancı savaşçı.

Hukuka aykırılıkHukuki sorumlulukSilahlı çatışma+4
Ertan Kiraz
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hekimlik sözleşmesi ve hekimin sözleşmeden doğan sorumluluğu

Hekimlik sözleşmesi, serbest/bağımsız çalışan hekim ile hasta arasında kurulan, hekimin bir ücret karşılığında hastanın hastalığının tedavisi için bütün tıbbi yöntemler arasında rahatsızlığın niteliğine en uygununu seçip uygulamayı taahhüt ettiği bir özel hukuk sözleşmesidir. Hekimin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerinin başında hastalığın teşhisi, tedavisi ve bakımı gelmektedir. Hekim, üstlendiği bu yükümlülükleri azami özeni göstererek yerine getirmelidir. Hekimin söz konusu bu yükümlülüklerinin dışında özenle yerine getirmesi gereken daha birçok yükümlülüğü bulunmaktadır. Hekim, sözleşmeden kaynaklanan bu yükümlülüklere aykırı hareket ederek bir zarara neden olduğunda, sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Hekimlik sözleşmesinin karşı tarafını oluşturan hasta ise, hekimin neden olduğu maddi ve manevi zararlarının giderilmesini talep etme hakkına sahiptir. Hasta; uğradığı zararları, hukuka aykırılığı ve illiyet bağının varlığını ispat etmekte yükümlüdür. Bunun karşılığında kusurunun bulunmadığının ispatı hekim tarafından yapılmalıdır. Hastanın uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini ise, hekimler için mâli sorumluluk sigortasının zorunlu hale getirilmesiyle birlikte, sigortacı tarafından yapılmaktadır.

DoktorlarHekimlerHukuki sorumluluk+6
Fatma Begüm Yeşiller
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanuna göre ayıplı malda ve ayıplı hizmette tüketicinin hukuki durumu

Tezin amacı, konuyu 28 Mayıs 2014 tarihinde yürülüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve bunun gölgesinde 8 Eylül 1995 tarihinde yürürlüğe giren 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, devamında 2003 yılında yürürlüğe giren 4822 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunla değiştirilen 4077 sayılı Kanun ile 4 Şubat 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununa göre satıcı ve sağlayıcının ayıplı mal ve ayıplı hizmetler karşısında hangi hallerde sorumluluklarının doğacağı bunun karşısında da tüketiciye tanınan seçimlik haklar incelenerek gerektiğinde bilimsel önerilerde bulunmaktır. Tez giriş, dört ana kısım ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte tüketicinin korunması hakkında genel bilgiler verilerek tüketicilerin korunmasında ne gibi olumlu ve olumsuz gelişmeler yaşandığı hususunda bilgi verilmiştir. Sonrasında genel olarak ayıplı mal ve ayıplı hizmetler kavramlarına değinilerek, ayıplı mal ve ayıplı hizmetlerin uygulama alanı ve türleri konusunda incelemelerde bulunulmuştur. Bir sonrasında ayıplı mal ve ayıplı hizmetler karşısında satıcı ve sağlayıcının sorumlu tutulabilmesi için hangi koşulların gerektiğine vurgu yapılmıştır. Bunun yanında satıcı, üretici ve ithalatçıların satılan mallar karşısında tüketicilere servis sunma zorunluluğundan söz edilip, yapılan reklamlar karşısında bu kişilerin hangi hallerde sorumlu olup olmayacakları düzenlenmiştir. Bunun bir sonraki aşamasında ayıplı mal ve ayıplı hizmetler karşısında tüketicinin sahip olduğu haklardan söz edilmiştir. Ayrıca bu durumlarda sorumlu tutulabilecek kişilerin kimler olduğu, dava zamanaşımı ve ispat yükünün kimlerin üzerinde olduğu konusunda bilgi verilmeye çalışılmıştır. Son aşamada da ayıplı ifanın benzer ifa ihlalleri ile karşılaştırılması yapılmıştır. Burada ayıplı ifanın yanlış ifa ile olan benzer ve farklılıklarına parça ve çeşit satımlarına göre ayrım yapılarak incelenmiş, ardından ayıplı ifanın eksik ifa ile aralarındaki ilişki hususunda değerlendirilmelerde bulunulmuştur. Tezin sonuç kısmında ise, tüketicinin korunabilmesi açısından 25.07.1985 tarihinde çıkartılan AB Direktifiyle birlikte Türk Hukukunda tüketicileri etkileyen sorunlar üzerinde durulmuştur.

