Cyprus
411 theses under this subject heading
Arkeolojik buluntular çerçevesinde Arkaik Dönem'de Güneydoğu Ege-Kıbrıs ilişkileri
MÖ 8.yüzyılın 2.yarısından itibaren Güneydoğu Ege'de kutsal alanlarda Kıbrıs kökenli figürinlerin görülmeye başlanması, MÖ 7.yüzyılın ortalarından itibaren batıklarda Kıbrıs amphora ve mortarlarının, Ege'nin başka bölgelerine ait (Miletos, Korinth) amphoralarla birlikte bulunması, Doğu Akdeniz'de uzak bölgeler arası ilişkilerde Kıbrıs ile Güneydoğu Ege topluluklarının işbirliği içinde olduklarının kanıtıdır. Güneydoğu Ege ile Kıbrıs arasındaki ilişkiler ağının anlaşılmasında öncelikle Kıbrıs kökenli malzeme grupları (terracottalar, kireçtaşı heykelcikler, seramik, amphora, mortar) ve bu malzeme gruplarının Güneydoğu Ege'deki dağılımı incelenmiştir. Bulunan Kıbrıs kökenli malzemelerin hangi dönemlerde görüldüğü ve kaçar adet örnekle temsil edilmiş olduğuna dair sayısal veriler elde edilmiştir. Bu farklı malzeme gruplarının kronolojik olarak örtüştüğü ve ayrıştığı dönemler bir bütünlük içinde ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada değerlendirilen kronolojik süreklilikte Kıbrıs kökenli malzeme gruplarının dönem içerisindeki değişimi, artması ve azalmasının arkasında yatan sebepler, iki bölgenin siyasi-politik örgütlenmesi çerçevesinde araştırılmıştır. Çalışma kapsamında; Arkaik Dönem'in tamamını kapsayan süreçte gerçekleşmiş olan politik, kültürel, sosyo-ekonomik ve ticari ilişkiler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Arkaik Dönem, Güneydoğu Ege, Kıbrıs, Kutsal Alan, Batıklar
15 Haziran 1608 (1 Rebîü'l-evvel 1017) - 4 Şubat 1609 (28 Şevval 1017) tarihli Kıbrıs eyaleti Bütçe Defterinin değerlendirilmesi
Kıbrıs Eyaletinin 15 Haziran 1608 (1 Rebîü'l-evvel 1017) - 4 Şubat 1609 (28 Şevval 1017) tarihli 7 ay 28 günlük bu bütçesini ortaya koyan bu defter, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver Defterler arasında yer almaktadır. MAD.d Kodlu ve 04399 sıra numaralı 48 sayfadan oluşan bu defter dönemin Kıbrıs Beylerbeyi Cafer Paşa ve Defterdarı Mustafa Efendi'nin sorumluluğunda hazırlanmıştır. Yüksek Lisans Tezi olarak çalıştığım söz konusu defterden elde edilen bilgilere dayanarak adanın bu tarihteki gelir-giderleri, mültezimler, eminler, ülkenin sahip olduğu kaynaklar ve ekonomik durum hakkında ayrıntılı bilgiler verip, Kıbrıs ekonomi ve maliye tarihine katkıda bulunmak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Maliyesi, Kıbrıs, Ruznamçe Defteri
64 numaralı Kıbrıs Tahrir (1572) defterine göre Mesarya nahiyesi (Transkripsiyon ve değerlendirme)
Doğu Akdeniz'de önemli bir yere sahip olan ve Osmanlı'nın fethinden sonra da bu önemini koruyan Kıbrıs'ta, Osmanlı hâkimiyetinin sağlanması, adanın şenlendirilmesi ve ekonomik yönden geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Osmanlılar bir yörede, ilk fethin hemen ardından çeşitli vesileler ile tahrir yaparlardı. Osmanlı belgelerinde tahririn amacı, bölgedeki reayanın oturduğu yerler ve işlerinin özelliklerini, mallarının ve ürünlerinin kaynaklarını hükümdarın yani devletin bilmesi olarak belirtilir. Osmanlılar fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir gerçekleştirdiler. İlgili tahrir sonrasında oluşturulan defter, bugün Kuyud-ı Kadime (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü) Arşivi'nde saklanan 64 Numaralı Kıbrıs Tahrir Defteri'dir. Çalışmamızda adı geçen bu defter transkibe edilmiştir ve söz konusu defterdeki verilere dayanarak Mesarya nahiyesinin sosyal ve ekonomik hayatı anlatılmaya çalışılmıştır.
16 temmuz 1611- 8 ağustos 1612 yılı Kıbrıs adası Ruznâmçe defterinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada dört belge ele alınıp 16 Temmuz 1611 (5 Cemaziyelevvel 1020) ile 8 Ağustos 1612 (10 Cemaziyelahir 1021) tarih aralığında Kıbrıs Adası'nın 10 ay 20 günlük bütçesi ruznâmçe defterleri üzerinden incelenilecektir. Ele alınan ruznâmçe defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivinde, Maliyeden Müdevver Defterler arasında MAD.d defter kodu, 00441 sıra numarası ile bulunmakta olup defterin toplam sayfa sayısı 38'dir. Söz konusu belge incelenilerek Kıbrıs Adası gelir ve gider kaynakları ayrıntılı şekilde ele alınıp daha önce çalışılmış olan Kıbrıs Adası Bütçeleriyle karşılaştırılarak adanın ekonomik durumu değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Bütçe, Ruznamçe
Osmanlı yönetiminde Kıbrıs'ta üç köyün (Alayköy [Yerolakko], Türkeli [Ayvasıl] ve Kırklar [Timbu]) sosyo-ekonomik değişim ve dönüşüm tarihi (1570-1878).
