Mısır
288 theses under this subject heading
Mısır'ın eski praetoryan yeni hükümdarları: Sivil asker ilişkileri bağlamında 1952 ve 2013 askeri müdahaleleri
Yaklaşık bin yıldır askeri yönetimlerin hakimiyetinde varlığını sürdüren Mısır 21. yüzyıla gelindiğinde de bu kaderinden kaçamamıştır. 2011 sonrasındaki bir yıllık kısa bir süre dışında herhangi demokratik bir politik yaşam alanına kavuşamayan Mısır son yüzyılda iki kez askeri müdahale yaşamış ve ordu Mısır ve Mısırlının politik, ekonomik ve kültürel olmak üzere hayatının hemen her alanına nüfuz etmiştir. Bu bağlamda bu tezin amacı Mısır'da son yüzyılda gerçekleşen 1952 ve 2013 darbelerinin gerçekleştiği süreci inceleyerek askeri müdahalelerin motivasyonlarını ortaya çıkarmak ve sivil asker ilişkileri teorileri ile geleceğe dönük yeni bir öngörü sağlamaktır. Tezin vardığı sonuç ise her iki tarihte de Mısır ordusunun kültürel ve ekonomik motivasyonlarla yönetime müdahale etme eğiliminde olduğu ancak askeri müdahalelerin gerçekleşmesindeki ana faktörün bir sivil asker ilişkileri teorisi olan Uyum Teorisinin ortaya koyduğu gibi ordu, politik elit ve Mısır toplumu arasındaki uyumsuzluk olduğudur.
State repression and populist discourse: A comparative case study of Gezi Park Movement, Occupy Wall Street Movement and the Egyptian Revolution
Why do democracies repress nonviolent civilian mobilization? Why do democracies use populist discourse as a response to nonviolent civilian mobilization? This thesis examines the effect of populist discourse on state repression of nonviolent civilian mobilization. The central claim of this thesis is that governments respond to nonviolent civilian mobilization with populist discourse, i.e., independent variable, to expand the limits of political opportunities for repression. I built on the literature by including an independent variable, namely populist discourse, to the existing model of repression and mobilization. The causal effect of "populist discourse" is tested through a structured and focused comparative case study, namely most similar systems analysis, through which I compare Gezi Park Movement, the Egyptian Revolution and Occupy Wall Street Movement. These three cases provide evidence that the populist discourse effects state repression of nonviolent mobilization.
Ekim 1973 Savaşı'ndan 1978-1979 Camp David sürecine kadar gelişen İsrail-Mısır siyasi ilişkileri
Çalışmamız 6 Ekim 1973 Arap İsrail savaşlarının son halkasından başlayarak 1978-1979 Camp David Protokollerine kadar olan süreçte gelişen Mısır-İsrail ilişkilerine ışık tutacaktır. Cemal Abdül Nasır'dan sonra Mısır'ın başına geçen Enver Sedat'ın İsrail'e karşı Ekim 1973 savaşını başlatmasındaki asıl amaç Mısır'ın 5 Haziran 1967'de kaybetmiş olduğu toprakları geri almaktı. Sedat Soğuk Savaş döneminde iki süper gücün bu savaşa müdahale edeceğini düşünerek İsrail'in tavrını yumuşatacağını düşünüyor ve savaşı diplomasi aracı olarak kullanıp Mısır'ın 1967'de kaybetmiş olduğu toprakları geri alacağını umuyordu. 1973 Savaşı'nın ritmini arttırması neticesinde Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin araya girmesi ile beraber Sedat'ın istemiş olduğu uluslararası diplomasi iki devlet arasındaki yerini bulmuştur. Araya giren uluslararası diplomasi sayesinde iki devlet arasında Cenevre Konferansı organize edilmiş bunun yanında yine iki devlet arasında I. Sina Anlaşması ve II. Sina Anlaşması imzalanmıştır. 1977'de İsrail ve Mısır liderlerinin birbirlerine düzenledikleri ziyaretler pek bir sonuç doğurmasa da İsrail ile Mısır, Amerika Birleşik Devletleri vesilesi ile 1978'de Camp David sürecine gitmiş ardından da iki devlet arasında 26 Mart 1979'da barış anlaşması imzalamıştır. Bu sayede iki devlet arasında başta siyasi ilişkiler olmak üzere sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler 14 Mayıs 1948'den bu yana ilk defa olumlu yönde ilerlemeye başlamıştır.
Mısır'da Arap milliyetçi fikirlerin oluşumunda, İslami modernizm ve Reşid Rıza
Arap milliyetçiliğinin nerede nasıl başladığına yönelik tartışmalar henüz bir sonuca ulaşmamış gözükmektedir. Ayrıca 19. yüzyılın sonlarında Müslüman Araplar arasında milliyetçi fikirlerin oluşumunda İslami modernistlerin söylemlerinin etkilerinin de çok fazla çalışılmadığını söyleyebiliriz. İslami modernistler hakkında yapılan çalışmalar onların daha çok teolojik görüşlerine, İslam hukuku (fıkh) alanındaki reformlarına yer vermekte olup onların siyasi ve milliyetçi fikirlerle olan ilişkileri üzerinde pek durulmamıştır. Bu sebeple, elinizdeki bu çalışma aradaki bağlantıyı analiz etmek adına Mısır'da 19. yüzyıl itibariyle oluşan ortama ve İslami modernistlerin fikirlerinin oluşumuyla ilişkisine odaklanmıştır. Bununla birlikte İslami modernistlerin fikirlerinin 20. yüzyılın başlarında Müslüman Araplar arasında etnik bilincin ve milliyetçi fikirlerin oluşumuna nasıl etki ettiği konusu da bu bağlama yerleştirilecektir. Bu doğrultuda çalışmamızda İslami modernizmin güçlü savunucusu Reşid Rıza'nın, İslam reformu, İslam birliği, sömürgecilik, Osmanlı yönetimi, hilafet, Araplar ve milliyetçilik üzerine olan söylemleri incelemeye alınmıştır. Mısır'daki ortamın ve dönemin genel konjonktürünün Reşid Rıza'nın fikirlerinin oluşumunda oynadığı rolü incelemek adına çalışmamızda kültürel analiz yöntemi tercih edilmiş olup; ilk önce Kavalalı Mehmet Ali Paşa dönemiyle başlayan Mısır modernleşmesinden, I. Dünya Savaşı'na kadar Mısır'daki İngiliz idaresi incelenmiş, ardından İslami modernizm ve Reşid Rıza'nın fikirleri ele alınmıştır.
