Mimari eserler
83 theses under this subject heading
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında içmimarın hakları ve eserinin korunması
Geçmi te insanoğlunun, gereksinimlerini kar ılamak üzere yaratmı olduğu mekan kavramı bugün de varlığını devam ettirmektedir Çünkü ki i kendisini güvende ve rahat hissetme gereksinimi duymaktadır Bunu da sınırları belli, etrafı kabukla çevrelenmi mekanlarla çözümlemektedir Zamanın ilerlemesi mekan kavramının çok daha farklı ele alınmaya ba lamasına neden olmu tur. İnsanların gereksinim, istek ve beğenilerine en doğru ekilde ceva verebilmek için içmimarlık mesleği ortaya çıkmı ve geli me göstermi tir Bu tez kapsamında içmimarlık mesleği ve mesleği icra eden ki i olan içmimarın tanımları ya ılarak, tasarım sürecinin nasıl bir yol izlediği incelenerek, içmimarlıkta son ürün "eser" kavramı üzerinde durulacaktır Sonrasında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ka samında eser sahibinin hakları ve eserlerinin korunması açıklanacaktır Eser ve eser sahibi haklarından yola çıkarak çalı manın merkezinde yer alan içmimarın ve eserinin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ka samında hakları ve korunması anlatılarak bir sonuca ula ılmaya çalı ılacaktır Böylece içmimarın ve eserinin hakları ve korunmasının ne kadar önemli olduğunun farkına varılmasına olanak sağlamaktadır Anahtar Kelimleler : İçmimar, İçmimarlık, Son Ürün, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, İçmimar ve Eser Hakları
Şanlıurfa merkez ilçelerdeki mimari eserlerde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
İslâm medeniyet ve geleneğini inşa eden iki aslî unsur Kur'ân ve hadislerdir. Bu nedenle, mimariden âdet ve geleneklere varıncaya kadar akla gelebilecek her şey bu iki aslî unsur göz önünde bulundurularak anlaşılmalıdır. İslam toplumları tarih boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan bağlılıklarından dolayı, hadislere ayrı bir önem vermişlerdir. Onun sünnetini ve hadislerini hayatın her alanına yansıtmayı kendileri için bir görev addetmişlerdir. Bazı hadisler toplum hayatındaki etkisini sürdürürken, bazıları da ya kitapların sayfalarında kalmış ya da gözler önünde olmasına rağmen dikkatlerden kaçmış olabilir. İşte bu sebeple hadislerin toplumsal hayatta nasıl yer aldığı, nasıl kullanıldığı, topluma ne gibi mesajlar verdiği konuları, gün yüzüne çıkarılması ve dikkatlere sunulması gereken önemli hususlardandır. Bu tezde, Şanlıurfa'nın merkez ilçeleri olan Eyyübiye, Haliliye ve Karaköprü ilçelerindeki camiler, mezarlıklar, medrese ve dini eğitim veren lise ve ortaokularında yer alan hadislerin kaynakları ve değerlendirmeleri yapılacaktır.
Gaziantep merkez ilçelerdeki bazı mimari eserlerde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
Hadis-i şerifler Müslümanlar için Kur'an-ı Kerim'den sonra en temel kaynaktır. Müslüman toplumlar tarih boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan bağlılıklarından dolayı, hadislere ayrı bir önem vermiştir. Onun sünnetini ve hadislerini hayatın her alanına yansıtmayı kendileri için bir görev addetmişlerdir. Bazı hadisler toplum hayatındaki etkisini sürdürürken, bazıları da ya kitapların sayfalarında kalmış ya da gözler önünde olmasına rağmen dikkatlerden kaçmış olabilir. İşte bu sebeple hadislerin toplumsal hayatta nasıl yer aldığı, nasıl kullanıldığı, topluma ne gibi mesajlar verdiği konuları, gün yüzüne çıkarılması ve dikkatlere sunulması gereken önemli hususlardandır. Bu tezde, Gaziantep'in merkez ilçeleri olan Şehitkamil ve Şahinbey ilçelerindeki camiler, mezarlıklar, taziye evleri ve dini eğitim veren lise ve ortaokul binalarında yer alan hadislerin kaynakları tespit edilip değerlendirmeleri yapılacaktır.
Kırşehir ilinin kültürel değerlerinin resim sanatı ile yorumlanması
Kültürler, asırlar içinde değerler bütünü oluştururlar. Sahip oldukları bu değerler bütünü ile kültürler, ayakta kalarak yaşamaya devam ederler. Bunlar görünen ve görünmeyen değerler bütünü şeklindedir. Bu çalışma, Kırşehir ilini, görünen kültür değerleri üzerinden "Kültür ve Kültürel Tasarım" eksenli ele almaktadır. Zengin bir kültürel mirasa sahip Kırşehir, pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Türk kültürünün yaşatıldığı bir merkez olmuştur. Bu gerçekliği ile Kırşehir, tarihi eserleri, kültürü ve yetişmiş büyük insanları ile, önemli bir yere sahiptir. Kültürel değerlerimiz, ilerleyen süreçte ciddi kayıplara maruz kalmıştır. Günümüz dünyasında, insanların gündemlerinden düşen, yok olmaya mahkum gibi görünen kültürel varlığımızın yaşatılması, sahip çıkılması, manevi bir değer olarak saklanması ve sonraki nesillere aktarılması çok önem arz etmektedir. Kırşehir ilinin kültürel değerleri ve yeri tespit edilerek var olan bulgularına ulaşılmıştır. İlde bulunan kültürel değerler, resim sanatı ile yorumlanmış, varolan kültürel miras, resim sanatı yoluyla anlamlandırılmıştır. Sahip olunan kültürel varlığa vurgu yapılmıştır. Kültürel varlığımıza, özellikle Kırşehir ilinin kültürel varlığına dönük farkındalık oluşturup katkı sunmak amaçlanmıştır. Çalışma, kültür ve kültürel tasarım eksenli ele alınmıştır. Bu çalışmada, literatür taraması yapılarak Kırşehir ilinin kültürel değerlerinin ve yerinin tespiti yapılmış, fotoğraflarla belgelenmiştir. Kırşehir ilinde bulunan ; camiler, medreseler, kiliseler, kervansaraylar, köprüler, kaleler, türbeler, Kırşehir iline ait abdal kültürünün önde gelen isimleri, evlenme gelenek ve görenekleri, konuları araştırılmıştır. Bu kültürel değerlerden Cacabey Medresesi, Ahi Evran, Abdal Kültürü, Aşıkpaşa, Dokuma Geleneği konuları ile camilerden bazıları sanatsal olarak yorumlanmış, resim sanatıyla aktarılmıştır. Teknik olarak tuval üzerine yağlı boya, akrilik boya ile rölyef teknikleri kullanılmıştır. Çalışmalar; sürrealist, expresyonist bir bakış açısıyla soyut etkiler hedeflenerek ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırşehir, tarih, kültür, sanat ,resim sanatı
