Kurumsal sürdürülebilirlik
Bu konu başlığı altında 107 tez
Okul öncesi eğitim kurumlarının sürdürülebilirlik özellikleri bakımından çok yönlü değerlendirilmesi
Araştırmada okul öncesi eğitim kurumlarında sürdürülebilirliğin ekonomik, sosyal, çevresel boyutları bakımından incelenmesi; okul öncesi öğretmenlerinin, çocukların, ailelerin sürdürülebilirlik hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden iç içe desen kullanılmıştır. Çalışma grubu MEB'e bağlı resmi ve özel 20 okul öncesi eğitim kurumu, 68 öğretmen, 48-72 aylık 192 çocuk ve ebeveynden oluşmaktadır. Veri toplama araçları "Okul Gözlem Formu", "Sürdürülebilir Gelişme İçin Eğitim Uygulamalarına Yönelik Öğretmen Ölçeği", "Sürdürülebilir Gelişme Hakkında Aile Görüşme Formu", "Sürdürülebilir Gelişme Hakkında Çocuk Görüşme Formu"dur. Araştırma sonucunda özel ve resmi anaokullarında ekonomik, sosyal sürdürülebilirlikte anlamlı farklılık bulunmazken çevresel sürdürülebilirlikte özel anaokullarının ortalamalarının yüksek olduğu saptanmıştır. Özel anaokulu öğretmenlerinin resmi okul öğretmenlerinden daha yüksek SGE puanlarının olduğu, çevresel sürdürülebilirlik uygulamalarında anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Çocukların bitkileri sevdikleri, korudukları, ekip dikme faaliyetlerini önemsedikleri, para biriktirdikleri, enerji kullanımı, geri dönüşüm bilgilerinin olduğu, arkadaş olma fikrine olumlu baktıkları, paylaşmayı sevdikleri, çoğunlukla arkadaş seçiminde ayrım yapmadıkları saptanmıştır. Ailelerin sürdürülebilirliğin tanımı, kapsamı, sürdürülebilir yapıların yararları bilgilerinin yeterli olmadığı, sürdürülebilirlikle ilgili kaynak tasarrufu, elektrik, su tasarrufu yapma, atıkları geri dönüşüme atma, ihtiyaç kadar tüketme, çevreyi temiz tutma, koruma örneklerini verdikleri, ailelerin çoğunun fiziksel özellik, giyinme tarzı, din, kültür, yaşam tarzları, etnik farklılıkların çeşitliliği hakkında olumlu görüş bildirirken cinsel kimlik çeşitliliğine yönelik olumsuz görüş bildirdikleri belirlenmiştir.
COVID-19 küresel salgını ile gelişen yeşil ekonomi dönüşümü: Ülkeler, işletmeler ve yatırımcılar için çıkarımlar
Ekonomi yıllar itibariyle pek çok değişime uğramış bir kavramdır. Bu değişimden toplumlar, devletler, şirketler denklemin birer parçası olarak doğrudan etkilenmekte ve buna göre şekillenmektedirler. Sanayi devrimi ile başlayan süreçten günümüze kadar küresel çaplı refah artışı sağlanırken elde edilen büyümenin bu sistemde sürdürülebilir olamaması 21. yüzyılda karşımıza biyoçeşitlilikte azalma, deniz seviyelerinde artış, yüzey sıcaklığında yükselme gibi doğa tahribatı olarak geri dönmüştür. Bu durumun tüm dünyada doğrudan hissedilen etkisi ise COVID-19 salgını ile deneyimlenmiştir. Yeşil düzen, sürdürülebilir büyüme ile ekonomik aktiviteyi sağlarken çevre ve toplum menfaatini göz önünde bulundurmayı amaçlayan yeni bir yaklaşımdır. Bu tez çalışmasında COVID-19 salgınının yeşil ekonomideki gelişime etkisi ARCH metodu kullanılarak test edilmiştir. Bulgular anlamlı ve pozitif bir etkinin olduğunu göstermektedir. Başlayan yeşil yeni düzende; denklemin parçası olan ülkelerin, şirketlerin ve yatırımcıların bu değişimden nasıl fayda sağlayabilecekleri ve aksiyon alabilecekleri tez kapsamında ele alınmıştır. Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası ölçekte karar alıcılar önümüzdeki 25 yıllık dönemde yeni düzene adapte olmak için karbon ekonomisine bir dizi önlem ve sınırlama getirmektedir. Geçmiş örnekler dikkate alındığında, gelişmekte olan ülkelerin bu süreci yönetme kabiliyeti sağlayabilmesi bugünden adım atmaktan geçmektedir. Şirketler ise faaliyetlerine devam ederken yeşil ekonomi ekosisteminde kalmak ve bu düzene uygun hareket etmek için belirli düzen değişikliği yapmalıdırlar. Yatırımcılar açısından ise yeşil işlerin gelecek potansiyelini şimdiden öngörerek portföylerinde bu finansal enstrümanlara nasıl yer verebilecekleri açıklanmıştır. Tez kapsamında yeşil ekonomiye geçişte hem ülkelerden, hem de şirketlerden örnekler çalışmaya dahil edilerek yorumlanmıştır.
Üniversitelerin sürdürülebilirliğine yönelik eylem planı hazırlanması: TNKÜ örneği
İnsanlık doğası gereği sürekli ilerleme ve gelişme ihtiyacı duymaktadır. Gelişmenin doğayı hiçe sayan uygulamaları içermesi ise yerküre üzerinde yıkıcı etkilere neden olmakta, doğal kaynakların tükenme tehlikesi ile karşı karşıya kalmasıyla ekonomik büyümeyi sınırlandırmakta ve sosyal adaleti sekteye uğratmaktadır. Tüm bu etkilerin sonucunda gelişen sürdürülebilir gelişme kavramı insanlığın temel ihtiyaçlarını öncelikli kılma, ekonomik büyümeyi adil paylaşıma dayandırma ve toplumsal ilerlemeyi eşitlik ilkeleri çerçevesinde yürütmeyi ve bunun sistematik bir yönetim ile sağlanmasını önceliklendirmektedir. Sürdürülebilir gelişmenin doğrudan hedef aldığı bir mekan olmamakla birlikte yerleşim birimleri bu ilerlemenin somut olarak izlenebileceği alanlardır. Ölçeklerinin büyüklüğü ve grift yapıları nedeniyle kentlerde uzun zaman alan sürdürülebilirlik girişimlerinin, küçük bir kent özelliği gösteren üniversite yerleşkelerinde yerleşkelerin planlama-uygulama-denetleme kolaylığı ile daha hızlı sonuç verebileceği düşünülmektedir. Üniversitelerin farklı kültürel özelliklere sahip olması ise sürdürülebilirliğe yönelik uygulamaların standart olmaktan çıkıp kuruma özgü olmasını gerektirmektedir. Bu çalışma ile Birleşmiş Milletler gelişme hedefleri doğrultusunda örnek bir alana yönelik üniversiteler için sürdürülebilirlik eylem planı (SEP) geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak sürdürülebilirlik çalışmalarının henüz çok başında olan Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi seçilmiştir. Çalışma alanı Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinin merkez yerleşkesi olma niteliği taşıyan Değirmenaltı Yerleşkesi ile sınırlandırılmış, ofis ve saha çalışmalarının bir arada yürütülmüştür. Arazi çalışmalarının yanı sıra konuya ilişkin kavramlar literatür taranarak derlenmiş, çalışma alanına ilişkin doğal, kültürel ve sosyo-ekonomik özellikler mevcut durum analizleri ile ortaya konmuş, üniversite uluslararası platformda kabul görmüş GreenMetric endeksine göre değerlendirilmiştir. Üniversite kullanıcılarının sürdürülebilirlik uygulamalarına ilişkin tutum, görüş ve yaşam pratikleri ise anket uygulaması ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Tüm bu veriler ışığında TNKÜ'ye özgü sürdürülebilirlik eylem planı geliştirilmiştir. SEP 8 amaç, 20 hedef, 35 strateji ve 174 eylem ile bu eylemlerden sorumlu birimleri ve eylemlerin gerçekleştirilmesi için önerilen zamanlardan oluşmaktadır. Bu çalışmanın sürdürülebilirlik çalışmalarının başında olan üniversitelerin kuruma özgü eylem planlarını hazırlamasında bir çerçeve niteliği taşıyacağı düşünülmektedir.