Uluslararası ilişkilerde kimlik: Mursi Dönemi Türkiye-Mısır ilişkileri
Türkiye ve Mısır ortak bir tarihsel geçmişe sahip olmalarına rağmen kuruldukları tarihten beri iyi ilişkiler kuramamış, iki devlet arasındaki ilişkiler genellikle rekabet ve krizlerin gölgesinde seyretmiştir. Uzun bir süre boyunca düşük bir düzeyde sürdürülen ve zaman zaman gerilimlere sahne olan ilişkiler, Arap baharı sürecinde Mısır'da yaşanan iktidar değişikliği ile farklı bir boyuta geçmiştir. Bu süreçte Müslüman Kardeşlerin Mısır'da iktidara gelmesi ile Türkiye-Mısır ilişkileri hızlı bir şekilde değişmiş, krizleri ve gerilimleri aşarak müttefik ilişkisine dönüşmüştür. Bu süreçte iki devlet arasında birçok alanda iş birliği ve ortaklıklar kurulmuş ve ikili ilişkilerin altın çağı olarak kabul edilebilecek bir döneme girilmiştir. İki devlet ilişkisinin kısa sürede hızlı bir değişim yaşaması bu araştırmanın yapılmasına kaynaklık etmiştir. Bu tezde Türkiye-Mısır ilişkilerinin değişen doğası sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. İki devletin birbirlerine yönelik algılarını ve politikalarını anlamak için iki tarafın kimliklerini ve kimliklerinin oluşum sürecini anlamak gerekmektedir. Türkiye ve Mısır tarihsel anlamda kimliklerini farklı şekilde tanımlamışlardır bu tanımlama ise birbirlerinden farklı çıkarlar belirlemeleri sonucunu doğurmuştur. Farklı kimlik ve çıkarlara sahip olmaları ise birçok alanda uyumlu eylem veya davranışlarda bulunmalarını zorlaştırmıştır. Sahip oldukları sosyal ortaklıklar sonucunda bir dönem birbirlerini algılamalarına "biz" bakış açısı hakimken ayrı devletler olarak kurulduktan sonra her iki devlet de birbirlerine göre "öteki" yi temsil etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ve bölgesel dinamiklerin de etkisiyle ikili arasındaki sistemik etkileşim karşıtlıklar üzerinden sürdürülmüştür. Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda bulunduğu Türkiye ile ilişkiler önemli ölçüde gelişme göstermiştir. Bu dönemde birbirleri ile uyumlu hale gelen kimlik yapıları ile beraber ortaya çıkan ortak kadere yönelik inanç ve bölgesel gelişmelerden kaynaklanan ortak kaygılar ilişkilerin doğasını değiştirmiştir. Bu anlatılanlar ışığında, bu tezde Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidarı döneminde Türkiye ile Mısır arasında değişen ikili ilişkiler her iki devletin kimliklerine odaklanılarak sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinden incelenmiştir.
Bakteriyel inokulant ve organik asit ilavesi ile yeniden silolamanın mısır silajının aerobik stabilitesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, mısır silajının, inokulant ve organik asit ilave edilerek yeniden silolanmasının silaj kalitesine etkisinin belirlenmesi amaçlamıştır. Araştırma materyalini Nisan ayında biçilmiş 2. ürün mısır (DKC6777) oluşturmaktadır. Fermantasyon süresinin 150. gününde açılan mısır silajı 3 muamele grubuna ayrılmıştır. Muamele grupları; 1-Kontrol, 2- Lactobacillus buchneri (LB) 3- Organik Asit (OA)'tir. Katkı maddelerinin ilavesinden sonra silajlar 0, 6, 12 ve 24 saat süre ile oksijene maruz bırakılmıştır. Bu işlemden sonra yaklaşık 500 g numune plastik poşetlere konularak tekrar silolanmıştır. Her grup için beşer adet olmak üzere toplam 60 paket silaj, laboratuvar koşullarında 60 gün süreyle fermantasyona bırakılmıştır. Silajların tamamında silolamadan sonraki 60. günde kimyasal ve mikrobiyolojik analizler yapılmıştır. Silolama periyodunun sonunda silajlar 7 gün boyunca aerobik stabilite testine tabi tutulmuştur. Sonuç olarak, organik asit ilavesi yeniden silolanan mısır silajlarının pH, suda çözünebilir karbonhidrat, amonyak azotu, bütirik asit ve propiyonik asit değerlerini arttırmş, kuru madde ve kuru madde kayıplarını azaltmıştır. Ayrıca organik asit yüksek anti bakteriyel aktivite göstererek silajların 7 günlük aerobik dönem boyunca maya sayıları ile CO2 üretimlerini düşürmüş ve aerobik stabilitelerini geliştirmiştir.
