Architectural works
99 theses under this subject heading
Tarihi yapıların sürdürülebilir mimarlık ilkelerine göre yeniden işlevlendirilmesi: Boğaziçi Üniversitesi erkek yurdu (Hamlin Hall) örneği
Fransız Devrimi ile ortaya çıkan tarihi yapı koruma gerekliliği, tekil koruma anlayışlarından Avrupalı devletlerin konuya hassasiyet göstermesine evrilerek, bugünkü kurallı şeklini almıştır. Önce Sanayi Devrimi'nin, sonra ise II. Dünya Savaşı'nın kentler ve yapılar üzerinde bıraktıkları etki, belge niteliği taşıyan tarihi yapıların kurallarla korunması gerektiğini göstermiştir. Aynı zamanda, Sanayi Devrimi'nin bir başka etkisi olan çevre sorunları da, II.Dünya Savaşı'ndan birkaç yıl sonra gündeme gelerek "sürdürülebilirlik" kavramını ortaya çıkartmıştır. Tarihi yapı ve çevre koruması; kültürel devamlılığı, sürdürülebilirlik ise, kaynakların devamlılığını sağlamayı hedefleyen ve gelecek nesillere bu iki unsuru eksiksiz bir şekilde bırakmayı amaçlayan uygulamalardır. Günümüzde Dünya'nın birçok ülkesinde, özgün işlevini yitirmiş olan çoğu yapı yeniden işlevlendirilerek ve işleve uygun bir şekilde iyileştirilerek aktif halde kullanılmaktadır. Tarihi yapının devamlılığının sağlanması açısından, yapının aktif halde kullanılıyor olması ve rutin bakımlarının yapılması önemlidir. Tıpkı diğer koruma yöntemlerinde olduğu gibi, yeniden işlevlendirme ve iyileştirme projelerinin de belirli kuralları bulunmaktadır. Tarihi dokuya zarar vermeden kullanıcıların güncel ihtiyaçlarının karşılanması, özellikle iyileştirme projelerinin ana hedefidir. Tarihi yapıların gündelik hayatta kullanılması ve gelecek nesillere düzgün bir şekilde bırakılması kadar çevre sorunlarının önlenmesi de önemlidir. 21. yüzyıl insanının günlük problemleri arasına giren çevre sorunları, kaynakların dikkatlice tüketilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu bağlamda, çevreye oldukça zarar veren ancak bir ihtiyaç da olan yapı sektörünün, çalışmalarını çevreye en az hasarı vererek, geri dönüşüm ve atık yönetimi konularına hassasiyetle yaklaşması gerekmektedir. Modern yapılarda olduğu gibi, tarihi yapılarda da oldukça fazla enerji tüketimi olması, sürdürülebilir yapı ögelerinin kullanılabileceği türden tarihi yapıların da çeşitli sistemlerle iyileştirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Modern bir yapıya uygulanan sistemler kadar özgürce planlama yapılmasına fırsat vermeyen tarihi yapılarda, sürdürülebilirlik anlamında yapılan çalışmalar kısıtlı fakat etkilidir. Tarihi yapıları ve çevreyi korumanın birincil adımı, toplumu bu iki konuda bilinçlendirmekten geçmektedir. Bir toplumu bilinçlendirmenin uzun vadeli ancak sağlam temelli yöntemlerinden biri olan üniversite eğitimi de son yıllarda özellikle sürdürülebilirlik konusunda çalışmaların yapıldığı bir alandır. Ülkemizde henüz çok yeni olan bu uygulama, Batı'lı ve Asya'lı gelişmiş devletler tarafından benimsenerek sadece ders programlarına değil, aynı zamanda kampüs yaşamına da yayılmıştır. Literatüre "yeşil kampüs" adıyla geçen bu uygulama, genel sürdürülebilir yapı sistemi kurallarının benimsendiği ve bu şekilde öğrencilerin sürdürülebilirlik kavramı hakkında yaşamlarının ilk safhalarında bilinçlenmelerini sağlamaktadır. Bu amaç, köklü ve kampüs içinde tarihi yapı barındıran üniversiteler için ise, kampüsü ya da kampüs yapılarını tarihi dokuya zarar vermeden sürdürülebilir yapı ögelerine uygun şekilde iyileştirmeleri, aynı zamanda da öğrenci ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri gerekliliği nedeniyle bambaşka bir zorluğa sokmaktadır. Ülkemizde, bu amacı gerçekleştiren ilk üniversite olan Boğaziçi Üniversitesi, inşaa ettiği yeni yapılarda sürdürülebilirliğe önem verirken, ana kampüste tarihi yapılara sahip olması nedeniyle, üniversitenin en ünlü ve eski yapısı olan Hamlin Hall'u yeşil bina haline getirerek Leed Gold sertifikası almaya hak kazanmıştır. Robert Kolej'in Bebek'de bulunan yapısından sonraki binası Hamlin Hall, içinde yatakhanelerin de bulunduğu bir eğitim yapısıyken, 70'li yıllarda Boğaziçi Üniversitesi'ne verilmiştir. Bugün hâlâ Boğaziçi Üniversitesi'ne ait olan yapının, günümüzde yalnızca yurt işlevine sahip olması nedeniyle yeniden işlevlendirilmiş bir yapı olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanı sıra yapıya 2011 yılında iyileştirme projesi uygulanmıştır. Yapılan iyileştirme projesinde yapıya yeşil yapı sistemleri de eklenerek hem tarihi hem de enerji etkin yapı olması sağlanmıştır. Robert Kolej bir Amerikan okulu olduğu için, Hamlin Hall'da bu standartta yapılmıştır. İyileştirme yöntemi incelenen yapıda kullanılan sistemlerin yeterliliklerinin anlaşılması için başka bir Amerikan yapısı olan ve Hamlin Hall gibi yurt yapısı olarak kullanılan Harvard Üniversitesi Hamilton Hall da incelenerek, bu araştırma özelinde kıyaslama yapılmıştır. Harvard Üniversitesi, kampüste bulunan hem tarihi hem de modern yapılara yeşil bina sistemleri uygulayarak "Yeşil Kampüs" ünvanı alan bir başka Üniversitedir.