Urartu mimarisi
Adına ilk kez Asur kaynaklarında rastladığımız Urartu Krallığı, M.Ö. 13. yüzyılın ilk çeyreğinden M. Ö. 6. yüzyılın başlarına kadar tarih sahnesinde varlığını korumuştur. M. Ö. 8. yüzyılın başlarından itibaren ise, çekirdeğini Van Gölü ve çevresinin oluşturduğu, batıda Fırat, kuzeyde Kars Platosu-Sevan Gölü, Doğu'da Urmiye Gölü ve güneyde Toros Dağlarının çevrelediği bölgede hızlı bir gelişim göstermiştir. Urartu Krallığı, egemenlikleri altında olan bölgelerde kültürlerinin kalıcı eserlerini bırakmışlardır. Hâkim oldukları bölgenin zorlu coğrafyasına rağmen inşa ettikleri mimari yapıların kalıntıları, günümüze kadar gelmeyi başarmış, krallığın yaşamını canlandırmamıza yardımcı olmuştur. Bölgenin coğrafi yapısındaki sorunlara, adeta bir çözüm niteliğinde inşa edilen Urartu kaleleri, bölgenin stratejik kilit noktalarını kontrol altında tutacak biçimde inşa edilerek, aynı zamanda askeri bir üs görevi görmektedir. Urartu Krallığı, ele geçirdiği bölgelerde güçlü bir savunma sistemi oluşturarak, sürekli ve özgün bir mimari gelişim sergilemiştir. Bu mimari gelişim Urartu yaşamının her alanında kendini göstermektedir. Bu çalışmada Urartu mimari yapıları, askeri, dini ve sivil mimari başlıkları altında gruplandırılarak konum, işlev ve plan bakımından değerlendirilmiştir. Böylece yapı grupları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tespit edilmeye çalışılmıştır.
Aigai'daki Dorik mimari elemanlar
Aigai'daki Dorik mimari elemanların incelendiği tez çalışmasında kentte bulunan mimari elemanların yapılar göz önüne alınarak tarihlendirilmesi ve belgelenmesi amaçlanmıştır. Özellikle Hellenistik Dönem'le birlikte kentte yoğun olarak görülen Pergamon Krallığı etkisi ile inşa edilen ya da yeniden onarılan yapıların, Pergamon mimari tarzına benzer şekilde inşa edildiği görülmektedir. Dönemin mutlak gücü olan Pergamon Krallığı, sadece Aigai'da değil birçok kentte de mimari tarzını benimsetmiştir. MÖ 2. yüzyılın ortasından sonra yeniden inşa gören kentin mimari elemanlarında dönemin yaygın uygulamaları görülmektedir. Özellikle Athena Tapınağı'na bakıldığında MÖ 7. yüzyıldan itibaren kullanım gördüğünü arkeolojik buluntular sayesinde bilinmektedir. Kent için önemli bir yapı olarak karşımıza çıkmasına rağmen tahribat edilmesi nedeniyle birçok mimari parçanın alandan taşındığını bilinmektedir. Kentte bulunan yapıların nerdeyse hepsi Dor düzeninde inşa edilmiştir. İon düzeni ise kentte stoa dışında pek tercih edilmemiştir. Kazısı bitmiş olan Bouleuterion dışında kalan diğer yapıların arkeolojik kazısı yapıldıkça yeni bulgularla birlikte tarihlendirmesinin değişebileceği mümkündür.
Mimarın telif hakkı
Bu tezde, fikri hakların tarihi gelişimi, mimari fikri eserlerin tanım ve kapsamı, mimari fikri eser sahipliği ve mimari fikri eserler üzerindeki mimarın telif hakları incelenmiştir.Fikri haklar, 5.12.1951 tarihli, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile düzenlenmiştir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun telif hakları koruması, Monist Teoriye dayanmaktadır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Bern Sözleşmesi hükümlerine uyumlu hale getirilmiştir.Mimari fikri eserler, mimarlık tasarı ve projeleri, mimari maketler ve mimarlık eserleridir. Mimarlık tasarı ve projeleri ile mimari maketler, ilim ve edebiyat eseri türünde eserlerdir. Mimarlık tasarı ve projeleri ile mimari maketler, FSEK'in 2. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde düzenlenmiştir. Mimarlık eserleri, güzel sanat eseri türünde eserlerdir. Mimarlık eserleri, FSEK'in 4. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendinde düzenlenmiştir.Mimari fikri eser sahibi, esere münferiden, müşterek veya iştirak halinde sahip olabilir. İştirak halinde mimari fikri eser sahipliği hakkında adi şirket hükümleri uygulanır. Bununla birlikte, mimari fikri eserlerin niteliği gereği, adi şirket hükümlerinin bazılarının mimari fikri eserlere uygulanması mümkün değildir.Mimarın, mimari fikri eser üzerinde manevi ve mali hakları vardır. Mimarın en önemli manevi hakları, FSEK'in 16. maddesine göre eserin değiştirilmesini önleme hakkı ve FSEK'in 17. maddesine göre, eserin bozulmasını ve yok edilmesini önleme hakkıdır. Mimarın, mimarlık eseri üzerinde eserin değiştirilmesini, bozulmasını ve yok edilmesini yasaklama hakkını kullanabilmesi için, mimarlık projesinin uygulanması (inşası) neticesinde ortaya çıkan yapının, mimarlık eseri niteliğinde olması gerekir. Estetik nitelikten yoksun yapılar mimarlık eseri kabul edilmediğinden, mimarın estetik nitelikten yoksun yapılar üzerinde telif hakkı mevcut değildir.Mimarlık eseri üzerindeki mimarın telif hakkı ile yapı malikinin mülkiyet hakkının çatışması kaçınılmazdır. Mimarlık eseri üzerindeki mimarın telif hakkı ile yapı malikinin mülkiyet hakkının çatışması, menfaatlerin dengelenmesi kurallarına göre çözümlenmelidir.Mimari fikri eser üzerindeki en önemli mali hak, çoğaltma hakkıdır. Mimarlık projelerinde iki tür çoğaltma hakkı vardır. Mimarlık projeleri iki boyutlu olarak çoğaltılabileceği gibi, uygulanmak (inşa edilmek) suretiyle üç boyutlu olarak da çoğaltılabilir. Mimarlık projesinin üç boyutlu olarak çoğaltılmasıyla ortaya çıkan yapı estetik nitelik taşıyorsa, yapının çoğaltma niteliği ortadan kalkar ve münferit bir mimarlık eseri olur. Mimarlık eserinin telif hakları, yapının mimarlık projesini çizen mimara ait olur.Bu tezde, mimarın telif hakkı ihlallerine karşı açılabilecek hukuk ve ceza davaları incelenmiştir. Yargıtay'ın mimarın telif hakkına ilişkin kararlarına da çalışmada yer verilmiştir.
