Kronik hastalık

160 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik obstruktif akciğer hastalığı tanısında FEF 25-75 / FVC oranının yeri

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı solunum yollarında enfeksiyöz olmayan iltihabi, ilerleyici bir akciğer hastalığıdır. Kronik obstrüktif akciğer hastalığının tanısında FEV1/FVC oranının % 70'in altında bulunması hastalık için tanı koydurucudur. FEV1/FVC oranının hastalığın erken dönemlerinde ve yaşlı hastalarda yanlış pozitif sonuç verdiği için yeni tanı yöntemlerine ihtiyaç vardır. Çalışmamızda FEF25 – 75/FVC oranının KOAH tanısında yeni bir yöntem olarak kullanılabilirlik değeri ve FEV1/FVC oranına üstünlüğü olup olmadığı incelenmiştir. Materyal Yöntem: HMKÜ Göğüs Hastalıkları polikliniğine başvurmuş ve KOAH tanısı almış olan 30 – 80 yaş arası 100 hasta ve daha önceden KOAH tanısı almamış 100 gönüllü alınmış, spirometrik incelemeler ile FEV1, FVC, FEF25-75, FEV1/FVC, FEF25-75/FVC değerleri ve sosyodemografik verileri incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya 100 kontrol, 100 vaka toplam 200 kişi alındı. FEV1 ile FVC ve FEF25-75 arasında çok güçlü (r 0.878, p < 0.001), FEV1/FVC arasında güçlü (r 0.561, p < 0.001) ve FEF25-75/FVC arasında orta düzeyde (r 0.458, p < 0.001) pozitif korelasyon; FVC ile FEF25-75 arasında orta düzeyde (r 0.458, p < 0.001) pozitif korelasyon; FEV1/FVC ile FEF25-75 (r 0.820) ve FEF25-75/FVC (r 0.896 p < 0.001) arasında çok güçlü pozitif korelasyon; FEF25-75 ile FEF25-75/FVC arasında çok güçlü (r 0.840 p < 0.001) pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda FEF25–75/FVC oranı FEV1/FVC oranına hastalığın tanısında üstünlük sağlayamamıştır. FEF25–75/FVC oranı hasta grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük çıkmış olup KOAH tanısında kullanılabilir gözükmektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Spirometri, FEV1, FVC, FEF 25 – 75

AkciğerAkciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktif+2
Semahattin Serkan Sezer
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi endokrinoloji polikliniğinde takip edilen tip 2 diyabetes mellitus tanılı hastaların maliyet analizi

Çalışmanın amacı; ayaktan takip edilen tip 2 DM hastalarında toplam hastalık maliyetinin ortaya konarak, komorbidite ve komplikasyonların maliyet üzerine etkilerinin değerlendirilmesi. Çalışma grubu, 01.08-30.10.2023 tarihleri arasında endokrinoloji polikliniğine ayaktan başvuran ve dahil etme kriterlerini karşılayan tip 2 DM hastalarından oluşmaktadır. Çalışmada hastaların komorbiditeleri ACCI, komplikasyonları ise DCSI kullanılarak ICD-10 tanı kodları üzerinden değerlendirildi. Çalışmada tip 2 DM doğrudan tıbbi olmayan ve dolaylı maliyeti hasta perspektifi, doğrudan tıbbi maliyeti ise SGK perspektifi dikkate alınarak hastalık maliyeti toplumsal perspektiften tahmin edilmeye çalışıldı. Çalışma grubunun %55.6'sı kadın, yaş ortalaması 63.83 ± 8.93 yıl, hastalık süresi ortalaması 14.86 ± 7,99 yıl idi. Hastaların %48.1'inde ≥5 adet komorbiditesi bulunmakta olup %62.2'sinin ACCI skorları ≥5 idi. En yaygın DM uç organ hasarı nöropati (%35.9) olup bunu kardiyovasküler hastalık (%30.6) ve retinopati (%29.4) takip etmekte idi. Hastaların DCSI'den skor ortalamaları 2.52±2.04 olup, %40.3'ünün skoru 1-2 arasında iken DCSI'ye göre metabolik komplikasyon sıklığı %57.2 idi. Tip 2 DM yıllık toplam maliyeti 279,756.46 USD olarak saptanırken, yıllık ortalama kişi başı maliyet 847.24±637.17 USD idi. Yıllık toplam hastalık maliyetinin %81.1'ini doğrudan tıbbi, %4.5'ini doğrudan tıbbi olmayan, %14.4'ünü dolaylı maliyet oluştururken hastaların katlandıkları cepten ödemelerin payı %12.6 idi. Çok Değişkenli Lineer modelde; yaş, öğrenim durumu, sigara/tütün ürünü kullanımı, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, hipertansiyon ve hiperlipidemi nedeniyle ilaç kullanımı ve komplikasyonların hastalık maliyeti üzerinde etkili olduğu saptandı. Çalışmada tip 2 DM hastalığı yönetiminin toplum üzerinde önemli bir ekonomik yüke neden olabileceği, bu maliyete en fazla katkı sağlayan kalemin kullanılan tedavi rejimindeki ilaçlar ve komplikasyonlar olduğu düşünüldüğünde DM yönetiminin önemi ortaya çıkmaktadır.

Diabet komplikasyonlarıEndokrin sistem hastalıklarıKomorbidite+3
Ahmet Ay
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerde sağlık okuryazarlığı düzeyi ile kronik hastalık uyum düzeyi ilişkisinin incelenmesi

Günümüzde tedavi edilebilir ve önlenebilir olan kronik hastalıklar oldukça yaygındır. Son zamanlarda önemi daha da anlaşılan sağlık okuryazarlığı kavramı birinci basamak sağlık hizmetlerinde de önemli bir yere sahiptir. Çalışmamızda, Ertuğrul 36 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran hastalarımızın sağlık okuryazarlık düzeylerini saptamak, sağlık okuryazarlık düzeyleri ile kronik hastalıklarına uyum düzeylerinin ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmamız tek merkezli, kesitsel ve anket çalışması olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Ağustos 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında Ertuğrul 36 No'lu Eğitim Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 18 yaş üstü ve kronik hastalığı olan 328 birey dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyo-demografik soruları, Kronik Hastalıklara Uyum Ölçeğini ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32'yi (TSOY-32) içeren 62 soruluk anket uygulanmıştır. Çalışmamızda katılımcıların %54,3'ü kadın, %64,3'ü evli iken ortalama yaş değeri 46,56 yıl olup medyan yaş değer, 48 yıl olarak bulunmuştur. Çalışma grubunun sağlık okuryazarlığı toplam puan ortalaması 33,42±8,76, kronik hastalıklara uyum toplam puan ortalaması 80,75±12,62 olarak saptanmıştır. Çalışmamızda sağlık okuryazarlığı düzeyi ile kronik hastalıklara uyum arasında anlamlı bir şekilde pozitif korelasyon bulunmuştur. Sağlık personelinin; hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyi konusunda farkındalık sahibi olması ve müdahalelerde bulunması, bireylerin tedaviye uyum göstermesinde ve sağlık hizmetinin kalitesinin artmasında önemli bir faktördür. Anahtar Kelimeler: Kronik hastalık, sağlık okuryazarlığı, TSOY-32, hastalık uyumu

Kronik hastalıkSağlık okuryazarlığıTedavi+2
Zeynep Demirci
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik ishalli çocuklarda karbonhidrat malabsorbsiyon sıklığının araştırılması