Mısır silajına ekşi yoğurt ilavesinin silaj fermantasyonu, aerobik stabilite ve In Vitro sindirilebilirlik üzerine etkisi
Bu araştırma, ekşi yoğurt ilavesinin mısır silajının fermantasyonu, aerobik stabilitesi ve in vitro sindirilebilirlik üzerine etkisini belirlemek amacıyla düzenlenmiştir. Araştırma materyalini ekim ayında biçilmiş 2. ürün mısır (Pioneer 32K61) ve ekşi yoğurt oluşturmuştur. Deneme grupları; yoğurt ilave edilmeyen kontrol, 10 g/kg taze mısır (Y10), 20 g/kg taze mısır (Y20), 30 g/kg taze mısır (Y30), 40 g/kg taze mısır (Y40) ve 50 g/kg taze mısır (Y50) olacak şekilde oluşturulmuştur. Her grup için 4'er tane olmak üzere toplam 24 paket, laboratuvar koşullarında (10-20 °C) 60 gün fermantasyona bırakılmıştır. Yapılan çalışmada, ekşi yoğurt ilavesiyle ham protein (HP) ve ham yağ (HY) miktarında artma olduğu bulunmuştur (P<0.01). Bu durum yoğurdun HP ve HY içeriğinin yüksek olmasından kaynaklanmıştır. Mısır silajlarının nötr deterjan selüloz (NDF), asit deterjan selüloz (ADF) ve asit deterjan lignin (ADL) içerikleri kontrol grubunda en yüksek olduğu bulunurken, en düşük Y40 ve Y50 gruplarında bulunmuştur (P<0.01). Suda çözülebilir karbonhidrat (SÇK) içerikleri ise yoğurdun yüksek düzeyde ilave edildiği gruplarda artmıştır (P<0.01). Araştırmada, en yüksek laktik asit (LA) içeriği Y40 veY50 gruplarında, 69,44 ve 69,48 g/kg KM olarak belirlenirken en düşük ise kontrol grubunda 64,64 g/kg KM olarak belirlenmiştir (P<0.01). Mısıra ilave edilen yoğurt oranı arttıkça amonyak azotu miktarı düşmüş, ancak ilave düzeyin artışı Y50 grubunun protein miktarının artmasıyla doğru orantılı olarak NH3-N şeklindeki kayıplarda da artışa neden olmuştur (P<0.01). Mısır silajlarının enzimde çözünebilen organik madde (EÇOM) miktarı, in vitro organik madde sindirilebilirliği ve metabolik enerji içerikleri yoğurt ilavesiyle artmıştır (P<0.01). Sonuç olarak, ekşi yoğurdun 20 ve 30 g/kg düzeyinde mısıra ilavesi, silajların kimyasal ve mikrobiyolojik özelliklerini olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Mısır, Ekşi yoğurt, Fermantasyon kalitesi, Silaj.
Türkiye'de tarım ürünlerinde biyoetanol üretiminin değerlendirilmesi
Günümüzde enerji kaynaklarına olan bakış açısı; dünya nüfusunun hızlı bir şekilde artması, hammadde maliyetlerindeki değişimler, küresel enerji talebinin önlenemez yükselişi ve bunlarla bağlantılı olarak sınırlı durumdaki fosil kaynak rezervlerinin azalması gibi nedenlerden dolayı her geçen gün değişmektedir. Son yıllarda etkileri ağırlaşan küresel ısınma, iklim değişikliği, sera gazı miktarı, çevre felaketleri vb. nedenlerle dünyanın ömrü hızla tükenmektedir. Bu etkilerin tehdit edici boyutlara ulaşmasıyla birlikte, fosil yakıtların yerine ikame edilebilen, küresel ısınmanın olumsuz etkilerini azaltmaya yardımcı olan ve yüksek oranda ısı tutabilme kabiliyetine sahip olan yenilenebilir enerji kaynakları, başka bir ifadeyle "çevre dostu" yakıtlar dünyanın gündemine girmiştir. Biyoyakıtlar, genellikle ülkelerin sahip oldukları yerli hammaddelerden elde edildiği için dışarıdan herhangi bir hammadde tedarikine ihtiyaç duyulmamaktadır. Biyoetanol üretiminde dünyada en çok tercih edilen hammadde ürünleri mısır, şeker kamışı, şeker pancarı ve buğdaydır. Türkiye'de ise biyoetanol üretim iznine sahip kuruluşlarda hammadde ürünü olarak şeker pancarı, buğday ve mısır kullanılmaktadır. Bu çalışmada, bahsedilen tarımsal ürünlerin hem dünyada hem de Türkiye'deki üretim, tüketim ve dış ticaret verileri incelenmiş ve elde edilen bulgular ışığında, hammadde olarak kullanımlarının tarım sektörü üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra Türkiye'de şeker pancarı, buğday ve mısırdan biyoetanol üretim maliyetleri, hem güncel hem de geçmiş yıllara ait ürün fiyat ve masrafları göz önüne alınarak hesaplanmıştır. Yapılan hesaplamalar sonucunda, 2022 yılında hammadde masraflarına göre biyoetanol üretim giderleri; şeker pancarında 2,65 TL/lt, mısırda 3,26 TL/lt ve buğdayda 5,10 TL/lt olarak hesaplanmıştır. Geçmiş yıllara ilişkin maliyet hesaplamalarında ise, bulunan cari fiyatlar deflatör uygulanarak reel fiyatlara çevrilmiştir. Çalışmada ayrıca, biyoetanol politikaları ve mevzuatına yer verilmiş, Türkiye için alternatif ve sürdürülebilir biyoenerji seçenekleri sunulmuş ve tarım politikalarının bugünü ve geleceği açısından çözüm yolları ortaya konulmuştur.
