Heart failure

144 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hemofagositoz seyrinde gelişen akut korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği hastalarında prognoz belirteçleri

GİRİŞ: Hemofagositik sendrom, şiddetli sistemik inflamasyonun prototipi olan klinik bir durumdur. Klinik prezantasyonu özgül ve özgün olmayan bulgular içerdiği için hastalar, çoğunlukla geç tanı ve tedaviye bağlı kaybedilir. Bu sendromun çoklu sistem bulguları içinde korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği gelişimi, aşırı inflamatuar sitokin salınımına sekonder miyokard depresyonu, akut dönemde hasta mortalite ve morbiditesini doğrudan etkilemektedir. AMAÇ-YÖNTEM: Bu iki ölümcül komponentin (HS-HFpEF) birlikte seyrettiği yoğun bakım hastalarında, hastane içi mortalite belirteçlerini ve rutin izlemde kullandığımız ucuz, kolay elde edilebilir ve güvenli laboratuvar verilerinin hasta sonlanımına etkisini, geriye dönük incelemeyi amaçladık. Ocak 2013- Eylül 2018 arasında Ege Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları yoğun bakım ünitesinde yatan 3090 hastanın geriye dönük dosya taramasından hemofagositik sendrom tanısı alan 63 hastanın değerlendirilmeler sonucunda 39 ' unda eşlik eden HFpEF saptanmıştır. 39 hasta üzerinden analizler yapılmıştır. BULGULAR: 39 hastanın %36'sı (14 hasta) erkek, %64'ü (25 hasta) kadın olarak saptandı. HS etyolojisi 10 hastada enfeksiyon, 20 hastada romatolojik hastalıklar, 3 hastada malignite olarak tesbit edildi. 6 hastada ise sebep bulunamadı. Hastaların % 25,6'sı (10 hasta) izlemde kaybedilmiştir. Yapılan tek değişkenli analizde; KTO, NT-proBNP, ferritin, CRP, albumin seviyelerindeki zamanla değişim mortalite belirleyicileri olarak tespit edildi. Sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulundu (sırasıyla p= <0.001, 0.007, 0.020, 0.001 ve 0.026). Ayrıca NLO ve MPV değerlerindeki değişikler de istatiksel anlamlı olarak gözlendi. SONUÇ: Bu çalışma, HFpEF ile sistemik ağır hiperinflamasyon arasındaki etkileşimi ve hastaların seyrini öngören yeni risk faktörlerini içeren ilk çalışmadır. Mortalite ve morbiditesi yüksek olan HS seyrinde gelişen akut HFpEF hastalarında, alışılagelmişin dışındaki takip parametrelerinin kullanılması bu hastaların takip ve tedavi sürecini yönetmek açısından çok kıymetlidir. Kolayca elde edilebilecek, ucuz ve hasta başında basitçe izlenebilecek bu parametrelerin rutin hasta takibi sırasında hekimlere erken bir uyarı olabileceğini düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Hemofagositik sendrom, Kalp yetmezliği, HFpEF, mortalite

FagositozKalpKalp hastalıkları+3
Osman Bütün
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji bölümüne başvuran hastaların takip verilerinin hastaneye başvuru ve mortalite öngördürücülüğünün değerlendirilmesi açısından retrospektif analizi

Giriş: Dekompanse kalp yetersizliği ile hastaneye başvuran hastalarda erken dönemde tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riski oldukça yüksek olup; pulmoner konjesyonun değerlendirilmesinde ve hastaların takibinde kullanılabilecek biyobelirteçler ile ilgili veriler sınırlıdır. Amaç: DKY hastalarında taburculuk sonrası hastaneye tekrar başvuru ve mortalite riskini öngörmede kullanılabilecek biyobelirteçlerin saptanması ve bu biyobelirteçlerin konjesyonla korelasyonunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Metot: Çalışma gözlemsel araştırma olarak planlandı. Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji kliniğine yatışı yapılan ve en az 6 aydır düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği tanısı olan hastalar dışlama kriterlerine göre değerlendirildikten sonra, uygun bulunan 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların bazal ekokardiyografisine ek olarak akciğer ultrasonunda 28 zon metodu kullanılarak B çizgi sayıları hesaplandı. Hastaların ultrason ve laboratuar bulguları dekompanse kalp yetersizliği (DKY) anında ve taburculuk anında değerlendirildi, değişim miktarı yüzde olarak hesaplandı. Hastaneye tekrar başvuru ve mortalite için bağımsız risk faktörleri çok değişkenli cox regresyon modeli ile değerlendirildi ve modele everest skoru, kreatinin, NT pro-BNP, B çizgi ve VCI ekspiratuar çap düzeyleri dahil edildi. Bulgular: DKY anında NT pro-BNP, B-çizgi ve VCI ekspiratuar çapı taburculuk anına kıyasla anlamlı olarak azalma gösterdi (p<0,001). Tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riskinde; hem DKY anında hem de taburculukta NT pro-BNP ve B-çizgi düzeyleri bağımsız prediktörler olarak saptandı. Çok değişkenli analizlerde diğer risk faktörlerinin etkileri göz önüne alındığında VCI ekspiratuar çapının anlamlılığını yitirdiği gösterildi. Mortalite riskini öngörmede NT proBNP ve B-çizgi düzeylerindeki yüzde değişimin yüksek tanısal performans sergilediği gösterildi. Sonuç: Araştırmamızda NT-pro BNP ve B-çizgi düzeyleri DKY hastalarında güçlü prognostik faktörler olarak saptandı. Ayrıca biyomarkerlerin ardışık olarak izlemi ve kombine halinde değerlendirilmesinin tanısal ayırımda daha güçlü olacağı yönünde bulgular gösterilmiştir. Klinik uygulamada bu bulguların geçerliliği için daha geniş randomize kontrollü prospektif araştırmalara ihtiyaç vardır.

Hasta başvurusuHasta başvurusu-tekrarHasta takibi+5
Yeşim Bayazıt Candemir
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği hastalarında atriyal fibrilasyon varlığının kırılganlık(frailty) üzerine etkisi

Düşük Ejeksiyon Fraksiyonlu Kalp Yetersizliği Hastalarında Atriyal Fibrilasyon Varlığının Kırılganlık (Frailty) Üzerine Etkisi Bu çalışmanın amacı düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği (DEFKY) hastalarında atriyal fibrilasyon (AF) varlığının kırılganlık (frailty) parametrelerine etkisini incelemektir. Çalışmaya sinüs ritminde (SR) olan 45 DEF-KY hastası ve atriyal fibrilasyonu (AF) olan 44 DEF-KY hastası alındı. Kırılganlık değerlendirilmesinde yürüme hızı, 6 DYT, TUG, handgrip strength testi, PRISMA- 7 anketi ve Minnesota kalp yetersizliği ile yaşama anketi kullanıldı. Her iki grupta diyabet, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı oranları benzer saptandı. İskemik etyoloji SR grubunda anlamlı olarak daha yüksek, kalp kapak protezi AF olan grupta anlamlı olarak daha yüksekti. NT-proBNP değeri AF grubunda istatistiksel olarak anlamlı daha yüksekti. Albümin ve total protein değerleri AF grubunda statistiksel olarak anlamlı daha düşüktü. Sol atriyum çapı, sol atriyum volüm indeksi, triküspit yetmezlik velositesi, sistolik pulmoner arter basıncı, sağ atriyum alanı, vena kava inferiyor çapı AF grubunda istatistiksel olarak anlamlı daha yüksekti. Triküspit anüler düzlem sistolik sapması (TAPSE) ve triküspit S velosite ise AF grubunda anmlaı olarak daha düşüktü. Kırılganlık değerlendirilmesi için yapılan 6 dakika yürüme testi (DYT) ve handgrip strength testi AF grubunda anlamlı olarak daha düşüktü. Time up and go test (TUG Test) ise AF grubunda anlamlı olarak daha yüksekti. Yürüme hızı testi, PRISMA- 7 anketi, Minnesota kalp yetersizliği ile yaşama anketi AF ve SR hasta grupları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Charlson komorbidite indeksinden yararlanılarak farklı ağırlıktaki parametrelerden yeni bir kırılganlık indeksi oluşturduk. Küme analizi sonucunda hastalar kırılganlık şiddetine göre 4 gruba ayrıldı. Multinomial lojistik regresyon analizinde GFR, NT-proBNP, albümin, sol ventrikül diyastol sonu çapı, sol ventrikül sistol sonu çapı, sol atriyum volüm indeksi, lateral e' dalgası, septal e' dalgası, triküspit yetmezlik velositesi, sistolik pulmoner arter basıncı, triküspit anüler düzlem sistolik sapması, triküspit S dalga velositesi, 6 vena kava inferiyor çapı kırılganlığı göstermede bağımsız prediktörler olarak saptandı. DEF-KY hastalarında AF olması orta kırılganlık riskini 3,4 kat arttığı bulundu, ciddi kırılganlık riskini 5.5 kat arttırdığı bulundu. NT-proBNP yüksekliğin ciddi kırılganlık riskinde 2 kat artışa neden olduğu bulundu. GFR düşüklüğünün ciddi kırılganlık riskinde 2 kat artışa neden olduğu bulundu. Albümin düşüklüğünün ciddi kırılganlık riskinde 4,2 kat artışa neden olduğu bulundu. Sol ventrikül diyastol sonu çapı yüksekliğinin ciddi kırılganlık riskinde 4,6 kat artışa neden olduğu bulundu. Sol ventrikül sistol sonu çapı yüksekliğinin ciddi kırılganlık riskinde 4,9 kat artışa neden olduğu bulundu. Sol atriyum volüm indeksinin yüksek olması ciddi kırılganlık riskinde 11,3 kat artışa neden olduğu bulundu. Triküspit yetmezlik velositesi artışının ciddi kırılganlık riskinde 6,5 kat artışa neden olduğu bulundu. Sistolik pulmoner arter basıncı yüksekliğinin ve vena kava inferiyor çapının yüksek olması ciddi kırılganlık riskinde 2,1'er kat artışa neden olduğu bulundu. Triküspit anüler düzlem sistolik sapması düşüklüğünün ciddi kırılganlık riskinde 2,3 kat artışa neden bulundu. Sonuç olarak DEF-KY hastalarında AF varlığı kırılganlığı göstermede bağımsız bir prediktör olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği, Atriyal fibrilasyon, Kırılganlık, Kırılganlık parametreleri, Kırılganlık indeksi