Uluslararası sürdürülebilir havacılık endüstrisi: Türk havacılık sektörüne yönelik bir araştırma
Türk Havacılık Endüstrisini uluslararası sürdürülebilir bir endüstri haline getirmek, herhangi bir sektöre göre daha farklı bir bakış açısı gerektirmektedir. Havacılık endüstrisindeki üretim kompleks bir sistem olması nedeniyle ileri teknoloji gerektiren ve maliyeti yüksek bir alandır. Yüksek maliyetine rağmen iyi bir entelektüel sermayeye sahip olunduğunda, pazarda yüksek müşteri memnuniyeti sağlandığında ve devlet politikaları ile desteklenen güçlü bir şirketler ekosistemi oluşturulduğunda diğer sektörlerin gelişmesinde de bir katalizör görevi gören ekonomik katma değeri yüksek bir alan haline dönüşebilir. Uzun vadede Türk Havacılık Endüstrinin sürdürülebilirliği, devletin belirlediği kalkınma stratejilerinde havacılık endüstrisinin milli strateji olarak kabul edilmesine bağlıdır. Bununla beraber uluslararası ortak girişimler ile sektörel deneyim, bilgi ve teknoloji transferi, pazarda bir ölçek ekonomisi ve müşteri memnuniyeti oluşturulabilir. Bu çalışma ile Türk Havacılık Endüstrisinin uluslararası sürdürülebilirliğini sağlayacak yerli ve milli üretimi esas alan faktörlerin önem ve öncelik derecelerine göre GZFT analizi yapılarak mevcut durumu belirlenmiştir. Türk Havacılık Endüstrisinin uluslararası sürdürülebilirliğini etkileyen faktörlerin, Ar-Ge ve yenilik, sektörel ekosistem ve şirketler, finansal yapı, pazar yapısı, iş modelleri, insan kaynakları, imaj ve etki ile devlet politikaları olduğu görülmektedir. Çalışmada nitel bir araştırma yöntemi kullanılarak, Türk Havacılık Endüstrisinde, ortalama 34 yıl tecrübeye sahip 14 üst düzey yönetici ile bir odak grup toplantısı gerçekleştirilerek beyin fırtınası ile Entelektüel Sermaye Faktörünün endüstrinin sürdürülebilirliği açısından en güçlü yön olduğu; Tedarik ve Değer Zincirindeki Belirleyicilerle İlişkiler, Ekosistemdeki eksik olan belirleyiciler ile ilgili olarak kümelenmenin oluşturulamamasının ise sürdürülebilirlik için en büyük tehdit olduğu ve giderek güçlendirilen devlet politikalarının endüstrinin sürdürülebilirliği için fırsatlar meydana getirdiği belirlenmiştir. İmaj ve etki ve iş modeli faktörlerinin sektörün sürdürülebilirliği için kritik faktörler olmasına rağmen zayıf kaldığı ve güçlendirilmesi gerektiği öngörülmüştür. Yapılan analizler ve elde edilen bulgular doğrultusunda Türk Havacılık Endüstrisi için milli ve yerliliğinin sağlanmasına imkân tanıyacak endüstriyi geliştirici önerilerde bulunularak literatüre katkı sağlanması hedeflenmiştir.
Kurumsal sürdürülebilirliğin kurumsal sosyal sorumluluk bağlamında kurumsal itibar üzerindeki etkisine yönelik algının araştırılması
Küreselleşme ve bilgi teknolojilerindeki hızlı artış, günümüz dünyasında işletmelerin ekonomik başarılı kazanmalarının yanında itibar ve farkındalık yaratmaları gerekliliğini de ortaya koymaktadır. Firmaların varlıklarını sürdürebilmesi ve rekabet avantajı elde ederek rakiplerinden önde olabilmeleri yaşamsal öneme sahiptir. Bu bağlamda çalışmanın amacı ve hedefleri sürdürülebilir büyüme, itibar ve sosyal sorumluluk ile ilgili yönetimsel süreçlerdeki algıların incelenerek özgün yönetim süreçleri ve kararları ile ilgili çözümlemeler sunmaktır. Çalışma kurumsal sürdürülebilirliğin kurumsal sosyal sorumluluk bağlamında kurumsal itibar üzerindeki etkisinin incelenmesine yönelik gerçekleştirilmiştir. Araştırma İstanbul ilinde yer alan kimya firmalarında uygulanmış olup, 430 kişiye ulaşılmıştır. Araştırma sonucunda; Kurumsal sürdürülebilirlik algısının kurumsal itibarı, kurumsal sosyal sorumluluk algısının kurumsal itibarı etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Kurumsal sosyal sorumluluğun, Kurumsal Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İtibar değişkenleri arasındaki ilişkinin yönünü etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal Sürdürülebilirlik, Kurumsal İtibar
Kurumsal sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir muhasebe
Bu çalışma, sürdürülebilir kalkınma ve kurumsal sürdürülebilirlik konularını tanımlamakta, kurumsal sürdürülebilirliğin sağlanmasında sürdürülebilir muhasebenin rolü hakkında bilgi vermektedir. Bu çalışmada aynı zamanda, uluslararası kuruluşların (Birleşmiş Milletler(BM), Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), vs. ) 1972 Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'ndan günümüze kadar, sürdürülebilir kalkınma ve kurumsal sürdürülebilirlik alanında yaptıkları uluslararası faaliyetlere de değinilmiştir.
Sivil havacılık işletmelerinde sürdürülebilirlik politikalarının örgütsel performansa etkisi: TAV Havalimanı örneği
Günümüzde tüketiciler, devlet, çalışanlar, yerel halk ve yatırımcılar işletmelerin kurumsal davranışlarının denetlenmesini daha fazla talep eder hale gelmiştir. Örgütsel performansın d değerlendirilmesinde, finansal verimlilik göstergelerine ek olarak, işletmelerin sürdürülebilirlikle ilgili göstergelerini dâhil etmesi, sosyal ve çevresel yatırımların, çeşitli raporlamalarla sunulmasıyla, kurumlar paydaş grubunun desteğini alacağı için firma riski azalmakta ve uzun vadede şirket değerinde artış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada, BIST Sürdürülebilirlik Endeksine kote olan tek havalimanı işletmesi TAV Havalimanları Holding A.Ş'nin 2013-2019 yılları arasındaki finansal performansı ve 2013-2017 yılları arasında yayınlamış olduğu sürdürülebilirlik raporlarından alınan verilerle sürdürülebilirlik performansı, çok kriterli karar verme yöntemlerinden AHP ve TOPSİS yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. İşletmenin bu yıllara göre en iyiden en kötüye doğru sürdürülebilirlik ve finansal performans değerleri belirlenerek sıralanmıştır. Örgütsel-finansal performans ile sürdürülebilirlik performansı arasında yıllar bazında pozitif-negatif yönlü yada nötr bir ilişki olup olmadığı araştırılmıştır. Sonuç olarak yıllara göre değişen bu iki performans değerleri arasında kesin bir paralellik görülmemekle birlikte bunun konjonktürel olası nedenleri tartışılmıştır.
Sustainability in full service carriers and low cost carriers: A comparison of the Turkish Airlines and Pegasus Airlines
Sustainability is important in aviation industry due to its continuous growth and the use of finite natural resources. Thus, airline companies should implement sustainable business strategies to reduce detrimental environmental and social effects. Strategies in technological improvements may be strong solutions to improve sustainability. These include environmental-friendly aircraft design, use of alternative fuels, low emission engine design, advanced air traffic management procedures. This study explores how two airline carrier types, Turkish Airlines, a Full Service Carrier (FSC), Pegasus Airlines, a Low Cost Carrier, have addressed sustainability in their business models. The results reveal that Turkish Airlines and Pegasus are both doing well in the strategic integration of sustainability due to their large investments in fleet renewal and advancements, which reduce fuel consumption and emissions. While Turkish Airlines follows publicly available policies and publish sustainability reports disclosing the progresses, Pegasus Airlines is not successful in addressing and communicating its sustainability activities to the shareholders and stakeholders. Thus, as a FSC Turkish Airlines' strategies leans more strongly towards sustainability than Pegasus Airlines.
Sustainability in full service carriers and low cost carriers: A comparison of Turkish Airlines and Pegasus Airlines
Sustainability is important in aviation industry. The continuous growth and the use of finite natural resources question the sustainability of aviation. Thus, airline companies should implement sustainable business strategies to reduce detrimental environmental and social effects. Strategies in technological improvements may be strong solutions to improve sustainability. These include environmental-friendly aircraft design, use of alternative fuels, low emission engine design, advanced air traffic management procedures. This study explores how two airline carrier types, Turkish Airlines, a Full Service Carrier (FSC), Pegasus Airlines, a Low Cost Carrier, have addressed sustainability in their business models over the period of 2014-2018. The results reveal that both Turkish Airlines and Pegasus have performed well in the strategic integration of sustainability due to the substantial investments in fleet renewal and advancements, that reduce emissions and fuel consumption. While Turkish Airlines follows publicly available policies and publish sustainability reports disclosing the progresses, Pegasus Airlines is not successful in addressing and communicating its sustainability activities to the shareholders and stakeholders. Thus, as a FSC Turkish Airlines' strategies leans more strongly towards sustainability than Pegasus Airlines.