Doğu Akdeniz'de jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip olan Kıbrıs Adası, Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının kesiştiği su yolları üzerinde olması bakımından, coğrafi açıdan çok önemli bir noktadır. Ada, yerleşime açıldığı Neolitik dönemden beri birçok devletin uğrak yeri olmuş ve siyasi çekişmelerin odak noktası olma özelliğini daima korumuştur. Özellikle bakır madeni ile meşhur olan ada, ilk çağlardan itibaren civar memleketlerle ticari ve kültürel ilişkiler içerisinde olmuştur. Mısır, Anadolu ve Ortado-ğu'da hakimiyet süren çeşitli uygarlıkların ticari, siyasi ve psikolojik üstünlük sağlaya-bilmeleri açısından kilit bir konumdadır. Coğrafi konumunun yanı sıra önemli yeraltı zenginlikleri ile doğal tabiatı gereği, çevresindeki devletlerin iştahını daima kabartmıştır. Tüm bu sebeplerden dolayı ada, Osmanlı Devleti'nin fetih siyaseti içerisinde önemli bir yer tutmuştur. Osmanlı Devleti fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir işlemi yapmıştır. Yapılan tahririn amacı, vergi ve insan kaynağının belirlenmesi, bölge-deki reayanın sahip olduğu emlak ve arazi kaynaklarının devletçe tespit edilmesidir. Bu çalışmada, H. 980 (1572) tarihli Kıbrıs tahrir defteri ile H. 1248 (1833) tarihli Lefkoşa Temettüat, 1643 Cizye Muhasebe, 1831 Kıbrıs Nüfus ile 1852-1853 Cizye Muhasebe defterinde kayıtlı, Yerolakko, Ayvasıl ve Timbu köylerinin 1570 ile 1878 yılları arasın-daki sosyo-ekonomik açıdan gelişim süreçleri ele alınmıştır. Anahtar Kavramlar: Kıbrıs Adası, Yerolakko, Ayvasıl, Timbu, Tahrir, Sosyo-Ekonomik.
Kıbrıs Bozkurt gazetesinde Türk edebiyatı ve edebiyatçıları (1951-1954)
Kıbrıs, tarih boyunca bulunduğu jeopolitik konum dolayısıyla birçok halkın ve devletin ilgisini çekmiştir. Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirilmiştir. 307 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetilen Kıbrıs'ın idaresi, 1878 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında yapılan gizli bir antlaşmayla İngiltere'ye verilmiştir. Kıbrıs'ın idaresi 1878 yılında İngiltere'ye verilse de Kıbrıs hukuken Osmanlı toprağı sayılmaktadır. Buna rağmen adadaki Rum nüfus arttıkça Kıbrıslı Türkler adada azınlıkta kalmıştır. Rumlar özellikle Helenizm, Megali İdea ve Enosis gibi politikaların hedeflerine ulaşmasını hızlandırmak amacıyla basın çalışmalarına Türklerden önce başlamıştır. Rum aydınlarının amaçlarını gerçekleştirmek adına girdiği çabanın farkında olan Kıbrıslı Türk aydınlar da gazete çıkarma girişiminde bulunmuştur. Kıbrıs Türk toplumunun varlığını ve etkisini uluslararası alanda duyurmak, haklarını ve çıkarlarını savunmak, adanın Yunanistan tarafından ilhak edilmesine karşı çıkmak Kıbrıs Türk basınındaki gazetelerin genel amaçları olarak sayılabilir. Gazeteler bu amaçları gerçekleştirmeye çalışırken Osmanlı Hükümeti ile ilişkileri zaman zaman bozulsa da Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkileri iyi olmuş, gazeteler Türkiye'ye hep bir bağlılık duymuş, Atatürk ilke ve inkılâplarının takipçisi olmuştur. İşte bu gazetelerden biri de Bozkurt gazetesidir. Çalışmamız 1951-1988 yılları arasında çıkarılan Bozkurt gazetesinin 1951-1954 yılları arasındaki sayıları ile sınırlandırılmıştır. Bu sayılarda gazetede tespit edilen Türk edebiyatı içerisinde değerlendirilebilecek edebî metinlerle bunların yazar ve şairleri belirlenmiştir. Bu aşamada Bozkurt gazetesindeki Atatürk sevgisi, Türkiye Cumhuriyeti'ne ve Türkiye sanatçılarına bağlılık göze çarpmıştır. Türkiye Türkleri için önemli olan gün ve olayların Bozkurt gazetesindeki yansımaları da çalışmanın içine dahil edilmiştir. Bilimsel çalışmamız beş temel bölümden oluşmaktadır. Tezin ilk bölümünde "Bozkurt Gazetesi" hakkında genel bilgiler verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, "Gazetede Yazıları ile Öne Çıkan Edebiyatçılar" üzerinde durulmuştur. Tezin üçüncü bölümünde "Kıbrıs Türklerinin Atatürk Sevgisi" ne dikkat çekilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde "Bozkurt Gazetesinde Milli ve Özel Günler" e değinilmiştir. Tezin beşinci bölümünde ise "Bozkurt'ta Adı Geçen Kitap ve Dergiler" ele alınmıştır. Ana bölümler dışında gazetenin 1951-1954 sayılarının incelenmesi neticesinde edebi metinlerin belirlenmesiyle oluşturulan fihrist de teze eklenmiştir.
