Muslims
183 theses under this subject heading
Modern dönem Yahudi mezheplerinin "Öteki" bağlamında Müslümanlara bakışı: Filistin örneği
Dinler, öğretileri ve kuralları aracılığıyla hitap ettiği topluluğu yönlendirmektedir. Dini öğretilerin ve kuralların doğru yorumlanması ve aktarılması bireysel ve toplumsal açıdan önem arz etmektedir. Zira yapılan yanlış bir aktarım kuşaklar boyu devam edecek bir karmaşaya sebep olacaktır. Bu çalışmada Modern dönem Yahudi mezheplerinin öteki bağlamında Müslümanlara bakışı Filistin örneği üzerinden ele alınmaktadır. Yahudilikte var olan "öteki" anlayışı, teolojik kökenlerinden başlayarak modern dönem mezhepsel yorum farklılıklarına kadar uzanan bir süreçte gelişim göstermiştir. İbrahim, İshak ve Yakup ile başlayan Yahudi kimliği; Musa sonrasında yaşanan gelişmelerle yeniden şekillenmiştir. Bu durum Tanrı-Yahudi ilişkisini etkilediği gibi Yahudi ve "öteki" ilişkisini de etkilemiştir. Aydınlanma çağı ile Yahudilik yeniden bir mezhepleşme sürecine girmiştir. Reform, Ortodoks, Muhakazakâr ve Yeniden Yapılanmacı Yahudi mezhepleri modern dönemin ahlaki, teolojik, toplumsal ve politik koşulları doğrultusunda "öteki"ne olan yaklaşımlarında farklı yönelimler geliştirmişlerdir. Bu nokta hem Filistinli Müslümanlara hem de İsrail-Filistin ilişkisine yönelik önemli bir gelişmedir. Zira 19.yüzyılın son dönemlerinde başlayan ve 1948'de İsrail'in kurulmasıyla bir krize dönüşen Yahudi-Müslüman ilişkileri henüz köklü bir çözüme kavuşturulamamıştır. Bu bağlamda modern dönem Yahudi mezheplerinin gerek teolojik söylemleri gerekse politik adımlara verdikleri tepkileri kritik öneme sahiptir. Tez giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde tezin konusu ve amacı, önemi, yöntemi, kapsam ve sınırlılığına dair bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde Yahudi/Yahudilik ve öteki kavramlarının tanımları verilmiştir. İkinci bölümde Yahudilikte öteki'ne bakış ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise modern dönem Yahudi mezhepleri hakkında genel bir bilgilendirme yapılarak mezheplerin teolojik farklılıklarına değinilmiştir. Ayrıca Filistinli Müslümanlara olan bakışları ahlaki, teolojik ve sosyo-politik açılardan ele alınmıştır. Sonuç kısmında ise mezheplerin Filistinli Müslümanlara bakışında yalnızca teolojik farklılıkların değil aynı zamanda modern ulus-devlet, politika ve Yahudi kimliği hakkındaki tartışmaların da etkili olduğu görülmüştür.
Latino Muslims communities online presence: Sense of virtual community in facebook spaces
In the first part of the thesis the introduction of the research is presented. In the second chapter can be found the literature review; how religion appears in the Internet, both as information source and experience, the first stages of Islam in Internet, it is also described making emphasis in its deferent forms and finally it focused in what are virtual communities and their characteristics. Chapter three displays the methodology of this work. In chapter four, ten Latino Muslim communities spaces in Facebook are analyzed observing the Sense of Virtual Community, discussion structure and practices, authority and hierarchy, and the broader connections with other (e-) communities. Finally in the chapter five findings, discussion and conclusion are given. Keywords: Latino Muslims, Communities online, Muslim communities, Islam in Latin America.
