Virtual environments
101 theses under this subject heading
Sanal ortamda mekan ve figür çözümlemeleri
Sanat, bilim ve teknoloji arasındaki ilişki modernizm ve endüstrileşme dalgasıyla yakınlaşmıştır. Modernizm, tüm dünyayı saran bir bireyselleşme iklimi ortaya çıkarmış, teknolojik yeni buluşlar ortaya koyma ve patentini alma gibi olanakların önünü açmıştır. Bu gelişmelerden sanatçılarda etkilenmiştir. Sanatçılar 1960'lı yıllardan sonra, güzel sanatlar disiplini dışındaki disiplinler ile interdisipliner çalışmalar yapmaya başlamıştır. Son 20 yılda hızla gelişen teknoloji, sanal gerçeklik alanında büyük ilerlemeler kaydedilmesine olanak tanımıştır. Konu üzerinde yapılan çalışmalar Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) başlığı altında toplanmıştır. Sanal gerçeklik, sanatçılar için oldukça heyecan verici yeni olanaklar sunmaktadır. Oyun motorları, 3D modelleme ve animasyon programları sayesinde bu olanaklar her geçen gün daha da heyecan verici bir hale gelmektedir. Olanaklarının anlaşılması ve sanal gerçeklik teriminin tanımının iyi bir şekilde yapılması, ortaya konan yeniliğin tarihsel geçmişi ile değerlendirilmesi ile mümkün olacağı düşünülmektedir. Bu bilgiler çerçevesinde, tez raporu kapsamında yapılan çalışmalar bir zemine oturtularak, Vr mekanda yapılan sanat eseri çalışmalarının teknik ve düşünsel gerekçeleri ifade edilmeye çalışılacaktır.
Sanal ortamda özne olmak: 3 boyutlu animasyonla etkileşim arayışları
Mevcut üretim biçimlerinde meydana gelen her değişim diğerini etkileyerek disiplinlerarası bir zinciri çeker. 21. yüzyıl teknolojilerinin sağladığı üretim biçimleri de bireyin etkileşim kurabildiği sanal ortamlar yaratılmasına olanak sağladığında yeni bir ilişki biçimi hazırlamıştır: Sanal ortam ve Özne. Kendi yapısal kuralları olan sanal ortamlar, kendisiyle ilişki içerisindeki özneyi kullanıcıya dönüştürerek fizikselliğe alternatif yeni bir ortam yaratılmasını sağlamıştır. Merkezinde aynı öznenin yer alması nedeniyle fiziksel gerçekliğe paralel olarak değerlendirilebilecek bu ortam bağımlı bir değişken olarak ele alınabilir. Tasarlayıcı ve alımlayanı olarak merkezinde aynı özne olması nedeniyle bağımlı, fiziksel gerçekliğin kurallarını esnetebildiği ölçüde de değişkendir. Bu tezde de özne ve sanal ortam ilişkisi Lacanyen Özne kuramı üzerinden okunarak irdelenmiştir. Sanal ortamın mekân ilişkisi Lefebvre'nin mekân yaklaşımından hareketle ele alınmıştır. Buna göre sanal ortam ve gerçeklik ilişkisinde sanal gerçeklikler özne merkezli yapısıyla fiziksel gerçekliğe alternatif ve paralel mekânlar olarak yer edinmektedir. Mekânın sanal ortamda var olma şeklinin ve bireyin kullanıcıya dönüşümünün okunabilmesi için tamamen saran sanal ortamda "Fanus" isimli bir sanal gerçeklik uygulaması yapılmıştır. Uygulama tamamen saran sanal ortamların araçlarından sanal gerçeklik gözlüğü ve ekipmanlarıyla deneyimlenebilmektedir.
Dijital ortamda otomobil reklamları üzerine bir inceleme
Teknolojik çağ olarak adlandırılan içinde bulunduğumuz yüzyılda gündelik yaşantımızda gerek görsel gerek işitsel ya da dokunsal her ortamda sıkça karşılaştığımız reklam iletileri, kitle iletişim araçları aracılığıyla yaşantımızı kuşatmış durumdadır. Görsel, dilsel ya da işitsel açıdan "gizli bir simgeler bütünü" olarak tanımlayabileceğimiz reklam iletisi hedef kitlenin imgeleminde "yeni farklı duygular, tutkular oluşturarak; bir anlamda hedef kitlenin düş gücünü harekete geçirir. Bu çalışmada dijital ortamdaki otomobil reklamları iletilerindeki görsel ve dilsel göstergeler çözümlenmiş ve göstergelerin nasıl algılandığını ortaya koyabilmek için odak grup çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın "İletişim Etkinliği" ile "Reklam Kavramı ve Tarihse Süreç" başlıklı bölümlerinde kavramsal çerçeve ortaya konulmuş, takip eden bölümde ise araştırma örneklemi olarak seçilen reklam iletileri Roland Barthes'ın, biçim ve içerik düzlemlerinde anlamın nasıl aktarıldığını ortaya çıkarmak amaçlı geliştirdiği göstergebilimsel yönteme göre irdelenmiştir. Reklam iletilerindeki göstergelerin nasıl algılandığını ortaya koymak amaçlı gerçekleştirilen odak grup çalışmasının bulgularına da bu bölümde yer verilmiştir. Son olarak elde edilen tüm bulguların değerlendirmesi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler : Dijital ortamda otomobil reklamları, göstergebilim, Roland Barthes, görsel ve dilsel kodlar, anlam yaratma.
işletmelerde sosyal medya kullanımı üzerine bir uygulama
Günümüzde sosyal medya yoğun bir şekilde kullanılan, en etkili ve popüler iletişim yollardan biridir. Bu durumda geleneksel medya araçları dijital farklılaşmanın çeşitli alanlarda etkisini hissettirdiği şu anki devirde yeterli değildir. Buna bakıldığında çoğu işletme sosyal medya uygulamalarını kullanarak geniş tüketici kitlesine ulaşmakta, kendi işletmelerinin tanıtımını daha kolay bir şekilde yapabilmektedir. Sosyal medyanın araçları işletmelere insanların dikkatini çekebilme, farkındalık yaratabilme, yakınlık oluşturabilme, kolay ulaşılabilir olma, kısa zamanda kendini güncelleyebilme, firmaların az maliyetle etkili reklamlar ve tanıtıcı faaliyetler yapabilme olanağı tanımaktadır. Bu araştırma işletmeler deki sosyal medya kullanımın işletmeler üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla yapılmıştır. İnceleme sonunda, anket yöntemi uygulanmış , anket sonuçları SPSS programıyla değerlendirilmiştir.
