Morphometry

113 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalığı olgularında corpus callosum'un manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi

Parkinson hastalığı başta substantia nigra pars compacta, devamında globus pallidus, putamen ve nucleus caudatus'taki nöronların dejenerasyonuna bağlı dopamin salınımının azalması ya da tamamen ortadan kalkması ile karakterize hem motor hem de duysal bulguları olan nörodejeneratif bir hastalıktır. Parkinson hastalığı ile ilgili araştırmalar genellikle gri cevhere ait yapılar üzerinde yoğunlaşsa da motor bulgulardan çok daha önce ortaya çıkmaya başladığı bilinen duyusal bulguların sebebi olarak görülen beyaz cevher ile ilgili çalışmalar son yıllarda artmaktadır. Bu çalışmanın amacı Parkinson hastalığı'nda iki hemisferi birbirine bağlayan ve en büyük beyaz cevher yapısı olan corpus callosum'un etkilenimini yaş ve cinsiyet farklılıklarını da göz önüne alarak araştırmaktır. Çalışmamız, corpus callosum'u etkileyen herhangi bir tanı almamış 120 kontrol grubu midsagittal MR görüntüsü ile 120 Parkinson hastalığı tanısı almış midsagittal MR görüntüsü üzerinde retrospektif olarak corpus callosum'un uzunluk, genişlik ve açı değerleri ölçümleri karşılaştırılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçüm sonuçlarına bakıldığında Parkinson hastalığı tanılı grupta corpus callosum yüksekliğinin, ön uç verteks arası mesafe ile ön-iç uç verteks arası mesafenin arttığı; genu ile rostrum genişliğinin ise azaldığı ve bu değişimlerin istatistiki olarak anlam ifade ettiği görülmüştür (p<0,05). Corpus callosum uzunluk ölçümlerinin cinsiyetler arasındaki karşılaştırmasına bakıldığında kadınlar ve erkekler arasında corpus callosum uzunluğu (p=0,001), yüksekliği (p=0,000), cerebrum uzunluğu (p=0,000), corpus callosum ön ucu ile verteks arası mesafe (p=0,001) ve corpus callosum ön-iç ucu ile verteks arası mesafe (p=0,002) ortalamaları arasında anlamlı bir fark bulunduğu, bu parametrelerin ortalamalarının erkeklerde kadınlardan daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Corpus callosum uzunluk ve genişlik ölçümleri hem kontrol grubunda hem de Parkinson hastalığı tanılı grupta yaşla birlikte azalma eğilimi gösterirken özellikle corpus callosum genişliği, genu genişliği, splenium genişliği ve truncus en geniş kısmının genişliğinin ortalama değerlerindeki azalma istatistiki olarak da anlam ifade etmektedir (p<0,05). Parkinson hastalığı tanılı grupta bu azalmanın 81 yaş ve üzerinde daha belirgin hale geldiği görülmüştür. Parkinson hastalığı tanılı grupta corpus callosum genişliğinin yüksekliğine oranı da anlamlı düzeyde daha düşüktür (p=0,001). Açısal değerlerin analizine bakıldığında ise Parkinson hastalığı tanılı grupta açı 2, açı 4 ve açı 5 değerleri ortalamalarının anlamlı düzeyde arttığı bulunmuştur (p<0,05).

Corpus callosumManyetik rezonans görüntülemeMorfometri+1
Demet Terzi
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Marmara popülasyonunda auricula morfometrisinin incelenmesi

Karmaşık bir duyu organı olan kulağın en dış kısmında bulunan ve yüz bölgesinin estetik görüntüsüne de katkıda bulunan auricula, çevreden gelen ses dalgalarının toplanarak dış kulak yoluna iletilmesini sağlar. Ayrıca gözlük, küpe, kulaklık ve cerrahi maske gibi yardımcı ekipmanların yerleştirilmesinde kafanın her iki yanındaki çıkıntı özelliği kullanılan auricula'nın anomalileri ya da travmaya bağlı değişiklikleri bireylerde estetik ve işitsel sorunlara yol açmaktadır. Bunların giderilmesi için uygulanacak cerrahi işlemler ve yerleştirilecek protezler içinse auricula'nın yerleşimine ve kompleks yapısına ait detaylı morfometrik bilgilere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, "müzik kulağı" söyleminden yola çıkarak, sesin algılanmasında önemli bir göreve sahip olan auricula'nın profesyonel olarak müzikle uğraşanlar ile toplumun diğer bireyleri arasında anatomik farklılıklara sahip olup olmadığı merak edilmektedir. Çalışmamızda, duyulan bu ihtiyaçlar çerçevesinde yaşadığımız Marmara Bölgesi popülasyonundaki auricula morfolojisine ait ortalama değerleri saptanması, pandemi nedeniyle kullanılan cerrahi maskelerin değişikliğe yol açıp açmadığının belirlenmesi ve "müzik kulağı" söyleminin auricula morfometrisi ile ilişkili olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 53'ü erkek (21'i müzisyen) 30'u kadın (9'u müzisyen) toplam 83 gönüllü katılmış olup katılımcıların auricula'larına ve yüz bölgesine ait morfometrik ölçümleri dijital bir kumpas ve esnek olmayan bir mezura yardımıyla ölçülmüştür. Katılımcılara ayrıca demografik özellikleri ve gözlük/kulaklık kullanımı gibi bilgilerin sorulduğu kısa bir anket uygulanmıştır. Çalışmamız, Helsinki Bildirgesine uygun şekilde kişisel bilgilerinin korunarak gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler GraphPad Prism versiyon 8.0 yazılımı ile tanımlayıcı ve karşılaştırıcı (Mann-Whitney-U testi, One Way ANOVA testi) istatistikler ile analiz edilmiştir. İstatiksel anlamlılık değeri p<0.05olarak belirlenmiş, tüm veriler ortalama±standart sapma ve min-maks değerleri şeklinde tablolar halinde sunulmuştur. Çalışmamızda elde edilen morfolojik veriler profesyonel olarak müzikle uğraşan ve uğraşmayan, kadın ve erkek olmak üzere derlenip katılımcı sayısı, minimum-maksimum değerler, ortalama ve standart sapma olmak üzere tablolar halinde verilmiştir. Gruplar arası yapılan karşılaştırmalar neticesinde, erkek ve kadın katılımcılar arasında ölçülen değerlerin birçoğunda anlamlı farklılık görülmüştür. Buna ek olarak, profesyonel anlamda müzikle uğraşan ile kontrol grubu arasında sağ lobulus auriculae yüksekliği arasında istatistiksel çok az bir anlamlı farklılık gözlenmiştir (müzisyen, 16.34±2.21, n=30; kontrol grubu, 17.61± 2.94, n=53, p=0.04). Sol commissura lateralis palpebrarum ile subaural nokta arası mesafe, kontrol grubu erkekler ile müzikle uğraşan erkekler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (kontrol, 92.78 ± 3.70, n=31; müzisyen, 90.34 ± 3.98, n=21, p=0.027). Sol concha endeksi, müzisyen kadın ve erkek grupları arasında anlamlı derecede farklı bulunmuştur (p=0.013). Sağ ve sol auricula'nın diğer endeks değerleri arasında bunun dışında bir anlamlı farklılık görülmemiştir. Müzisyen ve kontrol grubu arasında sağ lobulus endeksi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır (p=0.0184). Çalışmamızda Marmara bölgesinde ikamet etmekte olan kadın ve erkek bireylere ait auricula morfometrik değerleri ortalama olarak ortaya konulmuştur. Daha önceki çalışmalarda gözlendiği ve beklenildiği üzere erkek bireylere ait morfometrik değerler kadınlara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Pandemi öncesi Türkiye'de yapılan diğer çalışmalar ile kıyaslandığında auricula protrüzyon değerlerinde artış gözlenmiş, bu artışın gözlük kullanımı ile ilişkisinin bulunmadığı, bu nedenle maske kullanımı ile ilişkili olabileceği öngörülmüştür. Müzikle uğraşmanın auricula morfolojisi ile olan ilişkisi sorgulandığında ise, müzisyen ve müzisyen olmayanlar arasında morfometrik olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. "Müzik kulağı" söyleminin kulağın anatomisi ile olan ilişkisini detaylı bir şekilde ortaya koyabilmek için katılımcıların dış kulak yollarının ve temporal kemiğe ait radyolojik görüntülerinin incelenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Auricula, Morfometri, Marmara Bölgesi

Kulak kepçesiMarmara bölgesiMorfometri
Elif Beyza Manisalı
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Körtik Tepe Erken Neolitik topluluğunda yerleşik yaşam: Dişlerin morfometrisi üzerine bir çalışma