Atriyal fibrilasyonEjeksiyon fraksiyonuKalp+4
Cuma Yeşildaş
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ventrikül destek cihazı takılan hastaların günlük yaşam aktivite düzeylerinin ve yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Kesitsel tipte tanımlayıcı olan bu araştırma Ventrikül Destek Cihazı (VDC) takılan hastanın günlük yaşam aktivitelerinin düzeylerini ve yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma 3 merkezde 2012-2015 tarihleri arasında VDC takılan 31 erişkin ve çocuk hasta üzerinde gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri Mayıs 2015-Kasım 2015 tarihleri arasında araştırmacı tarafından Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi, Ankara Üniversitesi Cebeci Araştırma ve Uygulama Hastanesi ve Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanelerinde servis, yoğun bakım ve polikliniklerde olan hastalar ile yüz yüze görüşülerek oluşturuldu. Veri toplama aracı olarak literatür taraması sonucunda oluşturulan birey ve hastalığa ilişkin bilgileri içeren Hasta Tanıtım Formu, SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Bu çalışmada elde edilen veriler SPSS 20 paket programında Mann Whitney U ve Kruskal Wallis-H Testleri, Ki-Kare analizi, Fisher's Exact Test ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılarak değerlendirildi. Sonuçlar yorumlanırken p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Araştırmaya katılan hastaların %77.4'ü (n=24) erkek, %35.5'i (n=11) 51-60 yaş grubu arasında olmakla birlikte, %58.1'inin (n=18) evli hastalardan oluştuğu bulundu. Taburcu olan hastaların %80.6'sının (n=25) yeniden hastaneye yatış yaptığı ve bu yatış nedenleri arasında %35.5'i (n=11) enfeksiyon, %25.8'i (n=8) trombüs, %22.5'i (n=7) cihaz sorunları ve %32.3'ü (n=10) diğer nedenlerle (kanama, kadın hastalıkları, kontrol vb) olduğu saptandı. Hastaların %70.9'unun (n=22) cihaz takıldıktan sonra kendilerini daha iyi hissettikleri görüldü. Hastaların yaşam kaliteleri SF 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve EQ-5D Genel Yaşam Kalitesi Ölçeğine göre orta olarak bulunurken, KATZ Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeğine göre de hastaların %3.2'si (n=1) bağımlı, %25.8'i (n=8) kısmen bağımlı ve %71.0'i (n=22) bağımsız olarak günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirdikleri saptandı. Sonuç olarak VDC öncesine göre hastaların daha bağımsız hale geldiği, sağlıklarını daha iyi buldukları ve yaşam kalitelerinin arttığı saptandı. Bu bağlamda uzun süreli ya da son dönem tedavi amaçlı VDC kullanımının yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Kalp Yetersizliği, VAD, Yaşam Kalitesi

Günlük yaşam aktiviteleriKalpKalp destek cihazları+3
İnci Mercan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol sağ şantlı doğumsal kalp hastalıklarına bağlı kalp yetersizliği tedavisinde digoksin etkinliğinin serum NT-PRO BNP düzeyi ile değerlendirilmesi

GİRİŞSoldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığına sekonder kalp yetersizliği tanısı almış ve tedavide digoksin, enalapril ve furosemid ya da enalapril ve furosemid şeklinde iki farklı ilaç kombinasyonu verilen hastalarda tedavinin etkinliğini klinik olarak Ross puanı ile ve NT-pro BNP düzeyi ile değerlendirmek.GEREÇ VE YÖNTEMLERÇalışmamız, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında 2010?2011 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Pediyatri polikliniğine başvuran ve yapılan muayene ve tetkikler sonucunda soldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığına sekonder kalp yetersizliği tanısı alan, yaşları 10 gün ile 24 ay arasında değişen 37 hasta (grup-1 ve grup-2) ve 20 sağlıklı çocuk (grup-3) kontrol grubu olarak belirlenerek prospektif olarak değerlendirildi. Fizik muayene ve ekokardiyoğrafi bulgularına göre KY bulguları olan 19 hastaya (grup 1) digoksin, enalapril ve furosemid; 18 hastaya (grup 2) enalapril ve furosemid tedavisi verildi. Hastalar yaklaşık bir ay sonra tekrar değerlendirildi. Hastalardan tedavi öncesi ve sonrası NT-proBNP çalışıldı. Yine tedavi öncesi ve sonrası ekokardiyografik verileri ve Ross klasifikasyonuna göre evreleri kaydedildi.BULGULARGrup 1, 6 (%31,6) kız, 13 (%68,4) erkek; Grup 2, 10 (%55,6) kız, 8 (%44) erkek hastadan oluşuyordu. Grup 3 ise 9 (%45,0) kız, 11 (%55,0) erkek sağlıklı çocuktan oluşuyordu. Grup I'de bulunan hastaların yaş ortalaması 3,7 ± 4,4 ay, grup II'de bulunan hastaların yaş ortalaması 3,4 ± 3,5 ay, grup III'de bulunan hastaların yaş ortalaması ise 5 ± 3,7 ay bulunduKontrol grubunda yaşa ve cinsiyete göre NT-proBNP değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi. Hasta grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası ölçülen NT-proBNP düzeyleri karşılaştırıldığında NT-proBNP'nin düşüş sergilediği görüldü. Her iki gruptaki NT-proBNP düşüşü arasında fark saptanmadı (p=0,372). Grup 1 ve grup 2'nin tedavi sonrası NT-proBNP düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında grup 1 ile istatiksel olarak anlamlı fark (p=0.045) saptanırken kontrol grubunun grup 2 ile istatiksel olarak anlamlı farkı (p=0,003) olmadığı tespit edildiSONUÇÇalışmamızdaki bulgulara göre soldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığına sekonder kalp yetersizliği tanısı alan, digoksin, enalapril ve furosemid ya da enalapril ve furosemid tedavisi verilmiş çocukların tedavi sonrası değerlendirilmelerinde NT-proBNP düzeyi açısından iki grup arasında farklılık saptanmadı. Her iki tedavi de etkin bulunmuş olup, digoksinin bu hastalarda kullanılmasının ek bir yarar getirmediği görüldü.Anahtar Kelimeler: Soldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığı, kalp yetersizliği, NT-proBNP, çocuk, tedavi

Kalp defektleri-konjenitalKalp yetmezliğiMalformasyonlar+3
Ayşe Sandıkkaya
İnönü University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım takibindeki pnömoni tanısı alan hastalarda diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin değerlendirilmesi