Bursa basınında Kıbrıs Barış Harekatı
1974 Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet Döneminde sınırları dışında gerçekleştirdiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili savaştır. Kıbrıs Adası stratejik önemi dolayısıyla tarih boyunca pek çok devlet tarafından işgal edilmişti. 1571 yılında Ada'nın Osmanlı Devleti tarafından fethi ada halkını ekonomik, kültürel ve dini yönden son derece olumlu etkilemişti. 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile Kıbrıs Adası'nın yönetimi İngiltere'ye bırakılmış. Bu antlaşma Kıbrıs Türkleri için yaşanacak olumsuzlukların adeta bir başlangıç noktası olmuştu. Kıbrıs'ta kendini "Rum" olarak tanımlayan halk İngilizlerden de cesaret alarak Türklere karşı her geçen gün baskılarını arttırmışlardı. Rumların amacı "enosis" yani Kıbrıs'ı Yunanistan'a katmaktı. Rumların amacı önce İngilizleri, ardından da Türkleri adadan kovmaktı. 1960 yılına gelindiğinde Adanın tamamını kapsayan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Makarios yardımcısı ise Dr. Fazıl Küçük'tü. Barış içinde yaşamayı düşünen Türkler hayal kırıklığına uğradılar. Çünkü Makarios "Akritas Planı" ile Türklerin tamamını imha etmek için harekete geçti. Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'taki Türklere uygulanan şiddet ve baskı eylemlerini sonlandırmak için garantörlük yetkisini kullanarak Birleşmiş Milletler'de sorunu çözmeye çalıştıysa da herhangi bir sonuç alınamadı. Nihayet 15 Temmuz 1974 tarihinde "enosis", gerçekleştirmek için Yunanistan Kıbrıs'ta darbe yaparak Rum lider Makarios'u devirdi. Yerine Nikos Sampson'u getirdi. Türkiye bu oldubittiyi kabul etmedi. 1960 Garanti Antlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenledi. Böylece hem Kıbrıs'taki Türklerin can ve mal güvenliği sağlanmış oldu, hem de iki toplumlu bir yapı oluşmuş oldu. Anahtar kelimeler: Türkiye, Kıbrıs, Bursa Basını, Kıbrıs Barış Harekatı
Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türkiye'nin Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz bölgesine yönelik politikaları
1571'de Türklerin egemenliğine giren Kıbrıs Adası, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Osmanlı egemenliğinde 300 yılı aşan barış ve huzur dönemi de bu tarihlerden itibaren kademeli bir şekilde sona ermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ve Rumların Megola İdea ve ENOSİS doğrultusunda hareket etmesi adada barışın tamamen ortadan kalkmasına yol açmış, Türklerin adadaki varlığının tehlikeye girmesi üzerine Türkiye ilki 1964 ikincisi 1974'te olmak üzere iki kere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin müdahaleleri sonrasında adadaki Türklerin varlığı güvenceye alınmış ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun yıllar Rumların uluslararası çevrelerden aldıkları destekle olumsuz bir tutum takınması nedeniyle çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda 2004'te yapılan Annan Planı referandumu önemli bir fırsat olmuş ancak o tarihlerde AB üyeliği elde etmiş olan Rumların reddetmesi ile bu çözüm fırsatı da kaçırılmıştır. Annan Planının başarısızlığa uğramasından sonraki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin etkisi ile AB, Rumlara eskisi kadar destek veremez duruma gelmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz'de yeni enerji sahalarının tespit edilmesi ve bu kaynakların Avrupa için önemi gibi konular Türklerin elini güçlendiren hususlar olmuştur. Öte yandan Arap Baharı dolayısıyla Mısır'da yönetimin değişmesi, Suriye'de iç savaşın çıkması ve Rusya ile ABD arasındaki vekalet savaşlarının Suriye'de yoğunlaşması gibi faktörler Doğu Akdeniz'deki konjonktürü önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni konjonktürde Türkiye'nin elini güçlendiren faktörlerin yanında etkinliğini olumsuz etkileyen faktörlerin de olduğu görülmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle Akdeniz Bölgesi ve bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesi ele alınmıştır. Bölgede aktör olan ülkelerin özelliklerine, konumlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıbrıs Adası'nın tarihsel ve siyasi olarak yüzyıllar içerisindeki değişimi ve Türklerin elinden adanın çıkması ve Rumlar ile Türklerin adada birlikte yaşamaları adına Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının bölge içi ve dışı aktörlerin politikalarına etkisi çerçevesinde değerlendirilerek Türkiye'nin Orta Doğu temelinde ve Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz politikalarına, deniz yetki alanlarının paylaşımında ülkelerin yetkilerine, bu bölge dışında kalan ülkelerin etkilerine ve bu bölgeden beklentileri doğrultusunda hukuki dayanaklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları
Kıbrıs'ta dondurulmuş bir sorun: Kapalı Maraş
Kıbrıs Sorunu uluslararası siyasetin gündemini meşgul eden en uzun süreli uyuşmazlıklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uyuşmazlığın kronikleşmesi, yıllar içinde esas bağlamından çıkarak içerisine sorunlu başka konu başlıkları eklenmesinden kaynaklanmaktadır. Günümüz konjonktürüne bakıldığında Kıbrıs Sorunu ne iki toplum arasındaki etnik bir uyuşmazlık ne de sadece bir Türk-Yunan çatışmasıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde dünyada çok sayıda aktörün stratejik bölgeler üzerinde rekabet ettiği bir süreç başlamıştır. Bu anlamda Doğu Akdeniz bölgesi güçlü aktörlerin rekabet ettiği bir mücadele alanı haline gelmiştir. Halihazırda yıllardır taraf devletlerin masasında çözülmeyi bekleyen Kıbrıs Sorunu yeniden ön plana çıkmıştır. Doğu Akdeniz'deki denklem çözülmesi daha zor bir hale gelmiş ve güç dengesinin korunması güçleşmiştir. Bunun sonucu olarak Doğu Akdeniz'e açılan kapı olan Kıbrıs Adası'nda mevcut statükoyu değiştirici hamleler meydana gelmiştir. 16 Ağustos 1974 tarihinde gerçekleşen İkinci Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri denetiminde bulunan Kapalı Maraş bölgesinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tek taraflı iradesiyle kısmi olarak halkın kullanımına açılması bu hamlelerden biri olmuştur. Literatür incelendiğinde Kıbrıs Sorunu bağlamında Kapalı Maraş Sorununu odak noktasına alan güncel bilimsel bir çalışmanın bulunmaması bu konu üzerine çalışılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma Kapalı Maraş sorununu uluslararası siyaset çerçevesinde hukuki, ekonomik ve siyasi boyutlarıyla ele alarak, literatürdeki boşluğun kapatılması amacıyla hazırlanmıştır.