Tarih öncesi topluluklarda yerleşik yaşama geçiş sürecinde geçmişte yaşamış arkeolojik toplulukların yaşam biçimleri merak konusu olagelmiştir. Çalışmamızda, avcı-toplayıcı-balıkçı Geç Epipaleolitik-Erken Neolitik dönem Körtik Tepe yerleşimi insanlarının grup içi dinamikleri hakkında izlenim oluşturulmaya çalışılmıştır. Körtik Tepe insanlarının Diyarbakır'ın Bismil İlçesinde yer alan Batman Çayı ve Dicle Nehri'nin kesişim alanında kalan yerleşimi neden tercih etmiş olabileceği ve bu yerleşime hangi genetik stoğa sahip insan grubunun yerleşmiş olabileceğine ışık tutulması amaçlanmıştır. İlk yerleşenlerin şölen, değiş-tokuş, savaş ya da çevresel tehlike, ekolojik bozulma, ritüeller, geniş besin kaynakları sebepleri başlıca olmak üzere birtakım açıklamalar bulunmaktadır. Bu açıklamalar önemli ölçüde insan topluluklarının hangi nedenlerle bir araya geldiğine ve bu durumun yerleşikliğe nasıl katkı sağladığına dair açıklamalar olma özelliği taşımaktadır. Ancak bu açıklamalardaki mevcut verilerin çoğu arkeolojik ve etnografik kuramsal açıklamalara dayanmaktadır. DNA çalışmaları ile henüz bu sorunu çözecek kadar veri sağlanamamıştır. Dişler ise yüksek kalıtılabilirlik özelliği ile bu soruna ışık tutabilecek potansiyele sahiptir. Bu çerçevede, çalışmanın amacı, Körtik Tepe yerleşiminden gün ışığına çıkarılan bireylerin grup içi dinamiklerinin anlaşılmasıdır. Yöntemimizde, dişin ölçülemeyen ve ölçülebilen özellikleri kullanılmıştır. Ölçülemeyen özellikler için ASUDAS (Arizona State Dental Anthropology System) ve ölçülebilen özellikler için ise dişin mesio-distal, bucco-lingual ve çapraz taç ölçülerinden yararlanılmış olup polar dişler kullanılarak veri setleri üzerinde analizler gerçekleştirilmiştir. 153 bireyin örneklemi oluşturduğu çalışmada ön analizlerin yapılmasının ardından Mahalanobis ve öklid uzaklıkları hesaplanarak analizler gerçekleştirilmiştir. Yapılan tekrarlı analiz sonuçlarına göre Körtik Tepe yerleşiminin homojen olduğu; bölge, konut, cinsiyet, derinlik değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Bazı konutların içerisine gömülen bireylerin birlikte kümelendiği ve yan yana konumlanan bazı konutlardan ele geçen bireylerin ise birlikte kümelendiği görülmüştür. Elde edilen veriler ışığında geniş ölçekli beslenme modeline sahip olan Körtik Tepe yerleşiminde dışarıdan güçlü bir gen akışının olmadığı, grubun kendi iç dinamikleri ile süreklilik göstererek oluştuğunu ve yaşamlarını sürdürdükleri düşünülmektedir. Anahtar sözcükler Epipaleolitik - Erken Neolitik, Avcı-toplayıcı topluluk, Körtik Tepe, biyolojik uzaklık, diş morfometrisi

Avcı-Toplayıcı DönemBiyolojik uzaklıkDiş morfolojisi+4
Şükriye Akın
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Osmaniye Havzası'nın tektonik jeomorfolojisi ve depremselliği

Bu çalışma, Osmaniye havzasının tektonik jeomorfolojisini ve depremselliğini araştırmaya dayanır. Saha ile ilgili çalışmalar olduğu halde tektonik jeomorfoloji ve depremselliği kapsayan bir çalışmanın olmaması bizi böyle bir araştırma yapmaya sevk etmiştir. Amaç Akdeniz Bölgesi'nde yer alan ve karmaşık tektonik yapısıyla öne çıkan "Osmaniye Havzası'nın" tektonik jeomorfolojisini ve depremselliğini detaylı bir şekilde incelemektir. Havza, Arabistan ve Anadolu levhalarının etkileşim zonunda olması nedeniyle aktif fay sistemlerinin etkisi altında gelişmiş ve bu durum belirgin jeomorfolojik özelliklerin yanı sıra yüksek sismik aktivite potansiyelini de beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda, çalışmada havzanın jeolojik geçmişi, güncel tektonik hareketleri ve bunların yüzey morfolojisine olan etkileri kapsamlı bir şekilde ele alınacaktır. Osmaniye Havzası'nın jeolojik durumu, Paleozoyik'ten Kuvaterner'e kadar uzanan çeşitli formasyonların oluşumlarını içermektedir. Bölge, Doğu Anadolu Fay Zonu, Karataş-Osmaniye Fay Zonu ve İskenderun-Düziçi Fay Zonu gibi önemli fay sistemlerinin etkisi altındadır. Bu faylar, havzanın tektonik evrimini ve günümüzdeki yapısal özelliklerini derinden etkilemiştir. Özellikle DAFZ'ın bölgedeki rolü ve diğer faylarla olan etkileşimi, havzanın depremselliğinin anlaşılması açısından kritik öneme sahiptir. Tektonik aktivite, Osmaniye Havzası'ndaki yer şekillerinin gelişiminde temel bir rol oynamıştır. Havzanın oluşumu ve jeomorfolojik evrimi, tektonik çöküntü ve sedimentasyon süreçleriyle yakından ilişkilidir. Amanos Dağları'nın yükselimi ve Karataş-Osmaniye Fayı gibi fayların etkisi, ovanın günümüzdeki morfolojisinin ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Ayrıca, Ceyhan Nehri, Horu (Hamis) çayı, Kalecik deresi ve Karaçay gibi akarsular morfolojinin belirlenmesinde etkili olmuştur. Osmaniye Havzası ve çevresi, tarihsel ve aletsel dönemlerde önemli deprem aktivitelerine sahne olmuştur. Tarihi kayıtlara göre bölgede büyük depremler meydana gelmiş olup, aletsel dönemde de çok sayıda sismik aktivite kaydedilmiştir. Özellikle Osmaniye şehir merkezi ve yakınındaki yerleşim yerlerinin doğrudan diri fay hatları üzerinde yer alması, bölgedeki deprem riskini yüksek tutmaktadır. Yakın zamanlarda yaşanan depremler, bölgenin sismik hassasiyetini açıkça ortaya koymuştur. Çalışmada, Osmaniye Havzası'nı etkileyen aktif fayların tanımlanması, karakterizasyonu ve sismik potansiyelleri üzerine mevcut araştırmalar detaylı olarak incelenmiştir. Karataş-Osmaniye Fay Zonu, İskenderun-Düziçi Fay Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu'nun bölgedeki deprem potansiyeline olan etkisi değerlendirilmektedir. Elde edilen veriler ışığında, gelecekteki deprem olasılıkları ve sismik tehlike değerlendirmesi üzerine çıkarımlarda bulunulmuştur. Sonuç olarak, bu tez çalışması Osmaniye Havzası'nın tektonik jeomorfolojisi ve depremselliği arasındaki karmaşık ilişkiyi ortaya koyarak, bölgenin jeolojik yapısını ve sismik risklerini kapsamlı bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular, afet risk yönetimi, arazi kullanım planlaması ve sürdürülebilir kalkınma stratejileri için önemli bir bilimsel temel oluşturacaktır. Ayrıca, gelecekteki araştırmalar için de yol gösterici olması hedeflenmektedir.

DepremDepremsellikHavzalar+7
Habib Cuydur
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Scapula morfometrisi ve cinsiyet ilişkisinin bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Çalışmanın amacı Türkiye toplumunda scapula'dan cinsiyet tayininde etkili parametreleri ortaya koymaktır. Çalışmada toraks bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden 60 erkek scapula'sı ve 60 kadın scapula'sı incelendi, morfometrik ölçümler yapıldı ve adımsal lojistik regresyon analizi ile cinsiyet tayinindeki etkinliklerine bakıldı. 10 parametre (scapular genişlik, maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, medial açı, spinal aks açısı) ve bu parametrelerden elde edilen 6 indeks (scapular indeks, supraspinous indeks, infraspinous indeks, trigonum spinal indeks, trigonum indeks, supra-infra scapular indeks) kullanıldı. İstatistiksel analizler sonucu scapular genişlik ve maksimum scapular uzunluk sağ scapula'larda %85, sol scapula'larda %90, tüm scapula'larda ise %86,7 oranında erkek ve kadın cinsiyetini ayırmada etkili olarak bulundu. Maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, spinal aks açısı, supraspinous indeks, trigonum indeks, trigonum spinal indeks, supra-infra scapular indeks ölçümlerinde sağ-sol taraflar arasında anlamlı fark bulunamadı. Scapular genişlik, maksimum scapular uzunluk, supraspinous çizgi uzunluğu, infraspinous çizgi uzunluğu, trigonum superior kenar uzunluğu, trigonum inferior kenar uzunluğu, trigonum superior spinal uzunluk, trigonum inferior spinal uzunluk, medial açı ve spinal aks açısı ölçümlerinde erkekler ile kadınlar arası ölçümlerde anlamlı farklılık bulundu. Elde edilen sonuçların Türkiye toplumunda scapula'dan cinsiyet tayini çalışmalarına ve scapula ile ilgili cerrahi girişimlere morfometrik olarak katkı vereceğini düşünmekteyiz.

