Yorgunluk
160 theses under this subject heading
Hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi
Hemşirelik merhamet yorgunluğunun en çok yaşandığı mesleklerdendir. Fiziksel, duygusal ve sosyal tükenme semptomları merhamet yorgunluğu yaşayan hemşirelerde ortaya çıkabilmektedir. Araştırma hemşirelerde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Araştırma Hatay ili İskenderun ilçesinde bulunan İskenderun Devlet Hastanesinde görev yapan 481 hemşireden örnekleme yöntemine gidilmeden araştırmaya katılmayı kabul eden gönüllü 339 hemşire üzerinde Mayıs 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Merhamet ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 24 en yüksek puan 120'dir. Tükenmişlik ölçeğinden alınabilecek en düşük puan 21 en yüksek puan 105'tir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, One Way Anova, Student t, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, All pairwise, Pearson ve Ki-kare testleri kullanılmıştır. Hemşirelerin %46.6'sı 26-25 yaş arasında, %74'ü kadın ve %56.6'sı evlidir. Hemşirelerin Merhamet Ölçeği toplam puanı 3.77±0.55, Tükenmişlik Ölçeği toplam puanı 3.78±1.10 olarak belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği alt boyutlarından umursamazlık ile duygusal tükenme arasında pozitif yönlü orta şiddette anlamlı ilişki olduğu tespit bulunmuştur. Merhamet ve tükenmişlik arasında negatif yönlü zayıf anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir. Merhamet Ölçeği ve Tükenmişlik Ölçeği ile hemşirelerin yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, en uzun yaşanılan bölge, çalışma yılı, mesleği isteyerek seçme, klinikte görevlendirilme şekli, meslekten memnuniyet, hastalarla empati kurma, hastaların acısından etkilenme gibi değişkenlerde istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir (p<0.05). Araştırmamızın sonuçları doğrultusunda hemşirelerin orta düzeyde merhamet yorgunluğu ve tükenmişlik yaşadıkları belirlenmiştir. Sonuç olarak hem yönetimsel hem de bireysel açıdan hemşirelerin merhamet yorgunluğu ve tükenmişliklerini önlemeye ve etkili baş etme yöntemleri geliştirmeye yönelik eğitimler planlanması ve uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Merhamet, Merhamet Yorgunluğu, Tükenmişlik.
Hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyleri ile tıbbi hata yapmaya eğilimleri arasındaki ilişki
Başlık: Hemşirelerin Zihinsel Yorgunluk Düzeyleri ile Tıbbi Hata Yapmaya Eğilimleri Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi. Amaç: Bu araştırma hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyini ve zihinsel yorgunluk düzeyini etkileyen faktörleri belirlemek, zihinsel yorgunluk düzeyi ile tıbbi hata yapmaya eğilim arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel desendedir. Araştırma 01.01.2023-15.03.2023 tarihleri arasında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde çalışan hemşirelerle yapıldı. Araştırmaya katılmaya istekli olan, acil servis ve kliniklerde çalışan hemşireler dahil edildi. Verilerin toplanmasında Birey Tanılama Formu, Zihinsel Yorgunluk Ölçeği ve Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği kullanıldı. Veriler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak hemşire/dinlenme odalarında toplandı. Bulgular: Hemşirelerin Zihinsel Yorgunluk Ölçeği puan ortalaması 16,47±7,94 olarak belirlendi. Araştırmaya dahil edilen hemşirenin %72,7'si zihinsel yorgundu. Hemşirelerin zihinsel yorgunluğunu etkileyen faktörlerin eğitim durumu, gelir durumu, bulunduğu birim ve birimdeki çalışma süresi, mesai dışı uğraş varlığı ve tanılanmış hastalık varlığı olduğu belirlendi. Hemşirelerin Tıbbi Hataya Eğilim Ölçeği toplam puan ortalaması 225,07±19,53 olup bu puana göre hemşirelerin tıbbi hata yapma eğilimlerinin düşük olduğu saptandı. Hemşirelerin zihinsel yorgunluk düzeyi ile tıbbi hata yapmaya eğilim düzeyleri arasında ilişki olmamasına karşın ilaç ve transfüzyon uygulamalarında hata yapmama eğiliminin zihinsel yorgunluk düzeyini artırdığı belirlendi. Sonuç: Hemşirelerin çoğunluğu zihinsel yorgundu ve hemşirelerin zihinsel yorgunluğunu eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalıştığı birim, birimde çalışma süresi, herhangi uğraşın olması ve tanılanmış hastalık varlığının etkilediği bulundu. Zihinsel yorgunluğun tıbbi hata yapmaya eğilimi etkilemediği saptandı.
Karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisi
Araştırma, karaciğer nakli uygulanan hastalarda yorgunluğun yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak planlandı ve yapıldı.Araştırmanın evrenini Mayıs 2004 - Mayıs 2009 tarihleri arasında İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi (TÖTM)'nde karaciğer nakli uygulanan 189 hasta oluşturdu. Örneklemini ise 1 Mart - 31 Ağustos 2009 tarihleri arasında TÖTM Genel Cerrahi polikliniğine nakil sonrası kontrole gelen ve rastlantısal olasılıksız örnekleme yönetimi ile seçilen 76 hasta oluşturdu. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde Sayı, Yüzde Oranları, Bağımsız Gruplarda t Testi, Mann Whitney U, Kruskall Wallis ve Pearson Korelasyon analiz testleri kullanıldı.Araştırmaya katılan hastaların yarısından fazlası 30-49 yaş grubunda (%53.9), çoğunluğu erkek (%78.9), evli (%75) ve çekirdek ailede (%88.2) yaşamaktaydı. Hastaların, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutlarından en yüksek puanı mental sağlık alanında en düşük puanı ise mental rol alanında aldıkları saptandı. Hastaların Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası toplam puan ortalamasının orta, alt boyutta yer alan yorgunluk düzeyinin düşük, enerji düzeyinin ise yorgunluk düzeyinden daha yüksek ve iyi düzeyde olduğu belirlendi. Geliri giderinden fazla olan ve kadavradan nakil yapılan hastaların yorgunluk düzeylerinin daha düşük, 30-49 yaş grubundaki hastaların enerji düzeylerinin daha yüksek olduğu görüldü. Hastaların yorgunluk puanları ile SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyut (fiziksel işlev, fiziksel rol, ağrı, genel sağlık algısı, yaşamsallık, sosyal işlev, mental rol mental sağlık) puanları arasında negatif yönde önemli düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu ve yorgunluk puanları arttıkça yaşam kalitesi puanlarının düştüğü belirlendi.Sonuç olarak, bu çalışmaya katılan karaciğer nakli uygulanmış hastaların yorgunluk düzeylerindeki artışın yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilediği belirlendi.Anahtar Kelimeler: Karaciğer Nakli, Yorgunluk, Yaşam Kalitesi, Hemşirelik, Hasta