Mısırda (Zea mays L.) bazı fizyolojik parametreler ile verim ve verim unsurları arasındaki ilişkilerin araştırılması
Bu çalışma, farklı özelliklere sahip tane mısır çeşitlerinde, fizyolojik özellikler ile verim ve verim unsurları arasındaki ilişkilerin belirlenmesi, ıslah çalışmalarına katkı sunulması ve bölgeye uygun tane mısır çeşidinin önerilmesi amacıyla 2015 yılında, tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışmada materyal olarak 6 mısır çeşidi (PR31D24, Kalipso, 70MAY82, Suerto, P1921, DKC6724) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre incelenen özellikler arasında, çiçeklenme öncesi klorofil içeriği, çiçeklenme dönemi klorofil içeriği, çiçeklenme sonrası klorofil içeriği, koçan uzunluğu, yaprak alan indeksi, stoma iletkenliği, koçan kalınlığı, sap kalınlığı, bitkide koçan sayısı, tane/koçan oranı, 1000 tane ağırlığı, hasatta tane nemi, nişasta oranı, ham yağ oranı, hektolitre ağırlığı parametreleri yönünden çeşitler arasındaki fark istatistiki olarak önemli bulunmuştur. En yüksek tane verimi 1518.10 kg/da ile P1921 çeşidinden elde edilmiştir. Yapılan korelasyon analizinde, çiçeklenme dönemi klorofil içeriği, bitki boyu, hasatta koçan sayısı, tane /koçan oranı ile tane verimi arasında pozitif ve önemli, tepe püskülü çıkarma gün sayısı ile verim arasında negatif ve önemli ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Fizyolojik parametrelerle morfolojik parametrelerin ilişkili olduğu ve bu durumun verime yansıdığı belirlendiğinden, söz konusu parametrelerin ıslahta kullanılabileceği tespit edilmiştir. Ayrıca, klorofil içeriği, bitki boyu, koçan uzunluğu, koçan kalınlığı ve tane/koçan oranının Güneydoğu Anadolu Bölgesi koşullarında, mısır ıslahında seleksiyon kriteri olarak kullanılabileceği görülmüştür.
Diyarbakır ekolojik koşullarında ana ürün olarak yetiştirilen bazı silajlık mısır çeşitlerinin verim ve verim unsurlarının belirlenmesi
Bu araştırma, Diyarbakır ekolojik koşullarına uygun ana ürün olarak yetiştirilen bazı silajlık mısır çeşitlerinin verim ve verim unsurlarını belirlemek amacıyla 2015 yılında, GAP Uluslararası Tarımsal Araştırma ve Eğitim Merkezi uygulama alanında ana ürün yetiştirme döneminde tesadüf blokları desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırmada tohumluk materyali olarak; Burak, Samada 07, TK 6063, OSSK 644, Bolson ve Hido silajlık mısır çeşitleri kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan çeşitlerin bitki boyları 263.33-314.66 cm, sap/bitki oranı % 41.93-58.50, yaprak/bitki oranı %18.20-22.70, koçan/bitki oranı %20.37-38.50, yaş ot verimi 5694.85-10820.85 kg/da, kuru ot verimi 1431,00-3006,33 kg/da, koçan ağırlığı 220,00-317,33 gr/ bitki, ham protein oranı %4,09-%6,27, ham protein verimi 79.70-125.93 kg/da, silaj pH değeri 3.67- 3.90, ADF (Asid deterjan lif) oranı %30.40-35.97, NDF (Nötral deterjan lif) oranı %52.90-60.20 arasında değişmiştir. Araştırmada kullanılan çeşitlerden gerek hasıl verim ve gerekse silaj kalitesi açısından en uygun çeşitlerin Burak, TK 6063, Samada 07 ve Bolson olduğu belirlenmiştir.
2000'li yıllarda Türkiye Mısır ekonomik ilişkileri üzerine analitik bir çalışma
Bu tezin amacı, Afrika kıtasının önemli ülkelerinden biri olan Mısır'ın iktisadi büyük imkânlarını Türkiye Devleti ve vatandaşları için ortaya çıkarıp ne kadar ikili ilişkiler her yıl çok daha geliştiğini göstermektir. Önemli antlaşmalardan başlayarak her iki ülke için ortak ticari ve iktisadi fırsatlar büyüdüğü görünmektedir. Bu çalışmanın ikinci bölümünde karşılıklı yatırımlara bakarak ister Arap Baharı öncesinde ister sonrasında ne kadar etkili ve cazibeli olduğunu bileceğiz. Ayrıca son olarak 2000 yılından beri Mısır-Türkiye ikili ilişkiler gayet sağlam ki, iki ülkenin arasındaki dış satım ve dış alım işlemleri her yıl bir önceki yıla göre çok daha çoğalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik İlişkiler, Mısır, Türkiye
Avrupa uyumu bağlamında Mehmet Ali Paşa ve Mısır sorunu (1831-1841)
Bu tez Mehmet Ali Paşa'nın Mısır valisi olarak atandığı 1805 yılından itibaren zaman içerisinde hem Osmanlı İmparatorluğu hem de Avrupa Uyumu'nun karşısına nasıl bir tehdit olarak çıktığına odaklanmaktadır. Bu bağlamda Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da iktidarını sağlamlaştırmasına, gerçekleştirdiği reform ve toplumsal dönüşümün arkasında yatan motivasyona ışık tutmaya çalışırken, Mısır sorununun uzun soluklu bir krize dönüşmesinin arkasında yatan nedenleri açıklamayı, yaşanan askeri ve diplomatik gelişmeleri Avrupa Uyumu bağlamında değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu doğrultuda tezin ilk bölümü Mehmed Ali Paşa'nın Mısır valisi olarak atanması ve Mısır'da kurduğu idareye odaklanmaktadır. Tezimizin ikinci bölümünde ise Mısır sorununun uluslararası bir meseleye dönüşmesinin arkasında yatan nedenler ve yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler açıklanmaya çalışılmıştır. Tezimizin üçüncü ve son bölümünde ise krizin çözüme kavuşturulması için girişilen askeri ve diplomatik müdahalelerin yanı sıra özellikle Boğazların durumu ve bölgede oluşturulan yeni düzen ortaya konmaya çalışılmıştır.