Ayıplı malHukuki sorumlulukHukuksal korunma+5
Jasin Sagiri
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde banka genel kredi sözleşmesine kefalette kefilin sorumluluğunun kapsamı

Tezin amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde banka genel kredi sözleşmesine kefalet halinde kefilin sorumluluğunun kapsamının tespit edilmesi ve gerektiğinde bilimsel önerilerde bulunmaktır. Tez giriş, üç ana kısım ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte uygulamada sıklıkla düzenlenen banka genel kredi sözleşmesine kefalet verildiğinde, ne gibi gelişmeler yaşandığı, hususunda kısaca bilgi verilerek konunun önemi belirtilmiştir. İlk bölüm iki kısma ayrılmıştır. Birinci kısımda banka genel kredi sözleşmesinin tanımı ve özellikleri açıklanmış, sonrasında banka genel kredi sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda farklı görüşlere değinilmiştir. İkinci kısımda ise genel olarak kefalet sözleşmesi ele alınmış ve kefalet sözleşmesinin tez konusu kapsamında önemli olan özellikleri incelenmiştir. İkinci bölümde banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun kapsamı incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle, banka genel kredi sözleşmesine kefaletin türünün müteselsil kefalet olup olmadığı ve müteselsil kefile başvuru koşulları ele alınmıştır. Sonrasında, banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun kapsamına giren alacak kalemleri tespit edilmiştir. Son olarak, kefilin azami miktara kadar sorumlu olması ve banka genel kredi sözleşmesi limitinin azami miktara kadar sorumluluk açısından kefilin sorumluluğuna etkisi incelenmiştir. Üçüncü bölümde banka genel kredi sözleşmesinde kefilin sorumluluğunun belirlenmesi bakımından uygulamada önem taşıyan, kefilin sorumluluğunun azalmasına veya sona ermesine neden olan bazı unsurlar ve bu unsurların kefilin sorumluluğunu nasıl etkilediği incelenmiştir. Tezin sonuç kısmında ise çalışmada vardığımız sonuçlar açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Banka Genel Kredi Sözleşmesi, Kefalet Sözleşmesi, Kefil, Kefilin Sorumluluğu, Kefilin Sorumluluğunu Etkileyen Unsurlar.

Banka kredileriBorçlar KanunuHukuki sorumluluk+7
Hanife Özdil
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç uygulamalarında hemşirelerin mesleki sorumlulukları yasal sorumlulukları ve bilinç düzeyleri

İlaç uygulamalarında hemşirelerin mesleki, yasal sorumlulukları ile bilinç düzeylerinin incelenmesine ilişkin çalışmamızın ilk bölümünde problemin tespiti, çalışmanın amacı, metodolojisi, sınırlılıkları ortaya konulacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise hemşirelerin ilaç uygulama hataları kapsamında ilaç uygulamalarındaki temel ilkeler ve hatalar ile hemşire kaynaklı ilaç uygulama hatalarına yer verilecektir. Çalışmanın yine bu bölümünde hemşire sorumlulukları incelenecek olup hemşirelerin ilacın uygun şartlarda saklanmasına ilişkin sorumluluğu, narkotik dışı ilaç kullanımına ilişkin sorumluluğu ile narkotik ilaçların sorumluluğu konuları alt başlıklar halinde sunulacaktır. Çalışmanın asıl amacı hemşirelerin mesleki, yasal sorumlulukları ile bilinç düzeylerinin tespitine ilişkin analiz çalışması doğrultusunda birtakım önemli verilere ulaşmaktır. Anahtar kelimeler: Tıbbi Hata, Hemşire, İlaç Uygulamaları, Mesleki, Yasal Sorumluluk, Bilinç Düzeyi.