Türkiye tekstil sektöründe sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi modelleme çalışması
Sanayileşmenin artması ile birlikte; üretim ve tüketim hızları, hammaddeye olan talep ve buna bağlı olarak çevre üzerindeki tahribatlar artmaktadır. Bu artış beraberinde hava kirliliği, küresel iklim değişiklikleri, su sıkıntıları gibi çevresel sorunları getirmektedir. Çevresel sorunların çoğalması ile birlikte ulusal ve uluslararası platformlarda; tüm bu üretim, tüketim ve talep artışının sürdürülebilir olup olmadığı tartışmaları oluşmuştur. Küresel anlamda sürdürülebilirlik kavramının ortaya çıkışı Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nun 1987 yılında yayımladığı "Ortak Geleceğimiz" isimli rapor sayesinde oluşmuştur. Bu raporda sürdürülebilirliğin sağlanması için; insanlığın doğanın gelecek kuşakların gereksinimlerine cevap verme yeteneğini tehlikeye atmadan, günlük ihtiyaçları temin ederek, kalkınmayı sürdürülebilir kılma yeteneğine sahip olduğundan bahsedilmektedir. Sözlükteki anlamı ile çeşitlilik ve üretkenliğin devamlılığı sağlanırken, daimi olabilme yeteneğini korumak olarak tanımlanan sürdürülebilirlik kavramı özellikle dünyadaki çevresel tahribatların çok fazla arttığı son on yılda önem kazanmıştır. Son yılların en çok tartışılan konuları arasında yer almakta olan sürdürülebilirlik; enerji, ekonomi ve çevre üçgeninin tam ortasında bulunmaktadır. Bu sebeplerle disiplinler arası bir kavramdır, hükümetler ve hükümetlerarası örgütlerin yanı sıra, sosyal bilimcilerden fen ve doğa bilimcilerine, politikacılardan yerel ve uluslararası çevre örgütlerine kadar uzanan çok geniş bir yelpazede tartışılmaktadır. Kurumsal sürdürülebilirlik kavramı ise; işletmeler seviyesinde sürdürülebilirlik faaliyetlerinin yapılması olarak tanımlanabilir. Literatürde kabul görmüş sürdürülebilirlik kavramını iş yaşamına uyarladığımızda "bir firmanın doğrudan ve dolaylı paydaşları nın ihtiyaçlarını, gelecekteki doğrudan ve dolaylı paydaşlarının ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağını tehlikeye atmadan sağlaması" olarak tanımlayabiliriz (Dyllick ve Hockerts, 2002). Günümüzde sürdürülebilir gelişme kurumsal boyutu ile pek çok şirketin vizyonunda yerini almaktadır. Sürdürülebilir kalkınmanın kurumsal düzeydeki uygulamalarına bakıldığında, özellikle üretim firmaları açısından kurumsal faaliyetlerin en önemli noktası olan tedarik zinciri yönetiminde ciddi bir atılım gerçekleştirildiği görülmektedir (Burritt vd., 2011). Kurumsal sürdürülebilirlik anlayışının tedarik zincirleri boyutunda yerleşmesinin, şirketlerin toplumlar üzerindeki geniş kapsamlı etkileri de göz önüne alındığında, yerelden uluslararasına dek tüm katmanları sürdürülebilirlik kavramını benimseyerek işlevlerini yerine getirmeye davet edeceği öngörülebilir. Kurumlar düzeyinde başlayan bu anlayış küresel tedarik zincirlerinde yerleştiği zaman, zincirin geçtiği her ülkenin kendi düzeyinde bu uygulamalar ile tanışması ve uluslarüstü bir boyutta ortak sürdürülebilirlik anlayışının benimsenmesi beklenmektedir. Sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi klasik tedarik zinciri yönetimine kıyasla çok boyutlu bir yapıya sahiptir ve yalnızca kara fokuslanmaz. Klasik tedarik zincirindeki malzeme, bilgi, sermaye akışlarının yönetimine ek olarak, sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi sürdürülebilir kalkınmanın paydaşlar ve müşterilerin beklentilerinden yola çıkan üç farklı boyutuna dair hedefler koyarak gerçekleştirmeyi hedef edinir. Küresel tedarik zinciri rekabeti içerisinde, gücünü korumak isteyen tedarik zincirlerinin piyasalarda meydana gelen değişikliklere, tüketicilerin artan hassasiyetlerine, uluslarüstünde kabul edilen yeni politikalara ve değişen iş görme şekillerine hızlıca uyum sağlaması gerekmektedir (Chopra ve Meindl, 2004). Esnek tedarik zincirleri, yeşil tedarik zincirleri, çevik tedarik zinciri ve benzer kavramlar bu değişimlerin sonucu olarak ortaya çıkmışlardır. Kurumların sürdürülebilirlik hedeflerini tedarikçileri sürece dahil etmeden gerçekleştirmeleri olanaksız görülmektedir. Artık müşteriler ve tüketiciler, ürünleri sadece üzerlerinde yazan markayı düşünerek değil, aynı zamanda, onları üreten ve sunan tedarik zincirlerini de gözönünde bulundurarak satın almaktadırlar (Mahler, 2007). Türkiye'nin makroekonomik hedefleri doğrultusunda ekonomik büyümenin gerçekleşmesini sağlayacak en önemli sektörlerden birisi tekstil sektörüdür. Tekstil endüstrisi üretim ve işgücü açısından dünyadaki en büyük ve en önemli endüstrilerden bir tanesidir. Avrupa, Kuzey Amerika ve sanayileşmiş olarak nitelendirilen ülkelerde yapılan suni ve sentetik elyaf üretimi ile başlayan tekstil üretiminin gelişimi, özellikle II. Dünya Savaşı'nı izleyen süreçte başta Tayvan, Güney Kore, Çin ve Türkiye olmak üzere gelişmekte olan ülkelere kaymıştır (Çoban ve Kök, 2005). Bugün tekstil ve hazır giyim sekörü dünyanın en eski, en büyük ve en küreselleşmiş endüstrilerden birisi olarak kabul edilir. Türkiye için de büyük istihdam kaynaklarından biri olarak kabul edilen tekstil endüstrisi, son yıllarda hükümet düzenlemelerinin ve toplumsal baskıların da etkisi ile çevre konularında bilinçlenmiş ve sürdürülebilir konseptler konusunda çalışmalarını başlatmışlardır. Bu sektörün uluslararası piyasalarda rekabet gücünü arttırması beklenirken, bu amacı gerçekleştirirken çevreye ve topluma olan olumsuz etkilerini de asgari düzeye indirmesi ve gelecek kuşakların ihtiyaçlarını da düşünerek faaliyetlerine devam etmesi talep edilmektedir. Bu bağlamda, kurumsal firmalar uluslararsı platformalarda kabul görmüş çevre yönetim sistemi (ISO 14001), iş sağlığı ve işçi güvenliği yönetim sistemi (OHSAS 18001) ve sosyal sorumluluk standardı (SA8000) gibi çeşitli düzenlemelere entegre olmuş, tedarikçilerini de bu düzenlemeler ile ilgili eğitmeye başlamışlardır. Sürdürülebilirliğin kurumsal düzeydeki uygulamalarını, gününmüz işletmeleri için rekabet avantajı sağlayan en önemli noktalarından birini tedarik zinciri boyutunda gerçekleştirilen çalışmalar oluşturmaktadır. Bu çalışma Türk tekstil dünyası için henüz yeni bir uygulama alanı olan sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi üzerine yapılmaktadır. Bu araştırma ile Yeşil Tedarik Zinciri Yönetimi ve Sosyal Sorumluluk literatüründeki bilgilerden yararlanılarak, Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Yönetiminin bütüncül bir yapısını oluşturmak hedeflenmektedir. Çalışmanın bundan sonraki bölümleri şöyledir: birinci bölümde çalışamanın amacı ve kapsamı üzerine değerlendirmeler yapılmış, ikinci bölümde tedarik zinciri yönetimi kavramının tarihsel gelişim süreci ve tekstil sektöründeki farklılıkları değerlendirilmiş, üçüncü bölümde ise literatürdeki farklı çalışmalardan da yararlanılarak sürdürülebilir tedarik zinciri yönetiminin alt boyutları belirlenerek tanımları yapılmıştır. Dördüncü ve son bölümde ise uygulama aşamasına geçilmiştir. Türkiye'de faaliyet gösteren tekstil üretim ve perakende firmalarında çalışan 233 kişi ile bir anket çalışması yapılmıştır. Bu hedef doğrultusunda anket çalışması ile belirlenen 37 madde için Açıklayıcı faktör analizi yapılarak az sayıda, anlamlı ve birbirinden bağımsız faktörler elde edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda ölçek 34 madde ve 7 faktörden oluşan bir yapıya indirgenmiştir. Açıklayıcı faktör analizi ile faktörler belirlendikten sonra doğrulayıcı faktör analizi uygulanarak belirlenen modelin doğruluğu test edilmiş ve Türkiye tekstil sektöründe sürdürülebilir tedarik zinciri yönetimi için 3.dereceden bir model belirlenmiştir.