Dinî-geleneksel devlet yapısından modern-seküler devlet formlarına: Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketlerin reaksiyonları
Bu tezin amacı aynı dönemlerde dinî-geleneksel devlet yapısından modern seküler devlet yapılarına geçen Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketler (ÇİSH'ler) olarak adlandırılan hareketlerin reaksiyonlarını incelemektir. Tezin kapsamı karşılaştırmalı tarihsel metodoloji kullanılarak her üç ülkede modern-seküler devlet inşa süreçlerinden ÇİSH'lerin her bir ülkede iktidara geldikleri bir yıl zarfındaki süreçtir. Bu tez, bahsi geçen reaksiyonların Türkiye'de neden siyasal sistem ile bütünleşen, Mısır'da neden sistem dışı kalıp yer altına inmek zorunda kalan ve İran'da neden İslam Devrimi ile sonuçlanan ve siyasal sistemi ele geçiren bir ÇİSH biçiminde ortaya çıktığını göstermeye çalışmaktadır. Araştırma ile Türkiye'de tarihsel olarak deorganize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda kök salması, seçimlerin değiştirici etkisi, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin düşük olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Türkiye'de ÇİSH siyasal sistemle bütünleştiği gösterilmiştir. Mısır'da, tarihsel olarak yarı organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda cılız olması, seçimlerin değiştirici etkisinin sınırlı olması, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin sınırlı olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Mısır'da yarı eklemlenmiş bir durum olsa da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma ÇİSH'in siyasal sistemden dışlanmasını beraberinde getirmiştir. İran'da tarihsel olarak organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin ulema kontrolünde olması, seçimlerin değiştirici etkisinin olmaması, ÇİSH'in siyasal pragmatizme başvurmaması gibi sebeplerle İran'da da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma İslam Devrimi'yle sonuçlanmış ve ÇİSH siyasal sisteme hâkim olmuştur.
Arap Baharı: Ortadoğu'da sosyal medya destekli toplumsal hareketler – Tunus, Mısır ve Libya örnekleri
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan ve Arap Baharı olarak nitelenen yeni toplumsal hareketlerin sona ermesinin üzerinden 12 yıllık bir süre geçmiş olmasına karşın, bu vaka küresel ilgi ve dikkati hala üzerinde toplamaktadır. Araştırma konusu ülkeler olan Tunus, Mısır ve Libya'da yeni toplumsal hareketlerin meydana gelişindeki sosyal medya rolünü anlamak ve açıklamak ise sosyolojik olarak önem taşımaktadır. Zira bu olaylar, benzer otoriter rejimlerin varlığını devam ettirdiği hemen her toplum için yeniden gündeme gelebilir. Castells'in (2012) "Ağ Toplumu Kuramı"nda değindiği, zaman ve mekânı aşan kullanıcıların içerik üreterek bağlantı kurduğu ve pratiklerini birleştirdiği platformlar şeklinde yapmış olduğu sosyal ağ tanımında yer aldığı üzere toplumsal etkileşimler sonucunda ortaya çıkan yeni toplumsal hareketlerin en çarpıcı örneklerinden biri olan Arap Baharı olayları, sosyal medyanın "Kaynak Seferberliği Kuramı" açısından değerlendirilmesinde de model bir sosyolojik vaka olmuştur. Bu araştırmada "Ağ Toplumu" ve "Kaynak Seferberliği Kuramları" bağlamında Tunus, Mısır ve Libya ülkelerinde meydana gelen yeni toplumsal hareketler, ilgili ülkelerdeki sosyal medya platformlarında protestolar süresince yapılan paylaşımlar ışığında nitel içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek Arap Baharı olarak nitelendirilen yeni toplumsal hareketlerin oluşması ve yaygınlaşması üzerindeki sosyal medya işlevi ortaya çıkarılmak istenmiştir.
Islamic political thought, jihadists and society: Egypt, Algeria and Afghanistan in a comparative perspective
There is no doubt that, the contemporary global politics is more complicated, nowadays, the global Jihad movement is one of the main important issues which face the great powers and roiling them, when Jihad is one of the basic duties of Islam, Which focuses on self-defense against the aggressor, we find that lots of Muslim individuals and groups using the concept of Jihad to fight against the political regimes in many Islamic countries and other. This research discuss the relationship between Jihadist groups and Muslim societies, and we focused on some countries witnessed important historical events such as Egypt, Algeria, Afghanistan, Syria and Iraq, Where jihadists began their holy war from these countries, which are still far, These continuing jihadist experiments have had a different impacts on Muslim communities, Whether on the political, social or the psychological aspects. The political organizations mainly are social organizations, Where the community is the only power that can resolving any political conflict, whatever the military power of the parties of the conflict, Therefore, the absence of social incubators support for the political and revolutionary organizations is the most important reasons for the fall and defeat, also the percentage of increase or decrease of the political and religious awareness and social responsibility of individuals are fundamental elements in the management of any conflict.
Sultan Abdülaziz'in 1863 Mısır seyahati
Bu tezin temel konusu Sultan Abdülaziz'in 3 Nisan-5 Mayıs 1863 tarihinde gerçekleşen Mısır seyahatinin nedenlerini ve sonuçlarını araştırmaktır. Gezinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ikinci Mehmed Ali Paşa kriziyle beraber Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır eyaleti arasındaki ilişkiler genel bir çerçeve içinde incelenir. 1854 yılında Abbas Hilmi Paşa ve 1856 yılında Said Paşa Süveyş Kanalı Kumpanya'sına Süveyş Kanalı'nın yapımı için imtiyazlar verir. Kanalın yapımında Tanzimat Fermanı'ndan itibaren yasaklanan angarya usulünün kullanılacak olması ve kumpanyanın açılacak tatlı su kanalları çevresindeki arazileri dilediği gibi kullanabilecek olmasından Osmanlı padişahı imtiyaz metinlerini onaylamaz. Bundan dolayı Abbas Paşa döneminde düzelmeye başlayan ilişkiler tekrar gerginleşir. Süveyş Kanalı meselesinden ötürü büyük devletlerde bu meseleye müdahale ederler ve mesele hakkında fikirlerini paylaşırlar. 1860-1863 tarihleri arasında Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa arasında bu sorun belli aralıklarla tartışılır. 1863 yılında Abbas Paşa'nın ölümüyle İsmail Paşa Mısır valisi olur ve Sultan Abdülaziz'e bu sorunu çözmek için başvurur. Mısır üzerindeki politikalarda tek geçerli mercii olduğunu büyük devletlere göstermek isteyen Sultan Abdülaziz 1863 yılının Nisan ayında Mısır Seyahatine çıkar. Bir ay sürecek seyahatte Sultan Abdülaziz Mısır'ın yanında İzmir, Çanakkale ve Gelibolu'ya da ziyaret eder. İstanbul'a dönüşünden sonra İsmail Paşa bu sorunun çözümü için Bâbıâli'ye başvurur. Bâbıâli bu sorunu hem kendi içinde tartışarak hem de büyük devletlerle mütalaa ederek 2 Ağustos'ta Süveyş Kanalı'nın tatlı su kanallarının yapımının yanında kumpanyanın uyması gereken kuralları da belirler. Bu tezde yukarıda kısaca anlatılmaya çalışılan olay arşiv belgelerine ve araştırma kaynaklarına dayanılarak açıklanmaya çalışılır.