AnatomiCinsiyetCinsiyet tayini+3
Mehmet Ülkir
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleme ile alt premolar dişlerin kanal varyasyonlarının ve morfometrik yapılarının incelenmesi

Bu çalışmanın amacı alt birinci ve ikinci premolar dişlerin kök kanal varyasyonları ve köklerin morfometrik yapılarının incelenmesidir. Çalışmada 75 kadın ve 75 erkek hastaya ait tomografi görüntülerinden elde edilen veriler ışığında analizler yapılmıştır. Toplamda 150 hastanın simetrik premolarların varlığı gözetilerek 600 dişi araştırmada incelenmiştir. Hastalardan elde edilen görüntülerin incelenmesi için 3D Endo™ (Dentsply Sirona) programı kullanılmıştır. Kurvatür analizleri ise MATLAB (MathWorks) programında ele alınmıştır. Çalışmada sagittal ve koronal açılardan elde edilen veriler üzerinde görüntü işleme metotları kullanılarak kanal seyrinin üç boyutlu görüntüsü elde edilmiştir. Alt premolar dişlerin incelendiği bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre; birinci premolarda çok köklülük daha fazla olmak üzere, %98.16 tek köklü ve %1.84 iki köklü olduğu gözlenmiştir. Erkeklerde iki köklü alt premolar sayısı kadınlara göre fazladır. Birden çok kök kanalı sayısı birinci premolarda daha fazla elde edilmiştir. İki kanal varlığı birinci premolarda %34.4 iken, ikinci premolarda %6.17 olarak tespit edilmiştir. Erkeklerde birinci premolarda Vertucci Tip 1 %60.7, Tip II %4, Tip III %21.4, Tip V% 8.7 olarak tespit edilmiştir. Alt ikinci premolarda Tip I %82, Tip II %8, Tip III %3.4, Tip V %2 oranında; kadınlarda birinci premolarda Tip I%70.16, Tip II %2, Tip III %17.4, Tip V %6; alt ikinci premolarda Tip I %93.4, Tip II %4, Tip V ise %2 olarak tespit edilmiştir. C-şekilli kanal varlığı insidansı %2.7 iken, toplamda dişlerin %0.6'sında rastlanmıştır. Alt birinci premolarda kron uzunluğu ortalama 6.18 mm iken ikinci premolarda 6.04 mm olarak; kök uzunlukları ise sırasıyla 15.68 mm ve 15.82 mm olarak tespit edilmiştir. Birinci kurvatür açısı alt birinci premolarda erkeklerde 11.38° ve kadınlarda 9.45°'dir. İkinci kurvatür açısı erkeklerde kadınlara göre, sol premolarda sağa göre daha fazladır. Sonuç olarak alt premolar dişlerin simetriklerinde; kadınlar ve erkeklerde benzer kök kanal morfolojileri ve yapıları gözlenmektedir.

Dental pulpa boşluğuDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Selim Han Türer
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Os hamatum`un kemik yapısının mikro-bilgisayarlı tomografi (mikro-BT) yöntemi ile değerlendirilmesi

Os hamatum proksimal bölümü dar, distal bölümü geniş olan kama şeklindeki bir kemiktir. Dorsal ve palmar yüzleri buralara tutunan bağlar nedeniyle pürüzlüdür. Palmar yüzün distal bölümünden öne doğru uzanan ve hamulus ossis hamati denilen çıkıntısı vasıtasıyla diğer karpal kemiklerden kolaylıkla ayırt edilebilir. Literatürde os hamatum ile ilgili kırık, avasküler nekroz,osteoblastoma gibi olgularla karşılaşılmakta iken; os hamatum'un yapısının Mikro-BT ile incelendiği yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Mikro-BT yüksek çözünürlüğüyle (9-15 mikrometre) çeşitli dokulara ek olarak kemik dokusunun da hassas yapısını ortaya koyan bir yöntem olarak gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı os hamatum'un kemik yapısının Mikro-BT yöntemi kullanılarak ortaya konmasıdır. Bu çalışmaya yapısal olarak bütünlük sağlayan ve herhangi bir deformitesi olmayan 55 adet os hamatum dahil edildi. Çalışmamızda os hamatum ile ilgili doku hacmi, kemik hacmi, yüzdelik kemik hacmi (kemik hacmi/doku hacmi), kemik yüzeyi, kemik yüzey/hacim oranı, trabeküler sayı,trabeküler kalınlık, trabeküler seperasyon, yapı model indeksi ve anizotropi derecesi Mikro-BT yöntemi ile değerlendirildi. Bu tez çalışmasından çıkan detaylı ölçüm sonuçları ile os hamatum ile ilgili el bileği cerrahi operasyonlarına katkı oluşturulacaktır. Anahtar Kelimeler: El bileği, Karpal kemikler, Os hamatum, Mikro-BT, Morfometri

AnatomiBilekBilek eklemi+5
Hakan Ocak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Musculus tibialis posterior insertio özelliklerinin tuberositas ossis navicularis ve medial longitudinal ark ile ilişkisi

Pes planus (Düz tabanlık), ayak kubbesinin çökmesiyle beraber yürüme, koşma gibi günlük aktivitelerin yerine getirilmesini zorlaştıran yaygın olarak görülen bir deformitedir. Bahsedilen fonksiyonların düzgün bir şekilde gerçekleştirilmesi kemik, eklem ve kasların bir bütün olarak çalışmasına ve anatomik olarak sağlıklı olmasına bağlıdır. M. tibialis posterior ayak kubbesinin stabilizasyonunu sağlayan esas kasdır ve disfonksiyonu edinilmiş pes planus'un esas nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kasın, ayağın plantar yüzündeki tendon dağılım paterninin varyasyonları, morfometrisi ve ayak kubbesi ile ilişkisi tam olarak bilinmemektedir. Kubbenin oluşumuna katılan os naviculare'nin mediale taşan bölümünün morfometrisinin bu yapıyla ilişkili olduğu ileri sürülmekle birlikte yeterli kanıt bulunmamaktadır. Bu çalışmada, ayak kubbesi, m. tibialis posterior'un tendonu ve tuberositas osis navicularis'in mediale taşan bölümü arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarılması amaçlandı. Çalışmamızda 34 adet (15 kadın, 19 erkek) amputasyon materyali ve kadavra ayağının dorsal ve plantar yüzlerinde diseksiyonlar gerçekleştirildi. Ana tendon ve uzantılarının tüm tutunma yerleri ve bağlantıları değerlendirilip tiplendirme yapıldı. Tüm tendonlara ve medial çıkıntıya ait morfometrik ölçümler gerçekleştirildi. Ayak kubbesini değerlendirebilmek için naviküler indeks ile I. Metatarsal-Calcaneus açısı kullanılarak pes planus gruplandırılması yapıldı ve gruplar arası parametreler değerlendirildi. Tüm ayaklarda, m. tibialis posterior tendonu uzantılarının calcaneus, os naviculare, os cuneiforme medialis ve lateralis, os cuboideum ve IV. metatarsal kemikte ve farklı kombinasyonlar ile diğer kemiklerde sonlanabildiği bulundu. Ayrıca, ayakların %73'ünde bu uzantılar ile m. flexor hallucis brevis'in, m. adductor hallucis'in ve m. peroneus longus'un tendonları arasında bağlantılar tespit edildi. Tüm ayaklarda, os naviculare'nin, belirlenen referans hattın medialine taştığı ve ana tendonda herhangi bir kesinti oluşturmadığı sonucuna varıldı. Normal ve patolojik ayak grupları arasında tendon tipleri, kas bağlantıları veya tendon uzantısı sayıları ve os naviculare'nin mediale taşan bölümünün morfometrisi açısından anlamlı bir fark tespit edilmedi. Ancak, IV. metatarsal kemiğe tutunan tendon uzantısının kesit alanının ve kalınlığının pes planus grubunda daha fazla olduğu bulundu. Sonuç olarak, os naviculare'nin mediale taşan bölümünün morfometrisinin tendon dağılımını etkilediğine ya da ayak arkında pes planus'u kolaylaştırdığına dair her hangi bir kanıta ulaşılamadı. Kasın IV. metatarsal kemiğe tutunan tendon uzantısının boyutlarının pes planus ile ilişkili olduğuna ilişkin verilerimiz, ulaşabildiğimiz literatür için yenidir. Hem m. tibialis posterior tendonu hem de os naviculare'nin mediale taşan kısmının morfometrisinin ayak arkı ile ilişkisine dair verilerin pes planus'un klinik ve biyomekanik olarak değerlendirilmesine katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