Midyat taş mimarisinde görülen motiflerin Selçuklu motifleriyle karşılaştırılması ve bu motiflerin çağdaş mimariye ve sanat eğitimine katkısı
Bu araştırmada bize bizi anlatan Midyat mimari yapılarına bölgede kurulan medeniyetlerin, üretim ve geçim kaynaklarının, yapılarda kullanılan malzemelerin, iklim ve sosyo-kültürel yaşam gibi bölgesel etkenlerin yanında, etnik ve dini faktörlerin yapılara olan etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dinlerin ve dillerin mimariye yansıması konusunda taşlara işlenen yaşanmışlıkların Selçuklu mimari yapılarında da benzer etkilerinin olduğu görülmüştür.Bölgelerde yaşanan savaşlar, doğal afetler ve dış güçlere rağmen yapıların ayakta kalmalarının nedeni, yapılarda çoğunlukla taş malzemenin kullanılmasının etkili olduğu görülmüştür. Bu açıdan Midyat Taş Mimarisinin tarihteki yaşanmışlıkları günümüze taşımasındaki önemi bir kat daha artmaktadır.Bu yapıların tarihi taşıması, tarih sürecinde yaşananları anlatması ve bu yapıların çağdaş mimariyle harmanlanarak günümüz mimari yapısının temelini oluşturması bakımından önemi üzerinde durulmuştur. Tarihi ve mimari yapılardan yola çıkarak içinde bulunulan sosyo-kültürel çevrenin sanat eğitimine etkisinin olup olmadığı görülmeye çalışılmış, sanat-mekan ilişkisi göz önünde bulundurularak Midyat'taki ilköğretim öğrencilerine yaptırılan resimlerle bölge insanının mimari düşünce yapısı ve mimari algısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.İVSonuç olarak yapılan araştırmayla Selçuklu dönemi mimarisi ve Midyat tarihi mimarisinde taş işlemeciliğinde kullanılan motiflerin benzerliklerinin olup olmadığı ve bu mimarilerden yapılan sentezlerin çağdaş mimariye ne denli etkisi olduğu ve bu etkilerin sanat alanları, modern mimari, sosyo-kültürel yaşam içerisinde ne gibi yansımalarla ortaya çıktığı araştırılmıştır.Anahtar Kelimeler: Midyat, Selçuklular, Taş İşlemeciliği, Sanat Eğitimi, Mimari Yapılar.
14. yüzyıldan Cumhuriyet Dönemine kadar yabancı seyyahların gözünden Bursa ilindeki mimari eserler
Bu tezde 14. yüzyıldan 1923 yılına kadar günümüz Bursa ili sınırları dâhilinde seyahatler yaparak burada karşılarına çıkan mimari eserlere yer veren seyyahların tanımlamaları değerlendirilmiştir. Yapılan tanımlamaların güvenilir olup olmadıklarının tespit edilmesi için ilk olarak seyahatnamelerin yapısal incelemesi yapılmış ve mevcut problemler ortaya konulmuştur. Çalışmanın devamında Bursa ili ve ilçelerindeki Osmanlı Dönemi öncesi ve Osmanlı Dönemi eserleriyle ilgili seyahatnamelerde yer verilen bilgilerin tamamı değerlendirmeye alınmıştır. Yapılarla ilgili karanlıkta kalan bazı hususlar da yine bu kaynaklar aracılığıyla aydınlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca özellikle Bursa ili merkezi örneğinde deprem, yangın, savaş gibi bazı afetlerin yapılar üzerinde meydana getirdiği tahribatlara seyyahların aktarımları paralelinde yer verilmeye gayret edilmiştir. Seyahatnamelerde Osmanlı yönetimi ve halkının eski eserlere yönelik tutumlarıyla ilgili seyyahların görüşlerinin önemli yer ettiği görülmüş ve bu aktarımlara ayrı bir bölümde yer verilmiştir. Bu yöndeki tanımlamalar bazı durumlarda seyyahların önyargılarının şekillendirdiği düşünceler olabilmekle birlikte özellikle 19. yüzyılda yaşanan ihmalkârlıkları ve bozulmaları ortaya koyması açısından önemli sonuçlara ulaşılmasını sağlamıştır. Ele aldığımız seyahatnamelerde karşımıza çıkan gravür, çizim gibi görsellerin de yine ayrı bir bölümde değerlendirilmesine çalışılmıştır.
Kastamonu konaklarının turizme kazandırılması
Tarihi bir sokak, mahalle, kent ve sivil mimari yapılar turizm açısından bir değer teşkil eder. Kastamonu gibi bu yönden zengin şehirlerde yer alan tarihi konaklar; turizm için ülkemize gelen yerli veya yabancı misafirleri burada ağırlamada, ülkemizi ve geleneksel değerlerini sunmak açısından olağanüstü bir fırsattır. Konakların restorasyonlarının yapılarak turizme kazandırılması ile Kastamonu'ya daha da çok yerli ve yabancı misafir çekebilir. Bu noktada göz önünde bulundurulması gereken unsur, konakların yaşanabilen evler olmasıdır. Bir konak, içinde yaşayan birileri olmazsa yavaş yavaş çürür ve yıkılır. Yıkılan tek şey konağın kendisi değildir. Zira konaklar yaşadığı dönemin ruhunu tüm yönleriyle yaşatan, maneviyatla yaşayan ahşap yaşam alanlarıdır. Konakların yok olup gitmesi, restorasyon işlemleri için konak sahiplerinin yeterli bilince ve bilgiye sahip olmamaları, tarihi yapıların yok olup gitmesine ve turizme kazandırılamamasına yol açmaktadır. Araştırmanın amacı; Kastamonu şehrindeki konakların turizm potansiyelinin incelenmesi, yeniden işlevlendirme olanaklarının ayrıntılı bir şekilde ele alınarak Kastamonu konaklarının sahip olduğu bu potansiyelin nasıl turizme kazandırılabileceğidir. Araştırma yöntemi olarak, niteliksel (kalitatif) analiz yöntemlerinden biri olan odak grup görüşmesi yöntemi tercih edilmiştir. Odak grup kamu kurumlarından, özel sektör temsilcilerinden ve sivil toplum kuruluşlarından katılımcılardan oluşturulmuştur. Toplanan verilerin değerlendirilmesinde analitik genelleme yapılmıştır. Toplanan veriler, nitel veri analizi yaklaşımlarından betimsel analiz tekniği kullanılarak çözümlenmiştir. Analiz sonucunda Kastamonu konaklarının turizme kazandırılmasına yönelik öneriler sunulmuştur.