Kanuni Sultan Süleyman'ın Veziri Mustafa Paşa hayatı ve Mısır Beylerbeyliği
16. yüzyılda Doğu- Batı ekseninde şekillenen Osmanlı politikalarında aktif rol alarak Doğu'yu ve Batı'yı kendi siyasi karakteri üzerinde birleştiren ikinci vezir Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği sürecinde yapmış olduğu faaliyetler bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Hayır Bey'in vefatı ile merkezden tayin edilen ilk beylerbeyi olması Osmanlı yönetimi açısından Mısır için bir "geçiş süreci" idi. 16. yüzyıl Osmanlı siyasi gerçekliği içinde Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi, Rodos Serdarı, ikinci vezir ve Mısır Beylerbeyi olarak boy göstermiş olan Mustafa Paşa'ya dair Osmanlı kaynaklarının bir çoğu dilsizdir. Nitekim döneminin çağdaş kronik yazarlarının eserleri incelendiğinde özellikle Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair yüzeysel ve birbirini tekrar eden bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Bu kaynakların çoğunun onun beylerbeyliği süresi ve Mısır'da gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlere yönelik eksik veya yanlış bilgiler vermesi, literatürde Mustafa Paşa'ya dair var olan çalışmaların da sıhhatinin sorgulanmasına sebep olur. Mevcut kaynaklar arasında ünlü Memlük Tarihçisi İbn İyas'ın "Bedâyi'ü'z-zühûr fî- Vekâyi'i'd-duhûr" adlı eserinin, son cildinin son bölümünde Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'nin ilk iki ayına dair detayların varlığı dönemin karanlık yüzüne ışık tutar niteliktedir. Kendi dönemindeki tüm kaynaklar incelendiğinde Mustafa Paşa'nın Mısır'daki 9 aydan 1 gün eksik beylerbeyliği sürecinde askeri, siyasi ve hukuki faaliyetlerine dair gün gün detay veren eser, Dimyat Kadısı Abdussamed b. Seyyid Ali b.Davut Diyarbekrî'nin Mısır tarihi üzerine hazırlamış olduğu "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" adlı eseridir. Daha önce bu konuya dair yapılmış çalışmalarda kullanılmayan "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" isimli eserin "Nevâdirü't-Tevârih" başlıklı İstanbul nüshası baz alınarak literatürde var olan mevcut bilgiler ile çarpmaz okuma eşliğinde hazırlan bu tez, Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair birtakım kanaatlere yeni açılımlar getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Mustafa Paşa, Mısır, Mısır Beylerbeyi, Vezir, Diyarbekrî, Nevâdirü't-Tevârih, İbn İyas, Bedâyi'ü'z-zühûr fî-Vekâyi'i'd-duhûr
Kadri Paşa'nın (Ö. 1888) el-Ahkâmü'ş-şer'iyye'si ile Hukûk-ı Aile Kararnâmesi'nin nikâh bölümü çerçevesinde mukayesesi
Bu çalışma, 19. yüzyıl Mısır'ında kanunlaştırma alanındaki çalışmalarıyla tanınan ve bürokratik olarak önemli vazifelerde bulunan Muhammed Kadri Paşa'nın (ö. 1888) İslâm aile hukuku alanında ilk kanunlaştırma teşebbüsü olan el-Ahkâmü'ş-şer'iyye fî'l-ahvâli'ş-şahsiyye (AŞ) adlı eseri ile Osmanlı Devleti'nde Tanzimat sonrasındaki kanunlaştırma faaliyetlerinin son halkası sayılan ve İslâm aile hukukunda ilk kanun metni kabul edilen 1917 tarihli Hukûk-ı Âile Kararnâmesi'nin (HAK) mukayesesi üzerine binâ edilmiştir. Mezkûr iki metnin, aile hukuku konularını içermesi ve muhtevalarının kapsamlı olması hasebiyle söz konusu mukayese, "nikâh" bahsi özelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; önce 19. yüzyılda Mısır'daki kanunlaştırma hareketlerinin oluşumunu etkileyen faktörler, AŞ'nin müellifi Muhammed Kadri Paşa ve zikredilen eseri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından mukayeseye konu olan HAK'nin içeriğinden ve özelliklerinden bahsedilmiştir. Bölüm sonunda ise yazıldıkları dönem, metot, sistematik yapı ve muhteva açısından bu iki metnin karşılaştırması yapılmıştır. Çalışmanın esasını oluşturan ikinci bölümde; Kadri Paşa'nın nikâh bölümünde yer verdiği konular çerçevesinde AŞ ve HAK'de mukayeseye uygun maddeler tespit edilerek bunların ayrıntılı değerlendirmesi yapılmıştır. Bölüm içerisinde yer alan başlıklarda konuyla ilgili giriş bilgileri verildikten sonra ayrıntılı karşılaştırma tabloları sunulmuş, devamında ise söz konusu metinlerdeki maddelerin mukayese ve değerlendirmeleri bu tablolardan hareketle gerçekleştirilmiştir.