Bütün yönleriyle 1974 Kıbrıs Harekatı
ÖZET Türkiye'nin 1974 yılında Kıbrıs'a yaptığı Barış Harekat'ı Cumhuriyet Tarihimiz'in askeri anlamda giriştiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili harekatı olmuştur. Bugün dünyada, üzerinde Türklerin yaşadığı, Kıbrıs diye bir yerden söz edebiliyorsak, bu büyük ölçüde 1974'te yapılan Barış Harekatı'nın sonucudur. Tarih'in çeşitli dönemlerinde birçok devlet tarafında istila ve işgal edilen Kıbrıs Adası'na Türkiye kesinlikle böyle bir niyetle askeri harekat yapmamıştır. Türkiye'yi Ada'ya askeri harekat yapmak zorunda bırakan sebep, Yunanlı Subayların Sampson önderliğinde Kıbrıs'ta Enosis'i gerçekleştirmek için, 15 Temmuz 1974'te Makarios'a karşı yaptıkları darbedir. Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı (Enosis) amacıyla başlatılan Yunan darbesinin öncesi 1930'lara kadar uzanır. O yıllarda Rumlar tarafından Enosis İçin çıkarılan isyan Ada'yı hakimiyetleri altında tutan İngilizler tarafından bastırılmıştı. Fakat Rumlar yaklaşık 20 yıl sonra Yunanistan'ın desteğiyle EOKA terör örgütünü kurarak Enosis için yine faaliyete geçmişlerdi. 4 yıl kadar süren bu faaliyetler Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla "durulmuştu. Ancak Megalo İdea ve Enosis hayaliyle şartlanmış Yunanistan ve onların güdümündeki Rumlar bağımsızlıkla yetinmediler. Enosis onlar için olmazsa olmazdı. Enosis için ilk engel olan İngiltere ortadan kalkmış şimdi tek engel Kıbrıslı Türkler'di. Bunun için Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanından hemen sonra AKTİRAS (Türkleri imha) planı yürürlüğe girdi ve tüm Ada'da bir soykırım hareketi başlatıldı. 1963- 1964 ve 1967 yıllarında doruk noktaya ulaşan katliamlarda 1210 Türk öldürüldü, ve binlercesi de yaralandı. 27 bin Türk göçmen durumuna düştü 103 köy boşaltıldı. Rumlar, Ada'da sükûneti sağlamak için bulunan Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerini de dinlemiyor tedhiş hareketlerine devam ediyorlardı. Nihayet 1974 yılında Yunanistan'daki cunta idaresinin, bir oldu bittiye getirerek Ada'nın Yunanistan'la birleşmesini temin edecek darbe teşebbüsüne girişmesi üzerine, Ada'da yaşayan Türklerin hayatını korumak için Türkiye, 1960 Garanti Antlaşması'yla elde ettiği garantörlük hakkına dayanarak Kıbrıs'a Müdahale hakkını tek taraflı olarak kullandı.
Kriz yönetimi açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı
Bu tez çalışmasında, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı kriz yönetimi bağlamında analiz edilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Kıbrıs Adası etrafında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş; Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşmaları imzalamıştır. İlan ettiği MEB?de Hidrokarbon Arama Ruhsat Sahaları ilan etmiş ve bunları ihaleye açmıştır. İhalelerin ilk sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Noble Enerji Şirketi 13. sahada ruhsat sahibi olmuş ve sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, GKRY?nin fiili durum yaratmasını kıyı devlet olarak hak ve menfaatlerine zarar verdiğini ve Kıbrıs Sorununun çözüm sürecini de olumsuz etkileyeceği için kabul etmemektedir. Türkiye için karar alıcıların algılarına bağlı olarak bir kriz hali alan bu süreçte kriz yönetim stratejileri olarak önce zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanılmıştır. Daha sonra değişen uluslararası konjonktür ile beraber misilleme ve zamana yayma stratejisi uygulamasına geçilmiştir. Bu çalışma kriz yönetimi bağlamında Türkiye?nin önce zorlayıcı diplomasi uygulayıp sonra stratejisini daha yumuşa bir söyleme dayanan zamana yayma ve misillemeye kaymasındaki süreci ve nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde kavramsal ve kuramsal kısıma yer verilecektir. Burada uluslararası ilişkiler teorisi olarak Neoklasik Realist çerçeve verilecek ve kriz ve karar almaya ilişkin bilgiler aktarılacaktır. Üçüncü bölümde Türk Dış Politikasında karar alıcıların neler olduğu ve Anayasa?da ya da kurucu yasalarda belirlenen dış politikaya ilişkin görev ve yetkilerine değinilerek Türk dış politikasında karar alma mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde ise Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı?nın arka planı anlatılarak kriz yönetimi bağlamında analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kriz, Kriz Yönetimi, Uyuşmazlık Çözümü, Dış Politika Krizi, Deniz Yetki Alanları
1955 Kıbrıs krizi ve Türkiye kamuoyunun tepkisi
Kıbrıs, ilk çağlardan başlayarak günümüze kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kıbrıs adasını bu kadar çekici kılan ise bulunduğu coğrafi ve stratejik konumu olmuştur. Adada en uzun hâkimiyetini sürdüren devlet ise Osmanlı Devleti olmuştur. İlerleyen zamanlarda 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşını kaybeden Osmanlı Devleti zor şartlar altında Kıbrıs adasını önce İngiltere'ye kiralamak zorunda kalıp ardından Lozan Antlaşmasıyla birlikte Kıbrıs'ı tamamen İngiltere'nin yönetimine terk etmek zorunda kalmıştır. Yunanistan İkinci Dünya Savaşından sonra gözlerini İngiltere yönetiminde olan Kıbrıs adasına dikmiştir. Megali İdea adı altında Kıbrıs'ı ilhak etmek için Kıbrıs'ta yaşayan Rum halkı ile birlikte harekete geçmiştir. Bu harekete de Enosis adı verilmiştir. Bu hareket bilhassa 1950 yılından itibaren Demokrat Parti Hükümeti döneminde etkisini daha fazla göstermeye başlamış ve Adada kanlı eylemlere dönüşmüştür. Kıbrıs'ta Türk nüfusunu yok etmek için uğraşan Enosisçi Rumların çabalarına Türk halkı sessiz kalmamış ve ırkdaşlarına yapılan baskılardan dolayı Rumları Enosis kararından caydırmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Kıbrıs için Anadolu'nun farklı illerinde mitingler gerçekleştirilmiş, eylemler yapılmıştır. Türk halkı "Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır." fikrini önce Yunanistan'a sonra dünyaya duyurmak için elinden geleni yapmıştır. Tük halkının sesini duyurmasında en büyük yardımcısı ise Türk basını olmuştur. Basın da o dönemde Kıbrıs konusunda halkın ve hükümetin sesi olmuştur. Türk hükümeti ise 1955 Ağustosuna kadar Kıbrıs konusunda Yunanistan'a karşı ılımlı bir siyaset takip etmiştir. Fakat Türk halkının git gide Kıbrıs konusunda tepkisinin çoğalmasının ardından EOKA'nın Kıbrıs'ta Tük halkına karşı terör eylemlerini arttırması ve son olarak 28 Ağustos 1955 tarihinde Kıbrıs'ta Türk halkına karşı yapılması planlanan katliam haberinin Türkiye'de de duyulup yayılması, Türk Hükümetini Yunanistan'a kaşı sergilemiş olduğu ılımlı politikadan caydırmıştır. Adnan Menderes katliam haberinden hemen sonra 24 Ağustos 1955 tarihi gecesinde İstanbul Limon Lokantasında Tarihi Kıbrıs beyanatını dile getirmiş ve Yunanistan'a Kıbrıs konusunda gözdağı vermiştir. Türk Kamuoyunun Kıbrıs Davasındaki tepkileri Basında yer bulmuştur. Ayrıca, Başbakanın meşhur konuşmasının ardından Türk halkı ise yapılan beyanattan duydukları memnuniyeti ve mutluluklarını Adnan Menderes'e gönderdikleri telgraf ve mektuplarla dile getirmiş ve Hükümeti vermiş olduğu bu karardan ötürü sonuna kadar destekleyeceklerini belirtmişlerdir.