İshal, gelişmekte olan ülkelerde çocukluk çağı morbidite ve mortalitesinin başlıca nedenlerinden biridir. Kronik ishal, çocuğun beslenmesi ve büyümesi için akut ishalden daha tehlikeli olduğundan, kronik ishalin takip sorunları öncelik kazanmıştır. Çocuklarda kronik ishal nedenlerine bakıldığında en sık nedenlerden birisi de karbonhidrat malabsorbsiyonu ana başlığının içinde bulunan disakkaridaz enzim eksiklikleridir. Amacımız polikliniğe 4 haftadan uzun süredir ishal şikâyeti ile başvuran hastaları etyolojiye yönelik araştırarak tanı koymak ve bu coğrafyada karbonhidrat malabsorbsiyonlarından sükraz-izomaltaz enzim eksikliği sıklığını göstermektir. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji polikliniğine 4 haftadan uzun süren ishal nedeni ile başvuran ve daha önce ishal nedeni olarak tanı konulmamış hastaların (n:100) katılımıyla yapıldı. Tüm hastalardan gaitada redüktan, steatokrit, şeker kromatografisi ile birlikte hemoglobin (Hb), trombosit sayısı, beyaz küre, alanin aminotransferaz (ALT), aspartat aminotransferaz (AST), albümin, glukoz, sodyum (Na), potasyum (K), klor (Cl), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), fosfor (P), B12 vitamini, ferritin, folat, D vitamini tetkikleri bilgisi ile ayırıcı tanıda dışlama amaçlı lipid profili, immünglobulinler, ter testi bilgisi kullanıldı. Gaitada redüktan madde pozitifliği olan hastalarda < 3p kilo persentil değerine sahip olanların oranı % 37.2 iken, redüktan madde negatif hastalarda bu oranın % 17.5 olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlılık düzeyine oldukça yakın olduğu saptandı (p=0.065). Benzer şekilde gaitada redüktan madde pozitifliği olan hastalarda < 3p boy persentil değerine sahip olanların oranı % 32.6 iken, redüktan madde negatif hastalarda bu oranın % 21.1 olduğu, aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlılık düzeyine yakın olduğu saptandı (p=0.194). CSID pozitifliği ve ex oranlarının gaitada redüktan madde pozitifliği bulunan hastalarda % 4.7 ve % 7.0 oranında olduğu, negatif hastalarda ise bu oranların % 5.6 ve % 8.8 olduğu, aradaki farkların ise anlamlı olmadığı belirlendi (sırasıyla p=0.841 ve p=0.743). Ca, P, Mg değerlerinin ex olan hastalarda yaşayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı (sırasıyla p=0.011, p=0.042, p=0.004, p=0.016), albümin, folat, D vitamini seviyelerinin de yine anlamlılığa yakın düzeyde bir azalma gösterdiği (sırasıyla p=0.063, p=0.070 ve p=0.086), buna karşın ferritin ve Cl değerlerinin ise ex olanlarda anlamlı şekilde yükselmiş olduğu tespit edildi (p=0.030). Toplam 5 hastanın tamamında SI (NM_001041) geninde mutasyon tespit edilirken, 1 hastanın homozigot olduğu, diğer 4 hastanın ise heterozigot olduğu tespit edilmiştir. CSID pozitifliği saptanan 5 hastanın da yaşadığı belirlenmiştir. Hem klinik çalışmalar hem de moleküler/genetik araştırmalar, konjenital sükraz-izomaltaz enzim eksikliğinin daha önceki dönemlerde inanıldığından daha yaygın bir hastalık olduğunu ve genetiği modifikasyona uğramış intestinal sükraz-izomaltaz enzim sindiriminin, potansiyel olarak inflamatuar bağırsak hastalıklarının kohortlarına gizlenmiş, kronik non-spesifik diyare ve hatta dispepsi gibi klinik fenotip yelpazesinden sorumlu olabileceğini göstermektedir.

DiyareDiyare-infantilKarbonhidrat metabolizması+2
Emre Kıymık
Gaziantep University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde KOAH hastalarının öz bakım yönetimi ve ilişkili faktörler

Bu araştırma, COVID-19 pandemi sürecinde KOAH hastalarının öz-bakım yönetimi ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla kesitsel bir araştırma olarak gerçekleştirildi. Araştırma Temmuz 2020-Nisan 2021 tarihleri arasında İstanbul'da iki devlet hastanesinin göğüs hastalıkları servisleri ve iki göğüs hastalıkları hastanesinin servislerinde yatan 173 KOAH tanılı hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik Özellikler ve Hastalık Bilgi Formu, Kronik Hastalıklarda Öz-Bakim Yönetimi Ölçeği (SCMP-G) ve KOAH Değerlendirme Testi (CAT) kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel analizler (frekans, yüzde, ortalama, standart sapma), Student-t testi, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Pearson korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan KOAH hastalarının yaş ortalaması 49,20±10,25 olup, %59'u erkek, %30,6'sı ilköğretim mezunu, %53,2'si evli, %61,8'inin gelir durumu ortadır. Hastaların KOAH tanı süresi 10,33±6,96 yıl olup, KOAH nedeniyle hastaneye yatma sayısı ortalama 3,92±2,66, KOAH nedeniyle acile başvurma sayısı ortalama 1,48±0,61'dir. KOAH hastaların %17,9'unun COVID-19 geçirdiği belirlendi. KOAH hastalarının CAT puan ortalaması 26,51±4,12, Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi Ölçeği Öz koruma alt boyutu puan ortalaması 66,63±5,39, Sosyal Koruma alt boyutu puan ortalaması 17,12±5,48 ve Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi Ölçeği toplam puan ortalaması 52,61±14,00 bulundu. Araştırmada CAT puan ortalaması 65 yaş üstü hastaların, eğitim düzeyi düşük hastaların, evlilerin, geniş aile ve parçalanmış aile yapısında olan, çalışmayanların köyde yaşayan, ruhsal hastalığı olan, pnömokok aşısı yaptıran, COVID-19 geçiren, KOAH dışı kronik hastalığı olan, pandemide sağlık kontrolüne gitmeyen, fiziksel aktivite yapmayan, 4-5 saat uyuyan, uyku problemi olan hastaların daha yüksek bulundu (p<0,05). Araştırmada 65 yaş ve üstü hastaların 65 yaş ve altında olan hastalara göre Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması yüksek, Öz Koruma alt boyut puan ortalaması düşük bulundu. Ortaokul, lise ve üniversite mezunu olan KOAH'lı hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması, okuryazar olmayan ve okur yazar hastalara göre yüksek bulundu. Okur yazar olmayan ya da okur yazar olan hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara daha yüksek bulundu. Çekirdek aile tipindeki KOAH lı hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara göre yüksek bulundu. Yaşamlarının çoğunu şehirde geçirmiş olan hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması diğer hastalara göre yüksek bulundu. Pnömokok aşısı yaptıran KOAH hastalarının Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, pnömökok aşısı yaptırmayanlara göre yüksek bulundu. Pandemide hastane kontrolüne giden hastaların Öz Koruma alt boyut puan ortalaması daha yüksek bulundu. Fiziksel aktivite yapan hastaların yapmayanlara göre Öz Koruma alt boyut puan ortalaması ve Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması düşük bulundu. Günlük 4-5 saat uyuyan hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, 7-8 saat uyuyan hastalara göre yüksek bulundu. Sigara içip bırakan ve hiç içmemiş hastaların Sosyal Koruma alt boyut puan ortalaması, sigaran içen hastalara göre yüksek bulundu. Hastaların KOAH evresi arttıkça CAT puanında arttığı belirlendi. CAT ile Öz Koruma alt boyutu arasında negatif yönde çok zayıf ilişki, Sosyal Koruma alt boyutu arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulundu. CAT ile Öz Koruma alt boyutu arasında negatif yönde çok zayıf ilişki, Sosyal Koruma alt boyutu arasında pozitif yönde zayıf ilişki bulunuldu (p<0,05). Araştırmada çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre hastanın yaşının, pandemide sağlık kontrolüne gitme durumunun ve aile tipinin kronik hastalık öz-bakım yönetimi Öz Koruma alt boyutunun anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,152, p<0,001). Çekirdek aile yapısında olanların ve pandemide sağlık kontrolüne gidenlerin öz koruması daha yüksektir. Hastanın yaşı yükseldikçe öz koruması azalmaktadır. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre CAT puanının, pandemide sağlık kontrolüne gitme durumunun, sigara kullanımının ve KOAH dışı kronik hastalık olma durumunun kronik hastalık öz-bakım yönetimi Sosyal Koruma alt boyutunun anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,226, p<0,001). Pandemide sağlık kontrolüne gidenlerin, KOAH hastalık şiddeti yüksek olanların ve KOAH dışı kronik hastalığı olanların sosyal koruması daha yüksektir. Sigara kullananların sosyal koruması daha düşüktür. Çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre pandemide sağlık kontrolüne gitme ve CAT puanının kronik hastalık öz-bakım yönetiminin anlamlı belirleyicileri olduğu belirlendi (R²=0,080; p<0,001). Pandemide sağlık kontrolüne giden ve KOAH hastalık şiddeti yüksek olanların kronik hastalık öz-bakım yönetimi daha yüksektir. Anahtar Kelimeler: COVID-19 pandemisi, KOAH, Kronik Hastalıklarda Öz-bakım Yönetimi, KOAH Değerlendirme Testi.

