Heart

205 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Haris el-Muhâsibî'de Tanrı insan ilişkisi

İnsan ile Tanrı arasındaki ilişki, tarih boyunca düşünce dünyasının en temel meselelerinden biri olmuştur. Bu çalışmada, İslâm düşüncesinin önemli isimlerinden Haris el-Muhâsibî'nin (ö. 243/857) Tanrı–insan ilişkisine dair görüşleri, akıl, kalp ve nefis kavramları çerçevesinde felsefî ve tasavvufî bir bakış açısıyla incelenmektedir. Muhâsibî'nin Kur'ân merkezli yaklaşımı, psikolojik derinliği ve ahlâkî sorumluluğa verdiği önem, onun düşüncesini yalnızca dönemine özgü değil, aynı zamanda evrensel düzeyde dikkate değer kılmaktadır.Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, Muhâsibî'nin yaşadığı dönemin tarihî, kültürel ve entelektüel arka planı ele alınmış; dönemin kelâmî ve tasavvufî problemleri bağlamında onun düşünsel yönelimi değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, akıl, kalp ve nefis kavramları merkeze alınarak Muhâsibî'nin insan anlayışı ayrıntılı biçimde incelenmiş; bu kavramların Tanrı–insan ilişkisine nasıl temel oluşturduğu tartışılmıştır.Üçüncü bölümde ise bu üçlü yapının metafizik bütünlüğü, özellikle marifetullah ve ahlâkî sorumluluk bağlamında ele alınmış; Batı düşüncesiyle karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır.Bu çalışma, Muhâsibî'nin insanı çok katmanlı bir varlık olarak ele almasının, onun Tanrı ile kurduğu ilişkiye nasıl yön verdiğini ortaya koymaktadır. Aklın muhasebesi, kalbin arınması ve nefsin terbiyesi gibi unsurlar yalnızca bireysel bir arınmanın değil, aynı zamanda ilahî hakikate yönelen bir bilme ve olma sürecinin temel taşlarıdır.

AhlakAkılAllah+4
Nigar Yıldız
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik maligniteli hastalarda akut febril nötropenik atak sırasında ve sonrasında kardiyak fonksiyonların değerlendirilmesi

Febril nötropeni atakları (FNA), enfeksiyonlar ve sepsis; maligniteli çocuklarda özellikle yoğun kemoterapi protokollerinin uygulanması sonrasında en sık karşılaşılan komplikasyonlardandır. Biz çalışmamızda FNA sırasında kardiyak disfonksiyon olup olmadığını araştırdık. Çalışmamıza 36 febril nötropeni atağı (%41,7'si (n=15) kadın ve %58,3'ü (n=21) erkek) dahil edilmiştir. FNA'ların kardiyak değerlendirmesi; atağın 1. ve 7. günlerinde 2 boyutlu, M mode, doku Doppler ve pulsed-wave ekokardiyografi (EKO) ile sistolik ve diyastolik fonksiyonların ölçülmesi ile yapıldı ve 1., 3. ve 7. günlerde ölçülen inflamasyon belirteçleri (CRP, prokalsitonin) ve kardiyak biyomarkerlar ile (Troponin T, CK-MB, NT-proBNP) ilişkileri araştırıldı. EKO incelemelerinde diyastolik disfonksiyonu gösteren transmitral A (67,76±16,73 cm/sn'den 59,58 ± 12,58 cm/sn'e), transtriküspit A (54,60±12,38 cm/sn'den 48,46±11,97 cm/sn'e) ve triküspit anulus A' velositelerinin (14,53±6,87 cm/sn'den 11,07±4,09 cm/sn'e) 1. günden 7. güne anlamlı olarak gerilediği görüldü (p<0,05). Nötropenik ateşi 48 saatten kısa süren grupta 1. gündeki mitral anulus E/E' oranı (5,77 ± 1,23), 48 saatten uzun süren gruba göre (6,82 ± 1,79) anlamlı olarak daha düşük saptandı (p<0,05). İlk 24 saat içerisinde CRP değeri ile; Mitral A', Septal E', Septal A' ve Septal S velositeleri arasında anlamlı bir negatif korelasyon olduğu görüldü. Üçüncü günde CRP ve prokalsitonin düzeyleri ile NT-proBNP düzeyi arasında anlamlı bir pozitif korelasyon saptandı. Sonuç olarak, FNA'da özellikle ateş yüksekliğinin ve inflamasyonun yoğun görüldüğü ilk 24 saatteki ekokardiyografi bulgularımızın, diyastolik disfonksiyonun erken evresi olan bozulmuş relaksasyonun varlığını işaret ettiği saptandı. NT-proBNP düzeylerinin bu diyastolik etkilenmeyi, bir laboratuvar bulgusu olarak yansıtabileceği düşünüldü.

DiastolEkokardiyografiFebril nötropeni+7
Ali Tugay Çelik
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Atriyal fibrilasyonu olmayan ancak yüksek CHA2DS2-VASc skoruna sahip kişilerde sol atriyal ekokardiyografi parametrelerinin değerlendirilmesi

CHA2DS2-VASc skoru atriyal fibrilasyonlu hastalarda emboli riski ve antikoagülan kullanım gerekliliğini belirlemede kullanılır. Atriyal fibrilasyon oluşum ve devamlılığında atriyumların fonksiyonel ve yapısal yeniden şekillenmesi etkilidir. Ekokardiyografi ile sol atriyum çapı, alanı, volümleri ve strainleri tespit edilerek CHA2DS2-VASc skoru yüksek ancak henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş hastalarda atriyal disfonksiyon erken tespit risk faktörlerinin erken ve etkin kontrolü ile atriyal fibrilasyon prevalans ve morbiditesinin azaltılması sağlanabilir. Çalışmamıza atriyal fibrilasyonu olmayan 149 hasta dahil edilerek; CHA2DS2-VASc skoru 2-4 ve >4 olarak gruplara ayrıldı; sol atriyum boyut, alan, volüm, fazik fonksiyonları ve strainleri karşılaştırıldı. CHA2DS2-VASc parametrelerin tamamı, kadın cinsiyet hariç, CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta daha sıktı(p<0,05). Skoru yüksek grupta sol atriyum çapları, volüm, volüm indeksi ve alanları, LAVmaks, LAVpreA, LAVmin daha yüksek; fazik fonksiyonu gösteren LA total ve aktif boşalma fraksiyonu ise daha düşüktü (p<0,05). Strain bulguları PALS, LAScd, LAsct CHA2DS2-VASc(5-9) olan grupta azalmış; sol atriyal stiffnes'ı gösteren LAst ise artmış bulundu (p<0,05). CHA2DS2-VASc skoru ile LA çapı, LA volüm ve LAst arasında pozitif yüksek dereceli korelasyon mevcut iken PALS ve LAScd ile negatif orta dereceli korelasyon tespit edildi. Sonuç olarak CHA2DS2-VASc skoru günlük pratikte hızlıca hesaplanabilen embolik risk skorlama sistemi olup; sol atriyum boyut ve fonksiyonunu belirlemede kullandığımız ekokardiyografik parametreler ile birlikte değerlendirildiğinde farklı cinsiyet, yaş ve hasta gruplarında prognostik ve olası sonlanımlarla ilgili öngördürücü bilgiler elde edebiliriz. CHA2DS2-VASc skoru ile yüksek korelasyon gösteren parametreler LA çapı, LA volümü ve LAst olup; henüz atriyal fibrilasyon gelişmemiş CHA2DS2-VASc skoru yüksek hasta gruplarında atriyal yeniden şekillenmeyi ön görmek istediğimiz durumlarda klinik pratikte kullanmak fayda sağlayabilir.

Atriyal fibrilasyonAtriyal fonksiyonAtriyum+5
Ezgi Çamlı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İskemik kalp hastalığı olan hastalarda kardiyak rehabilitasyonun 24 saatlik kanbasıncı değişkenliği üzerine etkisi