Hemşirelerin memnuniyet, tükenmişlik ve merhamet yorgunluğu ile bu faktörlerin iş doyumuna etkisi
Çalışma ile hemşirelerin memnuniyet, tükenmişlik, merhamet yorgunluğu düzeylerinin belirlenmesi ve bu faktörlerin iş doyumuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gerekli izinler alındıktan sonra Diyarbakır S.B.Ü Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan 957 hemşire çalışmaya dahil edildi. Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 303 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Hemşire Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Hemşire İş Doyum Ölçeği" kullanıldı. Yüz yüze görüşme tekniğiyle toplanan veriler, SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmada, t test, ANOVA analizi, pearson korelasyon analizi kullanıldı. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0.05 değeri kabul edildi. Çalışmada meslek tatmini alt boyutu puan ortalaması 25.98± 8.73, tükenmişlik alt boyutu puan ortalaması 21.40± 5.77, merhamet yorgunluğu alt boyut puan ortalaması ise 15.70± 6.92, Hemşire İş Doyum Ölçeği toplam puan ortalaması ise 11.46± 2.17 olarak bulundu. Meslek tatmini ile tükenmişlik arasında negatif yönde, merhamet yorgunluğu, işle ilgili olumlu duygular, üstlerden uygun destek, işyerinde algılanan önem ve keyifli çalışma ortamı arasında pozitif yönde, tükenmişlik ile merhamet yorgunluğu arasında pozitif yönde, işle ilgili olumlu duygular, üstlerden uygun destek, işyerinde algılanan önem ve keyifli çalışma ortamı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulundu. Merhamet yorgunluğu ile işle ilgili olumlu duygular arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulundu. Çalışmaya katılan hemşirelerin mesleki memnuniyetinin düşük olduğu, tükenmişlik ve merhamet yorgunluğunun orta düzeyde, genel iş doyumu puanının orta düzeyde olduğu görüldü. Kadınların iş doyumunun erkeklerden yüksek olduğu görüldü. Hemşirelerin yaşadıkları merhamet yorgunluğu, tükenmişlik ve tatmin düzeyi belirli aralarla ölçülebilir, bu parametrelerin iyileştirilmesi ile iş doyumu arttırılabilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, İş Doyumu, Memnuniyet, Merhamet Yorgunluğu, Tükenmişlik
Kronik obstrüktif akciğer hastalarına uygulanan progresif kas gevşeme ve derin soluk alıp verme egzersizinin dispne ve yorgunluk semptomları üzerine etkisi
Çalışma, KOAH hastalarına uygulanan progresif kas gevşeme egzersizleri ve derin soluk alıp verme egzersizlerinin, dispne ve yorgunluk semptomları üzerine etkisini incelemek amacıyla, müdahale çalışması olarak yapılmıştır. Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Gögüs Hastalıkları Ana Bilim Dalına bağlı olarak hizmet veren Göğüs hastalıkları takip polikliniğine başvuran, çalışma kriterlerine uygun olan ve GOLD evrelemesine göre KOAH tanısı alan 116 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırma verileri; "Hasta Bilgi Formu", "KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği", "Dispne-12 Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Ayrıca hastaların spirometri testi sonuçları; zorlu vital kapasite (FVC), birinci saniyedeki zorlu ekspiratuvar hacim (FEV1) ve FEV1/FVC değerleri ugulama öncesi ve sonrası değerledirildi. Çalışmanın başlangıcında hastalar yaş gurbu ve GOLD evresine göre randomizasyon yöntemiyle üç gruba ayrıldı. Bunlar: (I) Progresif kas gevşeme egzersizleri grubu (II) Derin soluk alıp verme egzersizleri grubu ve (III) Kontrol grubu'dur. Müdahale gruplarında bulunan her hastaya ilk görüşmede uygulamaları gereken egzersizler hasta ile bire bir yapılarak uygulamalı şekilde hastaya öğretildi. Veriler; Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilk, Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi, Ki-kare testi ile incelendi. Çalışmanın sonunda; KOAH hastalarının "orta/şiddetli" düzeyde dispne ve yorgunluk yaşadığı, progresif kas gevşeme ve derin soluk alıp verme egzersizleri uygulamaları sonucu müdahale grubundaki bireylerin yorgunluk düzeyi ve dispne şiddetinin azaldığı, FEV1 ve FEV1/FVC değerlerinin arttığı yönünde istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Anahtar kelimeler: kronik obstrüktif akciğer hastalığı, progresif kas gevşeme egzersizleri, derin soluk alıp verme egzersizleri, dispne, yorgunluk.
Postpartum dönemde uygulanan refleksolojinin ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve laktasyon üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı sezaryen doğum yapan primipar kadınlara postpartum dönemde uygulanan ayak refleksolojisinin ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve laktasyon üzerine etkisinin belirlenmesidir. Bu araştırma randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Çalışma Türkiye'de doğurganlık oranı en yüksek il olan Şanlıurfa'da yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 80 primipar kadın oluşturmuştur (refleksoloji grubu:40 ve kontrol grubu:40). Araştırmada yer alan kadınlar uygulamaya başlamadan önce deney ve kontrol grubuna random atanmıştır. Veriler 01 Ocak 2020 – 31 Ocak 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak 'Tanıtıcı Bilgi Formu' , 'Visual Analog Skala' , 'Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Ölçeği' , 'Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi' ve 'Bristol Emzirme Değerlendirme Ölçeği' kullanılmıştır. Deney grubuna postpartum sekiz hafta boyunca haftada bir kez 40 dakika ayak refleksoloji uygulaması yapılmıştır. Kontrol grubu sadece izlenmiştir. Deney ve kontrol gruplarının karşılaştırmasında kategorik değişkenler için kikare, sayısal değişkenler için bağımsız gruplarda t testi yapılmıştır. Deney ve kontrol grubu ölçek puan ortalamaları arasındaki fark Man Whitney U testi ile belirlenmiştir. Tekrarlı ölçümlerde süre ve grup etkileşimi açısından Two-way repeated measures ANOVA testi yapılmıştır. Deney grubunda ağrı için Visual Analog Skala puan ortalamalarının kontrol grubuna göre daha fazla azaldığı saptanmıştır. Ağrı düzeyinin deney grubunda dördüncü, kontrol grubunda yedinci haftada sonlandığı tespit edilmiştir. Deney grubunun yorgunluk düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede azaldığı, uyku kalitesi ve laktasyon düzeyinin ise anlamlı derecede arttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, sezaryenle doğum yapan kadınlara doğumsonu süreçte yapılan ayak refleksolojisinin ağrı ve yorgunluk düzeyini azalttığı, uyku kalitesi ve laktasyonu ise olumlu etkilediği belirlenmiştir. Postpartum dönem hemşirelik bakımında refleksoloji uygulamasının kullanımı önerilebilir.