BilinçHemşirelerHemşirelik hizmetleri+6
Hızır Acar
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm hukukunda ve Türk hukukunda adam çalıştıranın sorumluluğu

Adam çalıştıranın sorumluluğu konusu Türk hukukunda çokça işlenmiş olmasına rağmen, İslâm hukuku bakımından konunun farklı akit türlerindeki örneklerini kuşatan ve bunu modern hukukla mukayese eden bir yaklaşımla ele alan bir çalışmaya rastlayamadık. Türk hukukundaki çalışmalarda, oldukça sınırlı bir ölçüde ve genellikle de Mecelle üzerinden konu aktarılmaya çalışılmıştır. Ancak temel kavramlar üzerinde İslâm hukuk doktrininde de ortak bir kanaat bulunmadığından, yalnızca Mecelle'ye dayalı bu açıklamalar İslâm sorumluluk hukuku rejimini yansıtmak hususunda çeşitli açılardan yetersiz ve eksik kalmaktadır. Bu çalışmada hem İslâm sorumluluk hukukunun temel kavramları verilmekte hem gerekçeleriyle birlikte konuya dair teorik bir çerçeve çizilmekte; adam çalıştıranın sorumluluğu, çizilen bu teorik çerçeve içerisinde izah edilmektedir. Adam çalıştıranın sorumluluğu öncelikle mukayeseli olarak İslâm hukukunda ve Türk hukukunda konunun teorisi üzerinden ele alınmakta, sonrasında bu sorumluluğun doğduğu haller bölümünde verilen örnek olaylar üzerinden konu somutlaştırılmaktadır.

Hukuki sorumlulukObjektif sorumlulukSorumluluk+5
Emrah Gökmen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Otonom gemilerin deniz kazalarındaki hukuki sorumluluklarının değerlendirilmesi

Endüstri 4.0 ile birlikte insansız gemilerin maliyet, risk, kapasite ve çevresel etki gibi konularda fayda sağlayacağına ilişkin yüksek beklenti teknolojik gelişmelere ivme kazandırmakta ve hayatımıza daha hızlı giriş yapmalarına önayak olmaktadır. Ancak mevcut yasal düzenlemeler, özellikle sorumluluk hukuku bakımından var olan yasal düzenlemeler, otonom gemilere uygulanabilecek durumda değildir. Uluslararası denizcilik örgütlerinin ve şirketlerin yasal düzenlemelerin yapılması hususunda kapsamlı çalışmaları mevcuttur. Bu tez çalışmasının amacı insansız gemi alanında mevcut olan hukuki boşlukların doldurulmasına yönelik bilimsel bir araştırma ortaya koymak olup, bu araştırmanın kapsamı özel hukuk alanındaki sorumluluk kurallarıdır. Çalışma literatür taraması yöntemi ile daha önce yapılan bilimsel araştırmaların bulgularının incelenerek bu sonuçlarla birlikte gerçek bir seniz kazası vakasının vaka analizi yöntemiyle ortaya konulmasıdır. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde çalışma ana hatlarıyla verilmiş olup, ikinci bölümünde insansız gemilere ve hukuki durumlarına bir bakış atılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise uluslararası hukuk metinleri incelenmiş ve yapay zekanın hukuki kişilik ve sorumluluk tartışması sunulmuştur. Dördüncü bölümde örnek bir vaka üzerinden literatür görüşlerinin tartışılmasına yer verilmiş ve son olarak beşinci bölümde sonuç ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Otonom gemi, insansız gemi, deniz hukuku, sorumluluk hukuku