Amaç: Hipertansif hastalarda kan basıncı değişkenliğinin kan basıncı düzeyinden bağımsız olarak hedef organ hasarı ve kardiyovasküler mortalite ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda kardiyak rehabilitasyon sonrası hastaların uzun dönemde herhangi bir nedene bağlı ölüm oranlarında anlamlı düşüş olduğu gösterilmiş olup kardiyak rehabilitasyonun kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi henüz netleştirilememiştir. Bu nedenle iskemik kalp hastalığı olan hipertansif hastalarda kardiyak rehabilitasyonun kan basıncı değişkenliği üzerine etkisi incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yerel etik kurul onayı (tarih ve no: 05.10.2022-169) alındıktan sonra başlandı. Çalışma retrospektif olarak planlandı ve çalışmaya hipertansiyon ve iskemik kalp hastalığı tanıları ile takipli koroner stent ve/veya koroner By-pass öyküsü bulunan, kardiyak rehabilitasyon programına alınmış toplam 151 hasta dahil edildi. Ambulatuvar kan basıncı ölçüm cihazları kullanılarak üç aylık kardiyak rehabilitasyon programı öncesinde ve sonrasında 24 saat boyunca gündüz 15 dakika, gece 30 dakika aralıklarla kan basıncı ölçümleri alınmış olan hastaların ölçümlerinden matematiksel hesaplama ile kan basıncı değişkenliğini gösteren ortalama gerçek değişkenlik (ARV) (sistolik, diyastolik, ortalama arter basıncı) değeri elde edildi. Kardiyak rehabilitasyon ile ARV arasındaki korelasyon değerlendirildi. Bulgular: Başlangıç ölçümlerine göre kardiyak rehabilitasyon programı sonrası hastaların 24 saatlik sistolik, diyastolik ve ortalama arteriyel kan basınçlarındaki düşüş anlamlı saptandı (hepsi için p< 0,001). Aynı şekilde başlangıç ARV değerlerine göre 24 saatlik sistolik, diyasyolik, ortalama arteriyel, gece sistolik ve gece diyastolik ARV değerlerindeki düşüş de anlamlı saptandı (hepsi için p< 0,001). Diabetes mellitus, konjestif kalp yetmezliği, obezite, yaş, cinsiyet, sigara kullanımı, kullanılan antihipertansif tedavi çeşidi, koroner stent ve/veya By-pass öyküsü açısından alt grup analizlere bakıldığında kardiyak rehabilitasyon öncesi ve sonrası kan basıncı değişkenliği açısından anlamlı farklılık saptanmadı (hepsi için p> 0,05). Sonuç: Kardiyak rehabilitasyon sonrası 24 saatlik sistolik, diyastolik, ortalama arter basıncı, gece sistolik ve gece diyastolik kan basıncı değişkenliklerinde başlangıca göre düşüş saptandı. Bu sonuçlar eşliğinde, kardiyak rehabilitasyonun 24 saatlik kan basıncı VI değişkenliği üzerinde regülatuar rol oynayabileceği ve dolaylı olarak kardiyovasküler hastalık riskini azaltabileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler: İskemik kalp hastalığı, Kan basıncı değişkenliği, Hipertansiyon, Kardiyak rehabilitasyon

HipertansiyonKalpKalp hastalıkları+3
Burak Biter
Hitit University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in dîvân-ı Münacat'ı üzerine bir inceleme

Tarikatlar, tasavvufî düşüncenin yaygınlaşmasında birinci derecede rol oynayan müesseselerdir. Bunlar-bugün bildiğimiz şekliyle-VII/XIII. yüzyılda ortaya çıkmışlardır. XIV. yüzyıldan itibaren Anadolu'da şekillenmeye başlayan Halvetîlik hareketi XV. yüzyıldan sonra yaygınlık kazanmış ve sistemleşerek günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Anadolu ve Rumeli'de en çok tekkesi olan Halvetî tarikatının Rumeli'de hâla faal tekkeleri vardır. Bu etkinin bir sonucu olarak Halvetîlik öğretilerini işleyen birçok şair ve yazar ortaya çıkmıştır. XVI-XVII. asırda Kütahya'da yaşayan Çavdaroğlu Müftî Dervîş de dönemin Halvetî şairlerinden biridir.Çalışmamızda Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in hayatı, edebî şahsiyeti ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Divân'ı Arap alfabesinden Lâtin alfabesine aktarılmıştır. Şiirlerin din-tasavvuf-cemiyet yönlerinden tahlili yapılmıştır.Çavdaroğlu Müftî Dervîş'in şiirlerinde, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı'nın ve Halvetîliğin belirgin özellikleri görülmektedir.Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, hem İslam'dan önceki hem de sonraki dönemde yer alır. Bu edebiyat işlediği konular sebebiyle halkın dilini, inanancını, duygu ve düşüncesini esas almaktadır. Halkın bütününü kapsadığı için toplumun her kesimine hitap edebilmektedir.Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı, şekil ve üslup özellikleri bakımından İslam'dan önceki Türk edebiyatından etkilenmiştir. Türklerin İslâm dinini kabullerinden sonra İslâmiyet'in etkisiyle yeni bir şekle bürünerek, tasavvufî unsurları da bünyesine almıştır.Anadolu'da, yayılmaya başladığı XIV. Yüzyıldan başlayarak Halvetîlik temi edebiyatımızda işlenmeye başlamıştır. XVI-VII. Asırda yaşayan Çavdaroğlu Müftî Dervîş şiirlerinde tasavvuf ve Halvetîlik düşüncesini işlemiş şairlerimizdendir.Müftî Dervîş XVII. Asır Türk Tasavvuf Edebiyatı'nın önemli temsilcilerinden olan mutasavvıf şair Gaybî Sun'ullah'ın babasıdır. Mutasavvıf bir şair olan Müftî Dervîş de pek çok şairimiz gibi tezkirelerde yer almadığı için ilim âlemine yeterince tanıtılamamıştır.Üç bölümden oluşan inceleme kısmının ilk bölümünde şairin hayatı, ikinci bölümde şiirlerindeki şekli unsurlar, üçüncü bölümde şiirlerin din-tasavvuf-cemiyet yönünden tahlili yapılmıştır. Tahlilden sonra ise Dîvân'ın transkripsiyonlu metni yer almaktadır.Müftî Dervîş Dîvânı üzerinde yaptığım bu çalışmada yardım ve teşvikleri için Hocam Doç. Dr. İsmail EKİNCİOĞLU'na, yardım ve önerileri için Hocam Yrd. Doç. Dr. Mustafa GÜNEŞ'e, yönlendirmeleri ile yol gösteren, teşvik eden ve yardımlarını esirgemeyen Hocam Prof. Dr. Ali TORUN'a teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum.

AşkGönülHz. Hızır+2
Firdevs Özkan
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kütahyalı Rahîmî Dîvânı'ndan 1-50.gazellerin şerhi

Dîvân şiiri geleneğinden yararlanma günümüz şairlerinin belki de en çok ihtiyaç duyduğu konuların başında gelir. Türk edebiyatının en önemli şubesini oluşturan Türk şiirinin de Türk tarihi gibi köklü bir geçmişi vardır ve sanatın her sahasında olduğu gibi şiirde de geleneğe yönelik arayışlar olduğu göze çarpmaktadır.Meşrutiyet döneminden başlayarak Osmanlı kültür ve edebiyatına karşı alınan menfi tavır, ona tamamıyla yabancı, hatta düşman nesiller yetişmesine sebep oldu. Halbuki, hiçbir millet istese de geçmişini reddedemez. Mazi bir kader gibi bizi takip eder.Eski kültür birikimimizi ve edebiyat geleneğimizi yok saymak sanata hiçbir şey kazandırmaz. Çünkü köksüzlük sanatkârı rahatsız eder, ikide bir durup geriye bakmak ihtiyacını hisseder.Kaldı ki bir eserin kalıcı olabilmesi, köklü gelenek içinde kendini yenilemesiyle mümkündür. Bunun için eski eserlerin ve özellikle bunlardan seçilmiş güzel örneklerin yayınlanmasında yarar vardır. Bu tür seçmeler yeni nesillerin divan şiirinin estetik dünyasını tanımasını, işlenmiş ve incelmiş bir dilin ses ve ifade imkânlarından tabi şekilde yararlanmasını sağlayacaktır ve bu yadırganmayacaktır.Eski şiirin klâsik şerh metoduyla açıklanmasının yanında, Tanpınar'ın yaptığı gibi çağdaş yorumlarla da okuyucuya anlatılması, geleneğin canlı ve dinamik yanlarının günümüze ve yarınımıza taşınmasını sağlayacaktır.Bu çalışma, yeni nesillerin eskiyi bilmesi, tanıması, onunla dost olması ve ondan yararlanması amacını taşımaktadır. Dilin zengin ifade imkânlarının yakalandığı 16. yüzyıla ait önemli isimlerden olan Rahîmî'nin divânından ilk 50 gazel baz alınarak klasik şerh metoduyla çalışıldı.Çalışmanın birinci bölümünde 16. ve 17. yüzyıllarda Kütahya'da edebî durum ve Türkçe dîvân dîbâceleri hakkında bilgi verildi. Rahîmî Dîvânı'nın dîbâcesi şerh edildi.İkinci bölümde ise gazel şerhlerine geçildi. Öncelikle beyitlerin hemen altında, beyitte geçen anlamı bilinmeyen kelimelerin sözlük çalışması yapılarak beytin anlaşılmasında kolaylık sağlandı. Beyitler nesre çevrildi; günümüz Türkçesiyle açıklandı ve en sonunda da edebi sanatlarına ve kullanılan mazmunlarına değinildi.

AyAşkGönül+2
Ayşegül Özkul Sağdıç
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Genç binicilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının antropometrik ölçümler ve kardiyopulmoner parametrelerle ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, genç binicilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile antropometrik ölçüm ve kardiyopulmoner parametre sonuçları arasındaki ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma, 30.07.2019 – 02.01.2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Mennan Pasinli Atçılık Meslek Yüksekokulu Atçılık ve Antrenörlüğü Programına kayıtlı binicilik sporuyla aktif uğraşan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 18-30 yaş grubu 60 genç binici ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Birey Tanıtım Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ) II kullanılmıştır. Soru formlarını yanıtlayan her binicinin antropometrik ölçümleri ve kardiyopulmoner parametre ölçümleri alınarak kaydedilmiştir. Verilerin değerlendirilmesi, IBM Statistical Package For Social Sciences (SPSS) 22.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde; Mann-Whitney U testi, Kruskal- Wallis varyans analizi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; katılımcıların SYBDÖ II toplam puan ortalaması 144,90±24,07 olup, cinsiyet, baba çalışma durumu ve kronik hastalık varlığı değişkenlerinin bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkilediği saptanmıştır. Genç binicilerin fiziksel aktivite ve beslenme alt boyut puan ortalaması ile kalça çevreleri arasında pozitif yönde bir ilişki bulunurken (p<0,05), SYBDÖ II toplam puan ortalaması ve alt boyutları puan ortalaması ile kardiyopulmoner fonksiyonları parametre sonuçları arasında hiçbir anlamlı ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Ayrıca; binicilerin solunum sayısı ve sistolik kan basıncı parametreleri ile bazı antropometrik ölçüm sonuçları arasında bir pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak; genç binicilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları toplam puan ortalamasının orta düzeyinin üstünde olduğu, ölçek toplam puan ortalaması ile antropometrik ölçüm sonuçları ve kardiyopulmoner parametre sonuçları arasında bir ilişki olmadığı bulunmuştur.