Mekân tasarımında yeni bir evren: Metaverse
Dijital çağ ile birlikte mekân kavramı gerçek çevre olmaktan öteye taşınmıştır. Sanal gerçeklik, artırılmış gerçeklik ve karma gerçeklik gibi dijital destekli ortamların yaratılması, mekân kavramına farklı bir yaklaşım sergilemeyi gerektirmektedir. Metaverse kavramı; sanal dünya ve dijital araçlarla, insan iletişimi ve sosyal etkileşimi mümkün hale getiren teknolojilere dayanmaktadır. Bu kavram içerisinde oluşturulan etkileşim mekânları, fiziksel gerçeklik dışında üretilmesi nedeniyle estetik bir kaygı taşımaktadır. Mekânlar, Metaverse kavramı içerisinde farklı ihtiyaç ve amaçlar doğrultusunda kullanılmakta; bu ihtiyaç ve amaçlar doğrultusunda şekillenmektedir. İhtiyacı ve amacı değişen mekân kavramı ile tasarım anlayışları da değişmektedir. Metaverse, tasarımcılara düşük maliyetli, estetik ağırlıklı ve özgür bir tasarım alanı oluşturmaktadır. Tasarımın belirli kalıplara ve zorunluluklara bağlı kalmadan oluşturulması; tasarımcılara deneyerek öğrenme, özgür düşünme ve hayal gücünü zorlama gibi imkânların verilmesine olanak sağlamaktadır. Bu özgür ortam, tasarım için bir oyun alanı haline gelerek tasarımcıların öğrenmesine, öğretmesine ve denemesine katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda çalışmada; Metaverse evrenindeki mevcut tasarımların nasıl ve hangi anlayışla uygulanmakta olduğu, tasarım anlayışının bu evrenlerde ne yönde seyrettiği ve gelecekte, gerçek çevrede var olan tasarımcı kimliğinin sanal mekânlarda hangi yönde şekilleneceğinin incelenmesini amaçlanmıştır. Bu kapsamda, sanal ve gerçek çevre kavramları incelenmiş, Metaverse evrenindeki tasarım anlayışı ele alınmıştır. Sonuç olarak, Metaverse evreninde tasarımcıların mekâna yaklaşımı ve tasarım kıstasları irdelenmiş, değişen dünyada güncel kalınabilmesi adına disiplinlerarası bir anlayışa sahip olunması ve Metaverse tasarım teknolojilerinin tasarımcılar tarafından benimsenmesi gerektiği tespit edilmiştir.
Cognitive modelling and analysis of leader-follower modality using experimental data
How does physical interaction affect predictive behavior in humans? In this thesis, the movements of human and virtual players are observed with a leader and two follower models using the mirror game paradigm in the leader-follower modality. The main purpose of this thesis is to show the improvement of motion estimation in humans by using haptic information and to create a virtual playmate with this information. Using mathematical metrics, tactile interaction between followers has increased tracking performance over three suggested set-ups. In addition, with a subject with Chiari Malformation disease, the designed set-up was played. The results show that this design can be played with in people with cerebellum disease.
14- 16 yaş erkek futbolcularda sanal ortamda yapılan core antrenmanların bazı motor yetilere etkisi
Bu çalışmada Başakşehir ilçesinde bulunan Fenerbahçe spor okullarında futbol oynayan 14 – 16 yaş erkek oyuncuların yaptığı 8 haftalık core antrenmanın bazı motor yetilerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırmada İstanbul/ Başakşehir İlçesi Fenerbahçe spor okullarında futbol oynayan 100 erkek oyuncu içerisinde 14 -16 yaş arasında ki olan 17 erkek oyuncu gönüllü olarak katılmışlardır. Araştırmada, boy, kilo, vücut kitle indeksi (VKİ), sürat, koordinasyon, top kontrol becerisi ve anaerobik güç ölçümü amacıyla Hüfa (Hacettepe Üniversitesi Futbol Araştırma) testi toplu ve topsuz olarak, patlayıcı güç (çabuk kuvvet)'i ölçmek amacıyla durarak uzun atlama ve core kuvvetini ölçmek amacıyla sağlık topu fırlatma testleri ile sürat, branşa özgün beceri ve koordinasyon, patlayıcı güç (çabuk kuvvet) ve core kuvveti farklarının değerlendirilmesi yapılmıştır. Araştırma grubundan elde edilen verilerin analizinde elektronik yazılım ile test sonuçlarının normalliğini test etmek amacıyla Shapiro-Wilk testi yapılmış, histogram grafikleri, çarpıklık ve basıklık değerleri incelenmiştir. Sonucun normalliği nedeniyle betimsel istatistikler (ortalama, standart sapma, minimum, maksimum), ilişkili örneklemler t testi hesaplanmıştır. Araştırma kapsamında verileri analiz etmede IBM SPSS 25 yazılımından yararlanılmış ve p < 0.05 anlamlılık seviyesinde değerlendirilmiştir. Analizlerin sonuçlarına göre hüfa top sürme ile ve hüfa topsuz koşu, durarak uzun atlama ve sağlık topu fırlatma (öne,arkaya ve sağ tarafa) ön test ve son test değerlerinin sonucunda anlamlı farklılık gözlemlenmiştir (p<0,05).Sağlık topu fırlatma (sol tarafa) da ise ön test ile son test arasındaki farkın sonucu birbirine yakın seyretmesi nedeniyle istatiksel olarak anlamlı farklılık bulamamıştır (p>0,05). Bu yapılan araştırmada ve literatürün vermiş olduğu bilgiler ışığında core antrenmanın performansı koruma ve ilerletmede fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Sanal ortamlarda okuma ve yazma güçlüklerini gidermeye yönelik paylaşılan etkinlik sayfalarının özellikleri
Bu araştırma, sanal ortamlarda okuma ve yazma güçlüğünü gidermeye yönelik paylaşılan etkinlik sayfalarının özelliklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın veri kaynağı grubu, benzeşik örnekleme yoluyla belirlenen "ogretmentavsiyesi.wordpress.com", "www.mustafa-turan.com", "tr.pinterest.com", "www.girisimciogretmen.com" ve "www.ilkokul1.com" isimlerindeki beş sanal ortamdan oluşmaktadır. Bu sanal ortamlar üzerinden araştırmanın verilerinin toplanacağı 100 doküman, maksimum çeşitlilik örneklemesi yoluyla seçilmiştir. Temel betimsel araştırma türündeki çalışmada veriler, dokümanlar üzerinden "Etkinlik Sayfalarının İçerik Özelliklerini Belirleme Kontrol Listesi'' ve "Etkinlik Sayfalarının Amaç-Etkinlik Uygunluğu Özelliklerini Belirleme Kontrol Listesi'' aracılığıyla toplanmıştır. İlgili kontrol listeleri alan yazını taraması sonucu, araştırmacı ve araştırmanın danışmanlığını yürüten Doç. Dr. Banu AKTÜRKOĞLU tarafından geliştirilmiştir. Geliştirilen kontrol listelerinin görünüş ve kapsam geçerliği 2 kez uzman görüşlerine başvurularak sağlanmıştır. Uzmanlardan alınan görüşler doğrultusunda düzenlemeler yapılarak ilgili kontrol listelerine son hâlleri verilmiştir. Kontrol listelerindeki özelliklere ilişkin uzmanların belirtiği görüşler üzerinden Lawshe Tekniği uygulanmış, uygulama sonucuna göre kontrol listelerinin kapsam geçerliğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Nihai kontrol listeleri aracılığıyla incelenen 100 doküman, araştırmanın güvenirliğini sağlamak amacıyla 15 gün ara verdikten sonra araştırmacı tarafından tekrar incelenmiştir. Araştırmacının iki incelemesi arasındaki uyum, Miles ve Huberman'ın güvenirlik formülüne göre %98 bulunmuş; araştırmacının yaptığı kodlamanın güvenirliğe sahip olduğu görülmüştür. İki kontrol listesi aracılığıyla elde edilen veriler üzerinde betimsel analiz ve içerik analizi gerçekleştirilmiş; analiz sonuçlarının bir kısmı betimsel istatistik yöntemlerinden yüzde dağılımı kullanılarak bir kısmı ise düzyazı şeklinde rapor edilmiştir.Araştırmanın sonucuna göre, okuma ve yazma güçlüğünü gidermeye yönelik etkinlik sayfalarında içerik ve amaç-etkinlik uygunluğu özelliklerinin nitelikli çoğunlukta bulunmadığı tespit edilmiştir.
