Classical Turkish literature
116 theses under this subject heading
Ahmet Hamdi Tanpınar ve edebiyat tarihi
Edebiyat tarihçiliği, daha ziyade edebî eserleriyle tanınan bir sanatkâr olan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın farklı bir yönünü ortaya koymaktadır. Tanpınar'ın XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, yayınlandığı 1949 yılından bu yana devamlı ilgi gören ve otuzuncu baskısı yapılmaya hazırlanılan bir eserdir. Mütefekkir bir sanatkârın kaleminden çıktığı hemen hissedilen bu eser zengin içeriği ve devamlılığı esas alan bakış açısı ile dikkatleri üzerine çekmektedir. Edebiyat tarihçiliği alanında önemi ve özgünlüğü hakkında hemen her çevrenin hemfikir olduğu bu eser, henüz tez seviyesinde müstakil bir çalışmaya konu edilmemiştir. Bazı bilimsel makalelerde farklı yönleriyle ele alınmış olan Tanpınar'ın edebiyat tarihi, ilk kez tez seviyesinde ve bir bütün olarak incelenecektir. Bu çalışma ile Tanpınar'ın edebiyat tarihçiliği topluca ele alınarak, ilgili eserin ön plana çıkan yanları ve özellikle de metodik tutumu değerlendirilmeye çalışılacaktır.
Milli Kütüphane 06 Mil Yz A 2713 ve 06 Mil Yz A 2762 numaralı şiir mecmuaları (İnceleme, metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Arapça "cem" kökünden türemiş olan "mecmua" kelimesi, "toplama, yığma, toplanmış, birikmiş" anlamlarına gelmektedir. Edebiyat terimi olarak ise farklı şairlere ait olan çeşitli şiirlerin bir araya getirilmesiyle oluşan eserlerin genel adıdır. Şiir mecmuaları, Klasik Türk Edebiyatı çalışmalarına büyük oranda katkı sağlayan ve yazıldıkları dönemin zihniyetini içinde barındıran önemli kaynaklardır. Çalışmamızın konusu, Ankara Milli Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu'nda "Mecmûa-i Eşâr" adıyla 06 Mil Yz A 2713 ve 06 Mil Yz A 2762 arşiv numaralarında kayıtlı olan iki şiir mecmuasının incelenmesi ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifidir. Çalışmamızın "Giriş" bölümünde mecmuanın tanımına ve edebiyat tarihimizdeki önemine değinildikten sonra MESTAP hakkında bilgi verilmiş, "Birinci Bölümü"nde, bu iki şiir mecmuasının şekil ve muhteva bakımından tanıtımı yapılmıştır. "İkinci Bölümü"nde, bu iki şiir mecmuasının çevriyazılı metnine yer verilmiştir. "Üçüncü Bölümü"nde, her iki şiir mecmuası için ayrı ayrı "Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)" tablosu verilmiş, "Dördüncü Bölümü"nde, her iki şiir mecmuasında yer alan şairlerin biyografilerine yer verilmiştir.
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî divanlarında nebâtî unsurlar
Ahmedî, Kadı Burhâneddîn ve Seyyid Nesîmî bugün yazılı olarak bulabildiğimiz ilk divanların sahipleridirler. Bir devrin başlangıcını temsil eden bu divanlar elimizde bulunan en eski divan örnekleri olmaları hasebiyle bu dönemin sanat anlayışını inceleyebilmek adına en büyük yardımcılarımızdır. Çeşitli temalar çevresinde divanların tahlillerini yapmak dönemin anlayışını anlamlandırabilmek için önemlidir. Tema olarak içinde yaşadıkları hayatın vazgeçilmez bir parçası olan bitkiler tercih edilmiştir. O devirde şairin tabiata bakışı ve onu anlamaya çalışma şekli beyitler yoluyla tetkik edilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı elimizde bulunan ilk divanları inceleyerek klasik edebiyatın iptidai olarak adlandırabileceğimiz devresinde tabiata bakışın nasıl olduğunu anlamaya çalışmaktır. Bahsedilen üç divandaki nebâtî unsurlar karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Ahmedî divanında 130, Kadı Burhâneddîn divanında 100 ve Seyyid Nesîmî divanında 85 nebâtî unsura tesadüf olunmuştur. Belirlenen kelimeler çiçekler, ağaçlar, meyveler ve hubûbat olmak üzere dört bölümde ele alınmıştır. Şairlerimizi daha yakından tanıyabilmek için öncelikle hayatları incelenmiştir. Sonrasında nebâti unsurların toplumumuz için önemi aktarılmıştır. Dört ana başlık altında incelenen nebatlar kullanım sıklıklarına göre sıralanmıştır. Ele alınan bitkilerle ilgili önce sözlük bilgileri verilmiş daha sonra tasnife göre örnek beyitlerin gerekli durumlarda nesre çevirisi verilmiş yahut açıklama yoluna gidilmiştir. Son kısımda ise istatistiksel bilgi verilerek üç şairin nebâtî unsurları kullanım sıklığı arasında mukayese yapılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmedî, Kadı Burhâneddîn, Seyyid Nesîmî, klâsik Türk şiiri, bitkiler.
Aşk mesnevilerinde bulunan farklı nazım şekilleri, kurgudaki yeri ve işlevleri
Bu çalışmada, Batı Türkçesiyle kaleme alınan aşk mesnevilerinde "gazel, kıta, murabba, terci-bend" gibi farklı nazım şekillerindeki manzumelerin hangi sıklıkta ve nasıl kullanıldığı sorusunun cevabı aranmaktadır. Mesnevilerde bu gibi manzumelerin hangi ihtiyaca binaen ve ne ölçüde varlık gösterdiği, belirli bir hikâye anlatan bu tür eserlerde hikâyenin doğasına zarar vermeden kendisine nasıl yer bulabildiği, aynı konuyu anlatan birçok aşk mesnevisinin varlığı düşünüldüğünde bu manzumelerin eserin telif niteliğine ne ölçüde katkıda bulunduğu gibi sorular, mesnevilerde farklı nazım şekillerinin varlığı bahsinde akla gelen sorulardan bazılarıdır. Diğer yandan Türkçe aşk mesnevilerinde, İran edebiyatındaki seleflerinden farklı olarak bu tip manzumelerin oldukça sevildiği ve rağbet gördüğü bilinmektedir. Bu yüzden Türk mesnevi edebiyatının kendine özgü karakterini anlama yolunda, konunun ayrıntılarıyla ortaya konması ayrıca önemlidir. Dolayısıyla hem mesnevilerdeki bu gibi manzumelerin niteliklerini aşk mesnevileri örneğinde kapsamlı bir biçimde ele almak hem de klasik Türk edebiyatının bir ürünü olarak söz konusu manzumelerde tezahür eden edebî zevki tasvir edebilmek için bu çalışmada bahsi geçen manzumeler araştırma konusu edilmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde, Batı Türkçesiyle kaleme alındığı tespit edilen aşk mesnevileri bu tip manzumelerin varlığı veya yokluğu bakımından incelenmektedir. Farklı nazım şekillerinde manzumeler ihtiva eden mesneviler, ayrıca bu manzumelerdeki nazım biçimi, vezin, mahlas kullanımı gibi yönlerden de incelenmektedir. İkinci bölümde ise aşk mesnevileri arasından seçilen 41 mesnevi, farklı nazım şekillerinde manzumelerin kurgudaki yeri ve işlevleri başlıca odak noktası olmak üzere yakından incelenmektedir.