6-7 eylül 1955 olayları ve Türk kamuoyunun yaklaşımı
1955 yılına gelindiğinde Türk kamuoyunun baskısıyla, Adnan Menderes Hükümeti Kıbrıs sorununa müdahil olmuştur. Bu sorunun çözülmesi için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ı Londra'ya davet etmiştir. Londra Konferansı'nda Kıbrıs sorununun görüşüldüğü esnada, Atatürk'ün evine bomba atıldı haberi üzerine Türkiye'de 6/7 Eylül Olayları diye anılacak olan olaylar yaşanmıştır. İstanbul, İzmir ve Ankara'da yaşanan bu olaylarda İstanbul ve İzmir'de Rum, Ermeni, Yahudi kökenli Türk vatandaşların evleri ve işyerleri yağmalanmış, İzmir'de bulunan Yunan konsolosluğu yakılmıştır. Ankara'da bir grup gösteri yapmak için toplansa da polisin zamanında müdahalesiyle olaylar çıkmadan dağıtılmıştır. Başbakan Adnan Menderes, olaylarda zarar gören vatandaşların tüm zararların ödeneceğini söylemiştir. Hükümet, olaylarda zarar gören vatandaşların zararlarını ödemek için "6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesi" oluşturmuştur. Bu komite zararların karşılanması için bir kampanya başlatmıştır. Türk kamuoyunun her kesiminden katılım olduğu bu kampanya da 8 milyon liranın üzerinde yardım toplanmıştır. Hükümete destek sadece maddi yardımlar şeklinde olmamıştır. Türk kamuoyu, dönemin Cumhurbaşkanına ve Başbakanına gönderdiği telgraflarla da manevi olarak hükümetin yanında yer almıştır. 6/7 Eylül Olayları'nda meydana gelen zararın karşılanması için hükümet tarafından oluşturan 6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesinin faaliyetleri, 6/7 Eylül Olayları ile ilgili yapılan araştırmalara doğrudan bir konu olmamıştır. Bu konu ile ilgili araştırmalarda yardım kampanyası, sadece bir başlık altında çok kısıtlı bilgi verilerek geçiştirilmiştir. Türk kamuoyunun manevi desteği ise neredeyse araştırma konusu bile olmamıştır.
Kıbrıs adası civarı hidrokarbon kaynakları paylaşım mücadelesinin Kıbrıs sorununa etkisi
Doğu Akdeniz ve Kıbrıs stratejik konumu nedeniyle hegemonik güce sahip olmak isteyen devletlerin dikkatini tarihin her döneminde çekmeyi başarmıştır. Günümüzde Ortadoğu petrolleri ve kendi alanında bulunan hidrokarbon zenginliği için anahtar rol üstlenmektedir. Doğu Akdeniz'e kıyıdaş olan ülkelerin en büyük sorunlarından biri, üzerinde anlaşamadıkları deniz alanlarıdır. Özellikle Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)'nin ilan ettiği sözde Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) alanları, Türkiye'nin Akdeniz'deki kıta sahanlığını ihlal etmektedir. GKRY, uluslararası enerji şirketleri ile yaptığı antlaşmalarla Kıbrıs sorununa farklı bir boyut kazandırmıştır. Türkiye'yi Doğu Akdeniz hidrokarbon meselesinde oyun dışına itmeye çalışan Yunanistan ve GKRY tezlerine karşılık olarak Türkiye uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunmaya devam etmektedir. Ayrıca Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)'nin menfaatlerini korumak adına Doğu Akdeniz'de her türlü girişimi yapmaktadır. İngiltere'nin adada bulunan egemen üsleri nedeniyle hidrokarbon rezervleri konusundaki talepleri ve politikaları da sorunun yönünü belirlemesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Kıbrıs adası civarındaki hidrokarbon kaynaklarının paylaşılması konusunda yaşanacak çıkar çatışmalarının, Kıbrıs adasında süregelen Rum ve Türk toplumları arasındaki anlaşmazlıklara yansımalarını, bu problemlerin olası çözüm yollarının etkin hale getirilmesinde izlenebilecek politikaları realist kuram teorileri çerçevesinde açıklamaktır. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs sorunu, Realizm, Hidrokarbonlar, Münhasır Ekonomik Bölge, Mavi vatan
Kıbrıs olayları (1960-1974) ve Gaziantep Kıbrıs gazileri
Tarih bir milletin geçmişi ve geleceğidir. Doğu Akdeniz'de stratejik bir konumda olan Kıbrıs adası tarih boyunca birçok medeniyetin ilgisini çekmiştir. Kıbrıs adası tarih boyunca savaşlar, saldırılar ve işgaller devam etmiştir. Bunlar arasında Fenikelileri, Asurluları, Mısırlıları, Persleri, Ptolemyleri, Büyük İskender'i, Roma İmparatorluğu'nu ve Bizans İmparatorluğu'nu sayabiliriz. Coğrafi açıdan Anadolu topraklarının bir parçası olan Kıbrıs adası 1571 yılında başlayan Osmanlı egemenliği kültürü ve eserleriyle Türk coğrafyasının ayrılmaz bir parçası olmuştur.1878 yılında adanın İngiltere'ye kiralanması ile iki toplum arasında başlayan karışıklıklar 1960 yılında kurulan Kıbrıs devleti ile çözülmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. Türkiye ve Yunanistan'ın garantör devletler olarak olaya müdahil olması olayı uluslararası mecraya taşımış süreç 20 Temmuz 1974 Kıbrıs barış harekâtı ile adanın ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. 1974-1983 yılları arasında kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak kurulmuş ve bu günkü statüsünü kazanmıştır.1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Gaziantepli Kıbrıs gazilerinin bakışı ile anlatılmaya çalışıldı. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Cumhuriyeti, EOKA, ENOSİS, Garantörlük Anlaşması, Gaziantep Kıbrıs Gazileri
Bülent Ecevit in the Cyprus peace operation