Bilgi güvenliğine yönelik çevrimiçi eğitimin ortaokul öğrencilerinin sanal ortamlarda bilgi güvenliğine ilişkin öğrenmelerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, çevrimiçi bir ortamda verilen "Sanal Ortamlarda Bilgi Güvenliği" ne yönelik eğitimlerin; ortaokul öğrencilerinin, sanal ortamlarda bilgi güvenliğine ilişkin öğrenmelerine etkisinin incelenmesidir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden yarı deneysel desen kullanılmış, araştırma nitel verilerle de desteklenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ilinde merkezi bir ortaokulda öğrenim görmekte olan ortaokul öğrencileri oluşturmaktadır. Pilot uygulama ve asıl uygulama süreci için farklı çalışma gruplarına başvurulmuş olup pilot uygulama süreci 30, asıl uygulama süreci ise 52 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmada nicel ve nitel veriler kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde; kişisel bilgi formu, sanal ortamlarda bilgi güvenliğine ilişkin düzeyi belirleme aracı ve açık uçlu anket formları kullanılmıştır. Kullanılan istatistiksel yöntemler belirlenirken, öncelikle çalışma gruplarının normal dağılım gösterip göstermediği test edilmiştir. Nicel verilerin analizi için bilgisayar tabanlı bir istatistik programı kullanılmıştır. Nitel verilerin analizi için ise sırasıyla betimsel analiz ve içerik analizi yöntemlerine başvurulmuştur. Araştırmanın sonuçları; öğrencilerin sanal ortamlarda bilgi güvenliğine ilişkin öğrenmelerinin, bilgi güvenliği hakkında daha önce yüz yüze ya da çevrimiçi eğitim alma durumuna bağlı olarak değişmediğini öte yandan öğrencilerin sanal ortamlarda bilgi güvenliğine ilişkin öğrenmelerinin tasarlanan ortamdaki eğitimler sonrasında yükseldiğini göstermektedir. Bu durum, tasarlanan ortam aracılığıyla tamamen çevrimiçi ortamda gerçekleştirilen eğitimin başarılı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca eğitimlerin öğrenilenlerin kalıcılığını sağlama konusunda da etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın bir diğer sonucu ise; eş zamansız eğitimlere ek olarak gerçekleştirilen eş zamanlı eğitimlerin; sadece eş zamansız eğitimlere kıyasla öğrencilerin sanal ortamlarda bilgi güvenliğine ilişkin öğrenmeleri ve öğrenilenlerin kalıcılığı açısından bir farklılık oluşturmadığı şeklindedir. Araştırma sonuçları doğrultusunda farklı yaş gruplarına yönelik çevrimiçi eğitimlerin etkililiğine ilişkin deneysel çalışmalar önerilebilir.
Üç-boyutlu çok-kullanıcılı sanal ortamlarda probleme dayalı öğrenme yaklaşımına göre öğretim tasarımı süreci
Bu çalışmada üç-boyutlu çok-kullanıcılı sanal ortamlarda probleme dayalı öğrenme yaklaşımına göre yapılan tasarım süreçleri incelenerek, bu süreçlerde yaşanılan özgün tasarım deneyimleri paylaşılmış ve üç-boyutlu çok-kullanıcılı sanal ortamlarda tasarım yapmayı düşünen ve eğitim amaçlı bu ortamları kullanmak isteyen kişilere yol gösterecek bir tasarım modeli önerilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, çalışmanın amacına uygun olarak bir devlet üniversitesinde 2016-2017 eğitim-öğretim yılında Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) bölümünde lisans düzeyinde eğitimine devam eden ve "Öğretim Tasarımı" dersini almış olan 3. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmaya toplam 34 kişi katılmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden biçimlendirici araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada bir ders kapsamında 16 haftalık bir uygulama yapılmıştır. Uygulama sürecinde 5 ya da 6 kişiden oluşan 6 farklı grup tarafından gerçekleştirilen tasarım süreci derinlemesine incelenmiştir. Veri toplama sürecinde "Öğrencilerin Demografik Özelliklerini Belirleme Anketi", "Senaryo ve Problem Durumunun Oluşturulma Sürecinin Raporlanması", "Kişisel Proje Raporu", "Seyir Defteri", "Yansıma Raporu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme", "Ortam Tasarımı Değerlendirme Kriterleri" formları ile "Problem Değerlendirme Ölçeği", "Alan Notları", "Kişisel Web Sayfaları (KWS)", e-posta ve anlık mesajlaşma araçları kullanılmıştır. 193 veri kaynağından elde edilen veri yığınlarının kodlanması sonucunda problem durumunun belirlenmesi, senaryonun belirlenmesi, öğretim sistemleri geliştirme modelleri, senaryoların ortama aktarılması, grup çalışması, ortam tasarım süreci, eğitim ortamlarında kullanımı olmak üzere 7 tema elde edilmiştir. Katılımcıların deneyimleri sonucunda ortaya çıkan temalara göre "Üç-boyutlu çok-kullanıcılı sanal ortamların probleme dayalı öğrenme yaklaşımına göre tasarım modeli" önerilmiştir.
Enhancing user experience of 3D displayed virtual scenes with content analysis and minimizing effects of virtual reality sickness
Providing a depth-rich Virtual Reality (VR) experience to users without causing discomfort remains to be a challenge with today's commercially available head-mounted displays (HMDs), which enforce strict measures on stereoscopic camera parameters for the sake of keeping visual discomfort to a minimum. However, these measures often lead to an unimpressive VR experience with shallow depth feeling. We propose the first method ready to be used with existing consumer HMDs for automated stereoscopic camera control in virtual environments (VEs). Using radial basis function interpolation and projection matrix manipulations, our method makes it possible to significantly enhance user experience in terms of overall perceived depth while maintaining visual discomfort on a par with the default arrangement. In our implementation, we also introduce the first immersive interface for authoring a unique 3D stereoscopic cinematography for any VE to be experienced with consumer HMDs. We conducted a user study that demonstrates the benefits of our approach in terms of superior picture quality and perceived depth. We also investigated the effects of using depth of field (DoF) in combination with our approach and observed that the addition of our DoF implementation was seen as a degraded experience, if not similar.