DüztabanlıkKadavraMorfometri+2
Turan Koç
Mersin University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Amyotrofik lateral skleroz hastalarında manyetik rezonans görüntüleme ile corpus callosum'un morfometrik olarak değerlendirilmesi

Amyotrofik lateral skleroz, üst ve alt motor nöron hasarının kombinasyonunu içeren nörodejeneratif bir hastalıktır. Araştırmalara rağmen, amyotrofik lateral skleroz hastalığının mevcut yönetimi, tanı ve prognoz açısından yetersiz kalmaktadır. Özellikle erken evrelerde hastalığın tanınmasında yaşanan zorluk, heterojen fenotip ve semptomların diğer hastalıklarla örtüşmesi gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır. Daha yaygın olan hastalıklar genellikle amyotrofik lateral skleroz hastalığından önce düşünülmekte, bu da tanıyı geciktirmektedir. Çalışmamızda corpus callosum incelenerek amyotrofik lateral skleroz hastalığının tanısına yardımcı olacak bir bulgu elde edilmesi amaçlandı. Bu çalışma için manyetik rezonans görüntüleme ile önceden elde edilmiş olan 60 adet görüntü kullanıldı. Midsagittal planda corpus callosum uzunluğu, kalınlığı ve aşağıya bakan açıklığına ait açı ölçüldü. İlaveten corpus callosum beş bölgeye ayrılarak alan ölçümleri yapıldı. Corpus callosum üzerinde yapılan bu morfometrik ölçümlerde, amyotrofik lateral skleroz hastaları ve sağlıklı bireyler arasında farklılıklar olup olmadığı araştırıldı. Ayrıca ekstremite ve bulber başlangıçlı amyotrofik lateral skleroz tipleri karşılaştırıldı. Hasta grubunda 17 ekstremite başlangıçlı, 13 bulbar başlangıçlı hasta bulunmaktaydı. Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre, hasta ve kontrol grupları arasında corpus callosum kalınlığı, beş bölgenin alanı ve corpus callosum toplam alanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Corpus calosum'un kalınlık ve alan ölçüm değerleri amyotrofik lateral skleroz hastalarında kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Ekstremite başlangıçlı ve bulbar başlangıçlı hastalar arasında sadece corpus callosum açı ölçümü bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Bulbar başlangıçlı hastalarda ekstremite başlangıçlı olanlara kıyasla corpus callosum açısı daha dardır. Sonuç olarak bu çalışmada amyotrofik lateral skleroz hastaları ile sağlıklı bireyler arasında ve ekstremite başlangıç ile bulbar başlangıç arasında corpus callosum'da morfolojik değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Bu veriler, hastalığın tanısına, ileride hastalıkla ilgili yapılacak bir sınıflandırmaya veya hastalıkla ilgili yapılacak bilimsel çalışmalara katkıda bulunabilir.

Amyotrofik lateral sklerozCorpus callosumManyetik rezonans görüntüleme+3
Zeynep Şengün
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk popülasyonunda proksimal femurun yaş ve cinsiyete göre morfometrik analizi

Çalışmamızda, Türk popülasyonuna ait kadın ve erkek bireylerin, radyografi görüntüleri (RG) üzerinden ölçümler yaparak, proksimal femur morfometrik analizini yaş ve cinsiyete göre belirleyip ve literatürle karşılaştırmayı amaçladık. Ölçümlerimiz, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'na başvuran 18-75 yaş aralığındaki bireylerin pelvik RG üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmada, 134 erkek ve 136 kadın olmak üzere toplam 270 kişinin pelvik RG üzerinden ölçümler yapıldı. Bireyler, 18-25, 26-35, 36-45, 46-55, 56-65, 66-75 yaş aralıklarından oluşan altı guruba ayrıldı. Çalışmaya, kemik gelişimini etkileyen hastalığı bulunan, kalça ekleminde ve uyluk bölgesinde kırık, geçirilmiş cerrahi ve protezi olan olgular dahil edilmedi. PACS (Picture Archiving and Communication System) sistemi üzerinden proksimal femur'un uzunluk, genişlik, derinlik ve açılarına ait ölçümler yapıldı. Elde edilen verilerin istatiksel analizleri SPSS 21.0 programı ile analiz edildi. Analiz sonuçları ortalama, standart sapma, minimum (min) ve maksimum (max) olarak verildi. Erkeklerde yapılan ölçümlerde daha yüksek değerler ölçüldü (p<0,05). Tüm bireylerin sağ tarafında caput femoris çapı (CaFÇ), collum femoris genişliği (CoFG), baş boyun eksen uzunluğu (BBEU), femur inklinasyon açısı (FIA), gözyaşı damlası mesafesi (GD), linea intertrochanterica uzunluk ölçümleri (LiUüst, LiUorta ve LiUalt) istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0,05). Sol tarafta ise collum femoris uzunluğu (CoFU), horizontal ofset (HO), alsberg açısı (AA) istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (p<0,05). Sağ ve sol taraftaki uzunluk ölçümleri arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon ilişkisi tespit edildi. Çalışmamızda proksimal femur ölçümlerinde ulaştığımız istatistiksel analizlerle; Türk popülasyonuna ait ortalama standart verilerin ortaya konulmasında önemli olduğunu düşündüğümüz verilere ulaştık. Çalışmamızda ölçtüğümüz parametrelerle cinsiyet tayini ve sağ-sol taraf ölçümlerinin karşılaştırılmasında kullanılabilecek veriler elde ettik. Bizim toplumumuzda ya da diğer toplumlarda yapılacak çalışmaların karşılaştırılmalı analizine, proksimal femur morfolojisinin ve bu bölgede karşılaşılabilecek klinik durumlarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağı kanısındayız. Anahtar Sözcükler: Cinsiyet tahmini, morfometri, proksimal femur, radyografi.

CinsiyetFemurMorfometri+3
Sevim Akdoğan Özcan
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Arteria vertebralis'in multidedektör bilgisayarlı tomografi ile morfometrik analizi

Arteria vertebralis a. subclavia'dan ilk ayrılan daldır. Arterin dalları arasında en kalın dalı olup boyun kökünün derininde ve arterin arka-üst tarafından çıkar. C7 hariç tüm boyun omurlarının foramen (for.) transversarium'larından geçer ve kafa tabanına gelir. Sulcus a. vertebralis'den geçerek for. magnum'dan kafa boşluğuna girer. Dura ve arachnoidea mater' i deler ve subaraknoidal boşluğa girer. Sulcus bulbopontinus' ta iki tarafın arteri birleşerek a. basillaris'i oluşturur. A. vertebralis' in anatomik ve morfolojik varyasyonları baş ve boyun bölgesindeki tanı ve cerrahi işlemler için önemlidir. Çalışmamız herhangi bir vasküler patolojisi olmayan, 18-65 yaş arasında 129 erkek ve 77 kadın hastaya ait toplam 206 adet multidedektör bilgisayarlı tomografi (MDBT) anjiografi yöntemi ile elde edilmiş görüntüler üzerinde gerçekleşti. Bu görüntüler üzerinde bilateral 5 adet çap 5 adet alan ve 3 adet uzunluk ölçümü yapıldı. Sağ ve sol tarafta 206 AV'nin orjini incelendi. Sağ tarafta 13'ü (%6,3) arcus aorta kaynaklıyken 22'si (%10,7) arcus aorta kaynaklıydı. AV'nin for. transversarium'a giriş seviyesi incelendiğinde sağ tarafta 206 AV'nin 189'unun (%91,7) C6 seviyesinden, 13'ünün (%6,3) C5 seviyesinden, 1'inin (%0,5) C4 seviyesinden, 3'ünün (%1,5) ise C7 seviyesinden giriş yaptığı görüldü Sol tarafta ise 206 AV'nin 191'i (%92,7) C6 seviyesinden, 10'u (%4,9) C5 seviyesinden, 2'si (%1,0) C4 seviyesinden, 3'ü (%1,5) ise C7 seviyesinden giriş yaptığı görüldü. Sağ ve sol tarafta C6 seviyesinde AV çapları ölçüldü. Ölçüm sonuçlarına göre AV çapının 2 mm' nin altında olması AV hipoplazisi olarak tanımlandı. Sağ tarafta 206 vakanın 20'si(%9,21) ; sol tarafta 206 vakanın 13'ü(%6,31) hipoplazik olarak bulundu. Çalışmada elde edilen ölçüm sonuçları SPSS 21 programı ile analiz edildi. Parametrelerin taraf, cinsiyet, yaş grupları (18-29 yaş, 30-39 yaş, 40-49 yaş, 50-59 yaş, 60- 65 yaş) arasında olan ilişkileri ve her bir parametrenin birbirleriyle ilişkisi değerlendirildi. Sonuç olarak; anormal a. vertebralsi'lerle ilgili beklenmedik olaylardan kaçınmak için, bölgede herhangi bir işlem yapılmadan önce a. vertebralis ve arcus aorta'nın seyri ve morfometrik özellikleri dikkate alınmalıdır.