Dürre'nin hayatı, edebî kişiliği ve dîvânçesi (İnceleme-metin)
XIX. yüzyılda yaşayan Ali Haydar, şiirlerinde Dürre mahlasını kullanmıştır. Dürre'nin doğum yeri ve tarihi ile ilgili kaynaklarda herhangi bir kayda ulaşılamamıştır. Ancak 1883'te Üsküdâr Fenâî Tekkesi'nde vefat ettiği bilgisi mevcuttur. Dürre'nin bilinen tek eseri şiirlerinin bir arada yer aldığı Dîvân'ıdır. Sa'dilik tarikatına mensup olan şairin dîvânda dinî-tasavvufî anlayışını yansıtan şiirleri ağır basmaktadır. Bu bağlamda eser, dinî- tasavvufî fikirleri yansıtan kavramlar açısından oldukça zengindir. Alevî meşrep olduğu anlaşılan şairin şiirlerinde ağırlıklı olarak Alevî anlayışı yansıtan Hz. Ali, şah-ı merdân, on iki imâm, zülfikâr, Haydar, Murtazâ, Ebû Turâb vb. kavramlar kullanılmıştır. Bunun yanında Hz. Muhammed ve diğer bir kısım peygamberlere telmihte bulunup Hz. Mevlânâ gibi mutasavvıflara da yer vermiştir. Eser; 34 gazel, 3 mütekerir muhammes, 1 mütekerrir müseddes, 1 mütekerrir müselles, 7 mütekerrir murabba, 8 müzdeviç murabbadan oluşmaktadır. Şair, eserindeki manzumelerde ağırlıklı olarak ilâhî aşkı anlatmış olsa da beşerî aşkı yansıtan şiirler de kaleme almıştır. Dîvân'daki şiirler, klâsik edebiyatın dil ve üslup özelliklerini yansıtmaktadır. Eseri genel mahiyette didaktik tarzda kaleme alan Dürre'nin dili dönemine göre sadedir. Bu çalışmada, Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi Uşşâkî Tekkesi Bölümü 151 numara ile kayıtlı olan ve tek nüsha özelliği gösteren Dürre'nin Dîvânı'nın inceleme ve çeviriyazısı yapılmıştır. Çalışmamız giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şairin yaşadığı dönemin genel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde şairin hayatı, eseri ve edebî kişiliği üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Dîvân şekil ve muhtevâ açısından incelenmiştir. Aynı bölümde eserin dil ve imla hususiyetleri üzerinde birtakım değerlendirmelerde bulunulmuştur. Ayrıca metnin kuruluşunda izlenen yöntem, çeviriyazı alfabesi ve transkribe edilmiş metne yer verilmiştir. Çeviriyazısı yapılan eserin sonuna nüshanın orijinali eklenmiştir. Anahtar Kelimeler: XIX. yüzyıl, Klâsik Türk Edebiyatı, Dîvân, Dürre.
Mehmed Haşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme-çeviri yazılı metin)
Bu çalışma, Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eserin metin ve içerik yönünden incelenmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Eser, İslam fıkhının alt dallarından biri olan ve İslam'ın miras paylaşımında koyduğu kuralları ele alan ferâiz ilmine dair yazılmış bir manzumedir. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi (İnceleme – Çeviri Yazılı Metin) adını verdiğimiz bu çalışmayla, klasik Türk edebiyatında öğretici maksatla kaleme alınmış türlerin az bilinenlerinden biri olan ferâiz manzumeleri grubuna eklenecek yeni bir eserin edebiyat dünyasına tanıtılması amaçlanmıştır. Mehmed Hâşim Efendi'nin Manzûm Ferâizi adlı eser, Diyanet İşleri Başkanlığı Kütüphanesinin Yazma Eserler bölümünde 5344-II demirbaş numarasıyla kayıtlıdır. 41 varaktan oluşan eserde 1214 beyit yer almaktadır. Eser, XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başlarında yaşadığı tespit edilen ancak biyografik kaynaklarda hakkında çok fazla bilgi bulunmayan Seyyid Mehmed Haşim Efendi tarafından yazılmıştır. Yazılış yılı 1708'dir. Didaktik tarzda ve mesnevi nazım şekliyle kaleme alınmış bu eserde ferâiz ilmi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Eser, Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden Muhammed es-Secâvendî'ye ait olan ve İslam hukuku alanında en çok tanınan, en çok kabul gören el-Ferâizü's-Sirâciyye adlı eser esas alınarak yazılmıştır. Çalışmamız giriş bölümü ve onu takip eden iki ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde konuya hazırlık bağlamında klasik Türk edebiyatı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca ferâiz ilmi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiş, ferâiz manzûmelerinin ortaya çıkış süreçlerinin yanında şimdiye kadar tespit edilen Türkçe ferâiz manzûmelerine değinilmiştir. Birinci bölümde Seyyid Mehmed Haşim Efendi'nin hayatı ve edebî kişiliği, başvurulan kaynaklar ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde eser şekil özellikleri ve ele aldığı içerik yönünden incelenmiştir. Devamında eserin çeviri yazılı metni verilmiştir. Son bölümde ise ek başlığı altında eserin orijinal metnine yer verilmiştir.