Türkiye'de endüstriyel tasarım eğitiminde model yapımına yönelik derslerin ve yaklaşımların sürdürülebilirlik açısından incelenmesi
Yaşamakta olduğumuz çevresel, ekonomik ve sosyal sorunlarla başedebilme ve çözümler bulabilme anlamında bir yol haritası sunan sürdürülebilirlik yaklaşımı, mevcut üretim-tüketim süreçleri ile yakından ilişkili bir disiplin olan endüstriyel tasarıma yeni bir misyon yüklemiştir. Endüstriyel tasarımcı, ürün ve hizmetlerin üretimi ve tüketimi sırasında ortaya çıkan negatif etkilerini azaltan çözümler geliştirme yetisiyle ciddi bir potansiyele sahiptir ve bu potansiyel, tasarımcının eğitimini önemli hale getirmektedir. Birçok üniversitedeki endüstriyel tasarım programında, sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir tasarım konusunda bilgi içeren özelleşmiş bir ders olduğu görülmüştür. Ancak sürdürülebilirliğin bütüncül bir yaklaşım olarak, sadece sürdürülebilirlik ile ilgili derslerle sınırlı kalmayıp, tüm müfredatı içine alması yaklaşımın içselleştirilmesini sağlayabilmektedir. Bu sebeple, endüstriyel tasarım eğitiminde yer alan diğer derslerin sürdürülebilir bir yaklaşımla aktarılması, konunun doğru şekilde yorumlanabilmesinde önem kazanmaktadır. Buradan yola çıkarak, endüstriyel tasarım bölümlerindeki model yapımına yönelik derslerin, kendi içinde üretim ve tüketim süreçlerine sahip olması yönüyle, sürdürülebilirliğe yaklaşımı belirlenmek istenmiştir. Çalışmanın literatür araştırması kısmında, öncelikle sürdürülebilirliğin gelişimi ve eğitim alanlarına etkisi, sürdürülebilir tasarım yaklaşımları ve sürdürülebilir tasarım eğitimi ile ilgili araştırma yapılarak, Türkiye'deki endüstriyel tasarım programlarının sürdürülebilirlik yaklaşımlarına yer verilmiştir. Ardından, model yapım dersleri konusunda yapılan literatür araştırmasında, bu derslerde yer alan yöntemler, malzemeler, araçlar belirlenerek sürdürülebilirlik bağlamında incelenmiştir. Araştırma kapsamında ise, Türkiye'deki endüstriyel tasarım okullarında verilen model yapımına yönelik dersler belirlenmiştir. Örneklem olarak, Türkiye'deki WDO (eski adıyla ICSID) üyesi endüstriyel tasarım bölümleri ile birlikte, model yapımı anlamında özel yatırımları olan ve Türkiye'deki ilk endüstriyel tasarım bölümünü içeren okullar seçilmiştir. Bu şekilde seçilen altı okuldaki model dersi yürütücüleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler aracılığıyla, model yapımına yönelik derslerin içeriklerindeki sürdürülebilirlik yaklaşımları ile birlikte, dersi vermekte olan yürütücülerin yaklaşımları ile ilgili bilgi sahibi olunması amaçlanmıştır. Görüşmelerde edinilen verilerin analizi sonucunda, model yapım derslerinde çevre ve insan sağlığı açısından zararlı birtakım malzemelerin tercih edilebildiği, geri dönüşüm ve yeniden kullanım yaklaşımları ile ilgili problemler yaşandığı tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar ışığında, model yapımına yönelik derslerin daha sürdürülebilir yaklaşımlar içermesi için önerilerde bulunulmuştur.
Bir lojistik firmasında sürdürülebilirlik raporu ve uygulamalarının incelenmesi
Sürdürülebilirlik, çevresel etkilerin azaltılması, yeşil üretim ve tedarik zinciri, ekolojik unsurların korunması gibi konular günden güne şirketlerin varlıklarını sürdürebilmesi için zorunlu hale gelmektedir. Bu bağlamda tedarik zincirinin en önemli ayaklarından biri olan lojistik faaliyetlerinin de bu yönde pozisyon alması beklenmektedir. Sürdürülebilirlik raporlamaları ise sürdürülebilirlik faaliyetlerinin bir deklarasyonu olarak, paydaşlarla bu faaliyetlerin paylaşılmasının ve paydaşlar tarafından anlaşılmasının en etkili yöntemlerinden biridir. Bu çalışmanın amacı; sürdürülebilirlik raporlamalarının tarihsel gelişiminin incelenmesi ve bu kapsamda örnek olarak lojistik sektörü özelindeki bir şirkette sürdürülebilirlik raporlaması ayrıntılarının ve sürdürülebilirlik uygulamalarının ele alınmasıdır. Bu nedenle, örnek olarak seçilen lojistik firmasının sürdürülebilirlik raporlaması verileri ve sürdürülebilirliğin çevresel boyutuna etki eden sürdürülebilirlik uygulamaları incelenmiştir. Lojistik faaliyetlerinden kaynaklı en büyük çevresel etki, taşımada kullanılan yakıt nedeniyle karbon emisyonlarının oluşumudur. Bu bağlamda karbon emisyonlarının değişimleri, araç başına, kilometre başına gibi çeşitli şekillerde, üç yıllık periyotta incelenmiştir ve emisyon azaltımına yönelik öneriler tartışılmıştır. Üç yıllık veriler üzerinden, araç başına ton CO2e değişimleri incelendiğinde, 2020 yılında 4,97 ton CO2e/araç, 2021 yılında 5,54 CO2e/araç, 2022 yılında ise 5,35 CO2e/araç değerleri ortaya çıkmaktadır. Kilometre başına ton CO2e değerleri ise 2020 yılında 0,00082 CO2e/km, 2021 yılında 0,00081 CO2e/km, 2022 yılında ise bu değer 0,00084 CO2e/km olmuştur. Araç başına ton CO2e artış değişimleri sırasıyla; %11,5 artış, %3,43 azalış şeklindedir. Kilometre başına ton CO2e artış değişimleri sırasıyla; %0,49 azalış, %3,51 artış olarak hesaplanmıştır. Taşıma haricinde; depolama, ofis faaliyetlerinden kaynaklı enerji tüketimleri, su ve doğalgaz gibi kaynak kullanımları ve atık oluşumları da incelenerek diğer çevresel etkiler değerlendirilmiştir. Sürdürülebilirlik raporlamasının incelenmesi kapsamında ise lojistik firmasının yayınladığı üç adet raporun içerikleri, raporlamada yer alan çevresel konuların değişimi, raporun Küresel Raporlama İnisiyatifi (Global Reporting Initiative) indeksiyle olan eşleşmeleri gibi konular irdelenmiştir. Sonuç olarak, bir lojistik firmasının çevresel etkilerine karşılık olarak uyguladığı ve uygulayabileceği sürdürülebilirlik faaliyetlerine ilişkin çıkarımlar elde edilmiştir.
Havalimanlarının sürdürülebilirlik raporlarına göre kıyaslamalı olarak finansal volatilite açısından incelenmesi
Volatilite, finansal piyasalarda yatırım kararı sürecini etkileyen en önemli unsurlardan biri olmuştur. Bu çalışmada amaç, sürdürülebilirlik raporlarının yayınlama kıstası baz alınarak halka açık havalimanlarının hisse senedi getirilerinin volatilite analizini yapmaktır. Sürdürülebilirlik raporu, 1987 Brundtland Raporu ve daha sonrasında KMPG tarafından yapılan global sürdürülebilirlik standardı çalışmaları sonrası önem kazanmıştır. Yatırımcılar, karar alırken sadece finansal verilere odaklanmayıp sürdürülebilirlik raporlarını da değerlendirmeye almaya başlamışlardır. Sürdürülebilirlik raporlaması; çevre, ekonomi, sosyal ve finansal konularda kategoriye ayrılmış ve kapsamı genişletilmiştir. Sürdürülebirlik raporlaması, yatırımcılar tarafından önemsenmiş ve yatırım kararlarında göz ardı edilemez bir noktaya gelmiştir. Finansal piyasalarda yatırımcıların risk ve getiri değerlendirmesine yönelik çeşitli ekonometri modelleri bulunmaktadır. Bu çalışmada hisselerin oluşturduğu getiri serileri kullanılarak ARCH, GARCH, TARCH, EGARCH ve GARCH-M modelleri üzerinde analizler yapılmıştır. Çalışmanın analiz bölümünde sürdürülebilirlik raporlaması kıstası yapılarak, 05.01.2016-31.12.2021 tarihleri arasındaki hisse senetlerinin logaritmik getirileri ekonometrik modellerle analiz edilmiştir. Örneklem seçilirken sürdürülebilirlik raporu yayınlayan üç havalimanı, sürdürülebilrilik raporlaması yayınlamayan üç havalimanı olmak üzere toplamda altı adet havalimanı seçilmiştir. Sürdürülebilirlik raporu yayınlamayan belirli sayıda havalimanı olduğu için araştırmanın bu konuda sınırlılığı bulunmaktadır. İlgili havalimanlarının hisselerinin geçmiş günlük getiri serileri investing.com web sitesinden elde edilerek Eviews 10 programı yardımıyla analiz edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, sürdürülebilirlik raporu yayınlayan havalimanı hisseleri için yatırımcıların negatif şoklardan etkilendiği, sürdürülebilirlik raporu yayınlamayan havalimanı hisseleri içinse negatif şokların volatiliteyi arttırarak volatilite kümelenmelerine neden olduğu ve yatırımcıların negatif şoklara karşı daha hassas hareket ettiği sonucu ortaya çıkmıştır. Özetle, sürdürülebilirlik raporu yayınlayan havalimanlarının, hem kurumsallık imajı hem de yatırımcıların güvenini sağlama açısından bir adım önde olduğu, bunun sonucunda yatırım açısından tercih sebebi olmasının kurumsallığın sağladığı bir fayda olarak görülmesi gerektiği değerlendirmesi yapılabilir.