AnatomiMorfometriTomografi+2
Rabia Haşimoğlu Kablan
Necmettin Erbakan University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bilgisayarlı tomografi görüntülerinde superior turbinate ve komşu etmoidal yapıların anatomik varyasyonlarının endoskopik sinus cerrahisi açısından incelenmesi

Amaç: Çalışmamızda concha nasalis superior (CNS) ve concha nasalis media (CNM), fossa olfactoria (FO), sinus sphenoidalis (SS) gibi komşu yapıların morfometrik ölçümlerinin yapılması, morfolojik varyasyonlarının tespit edilmesi ve elde edilen verilerin klinikte endoskopik sinus cerrahisi açısından öneminin literatür eşliğinde belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Bu çalışmada 18-80 yaş aralığındaki toplam 153 hastaya ait (76 erkek, 77 kadın) bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri retrospektif olarak incelendi. CNS ve komşu yapılarına ait morfometrik ölçümler BT görüntüleri üzerinde aksiyal, koronal ve sagital düzlemlerde gerçekleştirildi. Concha bullosa superior (CBS) ve sinus sphenoidalis (SS) hacim ölçümleri ise 3D-SLICER yazılımı ile ölçüldü. Bulgular: Solda CBSU ölçüm değeri kadınlarda erkeklere göre anlamlı derecede yüksek bulundu. CNSU ölçüm değeri sağ tarafta sola göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Sol SSPH ölçüm değeri 1. yaş grubunda diğer iki yaşa grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Sol CBSU parametresi FOP'nin 1A2B tipinde anlamlı derecede daha yüksek bulundu. Sol SSPH parametresi FOP'nin 1A2B tipinde anlamlı derecede daha düşük bulundu. Sağda SSPH parametresi, CBM'nin Bülböz tipinda anlamlı derecede yüksek bulundu. CBS pnömatizasyon tipi ile CNSU, CBSU, CBSG, CBSH, SSPH değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. SS pnömatizasyonu ile FO pnömatizasyonu, septum nasi pnömatizasyonu (SNP), concha bullosa superior (CBS) arasında kuvvetli pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Mevcut çalışmamızın sunduğu verilerin özellikle endoskopik prosedürlerde radyologlara ve cerrahlara tanı ve tedavide faydalı olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Bilgisayarlı tomografi, Concha nasalis superior, Fossa olfactoria, Sinus sphenoidalis, Pnömatizasyon.

AnatomiFossa olfactoriaMorfometri+3
Ahmet Safa Gökşan
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Scottish fold ve British shorthair ırkı kedilerde radyografik görüntüleme ile skeleton axiale'nin lumbal, sacral ve caudal bölümlerinin morfometrik analizi

Amaç: Bu tez çalışması ile; Scottish Fold ve British Shorthair ırkı kedilerde skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerinin radyografik görüntülerinin analizi ve görüntüler üzerinden alınacak morfometrik verilerin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 16 Scottish Fold ve 16 British Shorthair olmak üzere toplam 32 kedi kullanılmıştır. Skeleton axiale'nin pars lumbalis, pars sacralis ve pars caudalis'lerini oluşturan anatomik yapıların ventro-dorsal ve latero-lateral radyografileri alınmış, bu görüntüler üzerinden karşılaştırmalı makroanatomik inceleme ve morfometrik ölçümler yapılarak, elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: British Shorthair ve Scottish Fold ırkı kedilerin röntgen görüntüleri üzerinden yapılan makroanatomik incelemede, iki kedide 8 adet bel omuru ve sakralizasyon, yetişkin dört kedide tam kaynaşmamış S2-S3, on aylık bir kedide tam kaynaşmış S3-Ca1 olgusuna rastlanmıştır. Morfometrik verilerin analizinde, tüm bel omurlarının ortalama uzunluk ve genişlik değerlerinin British Shorthair, foramen vertebrale yüksekliğinin ise Sottish Fold ırkı kedilerde daha büyük olduğu görülmüştür. Irk farkı göz ardı edilerek yapılan karşılaştırmada erkeklerde, L₇ dışındaki diğer tüm bel ve kuyruk omurları daha uzun, bel omuru ortalama genişlikleri de daha büyük bulunmuştur. Sonuç: Her iki ırka ait bazı morfometrik veriler ve makroanatomik bulgular sunulmuştur. Bu çalışma sonucunda elde edilen verilerin, sağlıklı kediler yetiştirilmesi ve vertebraların stabilizasyonu için güvenli implantasyon koridorlarının tanımlanmasına yönelik araştırmalara katkı sağlaması beklenmektedir. Anahtar kelimeler: British Shorthair, Kedi, Morfometrik, Scottish Fold, Skeleton Axiale.

Hayvan hastalıklarıKalıtsal otoinflamatuar hastalıklarMorfometri+1
Beray Korkmaz
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Yaban domuzunda articulatio genus'un anatomik ve morfometrik olarak incelenmesi

Bu tez tez çalışmasında evcil domuzun atası olarak bilinen yaban domuzunda articulatio genus'un yapısının anatomik ve morfometrik olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Tez çalışmasında materyal olarak 4 adet dişi ve 6 adet erkek olmak üzere 10 adet yaban domuzunun sağlı sollu articulatio genus'u kullanıldı. Bu amaçla öncelikle eklemin pasif normal eklem hareket açıları gonyometre ile ölçüldü. Daha sonra materyallerin radyografik görüntüsü alındı. Radyografik çekimden sonra materyaller tespit için %10'luk formaldehit solüsyonunda bekletildi. Tespit işleminden sonra eklemin oluşumuna katılan kemik, meniscus ve ligamentlerin makro anatomik ve morfometrik incelemeleri gerçekleştirildi. Femur'un distal kısmında bulunan önde trochlea ve arkada lateral ve medial kondiller incelenerek çeşitli ölçümler yapıldı. Trochlea'nın labium'larının aynı büyüklükte olduğu, kondillerin de belirgin bir büyüklük farkı göstermediği tespit edildi. Tibia'nın proksimalinde lateral kondilin yamuk, medial kondilin ise üçgen şeklinde olduğu, tuberculum intercondylare laterale'nin daha yüksek olduğu tespit edildi. Tuberositas tibia üzerinde sığ bir oluğun var olduğu görüldü. Patella'nın ön yüzünde ve yan yüzünde apex-basis genişlik farkının daha belirgin olduğu, fibula'nın eklem yüzünün tüm materyallerde düz olduğu tespit edildi. Menisküslerin "C" harfine benzediği, ancak meniscus medialis'in lateralis'e göre daha dış bükey olduğu saptandı. İç bükey kenarları ince iken dış bükey kenarlarının kalın şekillendiği görüldü. Diz eklemine ait ligamentlerin iyi gelişmiş olduğu gözlendi. Ligamentum patellae'nin tek parça olduğu tespit edildi. Radyolojik incelemede kemik yapıların çeşitli yönlerden görüntüsü elde edildi. Gonyometrik ölçümlerde sağ ve sol taraf açısından önemli bir farkın olmadığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Diz Eklemi, Gonyometre, Radyografi, Yaban Domuzu

AnatomiAnatomi-veteriner hekimlikArticulatio genus+3
İshak Doğan
Hatay Mustafa Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Toroslar'daki poligonal karst alanlarının morfometrik özelliklerinin incelenmesi

Doğu Toroslar'daki yüksek karstik platolar üzerinde çok sayıda dolin yer almaktadır. Bu çalışmanın ana amacı Doğu Toroslardaki dolinlerin alansal dağılımı ve morfometrik özelliklerinin belirlenmesidir. Çalışma kapsamda 1/25.000 ölçekli 217 topoğrafya haritası kullanılarak 28 karstik plato üzerinde toplam 36.188 dolin tespit edilmiştir. Sahayı oluşturan ana litolojik birimlerin büyük bir çoğunluğunu neritik kireçtaşı (%46) ile mermer ve kuvarsitler (%22) oluşturmaktadır. Karstik platoların ortalama sıcaklık değerleri 3°C ile 13°C arasında, yağış değerleri ise 468 mm ile 970 mm arasında değişiklik göstermektedir. Poligonal karst alanları çalışma alanının batısında daha geniş alan kaplamaktadır. Ayrıca bu kesimde dolin sayıları oldukça yüksektir. Yükseklik özelliklerine göre dolinler 640 metre ile 3335 metre arasında dağılım gösterir. Tüm çalışma alanında ortalama dolin yoğunluğu 4,5 dolin/km2 dir. Maksimum dolin yoğunluğu 128 dolin/km2 ile Malatya Dağları'nda gözlenip, Aladağlar, Alandaş Dağı, Yama Dağı ve Berit Dağı'nda ise 50 dolin/km2 nin üzerine çıkmaktadır. Ancak yüksek yoğunluğa sahip alanlar (>50 dolin/km2) sahada oldukça az yer kaplamaktadır (%0.2). Doğu Toroslar'daki dolinlerin ortalama alanı 3287 m2, ortalama çevre uzunluğu ise 170 metredir. Dolinlere ait dairesellik indisinin ortalama değeri 1.29 olup dairesel formlarını kaybetmiş özelliktedirler. Dolinlerin uzun eksen uzunluğu ortalama 62 metre, kısa eksen uzunluğu ortalama 37 metredir. Sahadaki dolinlerin ortalama uzama oranı değeri ise 1.58 olup, dolinler yarı eliptik özelliktedirler. Doğu Toroslar'daki dolinlerin egemen yönelimi KD-GB doğrultusunda olup sahada BKB-DGD ve KKB-GGD doğrultularında ikincil uzanımlar da tespit edilmiştir.