Kanserli çocuğu olan anne-babaların oluşturduğu sanal topluluklar üzerinden online (çevrimiçi) paylaşımların netnografik yöntemle incelenmesi
ÖZET KANSERLİ ÇOCUĞU OLAN ANNE-BABALARIN OLUŞTURDUĞU SANAL TOPLULUKLAR ÜZERİNDEN ONLİNE (ÇEVRİM İÇİ) PAYLAŞIMLARIN NETNOGRAFİK YÖNTEMLE İNCELENMESİ Amaç: Araştırma, kanserli çocuğu olan anne babaların sanal topluluklar üzerinden çevrimiçi(online) platformda kanser, tedavi, yan etkileri, destek arayışları, duygu ve düşünce etkileşimleri, deneyimleri, kendilerini nasıl ifade ettiklerini tanımlamak ve özgün verilerin pediatri hemşireliğinde bakım kalitesini arttırmada kullanılmasını sağlamak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Kanserli çocuğu olan anne ve babaların bulunduğu çevrim içi sanal ortam olan "facebook" üzerindeki, aktif paylaşım yapan, üye sayısı fazla, araştırma sorularımıza uygun içerik bulabileceğimiz iki forum sayfası, "Kanserle Dans" ve "Kanserli Çocuklara Umut Vakfı(KAÇUV)" araştırma örneklemini oluşturmuştur. Araştırma 2 Eylül- 2 Kasım 2017 tarihleri arasında nitel araştırmalar grubunda yer alan, netnografi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırma süresince paylaşımcıların fiziksel, duygusal, sosyal, çevresel birçok paylaşımı farklı ifadelerle tekrar ettikleri görülmüş ve bu paylaşımlar kendi içinde sınıflandırılmıştır. Verilerin sınıflandırılmasında aynı konudaki(alan başlığı) farklı ifadeler kendi içinde alt kodlara bölünerek ortak bir noktada gösterilmeye çalışılmıştır. Bu alt sınıflandırma sistemleri oluşturulurken nitel veri analizi programı MAXQDA Analytic Pro 12 (release 12.3.1) kullanılmıştır. Bulgular: Paylaşımlarda araştırma sorularıyla ilişkili alan başlıklarına bağlı olarak alt sınıflandırmalar yapılmış ve alt kodlar oluşturulmuştur. Hastalığa ilişkin paylaşımların alt kodları; Hastalığın süreci", "hastalığın belirti bulguları","nüks durumu ve süreç","eşlik eden başka hastalıklar", "hastalıkla ilgili güncel haberler", "kontroller"dir. Tıbbi tedavi ve yan etkilere ilişkin paylaşım alt kodları; Tedavi( nakil, tedavi reddetme, evde tedavi alma, tamamlayıcı tıp kullanma, aşılar, tedavinin riskleri, dikkat edilmesi gerekenler, ameliyat sonrası durum, tedavinin etkinliği, "ilaç", "pozisyonlar" "yan etki", "fiziksel yan etki", "psikolojik yan etki ", "zihinsel yan etki"dir. Son olarak ta tıbbi tedavi dışındaki paylaşımların alt kodları; "sağlık çalışanından beklenti anketi", "sosyal hizmet durumu", "genetik geçis", "çocuğu olmama durumu", "yurt dışı tedavi", "tıbbi müdahale girişimler", "uyku düzeni", "sosyal aktivite", "enfeksiyon", "psikosoyal durum", "destekleyici ifadeler", "duygusal ifadeler", "beslenme", "normalleşme süreci", "maske takma", "yasaklar", " kan hücre naklinin önemini vurgulama", "eğitim", "temizlik" olarak belirlenmiştir. Çalışmada kanserli çocuğu olan anne babaların paylaşımlarında çocuklarının birincil bakımına katılmaya istekli oldukları, tedaviyi izledikleri saptanmıştır. Anne babaların, kanser tanısından tedavi süreci ve sonuna dek aynı durumdaki diğer anne babalarla dayanışma içinde oldukları, bilgi ve deneyimlerini içtenlikle paylaştıkları görülmüştür. Paylaşımlarında yer alan sorular incelendiğinde profesyonel sağlık çalışanlarından alınan bilgilerin yeterli ve etkin olmadığı gözlenmiştir. Anne babaların benzer durumları yaşayan anne babalar ile bilgi paylaşımlarında "enfeksiyondan korunma" konusunda gösterdikleri hassasiyetin son derece güçlü olduğu saptanmıştır. Kanserli çocuğun beslenmesinde neler yapabileceklerinin yanı sıra okula gitme durumu konusunda da soruların paylaşıldığı görülmüştür. Sonuç: Anne babaların paylaşımlarında kanser hastalığının tıbbi tanımı ve tedavisi konusunda hekimlerinden bilgi aldıklarını belirten ifadeler yer almıştır. Ancak yine de, tedavideki son gelişmeleri, yenilikleri araştıran sorularını grup paylaşımlarında sordukları ve umut vadeden gelişmeleri bekledikleri görülmüştür. Anne babaların incelenen paylaşımları, kanser sürecindeki çocuk ve ailesinin profesyonel sağlık ekibi üyelerinin desteğine gereksinimi olduğu ve bu gereksinimin tam olarak karşılanamadığı saptanmıştır. Pediatri hemşiresinin, kanser tedavisi alan çocuk ve aileye daha yeterli, etkin duygusal, zihinsel, sosyal destek sağlama konusunda yeni arayışlar, yaklaşımlar gerekliliği içinde olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Kanserli çocuk, Anne baba, Sanal topluluklar, Netnografik çalışma
Dijital çağda pazarlama iletişiminde yeni bir boyut: Sanal topluluklar ve kullanıcı merkezli içerik
Günümüzde gelişen bilgi iletişim teknolojileri ile birlikte her alanda birçok değişim yaşanmıştır. Bu değişim pazarlama, halkla ilişkiler, reklam ve iletişim çalışmalarına farklı bir boyut kazandırmıştır. Bilgi iletişim teknolojilerindeki gelişim beraberinde dijital çağın oluşmasına sebep olmuştur. Dijital çağ; yeni medya tanımını, sosyal ağ kavramlarını ve yeni pazarlama iletişimi çalışmalarını ortaya çıkarmıştır. Dijital çağ uzun süredir yaşantımızı etkisi altına almış ve giderek daha çok yaşantımızın içine dahil olmaktadır. Günümüzde yeni kavramların öneminin giderek artması ile birlikte markalar çalışmalarını bu doğrultuda düzenlemeye başlamışlardır. Markaların pazarlama, reklam ve iletişim çalışmalarında yeni medyanın etkisiyle özellikle sosyal ağ sitesi çalışmaları hem markalar hem de tüketiciler için ön plana çıkmaktadır. Markalar sosyal ağ sitelerinde tüketiciye yönelik yeni pazarlama anlayışının içerdiği çalışmalar ile markalarını yönetmektedirler. Sosyal ağ sitelerinde sosyalleşme, katılım ve etkileşim kavramları kullanıcılar için daha fazla popüler hale gelen ve markaların pazarlama iletişimi çalışmaları için önem taşıyan kavramlar olmuştur. Bununla beraber dijital çağın etkisi ile kullanıcılar markaların sanal topluluklarına üye olmakta veya sosyal paylaşım sitelerinde markaların yönlendirmesi sonucunda kullanıcı merkezli içerik paylaşımında bulunmaktadırlar. Bu bağlamda " Dijital Çağda Pazarlama İletişiminde Yeni Bir Boyut: Sanal Topluluklar ve Kullanıcı Merkezli İçerik" başlıklı bu tez çalışmasında, dijital çağda markalar için önem taşıyan sosyal ağ sitesi çalışmalarında markaların sanal topluluk uygulamaları ve kullanıcılar tarafından oluşturulan içerik üretimi araştırılmıştır.
High school students' self-regulated learning in a virtual reality based learning environment
This instrumental case study aims to explore students' self-regulated learning (SRL) processes in a VR learning environment. In addition, a virtual reality (VR)-based learning environment was designed with combining traditional learning activities of mathematics education with the VR learning environment to facilitate students' SRL processes. Thus, this study also aims to explore the environmental features of the VR-based learning environment that are conducive to specific SRL processes. The participants were twenty eleventh grade students. The SRL processes of participants and the environmental features conducive to specific SRL processes were explored via using their think-aloud audio, screen recordings of their experiences in the VR learning environment, and semi-structured interviews. Qualitative data analysis was conducted through the coding of all these three data sources. The findings indicate that students engage in task analysis and monitoring processes and utilize a variety of self-control strategies in the VR learning environment. Furthermore, there is an interplay between the environmental features of the VR-based learning environment and SRL processes. The findings indicate that specific environmental features of the VR-based learning environment can facilitate students' specific SRL processes.
