Intestinal diseases

79 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar bağırsak hastalıkları'nda enteropatik artrit sıklığı

İnflamuar bağırsak hastalıkları (İBH), başlıca ülseratif kolit (ÜK) ve Crohn hastalığının (CH) ekstraintestinal belirtilerle ilişkisi sıklıkla gözlenmektedir. Artrit, ekstraintestinal bulgular arasında en sık görülenlerden biridir. Enteropatik artrit, kronik inflamatuar bağırsak hastalıkları ile ilişkili bir artrit şeklidir. Bu çalışmamızda, İBH'lı olgulardaki enteropatik artrit prevelansının belirlenerek, İBH (CH ve ÜK) tanısıyla izlenen hastalarda SpA ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Romatoloji ve Gastroenteroloji Polikliniğine 2019-2021 yılları arasında İBH tanısıyla başvuran hastaların kayıtları retrospektif olarak incelenerek çalışmaya dahil edilmişlerdir. 18 yaş üstü olan ve İBH tanısı ile takip edilen 62 hasta incelendi. Çalışmamızdaki hastalar ASAS (Spondiloartrit Değerlendirme Derneği) kriterlerine göre aksiyel SpA ve periferik SpA açısından değerlendirildi. Hastaların yaş, cinsiyet, İBH ve SpA tanı yaşı, inflamatuar bel ağrısı bulguları, daktilit, periferik artrit, üveit öyküsü, HLA-B27 analiz sonuçları, pelvis grafisi, sakroiliak eklem MRG sonuçları, BASDAİ skorlarına poliklinik anamnez notları ve hastane elektronik veri sistemi incelenerek ulaşıldı. Önceki poliklinik başvurularında bakılan ESH, CRP ve BASDAİ skoru değerleri kaydedilerek ASDAS-ESH ve ASDAS-CRP değerleri hesaplandı. Çalışmamıza 62 İBH tanılı hasta dahil edildi.62 hastadan 41 tanesi ÜK, 21 tanesi CH tanılıydı. İBH tanılı 62 hastanın 18'i (%29) SpA tanılıydı. SpA tanılı hastaların 9'u erkek, 9'u kadındı. Yaşları 18-74 arasında değişmekte olup, ortalama yaş 49 ± 11,23 yıl idi. Cinsiyet açısından kadın-erkek oranı açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0.964). ÜK tanılı 41 hastanın 9'u (%21,9), CH tanılı 21 hastanın 9'u (%42,8) SpA tanılıydı. SpA tanılı İBH hastalarının 16'sında (%88,9), SpA tanısı olmayan İBH hastalarının ise 21'inde (%47,7) bel/kalça ağrısı vardı. SpA ve İBH birlikte olduğu hastaların 3'ünde (%16.7) SpA tanısı olmayan İBH hastalarının ise 1'inde (%2,3) ilk başlangıç semptomu olarak periferik artrit mevcuttu. Topuk ağrısı sadece SpA'lı hastalarda gözlenmiş olup, 5 hastada (%27,8) görüldü. Hastaların hiçbirinde psöriazis, üveit, üretrit/servisit mevcut değildi. İBH hastalarının 9'unda (%50), SpA tanısı bulunmayan hastaların 2'sinde (%4,5) aile öyküsü mevcut idi. Aile öyküsü açısından her iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Çalışmamızda İBH tanılı hastalardaki SpA sıklığı literatürle benzerlik göstermiş olup %29 olarak bulunmuştur. İBH'lı hastaların önemli bir bölümünün SpA ile birliktelik gösterdiği unutulmamalıdır. Enteropatik artrit tanısındaki gecikme hastalarda, fonksiyonel bozukluğa ve fiziksel engelliliğe neden olabilmektedir. Enteropatik artritin teşhisindeki gecikmenin engellenebilmesiyle optimal tedavi mümkün olabilmektedir. Bu nedenle İBH tanılı hastalar inflamatuar tipte bel ağrısı, artrit, daktilit, entezit gibi SpA düşündürebilecek bulgular açısından dikkatli bir şekilde değerlendirilmelidir.

ArtritBağırsak hastalıklarıSpondilit+1
Barış Çabuk
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bağırsak stomalı hastaların öz- etkililik düzeylerinin stoma uyumuna etkisi

Bu araştırma, bağırsak stoması olan hastaların öz-etkililik düzeylerinin stoma uyumuna etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel türde planlandı ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Genel Cerrahi Servisi Stoma Terapi ve Yara Bakım Ünitesinde yürütüldü. Çalışmaya araştırma kriterine uyan 62 bağırsak stomalı hasta dahil edildi. Araştırma için etik kurul onayı, kurum izni ve hasta onamları alındı. Veriler 1 Haziran- 30 Eylül 2021 tarihleri arasında, Tanıtıcı Özellik Bilgi Formu, Ostomili Bireylere Yönelik Öz-Etkililik Ölçeği ve Ostomi Uyum Ölçeği (OUÖ-23) formları kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde Student t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve LSD çoklu karşılaştırma testleri, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Dunn çoklu karşılaştırma testleri kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların yaş ortalaması 53,12±12,30 yıl olup; % 71'inin kadın, %83,9'unun evli, %32,2' sinin ilkokul ve ortaokul mezunudur. Stoma açılma süresi 8,45±4,69 ay olup, %80,6'sı kanser nedeniyle açılmış ve %54,8'inin geçici kolostomisi vardır. Hastaların stoma açılma süresi ile öz- etkililik ve stoma uyumları arasında zayıf düzeyde, anlamlı bir korelasyon olduğu, öz etkililik düzeyleri arttıkça stoma uyumlarının arttığı tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak; öz–etkililik hastaların stomaya uyumunu etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bu nedenle hastaların öz etkililik düzeylerini destekleyecek eğitimlerin planlanması ve bu yönde girişimsel çalışmaların yapılması önerilmektedir.

Bağırsak hastalıklarıBağırsaklarCerrahi stomalar+2
Zeynep Melis Özden
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

APC mutant fare modelinde azaltılmış BDNF ekspresyonunun intestinal tümör gelişimi üzerine etkilerinin araştırılması

Wnt sinyalini negatif yönde düzenleyen adenomatöz polipozis koli (Apc) tümör baskılayıcı genindeki mutasyon, kolon kanserlerinde en çok rastlanan mutasyondur. Wnt sinyal yolağı nın düzenlediği genlerden biri olan beyin türevli nörotrofik faktör Bdnf ), kolorektal kanser ler gibi birçok tümör dokusunda yüksek seviyede ifade olur . Bu tez çalışmasında; Apc mutant farelerde Bdnf ekspresyonundaki azalmanın intestinal tümör gelişimine etkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Bu kapsamda; 36 hafta boyunca Apc+/-, Bdnf+/-, Apc+/-Bdnf+/- ve yabanıl tip fare deney ve kontrol gruplarını takip ettik ve Bdnf mutasyonunun Apc mutant fareler üzerindeki etkilerini fenotipik ve moleküler düzeyde araştırdık. Deneyler sonucunda; Apc+/- ve yabanıl tip farelere kıyasla, Bdnf+/- dişi ve erkek fare gruplarında; grubun yarısı normal vücut ağırlığına sahipken diğer yarısında belirgin bir kilo artışı olduğu gözlemlendi. Benzer kilo alım ı eğilimi Apc Bdnf farelerde de gerçekleşti. Apc Bdnf fareler de , Apc farelere kıyasla, ilk 6 ay boyunca anemi, zayıflama, kürkte bozulma, postürde bozulma gibi hastalık fenotip leri gö rülmedi . Apc+/- Bdnf+/- farelerin sağkalım süreleri, Apc+/- farelere göre yaklaşık 2 ay kadar arttı. Apc farelerde Bdnf ifadesinin azaltılması ; ince bağırsaktaki poli p sayısını az miktarda azaltırken, kolondaki polip sayısını belirgin olarak artı rdı . Apc+/ Bdnf+/ farelerin tümörlerinde; Bdnf, Trk B , beta katenin ve Lgr5 gen ifadeleri ile matür ve immatür Bdnf ve beta katenin protein düzeyi, Apc farelere göre azaldı, böylelikle kök hücre dinamiklerinin de değişebileceği düşünüldü. Bu çalışma sonucunda; Apc mutasyonu ile başlayan intestinal tümörlerde tedavi için BDNF'in önemli bir aday molekül olabileceği ni düşünmekteyiz.