Aile şirketlerinin sürdürülebilirliğinde kurumsallığın rolü
Aile şirketlerinin ekonomiye sağlamış olduğu katkının, tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de oldukça önemli olduğu bilinmektedir. Aile işletmelerinin kendilerine göre oluşturdukları yapılarının avantajları olduğu gibi dezavantajları da bulunmaktadır. Aile işletmelerinin çevresinde meydana gelen değişimlere ayak uydurması ayrıca bu değişimlerinde sürdürülebilirliğinin devam etmesi ise kurumsallaşma olarak ifade edilmektedir. Yapılan bu çalışmada ise aile şirketlerinin sürdürülebilirliğinde ve büyümesinde kurumsallaşmanın rolü ele alınacaktır. "Aile Şirketlerinin Sürdürülebilirliğinde Kurumsallığın Rolü" konulu bu araştırmanın amacının, öneminin, kapsamının, araştırdığı problemin, araştırma modelinin, araştırmanın sınırlılıklarının, evreninin ve örnekleminin, varsayımlarının, boyutlarının ve faktör analizinin, hipotezlerinin, kullanılan ölçeklerin ve veri toplama araçlarının ifade edildiği bu çalışma özelinde uygulanan anketle sağlanan bulgulara; demografik bilgilere, anova testine, korelasyon ve regresyon analizlerine dair inceleme ve değerlendirmelere yer verilmektedir.
Kültürel varlıkların yönetiminde semantik ağ ve coğrafi bilgi teknolojileri çerçevesinde bir sürdürülebilirlik yaklaşımı: Konumsal Semantik Kültür Ağı (KoSeKA) modeli
Türkiye'de kültürel varlıkların yönetilmesine yönelik sayısal koruma ve çevrimiçi erişimi sağlayacak sürdürülebilir bir bilgi sisteminin olmayışı, kültürel varlık yönetimi ve hatta bilgi hizmetlerinin geneline yönelik çalışmalarda coğrafi bilgi sistemleri (CBS) ve semantik ağ uygulamalarından faydalanılmamış olması bu çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. Araştırmanın hipotezi; "Türkiye'deki kültürel varlık bulunduran kurumların, sayısal ortamda kültürel varlıkların yönetilmesine yönelik planlama, süreç ve uygulamaları sürdürülebilir değildir" olarak belirlenmiştir. Bu bağlamda, Türkiye'de kültürel varlıkların yönetimine yönelik süreç ve uygulamaların mevcut durumlarını ortaya çıkartarak karşılaşılan sorunların hangi nedenlerden kaynaklandığı tespit edilmesi, CBS ile kültürel varlıkların yönetimi arasındaki ilişkinin belirlenerek semantik ağda bir coğrafi bilgi sistemi tasarlanmasında kavramsal ve teknik altyapının belirlenmesi ve sayısal ortama aktarılan bilgilerin yönetilmesinde içeriğin özgünlüğü bozulmadan uzun süreli korumayı ve çevrimiçi erişimi sağlayacak bir modelin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Modelin oluşturulmasında betimleme ve vaka çalışması yöntemleri kullanılmıştır. Verilerin elde edilmesinde literatür derinlemesine incelenmiş, kültürel varlıklar ile bellek kurumları arasındaki ilişkiler saptanmış, kültürel varlıkların sayısal ortamda yönetimi konusu standartlar ve uygulama örnekleri üzerinden incelenerek CBS geliştirilmesine yönelik gereksinimler ortaya çıkartılmıştır. Bu bilgilerden hareketle görüşme ve anket formu olmak üzere iki aşamalı olarak gerçekleştirilen alan araştırmasında 23 adet kurum/kuruluş temsilcisi ile görüşme yapılmış, ilaveten 30 kişinin katılımıyla anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Arşiv, kütüphane, müze, araştırma merkezleri, vakıf/dernek, kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşları ile üniversiteler şeklinde kültürel varlıklar ile etkileşim içerisinde bulunan geniş bir yelpazeden yetkililerin görüşleri ile elde edilen bulguların değerlendirilmesi neticesinde hipotez ve alt hipotezlerimizin kabul edildikleri tespit edilmiştir. Yapılan alan araştırması ile literatür değerlendirmesinden sağlanan bilgiler doğrultusunda, Türkiye'de kültürel varlıkların yönetilmesi süreçlerinde kullanım imkânı bulacak, kamu ve özel kurum/kuruluşlar, bellek kurumları, araştırma merkezleri, üniversiteler, araştırmacılar ve vatandaşların kullanımına katkı sağlayacak "Konumsal Semantik Kültür Ağı (KoSeKA) Modeli" önerisi ve literatüre yön verecek tanımlamalar ortaya çıkartılmıştır. Sadece kültürel varlıkların yönetimi değil, farklı disiplinlerde de kullanılmak üzere tasarlanan model önerisi içerisinde yasal düzenlemeler, idari yapılanma ve teknik altyapıya yönelik öneriler de sunulmuştur. Türkiye'de ulusal kültürel varlıklar bilgi sisteminin oluşturulmasında, bu çalışmada elde edilen bulgular ile analizler sonucu sunulan önerilerin temel teşkil edeceği değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Bilgi yönetimi, Kültürel varlıkların yönetimi, Sürdürülebilirlik, Coğrafi bilgi sistemleri, Semantik ağ, Konumsal semantik kültür ağı, Kültürel bellek kurumları
Kamu-üniversite-sanayi işbirliği (KÜSİ) kapsamında illerin durumunun ve potansiyelinin değerlendirilmesi
Üniversite-sanayi işbirliği, üniversitelerde üretilen akademik bilginin sanayide katma değere dönüştürülmesi yoluyla bir ülkenin kalkınmasında öncü olabilecek önemli bir mekanizmadır. Türkiye'de de üniversite ve sanayi arasındaki bağı kuran bu ekosisteme ilişkin dağınık ancak izlenebilir bir sistem kurulmasına rağmen bunları analiz etmeye ve politikaya dönüştürmeye yönelik çabaların olmadığı görülmüştür. Bu bağlamda çalışmanın amacı, Türkiye'de etkin bir üniversite-sanayi işbirliği mekanizması sağlamak üzere İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasına göre Düzey 2 (26 Bölge) ve Düzey 3 (81 il) bölge birimlerine yönelik işbirliği potansiyellerinin değerlendirilmesi, işbirliğini sağlama konusundaki ihtiyaçlarının tespit edilmesi ve karar vericiye politika önerisi olarak sunulmasıdır. Çalışmada işbirliği potansiyeli üniversite ve sanayi boyutu olmak üzere iki farklı boyutta incelenmiştir. 81 ilin kaynak dağılımı ve mevcut alternatiflerin fazlalığı gibi sebeplerden ötürü büyükşehir statüsüne sahip olma durumlarına göre de ayrıca sınıflandırılmıştır. Çalışmada Veri Zarflama Analizi (VZA) ve Serbest Atılabilir Zarflama (FDH) analizinden yararlanılmış ve elde edilen sonuçlar karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bulguların değerlendirilmesi aşamasında FDH yöntemi kullanılarak Düzey 2 ve Düzey 3 bölgelerinin rol model alması gereken ve karar vericiyi tatmin edecek hedefler belirlenmiştir. Standart VZA modellerinde etkinlik ayrım gücünün düşük olması sebebiyle Süper Etkinlik yöntemi de kullanılmış, Düzey 2 ve Düzey 3 bölgelerinin üniversite-sanayi işbirliğine yönelik boyutsal etkinlik skorları elde edilmiştir. Bu çalışma ile yalnızca Düzey 2 ve Düzey 3 seviyesindeki bölgelerin işbirliğine yönelik potansiyelleri ortaya konulmamış, aynı zamanda 26 Bölgenin ve 81 ilin kendi içerisinde ikili karşılaştırmalar ile işbirliğini sağlamaya yönelik diğer birimlere göre önemli işbirliği potansiyeline sahip birimleri yakalaması için hedef bazlı politika önerileri de sunulmuştur. Bununla birlikte, işbirliğine yönelik potansiyelleri ile bulunduğu Düzey 2 bölgesini etkileyen iller de bölgesel işbirliği politikaları kapsamında ele alınmıştır. Üniversite-sanayi işbirliğinin modellenmesi anlamında Türkiye'deki ilk çalışma olması, literatürde ise üniversite-sanayi işbirliğinin modellenmesine yönelik farklı çalışmalar yapılmış olmasına rağmen kullanılan yöntem bağlamında gerçekleştirilen ilk çalışması olması, çalışmanın özgünlüğünü ortaya koymaktadır.Anahtar Kelimeler: Üniversite-Sanayi İşbirliği, VZA, FDH, süper etkinlik.