Kapı ağası Gazanfer Ağa'nın Anadolu'da yaptırdığı mimarî eserler
16. yüzyılın ikinci yarısında yaşanan politik organizasyonlar sonucu güç ve itibar kazanan kapı ağalarının önemli bir temsilcisi olan Gazanfer Ağa'nın Anadolu'da inşa ettirdiği mimarî eserler, dinamik bir süreci teşkil eden Osmanlı mimarlık tarihi içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu dönemde yaratıcı hamlelerin sonucu olarak karşımıza çıkan bu mimarî eserler bir taraftan bulundukları kentlerin ayırt edici mimarî unsurları diğer taraftan da bu kentlerin tamamlayıcı simgesel unsurları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez, tarihsel süreç boyunca geleneksel patronaj sistemi ile şekillenen mimarlık faaliyetlerinin kapı ağası Gazanfer Ağa'nın üstlenmesi ile ulaştığı boyutu kavramayı amaçlamaktadır. Aynı zamanda bu eserlerin kentsel alandaki statüsünü belirleyerek bunların kültürel ve mekânsal etkileşimlerini incelemeyi ve Osmanlı mimarî birikimine olan katkılarını belirlemeyi amaçlamaktadır. Yapıların, kimlik, imge, temsil, işlev gibi özellikleri belirlenerek, şehrin görünürlüğüne etkileri, sanat tarihi çalışmalarına katkıları açıklanmaya çalışılarak Gazanfer Ağa'nın içerisinde bulunduğu mimarî faaliyetler analiz edilmiştir.
Çorum'daki Mevlevi, Hüseyin Gazi ve Koyun Baba tekkelerinin tipolojik analizi
Anadolu'da bir dönem yaygın halde bulunan Mevlevilik ve Bektaşilik ekollerinin Çorum ilindeki mimari eserlerde tezahür edişinin incelendiği bu tez çalışması, özellikle Çorum Mevlevihane'si, Alaca Hüseyin Gazi ve Osmancık Koyun Baba Türbeleri odağında, kaynaklar, literatür taraması ve mimari yapıların yerinde incelenerek veri toplanması metoduyla hazırlanarak tamamlanmıştır. Tezde dönemin mimari özellikleri incelendiğinde dikdörtgen ve sekizgen yapılı planlar temelinde kubbeler, mahfiller, minberler, cephe süslemeleri, yapı malzemeleri gibi iç ve dış dekoratif mimari yapılardan dönemin diğer illerdeki mimari eserlere göre ayırt edici ve belirleyici olan özelliklerine dikkat çekilmiştir. Çorum Mevlevihane'sine göz attığımızda günümüze kadar yapıyla ilgili fazla bilgi yoktur. Zaman içerisinde birden çok tadilat görerek asli planlarında değişiklik yapılmıştır. Ona rağmen günümüzdeki haliyle dikdörtgen planlı kalmıştır. Kubbe örtülü, sekiz ahşap sütunlu semahane bölümüne haiz ve batı Anadolu'daki diğer çağdaş Mevlevihanelerden farklı olarak iç cephe süslemesi bulunmayan sade yapılıdır. Sadece iç türbesi duvarında kalem işi süslemeler bulunan ve halen haftanın belli günleri içinde zikir ibadeti yapılmaya devam edilen bir Mevlevihane'dir. Hicri 1323 yılında kaynaklara göre Hüseyin Gazi'nin yaptırdığı dikdörtgen plan üzerine inşa edilen Hüseyin Gazi Türbesi de, temelde kesme taş, üst katmanda moloz taş ve yer yer tuğladan müteşekkil yapı malzemesi arasında horasan harcı kullanılmıştır. İç mekânda nişleri bulunan çapraz tonozla örtülü, tonoz örtüsünde kalem işi dilimli süslemeler uygulanmış olup Hüseyin Gazi'ye atfedilen mezarın on iki dilimli mezar taşı olması hasebiyle de Bektaşi tarikatına mensup olduğunu düşünülmektedir. Türbe zamanla geçirdiği tadilatlar sonrası günümüzde ziyarete kapalıdır. Hicri 963 yılında 2.Bayezıt tarafından inşa ettirilen Koyun Baba Türbesi, sekizgen planlı olup, içten kubbeli ve dıştan piramidal çatılı olan belirleyici özelliği yanı sıra yapı malzemesi olarak kesme taş kullanılmıştır. Çalışmamızda 13.yy. ve 19.yy. arası yapılmış Selçuklu ve Osmanlı yapılarının incelendiği Çorum ili sınırlarında bulunan yukarıda ismi geçen Mevlevihane, tekke ve türbe yapıları dönemin dini, siyasi, kültürel ve ekonomik konjonktüründen etkilenmiş olmakla birlikte mensubu olduğu tarikat sembollerini mimari desenlerine yansıtmışlardır. Bu desenlerin incelenmesi esnasında dönemin ve mensubu olunan tarikatın öğretilerinde okuma fırsatı bulmuş olmamız yönünden son derece önem arz etmekle birlikte maalesef bu kültür miraslarımız zaman içinde farklı nedenlerle tadilatlar görmüş asli planlarından farklılaşmış olduğunu gözlemlemekteyiz. Anadolu kültürünün gelecek kuşaklara sağlıklı ulaşılabilmesi adına uygun restorasyon çalışmalarıyla revize edilerek korunması gerektiği düşüncesi yaygınlaşması önemlidir.