Bülent Ecevit was born in Istanbul in 1925. Since 1950, he had published his articles about art and politics at Ulus Gazetesi, which was the official journal of the Republican People's Party. Bülent Ecevit had actively stepped in politics' scene as a member of the CHP in 1951, and later became party's General Secretariat in 1966 with the help of his famous statement "Left of the Middle". Then he has gone trough to Party Chairman in 1972 with his "democratic" attitude against the military memorandum on March 12th. The elections on October 14, 1973, have been resulted with the victory of Ecevit and the CHP. The CHP government, which has long been in opposition, has finally reached to power as government with the coalition established by the National Salvation Party. During this period of reconciliation between the two parties, the CHP has signed the initiatives to increase its prestige under the leadership of Ecevit. Especially, decisions taken by Ecevit about foreign policy and relations, in particular during the "Cyprus Peace Operation", increased the prestige of our country at the international arena and revealed its determination. Ecevit's critical "Cyprus Peace Operation" decision on 20 July 1974, in spite of the distraction policy of Britain and the United States and Greece's "Enosis" policy, provided the prevention of genocide attempts on the Turkish side of the island. By doing so, Ecevit put an end to the force imbalance created by tyranny and unfair ways in Cyprus and he has reopened the path of democracy and freedom that has been persecuted by dictatorship. Ecevit's "non-emotional" and "honest", "open" and "consistent" personality during the war time brought him to an extraordinary prestige enabling him to proceed over where at 1964 İnönü and at 1967 Demirel had to stepped back. Especially the "humanitarian", "sincere", "peaceful" and "responsible" diplomatic behavior that has been drawn up on behalf of the peace in and around Cyprus by Ecevit deserves praise. In addition, Ecevit's stand on his ground in Cyprus has shown to the whole world that he is one of the faithful heir of the Mustafa Kemal Atatürk, as following his the national sovereignty and complete independence philosophy.
18. yüzyıl Osmanlı Kıbrıs'ında Muhassıllık İdaresi (H. 1130-1199 / M. 1718-1785)
Muhassıllık üzerine çok sayıda yapılmış çalışma bulunmamaktadır. Kıbrıs Tarihi araştırmaları açısından da durum böyledir. Muhassıllık, 17. Yüzyılda Osmanlı'nın içinde bulunduğu şartların bir neticesi olarak devletin nakit para ihtiyacının düzenli bir şekilde toplanmasını sağlamak maksadıyla ortaya çıkmış gözükmektedir. Fakat bu durum malî bir yetkili olan muhassılın zamanla idarî, askerî, hukukî yetkilerinin de olduğu yeni bir yönetici sınıfın oluştuğu yapıya dönüşmesine sebep olmuştur. Kıbrıs adasının 1670 tarihi itibariyle Cezayir-i Bahr-i Sefîd Sancağına bağlanarak yıllık gelirinin Kaptan Paşa'ya tahsis edildiği görülmektedir. Kaptan Paşa buraya bir mütesellim atamış ve bu şekilde adayı mütesellimle idare etmiştir. 1718 yılında ada Kaptan Paşa'dan alınarak sadrazam hassı yapılmıştır. Bu tarihten sonra adanın 1745-1748 dönemi hariç sadrazamlara has olarak 1785'e kadar verildiğini görmekteyiz. İnceleyeceğimiz dönemde kaynağımız Başbakanlık Osmanlı Arşivinde konuya ilişkin bulduğumuz Arşiv vesikalarıdır. Vesikalardan elde ettiğimiz bilgiler uyarınca 18. Yüzyıl Osmanlı Kıbrıs'ında sadâret hassı Muhassıllık İdaresi'ni ele almaya çalıştık. ANAHTAR KELİMELER: Kıbrıs, Muhassıl, Muhassıllık
1923 – 1960 yılları arasında Türkiye' nin Kıbrıs politikası
Kıbrıs, Akdeniz Bölgesi'nin üçüncü büyük Adasıdır. Kıbrıs, Yunanistan'ın 1100 km doğusunda, Türkiye'nin 71 km güneyinde yer alırken; Mısır'a 400 km, Suriye'ye ise 100 km kadar uzaklıktadır. XVI. yüzyıla kadar Hitit, Mısır, Asur, Bizans, Lüzinyan, Venedik gibi çeşitli devletlerin hâkimiyetinde bulunmuştur. 1571 yılında Osmanlı Devleti'nin düzenlediği bir seferle Venediklilerden alınıp Osmanlı idaresine girmiştir. 1878 yılına kadar Osmanlı Devleti yönetiminde kalmıştır. 1878 yılında Osmanlı ve İngiltere arasında yapılan bir anlaşma sonucu Adada İngiliz yönetimi başlamıştır. İngiltere, 1878 yılında Osmanlı Devleti ile yaptığı anlaşmaya uymayarak 1914 yılında Adayı tek taraflı olarak ilhak etmiştir. Kıbrıs'ın İngiltere'ye verilmesi 1923'te Lozan Antlaşması ile resmiyet kazanmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere sömürgelerini bırakma sürecine girmiştir. Böylece Kıbrıs'ta İngiliz idaresinin sona ermesi girişimleri başlamış ve 1960 yılında İngiliz yönetimi sona erip iki kesimli Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu yapı da çok uzun sürmemiş ve yaşanan tatsız olaylar sonucu sona ermiştir. Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de stratejik, ticari, jeopolitik açılardan önemli olması nedeniyle eski çağlardan itibaren birçok ülkenin ilgisini çekmiştir. 18. yüzyılda büyük Yunanistan hayalinin ortaya çıkmasıyla Kıbrıs sorunu da kendini göstermeye başlamıştır. İlerleyen süreçte Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması (Enosis) isteği, Türkiye ile Yunanistan arasında uyuşmazlığa neden olmuştur. Türkiye'de Kıbrıs konusu bir sorun olarak 1950'li yılların ortalarına doğru sıkça gündeme gelmeye başlamıştır. Türkiye, 1957 yılına kadar Adanın kendisine verilmesi tezini savunmuştur. Bu tarihten sonra taksim tezini benimsemiştir. Zürih ve Londra Antlaşmaları ile Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Adanın garantör devletleri olmuştur. Yani Türkiye ve Yunanistan Kıbrıs üzerindeki politikalarından vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yunanistan, Enosis, Taksim, İngiltere, Kıbrıs.