AkciğerAntropometriBinicilik+4
Kemal Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Gazzâlî öncesi tasavvufta iç tenkit geleneği

Tasavvuf, sûfilerin söylemiyle kâl ilmi olmaktan ziyade bir hâl ilmidir. Ehl-i tasavvuf, Kuşeyrî'nin ifadesiyle sahâbe ve tabiînden sonra onların izinden gidenlere verilen bir addır. Bununla beraber zaman zaman bu grubu temsil ettiği düşünülen kimselerden dine muhalif çeşitli söylem ve eylemler sadır olabilmektedir. Bu durum tasavvuf karşıtları kadar sûfîler tarafından da eleştirilmiş ve sûfî müellifler tarafından bir iç tenkit geleneği oluşturulmuştur. Tasavvufun temel eserlerinin yazıldığı hicrî V. yüzyılla kısıtladığımız tezde, ilgili dönemde ortaya çıkan, aykırı inanç ve amellere sûfîlerin hızlı refleks göstererek karşı duruş sergiledikleri göze çarpmaktadır. Dönemde yaşayan sûfî müelliflerin eserleri incelendiğinde amelî, kalbî ve itikadî konulara dair tenkitler olduğu görülmektedir. Seyr-i sülûk esnasında sûfilerde çeşitli hatalar oluştuğu, zühd hayatı yaşamak iseyen bazı şahsiyetlerin ifrat veya tefrite düşebildiği vurgulanan hususlardandır. Ayrıca, makam ve hâller ile ilgili rahmânî ilhamla şeytanî vesveselerin birbirine karışabileceği zikredilmektedir. Amelî ve kalbî fiillerin yanında itikâdî konularda çeşitli eleştirilerin olduğu görülmektedir. Allah'ın görülmesi (rü'yet), fenâ fi'llâh, velâyet gibi konularda bazen küfür ithamına varacak kadar şiddetli eleştiriler bulunmaktadır. Sûfîlerin bu eleştirilerinin tasavvufun Kur'ân ve sünnet çizgisinde kalması gayesine matuf olduğunu söyleyebiliriz. İç tenkit geleneğinin ilk dönem tasavvuf eserlerinde olduğu gibi günümüzde de sürdürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bunun son dönemlerde insanların manevî yönelişini istismar eden yapılara karşı mücadele için büyük önemi haiz olduğu kaydedilebilir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Sûfî, Tenkit, Amel, Kalp, İtikat

EleştiriGazzaliKalp+6
Ömer Yolalan
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dispne nedeniyle acil tıp kliniğine başvuran hastaların yönetiminde yatak başı odaklanmış ultrasonografi ile pulmoner ve kardiyak değerlendirme

Dispne acil tıp kliniklerinde sık karşılaşılan bir semptomdur. Altta yatan nedenin hızlı tanımlanması prognozu iyileştirir. Tanı için çoğunlukla görüntüleme yapılması gerekmektedir. Bu nedenle dipsne ile başvuran hastaların tanı sürecinde yatak başı odaklanmış ultrasonografi kullanımının değerini araştırdık. Gaziantep Üniversitesi Acil Tıp Kliniği'ne başvuran 77 hasta prospektif olarak incelendi. Araştırmacı tarafından odaklanmış kardiyak ultrasonografi ve yatak başı akciğer ultrasonografi uygulandı. Başvurulan hekim tarafından istenilmiş ise laboratuar ve görüntülemeler incelendi. Hastaların nihai tanısı başvurulan hekim tarafından etki altında kalmadan belirlendi. Kesin tanılar ile ultrasonografi sonucunda elde edilen veriler karşılaştırıldığında akut kalp yetmezliği (AKY) hastalarının sistolik fonksiyonları anlamlı oranda deplese bulundu (p=0,001). İnferior vena cava inspirasyon ve ekspirasyon çapları anlamlı oranda yüksek bulundu (p=0,004 ve p=0,024). Kaval indeks anlamlı oranda düşük bulundu (p=0,001). Yatak başı akciğer ultrasonografi protokol algoritmalarına göre sensitivite ve spesifite sırasıyla pulmoner ödem için %96,8 ve %95,7 , pnömoni için %87,5 %97,8 saptandı. AKY grubunda Troponin I ve NT-proBNP düzeyleri anlamlı oranda yüksekti (p=0,001). Ortalama USG uygulama süresi direkt grafi ve bilgisayarlı tomografiye göre önemli ölçüde düşüktü. Elde ettiğimiz veriler literatürle uyumlu şekilde sonuçlandı. Dispne ile başvurmuş hastalarda yatak başı odaklanmış ultrasonografi yüksek tanısal doğruluk oranlarıyla güvenle uygulanabilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAkciğer+3
Mustafa Bozkurt
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bolus veya sürekli infüzyon 5-fluorourasil uygulamasının arteriyel vazokonstrüksiyon üzerine etkisinin değerlendirilmesi

5-FU ile ilişkili kardiyak toksisite nadir görülmekle birlikte hayati tehlike oluşturabilmektedir. Kardiyak toksisite patogenezi henüz tam olarak açıklanamamış olmakla beraber koroner vazospazm eskiden beri ana tetikleyici neden olarak kabul edilmektedir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalar sürekli 5-FU uygulamasının, bolus 5-FU uygulamasına göre daha kardiyotoksik olduğunu düşündürmektedir ancak bolus 5-FU uygulaması ile sürekli infüzyon 5-FU uygulaması arasında, vazospazm sıklığı açısından fark olup olmadığını inceleyen bir çalışma yapılmamıştır. Biz bu çalışmada, bolus 5-FU ve sürekli infüzyon 5-FU uygulaması arasında brakial arter çap değişimi açısından fark olup olmadığını araştırmayı amaçladık. Çalışmamıza toplamda 65 hasta alınmış olup bu hastalardan 33'ü 5-FU bolus tedavi grubunu (Grup 1) kalan 32'si ise 5-FU infüzyon tedavi grubunu (Grup 2) oluşturmaktadır. Grup 1'de bulunan 31 hasta FEC diğer 2 hasta ise FUFA tedavisi alırken; Grup 2'de 4 hasta FOLFIRINOX, kalan 28 hasta ise FOLFOX (±Bevacizumab) tedavisi almıştır. Hastaların tedavi öncesi ve hemen sonrasında brakiyal arter çap ölçümleri aynı cihaz ile aynı radyolog tarafından yapılmış, tedavi öncesi serum kalsiyum, albümin ve hemoglobin değerlerine bakılarak ölçülen boy ve vücut ağırlıklarına göre kitle beden indeksleri hesaplanmıştır. Hastaların tedavi öncesi ve sonrasında brakial arter çap ölçümleri açısından Grup 1 ve Grup 2 arasında anlamlı çap farkı saptanmamış, yaş ve cinsiyet dışında diğer değişkenlerle de çap değişimi arasında ilişki bulunamamıştır. Brakial arter çap değişiminde, 50 yaş üstü hastalarda 50 yaş altı hastalara göre sınırda anlamlı (p=0,056) ve erkek hastalarda kadın hastalara göre anlamlı (p=0,041) değişim saptanmıştır. Her ne kadar hasta alım kriterlerinde kardiyak hastalık öyküsü olan hastalar dışlanmış olsa da yaş artışının 5-FU'nun damar çapındaki daralmayı artırdığını düşünmekteyiz. Hasta sayısı arttığında eğer anlamlı bir farklılık saptanırsa, sürekli 5-FU verilmesiyle daha fazla kardiyotoksik etki olduğunu belirten çalışmaları, vazokonstrüksiyonu göstererek desteklemiş olacağız. Anahtar Kelimeler: 5-fluorourasil, vazokonstrüksiyon, toksisite

Antineoplastik ajanlarFlüorourasilKalp+4
Hayati Can İsen
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı yaş gruplarındaki çocuklarda aerobik egzersizin kardiopulmoner sistem üzerine etkilerinin incelenmesi