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifCOVID 19+3
Ece Yiğit
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Altmış yaş üstü hastalarda kronik hastalıkların malnutrisyona etkisi

Amaç: Kronik hastalığı olan 60 yaş üstü olguların beslenme durumunu değerlendirmeyi, bu olgulardaki malnutrisyon eğilimini saptamayı ve nutrisyonel durumun kronik hastalıklarla olan ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Nisan 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında yatırılarak tedavi edilen 60 yaş üstü 125'i erkek, 187 `si kadın olmak üzere 312 hasta çalışmaya alınarak kesitsel bir çalışma yapıldı. Hastalara MNA-SF testi uygulandı. Albumin, glukoz, total kolesterol, kan üre azotu, kreatinin, TSH, serbest T3, serbest T4, vitamin B12, folat, sodyum, potasyum, kalsiyum, trigliserid tetkikleri değerlendirildi. Hastaların bel çevreleri, kalça çevreleri ölçüldü ve bel çevresinin kalça çevresine oranı değerlendirildi. Boy ve kiloları ölçüldü ve VKİ hesaplandı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, medeni hali, yaşam ortamları (aile ile veya yalnız yaşayıp yaşamadıkları) sorgulandı ve kayıt edildi.Bulgular: MNA?10 olan hastaların daha yaşlı olduğu(p<0.001), BÇ/KÇ oranının daha düşük olduğu (p<0.001), BÇ'nin daha düşük olduğu (p<0.001), VKİ'nin daha düşük olduğu (p<0.001),albumin değerlerinin daha düşük olduğu(p<0.001), vitamin B12 değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), Na değerlerinin daha düşük olduğu, K değerlerinin daha düşük olduğu, Ca değerlerinin daha düşük olduğu, BUN değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), serbest T3 değerlerinin daha düşük olduğu (p<0.001), trigliserid değerlerinin daha düşük olduğu (p=0,032), total kolesterol değerlerinin daha düşük olduğu (p=0.029) tespit edildi.Kronik hastalıklar değerlendirildiğinde ise KBY ve KY hastalarında MNA skorunun daha düşük olduğu tespit edildi. 24 bağımsız değişkenle yapılan logistik regresyon analizi sonucu MNA skoru ile anlamlı ilişkisi olan değişkenler KY, demans,vitamin B12,albumin ve yaş olarak tespit edildi.Sonuç: Çalışmamızda kullandığımız Mini nütrisyonel değerlendirme formunun kısa şekli (MNA-SF) oldukça güvenilir, ucuz ve pratik değerlendirme şeklidir. Özellikle demanslı ve KKY li geriatrik olguların değerlendirilmesinde beslenme ve enerji dengesinin daha sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+4
Aycan Uğur
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Sınıf öğretmenlerinin kronik hasta öğrencilere ilişkin tutumlarının bazı değişkenler açısından incelenmesi

ÖZET Bu araştırmada sınıf öğretmenlerinin kronik hasta öğrencilere ilişkin öğretmen tutumları cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olup olmama, kıdem durumları, mezun oldukları okullar, sınıflarında kronik hasta bir öğrencinin var olup olmadığının farkında olma ve bilgi düzeyleri değişkenleri yönünden incelenmiş ve bu değişkenlerden en çok hangisinin öğretmen tutumlarını yordadığı araştırılmıştır. Uygulamalar Adana il merkezindeki ilkokullar arasından seçilen 20 ilkokulda gerçekleştirilmiş, örneklemi 262 kadın ve 152 erkek olmak üzere toplam 414 öğretmen oluşturmuştur. Çalışmada öğretmenlerin tutum düzeylerini belirlemek amacıyla " Kronik Hasta Çocuklara İlişkin Öğretmen Tutumları Ölçeği", bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla "Kronik Hastalıklar Hakkında Bilgi Formu" ve sosyo-demografik değişkenlerle ilgili veriler ise "Kişisel-Sosyal Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Bulgular, öğretmenlerin kronik hasta öğrencilere ilişkin tutumlarının cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olup olmama, mezun oldukları okullara ve bilgi düzeyi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılaşma olmadığını ; kıdem durumları ve sınıflarında kronik hasta bir Öğrencinin var olup olmadığının farkında olma değişkenlerine göre ise anlamlı bir farklılaşma olduğunu göstermiştir. Yapılan analizler göre 11-15 ve 16 ve üstü kıdem derecesine sahip öğretmen tutumlarının daha olumlu olduğu gözlenmiştir. Ayrıca sınıflarında kronik hasta bir öğrencinin var olup olmadığının farkında olan öğretmenlerin, farkında olmayanlara göre daha yüksek (olumlu) tutum puanına sahip oldukları saptanmıştır.

HastalarKronik hastalıkÇocuklar+2
Ayşe Rezan Çeçen
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of medication adherence in individuals with chronic diseases

Objective: Chronic disease is defined as long-term conditions which occur due to a combination of many causes, cannot be treated, and require regular treatment, care and lifestyle changes. Chronic diseases require long-term drug use in terms of reducing morbidity and mortality. Medication adherence refers to all the decisions about prescribing the patient's drugs, starting, continuing and discontinuing them, and applying the recommendations received in this process. This may be a process that complicates the individual's daily life activities. Therefore, the aim of this study is to assess the medication adherence in individuals with chronic diseases. Method: This is a descriptive and cross-sectional study. The population of the study consisted of patients receiving treatment at Al-Nasiriyah Teaching Hospital in Dhi-Qar City, Iraq. Data were collected between December 2021 and May 2022. 208 patients were included in the study. Data were collected through face-to-face interview method using a socio-demographic questionnaire and General Medication Adherence Scale (GMAS). SPSS Statistics (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 software was used to assess the data. Percentage, total score calculation, t-test and ANOVA were used. Results: The study findings revealed that 73.6% of the participants were over the age of 46, 57.2% were female, 74.5% were married, 27.4% were illiterate, 54.8% were unemployed, 78.8% were living in the city, 66.3% had an additional chronic disease, and the most common additional chronic disease was hypertension with a rate of 32.2%. The scores of the scale's subscales were found to be 10.15±4.57 for Patient Behavior related Non-Adherence, 8.79±2.73 for additional disease and pill burden, 4.13±1.79 for cost-related non-adherence, and total scale score was 23.07±7.70, respectively. The cost-related non-adherence subscale scores of those under the age of 45 were lower. Scores of additional disease and pill burden subscale and cost-related non-adherence subscale and total scores of GMAS were lower and statistically significant in married ones compared to the others, in illiterate ones than their literate counterparts, in employed ones than their unemployed counterparts (p<0.05). All subscale and total scores of those living in rural areas were lower than the scores of those living in urban areas, and the additional disease and pill burden and GMAS total mean score were lower and statistically significant in those who had additional chronic diseases compared to those who did not(p<0.05). Conclusion: Nurses should regularly organize education programs at certain time intervals for patients who use drugs regularly and should raise their awareness about use of their drugs. Nurses should especially arrange the treatment plan of elderly individuals in a way to prevent the negative effects that may occur as a result of the use of multiple medications.