Doğu Akdeniz'de enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa etkileri
Kıbrıs, geçmişten günümüze gelen sorunlu bir alanı ifade etmektedir. 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti altında Rum ve Türklerin barış içerisinde yaşayamamaları ve Türklere yönelik artan şiddet olayları adanın Güney ve Kuzey olarak ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. Yaşanan sorunlara yönelik diplomatik arayışlar, Türk ve Rum topluluklarının bir arada yaşama veya ortak yönetim konusunda anlaşamamalarıyla sonuçsuz kalmıştır. Küresel aktörlerin Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlara müdahil olmasıyla Kıbrıs sorununun çözümü duraksamış, Kıbrıs'ın hidrokarbon kaynakları, ülkenin devam eden sorununa enerji kaynak paylaşımı sorununun da eklenmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Doğu Akdeniz'deki enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa olası etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Amaca ulaşmak için konu ile ilgili yerli ve yabancı edebiyat taranmış, konuya yönelik güncel tablo ve haritalardan faydalanılmış ve geçmişten günümüze süreci açıklamak için olabildiğince en güncel kaynaklardan faydalanılmıştır. Çalışma sonucunda; Doğu Akdeniz'deki enerji keşiflerinin Kıbrıs sorununa olası etkilerine yönelikyaşanan gelişmeler doğrultusunda çıkarımlar yapılmıştır.
Kıbrıs olayları (1950-1974) ve Mersin Kıbrıs gazileri
Tarih bir milletin geçmişi ve şimdiki arasındaki ilişlerin nasıl olduğunu gösteren bir yol haritası gibidir. Asya, Avrupa ve Afrika Kıtasının ortasında yer alan ve Akdeniz'in üçüncü büyük adası konumunda olan Kıbrıs'ta, özel konumu ve buradan geçen ticaret yolları sebebiyle tarih boyunca devletlerarası rekabet ve siyasi üstünlük mücadeleleri eksik olmamıştır. Coğrafi açıdan Anadolu topraklarının bir uzantısı olan Kıbrıs Adası sırasıyla Mısır, Hitit, Fenike, Asur, Pers, Roma, Bizans, Templar Şövalyeleri, Lüzinyanlar ve Venedik egemenliklerine girdikten sonra 1571'de başlayan Osmanlı hakimiyeti ile en uzun ve istikrarlı yönetimini bulmuştur. 1878'de Kıbrıs'ın İngiltere'ye kiralanması ile adada toplumsal karışıklıklar ivme kazanmıştır. İngiltere'nin 1950'li yıllarda adadan çekilmeye karar vermesiyle Kıbrıs meselesi mili ve hayati bir mesele olarak Türk dış politikasının odak noktası olmuştur. Kıbrıslı Rumların adanın Yunanistan'a bağlanması için Türkleri yıldırmaya yönelik başlattıkları baskılar ve kanlı eylemleri Zürih ve Londra Antlaşmalarına dayanarak 1960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti ile çözülmeye çalışılmışsa da başarılı olunamamıştır. Yunanistan ve İngiltere gibi garantörlük unvanına sahip Türkiye'nin bu haklı yetkisine dayanarak Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlamak için, Mersin Kıbrıs Gazilerinin de katkısıyla, 1974'te adaya düzenlediği iki Barış Harekatı, adanın ikiye bölünmesi ile sonuçlanmıştır. 1975'te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adını alarak günümüzdeki statüsüne kavuşmuştur. Anahtar Kelimeler:Megali İdea, EOKA, ENOSİS, Garantörlük Anlaşması, Kıbrıs Cumhuriyeti, Akritas Planı, Kanlı Noel, Kıbrıs Barış Harekâtı, Mersin Kıbrıs Gazileri.
The natural gas and the protracted conflict in Cyprus
Using strategic action fields (SAFs) concept from Fligstein and McAdam's a theory of field, the thesis examined the Turkish and Greek communities' natural gas struggle in the same field and how they shaped the protracted Cyprus conflict. The struggles and interactions in the context of natural gas and the protracted Cyprus conflict, two embeddedness strategic action fields (SAFs) in Cyprus, are comparatively analysed in this thesis. The results show that the processes and results in natural gas SAF are based on the limited successes and failures of the protracted Cyprus conflict SAF that is its antecedent. On one hand Natural gas in Cyprus waters not only encouraged resumption of the Cyprus talks to solve the protracted Cyprus conflict but also sparked a debate on rights, equality and ownership based on the protracted Cyprus conflict. On the other hand, natural gas in Cyprus waters is used by parties as a game changer for a more favourable peace settlement to the protracted Cyprus conflict. Additionally, intervention of the international actors and governments from outside created a temporary stability that included consent of the two sides.