Diz osteoartiti olan yaşlılarda çörek otu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomlarına etkisi
Bu çalışmada Diz Osteoartriti (OA) olan yaşlı bireylerde çörekotu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomları üzerine etkisini incelemek ve bu iki uygulamanın hangisinin daha etkin olduğunu araştırmak amaçlanmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak planlanan çalışma toplam 150 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler bir üniversite hastanesinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesinde ayaktan tedavi gören, 65 yaş üstü, Mini Mental Test sonrası algılamasında sorunu olmayan katılımcılardan oluşturmaktadır. Randomizasyon sonrası katılımcılar her grupta 30 katılımcı olmak üzere beş gruba ayrıldı. Gruplar; 1) Çörek Otu ile Refleksoloji, 2) Placebo Refleksoloji, 3) Çörekotu ile Diz Masajı, 4) Placebo Diz Masajı ve 5) Kontrol gruplarından oluşmaktaydı. Katılımcılara "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Kellgren ve Lawrence", "Ağrı-Visual Analog Skala (A-VAS)", "Yorgunluk Şiddet Skalası ve Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index "WOMAC" uygulandı. Uygulama gruplarındaki katılımcılara 6 hafta boyunca haftada bir seans 30 dk. süren uygulama yapıldı. Kontrol grubuna ise; bir girişim yapılmayarak rutin tedavi ve bakıma devam etmesi sağlandı. Katılımcılara 1. ve 6. haftalarda soru formları uygulanarak veriler toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde IBM Statistical Package for Social Sciences 22.0 yazılımından yararlanılmıştır. Değişkenler bağımsız iki gruptan oluşuyorsa ve normal dağılıyorsa Parametrik testlerden Independent Sample t testi veya veriler normal dağılmıyorsa Non-parametrik testlerden Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bununla birlikte üç ve daha fazla gruptan oluşuyorsa ise ANOVA veya Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. OA hastalarında çörek otu yağı ile yapılan ayak refleksolojisi ve diz masajının, yağ kullanılmadan yapılan gruba göre ağrı ve yorgunluk şiddetini daha çok azalttığı, tüm gruplarda ise; çörek otu ile yapılan ayak refleksolojisinin ağrı ve yorgunluk şiddetini en etkin azalttığı belirlenmiştir.
Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisi
Bu araştırma obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanısı alan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırma 22 Ocak-26 Mayıs 2021 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran OUAS tanısı almış hastalarla yapıldı. Çalışmanın evrenini ilgili polikliniğe başvuran OUAS tanısı almış tüm hastalar, örneklemini ise dahil edilme kriterlerini taşıyan hastalar oluşturdu. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmaya alınan hastalar bir program yardımıyla müdahale (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Müdahale grubundaki hastalara yüzyüze görüşme tekniği ile diyafragmatik ve büzük dudak solunumunu içeren solunum egzersizleri öğretilerek ilk uygulama yapıldı. Daha sonra bu gruptaki hastalara araştırmacı tarafından online görüşme yöntemi ile, her bir seans her sabah/akşam, 10-15 dakika ve toplamda 20-30 dakika olacak şekilde solunum egzersizleri sekiz hafta boyunca uygulandı. Veriler, Soru Formu, Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ile toplandı. EUÖ, 0-3 şeklinde puanlanmakta ve yüksek puan gündüz uykululuğunu göstermektedir. Dört alt boyuttan oluşan PYÖ'de ise ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasında değişmekte ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. Soru formu, EUÖ ve PYÖ çalışmanın başında, EUÖ ve PYÖ ise dördüncü ve sekizinci haftanın sonunda her iki gruba tekrar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare, Student t ve Mann Whitney U, Paired Sample t ve ANOVA testleri kullanıldı. Müdahale grubunda yer alan hastaların uygulama öncesi 6.15±1.65 olan PYÖ toplam puan ortalamasının, dördüncü haftada 5.66±1.92, sekizinci haftada 5.34±1.94'e düştüğü, kontrol grubunda ise uygulama öncesi 5.59±1.76 olan PYÖ toplam puan ortalamasının dördüncü haftada 5.72±1.81, sekizinci haftada 5.77±1.81'e yükseldiği belirlendi. Müdahale grubundakilerin EUÖ puan ortalamasının başlangıçta 12.13±4.34, dördüncü haftada 9.83±4.7 ve sekizinci haftada 9.13±4.71'e düştüğü, kontrol grubunda ise başlangıçta 10.37±2.77 olan EUÖ puan ortalamasının, dördüncü haftada 10.4±2.79, sekizinci haftada 10.5±2.85'e yükseldiği tespit edildi. Uygulanan solunum egzersizinin grup-zaman etkileşiminin de anlamlı olduğu ve bu durumun müdahale grubundan kaynaklandığı sonucuna varıldı. Bu doğrultuda OUAS hastalarına uygulanan solunum egzersizinin primer tedavi ile birlikte uygulanabileceği düşünülmektedir.
Dinamik ve statik core antrenmanının taekwondo bandal-tchagui tekme darbe basıncı ve yorgunluğuna kronik etkisi
Çalışmamızda dinamik ve statik core kuvvet antrenmanlarının taekwondo bandal-tchagui tekme darbe basıncı ve yorgunluğuna kronik etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 21 taekwondo sporcusu çalışmaya katılmış ve dinamik ve statik olarak iki gruba ayrılmışlardır. Dinamik gruba 6 hafta dinamik core antrenmanı, statik gruba 6 hafta statik core antrenmanı uygulanmıştır. Antrenman programının bir gün öncesinde ve bir gün sonrasında sporcuların tekme darbe basıncı, el kavrama kuvveti, sırt kuvveti, bacak kuvveti, leylek denge testi, durarak uzun atlama testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20 paket programında analiz edilmiştir. Elde edilen veriler incelendiğinde toplam tekme darbe basıncında statik core grubunun ilk ve son testleri arasında anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). dinamik grubun ön-son testleri arasında ve gruplar arasında tekme darbe basıncı ve yorgunluğu verilerinde anlamlı farklılık görülmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak statik core antrenmanların taekwondo tekme becerisi performansına düşük oranda olumlu etkileri olduğu, dinamik core antrenmanların etkili olmadığı söylenebilir.