Bağırsak hastalıklarıBağırsak neoplazmlarıBağırsaklar+7
Ayşenur Gök
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Van bölge eğitim ve araştırma hastanesine başvuran çocuk hastalarda intestinal parazitlerin yayılışı

Bu çalışmanın amacı, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran çocuk hastalarda bağırsak parazitlerinin sıklığını belirlemek, bu parazitlerin sıklığını etkileyen bazı faktörleri değerlendirmek ve çocuklarda intestinal parazitozların önemini bir kez daha ortaya koymaktır. Bu çalışma, Kasım 2012-Mart 2013 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran 0-17 yaşları arasında 135'i kız, 165'i erkek olmak üzere toplam 300 hasta üzerinde yürütüldü. Ayrıca, hasta ve/veya hasta yakınlarının ailenin aylık gelir düzeyi, ebeveynlerin öğrenim durumu, ebeveynlerin mesleği, çocukların oynadıkları oyun alanı, ailenin oturduğu mesken türü, kardeş sayısı, tuvalet temizliğinin ne ile yapıldığı, kanalizasyon şebekesinin olup olmaması, evde kullanılan suyun kaynağı, meskenin yakınında ahır olup olmaması gibi soruları içeren anket formlarını doldurmaları sağlandı. Dışkı örneklere önce nativ-Lugol yöntemi ile incelendi. Daha sonra bu örneklere modifiye asit-fast boyama yöntemi uygulanarak Cryptosporidium spp. ve Cyclospora cayetanensis gibi etkenler yönünden değerlendirildi. Bu çalışmada, dışkı örnekleri incelenen toplam 300 çocuk hastanın 87'sinde (%29) bir veya birden fazla parazit türü saptanmıştır. Çalışmaya dahil edilen kız hastaların 48'inde (%35,6), erkek hastaların 39'unda (%23,6) intestinal parazit pozitifliği saptanmıştır. Çalışmada Giardia intestinalis %9,7, Blastocystis hominis %8, Crypytosporidium spp. %2,3, C. cayetanensis %0,7 ve Hymenolepis nana %0,7 oranında saptanmıştır. Sonuç olarak çalışmamızda %29 gibi yüksek bir oranda intestinal parazitlerle enfekte olan çocuk hastalarda G. intestinalis ve H. nana gibi parazitlerin yanı sıra Crypytosporidium ve C. cayetanensis de saptanmıştır. Bu sonuçlar hastanelere başvuran çocuk hastaların rutin parazitolojik bakılarında sadece nativ yöntemin değil aynı zamanda modifiye asit-fast gibi boyama yöntemlerinin de kullanılma gerekliliğini ortaya koymuştur. Ayrıca çalışmamızda saptadığımız yüksek intestinal parazit oranı bu etkenlerin çocuk yaş grubundaki önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Anahtar sözcükler: Ġntestinal parazitler, çocuk hastalar, prevalans

Bağırsak hastalıklarıBağırsak hastalıkları-parazitikBağırsaklar+6
Leyla Aktop Türkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mide kanserli hastalarda intestinal parazitlerin sıklığı

Bu çalışmanın amacı, mide kanser (CA)'li hastalarda intestinal parazitlerin sıklığını saptamak ve bu hasta grubunda intestinal parazit enfeksiyonlarının önemini ortaya koymaktır. Çalışma 01.08.2017–01.12.2018 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Parazitoloji Laboratuarında yürütülmüştür. Hasta ve Kontrol grubu Dahiliye Polikliniklerine başvuran hastalardan oluşturulmuştur. Hasta grubu 40'ı kadın, 60'ı erkek olmak üzere 100 hastadan; kontrol grubu ise 50'si kadın, 50'si erkek olmak üzere 100 kişiden oluşturulmuştur. Hasta ve kontrol grubundan alınan dışkı örnekleri önce nativ-Lugol yöntemi ile intestinal parazitler yönünden mikroskobik olarak incelenmiş daha sonra formol-etil asetat yöntemiyle çoklaştırılmış ve modifiye asit-fast yöntemiyle boyanmıştır. Yaptığımız bu çalışmada hasta grubunu oluşturan mide CA'lı hastalarda %14, kontrol grubundaki sağlıklı bireylerde %2 oranında intestinal parazit pozitifliği saptanmıştır. Hasta grubunun %11'i Blastocystis. hominis (%4'ü bol B. hominis), %4'ü Cryptosporidium spp., %2'si Giardia intestinalis, %1'i Cyclospora cayetanensis yönünden pozitif bulunmuştur. Yapılan istatistik değerlendirmede intestinal parazit pozitifliği bakımından mide CA'lı hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistik olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p= 0.028). Ayrıca intestinal parazit pozitifliği (p= 0.012) ve bol B. hominis pozitifliği (p= 0.041) bakımından hasta ve kontrol gubunun 51 ve üzeri yaş grupları arasında ayrı ayrı anlamlı fark belirlenmiştir. Cinsiyete göre mide CA'lı hastalarda parazit pozitifliği istatistiksel olarak değerlendirildiğinde hasta ve kontrol grubundaki kadınlar arasında anlamlı fark (p= 0.004) elde edilmiştir. Hasta grubunda Cryptosporidium spp., C. cayetensis, G. intestinalis ve bol B. hominis saptananlarının genellikle ishalli olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar dikkate alınarak ishalli olanları başta olmak üzere tüm mide CA hastalarının hem nativ-Lugol yöntemi hem de modifiye asit-fast gibi boyama yöntemleri ile intestinal parazitler yönünden değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Anahtar sözcükler: Mide kanseri, İntestinal parazitler, Prevalans

Bağırsak hastalıklarıBağırsak hastalıkları-parazitikMide neoplazmları+4
Anıl Gezici
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Madde bağımlısı olan kişilerde intestinal parazitlerin görülme sıklığı

Bu çalışma madde bağımlısı olan kişilerde intestinal parazitlerin sıklığını araştırmak ve önemini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mayıs 2019–Şubat 2020 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Araştırma Laboratuarı ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Hasta gurubu Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlıları Tedavi Merkezi)'ne başvuran bağımlı 150 hastadan, kontrol grubu ise Dahiliye Polikliniği'ne başvurup kronik herhangi bir hastalığı olmayan, sigara, alkol ya da uyuşturucu kullanmayan 75 hastadan oluşturulmuştur. Dışkı numuneleri nativ-Lugol yöntemi ve modifiye asit-fast boyama yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada madde bağımlısı olan 150 hastanın %21,3'ünde ve kontrol grubundaki 75 hastanın %10,7'sinde bir ya da birden fazla bağırsak parazitine rastlanmıştır. Çalışmamızda hasta grubunda Giardia intestinalis %7,3, bol Blastocystis hominis %2,7, Hymenolepis nana ise %0,7 oranında belirlenmiştir. Parazite rastlama sıklığı bakımından hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p= 0,03). Yaş gruplarına göre parazit görülme sıklığı dikkate alındığında 35 ve daha küçük yaş grubundakilerde (%23,8), 35 ve daha büyük yaş grubundakilere göre (%17,2) daha yüksek oranda intestinal parazitlere rastlanmıştır. Bağırsak paraziti pozitifliği metamfetamin kullananlarda en yüksek oranda (%23,8) saptanmıştır. Madde bağımlısı olan hasta grubunda en sık olarak kabızlık (%79,3), ardından ishal (%23) görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen madde bağımlısı kişilerden, mesleği şöför olanlarda en yüksek (%33,3), çiftçi olanlarda ise en düşük (%11,5) oranda parazit pozitifliği saptanmıştır. Uyuşturucu bağımlısı olan 150 kişi içerisinde hepatitli olan 19 kişinin ikisinde G. intestinalis'e (%10,5) rastlanmıştır. Bu çalışma ile madde bağımlısı olan kişilerde intestinal parazitlerin sıklığı belirlenerek hem literatüre katkıda bulunulmuş hem de intestinal parazit enfeksiyonlarının, madde bağımlılığının zemin hazırladığı kötü sonuçlardan biri olduğu ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, elde ettiğimiz bulgular madde bağımlılarında intestinal parazitlerin dikkate alınması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca bu kişilerde intestinal parazit enfeksiyonları hakkında bilgi edinilmesi için daha çok kişinin dahil edildiği daha ayrıntılı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: İntestinal Parazitler, Madde Bağımlıları, Prevalans

BağımlılıkBağırsak hastalıklarıEktoparazitler+6
Yeter Taylan Bozkurt
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İdiopatik rekürren aftöz stomatit hastalarında serum zonulin seviyesi ve serum IL-8 düzeyi ile karşılaştırılması

Rekürren aftöz stomatitin (RAS) etyopatogenezi henüz net olarak aydınlatılamamıştır. Otoimmünitenin rolü ise uzun yıllardır araştırılmaktadır. Genetik ve çevresel faktörlerin ortak etkilerinin otoimmüniteyi tetiklediği bilinmektedir. Son dönemde ise geçirgen bağırsağın otoimmünitedeki rolü tartışılmaktadır. Zonulin, geri dönüşümlü olarak bağırsak geçirgenliğinde artışa yol açan bir proteindir. Bu çalışmada, RAS'ta öncelikle intestinal geçirgenlik belirteci olan zonulinin serum düzeyinin ölçülmesi ve literatürde RAS aktivasyonunun en iyi belirteci olduğu belirtilen serum interlökin-8 (IL-8) düzeyi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız prospektif bir vaka kontrol çalışmasıdır. Vaka grubuna RAS tanısı ile takibi devam eden 18-65 yaş arası hastalar dahil edilerek hastalar aktif aft durumuna göre iki gruba ayrıldı. Behçet hastalığı, inflamatuvar bağırsak hastalığı, çölyak hastalığı ve sistemik lupus eritematozus gibi sistemik inflamatuvar hastalığı olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Diğer dışlama kriterleri, sistemik ilaç kullanımı, aktif enfeksiyon varlığı, immünsupresyon ve antibiyotik kullanımıydı. Hastaların demografik bilgileri, sigara içme alışkanlıkları, hastalık öyküsü, ilaçları, doğum şekli, anne sütü alma süresi, aft tipi, aft atak sıklığı, hemoglobin, serum ferritin, folat ve B12 vitamin düzeyleri olgu değerlendirme formuna kaydedildi. Zonulin ve IL-8 düzeyleri, enzim bağlı immün assay (ELISA) yöntemiyle ölçüldü. Yirmi yedi (21 kadın, 6 erkek) RAS tanılı ve aktif aftı olan, 25 (21 kadın, 4 erkek) RAS tanılı ancak aktif aftı olmayan hasta ve 26 (20 kadın, 6 erkek) sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edildi. Vaka grupları için ortalama yaşlar sırasıyla 36 ± 11.7 (yıl) ve 36 ± 13.2 (yıl), kontrol grubu için 33.4 ± 9.4 (yıl) idi. Üç grup arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark yoktu (sırasıyla p=0.798, p=0.792). Hasta gruplarında serum zonulin düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla 127.3 ± 61.5 ng/ml, 121 ± 62.9 ng/ml, 89.2 ± 49.5 ng/ml; p<0.05). Hasta grubundan 2 kişi ve kontrol grubundan 3 kişi hariç tüm serum IL-8 seviyeleri değerlendirme aralığının altında kaldı. Çalışmamız, RAS tanılı hastalarda serum zonulin düzeyinin arttığını ve geçirgen bağırsağın rekürren aftöz stomatit patofizyolojisinde muhtemel rolü olduğunu gösteren literatürdeki ilk çalışmadır. Anahtar kelimeler: aftöz stomatit, geçirgen bağırsak, interlökin-8, zonulin Destekleyen kuruluş: HÜTF BAP Destek Birimi, proje no: 19544