İslami bankacılığa ilişkin algılar: Tanzanya'daki müslümanların ve gayri müslümlerin algılarının karşılaştırılması
This study investigated perceptions toward the introduction of Islamic banking in Tanzania, and measure the awareness of islamic banking products and services as well as the factors which influence citizens of Tanzania in choosing Islamic banking products and services in order to compare if there are any similarities and differences between Muslim and non-Muslim citizens. By using snow ball sampling techniques, a sample of 660 people has been surveyed, whereby 330 represented by Muslim and 330 by Non-Muslim. Chi-square test was used to explore if there is any significant difference between Muslims and non-Muslims perceptions toward islamic banking in Tanzania. With respect to the knowledge level about Islamic banking and perceptions towards Islamic banking it seems there is a significant difference between perception of Muslims and non-Muslims toward introduction of Islamic banking in Tanzania. It was found that nearly two thirds of Muslim respondents are aware of Islamic banking whereas only one third of non-Muslim citizens are aware of it. It seems that people learn about Islamic banking products and services mostly through friends or Islamic banks. Keywords: Islamic Banking, Perception, Awareness, Muslim, non-Muslim, chi-square test, Tanzania
Müslümanlaşma sürecine sosyolojik bir yaklaşım: Japon Müslümanlar
Bu araştırmada din değiştirme fenomeni Japon Müslümanlar örneğinde incelenmiştir. Araştırmanın amacı Japonların din değiştirerek Müslüman olma süreçlerini ve Japonya'da Müslüman bir Japon olarak yaşama deneyimlerini anlamak ve din değiştirme literatürüne kavramsal bir katkı sağlayabilmektir. Bu amaca uygun nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada hem fenomenoloji hem de gömülü teori yaklaşımlarının bakış açıları, araştırma teknikleri ve veri analiz metotları bir arada kullanılmıştır. Fenomenolojik yöntem ile Japon Müslümanların din değiştirme deneyimleri anlamlandırılmaya çalışılırken, gömülü teori yaklaşımı ile de kuram geliştirmek hedeflenmiştir. Araştırma teorik bir bölümden ve bir saha çalışmasından oluşmaktadır. Teorik bölümde, saha çalışmasını destekleyecek bir şekilde din değiştirme, kimlik, Japonya'da din ve dindarlık ve Japonya'da İslam'ın geçmişi incelenmiştir. Saha çalışması için 2016 Eylül - 2017 Aralık ve 2019 Şubat – 2020 Ocak ayları arasında toplam 2 yıl 3 ay Japonya, Tokyo'da bulunulmuştur. Bu süreç boyunca 2 yıl Tokyo, Waseda Üniversitesi'nde ve 3 ay Tokyo Camii ve Türk Kültür Merkezi'nde misafir araştırmacı olarak çalışmalar yapılmıştır. Bu saha çalışması boyunca nitel araştırma veri toplama yöntemlerinden yarı-yapılandırılmış mülakat, katılımcı gözlem, saha notları ve dökümantasyon tekniklerine başvurulmuştur. Kendileriyle mülakat yapılan Japon Müslümanların birçoğu Tokyo'da, bir kısmı da Japonya'daki diğer şehirlerde ikamet etmektedir. Katılımcılara kartopu ve amaçlı örneklem metotlarıyla ulaşılmıştır. Yaşları 19 ile 81 arası değişen, 32 kadın ve 30 erkek toplam 62 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar yapılmıştır. Tokyo Camii ve Türk Kültür Merkezi ile yine Tokyo'daki Japon Müslüman Derneği başta olmak üzere, çeşitli cami, mescit ve derneklerin etkinliklerine katılınmış, Japon Müslümanlar ile görüşmeye devam ederek gözlemler yapılmış ve saha notları tutulmuştur. Ayrıca Waseda Üniversite kütüphanesinde literatür araştırması yapılmıştır. Araştırmanın temel ve alt problemleri kapsamında incelenen konular; Japonların İslam dini ve Müslümanlar ile karşılaşma koşulları, Müslüman olma süreçleri, onları bu tercihe yönelten motivasyonlar, geçmişlerinin ve Japon toplumunda sosyalleşmelerinin Müslüman olmaları ve sonrasında İslam'ı yorumlama ve yaşama biçimleri üzerindeki etkileri, kimliklerinin ve Japon toplumu ile ilişkilerinin nasıl etkilendiği ve son olarak din değiştirme literatürünün Japon Müslümanların deneyimleriyle ne derece uyumlu olduğudur. Sonuç olarak, Japon Müslümanların İslam ile ilk anlamlı karşılaşmasının sosyal bağlamda, büyük çoğunluğu yurt dışı olmak üzere iş, eğitim ve seyahat sırasında gerçekleştiği tespit edilmiştir. İslam ile karşılaşmadan önce hâlihazırda var olan yaşam şartlarından ve inançlarından ciddi tatminsizlikleri ve yeni bir yaşam ve inanç biçimi arayışı içinde olmayan Japonlar, farklı şekillerde İslam ile ilgilenmeye başlamıştır. Müslüman olmaları dört farklı motivasyon ile gerçekleşmiştir: sosyal, entelektüel, psikolojik ve pragmatik. Müslüman olduktan sonra da ciddi bir toplumsal tepki ile karşılaşmamış, kimlik krizi yaşamamış ve Japon ve Müslüman kimliğini bir arada sahiplenmekte ve yaşamakta büyük oranda zorlanmamışlardır.
İtalya'da Müslüman fetihleri
Bu tezin amacı, Müslümanların İtalya üzerine yapmış olduğu fetihler hakkında bilgi vermektir. Bu sebeple önce İtalya'nın coğrafyası ve Müslümanların fethine kadar bölgede hakim olan topluluklarından kronolojik sıraya göre bahsedilmiştir. Ardından Sicilya Adası'nın fethi sonrası İtalya topraklarına yapılan fetihlere değinilmiştir. Müslümanların İtalya'da Ağlebîler ile başlayan fetihlerden, onların kurmuş olduğu emirliklerden, Ağlebîler'in bölgedeki hakimiyetine son vererek yerlerine geçen Fatımîlerden ve Norman hakimiyetinde varlıklarını devam ettiren Müslümanlardan bahsedilmiştir. Müslümanların bu süreçte Sicilya ve İtalya'da medeniyete yapmış olduğu katkılar ile Rönesansa etkileri de ele alınmıştır.