Piri Mehmed Paşa'nın Türkiye'deki vakıf eserleri
Pîrî Mehmed Paşa, Osmanlı padişahlarından 2. Bayezid, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatlarında önemli görevlerde bulunarak başarı ile devlete hizmet etmiştir. "Piri Mehmed Paşa'nın Türkiye'deki Vakıf Eserleri" başlıklı çalışmamızda kütüphanelerde literatür taraması ardından elde ettiğimiz bilgi, belge yanı sıra saha çalışmalarında eser incelemelerinden derlediğimiz çizim, fotoğraf malzemeleri gibi diğer dokümanları kullanarak tezimizi hazırladık. Araştırmamız kapsamında Konya ve Silivri'de birer külliye yapıları ile istanbul ve Aksaray'da münferit eserlerinin toplamı 11 adettir. Tezimizin kataloğunda her bir esere ait mimari ve süsleme nitelikleri ayrıntılarıyla tanıtılarak, monografi halinde sunulmuştur. İncelediğimiz binaların tamamı, Osmanlı mimarisinin aynı türde diğer eserleriyle karşılaştırılıp, değerlendirilerek Türk Mimarisi'nin gelişim çizgisindeki yeri belirlenmiş ve tipolojik ayırımı yapılmıştır.
Palu'da Türk İslam dönemi mimari eserler
Palu'da Türk İslam Dönemi Mimari Eserleri adlı Tez çalışmasında nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Eserlerin arşiv araştırmaları yapılmış, yerinde fotoğrafları çekilmiş, ölçüleri ve bilgi notları alınmıştır. Tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Konunun Tanımı ve Sınırları, Konunun Amacı, Konunun Araştırma Yöntemleri ve Çalışma Düzeni, Konu ile İlgili Kaynak ve Araştırmalar, Palu'nun Tarihçesi konuları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; Palu'daki 21 eser, plan ve mimari özellikleri, tarih ve değerlendirme alt başlıklarıyla incelenmiştir. Değerlendirme başlığı altındaki üçüncü bölümde, elde edilen veriler benzer örnekler ile karşılaştırmalı olarak sunulmuştur. Dördüncü bölümde ise sonuç başlığı altında, ortaya çıkarılan yeni veriler üzerinde durulmuştur. Bu sonuçlardan, Palu Ulu Camisinin 15.yy'da inşa edildiği ve üç kapsamlı onarım ile planının değişikliğe uğradığı, Dükkanönü Camisinin İbrahim Bey tarafından 1658 yılında Ulu Caminin planının o günün şartlarıyla ele alınarak yapıldığı sonucuna varılmıştır. Kındik Tekkesi ve Alacalı Tekkenin 15. yy'da, Cemşid Bey Zaviyesinin 16.yy'ın ortasında, Seydili Tekkesinin de 1567-68 yıllarında inşa edildiği ve ilk defa bu yapıların aslının tekke/zaviye gibi kuruluşlar olduğu tespit edilmiştir. Surp Lusavoriç Kilisesinin 19.yy ortalarında inşa edildiği, bölgede naosu kubbe ile örtülü tek örnek olduğu, ayrıca yıkılan bir kilisenin üzerine yeniden inşa edildiği ortaya konmuştur. Küçük Kilise (15-16.yy) ise ilk defa bilimsel bir çalışmada değerlendirilmiştir. Cemşid Bey Türbesinin (16.yy sonu) ilk önce kare ya da dikdörtgen olarak tasarlandığı, eskiden kalan iki duvar ile birlikte sekizgen türbe yapma çabası, yedi köşeli bir planı ortaya çıkardığı tespit edilmiştir. Çarşıbaşı Hamamının İbrahim Bey tarafından 1659 yılında yapıldığı, bu hamamda özel deri havuzu ve keçe yapma yerinin olduğu ve bu özelliği ile diğer hamamlardan farklı bir fonksiyona sahip olduğu ortaya konmuştur. Tarihi Palu Köprüsünün 13.yy yapısı olduğu tespit edilmiştir. Teke Deresi Köprüsü, Gağuntlu (Çekem Bağları) Hanı ve Çarşıbaşı'ndaki Anonim Yapının ilk defa tarafımızca tespitleri yapılmıştır. Eski Palu ile ilgili yapılması gereken öneriler sonuç kısmında sıralanmıştır. Tezimiz; Kaynaklar, Plan-Çizimler, Fotoğraflar ve Özgeçmiş başlıkları ile sona ermiştir
Orta Anadolu'da demir çağı mimarisinin gelişimi ve kentleşme süreci
Bu tezde, Orta Anadolu'da Demir Çağında siyasi yapıdaki değişimle beraber gelişen mimari ve bu mimariye bağlı olarak oluşan kentleşme süreci incelenmiştir.Dönemin siyasi gelişimiyle şekillenen kentleşme süreci kapsamında incelenmiş olan merkezler arasında Kerkenes Dağ, Göllüdağ, Gordion mimari kalıntıları bakımından çeşitliliği ile öne çıkmaktadır.Kızılırmak'ın kuzeyi ve güneyi baz alınarak araştırılan merkezlerde (Pazarlı, Alaca Höyük, B. Güllücek, Boğazköy, Maşat Höyük, Kaman- Kalehöyük, Kırşehir- Yassıhöyük, Kerkenes Dağ, Alişar, Ovaören-Yassıhöyük, Kültepe, Göllüdağ, Porsuk/ Zeyve Höyük, Suluca Karahöyük, Gözecik, Sultanhanı, Kululu, Gordion, Elbistan Karahöyük, Yassıdağ) açığa çıkan mimari kalıntılar üzerinde mimari gelişim incelenmiştir. Tespit edilen mimari yapıların niteliği Demir Çağ kronolojisi içerisinde, malzeme ve yapım teknolojileri açısından incelenmiştir.Açığa çıkartılmış olan kalıntılara göre Orta Anadolu'da Demir Çağı'nda yaşayan toplulukların Erken Demir Çağı, Orta Demir Çağı ve Geç Demir Çağı sürecinde mimari gelişimlerin yaşandığı, bu gelişmeyle beraber kentleşmenin geliştiğini söylemek mümkündür.Anahtar SözcüklerDemir ÇağıOrta AnadoluMimariKentleşme
Manastır şehrindeki Osmanlı mimarisi
Tez çalışmamızın amacı, bu şehirde XIV. İle XIX. yüzyılları arasında inşa edilen ve günümüzde ayakta olan mimari eserlerini tespit etmek ve tanıtmaktır. Ayrıca,gayemiz yakın geçmişte değişik nedenlerle yıkılan,büyük ölçüde hasar gören ve terk edilip yok olmaya mahkum olan Türk eserlerimizi belirlemektir.Tez çalışmamız, günümüzde ayakta olan toplam 27 yapıyı kapsamaktadır.