Bağırsak geçirgenliğiBağırsak hastalıklarıStomatit+2
Gülsün Hazan Bozbek
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnflamatuar bağırsak hastalığında öğün düzeni ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu çalışmada hastaların beslenme durumları, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklıkları ile öğün düzenleri değerlendirilmiş olup, bu veriler ışığında hastaların gastrointestinal semptomları, yaşam kaliteleri ve depresyon durumları ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya İnflamatuar Bağırsak Hastalığı tanısı konulmuş, iletişim sıkıntısı olmayan ve besin seçimini kendi başına yapabilen 18-75 yaş aralığındaki 50 birey dâhil edilmiştir. Kesitsel tipteki bu çalışma; İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ndeki hastalar ile etik kurul izni akabinde başlamış olup, Ağustos 2023 ile Eylül 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma verileri; Genel Bilgiler ve Beslenme Davranışları Anketi, Besin Tüketim Sıklığı, 24 Saatlik Geriye Dönük Besin Tüketim Kaydı, İnflamatuar Bağırsak Hastalığında Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda; Ülseratif kolit hastası bireylerin %20,0'ında (n=4) öğün atlanmakta olup, Crohn hastası bireylerde ise bu oran %40,0 (n=12) olarak tespit edilmiştir. Hastaların %82,0'ının (n=41) semptomlarını arttıran besinler olduğu ve bu besinlerin sırayla en çok; %21,0'ı (n=25) kuru baklagil, %14,3'ü (n=17) süt, %10,9'u (n=13) çiğ sebze olduğu, %50,0'ının (n=25) semptomlarını azaltan besinler olduğu ve bu besinlerin ise sırayla en çok; %18,2'si (n=12) yoğurt ve pişmiş sebze, %7,6'sı (n=5) pişmiş et olduğu belirlenmiştir. Hastaların besin tüketimleri incelendiğinde lif, B1 vitamini, B2 vitamini, B6 vitamini, C vitamini, folat, potasyum, kalsiyum, magnezyum ve demir alım düzeyleri yetersizdir. Hastaların öğün düzenleri değerlendirildiğinde; öğün atlayan bireylerin GİS semptom skorları, öğünlerini düzenli tüketen bireylere kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p=0.020). Katılımcıların %14,0'ının (n=7) hafif depresyon ve %8,0'ının (n=4) orta şiddette depresyon grubunda oldukları belirlenmiş olup, Beck depresyon ölçeği toplam puanı ile İBH yaşam kalitesi ve GİS semptom skoru arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.001, p=0.044). Kadınların erkeklere kıyasla karın ağrısı puanları daha yüksektir (p=0.049). Sonuç olarak inflamatuar bağırsak hastalığı olan bireylerde beslenme durumunun ve öğün düzeninin, yaşam kalitesi ile GİS semptomlarını etkilediği tespit edilmiştir. Bu doğrultuda dengeli ve düzenli bir beslenme planı hastalığın yönetiminde önem teşkil etmektedir.

Bağırsak hastalıklarıGastrointestinal hastalıklarİnflamatuar bağırsak hastalıkları+1
Elif Nur Özen
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

4-10 yaş grubu çocuklarda fonksiyonel bağırsak hastalıkları belirtilerinin psikiyatrik belirtiler ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı herhangi bir psikiyatrik yakınma ile Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran 4-10 yaş arası çocuklarda fonksiyonel gastrointestinal hastalık (FGH) belirtilerini sorgulayarak herhangi bir psikiyatrik yakınması olmayan akranları ile karşılaştırmak ve çocukluk çağında görülen psikiyatrik belirtiler ile fonksiyonel gastrointestinal belirtilerin arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada araştırma grubunu Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne herhangi bir yakınma ile ilk kez başvuran 4-10 yaş aralığındaki çocuklar oluşturmuştur. Araştırmanın kontrol grubunu ise Hacettepe Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne herhangi bir yakınma ile ilk kez başvuran 4-10 yaş aralığındaki çocukların aynı yaştaki sınıf arkadaşları oluşturmuştur. Çalışmaya dâhil olan hastaların ailelerine demografik veri formu, Yenilenmiş Conners Anababa ve Öğretmen Derecelendirme Ölçeği Kısa Türkçe Formu, Güçler ve Güçlükler Anketi, Pediatrik Gastrointestinal Semptomlar Ölçeği'ni (4 Yaş ve Üzeri Çocuklar için Aile Bildirim Formu) içeren anket formları uygulanmıştır. Araştırmanın analiz aşamasına 4-10 yaş aralığında 446 katılımcının (244 kişi araştırma grubu ve 202 kişi kontrol grubu) verisi dahil edilmiştir. Tüm katılımcıların yaş ortalaması 7,48 ± 1,92 olarak saptanmıştır. Araştırma grubunda tek ebeveyn ile yaşayanların sıklığı kontrol grubuna göre daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Anne ve babanın eğitim düzeyi kontrol grubunda daha yüksek olarak saptanmıştır. Karşı gelme, bilişsel problemler/dikkatsizlik, hiperaktivite ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu indeksi puanlarının tamamının araştırma grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. Güçler ve Güçlükler Anketi puanlarını incelediğimizde duygusal sorunlar, davranış sorunları, hiperaktivite, akran sorunları, toplam güçlük puanı, içe yönelim ve dışa yönelim puanları araştırma grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olarak bulunmuştur. Tüm çalışma grubu FGH tanı ölçütlerini karşılayan ve karşılamayan olarak iki gruba ayrıldığında, FGH tanı ölçütlerini karşılayan çocukların hiperaktivite ve DEHB indeksi puanlarının, fonksiyonel gastrointestinal hastalık tanı ölçütlerini karşılamayanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. FGH tanı ölçütlerini karşılayan çocukların Güçler ve Güçlükler Anketi'ne ait duygusal sorunlar, davranış sorunları, hiperaktivite, toplam güçlük puanı, dışa yönelim ve içe yönelim puanları FGH tanı ölçütlerini karşılamayan çocuklara göre daha yüksek olarak bulunmuştur. Çalışmamızda psikiyatrik yakınma ile başvuran çocuklarla psikiyatrik yakınması olmayan çocuklar arasında irritabl bağırsak sendromu, fonksiyonel konstipasyon, dispepsi ve fonksiyonel karın ağrısı belirtileri açısından fark olduğu görülmüştür. Gruplar FGH tanı ölçütlerini karşılama durumlarına göre ayrıldığında içe yönelim belirtilerinin FGH tanı ölçütlerini karşılayan çocuklarda karşılamayanlara göre daha sık olduğu gözlenmiştir. Alandaki çalışma sonuçları ile karşılaştırıldığında genel olarak bilimsel yazın ile uyumlu sonuçlar elde edilmiştir.