Amaç: Merkezimizde pnömoni tanısı ile yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların demografik verilerinin, biyokimyasal parametrelerinin, diyastolik kalp yetmezliği parametrelerinin diğer değişkenleri ile ilişkisini analiz edip bir merkezin deneyimi olarak sunmayı planladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma; 01.03.2019- 01.03.2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi 16 yataklı İç Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesinde yatmakta olan 18 yaş üstü 63 hasta (pnömoni tanısı bulunan hastalarda) üzerinde yapıldı. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu ShaphiroWilk testi ile test edilmiştir. Normal dağılmayan değişkenlerin iki grupta karşılaştırılmasında Mann whitney U testi kullanılmıştır. Sağkalım sürelerinin hesaplanmasında Kaplan Meier yöntemi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı kullanılmıştır. P<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların ortanca yaşı 70 olup %54'ü (35) erkek ve %46'sı (29) kadındı. Ek hastalık olarak çalışma grubunun %31,7'sinde hipertansiyon (HT), %25,4'ünde diyabetes mellitus (DM) %36,5'inde koroner arter hastalığı (KAH) saptandı. Sağ olan hastalar ile sol ventrikül diyastol sonu çapı (LVEDD) ve sol ventrikül sistol sonu çapı (LVESD) yüksekliği arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p:0,215), (p:2,029). İnotrop tedavi almıyor olmak ile düşük SMARTCOP skoru arasında anlamlı ilişki bulundu (p:0,015). KAH olmayan hastalarda A' dalgası hızı yüksek E/A oranı ise düşük bulundu (p:0,027), (p:0,046), Akut Fizyoloji ve Kronik Sağlık Değerlendirme 2 skoru (APACHE2) ile LVEDD arasında negatif yönde zayıf bir korelasyon izlenmiştir (r: -0,295), (p:0,019). Ortalama sağkalım 1 aylık %54.8 olup 1 yıllık sağkalım %30,6 olarak tespit edildi. Sonuç: Genel sonuçlara bakıldığında hastalarda DM varlığı, brain natriüretik peptit (proBNP) düzeyi ve hastanede kalma süreleri ile diyastolik kalp yetmezliği parametreleri arasında ilişki bulunamadı. Hastaların yaşıyor olması ile E deselerasyon zamanı artması ve A dalgasının hızının artması arasında anlamlı ilişki bulundu. Diyastolik dolumun restriktif tipinde ve anormal relaksasyonda E deselerasyon zamanı kısaldığı için bu sürenin uzaması sağkalım ile ilişkili olarak değerlendirildi. Septal S' dalga hızının ve E/A oranının artması ile invaziv mekanik ventilasyon desteğine ihtiyaç olmaması arasında anlamlı ilişki tespit edildi. Hastalarda diyastolik kalp yetmezliği ile ekokardiyografi parametreleri arasında anlamlı ilişki bulunamadı. Anahtar Kelimeler: Pnömoni, diyastolik kalp yetmezliği, ekokardiyografi, SMARTCOP skoru

DiastolEkokardiyografiKalp hastalıkları+5
Anıl Göçer
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik kalp yetmezliği hastalarında SGLT-2 inhibitörlerinin ekokardiyografik bulgular, oksidatif stres göstergeleri, endopeptidaz enzim dengesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisi

Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesi'ne 15.03.2022 ve 15.06.2022 tarihleri arasında başvuran; Düşük Ejeksiyon Fraksiyonlu Kalp Yetmezliği (HFrEF) olan ve beraberinde Tip 2 diyabeti bulunan 56 hasta ve randomizasyon amacıyla bilinen sağlık problemi olmayan 30 adet sağlıklı gönüllünün dahil edildiği araştırmamızın sonucunda SGLT-2 inhibitörü moleküllerin etkilerinin mekanizmalarını incelemeyi hedefledik. Bunun yanında mortalite ve morbidite azalmasını sağlayan bu gizemli moleküllerin etki mekanizmalarının ekokardiyografik olarak tespit edilebilirliği üzerine de çalışmamızı genişlettik. Hasta grubunda; SGLT-2 inhibitörü ilaç kullanımı başlangıcında ve 3. ayda olmak üzere iki kez, benzer cinsiyette olan kontrol grubundaki sağlıklı gönüllerden ise normalizasyon amacıyla yalnızca başlangıçta bir kez 5 cc venöz kan örnekleri toplandı. Her iki gruba da aynı değerlendirme esnasında rutin transtorasik ekokardiyografik incelemenin yanında sol ventrikül longitudinal ve sol atrial strain ekokardiyografik ölçümler yapıldı. Çalışma sonunda alınan venöz kan örneklerinden Gaziantep Üniversitesi Biyokimya Anabilim Dalı'nda biyokimyasal parametreler, oksidatif stres göstergeleri ve çeşitli endopeptidaz enzim dengesi (MMP, TIMPs, SESTRIN-2, NRF2, KEAP 1, Asprosin) çalışıldı. Çalışmamızın sonucunda kalp yetmezliği olan grubun başlangıç değerleri sağlıklı gönüllülere kıyaslandığında; LVEF (Sol Ventrikül Ejeksiyon Fraksiyonu), GLS Average (Ortalama Global Longitudinal Strain), LA Vmax (Sol Atrial Maksimum Volüm), LA Vmin (Sol Atrial Minimum Volüm), LA EF (Sol Atrial Ejeksiyon Fraksiyonu), LA Strain (Sol Atrial Strain Ekokardiyografi), Sestrin 2 ve Asprosin değerlerinde anlamlı düzeyde azalma tespit edildi. Çalışmanın kalp yetmezliği kolunda SGLT-2 inhibitörü moleküllerin kullanımını takip eden 3. ay değerleriyle başlangıç değerleri kıyaslandığında ise yine LVEF (Sol Ventrikül Ejeksiyon Fraksiyonu), GLS Average (Ortalama Global Longitudinal Strain), LA Vmax (Sol Atrial Maksimum Volüm), LA Vmin (Sol Atrial Minimum Volüm), LA EF (Sol Atrial Ejeksiyon Fraksiyonu), LA Strain (Sol Atrial Strain Ekokardiyografi), HbA1C (Glikolize hemoglobin), CRP (C-reaktif protein), nt-proBNP (N-terminal pro Brain Natriüretik Peptid), Sestrin 2 ve Asprosin değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı artış ve azalmalar saptandı. Anahtar kelimeler; Kalp Yetmezliği'nde Oksidatif Stres, Tip-2 Diyabet, SGLT-2 İnhibitörleri, Global Longitudinal Strain, Pik Atrial Longitudinal Strain

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Ekokardiyografi+4
Mert Deniz Savcılıoğlu
Gaziantep University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp yetersizliği hastalarına uygulanan nefes egzersizinin yorgunluğa etkisi

Bu araştırma kalp yetersizliği hastalarına uygulanan nefes egzersizinin yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla 18.03.2020-06.07.2022 tarihleri arasında iki hastanenin kardiyoloji servisi ve polikliniğinde randomize, kontrollü ve deneysel olarak yürütüldü. Araştırmanın evrenini hastaneye başvuran tüm kalp yetersizliği olan hastalar, örneklemini ise araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve araştırma kriterlerini karşılayan hastalar oluşturdu. Araştırma; nefes (n=22), plasebo (n=22) ve kontrol (n=22) grubu olmak üzere toplam 66 hasta ile tamamlandı. Nefes grubuna; hazırlanan nefes egzersizi protokolü haftada üç defa ve 20 dakika süre ile sekiz hafta boyunca uygulandı. Plasebo grubuna; haftada üç kez, 10-15 dakika süren ve sekiz hafta boyunca uygulanan spontan nefes alışverişini içeren egzersiz yaptırıldı. Haftanın kalan dört günü ise hatırlatıcılar (kısa mesaj veya sesli arama) kullanılarak hastaların kendi başlarına uygulama yapması istendi. Kontrol grubuna herhangi bir uygulama yaptırılmadı. Araştırmaya başlamadan önce hastalardan, kurumlardan ve etik kuruldan izin alındı. Veriler soru formu, hasta izlem çizelgesi ve Piper Yorgunluk Ölçeği-PYÖ (Ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasındadır ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır) ile toplandı. Tüm gruplara PYÖ; çalışmanın başlangıcında, dördüncü ve sekizinci hafta sonunda uygulandı. Satürasyon, kalp hızı ve solunum sayısını içeren hasta izlem çizelgesi ise nefes ve plasebo gruplarına her uygulama öncesi ve sonrası uygulandı. Araştırmanın verileri uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Nefes grubunda yer alan hastaların PYÖ toplam ve alt boyut puan ortalamasının uygulama sonrası azaldığı (p<0.05), plasebo ve kontrol grubunda ise PYÖ toplam ve alt boyut puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir azalmanın olmadığı belirlendi. Ayrıca nefes grubundaki hastaların solunum sayısında anlamlı düzeyde azalmanın olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu doğrultuda kalp yetersizliği hastalarının hemşirelik bakımında nefes egzersizlerine yer verilmesi ve yorgunluk yönetiminde kullanılması önerilir.