Deniz hukukuDeniz kazalarıGemiler+3
Sadet Aydın
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hekimlerin kadın hastalıkları ve doğum özelinde tıbbi kötü uygulamadan kaynaklanan hukuki sorumlulukları

Tıbbi kötü uygulama kavramı varlığını asırlardır sürdüren, ancak gelişimini son iki yüzyılda hızlandırmış bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Avrupa ülkeleri ve Amerika'ya kıyasla Türkiye'de, bireylerin tıbbi kötü uygulama ile karşı karşıya kalmaları halinde hangi hukuki yollara başvurulacağına ilişkin bilinç zayıf kalmaktadır. Bu nedenle, hem tıbbi kötü uygulama kavramının hukuki boyutundaki gelişim yavaşlamakta hem de gerçekten tıbbi kötü uygulama nedeniyle mağduriyete uğrayan bireylerin haklarına kavuşması zorlaşmaktadır. Sosyal ve kültürel açıdan incelenmesi gereken bu husus hakkında ayrıca hukuki açıdan nasıl değerlendirmeler yapılması gerektiğine ilişkin de derinlemesine inceleme yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda, genel anlamda tıbbi kötü uygulamanın açıklanması yeterli olmayıp, uzmanlık alanlarına göre hekimler ve diğer sağlık çalışanlarına ilişkin çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Bu nedenle tezimizde öncelikle genel anlamda tıbbi kötü uygulamaya ilişkin kavramsal açıklamalar yapılacak olup, akabinde özel olarak kadın hastalıkları ve doğum özelinde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin kavramsal açıklamalar yapılacaktır. Son olarak ise tıbbi kötü uygulamadan kaynaklanan hukuki sorumlulukların ne olduğu açıklanacaktır.

Cezai sorumlulukDoktorlarHasta hakları+6
Tevfik Keleştemur
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Veri sorumlusu ve veri işleyen arasındaki sorumluluk paylaşımının Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde değerlendirilmesi

İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda "veri" artık geleneksel anlamda bilginin karşılığı değildir. Verinin giderek artan ekonomik değeri ve verilerin korunmasının bir temel hak olarak kabul görmesi neticesinde, 1950'li yıllardan bu yana küresel ve ulusal düzeyde kişisel verilerin korunması hukuku alanında çalışmalar yapılmaktadır. Avrupa Birliği'nde yıllar süren uygulamaların sonucunda kapsayıcı ve detaylı bir düzenleme olarak kabul edilebilecek Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü 2016 yılında yürürlüğe girmiştir. Türk Hukuku bakımından ise kişisel verilerin korunması hukukuna ilişkin ilk yasal düzenleme, 7 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'dur. Veri sorumlusu ve veri işleyen kavramları kişisel verileri koruma hukuku bakımından merkezi öneme sahip kavramlardır. Her ne kadar 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nda veri sorumlusu yükümlülüklerin ve yaptırımların neredeyse tamamı bakımından muhatap olarak karşımıza çıkıyor olsa da günümüzde teknolojik gelişmeler ve günden güne karmaşık bir hal alan iş yaşamının bir neticesi olarak veri işleyen kavramının önemi giderek artmaktadır. Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ile, bu doğrultuda veri işleyen bakımından yükümlülükler öngörülmüş ve sorumluluk düzeyi arttırılmıştır. Bu açıklamalar doğrultusunda, üç bölümden oluşan tezimizin ilk bölümünde kişisel veri kavramı, kişisel verilerin korunması ihtiyacı ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenlemelerin tarihsel gelişimi üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümde, tez konumuzun temelini oluşturan veri sorumlusu ve veri işleyen kavramları açıklanmış, bu kavramlar ekseninde işleme faaliyetinin önemine binaen kişisel verilerin işlenmesine ilişkin temel prensipler ile kişisel verilerin işlenmesinde hukuka uygunluk nedenleri açıklanmıştır. Tezimizin son bölümünde ise veri sorumlusu ve veri işleyen arasındaki sorumluluk paylaşımı Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ve 6698 Sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kişisel Verilerin Korunması, Kişisel Veri, Veri Sorumlusu, Veri İşleyen, Veri İşleme Sözleşmesi, GVKT, Veri Gizliliği