Başlangıcından M.Ö. 2. binyılın sonuna kadar Kıbrıs Mısır ilişkileri
Akdeniz'in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de bulunan Mısır, Levant ve Anadolu'ya komşudur. Coğrafi konumundan ötürü geçiş güzergâhı görevi üstlenen Ada, siyasi ve ticari ilişkilerde aktif rol oynamıştır. İlişki içerisinde olduğu kültürleri etkileyen ve onlardan etkilenen Kıbrıs, ticari aktivitenin altın çağını yaşadığı Geç Tunç Çağı'nda bakır, kereste ve keramik gibi aranan birçok hammadde ve işlenmiş ürüne sahip olduğu için kısa zamanda politik ve ekonomik açıdan güç kazanır. M.Ö. 2. Binyıl Ada'nın Mısır, Yakın Doğu ve Ege medeniyetleri ile yakın ilişkiler kurduğu bir dönemdir. Konumuz gereği Kıbrıs Mısır özeline baktığımızda Mısır kralı (Firavunu), Alašia kralı arasındaki yazışmaları gösteren Amarna Mektupları, Geç Tunç Çağı'nda yapılan ticareti gösteren en önemli bulgulardan biri olan Uluburun Batığı, mütevazı yükü ile Gelidonya Batığı, karada birçok noktada ele geçen arkeolojik buluntular ikili ilişkilerin ne denli sık bir dokuya sahip olduğunu gösteren kıymetli kaynaklardır. Bahsi geçen kaynaklar aracılığıyla başlangıcından M.Ö.2. binin sonuna kadar Kıbrıs Mısır ilişkileri ayrıntılı bir şekilde gösterilmeye çalışılmıştır. Coğrafyanın toplumların değişmez kaderi olduğu bilgisinden yola çıkarak Kıbrıs'ın ve Mısır'ın etkileşimde olmasını sağlayan siyasi ve ticari ilişkiler gözler önüne serilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kıbrıs, Mısır, Doğu Akdeniz, Amarna Mektupları, Uluburun Batığı.
Eleştirel jeopolitik yaklaşım çerçevesinde Kıbrıs Barış Harekâtı: Gazetelerin incelenmesi (Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Milli Gazete)
Kıbrıs Türkiye için hem jeopolitik hem de stratejik açıdan oldukça değerlidir. Kıbrıs'ın kontrolünün başka bir toplum ya da devletin elinde olması Türkiye'yi zora sokacak durumların yaşanmasına neden olabilecektir. Bu nedenle Türkiye 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya bir harekât düzenleyerek Kıbrıs'ın en azından belirli bir oranının Kıbrıslı Türklerin kontrolünde kalmasını sağlamıştır. Fakat bu harekâtı gerçekleştirmeden önce içeride ve dışarıda harekâta sebep olacak haklı gerekçelerin oluşturulması ve bu gerekçelerin kamuoyuna doğru anlatılması gerekmekteydi. Dönemin hükümeti bu gerekçeleri iç ve dış kamuoyuna aktarabilmek için eleştirel jeopolitik yöntemleri kullanmıştır. Çalışma, 37. Hükümetin Kıbrıs Barış Harekâtı sürecindeki söylem ve eylemlerini eleştirel jeopolitik açıdan değerlendirmektedir. Kitle iletişim araçlarının popüler yapıları ciddi bir ekti gücüne sahiptir. 37. Hükümet de bu etki gücünü kullanarak, kamuoyunda bir fikir birlikteliği oluşmasını sağlamıştır. 20 Temmuz 1974 günü geldiğinde Türk kamuoyu Kıbrıs Barış Harekâtı'nın destekçisi ve savunucusu halini almıştır. Böylece 37. Hükümet Kıbrıs ile ilgili yaptığı eylemlerde Türk kamuoyundan hiçbir eleştiri almamıştır. 37. Hükümet'in göstermiş olduğu bu çaba, eleştirel jeopolitik bir hamledir. Basın söylemleri yolu ile temsiller ve tasavvurlar oluşturularak, mağdur Kıbrıs ve Kıbrıslılar, kurtarılmış ve "Yavruvatan Kıbrıs"ın kurulması için ilk hamle gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda 37. Hükümetin kuruluş günü olan 26 Ocak 1974 tarihinden, Harekât günü olan 20 Temmuz 1974 tarihine kadarki Hürriyet Gazetesi, Milliyet Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi ve Milli Gazete'deki haberler gün gün incelenmiş, oluşturulan söylem, temsil ve tasavvurların eleştirel jeopolitik yaklaşımla izi sürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Eleştirel Jeopolitik, Popüler Jeopolitik, Söylem, Gazete Analizi
Türk – Amerikan ilişkilerinde Kıbrıs meselesi (1945-1980)
İlk başlarda Levant olarak adlandırılan Doğu Akdeniz'de ticari faaliyetler olarak başlayan Türk-Amerikan ilişkileri, sonraki yıllarda özellikle de soğuk savaş döneminde müttefiklik olarak adlandırılabilecek seviyeye gelmiştir. Ancak bu gitgide karmaşık hale gelen ilişki, zaman zaman kopma noktasına gelen sarsıntılar geçirmiştir. Türk – Amerikan İlişkilerinin hayat seyrinde bazı önemli dönüm noktaları ve hayati konular vardır. Doğu Akdeniz'de kapladığı küçük alana rağmen, Kıbrıs'ta yaşanan karmaşık ve uzun anlaşmazlılar, kolay çözülmesi beklenen bir sürecin dışına çıkarak, sarsıntılara sebebiyet veren konulardan birisi haline gelmiştir. Bu anlamda 1945-1980 arasında ikili ilişkiler zaman zaman bölgedeki çıkarlar adına, müttefiklik üzerine kurulurken, zaman zaman da kriz diplomasisine dönüşmüştür. Özellikle Kıbrıs meselesi iki ülkenin ilişkilerini sürekli yeniden değerlendirmesine yol açmakla birlikte ABD'nin genel siyasetinin daha çok NATO ittifakının devamı ve çıkarları etrafında şekillendiği ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Türk – Amerikan İlişkileri, Soğuk Savaş, Kıbrıs, NATO, KKTC