Nihânî Dîvânı (İnceleme-metin)
Nihânî, XIX. yüzyıl Türk edebiyatında mutasavvıf bir şair olarak karşımıza çıkmaktadır. Şeyh Hâmid-i Velî (Somuncu Baba) Hazretlerinin soyundan gelmekte olup onun dergâhında post-nişîn olmuş Halvetiye ve Bayramiye şeyhlerindendir. Darendelidir ve tarih bilgini Büyük İzzet Hasan Efendi'nin torunudur. İyi bir eğitimle yetişmiş olup medrese hocalığı yapmıştır. Döneminde Mevlid'i ile tanınmış ancak Dîvân'ı Mevlid'inden sonra oldukça geç bir tarihte günyüzüne çıkmıştır. Bu çalışmada Yunus Emre tesirinde olan aynı zamanda XIX. yüzyıl Divan edebiyatındaki yenileşme hareketlerinin yansımaları görülen Nihânî Dîvânı'nın gün ışığına çıkarılarak Türk edebiyatı tarihine katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Bu tez çalışmasının konusunu XIX. yüzyıl şairlerinden Nihânî ve Dîvân'ı oluşturmaktadır. Çalışma; giriş, metnin icelendiği üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Tezin bölümlerinde her konu ayrıntılarıyla incelenmeye çalışılmıştır. Giriş bölümünde XIX. yüzyıl Klasik Türk edebiyatının genel görünümü ve bu dönemde tasavvufa olan eğilim hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Nihânî'nin hayatı, edebî ve mutasavvıf kişiliği, nazîrecilik geleneğine katkısı ve eserleri açıklanmıştır. İkinci bölümde Dîvân biçim ve muhteva özellikleri açısından incelenmiş ve o dönem sosyo-kültürel hayatınının esere yansımaları üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise tek nüshanın tanıtımı yapılmış, metin hazırlanırken göz önünde tutulan esaslar belirlenerek Dîvân'ın çeviriyazılı metni verilmiştir. XIX. yüzyılda dîvân şiirinde görülen değişimler Nihânî'yi de yakından etkilemiş ve çalışmamızla bu değişimlerin şairin eserine yansımaları tespit edilmiştir. Nihânî Dîvânı (İnceleme-Metin) adlı tez çalışmamızın XIX. yüzyıl Türk edebiyatına ışık tutarak edebiyat tarihine ve tasavvuf tarihine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.
Klasik belâgatte mecaz ve mecazi anlatım
Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde mecazi ifadelerin varlığı fark edilmekle birlikte, mecaz kavramının terimleşmesi yüzyıllar almıştır. Bu süreçte mecaz, Arapçaya özgü bir üslup özelliği olarak görülmüş ve dolaylı anlatıma dayanan söz sanatlarını kapsayacak şekilde açıklanmıştır. Mecazın terimleşmesi ve detaylı tasnifi Abdülkâhir el-Cürcânî (ö. 471/1078-79) ile gerçekleşmiştir. Ebû Ya'kûb es-Sekkâkî (ö. 626/1229), mecaz konusunu, Cürcânî'nin görüşlerini esas alarak mantık ilmi etrafında sistemleştirmiştir. Sekkâkî'yi takip eden Hatîb el-Kazvînî (ö. 739/1338), mecaz meselesini eleştirel bir yaklaşımla ele almış ve son şeklini vermiştir. Sa'düddîn et-Taftâzânî (ö. 792/1390) ise bu konuda büyük oranda Kazvînî'ye bağlı kalmıştır. Mecaz konusu Arap edebiyatında olgunluğa ulaştığından Türk edebiyatında yeni bir yaklaşım geliştirilmemiştir. Türk belâgatçiler Arap edebiyatına bağlı kalmış ve çoğunlukla Kazvînî'yi takip etmiştir. Tanzimat Dönemi sonrasında Batı retoriğinin tesiriyle yazılan eserlerde de Recâîzâde'nin Ta'lîm-i Edebiyyât'ı dışında önemli bir yenilik görülmemiştir. Bu dönemde de yazarlar mecazda klasik belâgat çizgisinde kalmışlardır. Klasik Türk edebiyatında şairler hayalî tasvirler oluştururken mecazlardan çokça yararlanmıştır. Soyut duyguların dışavurumunda önemli işlevi olan istiareler, diğer mecaz türlerinden daha çok tercih edilmiştir. Lirizmin yüksek olduğu şiirlerde mecazi anlatım ağırlık kazanmıştır. Buna bağlı olarak şairler, mecazi anlatıma en çok gazelde, sonra kaside ve mesnevilerde başvurmuştur. Bu çalışmada, Arap ve Türk edebiyatında belagatçilerin mecazla ilgili görüşleri kronolojik olarak ele alınmış ve klasik belâgatin mecaz konusunda çizdiği çerçeve belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca belâgatin mecazla ilgili teorik bilgileri esas alınarak klasik Türk edebiyatından seçilen gazel, kaside ve mesnevilerde kullanılan mecazlar ve mecazi anlatım incelenmiştir.
Mehmed Nâmî Efendi Dîvânının tahlili
Nâmî'nin asıl adı Mehmed, şiirlerinde kullandığı mahlas ise Nâmî'dir. Kaynaklarda doğumuyla ilgili bilgi tespit edilememiştir fakat vefatına düşülen tarihten 1604 olduğu anlaşılmaktadır. Sultan III. Murad ve Sultan III. Mehmed dönemlerinde yaşamıştır. Sultan III. Murad'ın şehzade III. Mehmed için tertip ettirdiği görkemli sünnet düğününe şahit olmuş, yazmış olduğu kasidelerde o dönemin önemli devlet adamlarını da methetmiştir. Babası Mîrek Mustafa'nın hem Osmanlı sarayında hekimlik yaptığı hem de bir şair olduğu birçok kaynakta belirtilmektedir. Bu çalışmada şairin divanının edebî yönden incelenmesi hedeflenmiştir. Bu tezi hazırlarken 1996 yılında Cemal Kurnaz tarafından hazırlanan Hayâlî Bey Divânı'nın Tahlili, 2001 yılında Harun Tolasa tarafından hazırlanan Ahmet Paşa'nın Şiir Dünyası, 1971 yılında Mehmet Çavuşoğlu tarafından hazırlanan Necâti Bey Dîvânının Tahlili, 2001 yılında Mustafa Nejat Sefercioğlu tarafından hazırlanan Nev'i Dîvânı'nın Tahlili esas alınmıştır. Sonuç olarak Nâmî'nin hem kendi dönemi içindeki yeri ve orijinalliğini hem de kendinden sonraki şairlerle ortak ve farklı yönlerini araştıracak çalışmalar için bir basamak oluşturulmaya çalışılmıştır.