Sigara bırakma yorgunluk ölçeği ile nikotin bağımlılığının değerlendirilmesi
Sigara tüm dünyada önlenebilir morbidite ve mortalitenin en önemli sebeplerinden biridir. Sigara bırakma sürecindeki hastalara yardımcı olmak amacıyla birçok yöntem geliştirilmiştir. Çalışmamızda, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Sigara Bırakma Polikliniği'ne başvuran hastaların Sigara Bırakma Yorgunluk Ölçeği ile sigara bırakma durumları ve bunları etkileyen faktörleri araştırmayı amaçladık. Çalışma tek merkezli, kesitsel ve yüz yüze anket yöntemi ile yürütülmüş olup, Eylül 2020- Şubat 2021 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Sigara Bırakma Polikliniği'ne sigara bırakma amacıyla başvuran 18 yaş ve üzeri gönüllüler dahil edilmiştir. Araştırmada sosyodemografik bilgi formu, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi, Sigara Bırakma Yorgunluk Ölçeği (SBYÖ) ve Hastane Anskiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD) Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma grubunun yaşları 20 ile 75 arasında değişmekte olup, 119'u (%33,2) kadın, 239'u (%66,8) erkek olmak üzere toplam 358 kişiden oluşmaktadır. Çalışmaya katılanlardan 150 kişi (%44,9) üçüncü ayda sigarayı bırakmış, 131 kişi (%39,5) altıncı ayda sigarayı bırakmıştır. Katılımcıların sigara bırakma durumları ile daha önce sigara bırakma denemesi, aylık sigaraya harcadığı ortalama gider, sigarayı ilk kez deneme yaşı arasında ilişki bulunmuştur. HAD anksiyete ve depresyon skorları ile bırakma durumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. SBYÖ duygusallık alt boyutu ile HAD depresyon ve anksiyete skoru arasında korelasyon saptanmıştır. Bırakma yorgunluğu, stres ve bırakma durumu arasındaki ilişkiyi anlamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Sigara bırakma tedavisinde hastayı bütüncül değerlendirmek, kişiye özel motivasyonel görüşme ve tedavi yöntemi seçmek bırakma başarısını arttırmak için çok önemlidir. Anahtar Kelimeler: Sigara Bırakma Yorgunluk Ölçeği, sigara bırakma tedavisi.
Renal transplantasyon hastalarına uygulanan refleksolojinin yorgunluğa etkisi
Yorgunluk renal transplantasyon yapılan hastalarda sık rastlanan bir sorundur. Bu nedenle bu araştırma renal transplantasyon hastalarına uygulanan refleksolojinin yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma, bir vakıf üniversitesi uygulama ve araştırma hastanesinin transplantasyon kliniğinde 07.12.2020-18.06.2021 tarihleri arasında randomize, kontrollü ve deneysel olarak yürütüldü. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmanın evrenini transplantasyon ünitesinde renal transplantasyon yapılan 254, örneklemini ise 68 hasta oluşturdu. Çalışmaya alınan hastalar bir program yardımıyla müdahale (n=34) ve kontrol (n=34) grubuna ayrıldı. Müdahale grubuna, refleksoloji için hazırlanan odada, hastaların her iki ayağına 15'er dakika olmak üzere toplamda 30 dakika süren refleksoloji uygulandı. Uygulama haftada iki gün, her hastaya toplam 16 seans şeklinde iki ay boyunca yapıldı. Veriler, Soru Formu ve Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ile toplandı. Dört alt boyuttan oluşan PYÖ'den alınan toplam puan 0-10 arasında değişmekte ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. Soru formu ve PYÖ çalışmanın başında, dördüncü ve sekizinci haftanın sonunda ise her iki gruba tekrar PYÖ uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare, Student t, Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis, korelasyon, genelleştirilmiş tahmin denklemi ve Least Significant Difference testleri kullanıldı. Müdahale grubunda yer alan hastaların uygulama öncesi 4.37±1.98 olan PYÖ toplam puan ortalamasının, dördüncü haftada 3.68±1.55, sekizinci haftada 3.73±1.86'ya düştüğü, kontrol grubunda ise 4.28±1.71 olan PYÖ toplam puan ortalamasının dördüncü haftada 4.23±2.16, sekizinci haftada 4.32±1.58'e yükseldiği ancak gruplar arası karşılaştırmanın anlamlı olmadığı belirlendi. Refleksolojinin grup, zaman ve grup/zaman etkileşimi incelendiğinde; sadece duygulanım alt boyut puan ortalamasında anlamlı değişimin olduğu belirlendi. Renal transplantasyon yapılan hastalara uygulanan refleksolojinin yorgunluk şiddetini azaltması nedeniyle yorgunluğun yönetiminde kullanılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Refleksoloji, Renal Transplantasyon, Yorgunluk.
Kalp yetersizliği hastalarına uygulanan nefes egzersizinin yorgunluğa etkisi
Bu araştırma kalp yetersizliği hastalarına uygulanan nefes egzersizinin yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla 18.03.2020-06.07.2022 tarihleri arasında iki hastanenin kardiyoloji servisi ve polikliniğinde randomize, kontrollü ve deneysel olarak yürütüldü. Araştırmanın evrenini hastaneye başvuran tüm kalp yetersizliği olan hastalar, örneklemini ise araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve araştırma kriterlerini karşılayan hastalar oluşturdu. Araştırma; nefes (n=22), plasebo (n=22) ve kontrol (n=22) grubu olmak üzere toplam 66 hasta ile tamamlandı. Nefes grubuna; hazırlanan nefes egzersizi protokolü haftada üç defa ve 20 dakika süre ile sekiz hafta boyunca uygulandı. Plasebo grubuna; haftada üç kez, 10-15 dakika süren ve sekiz hafta boyunca uygulanan spontan nefes alışverişini içeren egzersiz yaptırıldı. Haftanın kalan dört günü ise hatırlatıcılar (kısa mesaj veya sesli arama) kullanılarak hastaların kendi başlarına uygulama yapması istendi. Kontrol grubuna herhangi bir uygulama yaptırılmadı. Araştırmaya başlamadan önce hastalardan, kurumlardan ve etik kuruldan izin alındı. Veriler soru formu, hasta izlem çizelgesi ve Piper Yorgunluk Ölçeği-PYÖ (Ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasındadır ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır) ile toplandı. Tüm gruplara PYÖ; çalışmanın başlangıcında, dördüncü ve sekizinci hafta sonunda uygulandı. Satürasyon, kalp hızı ve solunum sayısını içeren hasta izlem çizelgesi ise nefes ve plasebo gruplarına her uygulama öncesi ve sonrası uygulandı. Araştırmanın verileri uygun istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Nefes grubunda yer alan hastaların PYÖ toplam ve alt boyut puan ortalamasının uygulama sonrası azaldığı (p<0.05), plasebo ve kontrol grubunda ise PYÖ toplam ve alt boyut puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir azalmanın olmadığı belirlendi. Ayrıca nefes grubundaki hastaların solunum sayısında anlamlı düzeyde azalmanın olduğu tespit edildi (p<0.05). Bu doğrultuda kalp yetersizliği hastalarının hemşirelik bakımında nefes egzersizlerine yer verilmesi ve yorgunluk yönetiminde kullanılması önerilir.