ÖZET Farklı Yaş Gruplarındaki Çocuklarda Aerobik Egzersizin Kardiopulmoner Sistem Üzerine Etkisi Bu çalışmanın amacı ; farklı yaş gruplarındaki çocuklarda aerobik egzersizin kardiopulmoner sistemde yarattığı değişiklikleri tespit ederek, hangi yaş grubunda aerobik egzersizin daha yararlı olduğunu saptamaktadır. Bu çalışma için planlanan yöntemi uygulamaya geçirmek için amaca uygun 5 farklı yaş grubu oluşturuldu. Denekler çalışma ve kontrol grubuna ayrıklı. 1. Grup (15- 17yü), EL Grup (13-14yıl), ffl.Grup ( ll-12yıl), IV.Grup (9-10yd), V.Grup (7- 8yıl). 8 hafta boyunca haftanın aynı gün ve saatinde birer saatten oluşmak üzere haftada 3 gün aerobik egzersize tabi tutuldu. Her iki grupta başlangıçta ve çalışma sonundan bir hafta sonra tüm deneklere elektrokardiografi (EKG), spirometre, kan basıncı, kalp hızı, PWC170 testi ve yağ ölçümleri yapıldı. Çalışma öncesi ve sonrası değerler karşılaştırıldı. Egzersiz yaptırılan tüm gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde boy artışı tespit edildi. Spor yapanlar ve yapmayanlarda diastolik kan basıncı yönünden bir değişiklik tespit edilmedi I. Grup* ta sistolik kan basıncında, spor yapanlarda spor yapmayanlara göre anlamlı bir düşme tespit edildi. Kalp hızlan yönünden; Grup I ve Grup V de spor yapan grupta spor yapmayana göre anlamh bir düşme tespit edildi. Grup I ve Grup V* de V6 derivasyonda R dalga boyunda spor yapanlarda, yapmayanlara göre istatistik! anlamh bir artma tespit edildi. Grup IP de R/S VI derivasyonunda spor yapanlarda, yapmayanlara göre istatistiki olarak anlamh bir azalma tespit edildi. Çalışma sonunda tüm gruplarda spor yapanlarda, spor yapmayanlara göre VC, FVC yönünden anlamh bir artış tespit edildi. PWC 170 testinde, tüm yaş gruplarında spor yapanlarda, yapmayanlara göre istatistiki olarak anlamh fark tespit edildi. Anahtar Sözcükler Aerobik Egzersiz, Elektrokardiografi, Solunum Fonksiyon Testleri xi

EgzersizEgzersizElektrokardiyografi+1
Dilek Sevimli
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut miyokard infarktüsünde tanı koydurucu enzimlerin belirlenmesi ve genetik varyasyonların analizi

Akut miyokard infarktüsü (AMİ), olguların %20'sine tanı konulamayan ve %25'lik mortalite oranına sahip multifaktöryel etyolojili bir hastalıktır. AMİ tanısı klinik bulgular, EKG ve biyokimyasal testlerden yararlanılarak konulur. Biz, bu çalışmamızda acil bölümüne göğüs ağrısı ile getirilen ve AMİ tanısı konulan 27 hastanın tanı koydurucu enzim ve marker düzeylerini, Mi sonrası altı günlük periyotta takip ettik. Ayrıca hastalarımızın Faktör V Leiden ve Protrombin 2021 OG/A genetik varyasyonlarını da analiz ettik. Mİ sonrası periyotta yaşayan 24 hastanın 0 ve 5. saatler arasında CKMB, ctnT, ctnl ile LDH izoenzim seviyelerinin yükseldiğini, AST ve total LDH seviyelerinin ise değişmediğini tespit ettik. Mİ sonrası periyotta total CKMB aktivitesinin başlangıç düzeyine göre dokuz kat artarak (126+149 Ü/L) 12. saatte, ctnT'nin yedi kat artış yaparak (3.3 + 1.2 ng/mL) 24. saatte, ctnl otuzüç kat artış yaparak (629+676 ng/mL) 12. saatte ve LDH1/2 oranının ise iki kat artış yaparak (3.1+1.0) 24. saatte pik yaptıklarını tespit ettik. CKMB aktivitesinin 3. günden sonra normal seviyelerine düştüğünü oysa ctnT ve ctnl seviyeleri ile LDH1/LDH2 oranlarının ise 6. günde halen yüksek kaldıklarını tespit ettik. Eksitus olan 3 hastamızın (%11) ALT (2200 + 800 Ü/L), AST (1234+1418 Ü/L) ve LDH (8905+11774 Ü/L) seviyelerini çok yüksek olarak saptadık. 1 hastamızda (%3.7) heterozigot Protrombin 2021 0G/A varyasyonu ve 1 hastamızda da (%3.7) heterozigot Faktör V Leiden varyasyonu tespit ettik. Bir serbest oksijen radikal metaboliti olan malondialdehitin, hastalarımızda Mİ sonrası 12 saatlik bir periyotta anlamlı olarak arttığını (5.9+1.5 nmol/mL, p<0.05) tespit ettik.Anahtar Kelimeler: AMİ, diyagnostik testler, faktör varyasyonları

EnzimlerKalpKoroner hastalık+1
Mehmet Dokur
Çukurova University
1999
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut koroner sendrom tanısı konulan hastalarda yaş ile serum paraoksonaz/arilesteraz aktivitesi arasındaki ilişkinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Modifiye edilebilir bir risk faktörü olan HDL kolesterol, tıkayıcı plakların oluşumunun önlenmesinde rol almakta ve antioksidan özelliği paraoksonaz enzimine atfedilmektedir. HDL kolesterole bağımlı olan paraoksonaz/arilesteraz (PON1)'in, LDL kolesterolün oksidasyonunu önleyen antioksidan ve ateroprotektif etkisiyle KAH'deki etkileri yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Birçok hastalıkta biyomarker olan PON1 aktivitesinin aterosklerotik hastalıklarda ve yaşlanmayla birlikte azaldığı belirtilmiştir. Halihazırda yaşlanmayla birlikte azalan PON1 enzim aktivitesinin AKS hastalarında ve sağlıklı gönüllülerde yaş gruplarına ayırılarak karşılaştırılması daha önce çalışılmamıştır. Biz bu çalışmamızda özellikle 50 yaş altı genç popülasyondaki bireyleri hedef aldık. Acil servise başvuran AKS tanısı olan hastaları ve sağlıklı gönüllüleri karşılaştırarak, akut miyokard enfarktüsü ile PON1 enzim aktivitesi ve fenotipleri arasındaki ilişkiyi araştırdık. Böylece bu enzim aktivitesinin, AKS tanı, tedavi ve prognozunda kullanılmasının yanı sıra, bir tarama testi olarak etkisinin araştırılmasında yapılacak yeni çalışmalara ışık tutmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çalışmaya Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisine Ekim 2019 – Kasım 2020 tarihleri arasında göğüs ağrısı şikayetiyle başvuran ve AKS ön tanısı ile acil kırmızı alanda değerlendirilen 18 yaşından büyük 215 hasta ve herhangi bir ilaç kullanmayan sağlıklı 80 gönüllü alınmıştır. Prospektif olarak tasarlanan çalışmada dahil olma kriterlerini sağlayan ve KAH tanısı anjiyografi ile >%50 stenoz ya da total oklüzyon olarak kanıtlanmış 118 hasta ve 80 kontrol grubu verileri not edilerek karşılaştırıldı. AKS düşünülen hastalardan çekilen ilk elektrokardiyografi sonrası tedavi başlamadan önce alınan kan örneklerinden rutin tetkikler, lipid paneli, PON1 enzim aktivitesi ve fenotip dağılımı çalışıldı. Hastalarda yaş, cinsiyet, koroner anjiyografi öyküsü, kardiyak by-pass operasyon öyküsü, aile öyküsü, eşlik eden hastalıklar, kullanılan ilaçlar, sigara kullanımı değerlendirildi ve demografik veriler formuna not edildi. Tüm veri analizleri Windows v.22 için SPSS (IBM, Armonk, NY, Amerika Birleşik Devletleri) istatistik paketi kullanılarak yapıldı ve istatistiksel anlamlılık p<0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran 216 hastanın 118'i çalışmaya uygun kabul edildi. AKS ön tanısı ile koroner YBÜ yatışı yapılan ve KAH tanısı koroner anjiyo ile kanıtlanmış 118 hastanın ve 80 sağlıklı gönüllünün verileri incelendi. Hasta grubunun 25'i (%21.2) kadın, 93'ü (%78.8) erkekti ve yaş ortalaması 58.61±11.31 olarak hesaplandı. Sağlıklı grubun 29'u (%36.3) kadın, 61'i (%63.7) erkekti ve ortalama yaş 49.98±12.14 olarak saptandı. Her iki grup yaş ve cinsiyet açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (sırasıyla p<0.001, p=0.020). Hasta ve sağlıklı gönüllülerin PON1 enzim aktivitesi olarak paraoksonaz ve arilesteraz medyan değerleri kıyaslanmış ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Hastalar 50 yaş altı (A grubu) ve 50 yaş ve üstü (B grubu) olarak iki gruba ayrıldı. PON1 aktivitesinin paraoksonaz ve arilesteraz medyan değerleri hesaplanarak yaşla kıyaslanmış ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). 50 yaşından genç olan 26 hasta ve 47 sağlıklı gönüllünün PON1 aktivitesi karşılaştırılmış ancak önemli fark saptanmamıştır (p>0.05). Her iki grupta LDL düzeyi kıyaslandığında hasta grubunda ortalama 141.74±36.46 mg/dL, kontrol grubunda ortalama 130.91±33.49 mg/dL olarak tespit edilmiş ve istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.037). Hasta ve kontrol gruplarının PON'in üç ayrı fenotip dağılımı incelendiğinde, fenotip1 (PON1192QQ) en çok bulunan fenotiptir [hasta grubunda n=41 (%34.7), kontrol grubunda 39 (%48.8)]. Ancak fenotip dağılımında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Hasta grubundaki tıkalı damar sayısı (tek damar n=65, çift damar n=28, üç damar n=25) ile fenotipik dağılım incelendi ve gruplar arası karşılaştırmada anlamlılık saptanmadı (p>0.05). Fenotip1'de %95.1 oranında, fenotip2'de %70 oranında, fenotip3'de %63.6 oranında 50 yaş üstünde hasta sayısı saptanmıştır ve istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p=0.006). Sonuç: Akut koroner sendromda PON1 enzim aktivitesinin incelendiği çalışmamızda, 50 yaşından genç hasta ve sağlıklı grubunda PON1 enzim aktivitesi karşılaştırıldı. Buna göre, yaşlılık durumunun paraoksonaz/arilesteraz aktivitesini etkilemediği izlenmiştir. Ayrıca çalışmamızda PON1 enziminin Q/R polimorfizmi incelenmiş olup, fenotip dağılımında ve KAH şiddetinde anlamlı bulguya rastlanılmamıştır. R-alelinin lipid oksidasyonuna karşı iyi koruma sağlamadığı yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Çalışmamızdaki 50 yaş üstü AKS hastalarında fenotip dağılımında elde edilen anlamlı sonuca göre, RR fenotipi genç yaşta ateroskleroza yatkınlığı göstermektedir ancak tek başına bunu kanıtlar nitelikte değildir. PON1 enzim aktivitesi ve genotip dağılımının AKS tanısını koymada ve risk sınıflandırılmasında işlevselliğine veya aterosklerozla olan ilişkisine ait belirgin bir kanıt saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Paraoksonaz, Arilesteraz, Akut Koroner Sendrom, PON, Yaş