Rüşdî'nin şiir külliyâtı (İnceleme-metin)
Asırlardır süregelen ve zengin bir kültürü bünyesinde barındıran klasik Türk edebiyatı bugün de karşımıza yeni temsilcilerini çıkarmaktadır. Kaynaklarda bugüne kadar adına rastlamadığımız, bu tez çalışmasıyla gün yüzüne çıkaracağımız Rüşdî de bu zengin kültürel mirasın bir parçasıdır. Asıl adı Mustafa Rüşdî olan şairin hayatına dair ulaşabildiğimiz tek kaynak kaleme aldığı Şiir Külliyâtı'dır. Çorumlu olduğunu düşündüğümüz şair, klasik Türk edebiyatının Batılılaşma hareketiyle değişerek eski değerini yitirdiği 19. asrın sonu ile 20. asrın başlarında yaşamış ve o dönemde gelenekten kopmamış bir muhasebe memurudur. Şiirlerinde dini-tasavvufi konuları işleyen şair, Şeyh Ali namındaki şeyhinin Abdulkadir Geylânî'ye bağlı olduğunu dile getirmesiyle Kadiri tarikatını benimsediği muhtemeldir. Mehmet Fatih Köksal'ın şahsi kütüphanesinde yer alan bu Külliyât'ın yazılış tarihi eserde yer almamaktadır. Ancak şiirlerinde yer alan bilgi kırıntılarından hareketle farklı zaman dilimlerinde yazıldığı aşikardır. Müellif hattıyla yazdığı Şiir Külliyâtı Rüşdî'nin şimdilik tespit edilen tek eseridir. 337 sayfadan oluşan Külliyât'ın dili, eserin geneli itibariyle sade ve anlaşılır olsa da yer yer bazı manzumelerde ağırlaştığı da görülmektedir. Okuyana ve dinleyene mesaj verme amacı güden Rüşdî, şiirlerinde şekilden ziyade anlama önem vermiş dolayısıyla da nazım şekli ve aruz vezni kurallarında fazlaca kusurlar yapmıştır. Anlama daha fazla önem veren şair; Allah sevgisi, peygamber sevgisi, fenafillaha kavuşma arzusu, sevgilinin güzelliği, vahdet, ayrılık, gurbet, geçim sıkıntısı ve kahramanlık konulu şiirler yazmıştır. Bunun yanı sıra savaşın ve yokluğun olduğu bu dönemde zor koşullar altında yaşayan insanları, içinde bulunduğu şartların memnuniyetsizliğini anlatarak döneme ayna tutmuştur. Bu çalışma ile Külliyât'ta yer alan şiirlerin transkripsiyonlu metni oluşturularak şekil ve muhteva açısından incelenmiş aynı zamanda kaynaklarda hakkında bilgi bulunmayan Rüşdî'nin hayatı ve edebi kişiliği şiirlerinden hareketle tespit edilmiştir. Böylece klasik Türk edebiyatına Rüşdî mahlaslı yeni bir şair ve bu şairin müstakil şiirlerinin bulunduğu "Şiir Külliyâtı" olarak adlandırdığımız bu eser kazandırılmaya çalışılmıştır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe yazmaları koleksiyonunda 10715 numarada kayıtlı Mecmua-i İlahiyât
Türk edebiyatında dönemin sosyal ve kültürel hayatı hakkında bilgi vermesi yanında birçok şairden de bahsetmesinden dolayı mecmualar önemli kaynaklardandır. Kaynaklarda yer almayan ya da döneminde ilgi odağı haline gelmeyen şairlerin mecmualarda yer aldıkları da olmuştur. Çalışmamızın konusu İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Koleksiyonunda yer alan 10715 numarada kayıtlı Mecmua-i İlahiyât'ın şekil ve içerik açısından incelenmesidir. Buna göre mecmuadaki şiirler transkribe edilmiş ve nesre çevirisi yapılmış olup şekil ve içerik yönünden incelenmiştir. İncelenen mecmuadaki şiirlerin çoğunluğu Türkçe olmakla birlikte Arapça ve Farsça şiirlere de rastlanmıştır. İncelenen 62 şaire ait 198 şiir tespit edilmiştir. Mecmuadaki şairlerin genel anlamıyla XIV-XVIII. yüzyıl şairleri arasından seçildiği dikkat çekmektedir. Mecmuada nazım şekilleri olarak en çok gazel, sonra koşma ve murabba nazım şekilleri kullanılmakla beraber muhammes ve kaside nazım şekilleri de tercih edilmiştir. Bu çalışmanın içerdiği şairler ve şiirler açısından alana katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Şiir Mecmuası, XIV-XVIII. yüzyıl Klasik Türk Edebiyatı, Dinî-Tasavvufi Türk Edebiyatı.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Koleksiyonunda 05684 numarada kayıtlı Mecmûa-i İlâhiyât
Mecmualar, genellikle mürettiplerinin şahsî zevklerine göre muhtelif şair/yazarların farklı nazım şekilleriyle kaleme aldıkları manzum-mensur metinlerin derlenmesiyle oluşturulan eserlerdir. Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan mecmualar sayesinde şimdiye kadar kullanılmayan nazım şekilleri, aruz kalıpları, kafiye ve redif tipleri gibi örneklerle karşılaşabiliriz. Çalışmamıza konu olan Mecmua-i İlahiyat, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi Türkçe Yazmaları Koleksiyonunda 5684 numarada kayıtlıdır. Mecmuada bulunan şiirlerin çoğu Türkçe olmakla birlikte iki Arapça ve bir Farsça şiir de yer almaktadır. 5684 arşiv numarasıyla kayıtlı olan mecmuanın mürettibi belli değildir. Çalışmamızın amacı, Mecmûa-i İlâhiyât adlı eserin içindeki şiirleri ve nesre çevirilerini ortaya koymak, mecmuayı nazım şekilleri, nazım türleri, vezin, kafiye ve redifleri açısından incelemektir. Çalışmamız, inceleme ile metin ve çeviri olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. İlk kısımda mecmua ile ilgili genel bilgi verildikten sonra mecmua şekil ve muhteva açısından incelenmiştir. İkinci kısımda ise metin ve çeviri yer almaktadır. Çalışma sonucunda kaçıncı yüzyılda derlenmiş olduğu belli olmayan Mecmûa-i İlâhiyât adlı eser gün yüzüne çıkarılarak bilinmeyen şiirler ve şairler ortaya konmuştur.