Sürdürülebilirlik muhasebesi, sürdürülebilirlik raporlama ilkeleri (GRI), BİST sürdürülebilirlik endeksinde işlem gören bankaların sürdürülebilirlik raporlarının karşılaştırılması
Finansal tablolar uzun yıllardır işletme performansının değerlendirilmesinde kullanılan tek kaynak iken, yaşanan küresel ekonomik krizler, yalnızca finansal raporlar üzerinden yapılan değerlendirmelerin işletme performansı ve geleceğine yönelik tabloyu sunmakta yetersiz kaldığını açıkça göstermiştir. Dolayısıyla muhasebenin üzerine düşen sorumluluk, sadece finansal bilgi üretmesi değil finansal bilginin yanında finansal olmayan bilgilerin de üretilmesidir. Finansal bilgi ve finansal olmayan bilgilerin değerlendirilmesi neticesinde işletmelerin verimlilikleri ile ilgili daha doğru bilgi sunabilmekte ve bununla birlikte rekabet ortamı oluşmaktadır. Böylece çevrenin koruma altına alınmasının yanı sıra devamlılığın sağlanması, işletmelerin rekabet üstünlüğü sağlayabilmeleri için önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, sürdürülebilirlik açısından önem taşıyan ve geleneksel muhasebeden farklı olarak "Etik Muhasebesi" nin hedeflerini açıklamak ve Türkiye'de sürdürülebilirlik anlayışının sağlanması ve sürdürülebilirlik raporlaması ile ilgili yapılan düzenlemeleri ve yenilikleri ortaya koymaktır. Bu hedefler karşısında öncelikle sürdürülebilirliğin tanımı, sürdürülebilir kalkınma, kurumsal sürdürülebilirlik ve sürdürülebilirlik raporlaması kavramına değinilmiş, daha sonra sürdürülebilirlik muhasebesi ve Borsa İstanbul'da işlem gören bankaların sürdürülebilirlik raporları teorik açıdan ele alınarak incelenmiştir.
Bankacılık sektörü sürdürülebilirlik performans değerlendirmesi: VZA, BWM, WCC yöntemleri ve sezgisel bulanık kümeler ile metodolojik bir çerçeve
Sürdürülebilirlik, bireyler, toplumlar ve işletmeler için son yılların tartışma konuları arasındadır. Sürdürülebilirliğin hayatın her alanına dahil edilmesi ve bu alandaki çalışmaların arttırılması, gelecek nesiller için önem arz etmektedir. Bu bilinçle, toplumun bir parçası olan işletmeler de yoğun bir şekilde sürdürülebilirlik faaliyetleri yürütmektedir. Yapılan sürdürülebilirlik faaliyetlerin uygunluğunun ve etkinliğinin ortaya çıkarılması için ilgili faaliyetlerin raporlanması, ölçülmesi, değerlendirilmesi ve karşılaştırılması gerekmektedir. Ancak, tüm sektörlerle ilişkili olan bankacılık sektörünün sürdürülebilirlik performansının değerlendirmesi için geliştirilmiş kapsamlı metodolojik çerçeveler sınırlı sayıdadır. Buradan hareketle, bu tez çalışmasının amacı bankacılık sektörünün sürdürülebilirlik performans değerlendirilmesi için metodolojik bir çerçeve önermektir. Bu amaç doğrultusunda, 4 aşamalı bir süreç benimsenmiştir. İlk aşamada bankacılık sektöründe sürdürülebilirliğin kavramsal çerçevesinin oluşturulması için detaylı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada, Veri Zarflama Analizi (G-VZA ve IF-VZA) ile bankaların finansal ve kurumsal sosyal sorumluluk (KSS) etkinlik ölçümleri yapılmıştır. Üçüncü aşamada, bankacılık sektörü sürdürülebilirlik modeli (BSSM) geliştirilmiş ve ilgili modelin kriterleri akademisyen ve banka profesyoneli uzman grubu bakış açılarına göre aralık değerli sezgisel bulanık Best-Worst Metodu (IVIF-BWM) ile önem düzeylerine göre ağırlıklandırılmıştır. Dördüncü aşamada bankalar, ağırlıklandırılmış BSSM kriterleri kullanılarak ağırlıklı korelasyon katsayısına (WCC) göre sıralanmıştır. Elde edilen sonuçların sağlamlığını test edebilmek için farklı senaryolar ile duyarlılık analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu tez çalışmasında elde edilen başlıca sonuçlar şunlardır: (i) bankacılık sektörü sürdürülebilirlik performansının değerlendirilmesi için kapsamlı ve kabul görmüş metodolojik bir çerçeve bulunmamaktadır, (ii) bankaların performansında finansal etkinlik kadar ve KSS etkinliğinin de dikkate alınması gerekmektedir, (iii) Geliştirilen BSSM, bankacılık sektörü sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesi noktasında bir çatı sunmaktadır, (iv) Model kriterlerinin ağırlıklandırılması hem farklı bakış açılarının ortak bir paydada buluşmasının gerekliliğine dikkat çekmekte, hem kıt kaynakların aktarımında karar vericilere yardımcı olmaktadır. Çalışmanın bulguları, akademisyen ve banka profesyonellerine önemli çıkarımlar sağlamaktadır.
İşletmelerin BIST sürdürülebilirlik endeksinde yer almalarının finansal performansları üzerindeki etkisinin incelenmesi
Muhasebe teorisi ve uygulamalarında son yıllarda önemli değişimler olmuştur. Nitekim sürdürülebilirlik yaklaşımıyla muhasebenin temel fonksiyonlarından biri olan raporlama faaliyetleri kökten değişmiştir. Bu kapsamda geleneksel muhasebenin temel çıktısı olan finansal raporlamanın kapsamı genişleyerek çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarıyla öne çıkan finansal olmayan raporlama öne çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı finansal olmayan raporlama ya da diğer adıyla kurumsal sürdürülebilirlik raporlamasını teori ve uygulama açısından incelemek, finansal performans konusunu teorik olarak ele almak ve nihayetinde sürdürülebilirlik ile finansal performans arasındaki ilişkiyi ekonometrik yöntemlerle test etmeye çalışmaktır. Çalışmada 2014Q4-2019Q4 arasında BIST Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan 47 finansal olmayan şirketin çeyreklik verileriyle sürdürülebilirlik kukla değişkenini de içeren regresyon analizleri yapılmıştır. Veriler hem yatay kesit etkisi hem de zaman unsuru içerdiği için tüm analizler panel veri analizi çerçevesinde uygulanmıştır. Bu noktada panel veri yöntemleri kapsamında özellikle dirençli tahmincilerle ve dinamik modellerle sonuca gidilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bulgulara göre özellikle muhasebe temelli finansal performans ölçütleri (ROA ve ROE) açısından sonuçların tüm yöntemlerde aynı yönlü olduğu diğer bir ifadeyle sürdürülebilirlik ile finansal performans arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan piyasa temelli finansal performans ölçütleri (F/K, PD/DD ve TOBINQ) açısından ise sürdürülebilirlik kukla değişkeninin katsayısının anlamlılığına dair farklılıklar olduğu görülmüştür. Dolayısıyla bu çalışmaya göre, gelişmekte olan ülkelerden Türkiye'de, şirketlerin sürdürülebilirlik endeksine dâhil olmaları karlılıkları üzerinde etkili değilken, işletmelerin piyasa göstergeleri üzerinde kısmen de olsa etkilidir. Ulaşılan bulguların güçlendirilmesi açısından veri havuzunun (zaman/birim/ülke/ülke grubu vs.) genişletilmesiyle nedenselliğe dair daha kesin bilgiler edinilebilir.