NursingChronic diseaseTreatment+2
Muntaha Abed Sameer
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The role of nurses in anxiety and sleep ‎disorders ‎in the elderly with chronic disease

This study aim to investigate sleep problems among elderly people and the relationship between sleep problems, anxiety and demographic variables. Also, the predictive role of sleep problems for anxiety among male and females was investigates. 255 people participated in the descriptive and cross-sectional research. The Pittsburg Sleep Quality Scale was used to determine the sleep quality of the participants. Taylor Anxiety Scale was used to measure general anxiety states. To answer the research questions, descriptive analysis (means, standard deviations, percentages and correlations), nonparametric tests (Kruskal Wallis) and linear regression analysis were used. According to the findings, individuals' education level affects their sleep onset latency levels, with those who have a higher education level having lower PSQI Sleep Onset Latency levels. Alcohol use was found to be the only variable that significantly affects sleep disturbance. Marital status was found to affect both PSQI Hypnotic Drugs and PSQI Daytime Dysfunction levels, with married individuals having higher levels compared to singles. In terms of anxiety scores, the study's results indicate that there are no notable differences in anxiety scores concerning the demographic variables examined. There is also a significant difference in nursing role perception based on education level, with high school graduates having a higher nursing role perception level compared to university graduates. Finally, the study found that sleep problems did not predict anxiety levels for either females or males. Findings are discussed on the basis of relevant literature.

AnxietyNursesChronic disease+3
Hazım Abdullah Alı Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pandemi döneminde kronik hastalığı olan bireylerin koronovirüs-19 fobisi ile siberkondri düzeyleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Koronavirüs-19 salgınında kronik hastalığı olan bireylerin, Koronavirüs-19 fobisi ile siberkondri düzeyleri ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılan kesitsel, tanımlayıcı çalışmanın örneklemini Aralık 2020 ile Nisan 2021 tarihleri arasında ayaktan ya da yatarak tedavi alan ve kronik hastalığı olan 292 birey oluşturmuştur. Veriler online veri toplama yöntemi ile toplanmıştır. Verileri toplama aracı olarak; Kişisel Bilgi Formu, Siberkondri Şiddeti Ölçeği (SŞÖ) ve Koronavirüs-19 Fobisi Ölçeği (K19FÖ) kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde, Anova testi, t testi, Tukey ve Bonferroni çoklu karşılatırma testleri, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %56.4'nün kadın, %35,7'nin 50 yaş ve üzerinde, %82,3'ü evli, %54,8'i çalışmaktadır. Katılımcıların %83'ü koronavirüs-19 ile ilgili internetten araştırma yaptığını, %84,7'i tv/internette sağlık/koronavirüs-19 ile ilgili programları izlediğini ve %18,7'i internetten edindiği bilgilerin doğruluğuna inandığını ve %76,2'i internetten öğrendiği bilgilerin psikolojik olarak olumsuz yönde etkilediğini belirtmiştir. Katılımcıların cinsiyet, eğitim durumu, sağlık ile ilgili yayın (kitap, dergi vb.) takip etme, tv/internette sağlık/koronavirüs-19 ile ilgili programları izleme, internetten sağlıkla ilgili edinilen bilgilerin doğruluğuna inanma, tv/internetten öğrenilen bilgilerin psikolojik olarak olumsuz yönde etkileme durumlarının koronavirüs fobisi ve sibekondri düzeylerini etkileyen değişkenler olduğu saptanmıştır (p<0.05). Katılımcıların K19FÖ puan ortalaması 55,47±12,44, SŞÖ puan ortalaması 79,37±14,66 olarak saptanmıştır. Her iki ölçektende alınabilecek en yüsek puanlar (K19FÖ :100, SŞÖ: 165) dikkate alındığında katılımcıların koronafobi ve siberkondri düzeyleri orta düzeyde olarak değerlendirilmiştir. Koronavirüs pandemisinde arttığı düşünülen siberkondrinin erken dönemde belirlenmesi, kronik hastalıkların doğru yöneltilmesi açısından önemlidir. Hemşireler kronik hastalığa sahip bireylere tanı konulur konulmaz danışmanlık vermeli ve sağlık okuryazarlığını öğretmelidir.

COVID 19FobilerHemşirelik+5
Zeynep Nehir Sarı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

0-2 yaş arası kronik hastalığı olan çocuğa sahip annelerin bakım yükü ile psikolojik sağlamlık düzeylerinin incelenmesi

Araştırma 0-2 yaş arası kronik hastalığı olan çocuğa sahip annelerin bakım yükü ve psikolojik sağlamlık düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırmanın örneklemini Nisan 2021-Ağustos 2021 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Hastanesi Bebek Servisinde kronik hastalık nedeniyle yatmakta olan 134 çocuğun annesi oluşturmuştur. Araştırmada amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Veri toplamak amacıyla, Kişisel Bilgi Formu, Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; ortalama, standart sapma, ortanca, Kolmogorov-Smirnov Testi, Shapiro-Wilks Testi, Spearman'ın Rho Katsayısı, T Testi, Mann-Whitney U Testi, Levene Testi, Kruskal-Wallis H Testi, Dunn Testi ve Ki-Kare Testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre BVYÖ puan ortalaması 43,78±13,62 ve KPSÖ puan ortalaması 14,91±5,51 olarak elde edilmiştir. Çalışmaya katılan, üniversite mezunu annelerin diğer öğrenim durumuna sahip annelerden (p=0,013), çalışan annelerin, çalışmayan annelerden (p=0,001), epilepsi ve nörolojik hastalıklara sahip çocuğa bakım veren annelerin, bu hastalıklara sahip olmayan çocuğa bakım veren annelerden (p<0,001) daha yüksek bakım yüküne sahip oldukları saptanmıştır. Bakım konusunda çevresinden maddi ve manevi destek alan annelerin, almayan annelere göre KPSÖ puanının daha yüksek olduğu görülmüştür (p=0,019; p=0,021). BVYÖ puanı ile KPSÖ puanı arasında ters yönlü, anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak, araştırma ile 0-2 yaş arası kronik hastalığa sahip çocuğa bakım veren annelerin bakım yükünün ileri düzeyde olduğu belirlenmiştir. Psikolojik sağlamlık düzeyleri yüksek olan annelerin bakım verme yükünün daha düşük olması, psikolojik sağlamlığın bakım yükü ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle kronik hastalığı olan çocuğa sahip annelerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin artırılmasına ve bakım yüklerinin azaltılmasına yönelik sağlık hizmetleri planlaması önerilmektedir.

AnnelerBakım verenlerBakım verme yükü+5
Esra Karakaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

In vivo studying of physiological and biochemical parameters attributed to the antidiabetic role of Cleome droserifolia extract‏‏

Diabetes is a chronic disease that causes a lack of insulin in the blood. Some medicinal plants have been reported to serve as a treatment for this chronic disease. Cleome droserifolia has a long history of treating diabetes in Egypt and some Arab countries. The aim is find out the plant extract from reducing the toxic effect and some biochemical variables in diabetic patients. This investigation was carried out on a total of twenty-four albino rats that ranged in weight from 170 to 200 g on average. The animals were separated into four groups (six/cage), the untreated control group, the healthy group treated with extract, the group is diabetes mellitus by alloxan, and the diabetic group treated with extract. It was given by gastric tube (10 mg/kg.bw) for 28 days. The results showed a significant decrease in serum c-peptide, vitamin D, total proteins, albumin, globulin and (HDL). This is associated with significantly higher levels in blood glucose, HbA1c, urea, creatinine, total cholesterol (TC), triglyceride (TG), (LDL), (VLDL), diabetic rats had higher total and direct bilirubin levels than control rats. The daily injection of plant extracts to diabetic rats improved most of these measures significantly. Cleome droserifolia acts as a diabetes therapy by lowering oxidative stress and pancreatic cell damage, which may contribute to its anti-diabetic characteristics.