Bağırsak hastalıklarıBağırsaklarBelirti ve semptomlar+2
Rahıme Kadır Yaprakcı
Hacettepe University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Konstipasyon baskın irritabl barsak sendromlu hastalarda refleksolojinin semptom şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma konstipasyon baskın İBS hastalarında refleksolojinin semptom şiddeti ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacı ile planlanmıştır. Yöntem: Araştırma; konstipasyon baskın irritabl bağırsak sendromlu hastalarda refleksolojinin semptom şiddeti ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test – son test yarı deneysel olarak planlanmıştır. Çalışma Haziran 2016 - Aralık 2016 tarihleri arasında İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniği'ne başvuran konstipasyon baskın İBS tanısı konmuş olan hastalar ile yürütülmüştür. İstatistiksel güç analizi için, α=0.05, çalışmanın gücü 0.80 (power) ve gruplar arasında yüksek bir farkın olduğu anlamlı olarak kabul edilerek etki büyüklüğü 0.8 (Cohen's kriterleri kullanılarak) alındığında araştırma için gerekli olan minimum örneklem sayısı 42 (gruplarda minimum 21 kişi) olarak belirlenmiştir. Buradan yola çıkarak kontrol grubunda 30, deney grubunda 30 kişiye ulaşılmıştır. Ancak il değişikliği, hastalık gibi değişik nedenlerden dolayı kontrol grubunda 28, uygulama grubunda ise 27 hasta ile çalışma tamamlanmıştır. Çalışma verileri hasta tanıtım formu, görsel analog ölçek, İBS yaşam kalitesi ölçeği, depresyon anksiyete stres ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Kontrol grubunda yer alan hastalar 6 hafta sonra kontrol toplantısına davet edilmiş olup burada son test verileri elde edilmiştir. Uygulama grubunda yer alan hastalara ise haftada 2 seans olmak üzere toplam 12 seans refleksoloji uygulanmıştır. İlk olarak 20 adımdan oluşan gevşetme teknikleri uygulanmış, daha sonra 8 refleks noktası üzerine çalışılmıştır. Son seans refleksoloji uygulamasından sonra veri toplama formları tekrar uygulanarak son test verileri elde edilmiştir. Bulgular: Kontrol grubu ve uygulama grubunda yer alan hastaların yaşları ve tanı yılları dağılımları incelenmiş olup gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur (p>0.05) Kontrol grubunda yer alan hastaların karın ağrısı, distansiyon ve konstipasyon düzeylerinin ön test – son test değerlendirmeleri sonucunda medyan değerlerindeki azalma olmasına karşın istatistiksel olarak anlamlı farkın olmadığı bulunurken (p>0.05), uygulama grubunda yer alan hastaların ise sadece distansiyon (z=-4,482) düzeyinin ön test – son test değerlendirmeleri sonucunda medyan değerindeki azalma ile birlikte istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur. Kontrol grubu ve uygulama grubunda yer alan hastaların IBS Yaşam Kalitesi Ölçeği (QOL) ön test puanlarının karşılaştırması incelendiği zaman; ortalama değerlerinin birbirine yakın olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı bir farkbulunmadığı görülmektedir (p=0,909). Kontrol ve uygulama grubunda yer alan hastaların IBS QOL ölçeği toplam puanları değerlendirmesinde son test medyan değerlerinin daha düşük olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu (z= -4,824) (z= -4,175) bulunmuştur. IBS QOL son test ölçümlerinin karşılaştırmasında; kontrol ve uygulama grubu medyan değerlerinin farklı olduğu ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,001). Kontrol grubunda yer alan hastaların DASÖ ölçek puanlarının ön test –son test incelemesinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (z= -2,064) (p=0,86). Uygulama grubunda ise, medyan değerlerinin daha düşük olduğu ve istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (z= -4,972) (p<0,001). Kontrol ve uygulama gruplarının DASÖ ölçeği ön test sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), son test puanlarının karşılaştırılmasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Çalışmadan elde edilen sonuçlar ve bulgular doğrultusunda, refleksolojinin distansiyon, stres ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İrritabl Bağırsak Sendromu, Yaşam Kalitesi, Refleksoloji, Hemşirelik.

Bağırsak hastalıklarıHastalık şiddeti indeksiHemşirelik+4
Mahmut Ateş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İnflamatuar bağırsak hastalığı olan bireylerde ilaç uyumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki

Amaç: Bu araştırmanın amacı İnflamatuar Bağırsak Hastalığı (İBH) olan bireylerde ilaç uyumu ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ege Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı İBH Polikliniğinde yürütülmüştür. Araştırmaya örnekleme alınma kriterlerine uyan ve çalışmayı katılmayı kabul eden 251 İBH hastası dâhil edilmiştir. Veriler; Birey Tanıtım Formu, Harvey Bradshaw İndeksi, Basit Klinik Kolit Aktivite İndeksi, D Tipi Kişilik Ölçeği, Morisky Uyum Ölçeği ve İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyletoplanmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için gerekli izinler alınmıştır. Veriler ki kare testi, t testi, Mann Whitney U testi ve spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalamasının =44,60±1.39 olduğu, %52,6 ̓ının kadın ve %47,4 ̓ünün erkek olduğu saptanmıştır. Morisky İlaç Uyum Ölçeğine göre; hastaların %70.9 ̓unun ilaç kullanımına uyum gösterdiği, %29.1 ̓inin ilaç kullanımına uyum göstermediği saptanmıştır. Ülseratif Kolit (ÜK) ya da Crohn hastası (CH) olma ile ilaç uyum düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Hastaların İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalaması =162.65±29.33 olarak saptanmıştır. Ülseratif Kolit hastalarının İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları ile Crohn hastalarının İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Araştırmaya dâhil edilen hastaların İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları ile hastalık aktivite indeks puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır(p<0.05). Araştırmaya dâhil edilen hastaların Morisky Uyum Ölçeği Puan Ortalamaları ile İBH Yaşam Kalitesi Ölçeği Puan Ortalamaları arasında pozitif yönde, çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır(p<0.05). Sonuç: Çalışma sonucunda İBH hastalarının ilaç uyum düzeyi ile yaşam kalitesi arasında pozitif yönde, çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu; hastalığa uyum artıkça yaşam kalitesinin de daha iyi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları, İlaç Uyumu, Yaşam Kalitesi

Bağırsak hastalıklarıGastrointestinal hastalıklarHasta uyumu+5
Nazlı Öztürk
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kistik fibrozisli çocuk hastalarda bağırsak geçirgenliğinin araştırılması

Kistik fibrozis (KF) otozomal resesif geçiş gösterir. KF'de salgı hücreleri, sinüsler, akciğer, karaciğer, pankreas ve üreme organlarının epitel membranlarında klor kanalı olarak görev yapan; KF transmembran regulatuar (KFTR) proteini mutasyona uğrar. Bu mutasyon KFTR proteininde yapısal veya fonksiyonel bozukluğa neden olur. KF mukus kıvamında koyulaşma ve duktuslarda obstrüksiyona neden olan progresif seyirli kronik bir hastalıktır. Çalışmalar bağırsak bariyerindeki bozulmanın birçok hastalığın etiyopatogenezinde önemli bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Serum zonulin ve claudin-3 epitel hücreleri arası sıkı bağlantıları düzenleyen proteinlerdendir. Çalışmamıza KF ile takipli hastalar ile kontrol grubu olarak sağlıklı çocuklar dahil edildi. İki grup arasında serum zonulin ve claudin-3 düzeyleri karşılaştırıldı. KF hastalarının antropometrik ölçümleri, cinsiyet, tanı yaşı, hastalık şiddeti ve tanıda kullanılan kan parametreleri, solunum fonksiyon testleri (SFT), genetik mutasyonlar, fekal elastaz ve ter testi sonuçları ile serum zonulin ve claudin-3 düzeyleri arasındaki ilişki gösterildi. Çalışma için Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul Komisyonundan 05.04.2022 tarih ve 2022/3758 sayılı karar ile onay alındı. Çalışmamız Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları polikliniğinde KF tanısı ile takipli 44 hasta ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Hastalıkları polikliniğine rutin kontrol amaçlı başvuran 54 sağlıklı kontrol grubu çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden ailelerin çocukları ile oluşturuldu. Çalışmamızda hastaların bağırsak geçirgenliğini değerlendirmek için serum zonulin ve claudin-3 seviyelerini ölçmek amacıyla çocuklardan venöz kan örneği alındı. Serum örneklerini çalışmak için ELISA yöntemi kullanıldı. Yapılan bu araştırmaya toplam 98 katılımcı dâhil edildi. Çalışma grubunun %43,2'si (n=19) kız, %56,8'i (n=25) erkekti. Çalışmaya dâhil edilen 44 KF hastasının yaş ortancası 108,50 ay, kontrol grubundaki 54 hastanın yaş ortancası 92,50 ay olarak tespit edildi. Çalışma ve kontrol grubununun yaşları, boy, kilo, vücut kitle indeksi arasında anlamlı fark saptanmadı. Çalışma grubunda claudin-3 değeri ortancası kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p=0,009). Serum zonulin değeri açısından ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi (p=0,149). Serum zonulin düzeyinin ortancası çalışmaya dahil edilen tüm katılımcılar arasında kızlarda erkeklere göre anlamlı yüksekti (p=0,043). KF tanılı çocuk hastalarda serum zonulin ve claudin-3 seviyeleri literatürde daha önce çalışılmamıştır. Bulgularımız KF hastalarında bağırsak geçirgenliğininin hastalık etyopatogenezindeki rolü için claudin-3 proteininin önemli bir parametre olabileceğini düşündürmüştür. Bulgularımızın daha kapsamlı çalışmalarla literatüre katkı sağlayacağını düşünüyoruz.

Bağırsak geçirgenliğiBağırsak hastalıklarıBağırsak mukozası+5
Havva Parlatan Özbülüç
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çölyak hastalığı olan çocuklarda tanı ve izlemde bağırsak dışı belirti ve bulguların değerlendirilmesi