Endülüs-Fransa bölgesi ilişkileri
Emeviler'in kuzey Afrika fetihlerinin sonucunda İspanya'da kurmuş olduğu medeniyet uzun yıllar yaşamıştır. Ancak tarih tekrar tekerrür etmiş ve kurulan bu medeniyet zirveye ulaştığı bir dönemde yıkılmaktan kurtulamamıştır. Müslümanların Fransa'da bulunan Narbonne bölgesini üst edinmesiyle beraber, Kuzey Endülüs'te ve çoğunlukla bugün ki Fransa topraklarında varlıklarını arttırmışlardır. Marsilya, Lyon, Toulouse gibi şehirlerde uzun yıllar kalan Endülüslü Müslümanlar buralarda önemli zaferler kazanmışlardır. Şam merkezli Emevi devletinin yıkılmaya yüz tutmasıyla beraber ortaya çıkan Endülüs Emevi devleti de Fransa topraklarında kalabilmiştir. Ancak Endülüs Emevi devletinin de gerilemeye başladığı bu dönemde, bir grup Müslüman denizci Fraxinetum'da küçük bir emirlik kurmuş ve Güney Fransa'da hatırı sayılır işler yapmışlardır. Son olarak hem güney Fransa'da hem de İspanya'da ki güçlerini kaybeden Müslümanlar, sürgün edilmeye başlamıştır. İspanya'dan kara yoluyla Fransa'ya göç eden Moriskolar, Fransa'da da umduğunu bulamayınca Osmanlı devletinden yardım talebinde bulunmuştur. Osmanlı devletini girişimiyle de Fransa'da yaşayan Moriskolar güvenli bir şekilde farklı yerlere göç edebilmiştir. Fakat ne acıdır ki büyük başarılar kazandıkları Endülüs'te, Müslümanlar artık mülteci konumuna düşmüş ve nice eziyete maruz kalmışlardır.
Mekke Dönemi ilk Müslümanlar
Bu çalışmada ilk Müslümanların Mekke dönemi ele alınmıştır. Onlar İslâm'ın ilk müntesipleri olmaları bakımından tüm Müslümanlar için önem arz etmektedirler. Onların İslam'a girdikleri dönemde halihazırdaki demografik durumları, sosyal ve ekonomik yapıları, kültürel durumları, İslam'a girişleriyle birlikte yaşadıkları rûhî ve zihni dönüşüm ortaya koyulmuştur. Araştırma esnasında Türkçe eserlerden faydalanmakla beraber ağırlıklı olarak klasik İslâm Tarihi kaynakları kullanılmıştır.
Batı Trakya Müslüman Türk azınlığın din ve eğitim sorunları
Tez çalışmasında, Yunanistan'da yaşayan Müslüman Türk Azınlığının din eğitimi faaliyetlerini yürüten örgün ve yaygın eğitim kurumlarının durumu ve sorunları konu edinilmiştir. Çalışmada, azınlığın örgün eğitim tarihi ve güncel durumu, yaygın din eğitiminde Kur'an kursu programları, amaç ve hedefleri hakkında bilgilere yer verilmiş ve azınlık eğitim sorunlarının tespiti gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Batı Trakya'da anaokul sorunu, azınlık ilkokullarının kapatılması, orta ve lise öğretim kurumlarının yetersizliği sebebiyle eğitim konusunda birtakım problemler vardır. Azınlık toplumunun Müftülük sorunu, din eğitimi imkânlarının örgün eğitimdeki eksikliği ve yaygın eğitim destekli ilerleyişi, devlet tarafından atamaları kabul etmeyen azınlığın desteklediği seçilmiş müftülük kurumlarının yapısı ve toplumun tamamına hitap eden din eğitimi faaliyetlerine yer verilmiştir. Devletin azınlığa ait atlaşmalardan doğan özerk eğitim hakkının iadesi, azınlığın kendi okullarını kurarak, yönetim ve denetiminin azınlığa bırakılması, güncel eğitim sorunlarının Batı Trakya'nın etnografyasına uygun bir metotla çözülmesi adına talep ve istekleri ele alınmıştır. Sorunların çözümü konusunda eğitim politikasının temelinde yer alan milli kimlik inkârı, ekonomik darboğazlık, vakıf sorunu, dini özgürlükler konusundaki kısıtlamalar irdelenmiştir. Azınlık toplumunun bilinçlenmesi, sorunlar konusunda farkındalık yaratma ve eğitim desteği sunan sivil toplum örgütlerinin durumu kapsamında, azınlığın en temel sorunlarından hareketle atılan adımların eğitim yapısının şekillenmesi ve tanınması açısından üstünde durulmuş ve eğitim sorunlarının ortaya konulması bakımından önem arz eden bir çalışma olduğu ifade edilebilir.