Süleymaniye Camii'nin gösterge bilimi açısından incelenmesi
Fotoğraf sanatı ortaya çıktığından beri,fotoğraf ve fotoğrafçılık, birçok tarihsel, toplumsal ve siyasal gerçekliğe; sanatın gelişim ve yansımasına hizmet etmiştir. Fotoğraf sanatı alanındaki gelişmeler, beraberinde değişik görme biçimleri yaratmış ve yeni zenginlikler oluşturmuştur. Bu noktandan hareketle,"Süleymaniye Camii'nin Gösterge Bilimleri Açısından İncelenmesi" başlıklı çalışmamız ile, tarihe damga vurmuş bir büyük mimari eserin tarihsel ve mimari bilgiler yanında görsel öğelerle zenginleştirilmiş bir varyasyonu; ve değişik bir çalışma örneği ortaya konulması hedeflemiştir. Çalışmada, tarihsel süreçten yola çıkarak,bir yandan eserin farklı açılar ve kompozisyonlar ile fotoğrafik zenginliği ortaya çıkarılırken, diğer yandan da mimari fotoğrafın zenginliğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Yine çalışmamızda, sanatsal yönelimler, ilahi betimlemelerle ile zenginleştirilip göstergebiliminin eşsiz zenginliğine sunulmuştur. Çalışmada, Süleymaniye Camii'nin gösterge bilimleri açısından incelenmesinden yola çıkılarak, eseregörsel öğelerle destekli farklı bir bakış açısından kazandırılması hedeflenmektedir. Bu hedef ve temelden hareketle, birincibölümde çalışmanın amaç ve metodolojisi ve caminin mimari açıdan özelliklerine;ikinci bölümde Süleymaniye'nin tarihçesine ve genel bilgilere; üçüncü bölümde mimari fotoğrafçılıkta ilgili tarihsel gelişim ve teknik bilgi ve değerlendirmelere yer verilmiş;Dördüncü bölümde ise Süleymaniye'ye gösterge bilimlerinden yola çıkarak çeşitli açılardan farklı fotoğraf kareleri eklenmiş ve Mimar Sinan'ın İstanbul'un siluetine kazandırdığı güzellik sergilenmeye çalışılarak fotoğraflar üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gösterge Bilimi, Süleymaniye Camii, Fotoğraf, Grafik ve Fotoğraf
Rusların Erzurum ve Kars'taki dini mimarisi
Toplumlar arası iletişimde, sanat ve kültür alanındaki etkileşimler son derece olağandır. Kültür tarihi araştırmalarındaki yoğunluk arttıkça, coğrafi konumları farklı doğu ile batının ayrı kültürlerle kendilerini ifade ettikleri bilinmekle birlikte; her iki toplumun bir sentez içerisinde birbirlerini etkilemiş olmaları da kabul görmektedir. Rus tarihinde modernleşme çabalarının öncüsü olan I. Petro zamanında, yüzyıllara dayalı geleneği ve dinsel havası olan Moskova'nın yerine; 1703 yılında, Baltık Denizi kıyısında yeni bir şehir kurarak orayı başkent yapma arzusu ile 'Petersburg' adında, tamamen Avrupai bir kent kurulmaya başlanmıştır. Bu kentin planlanması baştan sona İngiltere, Fransa, Hollanda ve İtalya'dan getirilen yabancı mimar ve mühendislerce gerçekleştirilmiştir. Tezimizde Anadolu'da ilk imar gören şehirlerimizden Kars ve Erzurum'un 1878 Rus işgali ile benzer bir süreci yaşadığını görmekteyiz. Rusya'da egemen olan batılılaşma ve modernleşme anlayışının bir uzantısı olarak burada kurulan yeni şehirler, geçmiş Rus şehirlerini andıran eski Osmanlı şehrinin üzerine kurulmamıştır. Esas Rus topraklarından uzakta bir koloni şeklindeki bu bölge, yeni anlayışa uygun olarak Avrupai tarzda ızgara planına sahip olarak kurulmaya çalışılmış ve bu amaçla yine yabancı mimarlardan faydalanılmıştır. Rusların Anadolu'ya getirdiği Baltık Mimarisi birçok medeniyetin sentezi olarak harmanlanmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde; Rus dönemi yapılarının cephe biçimlendirmelerinde, zengin duran görselliğe önem verilerek plasterler, kornişler, bordürlerle bezeli, kütlesel hareketlenmelere pek fazla yer verilmediği; cepheye hareket kazandırmak ve monotonluğu bozmak için belirli bir düzene göre yerleştirilen cephe elemanlarının kullanıldığı ve yoğun taş işçiliği ile de bu durumun desteklendiği dikkat çekmektedir. Bunların yanı sıra; Baltık mimarisi yapılarında görülen duvarlarda yapı malzemesi olarak çoğunlukla andezit ve bazalt taşı kullanılmış olması, kalın duvarlı, dikdörtgen planda, genellikle tek veya iki katlı inşa edilen yapılar olması, giriş hollerinin ve bu hole açılan odaların ve camekanlı bölümlerinin olması gibi özellikler Kars ve Erzurum'da bulunan Rus dönemi yapılarında da öne çıkan detaylardandır.
Midyat süryani dini mimarisinde süsleme
En eski inançların, büyük dinlerin ve kültürlerin buluşup kaynaştığı Tur Abdin Bölgesi; Kadim halklardan biri olan Süryanilerin dini inançlarına, mimarilerine ve kültürlerine ev sahipliği yapmaktadır. Araştırmamıza konu olan manastır ve kiliseler, Tur Abdin Bölgesi'nde yer alan Midyat merkez ve köylerindeki Süryani dini mimarisinin önemli yapılarını içermektedir. Midyat'taki yapılar, Erken Hristiyan mimarisi örnekleri olmalarının yanı sıra çeşitli kültürel miraslarla beslenmiş özel bir mimari yapılanmanın ürünleri olarak değerlendirilmektedir. Bölgedeki anıtsal mimarlık örnekleri bugüne kadar belli başlı konularda incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Ancak, Midyat, Süryani dini mimarisinin incelendiği bilimsel çalışmalarda süslemeye yeterince yer verilmediği, yazılan kaynakların daha çok bölgedeki mimari eserlerin yapısını ele aldığı görülmektedir. Bu bağlamda "Midyat Süryani Dini Mimarisinde Süsleme" adlı tezimizin amacı; Süryani dini mimarisinde süslemeyi en iyi şekilde ifade eden yirmi iki adet manastır ve kilise örneğinin süsleme dokuları tek tek incelenerek, dönemin Süryani süsleme sanatı açıklanmaya çalışılmaktadır. Yapılan çalışma neticesinde, araştırma konumuzu oluşturan yapılarda yoğun bir şekilde geometrik motif ve kompozisyonlar (basit geometrik bezemeler, geometrik geçmeler, düğümler), bitkisel motif ve kompozisyonlar (yoğunlukla palmet motifi, asma yaprakları), figürlü bezemeler (kuş motifleri, ikonalar), yazılı bezemeler ve haç motifleri görülmektedir. Söz konusu yapıların süsleme anlayışının, özgün bir üslupta ve mahalli etkiler taşıdığı, komşu sanat çevrelerini de etkiler nitelikte olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bitlis Tatvan'daki hıristiyan dini mimarisi
Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarının Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan Tatvan İlçesi Bitlis İli'ne bağlıdır. Tarih boyunca gölgede birçok uygarlık bir birini izlemiştir. Bölge günümüzden yaklaşık olarak beş bin yıl öncesine kadar gitmektedir. Geçmişten günümüze kadar gelindiğinde Hurriler, Asurlar, Persler, Sasaniler, Bizanslılar, Emeviler, Abasiler, Selçuklular, Akkoyunlular, Karakoyunlular, İlhanlılar ve Osmanlılara kadar bölge sık sık el değiştirmiştir. Bitlis'in Tatvan İlçesi'ne bağlı Koruklu, Göllü, Dibekli, Tuğ, Kıyıdüzü, Çanakdüzü köyleri ve Tatvan İlçesi'nin Çağlayan Mahallesi ve Düzcealan Köyü'ne bağlı Çamaltı mezraları çalışılmıştır. Bölgede üç manastır ve on kilise tespit edilmiştir. Bu çalışma bölgede yer alan manastır ve kiliselerin tamamını bir bütünlük içerisinde Sanat Tarihi metodolojisi açısından ilk defa ele alarak, gerek mimari gerekse süsleme açısından bilim dünyasına tanıtılması yönüyle önem taşımaktadır. Araştırmamızda amaç olarak belirlediğimiz, Bitlis Tatvan İlçesi'ne bağlı köylerdeki Hıristiyan Dini Mimarisi'ne ait eserleri tespit ederek, gerek plan gerekse mimari özelikleri bakımından incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Kiliselerin günümüzdeki son durumları saha çalışmalarıyla ortaya konulmuş, plan çizimleri gerçekleştirerek görsel malzemeyle desteklenmeye çalışılmıştır. IV Değerlendirme aşamasında eserlerin öncelik olarak Ermeni mimarisindeki yerine değinilmiştir. Elde edilen veriler ışığında plan tipleri belirlenmiş, bölge ve dışındaki diğer eserlerle karşılaştırılarak bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Bölgede yaptığımız çalışmalarımız sırasında gerek arazi şartları gerekse güvenlik sorunları gibi bazı nedelerle zaman zaman sıkıntılı anlar yaşanmıştır. Tesip edilen 13 manastır ve kiliselerde 10 yapıda saha çalışılması gerçekleştirilebilmişken, 3 yapıya gidilememiştir. Toplam 13 yapıdan 3 ayrı plan tipi tespit edilmiştir. Bunlardan 9'u tek nefli, 2'si merkezi, 2'si ise Kapalı Haç Plan tipinde inşa edilmiştir. Süsleme unsurundan oldukça yoksun olan kiliselerde ağırlıklı bir şekilde moloz taş malzeme kullanılmıştır.