Genel Veri Koruma TüzüğüHukuki sorumlulukKişisel veri+4
Nur Buğçe Bakırel
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Apartman ve site yönetiminden doğan hukuki sorumluluk

Değişen ve gelişen yeni dünya düzenindeki toplu yaşamın zorunluluğu ile birlikte çok katlı ve toplu yapıların oluşması; bu yapılarda toplu halde yaşayan, sosyo-kültürel ve ekonomik bakımdan farklı insanların bir arada yaşamasını zorunlu kılmıştır. Bireylerin olduğu her ortamda mutlu ve huzurlu bir yaşam için uyulması gereken toplumsal ve hukuki kuralların gerekli olması karşısında, toplu ve çok katlı yapıların hukuki temeli bulunan bir kurallar bütünü dahilinde yönetilmesini ve diğer konut sakinlerinin de bu kurallara ve yönetimin idaresine uymasını; buna karşın, yapı yönetimlerinin de söz konusu kurallar dahilinde yapı yönetimini gerçekleştirmesini gündeme getirmiş ve gerekli kılmıştır. Bu doğrultuda; öncelikle, çok katlı yapılara hukuki nitelik kazandırmak; bu yapılarda yaşayan bireylerin statülerini ortaya koymak; gerek bu bireyler arasındaki ortak yaşamdan doğan ilişkileri gerekse bu bireyler ile ortak yaşamın, söz konusu yapılarda düzen ve idare anlayışını tesis etmek için zorunlu kıldığı yapı yönetimleri arasındaki ilişkileri yani hak, görev ve sorumlulukları düzenlemek maksadıyla 17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Medeni Kanundaki taşınmaz mallara ilişkin genel hükümlerden ayrı ve özel olarak, 2 Ocak 1966 tarihli mer'i 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu pozitif hukuk sistemimizde yerini almıştır. Günümüze kadar gelişen süreçte, hızla artan kırdan kente göçün ve ülke nüfusunun doğurduğu konut ihtiyacının karşılanmasına yönelik olarak tek parseli aşan birden çok yapı ve blok yapıların yapılması karşısında, tek parseli aşan bu yapıların yönetiminde de sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu durum ise kat mülkiyeti ve kat irtifakı kavramlarının tekrar ele alınmasını da gerekli kılmıştır. Bu doğrultuda, tek parseli aşan site (toplu yapı) kavramı, 634 sayılı Kanuna 14.11.2007 tarihli 5711 sayılı Kanunla eklenen "Dokuzuncu Bölüm" başlığı altında "Toplu Yapılara İlişkin Özel Hükümler" ile hukuki nitelik kazanmış ve toplu yapılarda ortaya çıkan sorunların çözümü için tek parsel üzerinde kurulan tek yapıdan (apartman) ayrılan toplu yapılara özgü özel hükümler getirilmiştir.

ApartmanHukuki sorumlulukSiteler+2
Muhammed Uluşen
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası hukukta deniz yatağı faaliyetlerinden kaynaklı deniz kirliliği ve devletlerin sorumluluğu