Yazılım geliştirme süreci sürdürülebilirlik faktörlerinin performans üzerindeki etkisinin yapısal eşitlik modellemesi ile değerlendirilmesi
Sürdürülebilirlik problemleri gün geçtikçe daha kritik seviyelere ulaşmakta ve insan yaşamını her geçen gün daha fazla tehdit etmektedir. Sosyal açıdan baktığımızda, toplumlar arasındaki eşitsizliğin hızla yükseldiğini görebiliriz. Artan eşitisizlikle doğru orantılı olarak bireylerin sağlık ve eğitim imkanlarından yeteri kadar faydalanma imkanları kısıtlanmakta ve bu durum da toplumda cinayet, obezite ve depresyon vakalarının çoğalmasına sebep olmaktadır. Çevresel açıdan baktığımızda ise, küresel ısınma etkilerinin ve doğal kaynak ve besin kıtlığının arttığı görülmektedir. Hızla artan insan nüfusu ile birlikte tüketim de aynı oranda artmaktadır. Böylece kaynakların tüketimi ile birlikte ortaya çıkan çevresel atıklarda ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Bu çevresel problemler insanlar üzerinde oluşturduğu etkiler dışında, biyolojik çeşitlilik ve doğa üzerinde de ciddi tehditler oluşturmaktadır. Ekonomik açıdan ise, kaynakların bilinçsiz kullanımı ve yatırım kararlarının uzun vadeli risklerin göz önünde bulundurulmadan alınması, birçok insanın işsizlik problemi ile karşı karşıya kalmasına yol açacaktır. Bu sorunları engellemek adına üretilen çözümlere sürdürülebilirlik anlamında katkıda bulunmadan güvenmek, bu tarz sorunların etkili ve kalıcı bir şekilde çözülmesini imkansız kılmaktadır. Yazılım, hızla gelişim gösteren ve hayatımızın her alanına girmekte olan teknolojik toplumun en temel bileşenlerinden birisidir. Günümüzde insanlar, yazılımları sadece profesyonel iş hayatlarında çalışmalarını gerçekleştirmek amacıyla değil, aynı zamanda gündelik yaşamlarında da kullanmaktadır. Artık yazılımın olmadığı bir gelecek düşlemek imkansızdır. Bu eğilim, her geçen gün daha fazla yazılım uygulamasına ihtiyaç duyulmasına ve daha fazla yazılım geliştirme eforunun ortaya konulmasına sebep olmaktadır. Yazılım ugulamaları yaşantımızda bu denli önemli bir yere sahip oldukça yazılım mühendisliğinin önemi de gün yüzüne çıkmaktadır. Yazılım mühendisliği, bir yazılım uygulamasının geliştirilmesi, işletilmesi ve bakımının sağlanması için ölçülebilir, disiplinli ve sistematik yöntemlerin kullanılması ve araştırılmasıdır (Pressman, 2000). Gelişen yazılım mühendisliği bilimi ile birlikte sürdürülebilirlik kavramı da BT alanında gelecek nesillere daha sağlıklı ve yaşanabilir bir gelecek bırakabilmek adına önemli bir noktaya dönüşmektedir. Sürdürülebilirlik konusu eski yazılım mühendisliği metodolojilerinde yeterince ele alınmamıştır. Fakat yazılım uygulamalarının yaygınlaşması ve doğal kaynaklarımınız limitli olması araştırmacıların yazılım geliştirme sürecinde sürdürülebilirlik sağlayacak araştırmalara daha çok yönelmesine sebep olmaktadır. Artan popülaritesi ve yazılım birimleri üretirken duyduğu güç ve kaynak ihtiyacı sebebiyle yazılım mühendisliği bilimi, sürdürülebilir iyileştirmeleri büyük ölçüde etkileyebilir. BT alanında yapılan çalışmaları daha sürdürülebilir bir hale getirebilmek adına yapılan çalışmalar genellikle donanım üzerinde yoğunlaşmaktadır. Fakat donanımsal çalışmaların yanı sıra yazılım tarafıda büyük önem kazanmaktadır. Yazılımlar, üzerinde koştukları donanımların faaliyetlerini yönettikleri için, donanımların herbir faliyetinden de sorumludurlar. Bu sebeple, BT alanında artan sürdürülebilirlik sorunlarına çözüm bulmak için etkin ve verimli yazılımların üretilmesi gerekmektedir. Sürdürülebilirlik anlamında etkin yazılımlar geliştirilmesi için yazılım geliştiricilerin bunları nasıl başarılabileceğini bilmeleri ve bu amaca ulaşmak için uygun araçlara sahip olmaları gerekir. Bunlarla birlikte yazılım geliştirme süreci de sürdürülebilirlik metrikleri açısından değerlendirmeye tabi olmalıdır. Sürdürülebilirlik tanımına bağlı kalarak yazılım mühendisliği için sürdürülebilirliğin desteklendiği modeler geliştirilmiştir. Bu modeller de yazılım ürününün bütün yaşam döngüsü (geliştirme, kullanım ve ürün ömrünün sonu) düşünüldüğünde, özellikle sürdürülebilir yazılımlar oluşturma süreçlerine odaklanılmaktadır. Sürdürülebilir yazılım geliştirme süreçleri elde etmek için, yazılım mühendisliği süreçleri, sürdürülebilirlik unsurları göz önünde bulundurularak yapılan geliştirmelerle genişletilmiştir. Sürdürülebilir bir yazılım ürünü, yazılım geliştirme sürecinde yer alan kişilerin, yazılım ürününün yaratacağı sürdürülebilir etkinin farkında olması durumunda ortaya çıkarılabilir. Bu sebeplede yazılım geliştirme sürecine yazılımın sürdürülebilirliğini ölçümleyen sürecinde dahil edilmesi gerekmektedir. Sürçte yer alan kişilerinde ölçümlemede kullanılacak metriklerin karar verme sürecine dahil edilmesi sağlanarak sürecin organizasyon içerisinde kurumsallaşması ve benimsenmesi sağlanabilir. Sürdürülebilirlik yönlerini yönetilebilir kılmak için de belirtilen gereksinimler ve önlemler yazılım geliştirme sürecine dahil edilmelidir. Bu sayede, yazılım geliştiriciler ve yazılım mimarları, yazılım ürününü sürdürülebilir metriklere uygun olarak optimize edebilir. Yazılım geliştirme süreci boyunca çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerin göz önüne alınması ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin konulması ile sürdürülebilir bir yazılım ürünü ortaya çıkarılmış olur. Bu çalışmada yazılım geliştirme sürecinde yer alan kişileri, sürdürülebilir bir yazılım geliştirme modeline etki eden sürdürülebilirlik faktörleri belirlerleme sürecine dahil edebilmek adına onlara yönelik bir anket çalışması yapılmıştır. Bu sayede yazılım geliştirme sürecinde yer alan kişiler yazılım geliştirme modelinin sürdürülebilirlik anlamında genişletilmesine doğrudan katkı sağlayarak doğru sonuçların elde edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya katılan kişilerin demografik yapıları, tecrübeleri ve çalıştıkları sektörler incelenmiş ve daha sonra anket çalışmasında yer alan yazılım geliştirme sürecinde sürdürülebilirliğe etki eden faktörler ile ilgili olan 23 madde için, IBM SPSS kullanılarak faktör analizi uygulanmıştır. Daha sonra IBM AMOS programı aracılığıyla doğrulayıcı faktör analizi ile modelin uygunluğu test edilmiştir. Bu çalışmalar öncesinde verilerin normal dağılıp dağılmadığını ve güvenilir olup olmadığını öğrenebilmek için çeşitli testler uygulanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda yazılım geliştirme sürecini etkileyen çevresel, ekonomik, sosyal, bireysel ve teknik olmak üzere 5 adet sürdürülebilirlik boyutu olduğu sonucuna varılmştır. Yazılım geliştirme sürecine etki eden sürdürülebilirlik faktörleri belirlendikten sonra, yazılım geliştirme sürecine etki eden sürdürülebilirlik faktörünün ve yazılım geliştirme sürecinde yer alan kişilerin eğitim düzeyinin, yaşının ve tecrübesinin ISO 25000 standartları referans alınarak hazırlanan model üzerinden ölçülen yazılım performansı üzerindeki etkisi IBM AMOS programı kullanılarak oluşturulan yapısal eşitlik modeli üzerinden incelenmiştir. Hipotezleri test etmeden önce ölçüm modellerinin geçerliliği test edilmiş, gerek duyulması halinde modeller üzerinden iyileştirmeler yapılmıştır. Son aşamada, AMOS programı üzerinden kurulan Yol Analizi ile hipotezler test edilmiştir. Eğitim durumu ve yazılım performansı arasındaki ilişkiyi test eden H4 hipotezi dışındaki hipotezler anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, literatür de belirtildiği gibi, yazılım geliştirme sürecini etkileyen ve ekonomik, sosyal, çevresel, bireysel ve teknik boyutlarından oluşan sürdürülebilirlik faktörü seçili örneklem üzerinde yapılan anket çalışması sonucunda belirlenmiştir. Yine teoride belirtildiği gibi, yazılım uygulamaları insan faliyetleri sonucu ortaya çıkan bir ürün olduğu için, tanımlayıcı özelliklerin yazılım performansı üzerinde etkili olduğu ve yine yazılım geliştirme sürecine sürdürülebilirlik anlamında etki eden faktörlerin yazılım performansı üzerinde etkili olduğu yapısal eşitlik modeli üzerinden belirlenmiştir.
Savunma sanayii ve sürdürülebilirlik üzerine keşifsel bir araştırma: ASELSAN örneği
Sürdürülebilirlik bugün sahip olunan her türlü kaynağın nesillerce aktarılması olarak ifade edilmektedir. Savunmanın temelinde ise sahip olunan kaynakların korunması yer almaktadır. İki kavram arasındaki ilişki çok belirgin olsa da savunma sanayii sektörü kapsamında sürdürülebilirlik alanında özel çaba gösterilmediği bilinmektedir. Sektör müşteri merkezli olmasa da yatırımcılar tarafından bu alanda çalışmaya zorlanmaktadır. Yatırımcıların bir diğer beklentisi ise bu alanda yürütülen faaliyetlerin şeffaf bir şekilde raporlanması ve kamuya açık şekilde yayınlanmasıdır. Türkiye'de sürdürülebilirlik faaliyetleri henüz önemli seviyelere ulaşamasa da bu alanda çalışmalar yürüten şirketlerin olduğu bilinmektedir. Araştırmanın amacı Türk Savunma Sanayiinde sürdürülebilirliğin yeri ve önemini anlamaktır. Bu araştırmada, Türkiye'nin sürdürülebilirlik alanında önemli çalışmalar yürüten Türk Savunma Sanayii şirketlerinden ASELSAN'ın yetkilisi ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Bu görüşme ile savunma sanayiinde sürdürülebilirlik faaliyetlerinin müşteri odaklı üretim sektöründen farklı hedeflerle yönetilse de değerlendirilme aşamasında sektör fark etmeksizin ele alındığı bilgisi edinilmiştir.