Writing in the architecture of Aydınoğlu Beylik
The study called the script in the architecture of Aydınoglu Principality consists of five chapter. In the first chapter " The history of the script", in the second chapter " The script in the arcihtecture of the Aydınoglu Principality ", in the third chapter "The constructions which belongs to the period of the Aydınoglu Principality and don't have inscription", in the fourth chapter "Possible constructions that belong to the Aydınoglu Principality", and in the fifth chapter "Archive Documents, structures belongs to Aydınoglu Principality in the itineraries and publications" are mentioned. Satisfying information is tried to be given about the 120 years of period which mentions the chapter of the history of the Aydınoglu Principality and its joining the Ottoman States' property in 1425 since principality's foundation in 1305. In the first chapter which is mentioned the history of the scrip, the begining and development of the script is given as prior knowledge and then the types of islamic script is dwelt on. It is stated that the stage of the script in architecture before Anatolian Seljuk and the journey of Islamic script evalution period in the time of Emevis and Andalus Emevis. In the second chapter, the script in the period of Aydınoglu Principality is under debate. The Works belonging to the principality period have been examined and it has been reached 15 works belonging to this period. The inscriptions belonging to this period have been identified and photopraphed, and translated into today's Turkish. What's more, the short history of structure and its present situation, the content and technique of structure, script in the construction and the place where the manuscript found are discussed one by one with meticuluous work. Among the 15 construction inscriptions belonging to Aydınoglu Principality, Izmir Emir Sultanate Shrine inscription, Tire Ulu Mosque inscription and Kiraz Isa Bey Mosque inscription are repair ones. Other 12 inscriptions are building inscrutions. Mentioned in this chapter, it cannot be reached to Tire Georgian Melek Hatun Bridge inscription and Tire Tannery Mosque inscription. In the third chapter, the construction belonging to Aydınoglu Principality period but don't have inscriptions have been discussed. 15 structures have been examined in this section. In addition to historical information relating to the construction, it has been given information about the construction of the material and tecnique. It is still very little standing and function of theseconstructions. Many of them are neglected or have taken their share of the loot from treasure hunters and cannot be used. In the fourth chapter, the constructions possibly belonging to Aydınoglu Principality have been examined and it has been reached 54 constructions in the chapter. In addition to historical information belonging to these constructions, it has been given short information about material and construction technique. In the fifth chapter, it has been discussed archive documents documents, travelogues and constructions belonging to Aydınoglu Principality which mentioned in publications. As a result of our searchs, it has been reached to 50 constructions which are mosque, masjid, palace, caravanserai, bazaar, spa, madrasah, bridge and fountains. By means of scanning of documents and searchs, in addition to historical informations belonging to these constructions, some important details have been tried to be given belonging to the construction. The studies which performed up to now, we know that there are few searchs about constructions belonging to Aydınoglu Principality. The script and inscriptions in Aydınoglu Principality architucture have partially discussed in the symposiums as report or article study and they haven't totally been examined in the terms of architectural features and artistic value of script. We, with this study, both determined the constructions of Aydınoglu Principality and introduced a different study from previous ones, have been up to now, by examining the inscriptions belonging to that period. We have classified available and unavailable consructions belonging to Aydınoglu Principality period with possible ones. I hope this study will be a good sample to searchers who'll have study in the field of script and inscriptions of Aydınoglu Principality architectur.
Konya'da Karamanoğulları dönemi mimari eserleri
Karamanoğulları ve onlara bağlı olan çok sayıda oymak, Henüz Anadolu Selçuklu Devleti hakimiyetini sürdürürken Anadolu'ya yerleşmiş ve takriben iki buçuk yüzyıl boyunca bu topraklarda varlıklarını sürdürmüşlerdir. Pek çok yönden önemli bir merkez olmasının yanında Selçuklu Başkenti sıfatıyla Konya, her dönem ilgi odağı olma özelliğini korumuştur. Özellikle Moğol yıkımının ardından hakimiyet mirasına sahip çıkmanın en büyük nişanı Konya'yı elde etmek olmuştur. Karamanoğulları da Selçuklu Devleti'nin çöküşünden itibaren kente sahip çıkmak için büyük çaba göstermiş ve Osmanlı Beyliği tarafından yok edilene kadar buna muvaffak olmuştur. Merkezleri diğer Karaman topraklarında olsa da Konya her zaman önemini ve özelliğini korumuştur. Bu dönemde kent bir yandan her zamanki politik, dini ve ticari canlılığını sürdürürken bir yandan da yıkımlara ve yenilenmelere sürekli tanık olmuştur. Konya'nın Karamanoğulları'nın hakimiyetinde geçirdiği XIV. ve XV. yüzyılları bugüne kadar araştırma konusu olmamıştır. Bu çalışmamızla Karamanoğulları'nın Konya'da bıraktığı eserleri incelerken, adı geçen yüzyıllarda Konya'nın kent dokusu ve gelişiminin de bir resmi çizilmeye çalışılacaktır.