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut koroner sendrom+4
Begüm Calp
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut ST yükselmeli miyokart infarktüsü geçiren hastalarda müracaat ve altı aylık takipte serum intermedin seviyelerinin sol ventrikül fonksiyonları ve kardiyovasküler istenmeyen olaylar ile ilişkisi

ÖZET Giriş: İntermedin (İMD), kardiyovasküler ve renal sistemde hemostazı düzenleyen yeni keşfedilmiş bir hormondur. Kardiyak hipertrofi, fibroz ve iskemi-reperfüzyon hasarından korucu etkilerinin yanısıra aterosklerotik plak gelişimini önlediği gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı, akut yükselmeli miyokard infarktüsü (STYMİ) nedeni ile primer perkütan koroner girişim (PKG) uygulanan hastalarda müracaat, taburculuk ve 6. ay serum İMD seviyesinin ölçülmesi ve transtorasik ekokardiyografik (TTE) ölçümlerdeki değişiklikler ve hastaların 6 aylık takibinde gelişen kardiyovasküler olaylar ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif klinik çalışmaya akut STYMİ tanısı ile başarılı primer PKG ile revaskülarize edilen ardışık 75 hasta (63 erkek, 12 kadın) alındı. Hastaların demografik özellikleri ve aterosklerotik risk faktörleri kaydedildi. Hastalardan hastaneye müracaatta, taburculukta ve 6. ay kontrolünde olmak üzere serum İMD ölçümü için kan numunesi alındı. Hastaneye yatışının ilk 48 saatinde (revaskülarizasyondan önce) ve 6. ay poliklinik kontrollerinde TTE yapıldı. İstenmeyen kardiyovasküler olaylar (tekrar hastaneye yatış, re-Mİ, planlanmamış PKG, yeni kalp yetersizliği gelişimi, kardiyovasküler nedenli mortalite) kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların büyük bölümü (%84) orta yaşlı (56.3 ± 9.6) erkeklerdi. Kadınların, hipertansif ve diyabetik hastaların müracaat serum İMD seviyeleri daha düşüktü (97.6 ± 19.7 pg/mL'ye karşın, 139.0 ± 69.2 pg/mL, p=0.04; 109.9 ± 38.7'ye karşın 143.6 ± 73.3 pg/mL, p=0.03; 103.6 ± 28.2'ye karşın 143.6 ± 72.5 pg/mL, p=0.02). Hastaların müracaat serum İMD seviyeleri (132.4 ± 65.6 pg/mL), taburculuk ve altıncı ay kontrolde ölçülenlere göre yüksek saptandı (sırasıyla 129.4 ± 73.1 pg/mL ve 119.0 ± 84.5 pg/mL). Sol ventrikül dilatasyonunu ve remodeling göstergesi olarak sol ventrikül diyastol sonu çapı (SVDSÇ) azalan hastaların serum İMD değerlerinde takip süresince çok fazla değişiklik olmazken SVDSÇ artan/değişmeyen hastaların 6.ay serum İMD seviyelerinin müracaat/taburculuktaki değerlere göre belirgin olarak düştüğü görüldü. Hastaların yaklaşık 1/3'ünde en az bir defa MACE (29 hasta, %38.7) gelişti. Her ne kadar MACE gelişen hastaların serum 6.ay serum IMD seviyeleri belirgin olarak daha düşük olsa da MACE gelişmeyenlerin İMD düzeylerine göre bu fark istatiksel anlamlı değildi (106.3 ± 30.4'ye karşın 126.3 ± 103.1 pg/mL, p>0.05). Serum İMD seviyeleri ile MACE arasındaki tek anlamlı ilişki, müracaat İMD düzeyi düşük hastaların tekrar hastaneye yatış oranının daha yüksek olmasıydı (102.6 ± 20.0 pg/mL'ye karşın 141.2 ± 74.1 pg/mL, p=0.04). Sonuç: Akut STYMİ geçiren hastaların, hastaneye müracaatından itibaren taburculuk ve altı aylık takip sırasında ölçülen serum İMD seviyelerinin, TTE ile değerlendirilen SV boyut ve sistolik fonksiyonlarındaki değişiklikler ve kardiyovasküler nedenli tekrar hastane yatış gibi klinik olaylar ile yakın ilişkili olduğunu tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: akut ST yükselmeli miyokard infarktüsü, intermedin, koroner arter hastalığı

KalpKalp hastalıklarıKardiyovasküler sistem+3
Emrah Sevgili
Bezmialem Vakıf University
2014
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of nurses' knowledge about patient safety after diagnostic cardiac catheterization in Iraq

Background: There will be 17.9 million deaths worldwide due to cardiovascular disease in 2022, and the death rate by age in Iraq is two hundred twenty-seven and twenty-six per hundred thousand inhabitants, and it ranks 23rd in the world. Cardiac catheterization is the most common type of heart procedure. There is a possibility that the surgery may be accompanied by some complications related to the patient. These problems have been dramatically reduced due to significant technological advances in cardiac catheterization, improvements in operator proficiency levels, and the implementation of new methods. In some cases, cardiac catheterization applies to either right or left heart catheterization or both. Nurses caring for cardiac catheterization patients must also be aware of vascular problems such as hematomas, retroperitoneal bleeding, pseudoaneurysm, arteriovenous fistula, compression, and embolism. Atherosclerosis, after the procedure, nurses must design a standard and safe protocol for patient care or care, and coronary connective tissue intervention can be enhanced as a result of patient outcomes if more or better medical assistance is available. Objectives: This study evaluated nurses' patient safety knowledge after diagnostic catheterization. Methodology: A descriptive cross-sectional study was conducted between May-August 2022 at the Nasiriyah Heart Center in Nasiriyah, Iraq. The study population consisted of nurses100 in the cardiac catheterization department, 50 in the cardiac care unit, 50 in the intensive care unit, 34 in the operating department, and 50 in cardiology. Clinics, 50 in the department of Men's surgery and 50 in the department of women's surgery. Inclusion criteria were determined as follows; being 18 or over in these specific units, nurses and night shift workers are included during the morning and evening shifts. As nurses who did not work in these units are excluded, inpatients and patients outside these hospitals are also included. Face-to-face data were collected using a questionnaire to identify nurses' sociodemographic factors and a questionnaire of nurses' knowledge regarding patient safety after diagnostic cardiac catheterization to collect data. The data were analyzed using SPSS version 26 (Statistical Package for Social Sciences) through statistical data analysis methods to determine whether the study's objectives were achieved. Descriptive statistics were used: frequencies, percentages, mean, standard deviation, one-way analysis of variance (ANOVA), two-sample t-test, and the significance level to be determined in data evaluation is P≤0.05. Result: The study showed that the majority of the study sample was female at a rate of 53.4% and that 45.3% were between the ages of 26-35 years, 57.0% were married, 50.8% were nursing diplomas, and 51.3% were male. It was determined that the total knowledge scores of the participants showed a statistically significant difference according to the nurse's education (p < 0.05). Accordingly, the sum of knowledge scores for the undergraduate group is higher than the other groups, and it was also determined that the sum of knowledge scores showed a statistically significant difference according to the participants' experience (p < 0.05). According to the results, it was observed that the group with one year of age or less had a total knowledge score of 6 to 10, higher than the groups with 11 or more years of age. The 3-year-olds had higher total knowledge scores than the 4- to 7-year-old group. In addition, it was determined that the total knowledge scores of the participants showed a statistically significant difference according to the training date (p < 0.05). Accordingly, the total knowledge scores for the group that did not take a particular education course were higher than for the other groups. Multiple comparison tests were performed to determine which group the difference arose from. According to the results, it was observed that the total cognitive scores of the group that did not take a unique course were higher than those obtained by the groups that received it six months ago and one year ago. Conclusions: As a result of the study, nurses' knowledge level about patient safety after cardiac catheterization was found to be moderate.