Amaç: Çölyak hastalığı (ÇH) olan çocuklarda tanıda saptanan ve izlemde ortaya çıkan bağırsak dışı belirti ve bulguların değerlendirilmesi ve glütensiz diyetin etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Çocuk Gastroenteroloji Bilim Dalı'nda ÇH tanısı ile en az 1 yıldır izlenmekte olan 6 ay-18 yaş aralığındaki çocukların tanı sırasında ve izlemde demografik verileri, klinik ve laboratuvar bulguları ve bu bulguların glütensiz diyete uyumu geriye dönük olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya ortanca yaşı 8 yıl (7ay-17yıl) olan 135 hasta [88 kız (%65,2)] dahil edildi. Başvuruda hastaların %21,5'inde (n=29) sadece gastrointestinal (Gİ) yakınmalar, %24,4'ünde (n=33) sadece bağırsak dışı belirti ya da bulgular, %38,5'inde (n=52) hem gastrointestinal hem de bağırsak dışı belirti ya da bulgu mevcuttu. Hastaların 21'inde (%15,5) herhangi bir yakınma yoktu. Tanıda hastaların %11,9'u selektif İmmünglobulin A eksikliği, %10,4'ü Tip 1 diyabetes mellitus, %3'ü otoimmün tiroidit, %1,5'i hipogammaglobulinemi, %1,5'i Down sendromu ile izlenmekteydi. Hastaların ortanca izlem süresi 40 ay (12-135 ay)'dı. Belirtiler başladıktan sonra tanıya kadar geçen süre ortanca 7 ay (0-120 ay) olup yaş arttıkça tanıya kadar geçen sürenin uzadığı belirlendi (p= 0,014). İzlemleri sırasında 86 (%63,7) hastanın glütensiz diyete tam uyumlu olduğu, diğerlerinin ortanca 20 ay (1-89 ay) süre ile diyete uymadıkları saptandı. Başvuruda olan karın ağrısı, ishal, dirençli kabızlık, tekrarlayan kusma, kilo kaybı, tekrarlayan aftöz stomatit, halsizlik, saçlarda dökülme yakınmaları, anemi, alanin aminotransaminaz (ALT) yüksekliği, albümin düşüklüğü, folat eksikliği glütensiz diyet başlandıktan sonra tamamen düzeldi. Tanı sırasında olmayan ancak izlemde diyete uyumdan bağımsız olarak yeni ortaya çıkan belirti ve bulgular; vitamin D eksikliği (n:30, %22,2), vitamin B12 eksikliği (n:28, %20,7), ferritin düşüklüğü (n:18, %13,3), tekrarlayan karın ağrısı (n=12, %8,9), kemik mineral dansitesi düşüklüğü (n:8, %5,9) tekrarlayan aftöz stomatit (n=6, %4,4), kabızlık (n: 5, %3,7), ishal (n: 5, %3,7), aspartat aminotransferaz yüksekliği (n:5, %3,7), dispeptik yakınma (n:4, %3), ALT yüksekliği (n:3, %2,2), folat eksikliği (n:2, %1,5), çinko eksikliği (n:2, %1,5), otoimmün tiroidit (n:2, %1,5), puberte gecikmesi (n:1,%0,7), kilo kaybı (n:1,%0,7), eklem ağrısı (n:1,%0,7), hipoalbüminemi (n:1,%0,7) idi. Hastaların diyete uyum durumu ile izlemde tekrarlayan ya da yeni ortaya çıkan bu belirti ve bulgular arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Çölyak hastalığı olan çocuklarda tanıda bağırsak dışı belirtilerin de Gİ belirtilere benzer sıklıkta görüldüğü, belirtilerin çoğunlukla glütensiz beslenme ile düzeldiği, ancak diyete uyumdan bağımsız olarak yeni belirti/bulgu ortaya çıkabildiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağırsak dışı belirtiler; Çocuk; Çölyak hastalığı; Glütensiz diyet,

Bağırsak hastalıklarıBelirti ve semptomlarGastrointestinal hastalıklar+6
Sultan Çağla Kılıçaslan
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar barsak hastalığında infliksimab direnci ve dirençte etkili faktörler

İnflamatuar Barsak Hastalığında İnfliksimab Direnci ve Dirençte Etkili Faktörler İnflamatuar Barsak Hastalığı (İBH) gastrointestinal sistemde inflamasyonla seyreden kronik bir hastalıktır. Bu grupta Ülseratif Kolit (ÜK) ve Crohn Hastalığı (CH) bulunmaktadır. Barsakta inflamasyonla seyreden bir hastalık olduğundan tedavisinde anti-tümör nekrozis faktör (TNF) ajanların yeri önemlidir. İnfliksimab İBH için onaylanan ilk anti-TNF ajandır. Hastalığın remisyonunu ve tedavi yanıtını etkilediğinden hastalarda direnç oranının belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada bölgemizdeki İBH tanılı hastaların İnfliksimab direnç oranının belirlenmesi amaçlandı. Bunun yanısıra, hastaların demografik özellikleri, hastalığın subtipi ve yaşı ile antikor pozitifliği arasındaki ilişki de belirlenmeye çalışıldı. Çalışmamıza Aydın Adnan Menderes Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji polikliniğinde takipli ve Ekim 2020-Ekim 2021 tarihleri arasında başvurusu olan ÜK, CH tanılı olup İnfliksimab direnci bakılmış hastalar (40 hasta) alındı. Hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik özellikleri, hastalık tutulum tipleri, hastalık süreleri, ek hastalıkları ve kullandıkları ilaçları, tedavi başlangıcındaki laboratuvar parametreleri, infliksimab tedavisi ile beraber kullandığı diğer tedaviler kaydedildi. İstatiksel analiz SPSS programı ile yapıldı, P<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların 27'si ÜK, 13'ü CH tanılıydı. Yaş ortalaması ÜK tanılı hastalarda 39,3±11,7 yıl, CH'de 46,3±15,8 yıldı. İnfliksimab (IFX) antikoru tüm hastaların %25,0'ında, ÜK tanılı hastaların %29,6'sında, CH tanılı hastaların %15,4'ündepozitif tespit edildi. Anti-İFX antikoru pozitif hastaların yaş ortalaması 39,4±14,0, negatif olanların 42,3±13,3 yıl bulundu. Kadınların %20,0'ında, erkeklerin %28,0'ında antikor pozitif saptandı. Hastaların laboratuvar değerlerine bakıldığında sedimentasyon ortanca değeri infliksimab antikoru pozitif olanlarda 42,5, negatiflerde 29,5 bulundu. İnfliksimabdan önce başka bir Anti- TNF tedavisi alanların %33,3'ünde, almayanların %22,6'sında infliksimab antikoru pozitifti. Çalışmamızda Aydın ili ve çevresindeki İBH hastalarında infliksimab direnç oranı %25 olarak bulundu. İnfliksimab direnci ÜK tanılı hastalarda daha fazlaydı. Çalışmamızda daha genç yaşta daha fazla antikor pozitifliği saptandı. Ayrıca hastalarda infliksimab tedavisi ile beraber kortikosteroid ve azatiopürin kullanımındadaha az antikor pozitifliği görüldü. Çalışmamız Aydın ve çevresindeki infliksimab tedavisi alan İBH hastalarının direnç oranını, bununla ilişkili demografik ve klinik faktörleri yansıtması bakımından önemlidir. Çalışmamızın sonuçlarının diğer çalışmalara yol gösterici olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalığı, İnfliksimab direnci, Anti ilaç antikoru

AntikorlarBağırsaklarİlaçlara direnç+3
Alper Aktekin
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyak hastası çocukların hastalıklarına yönelik tutumları ve etkileyen faktörler

Çölyak hastalığı, özellikle ince bağırsağı tutarak diğer vücut sistemlerini de etkileyen glutene karşı kalıcı duyarlılıkla karakterize, otoimmün bir enteropatidir. Çölyak hastalığının kronik hastalıklardan biri olduğu ele alınırsa; çölyak hastası çocukların hastalığa yönelik hissettikleri duygu ve gösterdikleri tutum, çocuğun hastalıkla baş etme mekanizmasını ve hastalığa olan uyumunu etkilemektedir. Sunulan bu çalışma ile 9-17 yaş arası çölyak hastası çocukların hastalıklarına yönelik tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olan bu araştırma, İç Anadolu Bölgesindeki bir ilde bulunan bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pediatrik Gastroenteroloji Polikliniğinde yapılmıştır. Araştırma, 01 Mart 2019 – 01 Mart 2020 tarihlerinde gastroenteroloji polikliniğine başvuran, en az altı aydır çölyak hastası olan kendisi ve ebeveyni çalışmaya katılmayı kabul eden 54 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği" (ÇKHYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS (Version 25.0) paket programı ile yapılmış, sayısal değişkenler ortalama ve standart sapma olarak, kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak sunulmuştur. Ölçek puanlarının karşılaştırılması amacıyla student t testi, tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA) kullanılmıştır. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan çölyak hastası çocukların yaş ortalamasının 13,09±2,68 olduğu, %63,0'ının glutensiz diyete (GD) uyduğu, %55,6'sının ailelerinin glutensiz gıdalara ulaşmada/ hazırlamada zorlandığı ve ÇKHYTÖ puan ortalamasının 2,88±0,71 olduğu belirlenmiştir. Çocukların annelerinin mesleklerine, tanı alma zamanlarına, aile desteğini yeterli görme, GD uyma, GD uygulamakta zorlanma, ailelerinin glutensiz gıdalara ulaşmada/ hazırlamada zorlanma durumlarına göre ÇKHYTÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Araştırmada, çölyak hastası çocukların kendi hastalıklarına yönelik olumsuz tutuma sahip olduğu belirlendi. Bu doğrultuda pediatri hemşirelerinin çölyak hastası olan çocukların hastalığa uyumunda tutumun önemli bir faktör olduğunu dikkate alarak; hastalığa uyumunu kolaylaştırma konusunda çocukları ve aileleri bilgilendirmeleri ve çocukların hastalıklarına yönelik olumlu tutum geliştirmesi için psikososyal destek sağlamaları önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, çölyak hastalığı, gluten, hemşire, tutum.