CoğrafyaDoğu ToroslarKarst+5
Gülden Çetinkaya
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbal bölgede interspinöz boşluğun ve processus spinosus'ların morfometrik ölçümleri

Lumbal spinal stenoz, lumbal bölgenin anatomik yapısını ve morfometrik değerlerini etkileyen, dejeneratif değişikliklerden kaynaklanan bir sendromdur. Son yıllarda lumbal spinal stenoz tedavisi için minimal invaziv tekniklere ilgi artmaktadır. İnterspinöz cihaz implantasyonu, lumbal spinal stenoz tedavisi için minimal invaziv bir alternatiftir. İnterspinöz cihaz implante edilecek bölgenin anatomik yapısının ve morfometrik değerlerinin bilinmesi, interspinöz cihaz tasarımı ve implantasyonunun başarısını arttırabilir. Bu nedenle processus spinosus'ların ve interspinöz boşlukların morfometrik değerleri önemlidir. Bu çalışmada 18-65 yaş aralığında 215 bireyin (Erkek: 100, Kadın: 115), manyetik rezonans görünteleme yöntemi ile elde edilen lumbal bölge görüntüleri üzerinde, processus spinosus'ların ve interspinöz boşlukların yükseklik ve uzunluğu, processus spinosus'ların genişliği, spino-laminar açı ölçümleri yapıldı. Ölçülen değerlerin cinsiyet, yaş, kilo, boy ve vücut kitle indeksi ile korelasyonu incelendi. Bazı seviyelerde processus spinosus ve interspinöz boşluk yüksekliğinin ve uzunluğunun, erkeklerde kadınlardan daha fazla olduğu görüldü. Birçok seviyede yaş arttıkça processus spinosus ve interspinöz boşluk yüksekliğinin azaldığı, uzunluğunun arttığı, kilo arttıkça processus spinosus yüksekliğinin azaldığı, genişliğinin arttığı, processus spinosus ve interspinöz boşluk uzunluğunun arttığı, boy arttıkça processus spinosus ve interspinöz boşluk yükseklik ve uzunluğunun arttığı, vücut kitle indeksi arttıkça processus spinosus ve interspinöz boşluk yüksekliğinin azaldığı, processus spinosus genişliğinin arttığı saptandı. Bu sonuçların interspinöz cihaz tasarımı ve implantasyonunda dikkate alınması gerektiği kanısına varıldı.

AnatomiLomber vertebraMorfometri+2
Dicle Kaya
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Elit düzeydeki güreş ve halter sporcularında lumbal vertebraların morfometrik olarak değerlendirilmesi

Bu araştırma, elit düzeydeki erkek güreş ve halter sporcuları ile erkek sedanter bireylerin lumbal vertebralarının, morfometrik olarak incelenerek yapısal farklılıkların ortaya çıkarılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 12 güreş sporcusu, 12 halter sporcusu ve 12 sedanter birey olmak üzere toplam 36 erkek katılmıştır. Lumbal vertebraların iki boyutlu ve üç boyutlu ölçümleri için manyetik rezonans görüntüleme cihazı, elde edilen manyetik rezonans görüntülerinin analizinde ise stereolojik yöntemler kullanılmıştır. Verilerin analizinde, parametrik testlerden Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ile nonparametrik testlerden Kruskal Wallis test istatistiği kullanılmıştır. İstatistiki anlamlılık düzeyi için p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda vertebral korpus anterior yüksekliği, vertebral korpus posterior yüksekliği, bilonkav deformite oranı ve kompresyon deformite oranı bakımından sedanter bireyler ile halter sporcuları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülürken; intervertebral disk anterior yüksekliği, intervertebral disk medium yüksekliği, bikonveksite indeks oranı, vertebral korpus hacmi ve intervertebral disk hacmi bakımından ise güreş ve halter sporcuları arasında anlamlı fark bulunmuştur. Vertebral korpus medium yüksekliği, vertebral korpus çapı, anterior kama deformite oranı, intervertebral disk posterior yüksekliği ile farfan oranı bakımından gruplar arasında anlamlı farka rastlanmamıştır. Yapmış olduğumuz çalışma sonuçları ışığında, halter sporcularının omurgalarındaki yapısal dejenerasyonları azaltmak için, omurgalarına binen yükün minimal düzeye düşürülmesi gerekmektedir. Bu yüzden sporcuların iskelet sistemi biyomekaniğinin göz önünde bulundurularak, sportif faaliyetlerin gerçekleştirilmesi çok önemlidir. Bu bağlamda özellikle halter antrenörlerinin iskelet sistemi biyomekaniği hakkında eğitim almaları hususunda federasyonların spor kulüplerini yönlendirmeleri gerekmektedir. Sporcuların biyomekanik özelliklerinin belirlenmesi ve bu doğrultuda sporcuya uygun antrenman programının hazırlanması, teknik ve hareketlerin hem antrenman hem de müsabaka esnasında daha doğru ve bilinçli bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlayacaktır.

GüreşGüreşçilerHalterciler+6
Abdulsamet Efdal
Hitit University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde corpus femur ve corpus tibia'nın geometrik özellikleri

Köpeklerde, uzun kemiklerin morfometrik özelliklerine ilişkin yaş, cinsiyet vb. faktörlere bağlı varyasyonların incelendiği araştırmalar biyomekanik veya konformasyonel farklılıkların yorumlanabilmesi için önemlidir. Diğer yandan, bu tür geometrik varyasyonlara ait veriler ortopedik çalışmalarda bazı deformitelerin düzeltilmesi ve implantların uygulama yöntemi veya tasarımlarını geliştirmek için kullanılmaktadır. Çalışmada benzer büyüklükte 41 adet köpeğe ait sağlam femur ve tibia kemikleri kullanıldı. Kemikler genç erkek (n=10), genç dişi (n=10), erişkin erkek (n=10) ve erişkin dişi (n=11) olacak şekilde dört grupta değerlendirildi. Kayıtları alınan kemiklerin röntgen görüntüleri ve bilgisayarlı tomografik kesit görüntüleri hazırlandı. Röntgen görüntüleri kullanılarak proximal ve distal spongioz kemik oranı hesaplandı. Bilgisayarlı tomografi kesit görüntülerinde kemiğin corpus'unun proximal, distal ve ortasında cavum medullare çapları ve substantia corticalis kalınlıkları ölçüldü. Kesit görüntülerinden hazırlanan üç boyutlu kemik modellerinde anatomik eksen, proximal ve distal longitudinal eksenler üç boyutlu olarak çizdirildi. Bu eksenler kullanılarak dorsal düzlem üzerinde proximal ve distal medio-lateral eğim açıları ile sagittal düzlemde proximal ve distal cranio-caudal eğim açıları ölçüldü. Elde edilen verilerden, bu ölçüm parametreleri için her yaş grubuna ve cinsiyete ait ortalama değer, standart sapma, güven aralığı değerleri, istatistiksel karşılaştırmaları ve korelasyon katsayıları tablolar halinde sunuldu. Çalışma sonunda, köpeklerde fonksiyonel anatomi ve klinik açıdan en önemli uzun kemiklerden olan femur ve tibia'daki kesit özellikleri ve eğriliklerin yaş ve cinsiyete bağlı anatomik farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmış ve çeşitli ortopedik uygulamalara ilişkin, kemik bölümlerinde tespit edilen bazı geometrik varyasyonlara göre öneriler sunulmuştur.