Level of knowledgePatient safetyNurses+6
Husseın Alaa Mohsın Mohsın
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İbnü'l Arabî'nin eserlerinde akıl ve kalp

İnsanlık tarihi boyunca insanın var oluşu ve varlığının en önemli özelliğinin ne olduğu sorgulanmıştır. İnsan, maddi ve manevi evrene ilişkin bu araştırmaların hem öznesi hem de nesnesi olmuştur. İnsanın bu sorgulama çabası tatmin edici cevaplar alana kadar devam etmiştir. İbnü'l Arabî, zihnini kurcalayan konuları sorgulayarak sistematik cevaplar bulmak ve bunu yaşam felsefesi haline getirmeyi hedeflemektedir. Metafiziksel ve fiziksel problemlere çözüm arayan İbnü'l Arabî'nin sahih düşüncelerinin kaynağını, takip ettiği rotayı eserleri göstermektedir. Eserlerinden ve düşüncelerinden hareketle İbnü'l Arabî denildiğinde akla vahdet-i vücûd gelmektedir. Her ne kadar eserlerinde bu deyimi kullanmasa da Vahdet-i vücûd felsefesini ilk sistematikleştiren ve en zirveye taşıyan İbni Arabi'nin bizzat kendisidir. Zirveye taşınan bu düşünceye tezin ilk kısmında değinilmiş olsa da asıl dikkat çeken ve heyecan uyandıran nokta akıl ve kalp kavramları olmuştur. Eserleri akıl ve kalp çerçevesinde okuduğunda aslında her şeyin akıl ve kalp arasındaki ilişkiye uygun vücud bulduğunu, tüm düzenin sonunun yine akıl ve kalpte biteceği görülmektedir. Akıl ve kalp kavramları iki farklı alana hitap eder gibi görünse de gayesi tek olana işaret etmektir. İbnü'l Arabî'nin eserlerinde akıl ve kalp konusunun hem bilgi felsefesine hem de aşk felsefesi alanında yeni kapıların anahtarı olacağı kanısı güdülmüştür. Aynı zamanda insanların en büyük psikolojik ile felsefi problemlerin dayanağı aklı ve kalbi arasındaki zahiri savaşlardan meydana gelmektedir. Eğer insan bunların arasındaki ilişkiyi olması gereken düzeyde bilirse ve pratik hayatına uygularsa aklına güvenip kalbine de sevgi tohumları atmış olur. Akıl ve kalbin birbiriyle ilişkisini keserek tek başına hükümdar olduğu ve hüküm sürdüğü zaman insan, çıkmaz sokaklara sapıp oralarda kapana kısılacaktır. Cüzi/sınırlı akıl olarak adlandırılan insan aklı ve insan kalbinin ilişkisinin nasıl olması gerektiği de bu çalışmada ortaya çıkacaktır. Anahtar Kelimeler: Gaye, Vahdet-i Vücûd, Akıl, Kalp, Zahir.

AkılAllahKalp+4
Büşra Demirci
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Subklinik hipotiroidili hastalarda metabolik ve kardiyolojik değişiklikler; L-Tiroksin tedavisinin değerlendirilmesi

Amaç: Subklinik hipotiroidizm, serum fT4 (serbest T4) ve fT3 (serbest T3) düzeyleri referans aralıkta iken serum TSH (tiroid stimulan hormon) düzeylerinde hafif düzeyde artış ile tanımlanır. Bu hastalarda temel sorun tedavi alıp almayacaklarıdır. Birçok çalışmada, levotiroksin tedavisinin hipotiroidizm semptomları, serum lipid düzeyleri ve kardiyak fonksiyonlar üzerine olumlu etkileri gösterilmiştir. Biz prospektif klinik çalışmamızda, daha önce tanı almamış subklinik hipotiroidili hastalardaki metabolik değişiklikleri ve bunlara tiroksin tedavisinin etkilerini incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışma grubunu yeni tanı konulan ve daha önce herhangi bir tedavi almamış subklinik hipotiroidili 53 hasta oluşturdu. Rastgele seçilen 29 hastaya tedavi verilirken, 24 hasta kontrol grubu olarak tedavisiz izlendi. Hastaların başlangıçta ve 6 ay sonra semptomları sorgulanıp, fizik muayeneleri yapıldı. Başlangıçta ve 6. ayda tedavi verilen ve tedavi verilmeyen hastaların tiroid fonksiyon testleri, lipid parametreleri, holter EKG ve EKO'ları karşılaştırıldı.Bulgular: Hastalar 40 (% 75,5) kadın, 13 (% 24,5) erkek; yaş ve VKİ ortalamaları sırasıyla 44,02±13,9 yıl ve 29,4±6,4 kg/m2idi. Tedavi almayanlara göre tedavi alanlarda ortalama TSH düzeylerinde ve ortalama fT3 düzeylerinde başlangıca göre 6. ayda anlamlı bir azalma (tedavi almayanlarda sırasıyla p=0,005 ve p=0,017; tedavi alanlarda sırasıyla p=0,00 ve p=0,34) saptandı. Başlangıçta serum ortalama LDL kolesterol 108±34 mg/dl (normal), Lp(a): 87,6±284 mg/dl (yüksek) bulundu. Tedavi almayan hastalarda ortalama LDL kolesterol düzeyleri 6. ayda anlamlı artma (p=0,01), tedavi alanlarda minimal azalma (p= 0,75) gösterdi. Serum Lp(a) düzeyinde tedavi almayanlarda başlangıca göre 6. ayda herhangi bir farklılık saptanmazken (p=0,52), tedavi alanlarda anlamlı olmayan bir azalma saptandı (p=0,93). Her iki grupta başlangıçta ve 6. ayda ortalama EF düzeyinde anlamlı bir değişim olmadı (p=0,43). Her iki grupta Em başlangıca göre 6.ayda azalma gösterirken, bu azalma tedavi almayan grupta anlamlıydı (p=0,013). Tedavi almayan hastalarda Em/Am oranında başlangıca göre 6.ayda anlamlı bir azalma saptandı (p=0,005). Hastaların başlangıçta ortalama İVRZ düzeyleri uzamıştı (123±45,8msn). Tedavi almayanlarda İVRZ başlangıca göre 6. ayda artmaya devam etti ve bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,012). Tedavi alan hastalarda ise İVRZ düzeyi başlangıca göre 6.ayda anlamlı bir farklılık göstermedi (p=0,87).Sonuç: Biz bu çalışmada subklinik hipotiroidili hastalarda klinik hipotiroidi semptomlarının çoğu zaman mevcut olduğunu, hastalarda oluşan klinik, kardiyak ve metabolik değişikliklerin Levotiroksin tedavisi ile düzelebileceğini saptadık.

Belirti ve semptomlarHipotiroidizmKalp+5
Mehtap Evran
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antikolinerjik zehirlenmelerde alınan ilacın hastanın klinik durumu ve elektrokardiyografik bulgularına etkisi

Antikolinerjik Zehirlenmelerde Alınan İlacın Hastanın Klinik Durumu veElektrokardiyografik Bulgularına EtkisiAmaç: Acil servislere zehirlenme nedeniyle başvuruların çoğunluğu ilaçlara bağlıolmakta ve bunlar içerisinde trisiklik antidepresan ilaçlar başta olmak üzereantikolinerjik etkili ilaçlar önemli bir yer tutmaktadır. Antikolinerjik ilaçzehirlenmelerinin, kalp ileti sistemini ve merkezi sinir sistemini (şuur durum değişikliği,nöbet) etkilemesi nedeniyle acil tanı ve tedavinin etkinliği, zararlanmayı en aza indirir.Çalışmamızda antikolinerjik zehirlenmeye neden olan ilacın çeşidi ve düzeyi ile klinikve elektrokardiyografik bulgularının karşılaştırılmasını ve bunun tanı ve tedavidekietkinliğini belirlemeyi hedefledik.Metod: İleriye dönük olarak planlanan çalışmamızda 02/06/2010-01/06/2011tarihleri arasında antikolinerjik ilaçlar alması şikayeti ile acil servise başvuran 31'ikadın (% 70,5) 13'ü erkek (% 29,5) olan yaşları 17 ile 78 arasında değişen(29,09±12,96) toplam 44 hasta değerlendirildi. Hastaların; demografik verileri, klinik veEKG bulguları ile toksikoloji laboratuarı verileri kaydedilerek analizleri yapıldı.Bulgular: Hastaların 22'sinin (% 50) kan örneğinde ilaç tespit edilmezken, 10tanesinde (% 23) amitriptilin, 12 (% 27) tanesinde ise antikolinerjik etkili diğer ilaçlartespit edildi. İlacı alımı takiben acil servise başvuru süreleri ortalama 3,3 saatti.Hastaların % 90,4'ü başka bir sağlık kuruluşundan sevkli geldi. Hastalarda başta sinüstaşikardisi olmak üzere çeşitli kardiyak patolojiler gözlemlenirken, gruplar arasında birfarklılık saptanmadı. Amitriptilin alan grubun Glaskow Koma Skalası değeri anlamlıölçüde düşük bulundu. (p<0,005) Kanında amitriptilin tespit edilen hastaların ilaçdüzeyleri ile klinik ve EKG bulgularının bağımsız olduğu görüldü. Ancak her üç grubunkendi içinde kalp hızları ve QT mesafeleri değerlendirildiğinde tedavi sonrası anlamlıbir düşme olduğu görüldü. Takip ve tedavileri acil serviste yapılan hastaların tamamıiyileşerek taburcu edildi.Sonuç: Trisiklik antidepresan zehirlenmelerinin kalp ritmi üzerine etkisi vardır.Ancak çalışmamızda ilaç grupları karşılaştırıldığında, hemodinamik bulgularıetkileyecek ciddi kardiyak etkilenim görülmezken; amitriptilin alan grubun şuur durumdeğişikliği istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilendiği belirlendi.Anahtar Sözcükler: Amitriptilin, Antikolinerjik zehirlenme, Glaskow KomaSkalası, Kalp etkilenimi