Artan enerji ihtiyacının karşılanması ve teknolojinin gelişmesi ile birlikte petrol ve doğal gaz endüstrisine olan yönelim artmıştır. Bu durum kıyı ötesi petrol ve doğal gaz faaliyetlerine olan ilgiyi de arttırmıştır. Kıyı ötesi petrol ve gaz üretimi, dünyadaki petrol ve doğal gaz talebinin ve tedarikinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Ancak kıyı ötesi faaliyetler gerçekleştirilirken, deniz çevresinde birtakım olumsuz etkiler meydana gelmektedir. Dolayısıyla deniz kirliliğinin kaynakları arasında deniz yatağında gerçekleştirilen faaliyetler de bulunmaktadır. Deniz yatağı faaliyetleri gerçekleştirilirken uluslararası çevre hukukunun göz önünde bulundurularak, deniz kirliliğinin önlenmesi veya azaltılması, çevrenin korunması ve muhafazası için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Nitekim çevre sorunlarının yerel bir sorun olmadığı; aksine bütün toplumları etkileyen küresel bir sorun olduğu gerçeği anlaşılmış; çevre ve çevrenin korunması ile ilgili yerel, bölgesel ve küresel bazda düzenlemeler yapılmıştır. Uluslararası hukuk kirliliğe sebebiyet veren devletlerin veya bu kirliliğe sebebiyet veren kişi veya kuruluşların davranışlarından sorumlu olan devletlerin de birtakım sorumlulukları vardır. Uluslararası deniz yatağında gerçekleştirilecek faaliyetlerden kaynaklı sorumluluk konusunda ise 2011 yılında Deniz Yatağı Uyuşmazlıkları Dairesi'nin verdiği Danışma Görüşü büyük önem taşımaktadır

Deniz kirliliğiDeniz yatağıDoğal gaz+4
Figen Tabanlı
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararların tazmini

Beden bütünlüğünün ihlali neticesinde meydana gelen maddi zarar çeşitleri 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54. maddesinde ifade edilmiştir. Hüküm içerisinde sayılan ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar da bedensel zarar çeşidi olarak madde içerisinde yer almaktadır. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar, gerek doktrinde gerekse yargı kararlarında uzun yıllar boyunca tartışılmış, kavram ve kapsam olarak genel bir çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar; zarar görenin çalışma gücünün azalması veya yitirilmesinden bağımsız olarak gelecekte meydana gelecek maddi zararlar olarak tanımlanmaktadır. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararların diğer zararlardan ayrılması, zarar görenin zararının tam olarak giderilmesi bakımından son derece önemlidir. Bu kapsamda özellikle kişilerin meslekleri, kişisel özellikleri ve piyasa koşulları gibi hususların bu zararın meydana gelmesine sebep olduğu uygulamada görülmektedir. Ayrıca trafik kazalarında meydana gelen artış ve mesleki faaliyetler neticesinde meydana gelen zararlar gibi özellikle bedensel zarara sebep olabilecek durumlarda, sorumluluğun sigorta hukuku bakımından da incelenmesi gerekmektedir. Çalışmanın amacı ekonomik geleceğin sarsılması kavramının tanımlanması ve bundan kaynaklanan zararın tazmininin incelenmesidir. Anahtar Sözcükler: Beden Bütünlüğü, Bedensel Zarar, Ekonomik Geleceğin Sarsılması, Maddi Zarar, Sorumluluk

Bedensel zararlarEkonomik geleceğin sarsılmasıHukuki sorumluluk+3
Süleyman Topcuoğlu
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kişisel sağlık verilerinin korunması

Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişilere ait olan her türlü bilgiye kişisel veri denmektedir. Kişisel sağlık verisi ise, kimliği belirli ya da belirlenebilir olan gerçek kişinin fiziksel ve ruhsal sağlığına ilişkin her türlü bilgidir. Kişisel sağlık verileri, hassas nitelikli kişisel verilerdir. Hassas nitelikte olmasının nedeni, bu bilgilerin açıklanması halinde kişinin özel, sosyal ve ekonomik hayatı bakımından telafisi güç veya imkansız zararlar doğmasının yüksek olasılıkta olmasıdır. Kişisel sağlık verilerinin, kişinin maddi ve manevi varlığını sürdürmesi açısından hayati önem taşıması dolayısıyla bu verilerin işlenmesi, kural olarak, yasaktır. İşleme, ancak istisnai hallerde söz konusudur. Bu istisnai haller, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda düzenlenmiştir. İstisnai hallerde gerçekleştirilen işleme faaliyeti, kişisel verilerin işlenmesine dair ilkelere uygun olmalıdır. Veri sahibi, Kişisel Verilerin Korunması Kanununda öngörülen haklarını kullanarak kişisel sağlık verilerini koruyabilir. Kişisel sağlık verilerinin işlenmesine yönelik genel işlem koşulu niteliğinde hükümler içeren sözleşmeler bakımından ise Türk Borçlar Kanununun 20 ile 25. maddeleri arasındaki genel işlem koşullarını düzenleyen hükümlere başvurulabilir. Kişisel sağlık verilerinin hukuka aykırı işlenmesi sonucunda kişilik hakları ihlal edilen bireyler, Türk Medeni Kanununun 25. maddesinde sayılan davaları açmak suretiyle kişiliklerini koruma imkanına sahiptirler. Ayrıca 23. madde uyarınca kişileri, hukuka veya ahlaka aykırı sayılan hukuki işlemlerinden korumak mümkündür. Anahtar Sözcükler kişisel veriler, kişisel sağlık verileri, kişisel verilerin korunması, kişisel sağlık verilerinin korunması

Hukuki sorumlulukHukuksal korunmaKişisel Verilerin Korunması Kanunu+5
Beşir Orak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m.66)

Bu çalışmanın amacı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 66. maddesinde düzenlenen adam çalıştıranın sorumluluğunun incelenmesidir. Bir kusursuz haksız fiil sorumluluğu teşkil eden bu sorumluluk, bir kimsenin, kendisi ile bağımlılık (tâbiiyet) arz eden bir çalıştırma ilişkisi içerisinde iş gören yardımcı kişinin işini görürken hukuka aykırı fiili ile üçüncü kişilere verdiği zarardan sorumlu tutulmasını ifade eder. Bu çalışmada; adam çalıştıranın sorumluluğunun hukuki niteliği, işlevleri, tarihsel kökeni incelenmiş; karşılaştırmalı bakış açısıyla başlıca yabancı ülke hukuklarında adam çalıştıranın sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler değerlendirilmiş ve sorumluluğun temel kavramlarının anlamı doktrin ve içtihatlar ışığında belirlenmek suretiyle sorumluluğun şartları ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Ayrıca, adam çalıştıranın sorumluluğu ile başlıca diğer sorumluluk hâlleri arasındaki uygulama ilişkisi incelenmek suretiyle adam çalıştıranın sorumluluğunun uygulama alanı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Borçlar KanunuBorçlar hukukuHukuki sorumluluk+6
Dila Okyar Karaosmanoğlu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Navlun sözleşmesinin ifasında taşıyanın yolculuğun başlangıcında gemiyi sefere elverişli halde bulundurma yükümlülüğü

Navlun sözleşmesinin ifasında taşıyanın asli edim borcu yükün gideceği yere zarar görmeden taşınmasıdır. Taşımada kullanılacak geminin sefere elverişli olması yapılacak yolculuk ile yükün selameti bakımından temel unsurdur. Bu bakımdan taşıyan, gemiyi yolculuğun başlangıcında denize, yola ve yüke elverişli halde hazır etmekle yükümlülüktür. Taşıyana düşen bu yükümlülük, ilk olarak denizcilikle ilgili uluslararası sözleşmelerde kabul edilip, şekillenmiştir. Ülkeler, bu sözleşmelere doğrudan taraf olmak suretiyle ya da iç hukuk düzenlemeleriyle geminin sefere elverişliliği ile ilgili sorumluluk hükümlerini kabul edip uygulama yoluna gitmişlerdir. Bu çalışmada, taşıyanın yolculuğun başlangıcında gemiyi sefere elverişli halde bulundurmakla ilgili sorumluluğu Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile uluslararası sözleşmelerde kabul edilen kurallar çerçevesinde incelenmiştir. Konunun daha iyi analiz edilmesi bakımından başlangıçta navlun sözleşmeleri kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, taşıyanın gemiyi yolculuğun başlangıcında sefere elverişli halde bulundurma yükümlülüğü, elverişliliğin unsurları, ulusal ve uluslararası hukuktaki yeri, hukuki niteliği incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise elverişliliğin sağlanmasında taşıyana düşen yükümlülükler, yükümlülüğün ihlali ile ihlalin sonuçları üzerinde durulmuştur. Bu bölümde ayrıca sefere elverişsizlikten ileri gelen zarardan dolayı taşıyanın sorumlu tutulması için aranan ispat koşulları, başlangıçtaki elverişsizliğin taşıyanın TTK' da düzenlenen sorumsuzluk hâllerine etkisi, taşıyanın tazminat sorumluluğunun kapsamı ve sınırları incelenmiştir.