Klasik Türk şiirinde akıl
Akıl insanı diğer canlılardan ayıran özelliğidir. İnsan varoluşunu onunla anlamlandırır, onunla düşünür, uygular ve eleştirir. Bundan dolayı aklın neliği konusu felsefe, kelâm, tasavvuf başta olmak üzere ilimlerin başlıca araştırma konularındandır. Klasik Türk şiiri 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar çok geniş bir coğrafyada hayat bulmuş, düşünsel yönü güçlü bir edebi etkinliktir. Farklı kültürlerden, farklı mesleklerden ve farklı mizaçlardan farklı dünya görüşüne sahip insanları çatısı altında toplamış büyük bir edebi faaliyettir. Aklın Klasik Türk şiirinde ele alınışı ise daha önce üzerinde çok çalışılmamış bir konu olarak görünmektedir. Bundan dolayı aklın Klasik Türk şiirinde ele alınışı çalışmanın ortaya çıkmasını sağlayan merak noktasıdır. Bu çalışmada Klasik Türk şiirinde aklın ele alınışı incelenmiştir. Akıl öncelikli olarak kavramsal açıdan ve ilimler açısından ele alınmıştır. Daha sonra Klasik Türk şiirinde incelenen metinlerde sıkça aklın işlevlerine ve aşkla ilişkisine değinildiği için akıl, işlevi ve aşkla ilişkisi bakımından ele alınmıştır. İşlevi açısından incelendiğinde aklın çıkarımsal ve sezgisel akıl olarak ele alındığı görülmüştür. Aşkla ilişkisi bakımından incelendiğinde ise aklın aşk karşısında aciz olduğu görülmüştür. Sonuç bölümünde ise aklın kullanım amacı ve yerine göre farklı şekillerde değerlendirilişi ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Şiirinde Akıl, Klasik Türk Şiiri, akıl, Türk şiiri, aklın işlevleri, aşk ve akıl.
Nidâî: Tenbîhnâme (Dil incelemesi, tenkitli metin, dizin)
Bu doktora çalışmasında 16. yüzyılda yaşamış ve daha çok hekim kimliğiyle tanınmış olan Nidâî'nin Tenbîhnâme adlı eserinin tenkitli metninin oluşturulması, dil, imlâ ve içerik yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma "Giriş" ve "Sonuç" bölümleri dışında 6 bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde Tenbîhnâme'nin nasihatnâme geleneğimiz içindeki yerini tespit edebilmek amacıyla Türk Klasik edebiyatında nasihatname geleneği hakkında genel bilgiler verilmiştir. "1. Bölüm"de Nidâî'nin hayatı, sanatı ve eserleri ele alınmış, "2. Bölüm"de Tenbîhnâme, şekil ve muhteva özellikleri bakımından ayrıntılı bir şekilde tanıtılmıştır. Ayrıca yine bu bölümde Tenbihnâme'de yer alan hikâyelerin özetleri verilmiş, hikâyeler; kişi, mekân, zaman ve olay örgüsü gibi yapısal unsurları bakımından da değerlendirilmiştir. "3. Bölüm"de ise Tenbihnâme'nin imlâ ve dil özellikleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. H. 952 (M. 1545) tarihinde yazılmış olan Tenbîhnâme, Eski Anadolu Türkçesi'nden Osmanlı Türkçesine geçiş dönemi eseridir. Bu nedenle eserin dil özellikleri art zamanlı bir bakış açısıyla Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesi dönemleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. "4. Bölüm"de Tenbîhnâme cümle bilgisi açısından incelenmiş, "5. Bölüm"de Tenbîhnâme'nin nüshaları tanıtıldıktan sonra tenkitli metne yer verilmiştir. Tenkitli metnin sayfa ve satır düzeni Almanya Berlin Devlet Kütüphanesi nüshasına göre oluşturulmuş, diğer nüshaların sadece sayfa numaraları belirtilmiştir. Dizin başlıklı "6. Bölüm"de metnin gramatikal dizini yer almıştır. Dizinde yer alan kelimelerin anlamları metindeki bağlamları dikkate alınarak verilmiştir. Son olarak ise çalışmada ulaşılan sonuçlar "Sonuç" başlığı altında ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Nidâî, Tenbîhnâme, Tenkitli Metin, Dil İncelemesi, Dizin
İstanbul Üniversitesi nadir eserler kütüphanesi 10740 numaralı Şiir mecmuasının "Mecmuaların sistematik tasnifi projesi"ne (MESTAP) göre tasnifi
Kelime anlamı olarak; "toplanmış, bir araya getirilmiş demek" olan mecmualar, tek bir kişinin ya da birden fazla kişinin kendi beğenilerine göre oluşturdukları eserler bütünüdür. Bu eserler, derleyicilerinin şiir zevkini yansıtmaları bakımından önemli oldukları gibi yazıldıkları dönemlerin şiir telakkileri hakkında genel bir kanaat oluşturmaları bakımından da önemlidir. Yazma eser kütüphanelerimizde bu türden oldukça fazla eser bulunmaktadır. Bunların bir kısmı üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmış olsa da üzerinde çalışılmayı bekleyen daha birçok mecmua bulunmaktadır. Bu çalışmamızın konusunu daha önce üzerinde herhangi bir bilimsel çalışma yapılmayan İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi 10740 numaralı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi oluşturmaktadır. Çalışmaya Türk edebiyatında yazılmış olan mecmualar hakkında genel bilgiler verilerek bu eserlerin klasik Türk edebiyatındaki öneminden ve sınıflandırılmasından bahsedilerek başlanmıştır. Ardından üzerinde çalışma yaptığımız mecmuanın şekil ve muhteva olarak tasnifi ve tanıtımı yapılmıştır. Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP) hakkında bilgi verilerek bu mecmuada yer alan şair ve şiir sayıları, şairlerin yaşadıkları yüzyıllar, nazım şekilleri ve aruz kalıplarının dağılımı gibi bilgilere yer verilmiştir. Daha sonra şekil ve muhteva olarak incelenen şiir mecmuasının transkripsiyonlu metnine yer verilmiştir. Mecmuadaki şiirler, şairlerin divanları varsa divanlardaki şiirlerle karşılaştırılarak farklılıklar ve divanlarda bulunmayan şiirler dipnotta belirtildikten sonra MESTAP tablosuna yer verilmiştir. Sekiz sütundan oluşan tabloda her bir satır bir şiire ayrılmıştır. Bu tablo; sayfa numarası, şairin mahlası, matla beyiti ya da bendi, makta beyiti ya da bendi, nazım şekli/birimi, nazım türü, vezin ve açıklamalar şeklinde oluşturulmuştur. Çalışmamızın sonunda istifade edilen çalışmaları ihtiva eden kaynakçaya yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, mecmua, MESTAP, Divan şiiri.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi "TY 1724" numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesine (MESTAP) göre tasnifi