AmitriptilinElektrokardiyografiGlasgow koma ölçeği+5
Mustafa Çalışkantürk
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut organofosfat zehirlenmelerinde kardiyak ve nöromusküler etkilenim

ÖZETAkut Organofosfat Zehirlenmelerinde Kardiyak Ve Nöromusküler EtkilenimAmaç: Organofosfat zehirlenmelerinin kardiyak ve nöromusküler etkileri ile ilgilibilgiler sınırlı yayın ve olgu sunumlarına dayanmaktadır. Bu çalışmada akut organofosfatzehirlenmelerinde organofosfatın tipini, kardiyak ve nöromuskuler etkilenimini araştırmayıve bunun acil yaklaşım ve tedaviye katkısını belirleyerek organofosfat zehirlenmesine bağlıgelişen olası komplikasyonların önlenmesi, ölüm ve sakatlıkların azaltılması amacıyla sonrakiyapılacak çalışmalara yol gösterici olmayı hedefledik.Gereç ve Yöntem: İleriye dönük olarak yapılan bu çalışmada fakülte etik kurulununonayı alındıktan sonra 2 yıl boyunca Organofosfat zehirlenmesini düşündüren kolinerjikzehirlenme bulgularıyla Acil Servise başvuran 15 yaş üstü 46 hasta değerlendirildi. Yaş,cinsiyet, ek hastalık, organofosfatın alınma yolu, organofosfatın tipi, başvuru anındaki, 6. ve12. saatteki kardiyak belirteçler (Elektrokardiyografi bulguları, serum kreatin kinaz, kreatinkinaz-MB, troponin T) ve pseudokolinesteraz değerleri kaydedildi. Uygun ilk değerlendirmeve tedavi sonrası hastaların nöromuskuler etkilenimi değerlendirmek için Elektromyogarfi,Görsel uyarılmış potansiyel, Somatosensöriyel uyarılmış potansiyel incelemeleri yapıldı.Bulgular: Çalışmamıza 27'si (%58,7) kadın, 19'u (%41,3) erkek toplam 46 hastaalındı. Zehirlenmelerin %91,3'ü intihar amaçlı ağız yoluyla olmakta iken %8,7'si kaza ilemaruziyet sonrası meydana geldi. En sık görülen kardiyak bulgu sinüs taşikardisi (%30,4) idi.Bunu takiben uzamış QT mesafesi (%15,2), T negatifliği (%4,3), sol dal bloğu (%2,2), sağ dalbloğu (%2,2), nodal ekstra sistol (%2,2) görüldü. Kardiyak enzimlerden, kreatin kinazyükseliği %65,2, kreatin kinaz-MB yüksekliği %52,2, Troponin-T yüksekliği ise %4,3 idi.Başvuru anında %76,1 hastanın Pseudokolinesteraz değerleri düşüktü ve Organofosfatzehirlenmesini destekledi. Yirmi hastaya yapılan Elektromyografi incelemesinde sinir iletiçalışmaları normal bulundu. Olgular hepsinde motor son plak işlevleri normal olarakdeğerlendirildi. Dört (%20,0) hastada görsel uyarılmış potansiyel, 3 (%15,0) hastadasomatosensöriyel uyarılmış potansiyel incelemelerinde latans ve/veya amplitüd asimetrisisaptandı. Hastalar tam iyilik haliyle taburcu edildi.Sonuç: Organofosfat zehirlenmesinde kardiyak etkilenimin mekanizması halen tamolarak anlaşılamamakla birlikte klinikte kardiyak etkilenime bağlı bulgular önemli bir yertutmaktadır. Organofosfat zehirlenmesinde elektronörografi, repetetif çalışma ve P300çalışmaları olmasına rağmen uyarılmış potansiyel çalışmalarına rastlanmamıştır. Organofosfatzehirlenmesinde kardiyak ve nöromuskuler etkilenimi göstermek için daha geniş çalışmalaraihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Organofosfat zehirlenmesi, Kardiyak etkilenim, Nöromusküleretkilenim

KalpKardiyovasküler sistemNöromusküler kavşak+5
Mehmet Yüzügüllü
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Fuzûlî'nin Türkçe Divanı'nda gönül ve ilgili kavramlar

Bu çalışmada Fuzûlî'nin Türkçe Divanı'nda "Gönül" ve ilgili kavramlar ele alınmıştır. Eserin başında şâirin, gönlü ve ilgili kavramları divanında türlere göre kullanım oranlarını gösteren grafik yer almaktadır. Giriş bölümünde Fuzûlî'nin hayatı, edebi kişiliği ve eserleri hakkında kısa bilgiler verildi. İkinci bölümde kullanılan kaynakların bazıları tanıtıldı. Üçüncü bölümde kullanılan materyal ve yöntemler belirtildi. Dördüncü bölümde ise şâirin gönül redifli iki gazeli şerh edilmeye çalışıldı. Ardından gönül kavramı başta olmak üzere konuyla ilgili diğer kavramlar ve alt kavramlar alfabetik sıraya göre sınıflandırılarak divandan seçilen örnek beyitlerle incelenmeye çalışıldı. Sonuç bölümünde ise Fuzûlî'nin sanat anlayışı, şiiri, tasavvufî yönü üzerine çıkarımlar yapıldı. Anahtar Kelimeler: Fuzûlî, gönül, kalp, ayine

Divan edebiyatıEdebiyatFuzuli+3
Mustafa Bayır
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemik iliği transplantasyonu yapılan hastalarda kardiyak ve enfeksiyöz parametrelerin değerlendirilmesi

Hematopoietik kök hücre transplantasyonu (HKHT) progenitör kök hücrelerin hastaya verilmesi işlemidir. Malign ya da non malign birçok hastalığın tedavisinde yeri bulunmaktadır. HKHT planlanan hastalara öncesinde mobilizasyon rejimleri uygulanır. Bu rejimler myeloablatif, non-myeloablatif ve azaltılmış doz rejimler olmak üzere üçe ayrılır. HKHT sonrası birçok komplikasyon gelişebilmektedir. Kardiyak komplikasyonlar akut, subakut, kronik dönemlerde en önemli komplikasyondur. Kalp yetmezliği (KY) bu önemli komplikasyonlardandır. Mobilizasyon rejimleri ve öncesinde kullanılan sitoredüktif tedaviler artan kümülatif dozlarda ciddi kardiyovasküler yan etkilere sebep olabilmektedir. Antrasiklin grubu kemoterapötik ilaçların kardiyak komplikasyonları şiddetlidir. Çalışmamızda 428 HKHT yapılan hasta allojenik HKHT ve otolog HKHT gruplarında incelendi. Pre transplant EF değerleri her 2 grupta medyan % 60 idi. Post transplant EF değerleri %10 üzerinde artış gösteren allojenik HKHT kolunda 2 (%4,4) ve otolog HKHT kolunda 2 (%3,3) hasta mevcuttu. Pulmoner arter basıncı (PAB) artışı da HKHT sonrası gelişebilen diğer önemli bir durumdur. Çalışmamızda ekokardiyografi ile PAB>25 mmHg ölçülen hastalarda bu durumun sağkalıma etkisi incelendi, HKHT yapılan hastalarda 5 yıllık sağkalımın azalması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi (p<0,05).