Hüdavendigâr eyaleti Burusa sancağı Domaniç kazası 1261 (1845) tarih ve 7712,7714,7719,7725,7731,7732 numaralı temettu'ât defterleri transkripsiyonu
Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü dönemde ki diğer devletlerde olduğu gibi, büyük ölçüde giderlerini halktan topladığı vergilerle gidermeye çalışan bir devletti. Osmanlı Devleti, vergi sisteminde Tanzimat Dönemi'ne kadar tam bir usül yoktu. Tanzimat'tan sonra Osmanlı Devleti'nin vergi sisteminde köklü değişiklikler yapıldı. Bu döneme kadar alınan bazı vergiler kaldırılarak tüm halkın gelirine göre ve eşitlik esasına dayanan temettu' vergisi konulmuştur. Devletin, halktan aldığı bu temettu' vergilerinin kaydedildiği defterlere de Temettu`ât Defterleri denilmiştir.Tanzimat'tan sonraki dönem hakkında özellikle, 19. yüzyıl Osmanlı Devleti sosyal ve ekonomik yapısı hakkında önemli bilgiler veren Temettu`at Defterleri günümüzde Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunmaktadır. 1988'de tasnif çalışmaları tamamlanan Temettu`at Defterleri araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Bu defterlerde tahriri yapılan yerleşim birimlerindeki nüfus, vergisi alınan ve alınmayan toprak, yetiştirilen ürünler, hayvanlar, ailelerin gelirleri, kira gelirleri, meslek ve sanat gelirleri kaydedilmektedir. Temettu`at Defterlerinde dönemin nüfus yoğunluğu, bölgenin arazi, iktisadi, ticari durumu ve zirai durumu, her türlü gelirleri, hayvan geliri ve dağılımı, ailelerin gelir ve refah seviyesi hakkında bilgiler bulunmaktadır. Bu defterlerdeki bilgiler ışığında, Osmanlı Devleti'nin toplumsal, iktisadi ve sosyal yapısı hakkında bilgi edinmek mümkündür.Yüksek Lisans tez çalışması olan bu Temettu`at Defterlerinden Burusa Sancağına tabi` Domaniç Kazası'na bağlı aşağıdaki köylerin Temettu`at Defterlerinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır.ML. VRD. TMT. 7712 Bulamur KöyüML. VRD. TMT. 7714 Çok KöyML. VRD. TMT. 7719 Berçin KöyüML. VRD. TMT. 7725 Domür KöyüML. VRD. TMT. 7731 Durabeğ KöyüML. VRD. TMT. 7732 Ilıcasu Köyü
Kur'an mübhemlerinin tahlili
Kur'an-ı Kerim insanlığa yol göstermesi, hak ile batılı ayırması, evrensel mesajlarıyla Müslümanların hayatlarını düzenlemesi gibi sebeplerle vahyolunduğu ilk andan itibaren anlaşılma çabalarının merkezinde olmuştur. Kur'an'ı doğru anlamada müfessirleri meşgul eden konulardan biri de Kur'an'ın mübhem ifadeleridir. Kısaca Kur'an' daki belirsiz kişi, mekan, zaman yahut varlıklar olarak ifade edebileceğimiz Kur'an mübhemleri, Kur'an-ı Kerim'de bir çok farklı biçimde karşımıza çıkmaktadır. Bu mübhem ifadeler tarih boyunca müfessirlerin oldukça ilgisini çekmiş, bunların medlullarının ne olduğu anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bu yapılırken, Kur'an mübhemlerine farklı bakış açılarıyla farklı manalar verilebilmiş, mübhemat zaman zaman bazı fırkaların idelojik tefsir çalışmalarının istismarına uğramış, bazen ise gereksiz ayrıntılara girilerek Kur'an'ın ana mesajı gözden kaçırılmıştır. Oysa ki Kur'an mübhemlerinin varlığı; dikkatleri kişi, kavim, zaman ve mekanlara değil ortaya konan mesajlara çekmesi bakımından onun evrenselliğinin en önemli kanıtlarından biridir. Dolayısıyla diğer tüm ayetler için olduğu gibi, içerisinde mübhem ifadeler bulunduran ayetler için de objektif, önyargı ve ön kabullerden uzak bir yorumun gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Mübhemat, İbham, Mübhem, Kapalılık, Kur'an.
Jesuit missionary approaches to the 'Muslim infidels' and its impact today
With the approach of the Ottomans to Europe and the failed crusade, priests and missionaries decided to move forward against the Ottomans, the other and the Muslim infidels with the 'divine sword', defeating them by stabbing the 'divine sword' right through their hearts. Starting with the priest and missionary Juan de Segovia who happen to have written a polemic work against Islam, the Quran and its traditions, he never transferred his missions outside Europe but perhaps influenced other priests and missionaries with his approach and with his work to further his 'divine sword'. Ignatius de Loyola and his Jesuit Order were known for their 'universal' missions and their interactivity with 'Muslim infidels' outside Europe. Altough, Ignatius himself never left the borders of Europe for missionary purpose but his fellow 17th century Jesuit members did and they did so gradually by travelling an residing in countries like India, Japan and Mesopotamia. This thesis will show a more detailed insight on Jesuit missionary approaches to Muslims and their interactivity with them in and outside Europe.