Kalp hastalıklarıKalp yetmezliğiNefes egzersizleri+1
Selva Ezgi Aşkar
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yağ asitleri ile kardiyovasküler hastalıklar arasındaki ilişkinin farmakolojik açıdan incelenmesi

Yağ asitleri ve kalp-damar hastalıkları arasındaki ilişki uzun yıllardır araştırmalara konu olmakla birlikte henüz tümüyle aydınlatılmış değildir. Bu çalışmanın amacı, yağ asitlerinin kalp-damar hastalıklarının fizyopatolojisindeki rolünün incelenmesi ve kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların yağ asidi kompozisyonuna etkisinin araştırılmasıdır. Bu amaçla; 98'i kadın, 216'sı erkek olmak üzere toplam 314 katılımcı koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalp yetmezliği ve kontrol gruplarına ayrıldı. Katılımcıların plazma ve eritrosit hücre zarı yağ asitleri gaz kromatografisi-kütle spektrometresi tekniği ile analiz edildi. Hastalık grupları, yağ asidi kompozisyonu açısından kontrol grubu ile ayrı ayrı kıyaslandı. Katılımcıların kullandığı ilaç bilgilerinden hareketle kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonuna etkisi incelendi. Hasta gruplarında pentadekanoik asit, palmitik asit, palmitoleik asit, oleik asit düzeyleri, doymuş yağ asitleri toplamı, tekli doymamış yağ asitleri toplamı ile delta 6 ve delta 9 desatüraz aktivitelerinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu görüldü. Bunun aksine linoleik asit ve dokozahekzaenoik asit seviyeleri, çoklu doymamış yağ asitleri toplamı ve Omega 3 İndeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu. Her bir yağ asidi için hasta ve kontrol grupları arasındaki düzey farklılıklarının sabit olmadığı gözlendi. Dolayısıyla, toplam veya gruplandırılmış yağ asidi düzeyi ifadelerinin tek başına yeterli olmadığı, tüm kompozisyonun incelenmesi gerektiği görüldü. İlaçların yağ asitlerine etkisiyle ilgili analizde beta bloker, diüretik ve trombosit topaklanmasını önleyen ilaçların yağ asidi düzeylerini etkilediği tespit edildi. Sonuç olarak yağ asidi kompozisyon değişikliklerinin koroner arter hastalığı, hipertansiyon ve kalp yetmezliği ile ilişkili olduğu ve kardiyovasküler sistem ilaçlarının yağ asidi kompozisyonunu değiştirebileceği yorumu yapıldı.

Antihipertansif ajanlarHipertansiyonKalp hastalıkları+6
İdris Ayhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetmezliği (lvef<%40) olan diyabetik hastalarda SGLT-2 inhibitörü ilaçların epigenetik etkisi

Kalp yetmezliği tüm dünyada mortalite ve morbiditenin en önemli sebeplerinden biri olmaya devam etmektedir. Son zamanlarda kalp yetmezliği tedavisinde mortalite üzerine direk etkisi nedeniyle kılavuzlarda kullanılması gereken ilaçlar listesine giren SGLT-2 inhibitörü ilaçların etki mekanizması hala tam olarak bilinmektedir. Bu çalışmada SGLT-2 kullanımı ile kalp yetmezliği hastalarında bazı mikro RNA'ların (miRNA) seviyelerinde değişim olup olmadığına bakılarak bu grup ilacın olası epigenetik etkisi araştırılmıştır. Üniversitemiz kardiyoloji kliniğinde ejeksiyon fraksiyonu %40'ın altında olduğu tespit edilen ve endokrinoloji tarafından SGLT-2 inhibitörü kullanımı uygun görülen 40 hasta ve 20 sağlıklı gönüllü hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların kan örneklerinden SGLT-2 inhibitörü ilaç kullanımı öncesi ve SGLT-2 inhibitörü ilaç kullanımını takiben üçüncü ayda Revers-Transkriptaz Polimeraz Zincir Reaksiyonu (RT-PCR) yöntemi ile miR-21, miR-132, miR-499 ve miR-210 gen ekpresyon düzeyleri analiz edildi. Yine sağlıklı gönüllülerden alınan kan örneklerinden aynı şekilde miR-21, miR-132, miR-499 ve miR- 210 gen ekpresyon düzeylerine bakıldı. İlaç kullanımı sonrası üçüncü ayda Mir-21 ve Mir-499 gen ekspresyon düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı biçimde artış olduğu saptandı (p=0,005) Mir-210 ekspresyon düzeyinde hastalarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış olmakla beraber ilaç kullanımı sonrası değişiklik olmadığı bulundu. Mir-132 ekspresyon düzeyinde açısından ise gruplar arasında iistatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı (p =0,421). Sonuç olarak SGLT-2 inhibitörü ilaçların etki mekanizmalarından biri de epigentik olarak miRNA seviyelerini değiştirerek (miR-21, miR-499) olabilir.

Ejeksiyon fraksiyonuKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+2
İrfan Veysel Düzen
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transkateter aort kapak implantasyonu sonrası kan basıncı yanıtı ile mikroRNAlar 1, 133a, 206, 202-3p arasındaki ilişki ve miyokardiyal strain parametreleri üzerine etkileri

Giriş ve Amaç: Başarılı Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu (TAVI) sonrası, miyokardiyal global strainde iyileşme, ve bunun sonucu olarak kan basıncında yükselme beklenir. Her iki sonuç da hastaların sağkalımını ve yaşam kalitesini etkiler. TAVI sonrası sol ventriküler basınç yükünün ortadan kaldırılmasına rağmen, kimi hastalar işlemden sonra fonksiyonel iyileşme, morbidite ve mortalite açısından fayda görmezler. Dolaşımdaki mikroRNA'lar, hücrelerden eksozomal partiküllerin içinde salınabilen yeni bir biyobelirteç sınıfı olarak önem kazanmaktadır. Spesifik bazı miRNAların dolaşımdaki miktarının sol ventriküler yeniden şekillenme (remodelling) ve aortik kapak içinden geçen akım gerilimi (shear stress) ile ilişkili olduklarını gösteren yayınlar mevcuttur. Bu çalışmada, ileri aort darlığı olan hastalarda darlığın TAVİ ile giderilmesinden sonra eksozomal miR-1, 133a, 206, 202-3p'nin varyasyonları incelenerek, miyokardiyal strain ve kan basıncındaki değişiklikler ile ilintili kötü prognoz belirteçlerinin saptanması amaçlanmıştır. Yöntem: TAVİ işlemi yapılacak 45 hastadan; işlem öncesi, taburculuk günü ve 3. ay olarak belirlenmiş 3 farklı zamanda serum örnekleri alındı. Örneklerden eksozomlar izole edilerek seçilmiş miRNAların değişimlerini saptamak için kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu uygulandı. Aynı zaman noktalarında Global Longitudinal Strain (GLS) analizini de içerecek şekilde ekokardiyografi yapıldı ve 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı ölçümleri ile kan basıncı değişimi kaydedildi. Bulgular: Prosedür sonrası miR-206 düşüşü ile GLS'deki iyileşme arasında negatif korelasyon saptandı. Bununla paralel olarak, miR'deki azalma ne kadar azsa, TAVI-sonrası mutlak GLS o kadar yüksekti. Ayrıca, Ki-kare testi, taburculuktan 3.aya kadar geçen sürede miR-206 miktarı daha da azalan hastaların, 3.ayda GLS kazanımlarının daha az olduğunu ortaya koydu. Ek olarak, işlemden hemen sonraki miR-206 düşüşü, 3.aydaki hem MAB hem de DKB artışı ile negatif korelasyon gösterdi. Bununla birlikte, TAVİ sonrası miR-206 miktarı belirgin olarak düşen hasta grubunda MAB artışı daha azdı. Majör kardiyak ve serebrovasküler olay (MACCE) yaşayan hastalarda miR-206, MACCE görülmeyen hastalara göre belirgin olarak azalmıştı. Üstelik 3.ayda NYHA sınıfında iyileşme olmayan hastalarda, fonksiyonel sınıfı iyileşen/sabit kalan hastalara göre miR-206 daha düşüktü. Sonuç: TAVI sonrası miR-206 düşüşü, kardiyak fonksiyon ve kan basıncında artışla ilintilidir ve kısa dönem takipte klinik sonlanım açısından prediktif olabilir. Anahtar Kelimeler: miR-206, global longitudinal strain, TAVI, kan basıncı, kalp yetmezliği

Aort kapak stenozuAort kapak stenozuAort kapak yetmezliği+7
İlke Çelikkale
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut dekompanse kalp yetersizliği ile hastanemize başvuran hastaların bir yıllık takibinde kardiyovasküler mortaliteyi gösteren belirteçler