AntrasiklinHematopoetik kök hücre transplantasyonuHematopoetik kök hücreler+7
Ali Caner Özdöver
Gaziantep University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Elit judocularda aerobik antrenman programının kardiyopulmoner parametreler ve oksijen saturasyonu üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, aerobik antrenman programının elit judocularda kardiyopulmoner parametreler ve oksijen saturasyonu üzerine etkisini incelemektir. Çalışmaya 18-25 yaş arası 22 erkek milli judocu gönüllü olarak katıldı. Denekler randomize yöntem ile deney grubu (n=11, yaş: 21.60 ± 2.06) ve kontrol grubu (n=11, yaş: 20.50 ± 1.77) olarak iki farklı gruba ayrıldı. Deney grubuna 8 hafta süreyle haftada 3 gün aerobik egzersiz programı uygulandı. Her iki grupta normal judo antrenmanlarına devam etti. Aerobik egzersiz programına başlamadan önce ve bittikten sonra vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi (VKİ), vücut yağ yüzdesi (VYY), sistolik kan basıncı (SKB), diastolik kan basıncı (DKB), istirahat kalp atım sayısı (İKAS), maksimal kalp atım sayısı (KASmax), maksimal iş yükü (WRmax), maksimal dakika ventilasyon (VEmax) ve maksimal oksijen tüketim kapasitesi (VO2max) ölçümleri yapıldı. Bireylerin oksijen tüketim kapasiteleri gaz analiz sisteminde Ramp protokolu kullanılarak saptandı. Verilerin istatistiksel analizi için grup içi karşılaştırmalarda Paired Sample t test, gruplar arası karşılaştırmalar için Independent Sample t testi kullanıldı. Anlamlılık seviyesi p<0.05 olarak belirlendi. Deney grubuna uygulanan aerobik antrenman programı sonrasında alınan verilere ilişkin ön test ve son test ölçüm sonuçlarının karşılaştırıldığında Deney grubunun, SKB, DKB, İKAS, VYY, VO2max, WRmax, VEmax ve SpO2 değerlerinde p<0.05 düzeyinde anlamlılık bulunmuştur. Deney grubunun VA ve VKİ verilerinde herhangi bir anlamlılık bulunmamıştır (p>0.05). Kontrol grubunun İKAS SKB, DKB, VYY değerlerinde p<0.05 düzeyinde anlamlılık bulunmuştur. Kontrol grubunun diğer verilerinde herhangi bir anlamlılığa rastlanmamıştır (p>0.05). Gruplar arasında deney grubu lehine SKB, DKB, İKAS, KASmax, WRmax, VEmax, VO2max ve SpO2 değerlerinde anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Ağırlık, VKİ ve VYY verilerde ise herhangi bir anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak; judoculara uygulanan aerobik antrenman programının kardiyopulmoner parametreler ve oksijen saturasyonu üzerine olumlu etkisinin olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Aerobik Antrenman, Kardiyopulmoner Parametreler, Judo.

Aerobik güçAkciğerAntrenman+6
Tugay Yılmaz
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk atletlerde egzersiz öncesi ve sonrası kardiyak biyomarkerlar, EKG değişiklikleri ve EKO bulgularının değerlendirmesi

Amaç: Çalışmamızda genç sporcularda egzersizle ilişkili kardiyak yapısal ve elektriksel değişikliklerin araştırılması ve egzersiz sonrasında kalple ilgili biyokimyasal belirteçlerde yükselme olup olmadığının belirlenmesi ve belirteçler ile yapısal ve elektriksel değişikliklerin ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda beş kürekçi, beş kanocu ve 22 futbolcu olmak üzere toplam 32 erkek çocuk sporcu prospektif olarak incelendi. Çalışmaya alınma kriterleri sporcuların 18 yaş altında olmaları ve en az 2 yıldır haftada en az 10 saat spor egzersizi yapmaları olarak belirlendi. Tüm sporcuların yaş ortalaması 15,3±0,9 yıl, futbolcuların 14,8 ±0,2 yıl, kanocuların 16,5±1,1 yıl, kürekçilerin ise 16,5±0,6 yıl idi. Tüm sporculara 75 dakika süren dinamik egzersiz antrenmanı uygulandı. Sporculara istirahat halinde EKO değerlendirilmesi yapıldı, egzersiz öncesi ve sonrası EKG çekildi. Egzersize başlamadan ve başladıktan sonra 1. saat ve 4. saatte CK-MB, TroponinT, Pro-BNP serum düzeyleri için kan örnekleri aynı antrenman sırasında ve eş zamanlı olarak alındı. Kürekçiler 12 km ve kanocular 7,8 km zorlu kürek çekme egzersizi sonrası, futbolcular koşu antrenmanı sonrasında değerlendirildi. Bulgular: Ekokardiyografik incelemede; kürekçilerde diyastol sonu interventriküler septum diyastol sonu kalınlığı (İVSd), sol ventrikül diyastol sonu çap (SVDç), arka duvar diyastol sonu çap (ADd), sol ventrikül sistol sonu çap (SVSç) ölçümleri, sol ventrikül kitle (SVK) ve sol ventrikül kitle indeksi (SVKİ) değerleri diğer gruplara göre daha yüksek bulundu. Kürekçilerden bir kişide konsantrik ventrikül hipertrofisi izlendi. Kanoculardan bir kişide konsantrik ventrikül hipertrofisi, bir kişide ise eksantrik ventrikül hipertrofisi izlendi. Egzersiz sonrası EKG'de tüm kürekçilerde, kanocularda ve altı futbolcuda olmak üzere 16 kişide T sivriliği görüldü. Çalışmamızdaki tüm gruplarda egzersiz sonrasında 4.saat troponin düzeyinde artış saptandı. Kürekçilerde troponin düzey ortalamaları en yüksek bulundu. Çalışmamızda egzersiz sonrası çekilen EKG'de T sivriliği bulgusu ile yaş, troponin serum düzeyi ve SVK artışı ile ilişki bulundu. Sonuç: Çocuk sporcuların taranmasında öykü ve fizik muayenenin yanında 12 derivasyonlu EKG çekilmelidir. EKG'nin anormal olması durumunda kardiyak görüntüleme yapılmalıdır. Bu durumda EKG değerlendirilmesi, hastanın öyküsü, soygeçmişi, yaşı, spor türü ve EKO bulguları ile birlikte yapılmalıdır. Çalışmamızda sporcuların yarısında egzersiz sonrası T sivriliği bulgusu saptadık. Bu durumun egzersiz ile atlet kalbinde görülen erken repolarizasyona bağlı gelişebileceğini ve fizyolojik bir durum olabileceğini düşündük. Seattle kriterleri ve 2010 Avrupa Kardiyoloji Derneği (ESC) klavuzunda atlet kalbinde beklenen normal EKG bulguları arasında T sivriliği yer almamaktadır. Çalışmamızda olgu sayısının az olması nedeni ile daha geniş serilerde bu bulgunun incelenmesi ve kılavuzlar yenilenirken göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünmekteyiz. TroponinT'nin serum düzeyi, kalp kası hasarının gösterilmesinde kullanılan özgül, duyarlı, hızlı sonuç veren bir belirteçtir. Serum troponin düzeyi, egzersize bağlı yükselebilir. Klinikte troponin yüksekliği olan bir çocuk ile karşılaşıldığında öyküde egzersizin sorgulanması gerekir. Anahtar Sözcükler: Çocuk Sporcular, T Dalga Sivriliği, Troponin T, Ekokardiyografi

AtletizmBiyobelirteçlerEgzersiz+7
Semine Özdemir Dilek
Çukurova University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik ratlarda furanın kardiyotoksik etkisi ve likopenin koruyucu rolü

Bu çalışmanın amacı diyabetik sıçanların kalbi üzerine furanın olumsuz etkilerini ve likopenin koruyucu etkisini antioksidan enzimlerin aktivitelerini, Malondialdehit (MDA) düzeylerini ve ayrıca ışık mikroskop görüntülerini analiz etmektir. Diyabet, hiperglisemi ile karakterize olup nüfusun yaklaşık % 5'ini etkilemektedir. Yaygın olarak artan sabit yaşam tarzı ve obezite nedeniyle hastalık yaygınlaşmıştır. Karsinojen olarak sınıflandırılan furan ısıl işlem geçirmiş gıdalarda tespit edilmiştir. Likopen dokularda en çok üretilen karotenoiddir. Antioksidan savunma mekanizmasının teşvik etmesiyle aktivite kazanır. İlk grup olarak kontrol, ikinci olarak diyabetik kontrol, STZ ile indüklenmiş diyabetik grup ile likopen (4 mg/kg), furan (40 mg/kg vücut ağırlığı), likopen (4 mg/kg) + furan (40 mg/kg vücut ağırlığı) olmak üzere beş grup (her biri 7 hayvan) oluşturulmuştur. Sıçanlar 28 gün sonra kesildi ve disekte edildi. Kalp dokuları deneysel çalışma için alındı. MDA seviyesinde, antioksidan enzim aktivitesinde ve kalbin histopatolojik yapısındaki değişimler değerlendirildi. Diyabet, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında önemli olarak MDA seviyesinde artış ve antioksidan enzim aktivitesinde azalma sağlar. Furanla muameleli sıçanlarda MDA seviyesinde artış olurken GST, CAT, SOD ve GPx aktivitelerinde önemli bir azalma görülmüştür. Likopen verilmesi tüm antioksidan enzim aktivitesinde artışa ve MDA miktarında azalmaya sebep olmuştur. Patolojik çalışmalar doğrultusunda, diyabetik kontrol olan sıçanlarda değişiklikler görülmüştür. Histolojik zararlar diyabetik furan gruplarında çok daha ciddidir. Likopen uygulaması furanın sebebiyet verdiği histopatolojik değişimlere karşı koruyucudur. Fakat tam bir koruma sağlamamıştır. Anahtar Kelimeler: Furan, Likopen, Diyabet, Kalp, Oksidatif stres

FuranKalpLikopen+1
Gencay Saraçoğlu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00

Related subjects