عناية القرآن بحقوق أهل الكتاب
God Almighty revealed the Qur'an and made it a constitution to regulate life and relationships, so the Qur'an made the Islamic religion a platform for Muslims' life, a constitution for their rule, and a source of legislation in all aspects of life, regulating their individual and social relations, local and international, and the Islamic religion did not condemn societies that do not follow the religion of Islam, The Holy Qur'an singled out the People of the Book a special position in dealings and legislation. The Holy Qur'an took care of the People of the Book who reside in the Islamic countries permanently, and guaranteed them rights that no legislation had achieved before, and they lived in the Islamic countries enjoying their religious, social and political rights. The rights of permanent residents, and the Qur'an obliged Muslims to guarantee these rights for them. The Qur'an singled out the People of the Book with rulings, legislation, and dealings, so it enjoined their righteousness, and forbade arguing with them except in the best way, and made it lawful to eat with them and intermarry with them, all of these provisions even if they were in non-Muslim countries, and made it obligatory for the People of the Book residing in the House of Islam to have some duties, and made the basis of these legislations justice. and tolerance. Keywords: care, rights, people of the book, Jews, Christians, dhimmis.
أحكام المرأة المسلمة أمام أهم القضايا المعاصرة
In this research, in the light of contemporary developments, the provisions regarding Muslim blood were examined in terms of Islamic jurisprudence according to four sects. The study aims to identify preferred views on current problems based on the Qur'an, Sunnah and other Shari'ah sources. The importance of the study stems from the sensitivity of the subjects covered in the research. In a period when there are many fatwas without evidence, it is of great importance to know the shar'i decree clearly and clearly, and this issue is one of the problems of our age. Veiling, inheritance issues, women's work, participation in elections and political life, sedition, mischief and loss of social values as a result of fault and neglect of these duties are questions that need to be answered about women today. Descriptive historical method was used while revealing the position of women in history. Analytical induction method was preferred to analyze the opinions and texts about the rulings of Muslim women in the light of contemporary developments in the Shari'ah and law books, and to analyze the views of the relevant sects by comparing them. The most important results of the research are as follows: Unlike other legal systems that exploit women for their worldly and material interests, it is the religion of Islam that treats women fairly for the first time and gives them all their rights and duties. Mixing of men and women in schools, factories and public places has undesirable consequences can give birth. Among the most important challenges faced by Muslim women is the right of women to leave the house and work in various jobs. Sharia allowed women to work in these areas. Women have proven their success in business life and even surpassed men in some areas. However, the use of all these rights depends on the compliance of the work with the conditions of the Sharia. If this condition is not fulfilled, the woman may neglect her primary duty of raising a generation. As for participation in politics, women can claim political positions like men, as long as they comply with Shariah law. However, in this regard, men and women should not work in a mixed way. The researcher proposes to increase the awareness of religious and national culture so that women do not fall into western secular movements. Likewise, it is necessary to warn reformers, preachers and thinkers that women have a very important and central role in the education and generation reform process. Keywords: Fiqh, Muslim women, Contemporary Developments, Women's Work, Westernization
Berlin antlaşması sonrasında Karadağ'da Türk emlakı meselesi
1878 Berlin Antlaşması, sadece Balkanlardaki Osmanlı hakimiyetinin büyük bir kısmına son vermemiş; aynı zamanda yüzyıllardır bölgede yaşayan dini ve etnik gruplar üzerinde yarattığı uzun vadeli neticeleri açısından da bir dönüm noktası olmuştur. Berlin Antlaşması ile Karadağ bağımsızlığını kazanmış ve Nikşiç, Kolaşin, Podgoritsa, Jablyak, İşbuz gibi yerlerin Karadağ hâkimiyetine bırakılmasıyla buralarda emlak sorunu ortaya çıkmıştır. Çalışmamızın amacı Berlin Antlaşması'ndan sonra Osmanlı Devleti'nin Karadağ'a bıraktığı topraklar da yaşayan Müslümanların, çeşitli baskılar yüzünden topraklarını terk etmesini ve terk ettikleri yerlerde kalan mallarının neden olduğu emlak meselesini ortaya koymaktır. Berlin Antlaşması Sonrasında Karadağ'da Türk Emlakı Meselesi çalışmamızda Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nden elde edilen vesikalar çalışmamızın ana kaynağını oluşturmaktadır. Bunun yanı sıra yayınlanmış vesikalar, kronikler ve araştırma eserlerinden de istifade edilmiştir.