Bağırsak hastalıklarıGlutenlerTutumlar+2
Fetih Bişgin
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Mide ve bağırsak hastalıklarında bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerinin kullanımı "Retrospektif anket çalışması"

Mide ve bağırsak hastalıklarında kullanılan bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerinin yaygınlığının belirlenmesi, kullanılma nedenlerinin ve hastalar üzerindeki etkilerinin araştırılması amacıyla İstanbul, Anadolu Yakası'nda özel bir polikliniğin gastroenteroloji bölümüne ayaktan başvuran 115 gönüllü hasta (yaş ort: 46 ± 14,9 yıl, E/K= 39/76) ile bir anket çalışması yapılmıştır. Buna ek olarak mide ve/veya bağırsak hastalığı tanısı almış hastaların kullandığı bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerine ait bilgi kaynaklarının ve kullanımlarını sağlık personeliyle paylaşma oranlarının belirlenmesi ile paylaşmamalarındaki nedenlerin araştırılmıştır. İstatistiksel analiz SPSS 15.0 Windows programı kullanılarak yapılmıştır. Çalışmamızın sonucunda, erkek ve kadın hastaların bu yöntemleri kullanım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). Yapılan analizlerde, bu yöntemlerin kullanımı ve uygulanan medikal tedaviler arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Bitkisel ve diğer doğal tedavi yöntemlerini kullanmayanların %76'sı farmakoterapi almaktadır. Bu yöntemlere yönelmedeki ana neden ile uygulanan medikal tedavi arasında istatiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0,05). Bitkisel ve diğer doğal tedavi ürünlerinin satın alınma yerleri ve satın alınırken dikkat edilen unsurlar arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Bu yöntemlere inanma dereceleri ve kullanım oranları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Kullanmama nedenleri ve uygulanan medikal tedavi oranlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Rezene çayı, zeytinyağlı kudret narı ve probiyotikler en çok kullanılan ürünler olarak bulunmuştur. Hastaların bu yöntemlerin doğru kullanımı, olası etkileri hakkında bilgilendirilmelerinin ve sağlık personeliyle paylaşmaları konusunda bilinçlendirilmelerinin gerekliliği bir kez daha ortaya konmuştur.

AnketlerFitoterapiGastrointestinal hastalıklar+7
Yasemin Beceren
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuvar bağırsak hastalığı tanısı ile takip edilen olguların retrospektif değerlendirilmesi

İnflamatuvar bağırsak hastalığı (İBH); gastrointestinal sistemin etiyopatogenezi tam olarak bilinmeyen kronik inflamatuvar bozukluğudur. İBH'ın çocuklarda görülme sıklığı giderek artmaktadır. Bu çalışmamızda İBH tanılı hastaların başvuru yakınmalarının, başvurudaki fizik muayene ile laboratuvar bulgularının, tanı için kullanılan görüntüleme yöntemlerinin, endoskopi ve patoloji sonuçları ile planlanan tedavilerin değerlendirilmesi amaçlandı. Bu çalışmada Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Bölümü'nde 2005-2021 yılları arasında İBH tanısı alan çocuk ve adolesan olguların verileri retrospektif olarak incelendi. Olgulara ait veriler hasta dosyalarından ve hastane otomasyon sistemi kayıtlarından elde edildi. Çalışmaya hastanemizde tanı alan ve takibi yapılan 138 olgu dâhil edildi. Hastaların tanı, cinsiyet, yaş, başvuru yakınması, anne baba arasında akrabalık varlığı, ailede İBH öyküsü, başvuru anındaki antropometrik ölçümler dahil fizik muayene bulguları, laboratuvar bulguları, genetik analizleri, radyolojik görüntülemeleri, endoskopi ve histopatolojik bulguları ve aldıkları tedaviler incelendi. Analizler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22 paket programında değerlendirildi ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmamızda 46'sı Crohn hastalığı (CH), 86'sı ülseratif kolit (ÜK) ve 6'sı indetermine kolit tanısı alan 138 olgu değerlendirildi. Olguların 68'i kız ve 70'i erkek olup yaş ortalaması 11,1±4,4 idi. Ülseratif kolit olgularında kanlı dışkılama yakınma oranı Crohn olgularından anlamlı şekilde yüksek bulundu (p<0,001). Crohn olgularında ise eklem ağrısı yakınma oranı ÜK olgularından azda olsa anlamlı şekilde yüksekdi (p=0,05). Ailevi akdeniz ateşi en sık eşlik eden ek hastalıktı ve ek hastalık varlığı Crohn olgularında anlamlı şekilde yüksek olduğu görüldü (p=0,01). Olguların %63,8'inde normal fizik muayene bulguları görülürken, Crohn olgularında anal fistül görülme oranı ÜK olgularından anlamlı şekilde yüksek bulundu (p=0,041). Crohn olgularının lökosit (p=0,044), ferritin (p=0,005) ve CRP (p<0,001) değeri ÜK olgularından daha yüksek olduğu görüldü. Ultrasonografi (USG), bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MRG) de en sık saptanan patolojik bulgu kolon duvarında kalınlaşma idi. Kemik mineral yoğunluğu (KMY) değerlendirilmesi yapılabilen hastaların KMY SDS değeri ortalaması -0,6±1,3 idi. Değerlendirilen hastaların %13,6'sında osteoporoz, %20,5'unda osteopeni saptandı. Hem osteoporoz hem de osteopeni Crohn hastalarında daha fazla görüldü. CH'da en sık kolon tutulumu görüldü. ÜK'de en sık pankolit şeklinde tutulum görüldü ve pankolit olgularının PUCAI (Pediatrik Ülseratif Kolit Aktivite İndeksi) daha yüksek değerde olduğu görüldü. Tedavide en sık mesalazin ve streoid kullanımının olduğu görüldü. Sonuç olarak karın ağrısı, kanlı dışkılama ve ishal yakınması ile başvuran olgularda inflamatuvar bağırsak hastalığı düşünülmelidir. Dünyanın birçok yerinde çocuklarda Crohn hastalığının insidansının daha yüksek olduğu görülse de hem çalışmamızda hem de ülkemizdeki diğer çalışmalarda ülseratif kolitin daha fazla görüldüğü tespit edildi. Ülkemizde çocuklarda inflamatuvar bağırsak hastalığının gerçek insidans ve prevalansının belirlenmesi için daha geniş çaplı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İnflamatuvar bağırsak hastalığı, Çocuk, Crohn Hastalığı, Ülseratif kolit.

Crohn hastalığıKolit-ülseratifÇocuklar+2
Fatime Akyol
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mide kanserlerinde ve intestinal metaplazilerde speksin etkinliğinin araştırılması

Mide kanserinin, gelişmiş ülkelerde son yıllarda görülme sıklığı ve insidansı azalmış olsa da maligniteler arasında dünya genelinde 4. sıklıkta görülmektedir . Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Kanser Daire Başkanlığının 2015 verilerine göre mide kanserleri erkeklerde ve kadınlarda 5. sıklıkta görülen kanserdir. Erkeklerde 17,1/100.000 ve kadınlarda 7,9/100.000 insidansında görülmektedir . Görüntüleme yöntemlerindeki ilerlemelere rağmen mide kanseri kansere bağlı ölümlerde en üst sırada yer almaktadır. İleri evrede tanı alması, agresif olması ve tedavi seçeneklerinin kısıtlılığı nedeniyle 5 yıllık sağkalım %20'in altındadır . Kanserde farklı yeni moleküler hedeflerin ve kanser etiyolojisinin ortaya çıkarılması; erken tanı, mortaliteyi azaltma, prognozun öngörülmesi hatta yeni tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.Bilgimiz dahilinde speksin ile mide ca ilişkisini inceleyen bir çalışma henüz yapılmamıştır.Bu çalışma ile mide kanseri tanısı alan hastalar ile intestinal metaplazi tespit edilen hastalarda speksin etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Fırat Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı arşivinde 2015-2022 yıllarına ait mide örnekleri (biyopsi ve radikal rezeksiyonları) retrospektif olarak taranacaktır. 20 kontrol 20 intestinal metaplazi ve 60 ''Mide Adenokarsinom '' tanısı alan hastalara(20 grade I, 20 grade II ve 20 gradeIII) ait blok ve lamlar seçilecektir. Tanıları doğrulandıktan sonra olgulara ait bloklardan 4 mikrometre kalınlığında kesitler alınıp speksin immünreaktivitesi için immünohistokimyasal boyama yapılacaktır. Değerlendirme ışık mikroskopu altında gerçekleştirilecektir. Boyamanın derecesi yaygınlık ve şiddet esas alınarak elde edilecek ve histoskor olarak derecelendirilecektir. (Histoskor= Yaygınlık x Şiddet)

BağırsaklarMetaplaziMide hastalıkları+5
Burak Yavşan
Fırat University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