The relationship between corporate sustainability and organizational citizenship: The moderating effect of work-life balance and personal traits
Sustainability is an indispensable need for the continuation of the next generations. In addition, sustainability practices have now become a principle on an organizational basis (Wang & Lin, 2007), therefore, ensuring corporate sustainability is a strategic goal. With the awareness of corporate sustainability, institutions aim to maintain and develop economic growth, corporate reputation and relations with all their stakeholders. Corporate sustainability; businesses that take their social, environmental and economic dimensions as a whole and adopt this approach as a management strategy have the chance to keep their competitive power in their hands. On the other hand, when the literature is reviewed, it is seen that the number of studies examining the relationship between corporate sustainability practices and organizational behavior outputs is relatively few. In this context, the aim of the thesis study is to examine the relationship between corporate sustainability practices and organizational citizenship behavior and the moderator effect of work-life balance and personality traits on this relationship. Four scales were used in the study, and the population of the research is academic and administrative staff working in higher education institutions operating in Turkey. According to the results of the research, it has been determined that there is a relationship between corporate sustainability and organizational citizenship behavior. In addition, it was found that work-life balance had a regulatory role in this relationship, while personality traits did not have a moderator role.
Kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi arasındaki ilişkinin belirlenmesi: Oda ve borsalar üzerine bir uygulama
Yıllardır süregelen büyüme ve kârı maksimize etme anlayışına karşı yeni bir yaklaşım olarak kabul edilen ve son yıllarda geniş bir uygulama alanı bulan bir yönetim paradigması olan kurumsal sürdürülebilirlik konusu, iyileşme, ilerleme ve kârlılık konularının vazgeçilmez olduğunu kabul ederken, işletmelerin, kurumların, sivil toplum örgütlerinin vb. aynı zamanda sürdürülebilir kalkınma ile çevre ile ilgili sistemlerin korunması, sosyal konularda adalet ve eşitlik, ekonomik ilerleme ve bu konuların paydaşlar açısından da ele alınması gerektiği görüşünü savunur. Küreselleşmenin etkisi ile artan ve daha karmaşık hale gelen rekabet konusu kâr amacı güden işletmelerde olduğu gibi kâr amacı gütmeyen kuruluşlar olan sivil toplum örgütlerinin faaliyet gösterdiği alanda da önem kazanmaya başlamıştır. Farklı üye kitlelerinin ve dolayısıyla taleplerinin oluşması ile TOBB'a bağlı kurumlarda da farklı nitelikte üye taleplerinin karşılanması için çeşitli hizmet alanları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle hizmet kalitesi kavramının oda ve borsalar gibi kâr amacı gütmeyen örgütlerde de ölçülmesi zaruri hale gelmiştir. Bu çalışma üç bölüm halinde ele alınmıştır. Birinci bölümde kurumsal sürdürülebilirlik kavramı, ikinci bölümde hizmet kalitesi kavramı incelenmiştir. Her iki kavram literatürde ilişkilendirildikleri alt kavramlar ile ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise bu tez çalışmasının ana amacı olan kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla istatistiksel yöntemler kullanılarak araştırma hipotezleri sınanmıştır. İlk olarak kurumsal sürdürülebilirlik ve hizmet kalitesinin ölçümünde kullanılan ölçüm araçlarına ilişkin doğrulayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Doğrulanan modeller ve veriler için güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Daha sonra bağımsız gruplar t – testi ve tek yönlü ANOVA ile kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi algılarının sosyo – demografik değişkenler özelinde farklılıkları incelenmiştir. Son olarak yapısal eşitlik modeli ile kurumsal sürdürülebilirlik ile hizmet kalitesi arasındaki ilişki incelenerek bulgular değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sürdürülebilirlik, Hizmet Kalitesi, SERVPERF, Kamu Kurumu Niteliğinde Meslek Kuruluşları, Doğrulayıcı Faktör Analizi, Yapısal Eşitlik Modeli
İşletmelerin kurumsal sürdürülebilirlik performansını etkileyen faktörlerin tespiti: Gelişmekte olan piyasalar ve dünya sürdürülebilirlik endeksi işletmeleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, işletmelerin sürdürülebilirlik performansını etkileyen faktörleri tespit etmeyi ve gelişmekte olan piyasalar ile dünya sürdürülebilirlik endeksindeki işletmelerin arasındaki farklılıkları analiz etmeyi amaçlamaktadır. Günümüz iş dünyasında çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) konularına yönelik artan farkındalık, işletmelerin sadece finansal değil, sürdürülebilirlik performansları açısından da değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda, araştırma; kurumsal yönetişim yapıları, finansal göstergeler ve sektörel hassasiyet gibi değişkenlerin sürdürülebilirlik performansı üzerindeki etkilerini kapsamlı bir şekilde incelemektedir. Araştırma kapsamında, Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan gelişmekte olan piyasalar ve dünya piyasaları endekslerindeki işletmelerin verileri analiz edilmiştir. Panel veri analiz yöntemi kullanılarak, 2016-2022 yıllarını kapsayan verilerle üç temel sürdürülebilirlik göstergesi (çevresel, sosyal ve yönetişim açıklama skoru) ve sürdürülebilirlik genel skoru bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Çalışmada bağımsız değişkenler; kurumsal yönetim yapısına ilişkin göstergeler, finansal performans ölçütleri ile işletme ve ülke düzeyine ait yapısal değişkenlerden oluşmaktadır. Bu çalışma, işletmelerin sürdürülebilirlik açıklamalarını etkileyen kurumsal ve finansal faktörleri hem gelişmekte olan hem de dünya piyasaları bağlamında karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Ayrıca sektörlerin çevresel hassasiyet düzeyi (hassas-hassas olmayan sektörler) dikkate alınarak açıklama davranışlarının sektörel farklılıkları da analiz edilmiştir. Panel veri analizlerine dayalı olarak çevresel, sosyal, yönetişim ve genel sürdürülebilirlik açıklama skorları dört başlık altında değerlendirilmiştir. Çevresel açıklama skorları bağlamında, gelişmekte olan piyasalarda CEO'nun yönetim kurulu üyeliği, hisse başına kazanç, borç/özsermaye oranı, net kâr gibi finansal performans ve yönetim yapısına ilişkin değişkenler anlamlı bulunmuştur. Dünya piyasalarında ise çalışan sayısı, bağımsız yönetim kurulu oranı ve AR-GE yoğunluğu gibi yapısal ve inovasyon odaklı değişkenler belirleyici olmuştur. Sektörel analizde, çalışan sayısı, FAVÖK, borçluluk ve piyasa değeri gibi göstergeler her iki sektör grubunda da çevresel açıklamaları etkileyen ortak faktörler olarak öne çıkmıştır. Sosyal açıklama skorları açısından, borç/özsermaye oranı ve hisse başına kazanç her iki piyasa ve sektör grubunda anlamlı bulunmuş; bu durum sosyal açıklamaların finansal sağlamlıkla yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Gelişmekte olan piyasalarda yönetişim mekanizmaları (kurumsal yönetim komitesi, denetim yapısı) ve AR-GE yoğunluğu sosyal açıklamaları etkilerken, hassas sektörlerde kadın yönetici oranı ve denetim kalitesi öne çıkmıştır. Yönetişim açıklama skorları bağlamında, her iki piyasa ve sektör grubunda bağımsız yönetim kurulu oranı, denetim komitesinin bağımsızlığı, denetçinin görev süresi, aktif kârlılık ve borçluluk düzeyi gibi değişkenlerin anlamlı etkileri tespit edilmiştir. Bu durum, yönetişim açıklamalarında daha evrensel bir şeffaflık ve kontrol ihtiyacına işaret etmektedir. Genel sürdürülebilirlik açıklama skorları ise görece daha sınırlı sayıda değişkenle ilişkilendirilmiştir. Denetçinin görev süresi, borç/özsermaye oranı ve piyasa değeri hem piyasa türüne hem de sektör hassasiyetine göre ortak belirleyici faktörler olarak öne çıkmıştır. Çalışmanın genel bulguları, sürdürülebilirlik açıklamalarının; işletmelerin finansal yapısı, yönetişim mekanizmaları, performans göstergeleri ve inovasyon kapasitesi gibi çok boyutlu faktörlerden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca açıklamaların hem piyasa gelişmişliğine hem de sektör hassasiyetine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Bu durum, sürdürülebilirlik raporlamasında tek tip bir yaklaşım yerine, sektör ve piyasa özelliklerini dikkate alan esnek ve çok katmanlı politikaların benimsenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Araştırmada elde edilen sonuçlar, işletmelere sürdürülebilirlik performanslarını iyileştirmek için dikkate almaları gereken kurumsal ve finansal faktörleri ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmanın literatüre katkısı, gelişmekte olan piyasalar ve dünya endeksleri bağlamında sürdürülebilirlik performansına etki eden faktörlerin karşılaştırmalı ve sektörel ayrım gözetilerek analiz edilmesidir. Sonuç olarak bu tez, işletmelerin sürdürülebilirlik stratejilerini daha etkin oluşturabilmeleri için kapsamlı bir veri temelli analiz sunmakta, aynı zamanda politika yapıcılar için sürdürülebilirlik odaklı düzenlemelere zemin hazırlamaktadır. Gelecekte yapılacak çalışmalar için sektörel derinlik ve zaman boyutunun etkisinin daha fazla dikkate alınması önerilmektedir.