İslam ordularının Maveraünnehir'de Karluk-Türgeş sahasında askerî ilerleyişi ve dâîlerin faaliyetleri
Tarihin ilk çağlarından itibaren Maveraünnehir; elverişli coğrafî koşullar, doğu-batı ticaret yollarının geçiş noktasında yer alması, bereketli toprakların sunduğu yer üstü ve yeraltı zenginlikleri gibi nedenlerle, yabancı kavimler, tüccarlar, misyonerler, zanaatkârlar için her dönem çekiciliğini koruyarak, farklı kültür, ideoloji, din, dil ve beceriye sahip insanların birlik teşkil ettiği hoşgörü ve refah ortamının kuşkusuz en ideal örneklerinden biridir. Kendine has renkli kombinasyonunun sunduğu bu çeşitlilik ve zenginlik, göçlerle birlikte hiç şüphesiz istilacı kavimlerin akınlarının da adresi olmuştur. İslamiyet'in doğuşundan sonra Hz. Muhammed önderliğinde oluşumunu tamamlayan İslam Devleti, kısa müddet zarfında Arabistan sınırlarının dışına taşan seferler düzenlemeye başlamışlardır. 637 yılında Kadisiye galibiyeti ile başlayan İran'ın fethi 651 yılına kadar tamamlanmış, Amuderya istikametinde devam eden fetih hareketleri, söz konusu coğrafya üzerinden şekillenerek Maveraünnehir'in kapılarını İslam ordularına açmıştır. İslam ordularının Amuderya sınırlarına dayandığı bu dönemde, Batı Göktürk hâkimiyetine gevşek bağlarla bağlı olan yerli hükümdarların idare ettiği Maveraünnehir'de, bu harekâtı durdurabilecek kuvvetli bir devletin ve siyasi bir birliğin olmayışı fetih hareketlerini kolaylaştıran etkenlerden biri olmuştur. İslam ordularının Maveraünnehir'e akınları, bir seferler silsilesi olarak devam ettiği bir dönemde bu akınların kısa sürede amacına ulaşması beklenirken Türgeş lideri Su-lu Kağan önderliğinde teşkilatlanan Türgeş gücünün bölgeye müdahalesi neticesinde söz konusu akınlar ivme kaybederek, Arap orduları, Türgeşler karşısında savunma pozisyonuna geçmişlerdir. Çok geçmeden Sarı ve Kara Türgeş boyları arasında yaşanan husumet ve rekabet ortamının daha da derinleşmesi devletin hızlı bir şekilde yıkılışı ile neticelenmiştir. Türgeş Devleti'nden sonra Batı Türk mirasını devralan Karluklar ile Araplar arasında mücadele ortamı devam etmiştir. Araplar ile askerî ve siyasi alanda girişilen mücadelenin yanı sıra, bölge halkının İslamiyet'i kabulüyle birlikte başlayan bir başka mücadele sahası ortaya çıkmıştır. Devletin, halktan Müslüman olduğu halde cizye almaya devam etmesi üzerine yaşanan sıkıntılar bölgede geniş yankı uyandırmıştır. Müslüman ahalinin küstürülmesi ve İslamiyet'in imajına vurulan bu ağır darbe, Halife Ömer b. Abdülaziz ve Horasan Valisi Eşres b. Abdullah'ın gayretleri neticesinde iyileştirilmeye çalışılmıştır. Bölgeye Araplarla birlikte iskân edilen, büyük çoğunluğu mevaliden oluşan vaizler, halkı İslamiyet'e davet etmek üzere görevlendirilmişlerdir. İhtidaların artması sonucu vergi gelirlerindeki düşüşün devlet hazinesini zora sokması neticesinde Emevi yönetimi, Müslüman halktan cizye almaya devam etmiştir. Mevali kesimin kırgınlığının artması üzerine Mürcie görüş temelinde tebliğ faaliyetlerini yürüten dâîler, iktidarın haksız uygulamalarına karşı mevalinin haklarını savunan sosyal bir hareket başlatmışlardır. Sonraki dönemde bu harekât genişleyerek, Haris b. Süreyc liderliğinde silahlı mücadeleye dönüşmüştür. İslamiyet'in yayılması için yaklaşık yetmiş yıldır katedilemeyen yol, Mürcie dâîlerin faaliyetleri neticesinde hızla katedilerek, Türklerin ve diğer etnik unsurların İslamiyet'i tanımaları, anlamaları ve benimsemeleri hususunda geniş bir vizyon ve tasavvur anlayışı husule getirmişlerdir.
أثر القدوة في بناء الشخصية الإسلامية من خلال شعر حكمت صالح(دراسة أدبية، وصفية، تحليلية)
In this study, the researcher endeavours to analyse poems of the poet Hikmat saleh, which are relatel to the authorized and non authorized.The study aimed at building astrong doctronal Islamic personality with right Islamic concepts as desired by Allah Almighty, and beni fiting from those figures in building the Islamic personality. He urged the sons of the Islamic nation to take the steps of them in order to regain its glory and its honorable historical role.The study confined to the personalities who had a prominent role in the history of Islam and from whom we can take lessons in facing external and internal challenges. Chapter one deals with the curriculum vitae of Hikmat Saleh, the role he played in contemporary poetry,and the effect of Islam in building iIslamic personality. Chapter two highlights the era of the beginning of Islam in the time of the prophet (pbuh), the Rightly-Guided caliphs, and the ten missionaries of paradise, and the house of the prophet. Chapter three tackles the personality of the poor muslim and his suffering during the time of the American blockade on Iraq, the period of Muslim childs upbringing. The researcher concluded that the post portrayed the events that changed the course of the world in the from of poetic pieces. His poems was a historical document of great events. The poet benifited from those ideal persons and their merits which were a source of inspiration for him to enrich his knowledge. They became the lighthouse to be emulated, and he compared the change that Islam brought to the lives of Arabs then and the civilizational collapse that the world is witnessing nowdays. The poet could send signals through his poelry to educators responsible for the educational process to evaluate the behaviour of the Islamic personality. The researcher recommended making benefit from these poems, including them in educational curricula. Keywords: (Hikmat saleh, poetry analysis, Islamic Ideal persons, Good morals)