Plant extractDiabetes mellitusHypoglycemic agents+1
Anwar Mazın Anwar Al- Anı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The study of the relationship between calcitriol and parathyroid hormone, with liver enzymes in patients with renal failure‏‏

Calcitriol, parathyroid hormone urea (BU), creatinine, Phosphorus, and Calcium were tested in chronic renal failure patients (CRF). CRF men, women, and control groups had significantly different average ages (46.27±11.19, 35.38±13.65, 31.20±5.12). Chi seq=6.33, DF=2, P=0.039 Comparing men and women for CRF and healthy people, statistical findings for BMI in stedied groups indicated non-significant study, p-value Chi-squared 0.290, DF2, Significance levelP = 0.8651 (NS), Contingency coefficient0.0436. Men with CRF, women with CRF, and control groups had substantially higher PTH (102.19±22.15, 83.12±11.9, 32.23±7.45) p 0.05. Table 4.2 demonstrates a significant drop in calcitrol levels for men with CRF, women with CRF, and controls, but not between men and women with CRF (p >0.05). Compared to controls, patients had hypocalcemia and hypophosphatemia (p0.05). Current study indicated an increase in Cholestrol, LDL, and a drop in HDL (p=0.05). CRF patients had higher urea and creatinine levels than controls (p=0.001). Male-female p-value >0.05. When comparing liver function tests, specifically AST, we discovered a slightly increased mean and SD in men (67.41±5.60) p=0.001. 0.03 ALT p-value.

Kidney failureCalcitriolCalcium+2
Tareq Zeyad Ahmed Ahmed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Correlation between liver damage and anemia

The most prevalent complication of liver damage for human beings is anemia, hematological disorders are usually related to liver illnesses, and many people have anemia from a variety of causes, bleeding is a serious cause of anemia, with a high mortality rate, and anemia is exacerbated by blood coagulation problems. Each case of anemia has a unique etiology, therefore it's critical to get started on the right treatment right once. The primary goal is to determine whether there is a relationship between the severity of liver damage and hemoglobin levels, all participants are required to provide written informed permission, the experimental testing was done in Dhi Qar Province laboratory in Iraq. In this work, ten parameters including age, weight, WBC, Hb, iron, ferritin, GOT, GPT, hs CRP, and albumin were measured in patients in the anemia for the patients' group and healthy group. The results of this study noticed that there is a positive correlation between Hb and iron. Also, a positive correlation was recorded between GPT and GOT with ferritin, a negative correlation was recorded between WBC and Hb. Also, a negative correlation was recorded between ferritin, GOT, GPT with Hb. İn addition, a negative correlation was recorded between ferritin, GOT, GPT with iron

AnemiaLiver diseasesChronic disease
Hadeel Nahedh Mohammed Almaged
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between pro and anti-inflammatory cytokines levels and hepatitis B diagnosis by PCR method in Al-Najaf city/Iraq

Hepatitis B virus (HBV) is a hepatotropic, non-cytopathic DNA virus that causes acute and chronic hepatitis, which is associated with a high risk of developing cirrhosis and hepatocellular carcinoma. L-6 is one of the major inflammatory cytokines, IL-10 is recognized as a key cytokine regulating the immune response to HBV infection. The aim of study, the effects of cytokines with risk for hepatitis B virus (HBV). In this study was conducted on 58 people who were with different ages and gender. All patients were infected with Hepatitis B in the Al-Sadder Teaching Hospital in An-Najaf Al Ashraf province, in the period from Dismember 2021 to March 2022. All study population patients who infected with hepatitis B depending on clinical basis and who diagnosis by RT-PCR (Genexpert system) were positive result, the number of them was 22 men and 25 women. It also included 11 healthy people who were not infected, the number of men was 5 and women were 6.The mean ages of suspected patients was 52.91 years (SD ± 11.045) for males, and 49.56 years (SD ± 10.4) for females. The mean of the IL 6 level was (61.56) mg/dL to male, while (85.97) mg/dL to female and very low level in control. While the mean of the IL 10 level was (55.67) mg/dL to male, while (53.46) mg/dL to female and very low level in control. Keywords: Hepatitis B, PCR, Cytokines, Chronic hepatitis

Hepatitis BChronic diseasePolymerase chain reaction+1
Mohammed Rıyadh Abdulmahdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of IGM and IGG antibody levels in a group of COVID-19 patients with and without chronic disease in Iraq

A novel Coronavirus known as COVID-19 appeared for the first time in Wuhan city in China. COVID-19 is one of the SARS viruses that affect the respiratory system. COVID-19 spread rapidly to over the world, it appeared in pat birds firstly and then transmitted to humans causing severe health problems. The present study aimed to determine the levels of anti- IgM and anti-IgG antibodies constituted against COVID-19, and to compare the levels of these antibodies in the studied groups involving individuals who do not have any chronic diseases and those who have chronic diseases such as heart disease and asthma patients compared to the healthy not infected individuals. A total of 120 serum samples were collected from all these studied groups after the 10th and 20th days. The sociodemographic and clinical information about these 120 individuals were also collected. The blood samples that collected and delivered to the laboratory to get the serum and then stored at -20 °C until starting the work, where all samples were tested for anti-IgM and IgG assessment using the commercial ELISA kit. The results showed that the older age means was in COVID-19 patients with asthma followed by the heat diseases group, and the COVID-19 patients without any chronic diseases group had the smallest age mean. Also, the results showed significantly increased levels of anti-IgM for all COVID-19 patients groups on the tenth day compared to the twentieth day (197.52 ± 24.49 vs. 133.22 ± 71.56 ng/mL for COVID-19 with heart disease group, 175.95 ± 19.62 vs. 97.15 ± 72.40 ng/mL for COVID-19 with asthma group and 157.47 ± 74.0 vs. 110.29 ± 77.93 ng/mL for COVID-19 without any chronic diseases group). The highest anti-IgM antibody level was in COVID-19 patients with the heart disease group followed by COVID-19 with the asthma group for the tenth and the twentieth days (197.52 ± 24.49 and 175.95 ± 19.62 ng/mL, respectively), while the level of anti-IgM antibody was highest in the COVID-19 patients with heart disease group followed by COVID-19 patients without any chronic diseases group (133.22 ± 71.56 and 110.29 ± 77.93 ng/mL, respectively), In addition, the mean level of anti-IgM antibody was non-significantly increased in males compared to females on the tenth day of collecting, while appeared different significant levels between the males and females on the twentieth day of collecting. Also, the mean level of anti-COVID-19 IgG antibody was significantly increased on the twentieth day compared to the tenth day of collection (399.99 ± 37.82 vs. 176.15 ± 34.03 ng/mL for COVID-19 patients with heart disease group, 367.75 ± 25.96 vs. 141.53 ± 61.76 ng/mL for COVID-19 patients with asthma group and 372.59 ± 55.16 vs. 178.74 ± 50.56 ng/mL for COVID-19 patients without any chronic diseases group). The highest level of anti-IgG antibody was in COVID-19 patients without any chronic diseases group followed by the COVID-19 patients with heart disease group on the tenth day (178.74 ± 50.56 and 176.15 ± 34.03 ng/mL respectively), while on the 20th day the highest anti-IgG antibody level was in COVID-19 patients with heart disease group (399.99 ± 37.82 and 372.59 ± 55.16 ng/mL respectively). In addition, the results showed non-significant decreased levels of anti-IgG antibody in males compared to females on the tenth day of collecting for the COVID-19 patients with heart disease and without any chronic diseases groups (170.26 ± 38.94 vs. 183.21 ± 29.75 ng/mL and 170.74 ± 32.77 vs. 188.34 ± 69.55 ng/mL respectively). While in COVID-19 patients with asthma, the results appeared a significantly increased level of anti-IgG antibody in males compared to females on the tenth day also (208.20 ± 49.0 vs. 128.19 ± 58.60 ng/mL). On the twentieth day, the results were similar to the results of the tenth day (400.63 ± 51.48 vs. 399.23 ± 16.18 ng/mL for COVID-19 patients with the heart disease group, 364.47 ± 73.70 vs. 382.33 ± 24.50 ng/mL for COVID-19 patients without any chronic diseases group and 408.10 ± 35.98 vs. 359.68 ± 18.82 ng/mL for COVID-19 patients with asthma group). In conclusion, the results of a total of 90 individuals who had COVID-19 showed that the older patients with asthma aged had high levels of anti-IgM and anti-IgG antibodies, and the youngest were the COVID-19 patients who also had high levels of anti-IgM and anti-IgG antibodies. There were various statistically significant differences in anti-IgM antibody levels between the tenth and the twentieth day. For anti-IgM antibody level, it was higher in males' groups compared to females in COVId-19 patients without any chronic diseases and asthma groups, while it appeared different