Sürgündeki İznik İmparatoru III. Ioannes Dukas Vatatzes
Bizans İmparatorluğu'nun merkezi ve sosyo-ekonomik yapısı Dördüncü Haçlı Seferi sonucunda Latinlerin Konstantinopolis'i işgal etmesiyle dağılmıştır. Laskarisler tarafından 1204-1261 yılları arasında İznik merkez olmak üzere kurulan İznik Devleti, Bizans İmparatorluğu'nun geleneksel idari, sosyo-ekonomik ve kültürel yapısını sürdürerek dağılan merkezi yapıyı tekrar kurmuştur. Bizans kaynaklarında ve modern literatürde Bizans İmparatorluğu'nun sürgün dönemi olarak adlandırılan İznik Devleti'nin en etkili imparatorlarından biri III. Ioannes Dukas Vatatzes'tir. Tez çalışması Vatatzes'in başarılı imparatorluk portresini sosyo-ekonomik, idari ve kültürel yapı içerisinde neden sonuç ilişkisi kurarak değerlendirmeye çalışmıştır. Bu bağlamda sosyo-ekonomik yapı temelinde oluşan Vatatzes dönemi imar faaliyetleri, sürgün döneminde İznik Devleti'nin Batı Anadolu'daki etkinliğini belirtmek üzere örnek olarak ele alınmıştır.
12-15. yüzyıllarda Mardin: Kültürel ortam, eğitim yapıları ve Kasımiye Medresesi
Mardin Kasımiye Medresesi, Mardin'in güney batısında Bab-ı Zeytun olarak bilinen bölgenin dışında oldukça eğimli bir arazi üzerinde yer alır. Yapı, Osmanlı Vakıf kayıtlarında Kasım Paşa Medresesi olarak geçmektedir. Kasım Paşa medresesi, "zaviye ve mescid" veya "medrese ve zaviye" olarak Osmanlı dönemi vakıf kayıtlarına geçmiştir. Tarihsel süreç içerisinde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bir ucu Akdeniz de başlayıp diğer ucu Basra körfezine uzanan Bereketli Hilal'in tam tepe noktasını oluşturan Mardin, Güneydoğu Anadolu bölgesinin ve orta çağ'ın en önemli kentlerinden biridir. Hareketli kültür ortamının ürünü olan kent, tarih boyunca önemini korumuş ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış nadir kentlerden biridir. Mardin şehir dokusu ve fiziki yapısının bölgede hüküm süren Artuklular devrinde gelişip şekillendiği ve mimari bir gelenek olarak devam ettiği görülmektedir. Artuklular'dan sonra kentte ve bölgede hâkim olan Akkoyunlu ve Osmanlı Devletleri, Artukluların kent mimarisinin şekillenmesinde önemsediği geleneği sürdürmüşlerdir. Tez çalışmamızda; Kasımiye Medresesi'nin plan, mimari, malzeme/teknik ve süsleme özellikleri açısından irdeleyerek, Mardin ve komşu kültür çevresi ile olan etkileşiminin mimariye yansıması değerlendirilmeye çalışılmıştır. Günümüzde oldukça sağlam ulaşan yapımızın Artuklu Devri'nde inşa edilen medrese mimarisi ile benzer özellikler sergilemesi nedeniyle Artuklu Devri son dönemlerinde inşa edildiği ve Akkoyunlular tarafından tamamlandığı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler Ortaçağ, Mardin, Medrese, Akkoyunlu, Artuklu, Eğitim, Mimari
Tanzimat Dönemi uygulamalarının Ankara kent dokusuna etkisi (1839-1924)
19. yüzyıl, dünya ekonomik ve siyasi tarihi içinde, özellikle Avrupa merkezli bir dünya ekonomik sisteminin oluşması bakımından önem taşıyan ve bu sistem içinde kendi çıkış yolunu yine Batı'yı model olarak seçmekte bulan Osmanlı İmparatorluğu'nun, çok yönlü reform kararlarının ve bunun getirdiği değişimin/dönüşümün yüzyılıdır. Osmanlı modernleşme çabalarının çıkış noktasını oluşturan ve 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ise 18. yüzyıldan beri devam eden ıslahatı resmî devlet politikası haline getirmiş ve Osmanlı devlet yapısını ve toplumsal dokuyu yeniden şekillendiren bir dönemi başlatmıştır. Tanzimat ile değişen hukuki uygulamalar, yeni toprak düzeni, yeni millet sistemi ve yeni yönetimsel düzen ile kurumsal yapıda bir değişim/dönüşüm yaşanmış olup, bu yenilikler, mülkiyet düzeni, kent yönetimi ve imar pratiğinde ve dolayısıyla kentler ve mimaride de mekânsal karşılıklar yaratmıştır. Tanzimat Döneminde, ülke yönetiminde yapılan yeniliklerin uygulandığı öncelikli kentlerden biri de Ankara'dır. 20. yüzyıl ilk çeyreğinde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti olmasıyla farklı bir dönemece giren ve model kent olarak yeniden şekillendirilen Ankara'nın bu dönem tarihi gerek başkent olma süreci gerekse de günümüz Ankara'sına ilişkin ipuçları vermesi bakımından önem taşımaktadır. Bu kapsamda, bu çalışmanın amacı, Osmanlı modernleşmesi projeleri doğrultusunda Tanzimat Fermanı ile birlikte başlayan ve idari alandan eğitim alanına kadar pek çok alanda değişim/dönüşümün yaşandığı bu sürece ilişkin, üst ölçekteki değişimler ve yerel bağlamın birlikte ürettiği mekânsal yapılarıyla, Ankara kent dokusunda yarattığı fizikî mekân karşılığını 1839 ve 1924 haritalarını da kullanarak bulmaya çalışmak, incelenen bu değişim ve yeniliklere neden olan süreçleri belirlemek ve Tanzimat yenilikleri ile ilgilerini kurarak ortaya koymaktır. Sosyal, ekonomik, yönetimsel ve politik değişimin en son fizikî mekâna yansımasından hareketle, çalışma kapsamında gerek döneme ilişkin Osmanlı İmparatorluğu tarihi arka planı, gerekse de Ankara kenti tarihi ele alınmış ve haritalar üzerinden de irdelenerek Tanzimat Dönemi uygulamalarının Ankara kent dokusuna etkisi yazılı ve görsel belgelere dayanılarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler Tanzimat, Modernleşme, 19. Yüzyıl, Ankara, Kent Dokusu, Mimari, Değişim/Dönüşüm.