Amaç: Akut dekompanse kalp yetmezliğinde mortaliteyi gösteren birçok hemogram ve biyokimyasal parametrelerin varlığı bilinmektedir. Çalışmamızda mortaliteyi en iyi gösteren belirteçleri bulmayı amaçladık.Gereç ve yöntem: Akut dekompanse kalp yetersizliği nedeniyle hastaneye yatan 176 hasta (85'i kadın) altta yatan kalp hastalığı sebebine bakılmaksızın çalışmaya alındı. Lökosit ve diferansiyel lökosit sayısını etkileyebilecek ilaç kullanımı ve komorbiditeler dışlandı. Hemogram, ProBNP, D-Dimer, kardiyak troponinler hastaneye başvurusunda; kapsamlı biyokimya, sensitif C reaktif protein, eritrosit sedimentasyon hızı, üre testleri başvurusunda veya ertesi sabah yapıldı. Tüm hastalara transtorasik ekokardiyografi yapıldı. Bir sene sonundaki kardiyovasküler ölümler tespit edildi.Bulgular: WBC, mutlak nötrofil sayısı bir yıl içinde ölen hastalar grrubunda anlamlı olarak yüksek (p= 0.001 ve p<0.001, sırasıyla) mutlak lenfosit ve mutlak eosinofil sayısı anlamlı olarak düşüktü (p= 0.021 ve p<0.001, sırasıyla). Monosit sayısı açısından 2 grup benzerdi. Bundan başka VKİ, ferritin, ürik asit, FT3, D-dimer, Pro-BNP, EF, albümin, sistolik disfonksiyon, mitral kapak rejürjitasyon, hipotansiyon, hiponatremi, akut böbrek yetersizliği ölen hastalara ve sağ kalan hastalar arasında anlamlı olarak farklıydı. 18 bağımsız değişkenle yapılan logistik regresyon analizi sonucunda düşük VKİ, düşük albümin, düşük EF, hiponatremi, düşük mutlak eosinofil sayısı, düşük FT3 toplu olarak kardiyovasküler nedenli ölümlerin % 81.8 inden sorumluydu. Mutlak eosinofil sayısı?20/mm3 olan hastaların ölüm oranı Eos sayısı>20/mm3 olan hastaların 4,8 katı idi (OR 4.8, % 95 CI: 2.12-10.86, p<0.001).Sonuç: Çalışmamızda akut dekompanse kalp yetersizliğinde prognozla ilişkili altı değer diğerlerine göre daha anlamlı saptandı: Düşük EF, düşük VKİ, hipoalbüminemi, serbest T3, hiponatremi, eosinopeni. Eosinopenin artmış sempato-adrenarjik aktivite artışına bağlı olduğu düşünüldü.Anahtar kelimeler: Kalp yetersizliği, mortalite, eosinofil

EozinofillerKalp yetmezliğiKardiyovasküler sistem+1
Pınar Soysal
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rutin laboratuar parametreleri, ilaç tedavileri ve cinsiyetin akut kalp yetmezliğinde görülen anemi ile ilişkisi

Amaç : Akut kalp yetersizliğindeki anemi ile rutin laboratuar parametreleri, ilaç tedavileri ve cinsiyet arasındaki ilişkiyi araştırmak.Gereç ve Yöntem : Akut kalp yetersizliği nedeniyle ardışık olarak hastanemize yatan 234 hasta(114 kadın,120 erkek) çalışmaya alındı.Anemi yapan comorbiditesi olanlar, kan transfüzyonu yapılanlar,anti-anemik tedavi alanlar dışlandı.Çalışma hastaları anemik ve non-anemik olarak iki guruba ayrıldı.Bu iki gurup demografik özellikler, hastaneye yatmadan önceki 3 ay boyunca kullanmakta olduğu ilaçlar, transtorasik ekokardiografi, hemogram, sCRP, eritrosit sedimantasyon hızı, proBNP,D-dimer ve rutin biyokimya analizleri açısından karşılaştırıldı. Ayrıca bu hastalar içerisinden rastgele seçilen 50 hastada ilave olarak hemosiderinuri, retikulosit sayımı ve direct coombs testi yapıldı. Anemik ve nonanemik gurup arasında anlamlı olarak farklı bulunan tum değişkenler, Binary Logistik Regresyon Analizi'ne(BLRA) tabii tutuldu.Bulgular : Çalışmamızda araştırdığımız parametrelerden 25 tanesi anemik ve nonanemik gurup arasında anlamlı olarak farklı bulundu.Bu parametrelerle yapılan BLRA sonucu 11 parametre birbirinden bağımsız ve anlamlı olarak AKY de görülen anemi ile ilişkili idi.Kadın cinsiyette 2.6 kat, kalsiyum kanal blokeri (KKB) kullananlarda 2.6 kat,Kronik renal yetmezliklilerde (KBY) 3.1 kat, daha düşük serum AST si olanlarda 3.6 kat, daha düşük düzeltilmiş serum kalsiyumu olanlarda 3.0 kat, daha düşük LDL kolesterolu olanlarda 2.6 kat, daha düşük ortalama corpuscular volume (MCV)'lilerde 2.5 kat,daha düşük ortalama corpuscular hemoglobine konsantrasyon (MCHC)lularda 2.5 kat, serum magnezyum düzeyi daha yüksek saptananlarda 2.6,daha yüksek pro BNP'lilerde 3.5 kat daha fazla anemi olduğu görüldü. Digoxin kullananlarda ise 4.2 kat daha az anemi görüldüğü saptandı.Hemosiderinüri 13 hastada pozitif olup, anlamlı olmayarak anemik grupta sıktı.Retikulosit indeksi anemik gurupta anlamlı olmayarak daha düşüktü.Direkt coombs testi hemoliz bulguları olmayan 3 hastamızda pozitif bulundu.Sonuç : Anemik akut kalp yetmezliği hasta gurubunda non anemik guruba göre kadın cinsiyet, KBY varlığı, KKB kullanımı anlamlı olarak daha sıktı.Yine anemik gurupta düzeltilmiş serum kalsiyumu, serum AST'si, LDL kolesterol, MCV, MCHC anlamlı olarak daha düşük, serum magnesiumu, proBNP anlamlı olarak daha yuksekti.Digoxin kullanımı ise anemik olmayan gurupta anemik guruba göre anlamlı olarak daha sıktı.Anahtar kelimler : Kalp yetmezliği, anemi

AnemiCinsel kimlikKalp yetmezliği+1
Diğdem Dikerdem
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Ibn Alnafees hastanesi acil durum bölümüne katılan hastalarda kalp yetmezliği olan hastalarda B tipi doğal peptit düzeyleri

This study was conducted on 130 subjects to investigate some of the biochemical changes that happens during heart failure condition. Eighty subjects of the 130 were diagnosed with heart failure while the rest 50 were healthy to control the study. B-Type Natriuretic Peptide (BNP), troponin T, creatinine, fasting blood sugar (FBS), lactate dehydrogenase (LDH) activity, triglycerides, total cholesterol, high-density lipoprotein (HDL), low-density lipoprotein (LDL), and very low-density lipoprotein (VLDL) were analyzed for each subject. The results have shown significant increase in the levels of BNP, troponin T, and creatinine in heart failure patients compared to control. Moreover, the activity of LDH was increased significantly in heart failure patients compared to control. FBS on the other hand did not change significantly between patients and control. The lipid profile parameters were changed significantly in heart failure compared to control. In conclusion, heart failure has shown strong effect on the renal function, and BNP has played significant role in the pathophysiology of heart failure.

EmergenciesKidney function testsHeart failure+1
Abdulrahman Amjed A. Abdulrahman
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Heart disease prediction using machine learning

Heart disease is currently the leading cause of death worldwide and has become one of the most challenging diseases to diagnose. Consequently, the use of machine learning techniques for rapid disease diagnosis is recommended, which saves time for both doctors and patients. I conducted a comparative study on heart disease prediction using machine learning algorithms such as Logistic Regression, Random Forest, Decision Tree, SVM (Support Vector Machine), Naive Bayes (NB), and KNN (k-nearest neighbors). The accuracy rates obtained were 98%, 78%, 98%, 60%, 66%, and 63% for Random Forest, Logistic Regression, Decision Tree, KNN, NB, and SVM, respectively. This study explored more than just one approach to heart disease prediction. Additionally, I investigated ensemble learning techniques such as bagging, stacking, and boosting on a publicly available dataset of patients with heart disease. I found that combining these techniques significantly increased the accuracy of the predictions: 98% for stacking, 99% for bagging, and 97% for boosting. This demonstrates how integrating various techniques can enhance the precision of heart disease predictions.