Anatomi-veteriner hekimlikFemurKemik ve kemikler+3
Sümeyra Oral
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde yapılan morfometrik ölçümler ile ekstremite radyografilerinde distal falanks kemiklerinin şekil ve ölçülerinin karşılaştırılması

Koyun ve keçi yetiştiriciliği ülkemiz hayvancılığında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada doğal mera şartlarında yaşayan ve şiropodi yapılmamış koyun ve keçilerin tırnakları üzerinde bazı morfometrik ölçümlerin alınması ile sağlıklı ve tırnakları fazla uzamış olan bireylerde tırnak boyutlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bilgiler sayesinde şiropodi yapılması kararı ve şekli hakkında fikir sahibi olunması beklenmektedir. Ayrıca koyun ve keçilerin distal ekstremite radyografilerinde paries ve solea ungulae kalınlıklarının belirlenmesiyle normal varyasyonların ortaya konması amaçlandı. Her iki türde III. falanks kemiklerinin morfolojik olarak sınıflandırılması ve karşılaştırılmasıyla da tür farkları ortaya konarak bunların kemik bazında identifikasyonlarının yapılabilmesine katkı sağlayacaktır. Çalışmada Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde bakılan 88 Saanen keçisi ve 50 Kıvırcık koyunu kullanıldı. Her hayvanda kumpas yardımıyla paries ungulae uzunluğu, ökçe uzunluğu, diyagonal paries ungulae uzunluğu, solea ungulae genişliği, solea ungulae uzunluğu, tırnağın aksiyal ve abaksiyal duvar yükseklikleri ve dorsal duvar açısı ölçüldü. Aksiyo-abaksiyal grafiler üzerinde paries ve solea ungulae kalınlıkları belirlendi. Ayrıca koyunlar için 5, keçiler için 6 değişik tip processus extensorius modeli ile üç değişik dorsal duvar şekli ortaya kondu. Tırnaklar üzerinde belirlenen parametrelerin nerdeyse tamamında tırnağın yerleşimi ve yaş gruplarına göre anlamlı farklar belirlendi. Aynı parametrelerin normal ve fazla uzamış/deforme tırnakların konumu ve yaş gruplarına göre ortalamaları belirlendi ve referans değerleri oluşturuldu. Koyunlarda tırnakların fazla uzaması %5,3, keçilerde %32,5 oranında görülmüştür. Koyunlarda processus extensorius'un ayağa göre şekilsel dağılımı istatistiki olarak anlamlı düzeyde bulunmadı, ancak keçilerde anlamlı farklar bulundu. Sonuç olarak, koyun ve keçilerin tırnak ölçüleri ile distal falanks şekilleri hem birbirlerinden hem de tırnakların yerleşimi yönünden farklılık göstermektedir.

KeçilerKoyunlarMorfometri+4
Hasan Kurt
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uludağ kütlesi kuzeydoğusunda şehirleşmenin olduğu alüvyal fanlar üzerinde taşkın duyarlılık analizi

Alüvyal fanlar dünya üzerinde birçok noktada özellikle yerleşme ve tarım faaliyetleri açısından tercih edilen morfolojik birimlerin başında gelmektedir. Ancak alüvyal fanların ve besleyici havzalarının sahip olduğu morfolojik özelliklerden dolayı bu alanlar sık sık sel-taşkınların görüldüğü sahalar olarak karşımıza çıkar. Bu çalışmanın amacı; üzerinde yoğun kentleşmenin olduğu Marmara Bölgesi'nin en yüksek kütlesi olan Uludağ'ın kuzey-kuzeydoğu yamaçlarında yer alan alüvyal fanların ve besleyici havzalarının taşkın üretme potansiyellerinin araştırılmasıdır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada kullanılan temel altlık veriler; 1:5000 ölçekli planlardan elde edilen 5m çözünürlüklü Sayısal Yükseklik Modeli (SYM) verisi, farklı tarihli Corine arazi kullanım verileri, yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ile arazi çalışmalarıdır. Oluşturulan 5 metre çözünürlüklü SYM'den drenaj havzaları ve alüvyal fan alanları üretilmiştir. Drenaj havzalarına vektör veri tabanlı morfometrik analizler(çizgisel, alansal ve rölyef) uygulanmış ve sonuçlar taşkın duyarlılıkları açısından değerlendirilmiştir. Alüvyal fan alanlarında kullanılan yöntemlerin başında ise havza/fan morfometrik analizleri gelmektedir. Bu kapsamda alüvyal fanların alan, uzunluk, eğim, akış süreci gibi bazı morfometrik parametrelerini kullanarak, gerisindeki drenaj havzaları ile olan morfometrik ilişkileri ortaya konulmuştur. Alüvyal fan alanlarında morfometrik yöntemler dışında beşeri kaynaklı olan arazi kullanım özellikleri, fan yüzeyindeki karayollarının uzanış doğrultuları, köprülerin varlığı ve fan alanlarındaki drenaj alanlarında yapılan yanlış veya yetersiz dere ıslah çalışmalarının da etkisi taşkın duyarlılığı açısından değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, Uludağ kütlesinin kuzeyinde batıdan doğuya doğru Gökdere, Akçaalan, Devrengeç, Çukuryayla, Kaplıkaya, Erikli, Kocabalıklı, Küçükbalıklı, Çardakseki, Değirmenönü ve Deliçay drenaj havzalarının varlığı tespit edilmiştir. Bu havzaların önünde ise alansal olarak birbirinden farklı dördü alüvyal yelpaze dördü ise alüvyal koni olan 8 adet alüvyal fan sistemi tespit edilmiştir. Fanları besleyen havzaların taşkın duyarlılığı açısından Deliçay ve Gökdere yüksek, Kaplıkaya, Çardakseki, Akçaalan, Devrengeç, Küçükbalıklı, Değirmenönü, Kocabalıklı, Erikli ve Çukuryayla havzaları orta duyarlılık derecesine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu havzaların taşkın üretme potansiyeline karşılık olarak alüvyal fanlarda ise Erikli, Devrengeç ve Çukuryayla çok yüksek, Kaplıkaya, Gökdere ve Akçaalan yüksek, Balıklıdere ve Deliçay orta duyarlılık değerine sahip olduğu tespit edilmiştir.

Alüvyal yelpazeBursaBursa-Uludağ+4
Furkan Çorapçı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyelomeningosel tanılı hastalarda kraniyoservikal bileşkenin morfometrik analizi: Chiari malformasyonları ve hidrosefali ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Spina bifida santral sinir sisteminin yaşamla bağdaşan en sık konjenital anomalisidir. En sık ve en ağır formu miyelomeningoseldir (MMC). MMC, gestasyonun 3. haftasında meydana gelen nöral tüpün kaudal kısmındaki kapanma defektine bağlı açık disrafizmdir. Diğer spinal disrafizmlerden farklı olarak birçok intrakraniyal malformasyonla (%80 hidrosefali, %86 Chiari Tip II) birliktelik gösterir. MMC'ye eşlik eden bu patolojilerin görülme oranlarının bu derece fazla olması konjenital, kronik süreçli bu anomalilerin patogenezinin açıklanmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Kraniyospinal hidrodinamideki bozulmalar hidrosefali, kraniyovertebral bileşke anomalileri, chiari malformasyonları, kraniyosinoztoz gibi durumlar ile ilişkilendirilmiştir. Kraniyoservikal bileşke morfometrisi incelenerek MMC ve ilişkili anomalilerin patofizyolojisinin anlaşılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 2019-2023 yılları arasında Ankara Şehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği tarafından tedavi ve takip edilen 77 MMC tanılı hasta retrospektif olarak, preoperatif MR görüntüleri ile birlikte değerlendirildi, kraniyoservikal bileşke ölçümleri ile karşılaştırmalar yapıldı. Verilerin istatistiksel analizi IBM SPSS Statistics v26 yazılımı kullanılarak yapıldı. İstatistiksel anlamlılık değeri p≤0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Hidrosefali gelişimine etkili risk faktörleri olarak tonsiller herniasyon, supraoksiput uzunluğu ve Boogard açısı anlamlı bulunmuştur. Tonsiller herniasyon ölçümündeki kendi birimi cinsinden (mm) bir birimlik artış hidrosefali gelişme riskini 1,075 kat artırmaktadır ve bu durum istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,009). Hidrosefali olan hastalarda, olmayan hastalara göre; supraoksiput uzunluğu ve Wackenheim Açısı artmış, Boogard açısı ve pB-C2 mesafesi azalmıştır. Tonsiller herniasyon düzeyinin artışında ise basion-dens interval uzunluğunun azaldığı ve supraoksiput uzunluğunun arttığı bulunmuştur. Sonuç: MMC hastalarının kraniyoservikal bileşke ölçümlerinde hidrosefali ve Chiari malformasyonları ile anlamlı ilişkiler saptanmıştır. MMC hastalarında daha önce kapsamlı kraniyoservikal bileşke morfometrik analizinin yapılmamış olması, bu çalışma ile başlayan sürecin, ileri değerlendirmelerin önünü açması, MMC ve ilişkili anomalilerin etiyopatogenezi hakkında ek bilgiler sağlaması beklenmektedir. Böylece prognozun öngörülmesi, tedavi ve takip süreçlerinin yönetimine katkı sağlanması hedeflenmelidir.