Arif Hikmet Koyunoğlu: Eserleri ve mimari yaklaşımı
Tez çalışmamızda, Arif Hikmet Koyunoğlu'nun (1893-1982) yaşamı, mimarlık faaliyetleri ve mimarlık yazıları ele alınarak kendisi hakkında monografik bir çalışma yapılması amaçlanmıştır. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde etkin olmaya başlayan Koyunoğlu, asıl tanınırlığını Cumhuriyet döneminde elde ederek 1920'li yıllarda, Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi üslubunu uyguladığı eserleriyle başkent Ankara'nın kent silüetinin belirlenmesine katkı sağlamıştır. 1930'lu yılların başına kadar Ankara, Eskişehir, Kütahya ve İstanbul'da bu üslupta eserleri vermeye devam etmiştir. Ankara, Bursa ve İstanbul'da modern mimari üslubunu uyguladığı eserleriyle değişen dönem beğenilerine uyum sağlamış, bu tutumunu Art-Deco ve İkinci Ulusal Mimarlık dönemi üslubunda eserler vermesiyle de devam ettirmiştir. Koyunoğlu'nun kamu ve sivil yapı tasarımlarının yanı sıra müteahhitlik projeleri, onarım projeleri, anıt, çeşme ve mezar taşı tasarımları da bulunmaktadır. 1927-1982 yılları arasında kaleme aldığı 37 mimari yazısıyla döneminin mimarlık ortamına, mimari üretimine ve mimarlara ilişkin düşüncelerini aktarmıştır. Mimar kimliğiyle ön plana çıkan Koyunoğlu, profesyonel olarak fotoğrafçılık ve kayak eğitmenliği de yapmıştır. Çalışmamızda; Koyunoğlu'nun mimarlık faaliyetleri üzerinden mimari tasarım ve üslup özelliklerinin belirlenmesi, mimarlık yazılarından mimari anlayışının, tarih anlayışının ve mimari yaklaşımının ortaya konulması amaçlanmaktadır.
Mimari karakterli inşai seramik çalışmalar
Sanat eseri ya da herhangi bir obje olsun, en saf haliyle okunduğunda bile seramik, kilin ve ateşin aracılığıyla varlık kazanmıştır ve öyle ki doğadaki toprak halinden bambaşka bir kimliğe bürünmüştür. Malzeme ve araç olmaksızın salt kendi varlığı dahi türlü tinsel iletiler içermektedir. İnsanoğlunun en eski biçimlendirme etkinliklerinden biri olan mimarlığın zamandaşı sayılabilecek seramik de tıpkı mimarlık gibi yüzyıllardır insani yaratıların etkisinde kalmıştır. Zaman içinde ilk varlığından farklı şeyler iletmeye başlamıştır; yeri gelmiş kült objesi, kap kacak, evi inşa eden kerpiç, teknolojinin en vasıflı materyali olmuş, yeri gelmiş sanatın en kadim malzemesi haline dönüşmüştür. Seramiğin bu üstün ve bitimsiz nitelikleri arasında en tanıdık gelen yüzü ise binalarda zemin döşemesi, iç mekânda dekoratif bir pano, belki bir şöminenin rengârenk mozaik süslemesi olmasıdır. Nitekim seramik zengin repertuvarıyla her dönem mimarlığa hizmet etmiştir. Mimarlık ve seramiğin arkhe' de (başlangıç olanda) barındırdığı tektonik (yapım, inşa) kodlar, onların aynı dışavurum esaslarına dayandığını işaret etmektedir. Dolayısıyla çalışmanın asıl konusu, seramiği bir yapı malzemesi olarak görmek değil, arkitektonik biçimlerin seramik sanatında yorumlanması üzerinedir. Araştırmanın kazanımı, mimari karakterli öğelerin yarattığı plastik duyarlılıkları, seramik birimlerle inşa ederken deneyimleme olarak önerilmektedir. Anahtar Sözcükler; İnşa, yapım, tektonik, arkitektonik, mimari, seramik.
Mimari unsurlardan sanatsal imgelere
''Mimari Unsurlardan Sanatsal İmgelere'' başlıklı raporda insanın yapı oluşturma eylemi ve bu eylemindeki ihtiyacı karşılayabilmek için kullandığı yaşam malzemelerinin gelişimi ve değişimi sanatsal perspektif doğrultusunda ele alınmıştır. İlk önceleri kendisini doğayla bir gören ya da ayırt edemeyen ve bu durumu kabullenip ona uyum sağlayan insan, belirli bir süre sonra bilinçlenip kendisini özne olarak merkeze alırken, nesnel dünyayı karşısına alıp doğa üzerinde hakimiyet kurma serüvenini başlatmıştır. İnsan çevresini etkileyen ve bulunduğu çevreden etkilenen, sürekli yeni oluşumlar yaratan ve bu oluşumlarda yer alan bir canlıdır. Uygarlığın başlangıcından günümüze mimari malzemelerde yaşanan bu değişim zamanla insanın malzemeyle kurduğu bağı da değiştirmiştir. İlk insanın yaşadığı mağaradan başlayıp, günümüzün devasa gökdelenlerine gelen bu süreçteki değişime en büyük katkıyı sağlayan buharlı makinelerin üretilmesi, sanayileşme ve makineleşme, nesnelere bakış açısının değişmesine neden olmuştur. 20. yüzyıl tüm alanlarda devrim ve dönüşümlerin çağıdır ve bu durum 21. yüzyılda da sürekliliğini korumaktadır. Yeni biçim anlayışlarının ortaya konduğu bu durum, yeni malzeme anlayışını sanatın içerisine dahil ederek, sanatın bütün bileşenlerini yeniden inşa edip, toplumsal üretim anlayışıyla, sanatsal dışavurumun yerine zihinsel tasarım sürecini, işlevsel strüktür ve gelişen teknolojiyle beraber değişen tüm evrenin yeniden inşası, sanatçı faktörünün etkisi üzerinden aktarılmıştır. Bu bağlamda çalışmalarda kullanılan, farklı mimari nesneler ve nesnelerin farklı malzemelerle alınan kalıplarıyla yeni anlamlar ve bağlamlar oluşturulmuştur. Var olan nesnenin anlamından kopartılmasıyla, bağlamının yok edilerek aktarıldığı mimari unsurların sanattaki yansımaları uygulamalarla irdelenmiştir.