TNBS ile oluşturulmuş deneysel kolit modelinde beta glukanın etkisi

İnflamatuar barsak hastalığı (İBH) patogenezinde, inflamasyon ile beraber oksidatif stres önemli risk faktörlerindendir. Beta-glukan immün sistem üzerine etkileri bilinen, toksik ve yan etkisi olmayan güçlü immünostimülatördür ve bu konu üzerine çok sayıda çalışma gerçekleştirilmiştir. Trinitrobenzen Sülfonik Asid (TNBS) kolit modeli üzerine beta glukanın etkilerinin araştırılması şeklinde gerçekleştirilmiş bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu bilgiler ışığında, çalışmamızda antioksidan ve anti-inflamatuar mekanizmalar aracılığıyla, beta glukanın (BG) TNBS koliti üzerindeki etkileri araştırıldı. Araştırmada, ağırlıkları 250-300g arasında değişen toplam 32 Wistar türü sıçan, sham kontrol (n=8), TNBS (n=8), TNBS-BG+3 (n=8), TNBS-BG+10 (n=8) olmak üzere 4 deney grubuna ayrıldı. Sham grubuna serum fizyolojik, TNBS grubuna da TNBS kanülle intrarektal olarak anestezi altında verildi. Sham kontrol grubuna kolit yapılmadı. TNBS-BG+3 grubuna kolit sonrası 3 gün boyunca 100 mg/kg dozunda, TNBS-BG+10 grubuna ise kolit öncesi 7 gün, kolit sonrası ise 3 gün boyunca 100 mg/kg dozunda oral gavaj yoluyla intragastrik olarak BG verildi. Kolit, 24 saat aç bırakılmış ve barsakları boşaltılmış sıçanlara, 8 cm uzunluğındaki bir kanülle anal orifisten % 37'lik etanol içinde çözünmüş olan 25 mg 2,4,6- trinitrobenzen sülfonik asid (TNBS) verilmesiyle gerçekleştirildi. Kolit oluşturulduktan sonraki 3. Günün tamamlanmasıyla hayvanlar sakrifiye edildi ve 10 cm'lik kolon segmenti çıkartıldı. Longitudinal olarak ikiye ayrılan kolon segmentleri biyokimyasal ve histopatolojik incelemeye tabi tutuldu. Sonuçların istatiksel analizi GraphPad programı kullanılarak yapıldı. Beta Glukan, biyokimyasal sonuçlar ve histolojik skorlama ile belirlendiği gibi kolon doku hasarında belirgin azalmaya neden oldu (p<0,05). Doku malondialdehid (MDA) seviyeleri TNBS grubunda, Sham Kontrol ve TNBS –BG+3 ve TNBS –BG+10 grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0,05). Bu değerler, BG ile tedavi edilen sıçanlarda anlamlı derecede azaldı (p<0,05). Glutatyon (GSH) enzim aktivitesi TNBS grubunda sham kontrol ve TNBS+BG gruplarına göre düşüktü. Myeloperoksidaz (MPO) enzim aktivitesi ise TNBS grubunda Sham kontrol ve TNBS-BG+3 ve TNBS-BG+10 gruplarına göre yüksekti. BG tedavisi ile antioksidan enzim aktivitesi de TNBS grubuna göre artış gösterdi. Bu artış GSH'de anlamlı iken (p<0,05), Katalaz (CAT) enzim aktivisinde gruplar arasında anlamlı bir değişiklik gözlenmedi. Ayrıca BG tedavisi, kolit sonrası kolon dokusunda meydana gelen myeloperoksidaz (MPO) aktivite artışını da azalttı. Profilaktik BG etkisi ile kolit oluşumunun ardından hem histolojik hem de biyokimyasal sonuçlarda olumlu yönde değişiklikler saptanmıştır. Beta Glukan antioksidan ve anti-inflamatuar özelliklere sahip gözükmektedir. BG ile tedavi, sıçanlarda TNBS ile oluşturulan kolitte kolon doku hasarını azaltma potansiyeli taşımaktadır.

Antiinflamatuar ajanlarAntioksidanlarGlukanlar+4
Deren Tokmak
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bağırsak biyopsi örneklerinde CMV DNA pozitifliğinin tanısal değerinin retrospektif araştırılması

Sitomegalovirüs (Cytomegalovirus: CMV) primer enfeksiyon sonrasında latent kalarak kök hücre ve solid organ alıcıları, Human immunodeficiency virus (HIV)'le enfekte kişiler, hematolojik malignitesi olanlar ve inflamatuvar bağırsak hastalığı olanlarda sekonder enfeksiyonlara sebep olmaktadır. Hastalık pnömoni, retinit, kolit şeklinde görülebilir. CMV koliti tanısında dokuda CMV'nin gösterilmesi önerilmektedir. Çalışmamızın amacı, CMV koliti şüpheli hastaların bağırsak biyopsilerinde CMV DNA tespitinin tanısal değerini incelemektir. Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına Ocak 2019 – Mart 2022 tarihleri arasında CMV koliti şüphesiyle gönderilmiş biyopsi örnekleri retrospektif olarak incelendi. Eş zamanlı olarak polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) yöntemiyle bağırsak dokusunda CMV DNA araştırılan ve Tıbbi Patoloji Laboratuvarı'nda immünohistokimya (İHK) yöntemiyle CMV aranan 96 örnek çalışmaya dahil edildi. İHK incelemesi altın standart kabul edilerek dokuda ve kanda tespit edilen CMV DNA'nın tanıdaki yeri araştırıldı. Örneklerin 81'i ülseratif kolit (ÜK), altısı kök hücre ve solid organ nakli, dördü hematolojik malignite, ikisi Crohn, biri kronik böbrek yetmezliği, biri Behçet, biri diyabetes mellitus tanılı hastalara ait idi. İHK yöntemiyle 10, PZR yöntemiyle ise 61 dokuda, ayrıca CMV DNA araştırılan 43 plazmanın 25'inde pozitiflik saptandı. En büyük grubu oluşturan ÜK hastalarına istatistiksel analizler uygulandı. İHK incelemesine göre plazma CMV DNA'nın duyarlılığı %100, özgüllüğü %48,64, pozitif prediktif değeri (PPD) %24, negatif prediktif değeri (NPD) %100 olarak bulunurken; doku CMV DNA'nın duyarlılığı %100, özgüllüğü %41,9, PPD'si %15,68, NPD'si %90,12 olarak saptandı. ROC analiziyle dokuda 392 kopya/mg, plazmada 578 kopya/ml üzeri değerlerin tanı için yol gösterici olduğu belirlendi. Doku ve kan örneklerinde CMV DNA PZR testinin yüksek duyarlılık ve düşük özgüllükte olduğu görülmüştür. Dokuda CMV DNA kantitasyonu için standardize yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır.

BiyopsiHIVPolimeraz zincirleme reaksiyonu+5
Sema Esen Boyacı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel kabızlık ve irritable bağırsak sendromlu hastalarda klinik ve anorektal manometri bulgularının karşılaştırılması

Giriş ve amaç: Kabızlık erişkin hayatta karşılaşılan en yaygın sindirim problemidir. Hastaların bağırsak işlevinde meydana gelen organik veya organik sebebe bağlı olmayan (fonksiyonel) bozukluklar bütünüdür. Literatüre göre anorektal manometri fonksiyonel dışkılama bozukluğu için birinci basamak bir tanı aracı olarak kabul edilmiştir. Tüm literatürde fonksiyonel konspitasyon ve İBS-K hastalarını içeren anorektal manometri çalışmaları yetersizdir. Bu nedenle kliniğimize başvuran fonksiyonel konspitasyon ve İBS-K hastalarında anorektal manometri verilerinin karşılaştırmalı analizlerini yaparak bu çalışma ile literatüre katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Materyal-Metod: Çalışmamıza, organik bir hastalığı bulunmayan fonksiyonel kabızlık olan 28 hasta ve IBS-K olan 28 hasta dahil edilmiştir. Fonksiyonel kabızlık ve İBS-K tespit edilmiş hastalarda ise proktolojik muayene tamamlandıktan sonra, kalibre edilmiş anorektal manometri kateteri kayganlaştırıcı uygulandı. Manometri anal kanaldan yerleştirildi ve ölçümler yapıldı. Anorektal manometri ile; dinlenme anal kanal basıncı, sıkma anal kanal basıncı, tahammül (endurance) sıkma süresi, rektal hiposensitivite için ilk duyum, ilk sıkışma, çok sıkışma defekasyon hissi ve maksimum tolere edilen hacim, öksürük refleksi, rektoanal inhibitor refleks, balon ekspülsiyon testi, ıkınma sonrası gevşeme basıncı parametreleri, fonksiyonel dışkılama olup olmadığı, dışkılama bozukluğu tipi tek tek değerlendirildi. Bulgular: Roma IV kriterlerine göre fonksiyonel kabızlık ve İBS-K olarak çalışmaya alınan 56 hastanın 22 si erkek, 34 ise kadındı. Haftalık dışkılama sıklığı İBS-K kolunda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha fazla saptandı. İBS-K kolundaki hastalar haftalık ortalama 6,04 dışkılama sıklığına sahipken, fonksiyonel kabızlık kolundaki hastalar 2,14 ortalama dışkılama sıklığına sahipti (p=0,001). Çalışmamızda fonksiyonel kabızlık hastalarının %75'i kadın hasta iken, İBS-K grubunda erkek hastalar çoğunluktadır (%53,6). Hasta grupları arasında cinsiyet yönünden anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,029). Yetersiz boşalma çalışmamızda da fonksiyonel kabızlık kolunda anlamlı ölçüde daha sık saptanmıştır (p=0,016). Aşırı ıkınma veya zorlanma fonksiyonel kabızlık kolunda, İBS-K koluna göre istatistiksel anlamlı olarak daha sıktır (p=0,001). Verilerimize göre İBS-K ve fonksiyonel kabızlık kolları arasında sıkma anal kanal basıncında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. İBS-K kolunda sıkma anal kanal basıncı ortalama 124,93 medyan 112 iken, fonksiyonel kabızlık kolunda ortalama 95,75 medyan 96 olmak üzere daha düşük saptanmıştır (p=0,011). Çalışmamızda fonksiyonel kabızlık kolunda, çok sıkışma hacmi ve maksimum tolere edilebilen hacmi anormal olan hastalar %35,7 iken İBS-K kolunda %10,7 olarak saptanmıştır. Çok sıkışma hacmi ve maksimum tolere edilebilen hacimde her iki kol arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,027). Sonuç ve Öneriler: Fonksiyonel kabızlık ve İBS-K hastalarında kolonoskopik incelemelerin %90 ve üzerinde benzer ve normal olarak raporlanması hastalıkların ayrımlarını yapmak açısından yeni yöntem arayışına sebep olmuştur. Anorektal manometri yöntemi kısa tetkik süresi ve fonksiyonel kabızlık ve İBS-K ayrımı açısından değerli veriler içermesi sebebiyle sık kullanım alanına sahip olacaktır. Çalışmamızda da kısıtlı hasta sayısına rağmen anorektal manometri ile fonksiyonel kabızlık, İBS-K ayrımında önemli veriler elde edilmiştir. Literatürde yapılan çalışmalar bölgesel olarak ciddi farklılıklar göstermektedir. Fonksiyonel kabızlık ve İBS-K hastalarının ayrımında ve fonksiyonel dışkılama bozukluğunun tespitinde anorektal manometrideki hacim ve basınç değerlerinin standartizasyonu bulunmamaktadır. Bölgesel çalışmalarca ortaya konulan ortalama hacim ve basınç değerleri tanıda önemli rol oynayacaktır. Bölgemizde anorektal manometri ile fonksiyonel kabızlık ve İBS-K hastalarını değerlendiren kısıtlı çalışma bulunması nedeniyle çalışmamızdaki veriler önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: fonksiyonel kabızlık, irritabıl bağırsak sendromu, anorektal manometri