Etkileşimli teknolojilere sınır kavramı üzerinden bir bakış
Bilgi ve iletişim teknolojilerinin yaşadığı dönüşüm dijital teknolojilerin kullanım alanlarını genişletmiştir. Endüstri Devrimi ile başlayan ve küreselleşme ile birlikte teknolojik gelişmeleri tetikleyen süreçler, toplumsal ve kültürel pratikleri farklılaştırmıştır. Bilgi ve bilgisayar teknolojileri aklın, enformasyonun ve bilincin dönüşümünü sağlayarak her türden etkileşimi arttırmış, yaratıcılığın gelişmesini sağlamıştır. Bilgi teknolojilerinin hayatın birçok alanında uygulanabilir olması etkileşimi ve etkileşimin tüm alanlarda yaygın olarak kullanılmasını zorunlu kılmıştır. İletişim ve teknoloji alanında yaşanan dönüşümler ve yaratılan çoklu-ortamlar etkileşimli teknolojilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Yaşanan bu dönüşüm ekonomik, kültürel boyutta tüketim-kültürü, kitle-kültürü, kültür-endüstrisi gibi farklı kavramlarla açıklanmaya çalışılmıştır. İletişim teknolojileri, küresel ölçekte bilgiye ulaşma şeklimizi ve hızımızı değiştirmiş bunun sonucunda da coğrafi anlamda mesafeler aşılmış, sınırlar önemini yitirmiştir. Antik dönemlerden itibaren teorik olarak ele alınan zaman-mekan kavramının yaşadığı dönüşüm süreçleri, bilgisayar teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte pratikte de ele alınmaya başlanmıştır. Bilgisayar teknolojilerinin disiplinlerarası ve çok boyutlu olarak kullanımında canlı unsurlar ve elektronik ortamlar, cihazlar arasında oluşturulan ortak dil önemli bir yer tutmaktadır. Kullanıcısı ile aynı dili konuşabilen, tepki verebilen ve çevresel etmenlere karşı duyarlılık kazanan dijital teknolojilerle birlikte yeni kullanımlar, yeni kullanıcı profilleri ve yeni mekansal tanımlamalar gündeme gelmiştir. Fiziksel olarak inşa edilen mekan tanımlamalarından farklı, sanal ortamda gerçekleşen mekansal deneyimler siber-mekan kavramını var etmiştir. Mekanın bilginin akışına göre şekillendiği sanal-mekan, bilişsel bir mekan tanımlamasıdır. Sanallık kavramı tanımını bile gerçek olandan alan ve gerçek olanı kavramaya yardımcı bir kavramdır. Sanal olan şey, fiziksel olanın var olma durumunu tetikleyen bir gerçeklik durumudur. Sanal mimarlık ve mekan çalışmaları, ele alındığı ilk dönemlerde fiziksel mekanda tamamen soyutlanan ve fiziksel mekanın yerini alacağı düşünülen bir kavram iken çalışmalar sanal ve fiziksel mekanın etkileşimi ve biraradalığı üzerine kaymıştır. Sanal ve fiziksel mekanın yakınlaşması, hatta üst üste çakışması mekanın deneyimini zenginleştiren, fiziksel sınırları belirsizleştiren, birden fazla duyuyu harekete geçiren melez-mekanlar ve melez-durumları var etmiştir. Teknolojiyle birlikte değişen zaman-mekan-yer algısı bedeni ve deneyimi farklılaştırmıştır. Dijital teknolojiler, mekanı, mekanı deneyimleyen bedeni, mekansal deneyimi dönüştürmektedir. Mekanın dijital teknolojilerle, onlara hizmet eden araçlarla, kullanıcısıyla, çevresiyle etkileşimi çalışmanın odaklarını oluşturmaktadır. Etkileşim alanları, her türlü karşılaşmaların olduğu, biraradalık prensibine dayalı çoklu ortamlardır. Etkileşim durumunda sınırlar farklı ortamlar arasında arayüz işlevi görmektedir. Arayüzler, kullanıcının mekanla ve etkileşimli-teknolojilerle olan ilişkisinde belirleyici geçiş alanlarıdır. Etkileşimli-teknolojiler bilgisayar ve insan arasındaki her türden iletişimin ve ortamın tariflenmesini sağlayamaktadır. Etkileşim artık çok yönlü olarak farklı boyutlarıyla tasarlanan bir kavramdır. Etkileşimin mekansal olarak tanımlanmasında çeşitli arayüzler, fiziksel ve sanal durumlardan bahsedilmektedir. Fiziksel arayüzler, dijital arayüzler ve günümüzde her iki durumu da barındıran melez arayüzler mekanın deneyimlenmesinde, mekansal sınırları tarif etmede önemli rol oynamaktadır.
Çevrimiçi ortamda yürütülen EMDR (Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) müdahalesinin travmatik stres belirtilerine, psikolojik sağlamlık ve bilişsel esneklik düzeylerine etkisi
DSM-5'e göre travmatik olay "gerçek ya da göz korkutucu bir biçimde ölümle, ağır yaralanmayla karşılaşma ya da cinsel saldırıya uğramış olma" olarak tanımlansa da araştırmalarla birlikte travma kavramı, her gün karşılaşılabilecek stresli olayları kapsayacak şekilde sınırları genişletilmiştir. DSM'nin tanımladığı travma tanımının dışında kalan stresli yaşam olaylarının da travmatik etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Bu araştırma, çevrimiçi ortamda yürütülen EMDR müdahalesinin son bir yıl içerisinde travmatik olay yaşamış üniversite öğrencilerinin travmatik stres belirtileri, psikolojik sağlamlık ve bilişsel esneklik düzeylerine etkisini incelemek üzere planlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, sekiz Bahçeşehir Üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada nicel ve nitel yöntemler birlikte kullanılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden tek grup ön test- son test yarı deneysel yöntem kullanılmıştır. Travma Sonrası Stres Bozukluğu Tanı Ölçeği Travmatik Stres Belirtileri Alt Ölçeği, Travmatik Stres Belirtileri Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Bilişsel Esneklik Ölçeği, Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Nitel yöntemlerin kullanıldığı bölümde, nicel bulguları destelemek amacıyla katılımcıların görüşüne göre çevrimiçi ortamda yürütülen EMDR müdahalesinin etkililiğini anlamaya dönük olarak derinelemesine görüşmeler yapılmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Nitel bulgulara göre; EMDR müdahalesinin kapsam ve etkililiğini tanımlayan beş kategori (EMDR müdahalesinin temel unsurları, EMDR müdahalesinde terapötik ilişkinin önemi, EMDR müdahalesinde terapistin yetkinliği, EMDR müdahalesinin çıktıları, deneysel uygulamanın sınırlılıkları) ve kategorilere bağlı ana ve alt temalar elde edilmiştir. Nicel bulgulara göre; ortalama yedi oturum çevrimiçi EMDR müdahalesinin sonucunda katılımcıların travmatik stres belirtilerinin azaldığı, psikolojik sağlamlık ve bilişsel esneklik düzeylerinin anlamlı derecede arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Travmatik Stres Belirtileri, Psikolojik Sağlamlık, Emdr, Bilişsel Esneklik
Gebelikte internet kullanımının sanal sosyal desteğe etkisinin belirlenmesi