Darende'deki kültür varlıklarının çağdaş seramik sanatına uyarlanması
Darende, tarih içerisinde ne zaman kurulduğu bilinmemekle beraber Hititlere kadar uzanan geçmişi, coğrafi ve jeopolitik yapısıyla daima önemli bir konuma sahip olmuş bir ilçedir. Ticaret yollarının geçtiği sarp kayalıkların Tohma ırmağı tarafından derin kanyonlara dönüştürüldüğü fiziki yapısı ve doğal güzellikleriyle daima ilgi odağı olmuş tarih boyunca gündemde kalmayı başarmış önemini yitirmemiştir. Bölgedeki siyasi çekişmelerle sürekli el değiştirmiş çeşitli devlet ve beyliklerin egemenliği altında kalmıştır. Bu tarihi süreç bölgeye önemli bir konum ve kültürel zenginlik katmış birçok farklı kültüre ev sahipliği yapmasını sağlamıştır.Bu çalışmanın amacı: insanlığın ilk ortaya çıkışından bugüne kadar gelen, değişik biçimlerde yüzyıllar boyunca kullanılan seramikle, Darende tarihini kültürel zenginliklerini doğal güzelliklerini bir araya getirmek, gelecek nesillere tanıtmak farklı form ve yüzeylerde oluşturulan tasarımlarla bölgedeki kültürel çeşitliliğe mimari yapıya ilgi uyandırmak, geçmişle geleceğin sentezini yapmaktır.Anahtar Kelimeler: Darende, Kültür, Mimari, Çağdaş Seramik Sanatı, Malatya
M.Ö. 1. bin öncesi Anadolu saray mimarisi'nin ortaya çıkışı, gelişimi ve yönetime dair düşündürdükleri
"M.Ö. I. Bin Öncesi Anadolu Saray Mimarisinin Ortaya Çıkışı, Gelişimi ve Yönetime Dair Düşündürdükleri" isimli tezin konusunu Anadolu coğrafyasında belirli bir zaman aralığında inşa edilmiş saray yapıları oluşturmaktadır. Çalışma, konuya ilişkin Anadolu coğrafyası temel alınarak saray yapılarının neler olduğu ile ilgili olarak gerekli yayınların taranması, konunun kronolojik olarak değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Bununla beraber araştırma ile saray yapılarını oluşturan, şekillendiren ve zamanla değiştirerek geliştiren unsurların neler olduğu geçmiş yayınların taranması yardımıyla incelenmiş, saray yapılarının hangi kriter ve parametreler ışığında değerlendirilmesi gerektiği irdelenerek konunun daya iyi anlaşılması sağlanmıştır. Ayrıca saray yapılarının ilk olarak nasıl ortaya çıktığı, mimarilerinin nelerden oluştuğu, dönemsel ve kültürel özellikler ile benzerlik ve farklılıkların neler olduğu ile beraber yönetim kavramı üzerine düşündürdükleri kapsamlı değerlendirilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde yönetim adına birçok bilimsel veriyi de kendi içerisinde saklamayı başarabilmiş olan bu mimari formların dikkatle incelendiğinde, tüm insani faaliyetlerin sürdürüldüğü temel yerleşim alanlarında, iklimin ve çevresel koşulların ana etkenliği de dikkate alınarak şekillendirildikleri bariz bir şekilde görülmektedir. Tüm işlevsel ve çok amaçlı yanlarının yanı sıra içinde bulundukları yerleşim alanına şekillendirici bir örneklik teşkil etmeleri bakımından da mimarlık tarihi açısından oldukça önemli bir yer edinmektedirler. I. Bin öncesinde varlığı bilinen Anadolu saray örneklerinin yer aldığı yerleşim yerlerinin örneklendirilmesi ile genişletilmiş olan bu çalışma ile saray yapılarını ortaya çıkaran süreç, yönetim kavramının süreçle ilişkisi, gibi basamaklar titiz bir çalışmayla sunulmaya çalışılmıştır. Son olarak değerlendirmeler kısmında mimari gelişim ve yönetim adına düşündürdükleri açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Saray, Mimari, Yönetim, Organizasyon. (ŞAHİN, Gökhan, M.Ö. I. Bin Öncesi Anadolu Saray Mimarisinin Ortaya Çıkışı, Gelişimi ve Yönetime Dair Düşündürdükleri, Yüksek Lisans Tezi, Burdur, 2019)
İlk çağdan günümüze Gelendost'daki yerleşimler ve kültürel ilişkiler
Bu çalışmada Gelendost İlçesinin tarih öncesi ve tarihi çağlarıyla ilgili bilgi verilmesi amaçlanmaktadır. Giriş bölümü hariç olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Gelendost ilçesinin tarihsel coğrafyası antik kaynaklar ve bölgede günümüze kadar yapılmış olan bilimsel çalışmalar vasıtası ile anlatılmakta, ikinci bölümde ilçeye bağlı günümüz yerleşimlerinden kısaca bahsedilmekte, üçüncü bölümde tarih öncesi dönemden günümüze değin ilçeye ve çevresine ulaşımı sağlayan yol güzergâhlarından bahsedilmektedir. Dördüncü bölümde İlçe sınırları içerisinde tespit edilmiş olan yerleşimler kronolojik olarak değerlendirilmektedir. Son bölümde ise Prehistorik Dönemden, günümüze değin ilçede sınırlarında bulunan tüm yerleşimler bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmiştir. Sonuç itibari ile Gelendost sınırları içerisinde yer alan yerleşimlerin Paleolitik dönemden günümüze kadar aslında çokta fazla bir değişim olmaksızın yerleşim gördüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Pisidia, Gelendost, Yerleşim, Mimari,
Nazilli ilçe merkezindeki bir grup taş eser
Nazilli, Aydın İli'ne bağlı Menderes Nehri kenarına kurulmuş bir ilçedir. İlçe Kalkolitik Dönem'den günümüze kadar farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Menderes Nehri'nin sağladığı su imkanı, verimli ovaları, doğal savunma mimarisi, antik dönemde Ephsos'u Celenai'ye bağlayan önemli bir yol güzergahında günümüzde ise İzmir'i Denizli'ye bağlayan yol güzergahında olması Nazilli'yi hem geçmişte hem günümüzde önemli kılmıştır. Nazilli MÖ. 6. yy'a kadar kuzey Karia Bölgesi'nin bir parçası olmuştur. MÖ. 6. yy'dan sonra ise Nazilli'nin Büyük Menderes Nehri'nin güneyi Karia kuzeyi ise Lydia Bölgesi olarak isimlendirilmiştir. Nazilli'de en erken yerleşim Toygar Höyük ile birlikte Geç Kalkolitik Dönem'de başlamaktadır. Toygar Höyük ile başlayan bu yerleşimi Harpasa Antik Kenti, Anineta Antik Kenti, Mastaura Antik Kenti Ortaçağ'a kadar devam ettirmiştir. Günümüzde ise yerleşim Antik Dönem yerleşimleri ile iç içe geçerek devam etmektedir. Nazilli'nin ev sahipliği yaptığı bu yerleşimlerde günümüze kadar farklı çalışmalar yürütülsede tam kapsamlı bir kazı çalışması henüz yapılmamıştır. Nazilli tarihine en çok ışık tutacak olan bu kazı çalışmalarının en kısa sürede başlaması Nazilli tarihi için önemli bir gelişme olacaktır. Nazilli tarihini anlamamızı sağlayacak elimizdeki veriler ise Antik yazarlar ve Avrupalı Seyyahların bize aktardığı bilgiler, nümüzmatik veriler, seramikler, yapı kalıntıları ve tezin de ana konusunu oluşturan mimari taş eserlerdir. Nazilli İlçe Merkezinde bulunan bu mimari taş eserler Nazilli'de Yahya Paşa Cami, Ağa Cami, Çarşı Cami, Sümer Rekreasyon alanı ve Dallıca Mah. meydanı gibi yerlere taşıma yolu ile getirilmiştir. Bu eserler iki adet lahit, bir adet sunak, sekiz adet postament, iki adet kaide, on dört adet sütun tamburu, bir adet paye başlığı, bir adet sütun başlığı, bir adet arşitrav, iki adet yazıtlı blok olmak üzere toplam otuz iki adettir. Bu alanlanlara getirilen eserlerin en erkeni Hellenistik Dönem'e en geç Bizans Dönemi'ne tarihlendirilmiştir. Bu parçalarından Bizans Dönemi'ne tarihlenen parçalar teze dahil edilmemiştir.