Deep learningHeart failureMachine learning
Mohamed Alı Youssouf Mohamed Alı Youssouf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Factors affecting the quality of life of patients with HEART failure in irak

Background: Heart failure, whose frequency is increasing every other day and which can sometimes be diagnosed incorrectly, is a general and serious condition of health that can lead to a serious influence on the quality of life and life expectancy of patients. Because of changing population dynamics, the prevalence of hypertension and coronary heart disease will increase modestly assuming constant incidence rates specific to age, race and gender. The incidence of diabetes and obesity is expected to rise by age, ethnicity and gender, resulting in a higher prevalence of these risk factors and possibly a higher prevalence of heart failure than that caused by alteration population dynamics. Heart failure will remain a growing health problem. Objective: The aim of the study is to evalyuate the levels of factors affecting the quality of life of patients with heart failure. Methods: In the study, adescriptive cross-sectional design was used. A total of 150 adults with heart failure were randomly selected among patients in the Al-Hakeim, Al-Sadir, and Al-Furat hospitals, which provides health care for patients with heart failure, in Nejef Governorate (n = 246) according to the hospitals' monthly target for intensive care units. The study relied on the study of Krejcie and Morgan to determine the sample size based on an equation. This procedure included selecting (150) patients from the Al-Hakeim, Al-Sadir, and Al-Furat hospitals, where the total number of patients was 246. Al-Sadir hospital included 199 patients, Al-Hakeim hospital had 35 patients, and Al-Furat hospital had 12 patients. The proportional stratified sampling procedure was employed for calculating the number of patients for each hospital. So, the number of patients selected from each hospital was found as follows: 122 from Al-Sadr Hospital, 21 from Al Hakim Hospital, and 7 from Al Furat Hospital. Participants answered a three-part questionnaire. These parts included demographic characteristics, medical characteristics, and quality of life domains from the World Health Organization Quality of Life Scale. A five-point likert-type scale was used to evaluate the items. Data were collected from January 1, 2022 to March 1, 2022 through interviews and were analyzed by applying descriptive statistical analysis that included percentages, numbers, standard deviation values, mean scores, and p-value. Results: It was found that the majority of the patients with heart failure were aged 65 and above, the disorder was more prevalent among females, the majority of the patients had not received higher education, most patients were housewives and unemployed, and that the majority of patients with heart failure were urban residents. According to the findings, most patients with heart failure had a considerable limitation in physical activity, the majority of them had high blood pressure and diabetes, and most of them were smokers. The study indicated that the majority of patients controlled their weight, a high percentage of patients had been readmitted to hospital due to heart failure, and that most of the patients could not do their personal hygiene. The majority of patients had a higher level of social support than the rest of the psychological, environmental, and physical domains. The information obtained about the disease was acceptable, but the safety precautions against the disease were poor. Statistically significant differences were found between quality of life and occupation, monthly income, and stage of heart failure and hospital readmission. Conclusions: We concluded that the quality of life had a substantial effect on patients with heart failure, as the quality of life of the majority of patients in Najaf governorate was poor.

NursingIraqHeart diseases+2
Saja Kareem Hasan Khaleel
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfekte diyabetik ayak yarası olan hastalarda sitokin üretimi, akut dekompanse kalp yetersizliği ile ilişkisi ve prognoza etkisi

Konjestif kalp yetmezliği gelişiminde sitokinlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmada infekte diyabetik ayak yarası ile beraber gelişen akut dekompanse kalp yetmezliğinde sitokinlerin rolü ve prognoza etkisi araştırıldıÇalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine infekte diyabetik ayak yarası ve akut dekompanse kalp yetmezliği ile başvuran 26 hasta (ortalama yaş 61,88±6,8, 17 erkek, 9 kadın) alındı. Çalışmaya alınan hastalara ekokardiyografik ölçümleri (EKO), serum tümör nekroz faktör alfa (TNF-?), interlökin 1ß (IL-1ß), interlökin 2 (IL-2), interlökin 6 (IL-6) ve interlökin 10 (IL-10) ölçümleri yapıldı ve diyabetik ayak yarası medikal ya da cerrahi ile tedavi edilip kalp yetmezliği düzeldikten sonra ölçümler tekrarlandı. Kontrol grubu infekte diyabetik ayak yarası olmayan kontrol altındaki diyabetik hastalardan oluşturuldu.Hastalarda serum TNF-?, IL-1ß, IL-2, IL-6 ve IL-10 değerleri yüksek bulundu. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF) değerleri ile serum TNF-? (p<0,05), IL-1ß (p<0,05) ve IL-6 (p<0,01) düzeyleri arasında anlamlı zıt ilişki saptandı. Yaşayan hastalarda tedavi sonrası sol ventrikül EF değerlerindeki yükselme ve serum IL-6 düzeylerindeki düşüş arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). TNF-? ve IL-6 değerleri kaybedilen hastalarda yaşayan hastalara göre daha yüksek bulundu (p<0,05 ve p<0,05).Bu çalışmanın sonucunda kalp yetmezliği dekompansasyonunda TNF-?, IL-1ß ve en önemli olarak IL-6'nın rol oynayabileceği saptandı. TNF-? ve IL-6'nın hem kalp yetmezliği akut dekompansasyon, hem de mortalite göstergeci olabileceği saptandı. Kalp yetmezliği akut dekompansasyonunda IL-6'yı hedef alan tedavi stratejilerinin denenebileceği düşünüldü.Anahtar sözcükler: akut dekompanse kalp yetmezliği, infekte diyabetik ayak yarası, sitokinler

AyakDiabetes mellitusKalp yetmezliği+3
Habbaş Fırıncıoğulları
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri evre kalp yetersizliği hastalarında arteriyel sertliğin prognozu ön görmedeki değeri

Amaç: Arteriyel sertliğin artması mortalitenin bir göstergesidir. Ayrıca böbrek hastalığı, inme, demans, kalp yetersizliği ve miyokart enfarktüsü gibi damarsal hastalıklar için de belirleyici öneme sahiptir. Ancak ileri evre kalp yetersizliği olan hastalarda arteryel sertliğin prognostik önemi net değildir. Çalısmamızda ileri evre kalp yetersizliği hastalarında arteryel setliğin bir yıllık takipte mortalite ile iliskisi arastırıldı.Gereç ve Yöntem: Çalısmaya kalp yetersizliği tanısı ile izlenen ve NYHA sınıf III-IV evresinde 87 hasta (71 erkek, 16 kadın ve yas ortalaması 59,4±11,6 yıl) alındı. Tüm olguların öyküleri alındı, fizik bakısı ve ekokardiyografik incelemeleri yapıldı. Arteryel sertlik göstergesi olarak Aix (augmentasyon indeksi) ve PWVao (nabız dalga yayılım hızı) parametreleri kullanıldı. Hastaların Aix ve PWVao değerleri çalısmaya kabu vizitinde arteriyograf ile ölçüldü. Hastalar 374±47 gün kardiyovasküler mortalite açısından izlendi.Bulgular: ?zlem sırasında 34 (% 39,1) hastada mortalite gözlendi. Aix ve PWVao'nun ikisinin de ölen hastalarda sağ kalan hastalara göre mortaliteyi öngörmede diğer prognostik değiskenlerinden bağımsız ve güçlü belirleyici olduğu bulundu (p<0,001, p<0,001). Aix için -14,33 kesim değeri olarak alındığında % 91,2 duyarlılık ve % 80,3 özgüllük ile, PWVao için kesim değeri 11,06 olarak alındığında % 82,4 duyarlılık ve %65,4 özgüllük ile mortaliteyi öngördüğü saptandı. Mortaliteyi belirleyen diğer bağımsız belirleyicilerin ise sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (p=0,08, OR:0,859) ve BUN düzeyi (p=0,01, OR:0,833) olduğu belirlendi.Sonuç: Arteryel sertlik, ileri evre kalp yetersizliği olan hastalarda mortalitenin belirlenmesinde basvurulabilecek kolay, ucuz ve güvenilir bir yöntemdir.Anahtar Kelimeler: Kalp yetersizliği, arteryel sertlik, mortalite

ArterlerArteryel oklüzif hastalıklarAteroskleroz+4
Şerafettin Demir
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül destek cihazı uygulanan hastalarda postoperatif sağ ventrikül yetmezliği