Araştırmanın amacı; Ayvalık Devlet Hastanesi'nden hizmet alan gebelerin internet ve sosyal medya kullanım durumları, nedenleri ve bilgi kaynaklarının belirlenmesidir. Ayrıca bu çalışma kapsamında; gebelerde sanal sosyal destek ile ilişkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kesitsel tipte olup, Mart-Aralık 2022 tarihleri arasında Ayvalık Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Örneklemini 587 gebe oluşturmuştur. Veriler; Tanımlayıcı Veri Formu ve Sanal Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Gebelerin, sosyal medya ve interneti kullanım amacı incelendiğinde; %92,7'si bilgi almak için, %53,8'i sağlık sorunlarına çözüm aramak ve %33,7'si tecrübelerini paylaşmak/tecrübeleri öğrenmek için kullandığını belirtmiştir. Gebelerin yaklaşık yarısı (%48,2) günde en az iki saat ve daha fazla sosyal medyada zaman geçirmektedir. En çok kullanılan sosyal medya platform ve uygulamaları; %75,5 "WhatsApp", %56,1 "Instagram", %27,1 ile "Facebook" olarak belirtilmiştir Gebelerin, internet ve sosyal medyada en çok araştırdıkları konular; %78,5'i annenin bebek hareketlerini hissetmesi ve takibi, %78,2'si gebelikte tehlike işaretleri, %73,3'ü gebelik şikayetleri olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın tek değişkenli analizinde; kendisinin ve eşinin eğitim durumu, üniversite ve lisansüstü olan, gebeliğinde hastaneye yatan, çalışan, nulligravid ve nullipar, internet ve sosyal medyadaki bilgilerin doğruluğunu kontrol eden, sosyal medyada iki saatten fazla süre geçiren gebelerin sanal sosyal destek alt boyutları ve toplam puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışmanın çok değişkenli analizinde; gebelerin sosyodemografik ve obstetrik değişkenleri ile SSDÖ puanlarının hiyerarşik regresyon model analizinde, oluşturulan modele göre; SSDÖ öngörmede anlamlı olan değişkenler; internet ve sosyal medyada geçirilen süre (β= -0.200; p<0.001), internet ve sosyal medyadaki bilgilerin doğruluğunu kontrol etme (β= -0.129; p=0.002), gebelikte hastane yatışı olmasının (β= 0.147; p<0.001), istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Sonuç olarak; internet kullanımı ile gebelik, doğum ve doğum sonu konuları hakkında bilgi alan gebelerin sanal sosyal destek puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlendi. Ayrıca sanal sosyal destek puanını etkilediği düşünülen sosyodemografik ve obstetrik faktörler arasında ilişki saptanmıştır.
Kişisel verilerin korunmasının kişilik hakkı bağlamında ele alınışı
Dijital dünyada yaşamanın bir sonucu olarak kişisel verilerin işlenmesinin gerçekleştiği ortam bugün çoğunlukla dijital ortamlar olup verilerin saklanmasında, verilere yetkisiz erişimde, verileri hukuka aykırı kullanımda ciddi artış yaşanmıştır. İnternete bağlı dijital ortamlar; insanları sosyal, cezai, hukuki çeşitli sonuçlarla karşı karşıya bırakmıştır. Etkileşimin çoğunluğunun gerçekleştiği bu ortamlarda; giderek daha büyük hızlarla artan veri akışının ortasında hayatları şeffaflaşmış ve yalnız bırakılma hakkından yoksun bireyler artık sadece devlet tarafından değil, özel hukuk kişileri tarafından da gözetlenmektedir. Bu bağlamda temel hukuk normları ile korunan bireyin teknolojinin de getirdiği sosyal değişimle oluşan ihtiyaca binaen bazı hukuki konularda özel olarak korunması gerekmiştir. Bunlardan biri de, kişisel verilerin korunmasıdır. Kişisel verilerin korunması hukuku çok yönlü olup etki alanı da çok geniştir. Alman Federal Mahkemesinin "Nüfus Sayımı" kararının tüm dünyayı etkilemesi gibi Avrupa Birliğinin kişisel verilerin korumasına ilişkin düzenlemeleri de dünya çapında etki ve sonuçlarını doğurmaktadır. Türk hukukunda da tüm bu gelişmeler çerçevesinde değişiklikler yapılmaktadır. Kişisel verilerin korunma hakkının hukuki niteliğine ilişkin doktrinde çeşitli görüşler mevcuttur. Bunlardan kişilik hakkı görüşüne göre, kişisel veriler kişilik hakkı bağlamında korunmalıdır. Kişilik hakkının sağladığı koruma, kişisel verilere yönelik haksız saldırılarda önemli bir koruma yoludur. Dijital dünya ve teknolojik gelişmeler neticesinde mevcut genel hukuk normlarına yeniden ama bu sefer kişisel verilerin korunması bağlamında başvurulması gerekmiş ve kişilik kavramı, kişilik değerleri, kişilik hakkı, kişiliği koruma yolları yeniden önem kazanmıştır.
Fen bilimlerinde akademik başarının, internet kullanımının, bağımlılığının ve sanal ortam yalnızlık düzey ilişkilerinin belirlenmesi
Çağımız koşulları gereği internet vazgeçilemez bir hal almış ve hemen hemen herkesin bir dokunuşta ulaşabileceği düzeye gelmiştir. Fakat bu bir dokunuşta erişim kolaylığı da avantajlarının yanında dezavantajları da beraberinde getirmiştir. İşte bu dezavantajlardan biri de internet bağımlılığıdır. Sanal dünya olan bu bağımlılık en çok genç yaştaki insanları etkilemektedir. Dolayısıyla gençlerin internet kullanımına dikkat etmek gerekmektedir. Gençlerin interneti kontrolsüzce kullanması sonucunda kendi aralarında sosyal izolasyon kültürü oluşmuştur. Bu kültürün dijital yerlileri iletişim ihtiyaçlarını da internet üzerinden gidermeye başlamışlardır. Yoğun internet kullanımı ve sanal ağlardan iletişim kurma gayesi bir araya gelince çağımız gençlerini yani dijital yerlilerimiz gerçek hayattan kopmuştur. Bu sanal dünya gençler için bir kaçış kapısı gibi gözükse de tıpkı gerçek dünya da olduğu gibi burada da yalnızlık çekmektedirler. Sanal dünyadaki bu yalnızlığın çaresini yine internette arayan bireyler giderek internet bağımlısı olmaktadırlar. İnternet bağımlısı bireyler için internet bir can simidi gibi görünse de durum hiç de öyle sanıldığı gibi değildir. Artan bağımlılıkla beraber düşen akademik başarı gibi pek çok olumsuz durum gençlerin önüne geçmektedir. Ne var ki günümüz de internete erişmek o kadar kolay hale gelmiştir ki öğrenciler okullarda bile rahatlıkla internete erişim sağlayabilmektedir. Duruma bu açıdan bakıldığında internet karşısında güvende kalmak önem taşımaktadır. Yenilenen eğitim müfredatı ile birlikte her bir kazanımı kapsayacak şekilde bazı yeterlilik alanları eklenmiştir. Yenilenen fen bilimleri dersi öğretim programına da yeterlilik alanları eklenmiştir. Bunlardan biri de dijital yetkinliktir. Bu yeterlilik alanında öğrencilerin iletişim ve bilgi teknolojilerini doğru, amacına uygun ve üretken bir şekilde kullanmaları hedeflenmektedir. Öğretim programındaki dijital yetkinlik tüm fen bilimleri kazanımları için geçerli olan bir yetenek gibi görülmektedir. Öğretim programında yer alan dijital yetkinlik tıpkı bilgi ve medya okuryazarlığına benzemektedir. Yirmi birinci yüzyıl becerilerinden biri olan bu yetenek, öğrencilerden internet, sanal ağlar, iletişim kanalları gibi araçlarda bilinçli, eleştirel ve üretken bireyler olmasını beklemektedir. İnternet bağımlılığı, sanal ortam yalnızlığı gibi durumlar yetkinlik alanları ve beceriler için birer tehlike olarak gençleri beklemektedir. Bu çalışmanın hedef grubunu 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı bu kademedeki öğrencilerin internet bağımlılığını, sanal ortam yalnızlık düzeylerini, fen bilimleri dersiakademik başarılarını ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek ve fen bilimleri dersindeki internet kullanımını saptamaktır Ayrıca öğrencilerin akademik başarıları fen bilimleri karne notu belirlenmiştir. Araştırmadaki veriler İzmir'in Bornova ilçesindeki devlet okullarından İnternet Bağımlılık Ölçeği, Sanal Ortam Yalnızlığı ve fen bilgisi dersinde internet kullanım amacı bilgi formu ile toplanmıştır. Bu çalışmanın örneklemi 386 öğrenci olup tarama araştırması niteliğinde nicel bir çalışmadır. Çalışmada yüksek düzeyde internet bağımlısı olarak belirlenen öğrenci sayısı 62'dir. Araştırma sonucunda öğrencilerin akademik başarısının yüksek olduğu ve nispeten sanal yalnızlık çektiği görülmüştür. Fen bilimleri dersinde internet en çok bilgiye ulaşmak, araştırma yapmak için kullanılmaktadır. Sonuç olarak internetin kolayca erişilebilir olması sorunları da beraberinde getirmiştir. İnterneti amacına uygun kullananların dışında sorun teşkil edecek şekilde kullananlarda mevcuttur. Bundan dolayı güvenli ve amacına uygun internet kullanımı için gençleri internetin olumsuz etkileriyle baş başa bırakmamak gerekmektedir. Aksi halde öğrencilere kazandırılmak istenilen dijital yetkinlik konusunda başarısızlık kaçınılmazdır.
Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinin sosyal uyuma ve bazı kişisel değişkenlere göre incelenmesi
Araştırma, üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinin sosyal uyuma ve bazı kişisel değişkenlere göre incelenmesini amaçlayan betimsel bir çalışmadır. Araştırma evrenini, 2015-2016 Eğitim-Öğretim yılında İstanbul İli, Avrupa Yakası, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğrenim gören üniversite öğrencileri oluşturmuştur. Belirtilen evrenden, örneklem tablosundan yararlanılarak ve küme örneklem yöntemi kullanılarak belirlenmiş olan 476 üniversite öğrencisi, araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada gerekli verileri elde etmek için "Hacettepe Kişilik Envanterinin Sosyal Uyum Alt Ölçeği", "Siber Zorbalık ve Siber Mağduriyet Ölçeği" ve "Kişisel Bilgiler Formu" kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde SPSS21 Paket Programı'ndan yararlanılmıştır. Üniversite öğrencilerinin siber zorbalık ve siber mağduriyet düzeylerinin, sosyal uyuma (aile ilişkileri, sosyal ilişkiler, sosyal normlar ve antisosyal eğilimler) ve bazı kişisel değişkenlere göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini belirleyebilmek için normal dağılıma sahip olduğu durumlarda Parametrik İstatistik olan MANOVA (Çok Değişkenli Varyans Analizi), normal dağılıma sahip olmadığı durumlarda Parametrik olmayan istatistiklerden Kruskall-Wallis tekniğinden yararlanılmıştır. Grupların farklılığın nereden kaynaklandığını bulabilmek için Scheffe ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmada, anlamlılık düzeyi .05 olarak alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, sosyal uyumu düşük düzeyde olan öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalaması, sosyal uyumu orta düzeyde olan öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Sosyal uyumu düşük düzeyde olan öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalaması, sosyal uyumu yüksek düzeyde olan öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Sosyal uyumu orta düzeyde olan öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalaması, sosyal uyumu yüksek düzeyde olan öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Cinsiyete göre erkek öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalaması, kız öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Anne-baba tutumlarına göre üniversite öğrencilerin siber zorbalık puanlarının anlamlı olarak farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Anne-baba tutumu otoriter-baskıcı olan öğrencilerin siber zorbalık sıra ortalaması, anne-baba tutumu tutarsız-dengesiz, aşırı koruyucu, otoriter-baskıcı ve ilgisiz olan öğrencilerin siber zorbalık sıra ortalamasından anlamlı düzeyde çıkmıştır. Ekonomik gelire göre üniversite öğrencilerin siber zorbalık puanlarının anlamlı olarak farklılık göstermediğini ortaya koymuştur. Online ortamda kimliğini gizleyen öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalaması, kimliğini gizlemeyen öğrencilerin siber zorbalık ve siber mağduriyet sıra ortalamasından anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Uyum, Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet, Üniversite Öğrencileri
Sanal sınıf yönetiminde görev alacak öğretim elemanlarının eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi
Bilişim teknolojilerinin ucuzlaması ve yaygınlaşması sonucunda hızlanan bilgi akışı zaman, mekân, mesafe algılarını değiştirmiştir. Diğer yandan, hızla artan nüfus ve ekonomik koşullar nedeniyle eğitim sistemine olan talep de artmıştır. Bu gelişmeler doğrultusunda, zaman ve mekânda sınırlılıkları olan örgün sınıf öğretimine ek olarak uzaktan öğretim yaklaşımı gündeme gelmiştir. Yapılan çalışmalar, uzaktan eğitim kapsamında sanal sınıfların giderek yaygınlaşacağına ve uzaktan eğitimdeki eğilimin bu alanda yoğunlaşacağına işaret etmektedir. Küresel eğilimlerden etkilenen Türk Eğitim Sisteminde de bu alandaki girişimlere önem ve ağırlık verilmesi gerekmektedir. Sanal sınıflarda erişim için kullanılan araç ve yöntemlerin etkili kullanımı ve öğrencimemnuniyeti büyük oranda öğretim elemanın bilgi, becerileri ve yeterlilikleri ile ilişkilendirilmektedir. Sanal sınıf uygulamalarının yaygınlaştırılması ve daha etkili hale getirilmesinde en önemli faktör, öğretim elemanlarına sanal sınıf yönetimi becerilerinin kazandırılması ve uygulama öncesinde eğitim verilmesidir. Bu araştırma ile sınıf yönetiminin boyutları açısından, sanal sınıf yönetiminde görev alacak öğretimelemanlarının eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Genel tarama modelinde desenlenen araştırmada nitel ve nicel araştırma tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında, nitel araştırma tekniklerinden odak grup görüşmesi sonucunda elde edilen verilerden yola çıkılarak, öğretim elemanlarının sanal sınıf yönetimine ilişkin eğitim gereksinimlerini belirlemek amacıyla bir anket formu geliştirilmiştir. Yedi öğretim elemanının katılımı ile gerçekleştirilen odak grupgörüşmesi verilerinden yola çıkarak hazırlanan anket formu, çalışma evreni olarak belirlenen 480 öğretim elemanına gönderilmiş; anketlerden 228'i geri dönmüştür. Formların kontrolü sonucunda toplam 215 anket formu değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma verilerinin analizinde öncelikle anket formunda yer alan her madde için frekans ve yüzde değerleri hesaplanmış ve yorumlanmıştır. Anket formuyla ulaşılan veriler ile belirlenen değişkenler arasındaki ilişki ise, kestirimsel istatistiklerden Kay-Kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. Anket formunda yer alan açık uçlu soruya verilen yanıtlar kavramlaştırılmış, daha sonra da ortaya çıkan kavramlara göre mantıklı bir biçimde düzenlenip, çıktılar üzerinde elle kodlama yapılarak tema ve alt temalar belirlenmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara dayalı olarak ulaşılansonuçlar alt amaçlara uygun olarak aşağıdaki gibi özetlenebilir:? Öğretim elemanlarının sanal sınıf yönetimi boyutlarına