AntibodiesAsthmaCOVID 19+2
Alı Abdulrazzaq Tamur Albu-attıya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin yaşam kalitesi ve klinik sonuçlara etkisi

Amaç: Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerilerinin değerlendirilmesi ve bunun yaşam kaliteleri ile klinik sonuçlara etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Primer Hipertansiyon (n=90) ve Tip 2 Diabetes Mellitus (n=90) tanılı hastalar ile kronik hastalığı olmayan 90 birey (kontrol grubu) alındı. Sosyodemografik anket formu, Sosyal Sorun Çözme Envanteri Kısa Formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Anketi Kısa Formu uygulandı. Klinik parametre olarak son HbA1c değerleri ve bir haftalık tansiyon ölçümlerinin ortalaması kullanıldı. Bulgular: Sosyal sorun çözme becerilerinin, diyabetlilerde cinsiyet, çalışma durumu, komplikasyon varlığı, hastalıkla ilgili eğitim alma durumu, kullandığı ilaç türü ve alkol tüketiminden; hipertansiflerde ise yaş, kullandığı ilaç türü, aile hekimine gitme sıklığı, eğitim ve ekonomik düzeyden etkilendiği bulundu (p<0,05). Yaşam kalitesi değerlendirildiğinde; diyabetlilerde yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ekonomik düzey, egzersiz ve diyet yapma durumu; hipertansiflerde ise ekonomik durum, komplikasyon varlığı, aile hekimine gitme sıklığı, ek hastalık varlığı, egzersiz yapma durumu açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Diyabet ve hipertansiyon gruplarının kontrol grubuna göre daha sık aile hekimlerine başvurduğu (p=0,000) bulundu. Gruplar arasında yaşam kalitesi-fiziksel sağlık dışındaki ölçek puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktu. Sosyal sorun çözme, yaşam kalitesi ve klinik parametreler arasındaki korelasyon analizlerinde; işlevsel sorun çözme tarzlarına sahip diyabetiklerin ve hipertansiflerin yaşam kaliteleri ile klinik parametrelerinin olumlu yönde etkilendiği saptandı. Sonuç: Kronik hastalığı olan bireylerin sosyal sorun çözme becerileri, yaşam kaliteleri ve klinik sonuçları ile ilişkili bulunmuştur. Kronik hastalıkları olan bireylerin aile hekimlerine daha sık başvurdukları bulgusu gözönüne alındığında aile hekimlerinin bu konudaki bilgi, beceri ve tutumlarını değerlendirmeleri ve geliştirmeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: Diyabet, hipertansiyon, kronik hastalık, sosyal sorun çözme, yaşam kalitesi

Diabetes mellitusHipertansiyonKronik hastalık+3
Seda Özkan Başer
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronı̇k mekanı̇k bel ağrısında yüksek yoğunluklu lazer, kı̇nezyolojı̇k bantlama ve ultrason tedavı̇lerı̇nı̇n etkı̇nlı̇klerı̇nı̇n karşılaştırılması

Amaç: Kronik mekanik bel ağrısı sık görülen, toplumu ilgilendiren bir sağlık sorunudur. Yüksek yoğunluklu lazer tedavisi (HILT) fizik tedavide son yıllarda kullanılmaya başlanan bir fizik tedavi ajanıdır. Çalışmamızda kronik mekanik bel ağrısında HIL T , terapötik ultrason(USt) ve kinezyolojik bantlama tedavilerinin etkinliğinin karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Polikliniğine Haziran 2017 ile Kasım 2017 tarihleri arasında tedavi için başvuran ve kronik bel ağrısı olan 60 hasta alınmıştır. Poliklinik başvuru sırasına göre hastalar randomize edilerek, 20'şer HILT, USt ve kinezyobant tedavisine alınarak 3 grup oluşmuştur. Hastalara tedavi öncesi ve tedavi sonrası Visüel Analog Skala, Revize Oswestry Bel Ağrısı Skalası(ROBAS), Rolland Morris Engellilik Anketi(RMEA), Lomber Eklem Hareket Açıklığı Ölçümleri(EHA) ve Modifiye Schober Testleri uygulandı. Bulgular: Tedavi grupları birbiriyle karşılaştırıldığında değerlendirilen klinik bulgular, ölçekler bakımından istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Gruplar kendi içinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası karşılaştırıldığında V AS, ROBAS, RMEA, Lomber EHA Ölçümleri, Modifiye Schober değerlendirmelerinde istatistiksel anlamlı iyileşme saptandı(p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda kronik mekanik bel ağrısında HILT, USt ve kinezyobant etkinlikleri karşılaştırıldığında, birinin diğerine üstünlüğü bulunmamıştır. Her bir tedavinin kronik bel ağrısında kısa dönem tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi yöntemlerinin etkinliklerini karşılaştıracak daha geniş hasta sayısını içeren ve daha uzun takip süreli, randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Bel ağrısıKinezyoloji- uygulamalıKronik ağrı+5
Pınar Çam
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan geriatrik bireylerde tutarlılık (bütünlük) duygusunun ağrı ile baş etmeye etkisi

Amaç: Bu çalışma kronik hastalığı olan yaşlıların; ağrı ile baş etme stratejileri, tutarlılık duygusu ve tutarlılık duygusunun ağrı ile baş etmeye etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Metod: Araştırmanın Etik Kurul onayı alındı. Araştırmanın örneklemi Nisan-Temmuz 2017 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde yatan 65 yaş ve üstü 250 hastadır. Çalışmada, araştırmacılarca hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, Ağrı Tanılama ve Baş Etme Yöntemlerini Değerlendirme Formu ileTutarlılık (Bütünlük) Duygusu Ölçeği (TDÖ –13) kullanıldı. Veriler yüz yüze görüşme tekniğiyle ortalama 30 dakikada toplandı, verilerin değerlendirilmesinde; sayı-yüzde, ki-kare testi, t testi, anova varyans analizi kullanıldı. Bulgular: Ortalama yaş 72.4±6.65'dir. Yaşlıların %50.8'i erkektir, %70.8'inin gelir durumu iyidir. Yaşlıların %77.6'sı opioid olmayan analjezikler kullanmaktadır. Yaşlıların %53.6'sı ağrıyı sürekli, %46.4'ü aralıklı olarak yaşamaktadır. Yaşlıların ağrıyla baş etme durumları: doktora gitmek (%73.6), analjezik kullanmak (%78.4), sıcak-soğuk uygulama (%26), masaj uygulama (%50), dinlenme (%82), dikkat dağıtma (%26) şeklindedir. Yaşlılarda ağrının kabul edilebilir sınırı 7.4±2.05, şu andaki şiddeti 4.35±3.17, en kötü zamandaki şiddeti 9.35±1.32, en az şiddeti 1.78±2.15'dir. Yaşlı kadınlarda ağrıyı sözel olarak ifade etme daha iyidir (p<0.05) ve ağrı davranışı erkeklere göre "daha sinirli" ifadededir. Yaşlıların tutarlılık duygusu puan ortalaması 51.75±7.69'dur, ortanca tutarlılık puanı 51'dir. Bu nedenle düşük ve yüksek tutarlılığa sahip olmak bu değer üzerinden hesaplandı. ≤ 51 değerler "düşük tutarlılık", > 51 olan değerlerse "yüksek tutarlılık" puanı olarak adlandırıldı. Sonuçlar: Ağrı düzeyleri ve tutarlılık puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). Ağrıyla baş etme durumlarıyla tutarlılık puanları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0,05). Anahtar Kelime: Ağrı, Baş etme, Hemşirelik, Tutarlılık Duygusu, Yaşlı.