Deniz yolu taşımacılığıHukuki sorumlulukNavlun sözleşmeleri+2
Göksal Kayapınar
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şirketler topluluğuna güvenden doğan sorumluluk

Klasik öğretide borcun kaynakları sözleşmeye aykırılık, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme şeklinde sınırlı sayıda belirtilmektedir. Ancak modern hukuk öğretisinde işlemsel temasta bulunan kişinin koruma davranışı yükümlülüğünün olduğu da kabul edilerek güven sorumluluğunun da bir sorumluluk türü olduğundan bahsedilmektedir. Güven kavramının tarihsel süreçte insanın var olduğundan beri hayatımızın bir parçası olan, kişilerin günlük yaşamlarında ve ticari ilişkilerinde güven vazgeçilmez bir unsurdur. Güven olgusunun temeli ise dürüstlük kuralına dayanmaktadır. Buna göre herkes, haklarını ve borçlarını yerine getirirken dürüst davranmak zorundadır. Şirketler topluluğunun günümüzde yaygınlaşması dikkate alındığında güven sorumluluğunun bu topluluğa da uygulanabileceği konusu gündeme gelmiştir. Bu sorumluluk öğretide tartışılmakla da kalmamış İsviçre Federal Mahkemesi'nin Swiss Air kararı ile somutlaştırılmış ve TTK md. 209 ile de hukuk sistemimize dahil olmuştur. Bu çalışmada hukuk sistemleri içerisinde hala gelişmekte olan şirketler topluluğuna güvenden doğan sorumluluk ayrıntılı olarak incelenmiştir.

GüvenGüven sorumluluğuHukuki sorumluluk+2
Ahmet Seyhan
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk ve Amerikan Ceza Hukukunda tüzel kişilerin sorumluluğu

Tüzel kişiler bugün tüm dünyada ekonomik ve sosyal hayatın bir gerçeği olarak önemli roller üstlenmektedir. Suçla mücadele ve cezalandırma noktalarında tüzel kişilere uygulanacak yaptırımlar ise her ülkenin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmekte, kimi ülkeler tüzel kişileri cezalandırmaktayken kimi ülkeler ceza dışı yaptırımlar uygulamaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde tüzel kişi kavramı, unsurları, hukuki niteliği, türleri, kazanılması, sona ermesi incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ceza hukukunda tüzel kişi kavramı, tüzel kişilerin ceza sorumluluğuna ilişkin teoriler, bu sorumluluğun tarihsel gelişimi, Türk ve Amerikan ceza hukuklarında ve mukayeseli hukuklarda tüzel kişilerin ceza sorumluluğu meselesi incelenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde ise tüzel kişilerin ceza muhakemesindeki konumu ve rolü, tüzel kişiler hakkında uygulanabilecek yaptırımların neler olduğu hususları hem Türk hem de Amerikan ceza muhakemesi hukuku bağlamında incelenmiştir.

Amerikan hukukuCeza hukukuCeza yaptırımı+6
Gözde Kaçmaz Keskin
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00

Related subjects