13.-14. yüzyıl Tokat merkez yapılarında taş süsleme
13. yüzyılın başlarından 14. yüzyılın sonuna kadar Anadolu da mimari ve taş süsleme alanında gerçekleştirilen faaliyetler özellikle 13. yüzyıl Anadolu sanatında eşine az rastlanılan bir verimliliği ortaya koymaktadır.Taş süsleme: bölgedeki malzeme bolluğuna, var olan geleneğe, zamana karşı dayanaklı olma özelliği ile bu alanda yetişmiş sanatçı grubuna bağlı olarak farklı alanlarda, farklı motif ve kompozisyonlarla çok kullanılmıştır.13. yüzyılın ilk yarısında taçkapıların yan yüzlerinde yer alan bordür sayısı 12. yüzyıla göre daha fazladır ve 13. yüzyılın ikinci yarısında geometrik bezemenin yerini bitkisel düzenlemeler almıştır.Bu dönemde taçkapı nişinin iç yan duvarları, bordürlerle çevrilerek bezeme alanları daha düzenli ve simetrik bir süsleme anlayışı ile ele alınmıştır. Yüzeysel olarak süslenmiş arkaik karakterdeki Selçuklu yapılarının taçkapıları, bu dönemle birlikte daha dolgun ve yüzeyden kabarık motif ve kompozisyonlarla bezenmiştir. Mukarnas hücrelerinin sayıları artırılmış ve hücrelere estetik bir görünüm kazandırılmıştır.13. yüzyılın son çeyreğinde bitkisel ve geometrik süsleme öğelerinin büyük kısmı, barok üslubunda süsleme kompozisyonları ortaya koymaktadır.Çoğu kez ?ara devre veya geçiş devresi? olarak nitelendirilen İlhanlı etkili 14. yüzyıl da eserlerinin, plan şemaları Selçuklu dönem özellilerini tekrarlarken, cephe düzenlemelerinde değişim ve çeşitlilik gözlenmektedir.Bu dönemde bitkisel motiflerin yüzeyden oldukça taşkın şekilde işlendikler görülmektedir. Süsleme unsurları üzerinde, katlı biçimlenme ile sağlanan ışık- gölge zıtlığının yarattığı derinlik etkisi ve motiflerin bağımsız kullanımı farklılıklar meydana getirmektedir.14. yüzyıl sanatını Selçuklu sanatından kesin hatlarıyla ayırmak çok zordur. Çünkü birbirinin devamı niteliğindedir ve biri diğerinden devraldığı mirası yaşatmıştır.Anadolu da yoğun olarak bulunan taşın, hem mimari hem de süsleme oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olması hiç şüphesiz Anadolu Selçukluların da olduğu gibi İlhanlı eserleri üzerinde de etkili olmuştur.13.-14. yüzyıl Tokat merkezde yer alan eserlerde de bahsedilen dönem özelliklerini bölgesel farklılıklar dışında görmek mümkündür.Anahtar Kelimeler1.13.-14. Yüzyıl2.Tokat3.Taş Süsleme4.Gök Medrese5.Halef Sultan Zaviyesi6.Sünbül Baba Zaviyesi7.Nureddin İbn-i Esentimur Türbesi
İstanköy(KOS)'de arşiv belgelerine göre Türk devri yapıları
Tarihi eserler bakımından zenginliklerle dolu önemli bir yerleşim merkezi konumundaki İstanköy'de inşa edilmiş binaların çoğunluğu Osmanlı dönemine aittir ve bu mimarî varlıklardan büyük bir kısmının Sanat Tarihi açısından şimdiye kadar yeterince incelenip tanıtılmadığı görülmektedir. Böyle bir boşluğu gidermek amacıyla, İstanköy(Kos)'de Arşiv Belgelerine Göre Türk Devri Yapıları başlıklı bu araştırmaya yönelerek, öncelikle daha önceki sınırlı sayıdaki yayınlar ve arşiv belgelerinde kayıtlı bilgilerin derlenmesi ardından, şehir merkezindeki mevcut binaları bizzat inceleyip, fotoğraflarla belgelemek suretiyle tespit işlemlerini tamamladıktan sonra, sistematik katalog düzeni içinde her birinin ayrıntılı tanıtımını ve ayrı bir bölüm halinde bütün eserlerin karşılaştırma ve değerlendirmelerini yaparak, Türk Sanatı Tarihi gelişim çizgisindeki yerlerini belirlemeye çalıştık.Araştırmamızda, İstanköy'ün mimarî varlıkları ile zengin bir şehir dokusuna sahip bulunduğu, halen ayakta kaldığı tespit edilebilen cami/mescid, türbe, hamam, şadırvan ve çeşme olmak üzere toplam 39 adet eser ile açıkça anlaşılmaktadır ve bunların tamamı bu çalışmamız kapsamına alınmıştır.Mevcut yapılar, kronolojik bakımdan 16. yüzyıl sonlarından 20. yüzyıla kadar geniş bir zaman dilimine aittir. Çoğu müstakil inşa edilmekle birlikte,Lonca Cami ve Yenikapı Camileri etrafında, bir kısmı arşiv belgelerinde geçen, bir kısım da yapı kalıntılarına dayanarak bir külliyle bütünlüğünü içinde tespit edilmeye çalışılmıştır.İstanköy'deki Türk Devri Mimarî Eserleri'ne yönelik bu araştırmamızla, konumuz kapsamındaki binalardan bir kısmının deprem, gibi afetlerle tamamen ya da kısmen ortadan kalktığı, günümüze sağlam gelebilmiş bir kısmının da insan eliyle yapılan tahribat izleri taşımalarından dolayı asıl vasıflarını kaybettikleri ortaya çıkmaktadır. Çoğunlukla bakımsız vaziyette kendi hallerine bırakıldıkları anlaşılan bu eserler hakkında, arşiv bilgilerinin derlenmesi, günümüze ait durumlarının belgelenmesi, topluca kataloglanarak tanıtılması ve sanat tarihi değerlerinin belirlenmesi şeklinde ana hatlarını sıralayabileceğimiz çalışmamız, esasen bilimsel kriterlerle sürdürdüğümüz bir araştırma ve inceleme ürünü oluşturmak maksadıyla hazırlanmıştır. Ama aynı zamanda bir daha tekrar yerine konulamayacak çeşitli niteliklere sahip İstanköy'deki Türk Mimarîsi'nin mümkün mertebe en iyi şekilde korunması, onarılması ve gelecek kuşaklara aktarılarak sonsuza kadar yaşatılmasına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.