Amaç: LVAD implantasyonu yaptığımız 26 hastamızda gözlenen sağ ventrikül disfonksiyonu gelişen olgularımızı sunmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: 2010 - 2013 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz 26 LVAD olgusunda 6 hastada RV disfonksiyonu gözlendi ve bu hastalardan bir tanesi uygun medikasyon ile düzeldi. RV fonksiyonları preoperatif detaylı olarak tüm hastalarda değerlendirildi. Bu bağlamda PAB (pulmoner arter basıncı) , EF (ejeksiyon fraksiyonu), sağ ventrikül çapları ve duvar kalınlığı, sağ atrium hacim&çapları, TAPSE (tricuspid annular plane systolic excursion), TEİ index (RV miyokardial performans indeksi), Sta (tricuspid annular longiditunal velocity) analiz edildi. LVAD yapılan tüm hastalarda Right EF >%30, PAB<40 mmHg, TAPSe>15mm, Sta>13 cm/sc, TEİ index >0.25 'idi. Bulgular: Ortalama yaş 52 (43-57 years) olarak gözlendi. LVAD yapılan olgulardan 5 tanesi mortal seyrederken bir hastada düzelme gözlendi. Postoperatif erken dönemde RV disfonksiyonu gelişen ilk olgumuzda kardiyotonik, NO ve sonrasında levitronix desteğine rağmen mortal progresyon engellenemedi. İkinci vakamız postoperatif 5.ayında RV disfonksiyonuna bağlı kaybedildi. Üçüncü hastamız drive-line enfeksiyonu nedeniyle uygun antibiotik rejimiyle patojen eradikasyonu sağlanmasına rağmen büyük olasılıkla sistemik enfeksiyona sekonder gelişen RV disfonksiyonu nedeniyle mortalite gözlendi. Dördüncü olgumuzda ise kan transfüzyonu sonrası akut akciğer hasarına bağlı RV yetmezliği ve sonrasında mortalite izlendi. Beşinci hastamızda inotrop ve levoksimendanla düzelme sağlandı. Taburculuk planlanan hasta akut hemorajik SVO nedeniyle kaybedildi. Altıncı hasta akut akciğer ödemi ve enfeksiyon nedeninden antibiotik, inotropik destekle tam düzelme sağlandı. Sonuç: Sol ventriküler asist device (LVAD) planlanan hastalarda sağ ventrikül disfonksiyonu cesaret verici tüm preoperatif prediktörlere rağmen halen ciddi bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıntılı preoperatif değerlendirmelere rağmen sağ ventrikül yetmezliği ile küçümsenemeyecek derecede karşılaşılması nedeniyle postoperatif dönemde sağ ventrikül disfonksiyonuyla başa çıkılması hususunda hazır ve uyanık olunmalıdır.

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp destek cihazlarıKalp yetmezliği+5
Eren Oral Kalbisağde
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kemik iliği transplantasyonu yapılan hastalarda kardiyak ve enfeksiyöz parametrelerin değerlendirilmesi

Hematopoietik kök hücre transplantasyonu (HKHT) progenitör kök hücrelerin hastaya verilmesi işlemidir. Malign ya da non malign birçok hastalığın tedavisinde yeri bulunmaktadır. HKHT planlanan hastalara öncesinde mobilizasyon rejimleri uygulanır. Bu rejimler myeloablatif, non-myeloablatif ve azaltılmış doz rejimler olmak üzere üçe ayrılır. HKHT sonrası birçok komplikasyon gelişebilmektedir. Kardiyak komplikasyonlar akut, subakut, kronik dönemlerde en önemli komplikasyondur. Kalp yetmezliği (KY) bu önemli komplikasyonlardandır. Mobilizasyon rejimleri ve öncesinde kullanılan sitoredüktif tedaviler artan kümülatif dozlarda ciddi kardiyovasküler yan etkilere sebep olabilmektedir. Antrasiklin grubu kemoterapötik ilaçların kardiyak komplikasyonları şiddetlidir. Çalışmamızda 428 HKHT yapılan hasta allojenik HKHT ve otolog HKHT gruplarında incelendi. Pre transplant EF değerleri her 2 grupta medyan % 60 idi. Post transplant EF değerleri %10 üzerinde artış gösteren allojenik HKHT kolunda 2 (%4,4) ve otolog HKHT kolunda 2 (%3,3) hasta mevcuttu. Pulmoner arter basıncı (PAB) artışı da HKHT sonrası gelişebilen diğer önemli bir durumdur. Çalışmamızda ekokardiyografi ile PAB>25 mmHg ölçülen hastalarda bu durumun sağkalıma etkisi incelendi, HKHT yapılan hastalarda 5 yıllık sağkalımın azalması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi (p<0,05).

AntrasiklinHematopoetik kök hücre transplantasyonuHematopoetik kök hücreler+7
Ali Caner Özdöver
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uykuda solunum durması olan kalp yetmezlikli hastalarda pozitif basınçlı ventilasyon tedavisinin apelin ve iskemi modifiye albumin düzeylerine etkisi

Uykuda solunum durması kardiyovasküler morbidite ve mortalite sebebi olup kalp yetmezliği ile birlikteliği sıktır. Bu nedenle kalp yetmezlikli hastalarda uykuda solunum bozukluğu birlikteliğini akla getirmek ve tedavisini vermek önemlidir. Apelinin kardiyovasküler etkileri başta olmak üzere, gıda alımının düzenlenmesi, sıvı metabolizması, deneysel ağrı modelleri, kemik metabolizması ve insan adipositlerinde oluşan oksidatif stresin önlenmesinde yer aldığı görülmüştür. İskemi modifiye albümin (İMA) ise iskemi, hipoksi durumunda artış gösteren, özellikle akut myokard enfarktüsünde biyomarker olarak yeri olan bir belirteçtir. Bu çalışmadaki amacımız kalp yetmezlikli hastalarımızda morbidite ve mortalite üzerine olumsuz etkileri olan uykuda solunum bozukluğu tespit etmek ve pozitif basınçlı ventilasyon (PAP) tedavisinin apelin 13 ve İMA üzerindeki akut ve kronik etkilerini değerlendirmektir. Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs hastalıkları Anabilim Dalı Uyku Laboratuarında, Nisan 2016-Mayıs 2017 tarihleri arasında prospektif olarak yapıldı. Çalışmaya 18 yaş ve üzeri, aydınlatılmış onam formunu imzalayan, ekokardiyografik olarak ejeksiyon fraksiyonu (EF) ≤%50 tespit edilen ve PAP tedavisine uygun olan 50 olgu dahil edildi. Hastaların anamnezleri alınıp, fizik muayeneleri yapılıp polisomnografi (PSG) planlandı. Apelin 13 ve İMA düzeyleri için venöz kanları alındı. Hastaların %96'sında uykuda solunum bozukluğu tespit edildi. Bu hastalar Bilevel Positive Airway Pressure (BPAP) titrasyonuna yatırıldı. Bunlardan 21'i BPAP'ı tolere etti. 21 hastadan BPAP titrasyonunun sabahında tekrar venöz kan alınarak apelin 13 ve İMA bakıldı. Apelin 13 düzeyi bazal değeri 8.635±6.344 pg/ml iken BPAP 1. günde 16.353±11.999 pg/ml olarak bulundu (p=0.022). İMA düzeyi bazali 4.511±2.026 IU/ml iken BPAP 1.günde 3.977±1.985'e düşüş görüldü (p=0.302). 21 hastanın eve BPAP cihazı reçete edildi. Bu hastalardan BPAP kullanımı olan 11 hastaya 3 ay sonra ulaşılarak kontrol kan alındı. Bu hastalarda bakılan apelin 13 değerleri 6.021±3.529 pg/ml iken 3. ay sonunda 8.458±3.510 pg/ml olarak tespit edildi (p=0.117). İMA düzeylerinde bazale göre BPAP 3.ayda görülen azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0.445). Sonuç olarak kalp yetmezlikli ve uykuda solunum durması tespit edilen hastalarda PAP tedavisi ile İMA düzeyinde anlamlı değişiklik görülmediği fakat kardiyoprotektif özelliği olduğu düşünülen apelin 13'ün PAP tedavisi ile sadece akut dönemde artış gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Obstrüktif uyku apne sendromu, santral uyku apne sendromu, apelin, kalp yetmezliği, IMA

AlbüminlerApelinKalp yetmezliği+6
Berna Taşkın Doğan
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp yetmezliği hastalığının şiddeti ile tırnak yatağın kapiller dolaşımının videokapilleroskopik bulguları arasındaki ilişkinin değerlendirimi

Kalp yetmezliği, tüm dünyada görülme sıklığı giderek artan, yüksek mortalite ve morbidite oranlarına sahiptir. Kalp yetmezliği, hastaları, ailelerini ve toplumu etkileyen bir hastalıktır. Videokapilleroskopi, basit, hasta tarafından kolayca tolore edilebilen, tekrar edilebilen noninvaziv inceleme yöntemidir. Bu çalışmada, videokapilleroskopi (Nailfold videocapillaroscopy, NVC) ile kapiller dolaşımı değerlendirerek sistemik endotel hasarı varlığı ile kalp yetmezliği şiddeti arasındaki ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kardiyoloji Kliniği'ne ayakta başvuran ve ekokardiyografi (eko) ile kalp yetmezliği tanısı konulan ardışık 110 hasta ile çalışılmıştır. Eko ile hastalar seçilirken kalp yetmezliği esc 2016 kılavuzuna göre seçilmiştir. Hastalara tırnak yatağının videokapilleroskopik incelemesi yapılmıştır. Çalışmada hastaların videokapilleroskopik incelemeleri kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, dev kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı, avasküler alan varlığı, extravazasyon varlığı ve neogenezis varlığına göre değerlendirilmiştir. Çalışmada 110 hasta için NVC'de kapiller dansitede azalma, dilate kapiller varlığı, mikrohemoraji varlığı, dallanma varlığı, disorganizasyon varlığı, tortiyozite varlığı ve avasküler alan varlığı arasında anlamlı bir ilişki izlenmedi.