Mimari özellikleriyle Akhisar evleri
Manisa ilinin ilçelerinden biri olan Akhisar'da ilk yerleşmeler M.Ö. 3500 yıllarına dayanmaktadır. Kent tarih boyunca Lidya, Pers, Roma, Bizans gibi önemli uygarlıkların yaşamak için tercih ettiği bir bölge olmuştur. 14. yüzyılın başında Türkleşme süreci başlamış olup, uzun yıllar Osmanlı yönetiminde kalmıştır. Bu dönemde cami, han, medrese gibi anıt yapıların yanı sıra çok sayıda ev, dükkân gibi sivil yapılar inşa edilmiştir. Cumhuriyet döneminin başlaması ile farklı alanlarda yaşanan gelişmeler imar faaliyetlerini de etkilemiştir. Sivil mimaride apartman ve toplu konutların yanı sıra nitelikli konutlar da inşa edilmiştir. Savaşlar, doğal afetler ve koruma bilincinin yerleşmemiş olması çok sayıda geleneksel evin harap olmasına sebep olmuştur. Günümüze ulaşabilen örnekler geçmişin konutları hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlaması açısından önem taşımaktadır. Savaşlar sonrası gerçekleşen göçlerin etkisiyle ortaya çıkan kültür etkileşimleri de konut mimarisini etkilemiştir. Akhisar'da günümüze gelebilmiş tarihi evlerde hem Türk hem de Rum konut mimarisi özellikleri görülmektedir. Genel olarak yapımı 19. yüzyılın son yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısı olarak tarihlenebilen bu konutların tek, bodrum + tek, iki ya da bodrum + iki katlı örnekleri mevcuttur. İncelenen konutlardan iki tanesi gönyeli kapalı çıkmalıdır. Dış sofalı istisna örneklerin dışında birçoğu plan tipi açısından iç sofalı özelliktedir. Girişleri genellikle sokaktan sağlanmaktadır. Özgün örnekler dışındaki konutlar mimari özellikleri bakımından benzerlik gösterirler. Bunların genellikle derin giriş nişlerine sahip olan cepheleri simetrik ve asimetrik olabilmektedir. İki katlı evlerin bir kısmı balkonludur. Sayıları az olmakla birlikte cumbalı türde olan konutlar vardır. Tüm özellikleriyle Akhisar evleri; kentin coğrafi koşullarının, tarihinin, kültür etkileşimleri ve çağın etkilerinin maddi kültüre olan yansımasını anlatırlar. Tarihe tanıklık eden bu konutları korumaya yönelik çalışmaların hız kazanması birçok açıdan önemlidir. Anahtar Kelimeler: Akhisar Evleri, Geleneksel Ev, Akhisar, Manisa.
Kınık'taki Türk dönemi mimari eserler
Çalışmamız sırasında Kınık'taki Türk Dönemi Mimari Eserler adı altında, Kınık ilçesi ve köylerinde 9 cami, 2 han, 3 hamam, 2 su kemeri, 7 çeşme, 3 köprü olmak üzere toplam 26 eser yerinde incelenmiş ve hakkında araştırma yapılmıştır. Ayrıca günümüzde ayakta olmayan 1 cami, 1 han ve 1 çeşme arşiv kayıtlarından tespit edilmiştir. Tez çalışmamızda veriler, söz konusu örneklerin türleri ve mimari özellikleri dikkate alınarak katalog düzeninde kaydedilmiştir. Araştırmamızda, yapıların tarihi, mimari, plan, malzeme ve süsleme özellikleri üzerinde durularak ele alınmaya çalışılmıştır. Eserlerin tamamı Osmanlı döneminde, XVII. yüzyıl ile XX. yüzyılın ilk çeyreği arasında inşa edilmişlerdir. Örneklerin hepsinde kurgu, malzeme, teknik, mimari elamanlar ve süslemeler, yapıldıkları dönemin genel özelliklerini bölgeye özgü biçimde yansıtırlar. Birçok yönden diğer taşra bölgelerdeki Türk mimarisi ile benzerlik gösterirler. Camiler, ilk inşa edildikleri planları ile ayakta kalmış fakat bazı örneklerde son cemaat yeri, minare, mihrap, minber gibi bazı kısımlarda değişiklikler olmuştur. Araştırmamızda bu değişiklikler tespit edilerek tartışılmıştır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi'nde mimari ve mimari süsleme terimleri
Bu çalışma Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi'nde yer alan mimari ve mimari süsleme terimlerini tespit etmek amacıyla hazırlanmıştır. Evliyâ Çelebi 17. yüzyılda yaşamış ve ömrünü seyahatlere vakfetmiştir. Seyahatlerini sözde bırakmayıp yazıya dökerek on ciltten oluşan zengin bir külliyat bırakmıştır. Eserinde son derece teferruatlı bilgi veren, büyük bir dikkat ve tecessüsün mahsulü olan, müellifi ile en çok bütünleşen Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi 17. yüzyıl Osmanlı şehir yapısını ve bu şehirleri şekillendiren mimari dokusunu tanıtan benzersiz malzemeler ile doludur. Evliyâ Çelebi sadece imparatorluğun değil gittiği tüm ülkelerim etnografik ve özelinde de mimari kültür envanterini çıkarmıştır. Yazar, eserinde mimari detayları aktarırken zengin bir dil kullanmaktadır. Mimari yapıların tarzları, işlevi, estetik özellikleri ve toplumsal önemine dair aktardığı gözlemleri ile 17. yüzyılın mimari yaklaşımını ve terminolojisini ortaya koymaktadır. Tasvirlerde kullanılan teknik terimler dönemin mimarlık ve sanat tarihi terminolojisine önemli katkılar sunduğu gibi günümüzde de kullanılan ilgili terminolojiyi aydınlatacak niteliktedir. Bu çerçevede, mimari terimleri başlığı altında; mimari yapı türleri, yapı elemanlar, yapı malzemeleri, ölçü birimleri; mimari süsleme terimleri başlığı altında ise; süsleme sanatları terimleri, sanatçı isimleri, esnaf ve zanaatkârlık terimleri, yapılarda kullanılan dekoratif bezeme ögeleri, süslemelerde kullanılan renk ve motif terimlerinin tespiti gerçekleştirilmiştir. Her bir terim tek tek ele alınıp değerlendirilerek anlamları ortaya koyulmuştur. İlgili terimlerin hangi dile ait olduğu, coğrafyalara göre değişimleri ve çeşitlilikleri, varsa mezheplere göre farklı ifade edilişlerinin saptanması çalışmanın önemli bir boyutudur. Bu araştırma ile Seyahatnâme'nin 17. yüzyıl Osmanlı mimari ve mimari süsleme terminolojisi açısından bir arşiv belgesi niteliğinde olduğu, aynı zamanda çeşitli milletlerden benzersiz mimarlık ve sanat tarihi terminolojisi örneklerini içeren önemli bir kaynak olduğu gösterilmeye çalışılmıştır.
Ilyas Arabi'nin Risale-yi İstanbul'u: Bir onaltıncı yüzyıl Osmanlı metninde mimari ve efsanenin algıları
This study investigates the perception of Istanbul's legendary past and Hagia Sophia by early modern Ottoman authors. In doing so, the main source of this study is a mid- 16th century text that is about the legends of Istanbul and the construction narrative of Hagia Sophia and written by Ali el-Arabi Ilyas. In particular, the construction narrative of Hagia Sophia has a long literary history that goes back all the way to the Byzantine era. Therefore, the purpose of this study is two-fold; the first is to diagnose certain connections of these early modern Ottoman texts with Byzantine literary traditions and medieval Islamic traditions. And secondly, by focusing on Ilyas Arabi's work, it tries to unearth the textual and conceptual convergences and divergences from within the early modern Ottoman text. Since, this study focuses on Ilyas Arabi's text, it will also pay specific attention of the historical context in which Ilyas wrote this work. Finally, it endeavours to assert and prove the development of a specific pattern of thought pertaining to Constantinopolitan legends and Hagia Sophian narrative by early modern Ottoman authors.