Arnold-Chiari malformasyonuHidrosefaliKraniyoservikal bileşke+5
Mustafa Özkan
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin 2:4 parmak oranı ile burun yapısının morfometrik olarak karşılaştırılması

Amaç: Yüzün orta kısmı estetik olarak önemli ve burun yapısı da bu bölgenin en önemli parçasını oluşturmaktadır. Ayrıca burun etnik, yaş, ırk gibi konularda bilgi verebilen önemli bir anatomik belirteçtir. Biz de çalışmamızda gençlerdeki 2D:4D oranı ile normal burnun anatomik yapısı arasındaki korelasyon ilişkisini morfometrik olarak araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışma Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan yaşları 18-25, boyları 150 cm-189 cm, ağırlıkları 42 kg-90 kg ve üstü arasında değişen 205 (Kız:127, Erkek:78) öğrenci üzerinde yapıldı. Katılımcıların sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra boy ve kilo ölçümleri alındı. Çalışmada ayrıca el ve burun bölgesine ait morfometrik ölçümler aynı araştırmacı tarafından ölçülerek kaydedildi. Daha sonra gönüllülere ait VKİ hesaplandı. Ayrıca çalışmadaki gönüllüler yaş için sekiz, boy uzunluğu için dört, ağırlık için altı ve VKİ için dört gruba ayrıldı. İstatistiksel analiz yapıldı ve p<0,05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmada ilk önce çalışmaya katılanların demografik verileri alındı. Daha sonra ele ve buruna ait parametrik veriler ölçülerek kaydedildi. Alınan demografik ve parametrik verilerin cinsiyete, yaşa, boya, ağırlığa ve VKİ'ne göre ortalamaları ve standart sapmaları hesaplandı. Daha sonra cinsiyete, yaşa, boya, ağırlığa ve VKİ'ne göre el ve burun parametreleri istatistiksel olarak değerlendirildi. Değerlendirme sonucunda parametreler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Sonuç: Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilerin burun gelişimi, adli tıpta cinsiyet tayini ve burunla ilgili patolojilerin teşhis ve tedavisinde katkı sunacaktır. Ayrıca burunla ilgili herhangi bir operasyon planlarken anatomik noktaların tariflenmesinde bu bölge ile ilgilenen klinisyenlere yardımcı olacaktır. Anahtar Kelimeler: 2D:4D oranı, el, burun, anatomi, embriyoloji, morfometri

2D:4D oranıAnatomiBurun+7
Buket Oğuz
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sinus maxillaris tabanının posterior maxillar dişlerle olan ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi

Sinus Maxillaris (SM), gelişimini tamamlarken posterior maxillar dişler (PMD) sinus tabanıyla yakın ilişki içerisinde olur. Bu durum PMD ve alveollerine yapılacak herhangi bir müdahale esnasında sinus için perforasyon riski oluşturur. Bu yakın ilişki ve değişkenlik göz önüne alınarak SM ile PMD arasındaki ilişkinin SM morfojisinin incelenmesi amaçlanmıştır. On sekiz yaş üstü hastalara ait KIBT görüntüleri retrospektif olarak Planmeca ProMax 3D Mid cihazı (with Romexia software version 3.2.0) ile incelenmiştir. SM'in yapısını bozan sinus patolojileri olan hastalar ve daha önceden ağız çene bölgesinden cerrahi operasyon hikayesi olan hastalar çalışmaya dâhil edilmedi. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 45±17'idi. Bu görüntüler üzerinde her bireyin sağ ve sol sinus maxillar tabanı ile 2 premolar,3 molar dişin yakınlık ilişkisi kwak ve ark. kullandığı tiplendirmeye göre değerlendirildi. Daha sonra SM'in anterioposterior(APÇ),transvers çap(TÇ) ve vertikal çapları(VÇ) ölçüldü SM tabanında septa varlığı, sayısı, frekansı ve konumu incelendi. Doksan dokuzu kadın 108 erkek 18-92 yaş aralığında 207 bireyin KIBT görüntüleri incelenmiştir. SM'de ölçülen 3 morfolojik ölçümün 2'sinde (APÇ, VÇ) erkeklerin çapının kadınlara oranla istatiksel olarak daha fazla olduğu (p=0.004, p=0.00) ve SM çapları ile yaş arasında anlamlı bir korelasyon olmadığı görülmedi. İki yüz yedi bireye ait herhangi bir perforasyon ve patolojisi olmayan 410 SM incelendiğinde septa bulunan olgularda septa lokalizasyonu % 48.7 oranıyla en fazla media'da (2.molarbölge) olduğu saptanmıştır. SM tabanı ile PMD arasındaki ilişki incelendiğinde molar dişlerin premolar dişlere oranla SM tabanı ile daha yakın ilişki içinde olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın diş hekimleri ve bu bölgede işlem yapacak olan klinisyenler için önemli olacağı düşünülmektedir.

AnatomiDişlerKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Habibe Can
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bifurcatio carotidis'in BTA görüntüleri üzerinde morfometrik analizi

Sistemik faktörlerin yanı sıra geometrik özelliklerin şekillendirdiği hemodinamik elemanlar da ateroskleroz oluşumunu etkilemektedir. Bu nedenle aterosklerotik plaklar arteriyel ağın kıvrımlı bölgeleri ile arter bifurkasyonlarında oluşma eğilimi göstermektedir. ACC ve terminal dalları bu açıdan aterosklerotik plakların en sık oluştuğu bölgelerin başında gelir. Boynun klinik muayenesi sırasında BC seviyesini dışarıdan belirlemek önemli bir kriterdir ve cerrahi girişimlerin planlanması/teknik zorlukların tahmin edilmesinde de faydalı olabilmektedir. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmada ACC'in BC'i oluşturduğu seviye; terminal dalları ACI ve ACE morfometrik olarak incelenmiştir. Bu amaçla carotis sistemi ortalama yaşı 53.87±17.51 olan 247 bireyin (123 kadın/124 erkek) BTA görüntülerinde bilateral olarak incelenmiştir. BC'in seviyesi proc. mastoideus, Gonion, os hyoideum, cart. thyroidea ve vertebrae cervicales'e göre belirlenmiştir. Bifurkasyon açısı ilki ACI-ACE damar merkez eksenleri arasındaki, diğeri ACI-ACE'nın birbirlerine bakan arter duvarları arasındaki açı olmak üzere iki yöntemle ölçülmüştür. ACI açısı ACC ve ACI; ACE açısı ise ACC ve ACE damar merkez eksenleri arasındaki açı olarak belirlenmiştir. BC'in en geniş yeri bulbus çapı, ACI-ACE ayrılma yerindeki çap bifurkasyon çapı olarak kabul edilmiştir. Arter çapları ise objektif bir metotla belirlenen ardışık beş çap ölçümünün aritmetik ortalaması alınarak belirlenmiştir. Bireylerde BC proc. mastoideus'un (% 100), Gonion'un (% 96.4) ve os hyoideum'un aşağısında (% 63.2); cart. thyroidea'nın yukarısındaydı (% 65.8). BC'ın en sık görüldüğü vertebral seviye ise C3 alt 1/3 seviyesi idi. Vertebral seviye hem cinsiyetler hem de sağ-sol taraf arasında anlamlı bir değişiklik göstermiyordu. Vertebral seviye ile yaş arasında pozitif yönde çok zayıf bir ilişki vardı. BCA1 45.18±18.8°, BCA2 43.58±25.22°, ACI açısı 22.88±13.92° ve ACE açısı 23.86±13.4° idi. Bu açılardan BCA1, BCA2 ve ACI açısı erkeklerde kadınlardakinden daha genişti. ACI açısı erkeklerde sol tarafta, sağ taraftan daha geniş bir açıya sahipti. BCA1, BCA2 ve ACE açısı yaş arttıkça artmaktaydı. Vertebral seviye ile BCA1 ve BCA2 arasında pozitif yönde orta şiddette bir korelasyon vardı. Bulbus çapı 11.15±2.26 mm, bifurkasyon çapı 13.39±3 mm, ACI çapı 5.65±0.91 mm, ACE çapı 4.21±0.69 mm ve ACC çapı 6.7±0.96 mm idi. Bütün çap değerlerinin erkeklerde kadınlardakinden daha büyük olduğu görüldü. Erkeklerde bulbus çapı ve bifurkasyon çapının sol tarafta sağ taraftan daha büyük olduğu görüldü. Bulbus çapı, bifurkasyon çapı, ACC çapı ile bireylerin yaşları arasında zayıf bir korelasyon tespit edildi. ACI çapı ve ACE çapı ile yaş arasında bir korelasyon yoktu. Bütün çap değerleri vertebral seviye ile zayıf bir ilişki gösterdi. Tüm bu sonuçların hasta ve hastalık hakkında bir fikir yürütme açısından klinisyenlere ve bu bölgeye cerrahi girişimde bulunacak operatörlere faydalı bilgiler sunabileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Arteria Carotis Communis, Arteria Carotis İnterna, Arteria Carotis Externa, Bifurcatio Carotidis, Bilgisayarlı Tomografi Anjiografi

AnatomiAnjiyografiBifurcatio carotidis+6
Kübra Deveci
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00

Related subjects