Çağdaş bir tarihçi Diyarbekrî'nin gözünden Ahmed Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği ve isyanı (1523-24)
Ahmed Paşa 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti'nde Müslüman bir ailenin oğlu olarak doğmuş, erken yaşlarda Osmanlı hizmetine girmiş bir devlet adamıdır. I. Selim döneminde Rumeli beylerbeyliğine yükselmiş, Sultan Süleyman tahta çıktığında divanında bulunmuştur. Sultan Süleyman'ın ilk çıktığı sefer olan Belgrad Seferinde önemli başarılara imza atmış ve sonrasında vezirliğe yükselmiştir. İkinci büyük seferi olan Rodos seferinde ise serdar olarak görevlendirilmiş ve seferin gidişatını etkileyen en önemli isimlerden biri olmuştur. Sultanın divanında Piri Paşa gibi deneyimli bir veziriazamın karşısında duran hizbin başını çekmiş, Piri Paşa'nın en büyük rakiplerinden biri haline gelmiştir. Kendisi Piri Paşa'dan sonra veziriazamlığa en uygun aday olarak görülmüş fakat onun yerine İbrahim Paşa tayin edilmiştir. Daha sonra ise Mısır beylerbeyi olarak görevlendirerek İstanbul'dan ayrılmış ve bir daha da merkeze dönmemiştir. Mısır beylerbeyliği Memlükler'den Osmanlılar'a geçiş sürecinin önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Bu tezde Abdussamed Diyarbekrî'nin Tercüme en-nüzhe es-seniyye fi zikr el-hulefa ve'l-müluk el-mısriyye adlı eseri ışığında bu geçiş sürecinde Ahmed Paşa'nın Mısır'daki ajandasının ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Bunun yanında devlete en üst makamlarda hizmet etmiş bir paşanın Mısır'a tayin olduktan yaklaşık beş ay sonra burada isyan etmesinin ve bağımsız bir idare kurma teşebbüsünün arkasında yatan sebeplerin incelenmesi hedeflenmektedir. Mısır'da Ahmed Paşa'yı isyana götüren olaylar, isyanına hangi grupların katıldığı, yerel güçler ile kurduğu ilişki ağları araştırmamızın odak noktalarından birkaçıdır. İsyan sonrasında Osmanlı kaynaklarında paşaya dair oluşturulan olumsuz imaja karşı alternatif bir anlatı sunmayı hedefleyen bu çalışma aynı zamanda Osmanlı tarih yazımına katkıda bulunuyor.
Contested sovereignty: The relation between the state and the religious field in Egypt during the pandemic 2020/2021
With the first spark of the Coronavirus crisis, the novel virus opened many questions about the relationship between science, health, people, religion, and the state. The pandemic made it necessary to recall religion because the virus posed an existential security threat. According to Norris and Engelhardt (2004), religion flourishes where people lack existential security. However, the invocation of religion by the modern state is only through its religious institutions, which were established historically to control religion and define its scope. The thesis discusses the recall of religious institutions in Egypt during the outbreak of the pandemic according to maps and the dynamics of the struggle for power between religious institutions and the state. According to Nazih Ayubi (1996), the overstating State in Egypt faces a dilemma to provide more space for religious institutions to participate in controlling the pandemic; however, this will be on the account of the extending domination of the state. By applying Bourdieu's theory of the religious field, the thesis analyzes these maps of interactions between the state, society, and religious institutions during the pandemic on three levels of competition between (1) the State that monopolizes the religious field and official religious institutions, (2) among official religious institutions, and (3) official religious institutions and non-official religious actors. Although the analysis considers the state's emphasis on its social dominance, it views the state as a contested object and an arena of struggle. Therefore, the analysis of struggle includes various levels; (1) social level, in terms of fatwas, zakat, and the moral leadership of society, (2) spatial level, in terms of the mosques, (3) legal level, in terms of the constitution, and (4) international level and media level. Keywords: Religious institutions, overstating, Pandemic.
The urban quest for legitimacy: The case of Egypt's NAC
The past decade has witnessed the introduction of multiple urban mega-projects in one of the largest countries in the MENA region: Egypt. These projects, under the umbrella of al-Sisi's "Vision 2030", claim to bring modernity without the initiation of any democratic reforms for the people (which defies the modernization theory). The most outstanding of them all is the New Administrative Capital (NAC). Al-Sisi's regime has claimed on multiple occasions that NAC is the fresh start Egypt needs to boost its economic development, and it is regarded as his most important project to date. However, the economic indicators haven't provided the actual numbers that were promised. There have been delays in almost all the project's deadlines, with a back scaling of the initial goals set. Not only that, but the Egyptian economy is drowning with a high inflation rate and a harsh currency devaluation. Thus, this thesis aims to understand why al-Sisi is still prioritizing the development of NAC, despite the high risk attached to it amidst an economic crisis. This will be understood through an analysis of the political discourse of al-Sisi's urban approach, which will eventually lead to one outcome: performance legitimacy. Since his authoritarian regime did not arrive to its position of power through democratic means – if anything, one could argue it came through 'illegitimate' or unconventional means – it aspires to find alternative ways to gain legitimacy. As a result, al-Sisi aims to create a "New Republic" spatially as his regime's legacy, and he is determined to pursue it regardless of the economic consequences. Therefore, by examining NAC through the lens of "legitimacy" as the ultimate end, I argue that this urban mega-project is al-Sisi's means to maintain the stability of his regime rather than the common well-being of the Egyptian people.