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında içmimarın hakları ve eserinin korunması
Geçmi te insanoğlunun, gereksinimlerini kar ılamak üzere yaratmı olduğu mekan kavramı bugün de varlığını devam ettirmektedir Çünkü ki i kendisini güvende ve rahat hissetme gereksinimi duymaktadır Bunu da sınırları belli, etrafı kabukla çevrelenmi mekanlarla çözümlemektedir Zamanın ilerlemesi mekan kavramının çok daha farklı ele alınmaya ba lamasına neden olmu tur. İnsanların gereksinim, istek ve beğenilerine en doğru ekilde ceva verebilmek için içmimarlık mesleği ortaya çıkmı ve geli me göstermi tir Bu tez kapsamında içmimarlık mesleği ve mesleği icra eden ki i olan içmimarın tanımları ya ılarak, tasarım sürecinin nasıl bir yol izlediği incelenerek, içmimarlıkta son ürün "eser" kavramı üzerinde durulacaktır Sonrasında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ka samında eser sahibinin hakları ve eserlerinin korunması açıklanacaktır Eser ve eser sahibi haklarından yola çıkarak çalı manın merkezinde yer alan içmimarın ve eserinin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ka samında hakları ve korunması anlatılarak bir sonuca ula ılmaya çalı ılacaktır Böylece içmimarın ve eserinin hakları ve korunmasının ne kadar önemli olduğunun farkına varılmasına olanak sağlamaktadır Anahtar Kelimleler : İçmimar, İçmimarlık, Son Ürün, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, İçmimar ve Eser Hakları
Bursa'dan Kosova'ya: Hüdavendigar Dönemi (I. Murad) Osmanlı mimarisi
"Bursa'dan Kosova'ya: Osmanlı Mimarisinde 1. Murad (Hüdavendigar) Dönemi" başlıklı tezde 1362 ile 1389 yılları arasında inşa edilmiş olan Osmanlı mimari eserleri konu edinilmiştir. Orhan Gazi'nin 1362 yılında ölmesinin ardından beyliğin başına geçen I. Murad döneminde siyasal ve askeri alandaki gelişime paralel olarak Osmanlı Beyliği yaklaşık 261.000 km'lik bir alana ulaşmıştır. Söz konusu alandaki 31 farklı yerleşim yerinde 89 yapı inşa edildiği tespit edilmiştir. Bu yapılardan 52'i günümüze ulaşmamış, 7 yapı yeniden inşa edilmiş, 6 yapı kısmen günümüze ulaşmış, 24 yapı ise dönem özelliklerini büyük ölçüde koruyarak bugüne ulaşmıştır. I. Murad dönemi mimari oluşumuna hanedan üyeleri, akıncı beyleri, yönetici ve ilmiye sınıf mensupları ile ahi, şeyh ve dervişler olmak üzere üç farklı sosyal sınıf bani olarak yön vermiştir. Dönem yapılarından sadece 3'ünde mimar ismini bildiren kitabeye rastlanmıştır. Tuzla Hüdavendigar Mescidi'nin kitabesinde bina emininin, Ankara Çankırı Kapı Köprüsü'nün kitabesinde ise hattat ismi bildirilmesi Osmanlı mimarisinde bu yöndeki ilk kayıtlar olması bakımından önemlidir. I. Murad döneminde cami, mescit, medrese, mektep, imaret, zaviye, hamam, kaplıca, türbe, köprü, han ve saray olmak üzere 14 farklı yapı tipine ait örneklerle karşılaşılmıştır. İnşa edilen 89 yapıdan 15'i hamam, 4'ü han, 2'si kaplıca, 4'ü köprü, 7'i medrese, 2'si mektep, 27'si mescit-cami, 3'ü kiliseden dönüştürülen cami, 4'ü saray, 3'ü türbe, 3'ü ulu cami, 8'si ise zaviyedir. Anahtar Sözcükler: I. Murad, Erken Osmanlı, Mimar, Mimarlık, 14. Yüzyıl
The transforming and the building sites of memory in early republican period: The cases of Dolmabahçe palace and Anitkabir
There are many attempts to solve the connection between memory, national identity and architecture. Pierre Nora's sites of memory is one of these endeavors. The term implies that there are certain places, objects, monuments that created/recreated to animate and maintain national identity of a given society. These are called sites of memory. These sites of memory are effective in building and consolidating a national identity because they serve as effective circuits of collective memory of given society. In this thesis, I choose to focus on the ways these sites are appeared/created in the early Republican period to reveal and analyze the process makes Dolmabahçe Palace and Anıtkabir powerful sites of memory from the early republican period to these days. Dolmabahçe Palace and Anıtkabir are analyzed as the cases of transforming/building the sites of memory in the early Republican Period. The case of Dolmabahçe Palace indicates the ways the Republic reshaped the Palace with physical and symbolic interventions and transforms it into a site of memory of the Republic. The detailed description of the Palace Complex is provided to prove the level of interventions. The physical intervention is also documented and analyzed in its historical and political context. The case of Anıtkabir shows how the Republic designs a monument from the scratch as a site of memory. Since Anıtkabir is an expression of contemporary architectural agendas in early Republican Turkey as well as political one, relative debates about the national architecture are discussed. The processes of selection of the project and the place of Anıtkabir are also discussed. To achieve these goals, the archive documents from Başbakanlık Cumhuriyet Arşivleri (Republican Archives of Prime Ministry), master plans (Henri Prost's plan), architecture magazine (Arkitekt) are studied as well as relevant literature. The analysis of Dolmabahçe Palace and Anıtkabir as sites of memory -- regarding the representations of and the memory usage of Turkish modernity in early republican period- has demonstrated the vision of early Republican Turkey on national identity and the ideal past of the Turkish nation. Also the analysis has indicated the ways nation-state intervene or create the sites of memory by sponsoring urbanistic and architectural projects. Thus, the thesis, I hope, makes small but meaningful contribution to memory studies on early Republican period. Key Words: Dolmabahçe Palace, Anıtkabir, sites of memory, Early Republican Period architecture, national identity, collective memory
A new communication tool in urban space: Interactive media facade