İstanbul ve Antalya ilinde bulunan mimarilerin süslemelerinde kullanılan vitrayların incelenmesi
Araştırmanın amacı, İstanbul ve Antalya ilinde bulunan otellerde, okullarda, özel mülklerde, iş yerlerinde Pastanelerde, sinemalarda ve sanatçıların özel koleksiyonlarında bulunan vitrayların yerinde incelenerek, çeşitlerinin, yapım aşamalarının, kullanıldığı alanların, kullanıldığı tekniklerin, renk ve desen özelliklerinin ortaya konulmasıdır.Araştırmanın içinde veri toplamak amacıyla uzman görüşleri yardımıyla bir anket düzenlenmiş ve bu anket öğrenciler, vitray sanatçıları ve eğitmenlerden oluşan toplam 50 kişiye uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini 2008?2009 yılında İstanbul ve Antalya ilinde seçilen vitray yapan atölyeler, yüksek okullar ve üretilen 100 ürün çeşidi oluşturmuştur. Araştırma sonuçlarının analiz ve yorumlanmasında frekans ve yüzde dağılımları dikkate alınmıştır.Vitray sanatı ile ilgilenen kişilerin çoğunlukla ön lisans düzeyinde olduğu, vitray sanatını yüksek öğretim kurumlarından öğrendikleri ve en çok iç dekorasyon alanında uyguladıkları belirlenmiştir. Vitraylarda bitkisel desenlerin ön planda olduğu, en çok kullanılan tekniğin Tiffany tekniği olduğu belirlenmiştir.Meslek liselerinde ve yüksek öğretim kurumlarında verilen eğitimin, vitray sanatını öğrenmekte yeterli olduğu tespit edilmiştir. Piyasadaki vitrayların en çok Marmara üniversitesi ve Akdeniz üniversitesinde bulunan meslek yüksek okullarına ait olan atölyelerde tasarlanıp yapıldığı belirlenmiştir.Araştırma bulgularına dayalı olarak; vitray üreten ve satış yapan atölyelerde karşılaşılan güçlüklerde kalifiye eleman azlığı, buralarda kullanılan araç ve gerecin teknolojinin gerisinde kaldığı, vitray sanatıyla ilgilenen kişilerin iş ve sosyal güvenliklerinin sağlanmaması sebebiyle sanata eskisi gibi rağbet olmadığı ve bu sanatı araştırıp belgelemek isteyen araştırmacıların kaynak bulmada güçlüklerle karşılaştıkları belirlenmiştir. Bu gibi sorunlara sahip özellikle üretim yapan atölyelerin sayısının oldukça azalmakta olduğu gözlemlenmiştir.
Güncel masal kitaplarında metropol yaşamı
Masalkitapları; kimi zaman gerçekçi, öğüt veren,kimi zaman olağan üstü olan ve doğaüstü canlılara yer verilen, yazı diline aktarıldıktan sonra bol resimli hale getirilen bir yazınsal türdür. Güncel masallarla birlikte günlük yaşamı anlatan ve birçok insanın yaşamını devam ettirdiği metropol kentler, yoğun bir yaşam alanı bütünüdür.Bu çalışmada''Güncel Masal Kitaplarında Metropol Yaşamı'' araştırılarak örneklerle incelenmesi amaçlanmıştır.Bireyin, yaşam alanı olan bu yerleri tanıması ve bilgi sahibi olduğu bu yaşam alanı hakkında ilk eğitimi sağlayan masal kitaplarına önemli bir görev düşmektedir. Metropol kentlerde yetişen bireylerin çevresi hakkındaki eğitim ve küresel problemlere yaşam alanlarında sunacakları çözüm, sosyal farkındalık yaratma, çevresini tanıyarak yardımlaşma duygusunu tekrar aşılama işlevi olarak önem teşkil etmektedir. İki ana başlık altında toplanan bu çalışmanın birinci bölümde; masal kitaplarının genel anlamda tanımlanması, metropol yaşamının kısa tarihçesinin zaman içerisindeki gelişimi ile ele alınmıştır. İkinci kısımda ise, metropol ve metropol yaşamını konu alan kitaplar alt başlıklara ayrılarak metropol kültürü teması ele alınmış ve örneklerle konunun geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda yayınlanan masal kitaplarının literatürlerde aranmasıyla başlayan araştırmada; masal kitaplarından faydalanılmıştır. Bu çalışmada''Güncel Masal Kitaplarında Metropol Yaşamı''konusunda varılan yargı ise sonuç bölümünde belirtilmiştir. Bu kazanımları sağlayan güncel masal kitapları hakkında yapılan inceleme, metropol kültürünün güncel masal kitaplarına görsel ve içerik bazında ayrılarak incelenmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler : Masal, Metropol