Sezaryen sonrası erken dönemde uygulanan sıcak su ayak banyosunun ağrı, yorgunluk ve gaz çıkışına etkisi
Bu araştırmanın amacı sezaryen sonrası erken dönemde uygulanan sıcak su ayak banyosunun ağrı, yorgunluk ve gaz çıkışına etkisinin belirlenmesidir. Bu araştırma randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Çalışma, Gaziantep Abdulkadir Yüksel Devlet Hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 80 sezaryen doğum yapan (deney grubu:40 ve kontrol grubu:40) kadın oluşturmuştur. Araştırmada yer alan kadınlar uygulamaya başlamadan önce deney ve kontrol grubuna random atanmıştır. Veriler 01 Aralık 2021 - 30 Haziran 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak 'Tanıtıcı Bilgi Formu', 'Sayısal Derecelendirme Ölçeği', 'Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası', 'Deney Grubu Hasta Takip Formu' ve 'Kontrol Grubu Hasta Takip Formu' kullanılmıştır. Deney grubundaki kadınlara sezaryenden 3 saat sonra 15 dakika süreyle sıcak su ayak banyosu uygulanmıştır. Kontrol grubundaki kadınlar sezaryenden sonra sadece izlenmiştir. Deney ve kontrol grubundaki kadınların karşılaştırılmasında kategorik değişkenler Ki-kare analizi ile sayısal değişkenler ise bağımsız örneklemler t testi ile test edilmiştir. Deney ve kontrol grubundaki kadınların ölçek puan ortalamalarının karşılaştırılmasında bağımsız örneklemler t testi kullanılmıştır. Farklı zamanlarda ölçümleri yapılan ölçek puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Tekrarlı Ölçümler Varyans Analizi uygulanmış olup çoklu karşılaştırma testlerinden LSD testi uygulanmıştır. Deney grubundaki kadınların sıcak su ayak banyosu uygulaması sonrası ağrı düzeyinin, kontrol grubundaki kadınlara ve uygulama öncesine göre düşük olduğu bulunmuştur. Deney grubundaki kadınların uygulama sonrası yorgunluk düzeyinin, kontrol grubundaki kadınlara ve uygulama öncesine göre düşük olduğu saptanmıştır. Sıcak su ayak banyosu uygulamasının sezaryen sonrası gaz çıkarma süresinde etkili olmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak, sezaryen sonrası erken dönemde uygulanan sıcak su ayak banyosu uygulamasının ağrı ve yorgunluk düzeyini azalttığı, gaz çıkışına etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Sezaryen sonrası dönemde hemşirelik bakımında sıcak su ayak banyosu uygulaması önerilebilir.
Genç erkek basketbolcularda aktif ve pasif toparlanmanın şut performansına akut etkisi
Bu çalışmanın amacı; basketbolcularda aktif ve pasif toparlanmanın şut performansına akut etkisinin incelenmesidir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden deneysel model kullanılmıştır. Çalışmaya Gaziantep ilinde U16 kategorisinde 7 yıldır basketbol oynayan sporculardan 12 erkek sporcu dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak RAST testi ve AAHPERD basketbol hızlı şut testi kullanılmıştır. Üç antrenmana ayrılan çalışma randomize bir şekilde planlanmış olup dinlenme yapılmayan günde sporcular RAST testi sonrasında dinlenme verilmeden AAHPERD basketbol hızlı şut testine geçmiştir. RAST testinde ve şut testinde elde edilen veriler kaydedilmiştir. Aktif toparlanma yapılan günde ise RAST testi sonrası aktif dinlenme yapan sporcular yine AAHPERD basketbol hızlı şut testine geçmiştir ve veriler kaydedilmiştir. Pasif toparlanma yapılan günde ise RAST testi sonrası pasif dinleme yaptırılmış ve AAHPERD basketbol hızlı şut testine giren sporcuların verileri kaydedilmiştir. Elde edilen veriler uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak SPSS 25.00 paket programında analiz edilmiştir. Verilerin analizi sonucunda dinlenmesiz yapılan şut performansı ile aktif ve pasif toparlanma sonrası yapılan şut performansları karşılaştırıldığında aktif ve pasif toparlanma lehine anlamlı farklılığa rastlanmıştır (p ≤ 0.05). Buna karşın aktif ve pasif toparlanma arasında ise şut performansları açısından anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Sonuç olarak yorgunluk sonrası dinlenmesiz güne göre aktif ve pasif toparlanma yapılan günlerde şut performansının arttığı görülmüştür. Ancak aktif ya da pasif toparlanma yapmanın şut performansına akut olarak farklı bir etki göstermediği görülmüştür.