AğrıAğrı yönetimiGeriatri+3
Kübra Çırak
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabet hastalarında benlik saygısı ve kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyi

Tip 2 Diyabet Hastalarında Benlik Saygısı ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Düzeyi ÖZET Amaç: Günümüzde, yaşam tarzındaki değişim ile birlikte diyabet prevalansı hızla yükselmiş ve önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. International Diabetes Federation verilerine göre 2015 yılı itibari ile dünyada diyabetli hasta sayısı 415 milyon iken bu sayının 2040 yılında 642 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye de ne yazık ki diyabet sıklığındaki artışın en fazla olduğu ülkelerden biri olmuş ve 1998 yılında %7,2 olan diyabet prevalansı 12 yılda tüm tahminlerin ötesinde artışla %13,7'ye yükselmiştir. Uzun süreli ve karmaşık tedavi ve takip protokolleri gerektirebilen, tehdit edici komplikasyonlara yol açabilen ve bireylerin yaşamlarında önemli değişikliklere neden olabilen diyabetin, hastaların, fiziksel ve ruhsal iyilik hallerini, aile, iş ve sosyal yaşamlarını, kişiler arası ilişkilerini ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli hastaların benlik saygıları ile kendilerine sunulan kronik hastalık bakımını değerlendirme düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Endokrinoloji Polikliniği'ne 01.03.2016- 30.04.2016 tarihleri arasında başvuran ve en az altı aydır tip 2 diyabet tanısı ile takip edilen 105 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik veri anketi, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği-Hasta Formu yüzyüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 20.0 istatistik programı aracılığıyla ile analiz edilmiştir. Anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların %40'ı (n=42) erkek, genel yaş ortalaması 54,2±7,5 yıl, %84,8'i (n=89) evliydi, %45,7'si gelir getiren bir işte çalışmıyordu. Hastaların ortalama diyabet süreleri 10,9±7,6 yıldı. Hastaların %12.4'ü diyabet ile ilgili herhangi bir eğitim almamıştı. Hastaların benlik saygısı yükseldikçe sağlık durumu algısı iyileşmekteydi (p=0,007). Diyabet süresi ile koroner arter hastalığı varlığı arasında anlamlı ilişki vardı (p=0,001).Gelir getiren bir işte çalışan hastaların benlik saygıları ve düzenli ilaç kullanım durumları, çalışmayanlara kıyasla, anlamlı olarak daha yüksek ve daha iyi bulundu (sırasıyla, p=0,035 ve p=0,040). Hastalara ait Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalaması 3,0±0,9 idi.. Alt ölçek ortalama puanları incelendiğinde en yüksek puanın karar verme alt ölçeğinde alındığı, en düşük puanın ise izlem koordinasyon alt ölçeğinde alındığı belirlendi. Hastaların kronik hastalık bakımını değerlendirme ölçeği toplam puanları ile Rosenberg benlik saygısı ölçeği toplam puanları arasında anlamlı bir korelasyon saptanamadı(p>0,05). Sonuç: Hastalarımızın benlik saygısı düzeylerinin yüksek ancak kronik hastalık bakımını değerlendirme durumlarının düşük düzeyde olması, hem hastaların hem de sağlık çalışanlarının bu konuya daha fazla önem vermesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler:Tip 2 Diabetes Mellitus, Benlik Saygısı, Kronik Hastalık Bakımı, Aile Hekimi

Aile hekimliğiBenlik saygısıDiabetes mellitus+5
Emine Özlük
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik hastalığı olan bireylerin sağlık ekibi tarafından verilen bakımı değerlendirmeleri

Kronik hastalığı olan bireylerin sağlık ekibi tarafından verilen bakımı değerlendirmeleri ve kronik bakım yönetimlerini nasıl algıladıklarını belirlemek amacı ile yapılan bu araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Araştırmanın evrenini Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Genel Dahiliye polikliniğinde ayaktan tedavi gören tüm hastalar oluşturmuştur. Örneklem, güç analizi kullanılarak hesaplanmış; kriterlere uyan, araştırmaya katılmayı kabul eden, hipertansiyon, diyabet ve kolesterol hastalıklarından en az birine sahip 217 hasta dahil edilmiştir. Araştırma verileri, Etik Kurul ve kurum izni alındıktan sonra, Kişisel Bilgi Formu ve Kronik Hastalık Bakımını Değerlendirme Ölçeği (KHBDÖ) kullanılarak toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 20) adlı paket program kullanılarak yapılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 57,84±11,70 olarak bulunmuştur. Çoğunluğunu 64 yaş ve üzeri, kadın, evli, ekonomik durumu orta, ilkokul mezunu ve Hipertansiyonlu olan bireylerin oluşturduğu örneklem grubumuzun KHBDÖ'den aldıkları toplam puan ortalaması 2,43±0,64 olarak tespit edilmiştir. Var olan hastalıklarına göre memnuniyet puan ortalamaları sırasıyla; hipertansiyon hastalarının 2,45±0,65, diyabet hastalarının 2,39±0,63 ve Kolesterol hastalarının 2,43±0,60 bulunmuştur. Alt ölçeklerin puan ortalamaları; Hasta Katılımı 2.45±1.14, Karar Verme 2.97±0.95, Amaç Belirleme 2.34±0.77, Problem Çözme 2.51±0.76, İzlem/Koordinasyon 2.14±0.77 şeklindedir. KHBDÖ puan ortalaması ile cinsiyet, çalışma durumu, meslek, sosyal güvence, eşlik eden hastalığa ait tanı yılı, hastalıkla ilgili sağlık eğitimi alma durumu, düzenli doktor kontrolüne gitme durumu arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, KHBDÖ toplam ve alt boyut skorları incelendiğinde, skorlar kronik hastalık bakımının yeterli düzeyde olmadığını göstermektedir. Bu doğrultuda, hastaların öz-yönetimlerinin desteklenmesi, kronik hastalığa yönelik eğitim ya da sağlık programlarının düzenlenmesi, hemşirelerin eğitici rollerini daha aktif kullanmalarının sağlanması, bakım memnuniyeti ve hasta beklentileri doğrultusunda bakımın planlanması, ve hasta perspektifinden bakımı değerlendiren geniş çaplı araştırmaların yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Bakım, Hemşirelik, KHBDÖ, Kronik hastalık, PACIC

Diabetes mellitusHasta bakımıHemşirelik+5
Selva Ezgi Aşkar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Dahili polikliniklere başvuran kronik hastalığı olan hastalarda öz bakım yönetimi ve ilaç uyumu

Araştırma Yozgat ili merkezinde bulunan iki hastanenin dahili polikliniklerine başvuran, en az bir kronik hastalığa sahip olan 112 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmanın yapılması için Yozgat İl Sağlık Müdürlüğü'nden ve Bozok Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan izin alınmıştır. Araştırmanın verileri tanıtıcı özellikler formu, Öz Bakım Yönetimi Ölçeği (SCMP-G) ve İlaca Uyum ve Reçete Yazdırma Ölçeği (İURYÖ-7) kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin istatistiksel hesaplanmasında sayı, yüzdelik, minimum ve maksimum değerler, ortalama ve standart sapma, Shapiro Wilk, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis ve Dunn's kullanılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 61,55±16,66, beden kitle indeksi ortalaması 27,55±4,38 olup %53,6'sının kadın, %30,4'ünün çalıştığı ve %33,9'unun emekli olduğu saptanmıştır. Hastaların öz bakım toplam ölçek puanı (SCMP-G) ve alt ölçek puanları incelendiğinde; ölçek genel toplam puanının 121,72±13,84 ve Öz Koruma alt ölçek puanının 73,33±8,51, Sosyal Koruma alt ölçek puanının 48,39±7,04 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmaya katılan hastaların, mesleğine, bir işte çalışma durumuna, sigara içme ve ameliyat olma durumuna göre öz bakım yönetimi ölçeğinden ve sosyal koruma alt ölçeğinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Hastaların ölçek genel toplam puanının 10,99±2,91, İlaca Uyum alt ölçek puanının 5,53±1,90 ve Reçete Yazdırma alt ölçek puanının 5,45±1,37 olduğu belirlenmiştir. Hastaların sigara içme, alkol içme durumu ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık düzeyine göre İlaca Uyum ve Reçete Yazdırma Ölçeği (İURYÖ) genel ve alt ölçeklerinden aldıkları puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda hastaların öz bakım yönetimi ve ilaç uyumuna farkındalıklarının artırılması için hemşirelerin eğitici videolar, afişler ve broşürler hazırlaması önerilir. Anahtar Kelimeler: Kronik hastalık, öz bakım yönetimi, ilaç uyumu