The role of architecture in communication and prominent position of building facades throughout the history by their shell function as well as communication function have always been a topic of discussion. Advertising became more important with capitalism and globalization and projection and LED technologies started to be used with digitalization leading to covering of architectural facades in the metropolis centres by media displays. Interaction design turned the facade into a controllable structure. My objective in this thesis is to study the use of architecture for communication purposes in urban space throughout the history and to evaluate the social and cultural changes brought by the recently emerging interactive media facades. The relevant literature was accessed by using the keywords "urban space, interactive architecture, media facade and media architecture" and the examples of other countries were studied as there were no popular and remarkable example yet in Turkey. Evaluation was made under six topics; the transformation of architectural structure to a communication tool was evaluated within historical process, the interaction models, the term Media Facade was explained by one-way and reactive facade examples. The interactive media facades were categorized and their technology, way of construction and way of users to interact with the media facades were explained. The topics of significance in the design of interactive media facades were discussed. In the conclusion, I commented on the new dimension that communication achieved by interactive media facades and their effect on social and cultural aspects in urban space. Keywords: Media facade, Interaction, Architecture, Digitalization
Ege Gübre yerleşimi Neolitik Dönem mimarisi
Ege Gübre Yerleşimi, İzmir İli Aliağa İlçesi, Kendirci Mevkii'ndeki EgeGübre Fabrikası'nın içinde yer almaktadır. Günümüz yüzeyinin 3-4 m. altındabulunan Ege Gübre Neolitik Yerleşimi'nde 2004-2007 yılları arasında İzmir Müzesive Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü tarafından Yrd. Doç. Dr.Haluk Sağlamtimur'un bilimsel başkanlığında kurtarma kazıları yapılmıştır.Batı Anadolu, ?Neolitik Paket?in Anadolu'dan Kıta Yunanistan'a,Balkanlara ve dolayısıyla Avrupa'ya yayılımının önemli noktalarından biridir.Ancak, Anadolu'nun diğer bölgelerine oranla Batı Anadolu'nun kıyı kesimindeNeolitik Dönem'e ilişkin araştırmalar oldukça kısıtlıdır. Göller Bölgesi'nde Hacılar,Kuruçay, Höyücek ve Bademağacı; Belkahve Geçidi (İzmir) yakınlarındaki UlucakHöyük ve Yeşilova (İzmir) Batı Anadolu'da bugüne kadar kazılmış Neolitik Dönemyerleşimleridir.Bu çalışmanın amacı, Ege Gübre Yerleşimi 2004-2007 kazılarında bulunanNeolitik Dönem mimarisini Anadolu, Kıta Yunanistan ve Balkanlar'daki eşzamanlıyerleşimlerdeki mimariyle karşılaştırarak, Ege Gübre Yerleşimi'nin Neolitik Dönemiçindeki yerini saptamaktır. Bu amaçla yerleşimin mimarisi ayrıntılı incelenerekNeolitik Dönem tabakalanması saptanmıştır. Mekânların ve yapıların işlevleri vebirbirleriyle ilişkileri incelenmiş; çizim, tablo ve fotoğraflarla görselleştirilmiştir.Elde edilen sonuçlar Batı Anadolu, Kıta Yunanistan, Balkanlar ve Kıbrıs'taki eşzamanlı yerleşimlerin mimari gelenekleri ile karşılaştırılarak benzerlikleri vefarklılıkları ortaya konmaya çalışılmıştır.
Troas bölgesindeki Yunan ve Roma tiyatroları
?Troas Bölgesi'ndeki Yunan ve Roma Tiyatroları? konulu bu tez çalışmasında Alexandria Troas, Assos, Troia ve Parion kentlerindeki yapılar incelenmiştir. Ayrıca tiyatro olabileceği düşünülen, arkaik ve klasik dönemde iskân görmüş Neandria kentindeki basamaklı bir yapı da çalışmanın kapsamına alınmıştır.Kökeni dini inanışlara dayanan ve bu anlayışın şekillendirdiği tören ve festivallerde ortaya çıkan tiyatro oyunlarının oynanabileceği yer gereksinimi, tiyatro binalarının oluşmasını sağlamıştır. İlk olarak basit oyun yerlerinden oluşan, M.Ö. 334 yılından itibaren taş malzemeden yapılmaya başlanan ve anıtsal bir hale gelen tiyatro yapıları, Roma döneminde büyük kamu binaları haline gelmiştir. Bu oluşum ve gelişim yolculuğu sırasındaki uğradığı değişikler ve kullanım amacına göre farklılaşan mimari özellikler, Yunan ve Roma tiyatroları arasındaki farkları doğurmuştur. Bu çalışmada Troas bölgesindeki kentlerde bulunan tiyatro yapılarının tespiti, tasviri yanı sıra Yunan ve Roma tiyatrolarının genel özelliklerine göre benzerlikleri ve farklıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bilimsel arkeolojik kazıların yapıldığı ve tamamlandığı, Assos ve Troia kentleri tiyatrolarının, M.Ö. 4. yy.ın sonlarına tarihlendiği saptanmıştır ve bu kentler Anadolu'da en erken tiyatro yapılarına sahip kentler arasında yer almaktadırlar. Parion antik kentinde devam etmekte olan tiyatro kazılarında, şu ana kadar Roma dönemine ait buluntular veren bir yapı saptanmıştır; ancak yamacın eğiminin kullanılarak inşa edilmesinden dolayı ilk inşasının Hellenistik döneme ait olabileceği tahmin edilmektedir. Kazı çalışmalarının henüz başlamadığı ve Hellenistik dönemde yeni bir kent olarak kurulan Alexandria Troas kenti tiyatrosunun ise diğer Troas bölgesi tiyatrolarında olduğu gibi ve bir Hellenistik dönem özelliği olan yamacın eğiminden yararlanılarak tiyatro yapılmasından dolayı kazı başkanı Elmar Schwertheim tarafından Hellenistik döneme tarihlenebileceği belirtilmiştir.Troas bölgesindeki Roma hâkimiyeti ile kentlerde yer alan tiyatroların mimari özellikleri ve kullanım amaçlarında değişimler görülmektedir. Yeni bir kültürün hâkimiyetine giren kentlerdeki yaşamsal ve düşüncesel değişim, tiyatro yapılarından net bir şekilde izlenebilmektedir. Kazı çalışmaları devam eden Parion tiyatrosu ile ileride kazılmaya başlanması muhtemel Alexandria Troas tiyatrosundan da sağlanabilecek verilerle toplumsal değişikliklerin tiyatro mimari üzerindeki yansımaları daha iyi bir şekilde açıklanabilecektir.
Biga ilçesi Osmanlı Dönemi yapıları
Biga, Çanakkale' nin en önemli ilçelerinden biridir. Ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmemektedir. Antik ismi Pegai olarak bilinmektedir. Milattan önce 334'te Büyük İskender'in Perslere karşı zafer kazandığı savaşın bu yörede yaptığı rivayet edilmektedir. Daha sonra İskender'in kumandanlarından Lysimakos'un yönetimi altına giren bölge, Bergama krallarının hâkimiyetinin ardından Roma ve Bizans idaresine geçti. Bölge XIV. yy başlarında Karesi oğulları'nın hâkimiyetine girdi. Ancak Pegai o dönemde ele geçirilememiş 1364 yılı yazında I.Murad komutanlarından Lala Şahin Paşa tarafından fethedilmiştir. Bu dönemde Kaptan Paşa'lığa bağlı Cezayir-i Bahri Sefid Eyaleti'nin bir parçasını oluşturan Biga Sancağı'nın sınırları, bugünkü Çanakkale ve Balıkesir illerinin topraklarına taşıyordu. 1886'da kaza sonra bir süre de sancak merkezi olmuştur.Osmanlı döneminde önemli bir sancak merkezi olan Biga' da o döneme ait günümüze ulaşmış birçok mimari yapı kalmıştır. Daha çok ahşap tavanlı camiler sade bezemeleriyle göze çarpmaktadır. Bunun yanında köprü, hamam, çeşme, okul binaları, şadırvan gibi yapılar tezimizin kapsamı içerisinde incelenmiştir. Tezimiz bu yapıların çizimi, tanımı ve benzer yapıların karşılaştırmasını içermektedir