Mecmualar sahip oldukları zengin muhtevalarıyla klasik Türk edebiyatının önemli kaynakları arasında yer alan eserlerdir. Kütüphanelerimizde çok farklı örneklerine rastlanan bu tür eserler üzerine yapılan çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmanın konusunu da İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde TY 1724 arşiv numarasıyla kayıtlı olan Mecmû'a-i Eş'âr'ın çeviri yazılı metni ve Şiir Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi oluşturmaktadır. Mecmuada mürettip ve derlenme tarihi ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Şiirleri yer alan şairlerin yaşadıkları yüzyıllar, şairlerle ilgili biyografik kayıtlar ve düşürülen tarih beyitleri göz önünde bulundurularak mecmuanın 18. yüzyılda tertip edildiği söylenebilir. Mecmuada çoğunluğu 16. yüzyıla ait olmak üzere 196 şaire ait toplam 946 adet manzum ve mensur metin bulunmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde mecmuaların genel özellikleri ve önemi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmamıza konu olan mecmua tanıtılarak şair ve şiir sayıları, nazım şekilleri ve vezin gibi şekil özellikleri ortaya konulmuş ve mecmuanın muhtevasına değinilmiştir. Mecmuada şiirleri bulunan şairler, nazım şekilleri ve kullanılan vezinler tablolar halinde gösterilmiştir. Üçüncü bölümde metnin kuruluşunda izlenen yöntem belirtildikten sonra mecmuada yer alan şiirlerin çeviri yazılı metni verilmiştir. Divanı olan şairlerin şiirleri bu divan nüshalarıyla karşılaştırılarak farklılıklar tespit edilmiştir. Bazı şairlerin divanlarında olmayan şiirleri veya eksik beyitleri tespit edilerek hem dipnotta hem de inceleme kısmında belirtilmiştir. Dördüncü bölümde mecmuadaki şiirlerin Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi yapılmıştır. Beşinci bölümde ise sonuçların ortaya konulması, kaynakça ve şairler dizini ile çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Klasik Türk Edebiyatı, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, TY 1724, Şiir Mecmuası, MESTAP.
İstanbul Nadir Eserler Kütüphanesi "TY 10556" numarada kayıtlı Şiir Mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesine (MESTAP) göre tasnifi
Mecmua, Arapça bir kelime olup "cem" kökünden gelir. Edebiyatta ise mecmua, seçme şiirlerle ya da çeşitli konuların ele alındığı yazılarla oluşturulan eserlerin genel ismidir. Şiir mecmuaları, klasik edebiyat, halk edebiyatı ve tekke edebiyatı ürünlerini bir arada bulunduran geniş kapsamlı eserlerdir. Büyük bir kısmının sahibi ve müellifi belli değildir; düzenlenme tarihleri de bilinmemektedir. Şiir mecmualarında aynı dönemdeki ya da farklı dönemlerde yaşamış şairlerin ayrı nazım şekilleriyle yazılmış şiirleri bulunmaktadır. Ayrıca klasik Türk edebiyatında sadece belli bir nazım şekli etrafında şekillenen mecmualar da bulunmaktadır. Mecmualar içerisinde, edebiyat tarihimizin aydınlatılmasında nazire mecmuaları büyük öneme sahiptir. Şiir mecmualarında, manzumelerinden seçkiler sunulan şairlerin hangi şairlerden etkilendiğinin ve hangi şairleri etkilediğinin tespiti mümkündür. Özellikle, nazire mecmualarından üslup sahibi şairleri ve zemin şiirleri belirlemek mümkündür. Şiir mecmualarının, edebiyat tarihinin yanı sıra metin teşkilinde de büyük önemi vardır. Bu eserler sayesinde bazı manzumelerdeki kelime, mısra, beyit, dörtlük eksiklikleri ya da kelime değişiklikleri tespit edilebilir. Bu çalışmanın konusunu daİstanbul Nadir Eserler Kütüphanesi TY 10556 numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi'ne (MESTAP) göre tasnifi oluşturmaktadır. Çalışmamızın giriş bölümü, klasik Türk edebiyatının önemli kaynakları arasında sayılan mecmuanın tanımı, sınıflandırılması, önemi ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi (Mestap) hakkındaki bilgilerden oluşmaktadır. İkinci bölümde İstanbul Nadir Eserler Kütüphanesi TY 10556 numarada kayıtlıolan ve 81varaktan oluşan şiir mecmuasının tanıtımı yapılarakmecmuadayer alan şairlerve bu şairlerin yaşadıkları yüzyıllar, kullanılan nazım şekilleri, divanlarda bulunmayan şiirler, mecmuanın muhteva özellikleriyle ilgili tespitlere yer verilmiştir. Üçüncü bölüm mecmuanın transkiripsiyonlu metniniiçermektedir. Şiirler, yayımlanan divanlarla mukayese edilmiş ve farklar dipnotta gösterilmiştir. Çalışma, elde edilen bulguların özetlendiği sonuç ve çalışma esnasında istifade edilen kaynakların verildiği kaynakça ile bitmektedir.
Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi "Y-593" numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesine (MESTAP) göre tasnifi
Mecmua, günümüzde "dergi, şiir antolojisi" anlamında kullanılan çeşitli konularda yazılan şiir ya da metinlerin derlenip bir araya getirildiği defter ya da kitaplara denir. Edebiyatımızın farklı dönemlerini aydınlatan, bilinen şairlerin duyulmamış şiirlerini ortaya koyan, az tanınan veya hiç bilinmeyen şairleri gün yüzüne çıkartan en önemli kaynaklarından biri de şüphesiz mecmualardır. Sahip oldukları zengin muhtevalarıyla hazine özelliği gösteren mecmualar, klâsik Türk edebiyatı araştırmacılarının araştırmalarına kaynaklık eden önemli eserlerdir. Yazma eser kütüphanelerimizde bu türden oldukça fazla eser bulunmaktadır. Bu eserlerin bir kısmı üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmış olsa da üzerinde çalışılmayı bekleyen daha birçok mecmua bulunmaktadır. Bu çalışmanın konusunu da Sermet Çifter Araştırma Kütüphanesi'nde "Y-593" arşiv numarasıyla kayıtlı olan Mecmû'a-i Eş'âr'ın çeviri yazılı metni ve Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi oluşturmaktadır. Bu mecmuanın hangi dönemde ve kim tarafından tertip edildiğine dair kesin bir hükme varmak mümkün görünmese de şiirleri yer alan şairlerin yaşadıkları yüzyıllar ve şairlerle ilgili biyografik kayıtlar göz önünde bulundurularak derlenme tarihi hakkında bir tahminde bulunulmuştur. Mecmuada 17. yüzyılda yaşamış şairlerin şiirlerinin çoğunlukta olması ve en geç 17. yüzyılda yaşamış şairlerin şiirlerine yer verilmesinden hareketle bu mecmuanın 17. yüzyılda tertip edildiğini söylemek mümkündür. Mecmuada 113 şaire ait 546 adet manzum ve mensur metin yer almaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde mecmuanın tanımı, şekil ve içerik özellikleri, mecmuanın sınıflandırılması ve edebiyat tarihimizdeki önemine değinildikten sonra Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP) hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmamıza konu olan mecmua tanıtılarak şair ve şiir sayıları, şairlerin yaşadıkları yüzyıllar, nazım şekilleri ve vezin gibi şekil özellikleri ortaya konulmuştur. Mecmuada şiirleri bulunan şairler, nazım şekilleri ve kullanılan vezinler ayrıca tablolar halinde gösterilmiştir. Üçüncü bölümde metnin kuruluşunda izlenen yöntem belirtildikten sonra mecmuada yer alan şiirlerin çeviri yazılı metni verilmiştir. Divanı olan şairlerin şiirleri bu divan nüshalarıyla karşılaştırılarak farklılıklar tespit edilmiştir. Bazı şairlerin divanlarında olmayan şiirleri veya eksik beyitleri tespit edilerek hem dipnotta hem de inceleme kısmında belirtilmiştir. Dördüncü bölümde mecmuadaki şiirler, Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnif edilmiştir. En son kısmında ise sonuçların ortaya konulması, istifade edilen çalışmaları ihtiva eden kaynakça ve şairler dizini ile çalışma tamamlanmıştır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi "TY 712" numarada kayıtlı şiir mecmuasının transkripsiyonlu metni ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesine (MESTAP) göre tasnifi
Mecmualar sahip oldukları zengin muhtevalarıyla klasik Türk edebiyatının önemli kaynakları arasında yer alan eserlerdir. Kütüphanelerimizde çok farklı örneklerine rastlanan bu tür eserler üzerine yapılan çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmanın konusunu da İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nde TY 712 arşiv numarasıyla kayıtlı olan Gazeliyyât Mecmû'ası'nın çeviri yazılı metni ve Şiir Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi oluşturmaktadır. İsminden de anlaşıldığı üzere bu mecmua 22 müfret, 1 kaside, 1 koşma ve 1 adet türkü haricinde tamamen gazellerden müteşekkildir. Mecmuada mürettip ve derlenme tarihi ile ilgili herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Şiirleri yer alan şairlerin yaşadıkları yüzyıllar, şairlerle ilgili biyografik kayıtlar göz önünde bulundurulduğunda mecmuanın 19. yüzyılda tertip edildiği söylenebilir. Mecmuada çoğunluğu 16. yüzyıla ait olmak üzere 153 şaire ait toplam 714 adet gazel, 22 adet müfret, 1 adet kaside, 1 adet koşma, 1 adet türkü ve kime ait olduğu tespit edilemeyen 27 adet "gazel" başlıklı gazel olmak üzere toplam 766 manzum metin bulunmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde mecmuaların genel özellikleri ve önemi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde çalışmamıza konu olan mecmua tanıtılarak şair ve şiir sayıları, nazım şekilleri ve vezin gibi şekil özellikleri ortaya konulmuş ve mecmuanın muhtevasına değinilmiştir. Mecmuada şiirleri bulunan şairler, nazım şekilleri ve kullanılan vezinler tablolar halinde gösterilmiştir. Üçüncü bölümde metnin kuruluşunda izlenen yöntem belirtildikten sonra mecmuada yer alan şiirlerin çeviri yazılı metni verilmiştir. Divanı olan şairlerin şiirleri bu divan nüshalarıyla karşılaştırılarak farklılıklar tespit edilmiştir. Bazı şairlerin ise divanlarında olmayan şiirleri veya eksik beyitleri tespit edilerek hem dipnotta hem de inceleme kısmında belirtilmiştir. Dördüncü bölümde mecmuadaki şiirlerin Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'ne (MESTAP) göre tasnifi yapılmıştır. Çalışmamız sonuçların ortaya konulması, kaynakça ve şairler dizininden oluşan beşinci bölümle bitirilmiştir.
15. yüzyıla ait manzum bir hikâye mecmuasında dinî ve ahlaki tasavvur
Bu çalışma, Hz. Muhammed ve Hz. Ali'nin mûcizâtının ve gaza menkıbelerinin anlatıldığı 15. yüzyıla ait manzum bir dinî destan mecmuasında dinî ve ahlaki tasavvuru konu edinmektedir. Çalışmanın birincil amaçlarından biri daha ziyade müstakil olarak neşredilen bu destanları mecmuanın kendi tarihsel ve edebi bağlamında incelemek, şifahen tevarüs eden bu anlatıların Türkçenin yerelleşme dinamiği içinde nasıl bir dinî ve ahlaki tasavvur ürettiğini ve bu tasavvurun destan okur/dinleyicileri üzerinde hangi işlevleri yerine getirdiğini soruşturmaktır. Çalışmanın bir diğer önemli amacı da bu mecmuada yer alan Aksaraylı İsa'nın Dāsitān-ı İsmāʿīl adlı eserinin bilinen en eski nüshasını ve bu mecmuadan başka bir nüshasına tesadüf etmediğimiz anonim bir eser olan Mevt-i Muḥammed-nāme'nin transkripsiyonlu neşir ve incelemesini ortaya koymaktır. Bu bakımdan çalışmanın giriş bölümünde, destanların Türkçenin yerelleşme sürecindeki hususî rolüne ve kendisini bilhassa mitik anlatılar ve duyusal dil üzerinden gösteren semiyotik unsurların "dinî" anlamın aktarılması ve dinsel öznenin inşasındaki işlevine dair teorik bir çerçeve çizilmiştir. İkinci bölümde, destanların mecmua literatürü içindeki yeri ve kime hitap ettiği tartışılmış, daha önceki neşir ve özetlerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, destan metinleri üzerine yakın okuma yapılmış, Hz. Muhammed ve Hz. Ali'nin destanlarda üstlendiği kutsal kahraman rolünün destan dinleyicilerine hangi ahlaki kodları aktardığı ve zımni olarak ne söylediği irdelenmiştir. Dördüncü bölümde ise Mevt-i Muḥammed-nāme ve Dāsitān-ı İsmāʿīl metinleri incelenmiş ve transkripsiyonlu neşri yapılmıştır.