AnorektumKabızlıkManometri+2
Mehmet Şerif Aktaş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnflamatuar barsak hastalıklarında biyolojik ajanların tedavideki etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın amacı; biyolojik tedavilerin inflamatuar barsak hastalıklarında remisyonun sağlanmasındaki etkinliklerini, yanıt farklılıklarını, birbirlerine üstünlüklerini ve yanıtsızlığa etki edebilecek faktörleri değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi inflamatuar barsak hastalıkları polikliniğinde 2012-2022 yılları arasında ÜK yada CH tanısı ile takip edilen, 1130 hastanın dosyası retrospektif olarak tarandı. En az bir biyolojik ajan alıp, dahil edilme kriterlerini sağlayan 105 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, tutulum tipleri,hastalık şiddeti, ekstraintestinal komplikasyonları,fistül durumları, immunmodulatör ilaç kullanımı varlığı incelendi. Tedavi sonrası 3,12,24,36,48 ve 60. aydaki klinik ve laboratuvar yanıtları kaydedilerek biyolojik tedavilerin yanıtları birbiriyle karşılaştırıldı. Bulgular:Hastaların %42,8'i ilk Anti-TNF ile remisyonda takip edilmekte olup ortalama takip süresi 38,4 aydır. Primer ve sekonder kilinik yanıt oranları sırasıyla Adalimumab'da %87,8'e %73,2,İnfliksimab'da %90,3'e %73,1 Sertolizumab'da %83,3'e %58,3olarak tespit edilmiştir. Birden çok biyolojik ajan kullanımında en yüksek primer yanıt oranı Adalimumab'da (%92,3), sonra sırasıyla İnfliksimab (%78,3),Vedolizumab (%75) ve Sertolizumab'da(%57,14) izlenmiştir. Anti-TNF naif fistülizan Crohn hastalarında fistül kapanma ve klinik yanıt oranı en yüksek İnfliksimab'da, Adalimumab ve Sertolizumab'a göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek tespit edilmiştir (p:0,0431). İlk Anti-TNF'e 52. haftada yanıtlı hastalar içinde azatioprinli kombinasyon tedavisi alan hastaların oranı Anti-TNF monoterapisi alanlara göre yüksek tespit edilse de bu oran istatistiksel olarak anlamlı tespit edilemedi (p: 0,763, p:0,786). İlk Anti-TNF'e yanıtsızlık kadın cinsiyette istatistiksel olarak daha yüksek saptandı (p:0,041). İlk Anti-TNF 52.hafta yanıtsızlığı ile başlangıç CRP, PLT ve N/L oranı yüksekliği arasında anlamlı ilişki tespit edildi (sırasıyla p:0,044, p:0,013, p:0,036). Birden çok biyolojik ajan kullanımı ile başlangıç CRP yüksekliği arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı (p:0,025). Sonuç: Orta-şiddetli ÜK ve CH hastalarında biyolojik ajanlar hastalıkların kalıcı remisyonu ve histolojik iyileşmesini sağlamada etkili ajanlardır. Hastaların demografik verilerinin, fistül varlığının ve laboratuvar parametrelerinin bilinmesi doğru Anti-TNF seçiminde, yanıtsızlığı öngörmede etkili olabilir. Anahtar kelimeler: İnflamatuar barsak hastalıkları, TNF-alfa inhibitörleri, biyolojik ajan

Biyolojik tedaviTedaviİnflamatuar bağırsak hastalıkları+1
Şükran Bahar Dorukoğlu
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ülseratif kolit ve crohn hastalarında strain ekokardiyografi ile sol ventrikül kontraktil fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve hastalık aktivasyonuyla ilişkisinin araştırılması

Amaç: İnflamatuar barsak hastalıkları (İBH), remisyon ve relaps dönemleri ile karakterize yaşam boyu süren kronik immün aracılı bir hastalıktır. İBH'nin kardiyak tutulumu nadiren görülebilir. Bu çalışmanın amacı; İBH hastalarında inflamasyonla ilişkili kardiyak risklerin erken dönemde ön görülebilmesini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya prospektif olarak Ağustos 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji polikliniğine başvuran, endoskopik, klinik ve histopatolojik olarak Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı tanısı almış, aktif hastalığı bulunan hastalar dahil edildi. Aktif hastalığı bulunan hastalara tedavi öncesi Longitudinal Strain Ekokardiyografi yapıldı. Tedavi sonrası klinik aktivasyon indekslerine göre remisyon sağlanan hastalara kontrol Longitudinal Strain Ekokardiyografi tekrarlanarak her iki ölçümdeki GLSAvg verileri istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bulgular: Tüm hastaları içeren karşılaştırma grubunda aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon saptanmadı (p=0,196). Ülseratif Kolit grubunda yapılan değerlendirmede aktif dönem ve remisyon dönemi longitudinal strain ölçümleri arasında anlamlı korelasyon bulunmadı (p=0,906). Crohn Hastalığı grubunda yapılan değerlendirmede de ölçümler arasında anlamlı fark oluşmadı (p=0,067). Klinik aktivasyon skorları ve strain ölçümleri arasında yapılan analizde Mayo skoru, CDAI ve Harvey-Bradshaw indekslerine göre anlamlı korelasyon görülmedi. Ayrıca aktif dönem strain ölçümlerinde erkekler ve kadınlar arasında anlamlı fark saptanmazken (p=0,077), kadınlarda remisyon ölçümleri erkeklere göre anlamlı düşük bulunmuştur (P=0,006). Sonuç: İBH hastalarının kardiyak fonksiyonlarında etkilenme olsa bile, hastalık aktivite durumu ile kardiyak kontraktil fonksiyonlar arasında bir ilişki olmadığını düşündürmüştür. Çalışma sonucuna göre kadınlarda remisyonda ölçülen strain değerlerinde erkeklere göre anlamlı düşüş görülmesi, remisyon sağlanan İBH tanılı kadınlarda miyokard doku deformasyonunda düzelme eğilimi olduğunu düşündürmüştür. Elde edilen bulgulara göre sigara kullanan İBH hastalarında kardiyak risklerin arttığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: İnflamatuar Barsak Hastalıkları, Ülseratif kolit, Crohn hastalığı, Strain Ekokardiyografi

Crohn hastalığıEkokardiyografiKolit-ülseratif+3
Ali Turunç
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omurilik yaralanmalı hastalarda nörojen bağırsak disfonksiyonunun değerlendirilmesi ve yaşam kalitesi ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, travmatik omurilik yaralanması (OY) olan hastalarda uzun dönemde nörojen bağırsak disfonksiyon (NBD) şiddetini belirlemek ve klinik özellikler, fonksiyonel durum, depresyon ve yaşam kalitesi ile ilişkisini değerlendirmektir. Çalışmaya travmatik OY nedeniyle izlenen 94 hasta alındı. Klinik değerlendirme ile demografik ve klinik özellikler kaydedildi. NBD şiddeti NBD skoru ile, gaita formu Bristol gaita form skalası ile değerlendirildi. Hastaların bağırsak bakım ve düzeni özellikleri sorgulandı. Tüm hastalara Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (FBÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Kısa Form-36 (KF-36) anketi uygulandı. Hastalardaki en sık gastrointestinal yakınmalar konstipasyon (%48,9), bağırsak boşaltımı esnasında zorlanma (%42,6) ve fekal inkontinans (%36,2) idi. Hastaların %50'sinde orta-ciddi düzeyde NBD saptandı. NBD skoru ile yaralanma şiddeti arasında anlamlı ilişki bulundu (rs=0,642; p<0,001). NBD skoru ambule olamayan hastalarda fonksiyonel ambule hastalara göre, üriner inkontinansı bulunan hastalarda olmayanlara göre anlamlı derecede daha yüksekti. Sürekli üretral kateterizasyon ya da temiz aralıklı kateterizasyon uygulayan hastalarda ve bağırsak bakımını yatakta gerçekleştiren hastalarda NBD skoru anlamlı derecede daha yüksekti. NBD skoru ile FBÖ ters yönlü (rs= -0,539; p<0,001), BDÖ skoru ile aynı yönde anlamlı ilişki saptandı (rs=0,252; p=0,014). Ayrıca KF-36 ile değerlendirilen yaşam kalitesi alt kategorilerinden fiziksel fonksiyon (rs= -0,413; p<0,001), enerji (rs= -0,304; p=0,003) ve mental sağlık (rs= -0,224; p=0,030) alt kategorileri ile NBD skorları arasında ters yönlü anlamlı ilişki saptandı. Sonuç olarak, OY'li hastalar uzun dönem takipleri sırasında depresyon ve yaşam kalitesinde bozulmaya yol açan NBD açısından değerlendirilmeli, gastrointestinal yakınmaları dikkate alınarak sorunlarına çözüm bulmaya çalışılmalıdır. Anahtar kelimeler: Omurilik yaralanması, nörojen bağırsak disfonksiyonu, depresyon, yaşam kalitesi.

BağırsaklarDepresyonSpinal hastalıklar+5
Sevda Demir Türe
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2019
00

Related subjects