Postmenopozal kadınlarda yorgunluk ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Postmenopozal dönemin ilerleyen yaş ile birlikte kadınlarda birçok olumsuz durumu beraberinde getirdiği bilinmektedir. Bu çalışmada postmenopozal dönemdeki kadınların, yorgunluk şiddet seviyeleri ve yaşam kaliteleri değerlendirilerek, aynı yaş aralığındaki postmenopozal dönemde olmayan kadınlar ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 40-65 yaş aralığında olan 80 olgu dahil edildi. Olgular çalışma grubu (postmenopozal dönemde olan) ve kontrol grubu (postmenopozal dönemde olmayan) olarak 40'ar kişilik iki gruba ayrıldı. Olguların demografik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Olguların yorgunluk değerlendirilmesi, Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ) ile yaşam kalitesi ise Nottingham Sağlık Profili (NSP) anketi ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde Windows tabanlı SPSS21 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p< 0,05 olarak kabul edildi. Çalışmada iki grubun yaş, Vücut Kitle İndeks'i (VKİ), kronik hastalık varlığı ve düzenli ilaç kullanımı parametreleri arasında anlamlı fark elde edildi (p<0,05). YŞÖ değerlendirmesi sonucu iki grup arası anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05), ancak yorgunluk değerlendirme sonuçlarına göre postmenopozal kadınlar daha yorgun bulundu. İki grup arasında yaşam kalitesi toplam skoru ve alt parametreleri karşılaştırıldığında, NSP toplam skoru ve alt parametrelerinden olan fiziksel aktivite, uyku ve emosyonel reaksiyonlar skorları arasında anlamlı farklar bulundu (p<0,05). NSP'nin diğer alt parametreleri olan ağrı, enerji ve sosyal izolasyon skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma grubu içinde YŞÖ skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı, NSP alt parametreleri ve NSP skoru arasındaki ilişkiye bakıldı. YŞÖ ile NSP toplam skoru, NSP'nin alt parametrelerinden olan sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonlar arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,416, p<0,05; r=0,431, p<0,05; r=0,392 p<0,05). Çalışma grubunda, NSP toplam skoru ile yaş, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. NSP toplam skoru ile gebelik ve doğum sayısı arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (r=0,36, p<0,05; r=0,362, p<0,05). Çalışma grubunda, menopoz yaşı ile YŞÖ ve NSP skorları, VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasındaki ilişkiye bakıldı. Menopoz yaşı ile VKİ, gebelik ve doğum sayısı arasında istatistiksel olarak pozitif yönlü anlamlı ilişki bulundu ( r=0,421, p<0,05; r=0,454, p<0,05; r=0,415 p<0,05). Sonuç olarak, postmenopozal kadınlarda yorgunluk meydana gelmekte ve yaşam kalitesi azalmaktadır. Bu dönemde yorgunluk şiddetinin artması yaşam kalitesi ile ilişkilidir. Fiziksel aktivite seviyesinin düşmesi, uyku bozuklukları, sosyal izolasyon ve emosyonel reaksiyonların negatif yönde değişimi yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler.
Pediatrik kanser hastalarında inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı pediatrik kanser hastalarında inspiratuar kas eğitiminin solunum fonksiyonları, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Memorial Şişli Hastanesi Pediatrik Onkoloji ve Hematoloji bölümünde kanser tedavisi almış ve tedavisini tamamlamış dâhil edilme kriterlerine uyan eğitim grubuna 13 ve kontrol grubuna 14 olmak üzere toplam 27 hasta çalışmaya alınmıştır. Araştırmaya dâhil olan hastaların çalışmaya katılan hastaların yaşı, cinsiyeti, tanısı, boy ve kilo durumları kayıt edilmiştir. Hastalarda inspiratuar kas eğitimi öncesi ve sonrası solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, yorgunluk ve yaşam kalitesine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Araştırmada eğitim ve kontrol grubundaki hastaların solunum fonksiyon testinde yer alan FVC, % FVC, FEV1, % FEV1, FEV1/FVC, PEF ve % PEF başlangıç ve eğitim sonrası değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Ayrıca araştırmada eğitim grubunda FVC (lt), % FVC, FEV1 (lt) ile % FEV1 değerlerinde eğitim sonrası ölçümünde artış gösterdiği ve ilk ölçümlere göre farklılık oluşturduğu sonucuna ulaşıldı. Kontrol grubunda FVC (lt), % FVC, FEV1 (lt), % FEV1 ile % PEF değerlerinin tedavi öncesi ve sonrası ölçümler arasında artış gösterdiği bulunmuştur (p<0,05). Eğitim ve kontrol grubundaki hastaların solunum kas kuvveti testi sonrası elde edilen MİP ve MEP değerleri ile 6DYT sonrası hesaplanan SpO2, kalp hızı ve yürüme mesafesi başlangıç ve son test değerlerinin karşılaştırılmasında gruplar arasında farklılık bulunmamıştır (p>0,05). MİP, MEP ile yürüme mesafesinde eğitim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır(p<0.05). Kontrol grubunda MİP, MEP ile yürüme mesafesinde eğitim sonrası lehine istatistiksel olarak anlamı artış saptanmıştır (p<0,05). Eğitim grubundaki hastaların, inspiratuar kas eğitimi öncesi ve sonrası yorgunluk değerlerinin anlamlı olarak düşüş gösterdiği bulunmuştur. Gruplar arasında yapılan değerlendirmede pediatrik yaşam kalitesi testi sonrası elde edilen fiziksel, duygusal, sosyal ve okula ait başlangıç değerlerinin farklılık göstermediği sonucuna ulaşılmıştır (p>0,05). Eğitim grubundaki hastaların fiziksel, duygusal, sosyal ve okula yaşam kalitesi düzeylerinin eğitim sonrası sonuçlarının eğitim öncesi sonuçlarına göre daha yüksek olduğu sonucuna ulaşıldı. Benzer şekilde kontrol grubundaki hastaların fiziksel, duygusal ile okula ilişkin yaşam kalitesi düzeylerinde eğitim sonrası lehine istatistiksel olarak artış gösterdiği bulunmuştur(p<0.05).
Sporcularda uzun süreli yorgunluğun kas hasarıyla ilişkisi
Bu çalışmada sporcularda uzun süreli yorgunluğun yaratmış olduğu etkiyi performans ölçümleriyle değerlendirmek ve antrenmanlar sonucu oluşabilecek kas hasarı tespit edilerek, uzun süreli yorgunlukla olan olası ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya, Çukurova Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nda okuyan, yaş ortalaması 24 ± 0.9, boy ortalaması 177.5 ± 1.4 cm ve vücut ağırlığı 72.23 ± 2 kg olan 15 gönüllü erkek sporcu katılmıştır.Çalışmaya katılan sporculara 6 hafta süre ile haftada 3 gün, 30 m. interval sprintlerin yapıldığı bir antrenman programı uygulanmıştır. Çalışmanın ilk 5 haftalık döneminde giderek artan şiddette uyum antrenmanları, 6. haftasında antrenman şeklini değiştirmeden kapsamının arttırıldığı sınırsal yüklenme antrenmanı, ardından iki gün normal antrenman yaptırılmıştır. Her haftanın ilk antrenmanından önce, hemen sonra, 24 saat sonra ve 6. haftada sınırsal yükleme antrenmanını takip eden 3., 5., 7. ve 9. günlerde kas kuvveti, sürat ve esneklik ölçümleri yapılmıştır. 1. 5. ve 6. haftaların ilk antrenmanı öncesinde ve hemen sonrasında alınan venöz kan örneklerinden kortizol, TNF-?, IL-6 düzeyleri ölçülmüş, CK, LDH ve CRP düzeyleri ise antrenmanların 24 saat sonrasında ve 6. haftada antrenmanın 72 saat sonrasında da ölçülmüştür. Serum IGF-1 düzeyi ise 1. ve 6. haftada antrenmanın öncesinde ve hemen sonrasında ölçülmüştür.5. hafta sonunda 30 metrelik süratleri geliştiği, ancak 6. Hafta sonrası sürat, kas kuvveti ve esneklik performanslarının 9 gün boyunca düştüğü görülmüştür. 1, 5 ve 6 haftalarda serum LDH düzeyi antrenmanın sonrasında, serum CK düzeyi antrenmanın sonrasında, 24 saat sonrasında ve 6. haftada antrenmanın 72 saat sonrasında yükselmiş, esneklik ise antrenmanın sonrasında, 24 saat sonrasında düşmüştür. Ertesi gün yapılan ölçümler karşılaştırıldığında 6. haftada CK düzeyi 5. haftaya oranla daha yüksek olduğu, esneklik değerlerinin ise 1. haftaya oranla daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Antrenman sonrasında serum IGF-1 düzeyinde 6. haftada, serum kortizol düzeyinde ise 1. ve 6. haftada artış gözlenirken, bu artışın 6. haftada daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Antrenmanlar serum CRP, TNF-? ve IL-6 düzeylerinde değişikliklere yol açmamıştır.Antrenmanlı sporcularda, antrenman şeklini değiştirmeden kapsamın arttırıldığı sınırsal yüklenmelerin kas hasarı ve performans kaybına yol açarak uzun süreli yorgunluk oluşturabildiği, kas hasarının boyutlarının performanstaki toparlanmayı doğrudan etkilediği ve buna bağlı olarak da yorgunluk süresini uzatabildiği sonucuna varılmıştır.