A comparative field study in four emerging markets; Turkey, Kingdom of Saudi Arabia, United Arab Emirates and Egypt on e-health development challenges and expected utilization capabilities
The implementation and utilization of e-health in the healthcare sector has great potential to improve healthcare practices in general. The use of e-health becomes increasingly crucial for developing countries, that are confronted with many problems in healthcare and medical services such as; access, financial needs, limitations in resources and competent healthcare professionals. Even with these types of efficiencies that e-health would bring to the healthcare system, which are likely to be accepted by many healthcare stakeholders, there is still no consensus among healthcare professionals, government decision-makers and the users such as doctors, hospital staff, and patients for implementation and utilization. Furthermore, even if e-health can improve healthcare decision-making both for healthcare providers and patients, as well as providing speed and accuracy of information upon which healthcare decisions are made, there are still challenges surrounding investment and implementation decisions. These challenges become more significant in emerging countries where governments have initiatives for e-health implementation and utilization. This field study presents an original contribution to knowledge, by evaluating e-health challenges and needs for development and utilization of e-health and its possible adaption capabilities in four selected emerging countries; Turkey, Kingdom of Saudi Arabia, United Arab Emirates and Egypt, based on user insights.This research constitutes a distinctive approach by comparing the similarities and differences across those selected countries regarding their e-health implementation practices. The study also puts forward a new framework of a solution model to existing challenges for an impactful development of e-health facilities in those markets. This unique model is based on the outcomes of the field survey and face to face interviews conducted with authorities of health ministries and healthcare professionals in selected countries.The results of this research, emphasize significant contribution of information communication technology infrastructure readiness, and governmental regulations in a country for e-health development and implementation. The study also shows that as the level of trust to electronic applications for healthcare increases, e-health development and implementation will increase. Another result is the requirement of cultural adaptation of related e-health stakeholders such as clinicians, healthcare professionals and patients for an impactful e-health development. This research also guides in understanding the positive effects of financing and supply chain management, on e-health development and implementation in that selected country, based on user insights.This study is an inventive comparative evaluation of user perspectives by analyzing clinicians' views versus information technology healthcare professionals' views, on expected positive outcomes of e-health for the country. This research study also presents a genuine user foresight for a healthcare e-commerce approach and buying criteria of users, providing guidance for the healthcare industry. Key Words: E-health, User Insights, Emerging Markets, E-health Development Model
Trabzon ekolojik koşullarında bazı hibrit atdişi mısır çeşitlerinin performansları
Araştırma, Türkiye'nin Doğu Karadeniz Bölgesinde yer alan Trabzon (Of ilçesi) ili iklim koşullarında 10 adet hibrit atdişi mısır çeşidinin verim performanslarını incelemek amacıyla 2015 yılında, tesadüf blokları deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırmada, çeşitlerin verim ve verim özellikleri arasındaki farklar istatistiksel olarak önemli olmuş, incelenen verim özelliklerinin en yüksek ve en düşük değerleri çeşitlere göre değişmiştir. Tane verimi 698.2.2-1113.3 kg/da arasında değişmiş, en yüksek tane verimi P1429 (1113.3 kg/da) ve P1547 (1019.7 kg/da) çeşitlerinde, en düşük tane verimi ise Bora (698.2 kg/da) çeşidinde belirlenmiştir. Korelasyon analiz sonuçlarına göre, mısırda tane verimi ile koçanda tane sayısı (r=0.832**), koçan ağırlığı (r=0.6789**) ve koçan boyu (r=0.555**) arasında önemli ve pozitif ilişkiler belirlenirken, tane verimi ile bitki boyu, koçan çapı, hektolitre ağırlığı ve bin tane ağırlığı arasında ilişkiler istatistiksel olarak önemli olmamıştır. Path analizine göre; mısırda tane verimine pozitif yönde direk etkisi en yüksek koçanda tane sayısı (p=0.970, %69.864) olurken, bunu sırasıyla 1000 tane ağırlığı (p=0.138, %45.274), koçan ağırlığı (p=0.132, %12.019) ve koçan boyu (p=0.068, %8.474) izlemiştir. Tane verimine bitki boyu (p=-0.022, %3.310), koçan çapı (p=-0.266, %25.571) ve hektolitre ağırlığı (p=-0.172, %17.500)'nın direk etkileri ise negatif olmuştur. Sonuç olarak; Trabzon (Of ilçesi) iklim koşullarında daha yüksek tane verimlerinden dolayı P1429 ve P1547 atdişi mısır çeşitleri önerilmektedir. Korelasyon ve path analizine göre; tane verimine birinci sırada koçanda tane sayısı önemli ve pozitif etki göstermiş, bunu koçan ağırlığı ve koçan boyu izlemiştir.
Türkiye'de biçerdöver müteahhitliğinde kullanılan mısır hasat başlıklarının teknik ve ekonomik açıdan incelenmesi
Türkiye'de biçerdöver müteahhitliğinin kullanımı oldukça yaygın ve önemi büyüktür. Biçerdöver müteahhitliğinde yaygın olarak kullanılan tahıllar; arpa, buğday ve mısırdır. Dane mısır bitkisinin hasadında kullanılan biçerdöverin önüne takılan mısır hasat başlıklarıyla ilgili çalışma yapılmamıştır. Bu nedenle ülke düzeyinde veri tabanı oluşturulmasında mısır hasat başlıklarının teknik ve ekonomik açıdan incelenmesine yönelik araştırma yapılmıştır. Dane mısır üretiminde hasadın oldukça dikkatli ve zamanında yapılması gerekmektedir. Mısır hasadında mısır hasat başlığının performansı ve ekonomik girdiler önemlidir. Bu araştırmada Türkiye'de mısır hasat başlıklarının teknik ve ekonomik yönden araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında toplamda 73 adet biçerdöver müteahhitiyle anket çalışması yürütülmüştür. Anket çalışması yüz yüze, online ve birebir aramalar şeklinde yapılmıştır. Araştırma sonucunda, marka seçiminde en önemli kriterin fiyat ve ödeme kolaylığı, dayanıklılık, teknik servis desteği ve kalitenin biçerdöver mütehahitleri için önemli olduğu belirlenmiştir. MHB'nın hafif olması biçerdöverin güç tüketimini azaltacak ve doğrudan yakıt tüketimine etkili olacağı tesbit edilmiştir.