İlk İslam fetihleri ve Moğol fütühatı üzerine karşılaştırmalı bir tarih denemesi
Araplar İslamiyet öncesinde Arap yarımadasının kuzey ve güneyinde siyasi teşekküller meydana getirmiş olsalar da onların seslerini dünya çapında duyurmalarına asıl vesile olan, 622 yılında gerçekleşen Hicret ile birlikte kurulan ilk İslam Devleti'dir. Hz. Peygamberin Mekke yıllarında henüz Kur'an savaşa müsaade vermediğinden, kişiler ve gruplar arasında türlü çatışmalar yaşansa da müşrikler ile Müslümanlar arasında karşılıklı bir savaş hali söz konusu olmamıştır. Hicret ile beraber ise artık Müslümanların kendi kararlarını uygulayabildikleri bir toprakları olmuştur. İlk İslam Devleti'nin kurucusu olan son peygamber ölmeden önce, yarımadanın önemli bir kısmında İslam'ın yayıldığına şahitlik etmiştir. Kısa süre sonra ise Sasanilere son verilmiş, Bizans'ın önemli memleketleri ellerinden alınmıştır. Benzer bir siyasi ve askeri başarıyı Araplardan altı yüz sene kadar sonra, Araplara çok uzak bir sahada devletlerini kuran Moğollar da göstermiştir. Onların maceraları ilk Müslümanların deneyim ettiği şartlardan oldukça farklılık arz etmiştir. Bu bakımdan Orta Çağ'ın sonları gelirken yaşanan Moğol deneyimi, öncesinde Orta Asya'da kurulan diğer devletlerde olduğu gibi, dini motivasyon olmadan da askeri başarının sağlanabileceğinin belki de en etkili örneğini bizlere sunmuştur. Hz. Muhammed'in Moğollardaki karşılığı ise Cengiz Han'dan başkası değildir. Bu çalışmada, Orta Çağ'da tecrübe edinilen söz konusu iki genişleme hareketi mümkün olduğu kadar karşılaştırmalı bir metot ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Arap, Moğol, Savaş, Fetih, Din
İslam felsefesini isimlendirme problemi
İsimlendirme eyleminde iki unsur vardır. Birincisi isimlendirilen; ikincisi isimdir. İslam felsefesi bir isimdir. Bu isme karşılık gelen bir mana vardır. Tezin temel problemi İslam felsefesinin hangi mana için kullanıldığıdır. İslam felsefesi belli tarih ve mekânda ortaya çıkan ve çoğunlukla Arapça olarak ifadesini bulan düşünce akımına karşılık gelir. Ancak İslam felsefesi bu manaya karşılık gelecek şekilde klasik dönemde değil, modern dönemde ortaya çıkmıştır. Modern dönemde İslam felsefesinin yanı sıra özellikle oryantalistler tarafından Arap felsefesi, Arapça felsefe, Müslüman felsefesi ve İslam düşüncesi gibi isimlendirmeler de yapılmıştır. Buna karşılık klasik dönemde yeni tercüme hareketleriyle başlayan ve 13. yüzyılın sonuna kadar devam eden dönemde İslam filozofları tarafından hem lafız hem de mana 19. yüzyıl ve sonrası yani modern dönemde kullanılandan farklıdır. İslam filozofları İslam felsefesi yerine felsefe kavramını ve bununla eş anlamlı olarak hikmet ve ilim kavramlarını tercih etmişlerdir. Bu isimlere karşılık gelen mana ise birincil kaynakları arasında Antik Yunan ve İslam dini ve düşüncesi bulunan akılla hakikate ulaşmayı hedefleyen sistematik düşüncedir. Tabakât eserlerinde bu isimlere ek olarak Kindî için Arapların filozofu, buna karşılık Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve Sühreverdî'den bahsedilirken İslam filozofları tabirine denk geliriz.
( H. 300-392/M.912-1002) yıllar arası Endülüs'ün karşılaştığı iç ve dış zorluklar
Endülüs en güçlü dönemini (H.350-392/M.962-1002) yılları arasında yaşamıştır. Aynı zamanda bu yıllar arasında Endülüs, İslam dünyasında zirveye ulaşmıştır. Bu dönemi araştıran tarihçiler bu dönemi diğer dönemlerden her alanda ayrı tutarlar. Çünkü Endülüs'te tahta çıkan III. Abdurrahman Nasır ülkede siyasi birliği yeniden tesis etti bu da bir takım gelişmeleri beraberinde getirdi. Bu gelişmelerden en önemlisi; Endülüs'te yaşayan farklı etnik yapılar olan Muvelldun, Arap, Vizigotlar ve Berberiler arasındaki etnik milliyetçiliğin bitme noktasına getirilmesidir. Endülüs'te iç karışıklıklar sona erdirilip siyasi birlik sağlandığı için II. Hakem Mustansır ve Muhammed b. Ebî Amir Mansur dönemlerinde devletin gücü dış politikada hissedilmeye başlandı. Endülüs'ün dışarıyla olan mücadelesindeki ilk amacı Kuzey Endülüs'te bulunan Hıristiyan krallıkları kendi hâkimiyeti altına almak, Hıristiyan birliğini dağıtmak ve toplumla kaynaşmayı gerçekleştirip Endülüs içinde yaşamalarını sağlamaktı. İkinci amacı ise o dönemde Mağrib'de (Tunus, Fas, Cezayir) hâkim olan Fatımîler'in hâkimiyetini sonlandırıp Mağrib'de kendi seçtiği idareciler vasıtasıyla bu toprakları idare etmekti. Üçüncü amacı ise Kuzey Avrupa'dan gelen Cermenler'in saldırıları sona erdirmekti. Bu amaçları gerçekleştirmek için birçok savaş meydana gelmiştir ve bu savaşların çoğu zaferle sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Endülüs, İspanya, Mağrip, III. Abdurrahman, II. Hakem, Mansur, Fatimîler, Cermenler, Hristiyan ve Müslümanlar.