Kronik hastalıkTedaviye bağlılık ve uyumÖzbakım+2
Nigmet Kaya
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste gizli viral hastalıklar(HBV, HCV, HIV taraması)

AMAÇ: Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne 01.10.2018-01.12.2018 tarihleri arasında başvuran, daha önce hepatit veya HIV tanısı olup olmadığını bilmeyen hastalarda randomize şekilde HBsAg, Anti-HCV, Anti-HIV tetkiklerini çalıştık ve gizli kalmış kronik viral hastalıkların oranını tespit etmeyi hedefledik. MATERYAL VE METOD: Acil Tıp Anabilim Dalı'na bağlı olarak çalışan Erişkin Acil Servisine 01.10.2018 ile 01.12.2018 tarihleri arasında herhangi bir sebeple başvuran ve bulaşıcı viral hastalığı olup olmadığını bilmeyen sağlıklı erişkin hastalarda randomize olarak HBsAg, anti HCV ve Anti HIV tetkikleri çalışıldı. Tetkik sonuçları SPSS 23.0 ve AMOS programı kullanılarak analiz edildi. BULGULAR: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Erişkin Acil Servis'ine 01.10.2018-01.12.2018 tarihleri arasında başvuran ve daha önce bilinen bulaşıcı viral hastalığı olmayan 800 hasta çalışmaya alınmıştır. Bu hastalara ait kan örneklerinden HBsAg, Anti-HCV, Anti-HIV tetkikleri çalışılmıştır. Çalışma sonucunda HBsAg pozitifliği %2, Anti-HCV pozitifliği %0,8 bulunmuştur. HIV pozitif hastaya rastlanmamıştır. Hastaların ortalama yaşı 32,7 (±16,9), kadın/erkek oranı %54,2 / %45,8 dir. Daha önce herhangi bir cerrahi operasyon öyküsü olanlar %16,3, kronik hastalığı olanlar %23,3, kronik ilaç kullanımı olanlar %21,9'dur. Alkol/madde kullanımı öyküsü sorusunda madde kullanımı belirten hasta olmamıştır. Düzenli şekilde alkol kullandığını belirten olmamakla birlikte ara sıra alkol aldığını (sosyal içici) beyan edenlerin oranı %8'dir. Daha önce kendisine kan verildiğini beyan edenlerin oranı %5,6'dır. Hastaların yaşadığı evde bulaşıcı viral hastalığı olanlar sorgusunda 8 tanesi (%1) HBV, 4 tanesi (%0,5) ise HCV pozitif birey olduğunu söylemiştir. HBV'ye karşı aşılanma öyküsü oranı toplamda %15,5'tir TARTIŞMA VE SONUÇ: Türkiye'de rutin çocuk HBV aşılamasının başladığı 1998 tarihinden sonra doğanlarda HBV pozitifliği görülmemiş olması aşılamanın başarısını göstermektedir. Bu nedenle HBV'nin ilerleyen yıllarda prevalansının düşeceği ön görülmektedir. HCV için herhangi bir koruyucu aşı bulunmaması nedeniyle geçmiş yıllara oranla prevalansta belirgin bir değişme görülmemiştir. Ev içi bulaşların önlenmesi için HCV'ye karşı etkin bir aşı geliştirilinceye kadar toplumsal farkındalık oluşturulmalıdır. HIV ülkemizde çok düşük oranlarda görülmesine karşılık hala günümüzde önemli bir toplum sağlığı konusudur. Çalışmamızda HBV/HCV/HIV sıklığı düşük görünse de bulaş riskinin yüksek olması nedeniyle sağlık personellerinin kişisel korunma yöntemlerine tamamiyle riayet etmesi gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, HBV, HCV, HIV, Kronik, Viral.

Acil servis-hastaneAcil tıpBulaşıcı hastalıklar+7
Cuma Kılıçoğlu
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik hepatit c tanılı çocuk hastaların tanı, tedavi ve prognozlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Hepatit C Virus, kronik karaciğer hastalığı, siroz ve hepatosellüler karsinoma yol açabilen önemli bir enfeksiyon hastalığıdır. Kronik hepatit C enfeksiyonunun yavaş seyirli olması nedeniyle çocuklarda son dönem karaciğer hastalığı ya da hepatoselüler kanser riski yüksek değildir. Ancak çocuklarda Hepatit C Virus enfeksiyonu tanımlandıktan sonra tedavi edilmesi önerilmektedir. Aşısının olmaması ve tedavisinin ciddi mali yüke neden olması ve hepatik/ekstrahepatik komplikasyonlara yol açması nedeniyle tüm dünyada hala önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Kliniğinde Kronik Hepatit C tanısı ile izlenen hastaları değerlendirmek, verilen tedavileri ve tedavi sonuçlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Balcalı Hastanesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Kliniği'nde 2003-2018 tarihleri arasında Kronik Hepatit C tanısıyla takip edilen 53 çocuk hasta incelendi. Hastaların demografik ve klinik özellikleri, biyokimyasal, serolojik ve virolojik sonuçları, tedavi yaklaşımları, tedavi yanıtları, yan etkileri ve komplikasyonları değerlendirildi. Bulgular: Kronik Hepatit C tanılı 53 çocuk hasta incelendi. Hastaların 36 (% 67,9)'sı başvuru anında asemptomatik iken, 17 (% 32,1)'sinin çeşitli belirtileri vardı ve en sık saptanan belirti % 26,4'ünde halsizlikti. Hastaların 6 (% 11,3)'sının annesinde, 7 (% 13,2)'sinin kardeşlerinde Hepatit C saptandı. Tedavi 34 hastaya (% 64,2) verildi. Tedavisi biten 28 hastanın 14'de kalıcı viral yanıt gözlenirken, 6'sı yanıtsız ve 8'i ise takipsizdi. Tedavi alan hastaların 12 (% 35,2)'si Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup 8 (% 66,6)'inden kalıcı viral yanıt alındığı, 22 (% 64,8)'si Suriye'den gelen sığınmacı vatandaşlar olup 6 (% 27,2)'sından kalıcı viral yanıt alındığı, bu iki grup arasında tedavi sonu kalıcı viral yanıt oranları hem oransal olarak hem de istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0,036). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre Kronik Hepatit C tanısı konulan çocuk hastalar tedavi kriterlerini karşılıyor ise, tedavi verilmelidir. Tedavi verilen hastaların tedavi uyumları düzenli takiplerle kontrol edilmelidir. Çalışmamızda da fazla sayıda bulunan sığınmacı hastaların, tedavi uyumları iyi olmadığı için tedavi başarısı bundan olumsuz etkilenmiştir. Kullanımı yaygınlaşan doğrudan etkili antiviraller ile tedaviye uyum artmış ve tedavi sonu kalıcı viral yanıt oranları daha yükselmiştir ancak doğrudan etkili antiviraller ile ilgili çocuk hasta gruplarında daha fazla ve daha detaylı çalışma yapılması gereklidir. Anahtar kelimeler: hepatit C virus, bulaş, antiviral tedavi, kalıcı viral yanıt

Hepatit CKronik hastalıkPrognoz+5
Mehmet Akif Mazlum
Çukurova University
2019
00

Related subjects