İsmail Hakkı Bursevî'nin gazellerinin redif kelimeler bağlamında incelenmesi
Yüzyılların kültürünü bünyesinde barındıran edebî ve dinî bir gelenekten beslenen Klâsik Türk şiiri, âhenkle birleşerek şaire ifade üstünlüğü kazandırır. Klâsik Türk şairi âhenk unsurlarından yararlanarak, dil ve üslûbuyla şiirinde derin anlamlar, renkli söyleyişler, mânâlı ifadeler ortaya çıkarır. Klâsik Türk şiirinin söylendiği dönemden günümüze kadar geçen zaman dilimindeki kopuşu engellemek ve şairin hissiyatını daha iyi anlayabilmek amacıyla da söz konusu olan şiirin çözümlenmesi gerekir. Şiirin mihenk taşı olan redif de şairin dilinin, üslûbunun, psikolojisinin, hayatının, yaşadığı devrin anlaşılmasında anahtar görevi üstlenir. Şair, şiirin iskeletini oluşturan redifle his ve hayal dünyasını, duygu ve düşüncelerini, insana ve topluma bakış açısını şiirin tümüne yansıtır. Bu çalışmada 18. yüzyıl şairlerinden İsmail Hakkı Bursevî'nin gazelleri redif kelimeler bağlamında incelenecektir. Çalışmanın evrenini Klâsik Türk şiiri, örneklemini ise 18. yüzyıl şairi olan İsmail Hakkı Bursevî'nin gazellerinin redifleri teşkil edecektir. Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Şiiri, İsmail Hakkı Bursevî, Gazel, Âhenk Unsurları, Redif
Klâsik Türk şiir geleneğinde hâtem redifli kasîdeler üzerine bir inceleme
Bu çalışma, genel bir bakış açısıyla hâtem, hâtemin Klâsik Türk şiirindeki kullanımı ve bulunan şairlerin hâtem redifli kasîdeleri tespit edilerek metinlerin incelenmesini içermektedir. Tez çalışmasında öncelikle bir yetki alâmeti olan hâtemin tanımı yapılmış, Osmanlı Devleti'nde mühür ve mühür yüzüğü kültürü ve bu kültürün Klâsik Türk şiirine yansımaları üzerinde durularak genel anlamda mührün kasîdelerde kendisine benzetilen olarak kullanımı incelenmiştir. İncelenen metinlerden ilki XV. yüzyıl şairi Necâtî Bey tarafından söylenilen hâtem redifli kasîdedir ve bu kasîde zemin şiir olarak kabul edilmiştir. XVI. ve XVII. yüzyıllarda bu metne nazîre olarak söylenilmiş 10 hâtem redifli kasîde nazîre geleneği açısından incelenerek metinlere mukayese yöntemi uygulanmıştır. Yapılan araştırmalar ve karşılaştırmalar sonucunda zemin şiire söylenilen kasîdelerin inceleme yöntemini Zihniyet, Dil ve Anlatım, Ses Unsurları/Âhenk, Söz Varlığı, Edebî Sanatlar, Vezin ve Armoni ile metinlerin anlatım plânı gibi başlıklar teşkil etmektedir. İncelenen metinlerle ilgili olarak üretilen tablo ve grafikler de çalışmanın görsel boyutunu teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk Edebiyatı, Nazîre, Kasîde, Redîf, Hâtem
Klâsik Türk şiirinde tîg redifli kasîdeler üzerine bir inceleme
Klâsik Türk şiir tarihi, geçmişe dayalı bir gelenektir ve bu geleneğe ait nazım şekilleri içinde kasidelerin rolü büyüktür. Şiirin tamamlayıcısı olan belge redifler kaside nazım şeklinin önemli unsurlarındandır. Bu çalışma, birbirine nazire olarak söylenilen tîg redifli kasideleri içermektedir. Kılıç anlamına gelen tîg kelimesi Osmanlı döneminde savaş kültürünü yansıtan önemli unsurlardandır. Klâsik Türk şiirinde seyf, şemşir, hüsam gibi kelimelerle de adlandırılan kılıç; adâlet ve kılıç, bilgi ve kılıç, cesaret ve kılıç, dil ve kılıç, dini inanç ve kılıç, dostluk ve kılıç, düşmanlık ve kılıç, güç ve kılıç, yiğitlik ve kılıç şeklinde metinlerde yer alır. Çalışmada öncelikle tîg tanım ve tavsif edilerek Osmanlı döneminde kılıç etrafında oluşan kültürün Klâsik Türk şiirindeki tezahürü üzerinden kasidelerde memduh-rig ilişkisi zihniyet bağlamında incelenmiştir. İncelemede esas alınan metin sayısı yedi olup bunlardan ilki, 15. yüzyıl şairi Necâtî Bey'e aittir ve zemin şiir olarak kabul edilir. Bu kasideyi takiben incelenen şiirler kronolojik olarak sıralandığında 16. yüzyılda Lâmi'î Çelebi, Hayâli, Mahremi, Üsküplü İshâk Çelebi, Emânî ve Üsküplü Atâ tarafından söylenildiği görülmektedir. Çalışmada nazire geleneği içinde söylenilen bu kasideler benimsenen yöntemsel model çerçevesinde birbiriyle mukayese edilerek ortak, benzer ve farklı özellikleri tablo ve grafiklerle ortaya konulmuştur. Yürütülen çalışmada, şairlerin kasidelerinde işlenen tabiat olaylarına, kozmik unsurlara, örf ve adetler ve İslâmî değerlere felsefi açıdan yaklaşılarak şiirin zihniyetini oluşturan unsurlar ortaya konuldu. Anahtar Kelimeler: Klâsik Türk şiiri, Kaside, Nazire, Redif, Tîg
Mu'îdî, Şem ü Pervâne ( metin-inceleme)
Çalışma Muidi tarafından yazılan Şem ü Pervane mesnevisinin inceleme bölümü, mesnevinin elimizde bulunan iki nüshasının karşılaştırılmasıyla oluşturulan karşılaştırmalı metin ve ekler bölümünden oluşmaktadır. İnceleme bölümünde yazarın hayatı, edebi kişiliği ve eserleri yanında Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı yöntemlerine göre eserin özellikleri incelenmiştir. Metin, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi ve Millet Kütüphanesi Ali Emiri kısmındaki iki yazmanın Eski Türk Edebiyatı Bilim Dalı yöntem ve tekniklerine uygun olarak karşılaştırılmasıyla oluşturulmuştur. Çalışmanın sonuna Ali Emiri nüshasının fotokopisi ve İstanbul Üniversitesi nüshasından örnek sayfaların fotokopileri eklenmiştir.