EkokardiyografiEndotelinlerHastalık şiddeti+7
Mahmut Arslan
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Biventriküler pace maker implante edilen hastalarda dissenkroni ile miyokardiyal fibrozis belirteçleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

ÖZET Biventriküler Pace maker İmplante Edilen Hastalarda Dissenkroni İle Miyokardiyal Fibrozis Belirteçleri Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi Amaç: Kalp yetersizliğinde bazı hastalarda görülen dissenkroni sol ventrikülde ciddi myokardiyal yüklenmeye ve yeniden şekillenmeye neden olmaktadır. Bu etkiler sebebiyle oluşan miyokardiyal fibrozisin kalp yetersizliğinin progresyonundan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Kardiyak resenkronizasyon tedavisi (KRT) ile sol ventriküler dissenkroninin düzeltilmesi hedeflenmektedir. Bunun sonucunda miyokardiyal yüklenme ve yeniden şekillenmenin düzeltilmesinin miyokardiyal fibrozis gelişimini engelleyebileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, KRT uygulanan kalp yetersizliği hastalarında miyokardiyal fibrozis belirteçlerini ve bu belirteçlerle dissenkroni arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya optimal tıbbı tedaviye rağmen fonksiyonel kapasitesi New York Heart Association (NYHA) sınıf II-IV olan, ejeksiyon fraksiyonu (EF) ≤ % 45 ve QRS süresi ≥120 msn olan 51 hasta (27 erkek, 24 kadın, ortalama yaşları (63,3±10,5)) dahil edildi. Hastaların KRT öncesi ve 6 ay sonrası elektrokardiyografi (EKG), 6 dakika yürüme testi, M-mod, B-mod ve renkli Doppler teknikleriyle ekokardiyografik incelemeleri yapıldı. Ayrıca serum örneklerinde miyokardiyal fibrozis beliteçleri olarak Tip I Kollajen C-Terminal Propeptit (PICP) ve Tip I Kollajen C-Terminal Telopeptit (ICTP) düzeyi ile PICP/ICTP oranı bakıldı. Miyokardiyal fibrozis belirteçleri ile EKG'deki QRS süresi ve ekokardiyografideki dissenkroni parametreleri arasındaki ilişki değerlendirildi. Bulgular: KRT sonrası 6. ayda dissenkroni göstergelerinden QRS süresinin kısaldığı (p=0.0001) ve 6 dakika yürüme mesafesinin arttığı (p=0.0001) gözlendi. Kollajen döngüsünün sentez ürünü olan PICP düzeyi KRT öncesi 560,2±300,4 µg/L iken KRT sonrası 6. ayda 476,9±285,8 µg/L ölçüldü (p=0,004). Kollajen döngüsünün yıkım ürünü olan ICTP düzeyi ise KRT öncesi 15,0±11,5 µg/L iken KRT sonrası 6. ayda 16,6±9,0 µg/L ölçüldü (p=0,173). PICP/ICTP oranı KRT öncesi 79,7±10 iken KRT sonrası 6. ayda 37,1±32,8 olarak bulundu (p=0,0001). Ayrıca KRT sonrası ekokardiyografideki dissenkroni parametrelerinin (septum-posteriyor duvar hareket gecikmesi (SPDHG), interventriküler mekanik gecikme (IVMG) ve aortik preejeksiyon süresi) anlamlı olarak düzeldiği gözlendi. Bununla birlikte mitral yetersizliği (MY), sol ventrikül diyastol sonu çapı (SVDSÇ) ve sol ventrikül sistol sonu çapında (SVSSÇ) azalma, EF' de ise anlamlı artma olduğu saptandı. PICP düzeyi ve PICP/ICTP oranı ile EF arasında negatif yönlü bir ilişki saptanırken (p=0.008, r= -0.37) PICP düzeyi ile intraventriküler dissenkroni parametrelerinden biri olan SPDHG arasında ise pozitif yönlü bir ilişki tespit edildi (p =0,039, r= 0.29). Ancak ICTP ve PICP/ICTP oranı ile diğer dissenkroni parametreleri arasında herhangi bir ilişki saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızın sonuçları KRT'nin sol ventriküldeki dissenkroniyi azalttığını, buna paralel olarak ta miyokardiyal fibrozis belirteçlerinde olumlu değişikliklere yol açtığını göstermektedir. Sol ventrikül üzerindeki mekanik stresin azalması ve buna bağlı yeniden şekillenmenin geri döndürülmesi kardiyak fibrozisi engellemedeki önemli mekanizmalardan biri olabilir. Anahtar kelimeler: Kardiyak resenkronizasyon tedavisi, dissenkroni, miyokardiyal fibrozis

Kalp hastalıklarıKalp pili-yapayKalp yetmezliği+2
Vildan Cevher
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Faktör analizi yaklaşımının medikal verilerde kullanımı: Kardiyoloji alanına bir uygulama

Faktör Analizi Yaklaşımının Medikal Verilerde Kullanımı: Kardiyoloji Alanına Bir Uygulama Faktör analizi aralarında yüksek ilişkinin olduğu düşünülen çok sayıda değişkenin anlaşılmasını ve yorumlanmasını kolaylaştırmak için veriyi daha az sayıda boyuta indirgemek amacıyla kullanılan çok değişkenli bir analiz yöntemidir. Faktör analizi yöntemi günümüz araştırmacıları tarafından özellikle sosyal bilimlerde ölçek geliştirme, bir duruma neden olan özelliklerin gruplanmasında ve incelenmesinde tercih edilir. Sağlık alanında yapılan çalışmalarda ise genellikle amaç bir sonuç ile birçok neden arasındaki ilişkiyi göstermektir. Bu nedenle bu çoklu ilişkinin boyut indirgeme yöntemleri kullanılarak daha kolay anlaşılır hale getirilmesi mümkün olabilmektedir. Bu tez çalışmasında, faktör analizi yaklaşımın sağlık alanından elde edilen medikal verilerde alternatif kullanım alanlarının gösterilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, kardiyoloji alanından elde edilen kalp yetmezliği tanılı hastalarda hastane ölümünü belirlemede kullanılan belirteçler incelenmiştir. Faktör analizi ile oluşturulan faktörler kullanılarak bu belirteçlerin mortaliteyi (ölümü) belirleme becerilerinin artırılabileceği gösterilmiştir. Tezde kullanılan veri, Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Seyhan Uygulama Merkezi kardiyoloji servislerine 2014-2016 yılları arasında kalp yetmezliği tanısıyla yatırılmış ve yatış sırasında exitus olan 196 hasta ile 567 tedavi hastası verilerinden oluşmaktadır. Bu hastaların, hastane ölümleri üzerinde etkisi olan 35 belirteç değeri kaydedilmiştir. Bu belirteçler kullanılarak yapılan faktör analizi ile elde edilen yeni faktörlerin ölümü belirlemedeki başarıları ölçülmüştür. Oluşturulan bazı faktör yapılarının mortaliteyi belirleme başarısının, belirteçlerin bireysel başarısından daha yüksek olduğu bulunmuştur. Farklı faktör analizlerinde aynı faktörde genellikle bir araya gelen LDH ve AST değişkenlerinin, QRS süresi, QT-interval değeri ve EF değerlerinin sınıflama başarıları oluşturulan faktörlerde daha yüksek olmasından dolayı bu belirteçlerin bireysel kullanımı yerine faktör oluşturarak kullanımının daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır. Bu tezde, yüksek iç ilişkili medikal verilerde faktör analizi yönteminin alternatif bir kullanım alanı incelenmiştir. Bu kullanım şekliyle oluşturulan faktörler kullanılarak belirteçlerin sınıflama başarılarının arttırabileceği gösterilmiştir. Bu tez ile bu yöntemin, sağlık alanından elde edilen özellikle yüksek iç ilişkili değişkenleri içeren verilerde, ileri analiz teknikleri kullanılmadan önce iç ilişkinin etkisinin kısmen azaltılması için kullanılabileceği ve bu yöntemle analiz sonucunda elde edilen bilgi miktarının arttırılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: Faktör analizi, kalp yetmezliği, mortalite, ROC eğrisi altında kalan alan değeri

BiyoistatistikFaktör analiziKalp yetmezliği+5
Bilge Karaaslan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2018
00

Related subjects