ilişkin görüşleri, sanal sınıfların örgün sınıflardan ayrılan özelliklerine ilişkin eğitim gereksinimleri olduğunu göstermektedir. Eğitim gereksinimleri, özellikle bu boyutların düzenlenmesindeki teknik özelliklere ve becerilere ilişkindir.? Öğretim elemanlarının sanal sınıf yönetimi boyutlarına ilişkin görüşleri ile eğitim alma durumları arasındaki ilişkiyi sorgulayan analizler, eğitim alan öğretim elemanlarının sanal sınıf yönetimi boyutlarına ilişkin temel özellikleri eğitim almayan öğretim elemanlarına oranla daha fazla göz önünde bulundurduklarını göstermektedir.? Öğretim elemanlarının sanal sınıf uygulamalarına ilişkin görüşlerinin olumlu olduğu belirlenmiştir.? Öğretim elemanlarının sanal sınıf uygulamalarına ilişkin görüşleri ile eğitim alma durumları arasındaki ilişki sorgulandığında, eğitim alan öğretim elemanlarının sanal sınıf uygulamalarını daha olumlu karşıladığı görülmektedir.? Öğretim elemanları, sanal sınıfların yaygınlaştırılmasının erişim imkânları, kişisel gelişim, eğitim faaliyetleri, işbirlikleri, teknik altyapı ve beceriler, ekonomik özellikler ve gelecekteki uygulamalara uyum açısından Türk Eğitim Sistemine katkı sağlayacağını düşünmektedir.Sonuç olarak öğretim elemanlarına sanal sınıfların yönetimi konusunda verilecek eğitimlerin, uygulamaların iyileştirilmesi ve yaygınlaştırılması açısından etkili olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda gelecekte yapılacak araştırmalara ve uygulayıcılara öneriler geliştirilmiştir.
Gençlerin Facebook kullanımları: Almanya ve Türkiye örneği
Çalışma Federal Almanya ve Türkiye Cumhuriyeti'ndeki 15-24 yaş arası bireylerin sosyal medya uygulamalarından Facebook kullanımlarının belirlenmesi ve karşılaştırılması amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda dünya genelindeki popüler sosyal paylaşım web sitelerinden olan Facebook üzerinden iki ülke arasındaki kullanım pratikleri yapılandırılmış çevrimiçi görüşme yöntemiyle değerlendirilmiş ve karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular Alman ve Türk gençlerinin Facebook kullanımlarının büyük oranda benzer olduğunu ancak Türk gençlerin sosyal medya olgusuna Alman gençlere kıyasla daha dikkatli bir yaklaşım gösterdiğini ve belli başlı içerikleri paylaşma anlamında çeşitli korkulara ve endişelere sahip olduğunu göstermiştir. Bu anlamda Alman gençlerin Facebook'ta daha özgür bir tavır sergiledikleri, Türk gençlerinin ise çeşitli çekincelerle hareket ettiği gözlenmiştir.
Kültürel kimliklerin ifade alanı olarak Facebook'un rolü: Eskişehir'de yaşayan Karaçaylar üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın konusu, kültürel kimliklerin ifade alanı olarak Facebook'un rolü ve Eskişehir'de yaşayan Karaçaylar'ın Facebook sayfalarını kendi kimliklerini oluşturma bağlamında nasıl kullandığıdır. Dolayısıyla bu kullanım pratiklerini ölçmek adına belirlenen örneklem ekseninde 100 kişiye anket uygulanmıştır. Uygulanan anket sonucunda; Facebook'un kişilere hem bireysel anlamda hem de kültürel anlamda kimliklerini oluşturup ifade edebilecekleri bir mecra yarattığı ortaya çıkmıştır; ayrıca ankete katılanların çoğu, Facebook'ta üye oldukları gruplardaki kişilerle gerçek hayatta da yüz yüze iletişime geçerek sosyal paylaşım sitelerinin bir bakıma sosyalleşme yönünü de ortaya koymuşlardır. Bu sonuç, yeni iletişim teknolojilerinin kişinin bireyselleşme üzerindeki etkisi ve toplumsallaşma bağlamında nasıl bir etki oluşturduğu çalışmaları için bir öngörü niteliği taşıyacağı varsayılmaktadır. Yeni iletişim teknolojileri bağlamında sosyal paylaşım sitelerinin giderek yaygınlaşması ve bu sitelerin kullanıcı sayılarının günden güne çoğalması, bu alanla ilgili çalışmaların da yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte bu çalışma, Eskişehir'deki Karaçaylarla ve önemli sosyal paylaşım sitelerinden biri olan Facebook ile sınırlıdır.
Gönüllülüğün değişen boyutu "Sanal Gönüllülük" ve üniversite gençliğinin sanal gönüllülük farkindalığı
Bu çalışma, gönüllülük faaliyetleri içerisindeki yeri günden güne genişlemekte olan sanal gönüllülüğün, gerek internet ve internet temelli uygulamaları kullanmadaki yoğunluk ve becerileri gerekse gönüllülük alanında varolmaları büyük önem taşıyan gençler tarafından nasıl algılandığını, gönüllülüğün değişen bu yeni boyutuna katılım düzeylerini ve katılım motivasyonlarını ortaya koymaya çalışmaktır. Yapılan bu araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evreni 2016-2017 öğretim yılı güz döneminde Anadolu Üniversitesi'nde öğretim gören üniversite öğrencileri olarak belirlenmiştir. Araştırmada ihtiyaç duyulan verilerin toplanabilmesi maksadıyla "Üniversite Öğrencilerinin Sanal Gönüllülük Algıları ve Sanal Gönüllülük Faaliyetlerine Katılım Anketi" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların; internetin gönüllülük faaliyetlerinin yapılış tarzını değiştirerek gönüllülere yeni fırsat alanları açtığı, sanal gönüllülüğün kişilerin ilgilendikleri alanda gönüllü olabilmesine olanak tanıdığı, gönüllülüğün belli bir zaman ve mekâna bağlı olma zorunluluğunu ortadan kaldırdığı, koşulları gereği gönüllü olamayan kişilere gönüllü olma olanağı sağladığı ve gönüllülerin çalışma programlarını kendi koşullarına uyarlamalarına imkân verdiği düşüncelerine ciddi bir biçimde katıldıkları saptanmıştır. Yapılan sanal gönüllülük faaliyelerinde daha çok sosyal ağlar üzerinden gerçekleştirilebilen, kısa süreli gönüllülükler öne çıkmaktadır. Ayrıca gönüllülük ve sanal gönüllülük algılarına ilişkin ortalama puanlar; cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir fark gösterirken eğitim yılına göre anlamlı bir fark göstermemektedir. Gönüllülük ve sanal gönüllülük algılarına ilişkin ortalama puanların ise gönüllü olma değişkenine göre anlamlı bir fark gösterdiği, bununla birlikte sanal gönüllülükte bulunma sıklığı ile sanal gönüllük algısı ortalama puanları arasında da anlamlı bir fark olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gönüllülük, Sanal gönüllülük, İnternet, sosyal medya