The influence of sintering and nitriding processes on distaloy AE powder materials
In this work, Distaloy AE metal powders have been chosen due to their wide used in the industrial applications. First, Distaloy AE powders were pressed at 500 MPa pressure and room temperature. Then, pressed specimens were sintered at 1120 ºC temperature for 30 minutes. In order to examine effects of sintering operation to density, density have been measured in per temperature. After sintering operation, a group of specimen was nitriding at 520 ºC temperature during 16 hours. To investigate mechanical properties of sintered and nitrided Distaloy AE powders, tensile and fatigue tests were performed. In addition, samples which are not subjected to tensile and fatigue test were used for micro-hardness tests. For metallographic researches, optic microscopy and scanning electron microscopy tests were used to examine.
Koroner anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesi ve yorgunluk düzeyi
Bu araştırma koroner yoğun bakımda anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesine ve yorgunluk düzeyini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15.12.2018- 15.04.2019 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi'nde koroner yoğun bakımda yatmakta olan ve anjiyo olmuş bireylerle gerçekleştirilmiştir (n:205). Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Richards- Campbell Uyku Ölçeği, Kısa Yorgunluk Envanteri- Brief Yorgunluk Envanteri kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin karşılaştırılmasında t testi, one way anova, ve pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Koroner yoğun bakımda anjiyografi yapılan hastaların Richard!s Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması 46.01±18.90 olarak bulunmuştur. Brief Yorgunluk ölçeğinin puan ortalaması ise 4.49±1.99 olarak bulunmuştur. Richard‟s Campbell Uyku Ölçeği puan ortalaması ile Brief Yorgunluk Envanteri ve alt boyutlarının puan ortalaması arasında negatif yönde bir ilişki saptanmıştır. Hastalarının uyku kalitesi azaldıkça yorgunluk düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. Koroner anjiyografi yapılan hastaların uyku kalitesinin kötü ve yorgunluk düzeylerinin yüksek olduğu ve bu duruma bir çok faktörün yol açtığı belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda; risk grubu olan bireylere, düzenli aralıklarla uyku hijyeni ve aktivite planlamasına yönelik hemşirelik bakım planlamalarının yapılması ve danışmanlıkların verilmesi önerilmektedir.
Geriatri kanser hastasına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme tutumlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Şubat-Mart 2017 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde tedavi gören geriatrik kanser hastasına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini geriatrik hastalara bakım verenler, örneklemini ise çalışma kriterlerine uygun olan ve bakım veren 100 aile bireyi oluşturdu. Örneklem sayısı power analizi ile hesaplandı. Araştırmanın verileri; Soru Formu, Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ve Baş Etme Tutumları Ölçeği (BETÖ) ile toplandı. PYÖ; dört alt boyut ve toplam yorgunluk puanı (0-10)'ndan oluşmakta ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. BETÖ ise 15 alt boyuttan oluşmakta, alt boyutlardan alınacak puanların yüksekliği hangi başa çıkma tutumunun, kişi tarafından daha çok kullanıldığını ifade etmektedir. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında Anova, Shapiro Wilks, Tukey HSD post hoc testi ve Pearson korelasyon analizi ile değerlendirildi. Bakım verenlerin yaş ortalamasının 48,1±14,4, %50'sinin kadın, %35'inin okur-yazar veya ilköğretim mezunu olduğu, %53'ünün annesine bakım verdiği, %68'inin bakım verdiği hasta ile aynı evi paylaştığı, %50'sinin bakmakla yükümlü olduğu başka birinin de bulunduğu, %58'inin günlük 0-8 saat süre ile hastaya bakım verdiği, %37'sinin bakım verme rolü nedeniyle sağlık sorunu yaşadığı ve %65'inin bakım konusunda başkasından yardım aldığı saptandı. Bakım verenlerin toplam yorgunluk puan ortalamasının 4,4±2,4 olduğu, BETÖ alt boyutlarından en çok yararlı sosyal destek kullanımı (12,4±2,5), duygusal sosyal destek kullanımı (12,2±2,3) ve plan yapmayı (12,8±2,2) kullandıkları tespit edildi. Bu sonuçlar doğrultusunda, geriatrik kanser hastalarına bakım verenlerin yorgunluk düzeyi ve baş etme durumunun değerlendirilerek bu konuda desteklenmeleri önerilebilir.
Hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda müzik terapinin ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomları üzerine etkisi
Müzik, çeşitli kronik ve ilerleyici hastalıkları olan hastalarda bir çok semptomu hafifletmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, müzik terapinin hemodiyaliz sonrasında gelişen ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomları üzerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini Nisan - Eylül 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hastanesinin hemodiyaliz ünitesinde tedavi gören 34 hasta oluşturdu. Araştırmanın yapılabilmesi için Etik Kurul izni alındı. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu ile ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomlarının değerlendirilmesi için Visuel Analog Scale (VAS) kullanıldı. Hemodiyaliz tedavisi öncesi ve sonrasında hastaların nabız ve sistolik-diyastolik kan basıncı verileri kaydedildi. Hastalara 30 dk canlı Türk Sanat müziği dinletildi. Araştırma verileri SPSS 22.0 (Statistical Package for The Social Sciences, Chicago, IL) programı kullanılarak değerlendirildi. Hastaların değişkenleri dikkate alınarak sayı ve yüzde, ortalama ve standart sapma, hemodiyaliz öncesi ve sonrasında temel karakteristikler açısından fark olup olmadığını karşılaştırırken ki kare analizi ve independent-t test uygulandı. Anlamlılık düzeyi 0.05 olarak alındı. Bu çalışmada kaval ile sunulan canlı Türk müziğinin hemodiyaliz tedavisi alan hastaların ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntı semptomlarını azalttığı görüldü. Bu sonuçlar doğrultusunda hemodiyaliz hastalarında ağrı, yorgunluk, anksiyete ve kaşıntıyı azaltmada müzik terapi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, anksiyete, hemodiyaliz, kaşıntı, müzik terapi, yorgunluk.
Multiple skleroz hastalarına uygulanan acupressure'un yorgunluğa etkisi
Bu çalışma multiple sklerozu olan hastalara uygulanan akupresürün yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla, randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Çalışma öncesinde etik kuruldan, çalışmanın yapılacağı kurumdan ve hastalardan izin alındı. Örneklem sayısı güç analizi ile belirlendi ve çalışma kriterlerine uygun olan hastalar müdahale (30) ve kontrol (30) grubuna ayrıldı. Çalışmanın verileri soru formu ve yorgunluk ölçeği ile toplandı. Ölçekte patolojik yorgunluk için kesme değeri dört ve üstü olup, toplam skorun (maksimum 7) yüksekliği yorgunluğun arttığını göstermektedir. Çalışma sırasında kontrol grubu rutin tedavisini alırken, müdahale grubuna rutin tedavisi ile birlikte, sertifikalı akupresür eğitimi alan araştırmacı tarafından haftada üç kez, toplam dört hafta, Li4, ST36 ve SP6 noktaları kullanılarak akupresür uygulandı. Bu sürecin sonunda her iki grubun yeniden yorgunluk düzeyi değerlendirildi. Verilerin değerlendirilmesinde, Shaphiro Wilk, Student t, Mann Whitney U, ANOVA-LSD, Ki-kare, Allpairwise, Kruskal Wallis testleri kullanıldı. akupresür uygulaması sonrası müdahale ve kontrol grupları arasında yorgunluk puan ortalamaları açısından anlamlı farklılık olduğu görüldü (p< 0,05). Çalışmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; MS'e bağlı yaşanan yorgunluğun azaltılması için akupresürün uygulaması konusunda MS hastalarına eğitim verilmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Akupresür, hemşirelik, multiple skleroz, yorgunluk
Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan fizyoterapistlerin pandemi dönemindeki fiziksel aktivite, yaşam kalitesi, yorgunluk, uyku kalitesi ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi
Çalışan kişilerin yaşama ve iş ortamlarının, yaşam kalitelerini etkilediği bilinmektedir. İş yaşamından kaynaklı yorgunluğun mental ve fiziksel olarak birçok yönünün olduğu belirtilmektedir. Pandemi sürecinde birçok insanla temas halinde olmak, artan iş yükü gibi faktörler kişilerin yaşam kalitelerini etkilemiştir. Bu çalışmada özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çalışan fizyoterapistlerin pandemi sürecindeki fiziksel aktivite, yaşam kalitesi ve yorgunluk seviyelerinin değerlendirilmesi ve diğer çalışanlarla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamız Kayseri ilindeki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde gerçekleştirilmiştir. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Yorgunluk Şiddet Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmamıza, 88 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi personeli, 88 özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışan fizyoterapist olmak üzere toplam 176 kişi katılmıştır. Fiziksel aktivite değerleri açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0.05). Yaşam kalitesine ait mesleki tatmin, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu alt parametrelerinde gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p=0.000). Yorgunluk skorlarında gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmaktadır (p=0.002). Fizyoterapistlerin yorgunluk, yaşam kalitesi ve tükenmişlik seviyelerini etkileyen faktörler farklı çalışmalarla daha detaylı incelenmelidir.
Sağlık çalışanlarının pandemi dönemindeki yorgunluk ve tükenmişlik düzeyleri ile kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, yaşam kalitesi ve ağrı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Pandemi döneminde sağlık çalışanlarının iş yükü ve kaygılarının artarak devam ettiği bilinen bir gerçektir. Bu süreçte diş hekimliği sağlık çalışanlarının genel topluma göre daha fazla enfeksiyon riski taşımasının, çalışma koşullarının ağırlaşmasının ve yoğun baskı ile stres altında çalışmalarının yorgunluk, tükenmişlik ve yaşam kalitesi düzeyleri üzerine olumsuz etki etmesi muhtemeldir. Bu çalışmada COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık çalışanlarının hissettiği yorgunluk ve tükenmişlik seviyelerinin, kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, yaşam kalitesi ve ağrı üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Erciyes Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi'nde çalışan 154 sağlık çalışanı (56 erkek, 98 kadın) katıldı. Veriler 'Yorgunluk Şiddet Ölçeği', 'Maslach Tükenmişlik Ölçeği', 'Cornell Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları Anketi', 'Çalışanlar için Yaşam Kalitesi Ölçeği' ve 'Vizüel Analog Skala' kullanılarak elde edildi ve SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Katılımcıların en fazla sırt, boyun ve sağ omuz ağrısından yakındığı, diş hekimlerinin daha çok üst ekstremitelerinde, diğer personellerin ise bel ve alt ekstremitelerinde kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarının oluştuğu belirlendi. Ankete katılanların yorgunluk seviyeleri 4,9±1,64; ağrı düzeyleri 4,26±1,84 olarak hesaplandı. Ayrıca ağrı, yorgunluk, duygusal tükenme, duyarsızlaşma, tükenmişlik ve eşduyum yorgunluğu parametreleri arasında pozitif yönde; kişisel başarı hissi ve mesleki tatmin parametrelerinde ise negatif yönde anlamlı ilişki belirlendi (p<0,05). COVID-19 pandemisinde diş hekimliği sağlık çalışanlarında kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, yaşam kalitesi ve ağrı seviyelerinin arttığı ve bu durumun yorgunluğu ve tükenmişliği tetiklediği göz önüne alındığında buna yönelik önleyici ve düzenleyici tedbirlerin alınmasının ve sağlık politikaları düzenlemelerinin yararlı olacağı kanaatindeyiz.