İslami evlilik sitelerinde sosyalleşme ve benliğin sunumu
Bilişim teknolojilerinde meydana gelen gelişmelere paralel olarak, internet kullanımı giderek artmaktadır. Bireylerin, gündelik hayat içerisinde yapmış oldukları eylemlerin birçoğu, günümüzde sosyal ağlar ile internet ortamında gerçekleşebilmektedir. Ağ topumu adı verilen bu yeni toplum biçiminde, bireylerin faaliyetleri ağlar üzerinde tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, sosyal ağ olarak tanımlayabileceğimiz İslami evlilik sitelerine üye olan bireylerin evliliğe bakış açılarının ne şekilde olduğu, internetin sosyalleşme ve eş seçimi süreçlerini nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmaktadır. Aynı zamanda İslami evlilik sitelerini tercih eden bireylerin geleneksel evlilik modelleri algısında bir değişimin yaşanıp yaşanmadığı üzerinde duruldu. Siteye üye olan bireylerin benlik kurguları Goffman'ın Dramaturji tekniği ile incelenmeye çalışılmış, kurgulanan benlikler imaj ve toplumsal cinsiyet kategorileri açısından açıklanmaya çalışılmıştır. Modern hayat içerisinde kimliklerin oluşumu, tüketim ve imaj ekseninde açıklanmıştır. Çalışmada, İslami evlilik sitelerine üye olan bireylerin geleneksellik algılarında bir değişimin yaşandığı görülmektedir. Bu geleneksel modelin değişiminde sınırlı bir bireysellik ön plana çıkmaktadır. Siteye üye olan bireylerin toplumsal cinsiyet rollerinde çok fazla bir değişimin olmadığı kadın ve erkek açısından görülmektedir. Evlilik siteleri, kullanıcılarına flört olanağı sağlarken bir yandan da geleneksellik yeniden kurulmaktadır. Bu siteleri, görücü sisteminin kurallarının uygulandığı fakat "flörtün de olduğu görücü sistem" olarak tanımlayabiliriz.
Kur'an'da Allah'a iman edenler için kullanılan kavramlar
Bu çalışmamızda Kur'ân'da mü'minleri ifade eden kavramları işledik. Araştırmamız sonucunda, Kur'ân'da mü'min kavramıyla beraber Yüce Allâh'a îmân edenleri ifade etmek üzere toplam 13 tane kavram olduğunu tespit ettik. Bu kavramlar şunlardır: mü'min, müslim, muhsin, mûkin, müttakî, sâdık, şâhid, muhlis, muhtedî, âbid, şâkir, sâlih ve hâşi'. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, îmân, İslâm ve ihsân kavramlarının birlikte geçtiği meşhur Cibrîl hadisinden yola çıkarak mü'min, müslim ve muhsin maddelerini ele aldık. İkinci bölümde, Kur'ân'da mü'minleri ifade eden diğer kavramları inceledik. Çalışmamızda, mü'minleri ifade eden her kavramın; kelime anlamını, îmân ile olan ilişkisini ve Kur'ân'daki kullanımını ele aldık. Daha sonra da kavramın geçtiği âyetleri müfessirlerin yorumlarıyla değerlendirerek ilgili kavramın mü'min anlamına geldiğini ortaya koymaya çalıştık.
Değişim ve süreklilik bakımından Balkan İslamı: Aliya İzzetbegoviç üzerine bir çalışma
Bu çalışmanın konusu yirminci yüzyıl Bosna-Hersek tarihinde entelektüel ve politik bir figür olarak yer alan Aliya İzzetbegoviç'in İslam ve Müslümanlara bakışını değişim ve süreklilik bağlamında tespit etmektir. Bu çerçevede onun İslamî düzen ve çağdaş Müslüman kimliğin oluşum sürecine nasıl bir katkıda bulunduğunu eserlerinden hareketle ortaya koymak istiyoruz. Nitel bir desen kullanılan bu araştırmada veriler, İzzetbegoviç'in yayınlanmış eserleri ile ulaşabildiğimiz kadarıyla onun hakkında yazılmış lisans üstü tezler, kitaplar, makaleler ve sempozyum bildirilerinden toplanmıştır. Verilerin çözümlenip yorumlanmasında anlayıcı geleneğe bağlı olarak hermenötik çözümlemeden faydalanılmıştır. Bu süreçte "Sosyal Kimlik Kuramı" ve "Gerçekçi Çatışma Kuramı"ndan ziyadesiyle destek alınmıştır. Çalışma "Giriş" hariç "Kuramsal ve Tarihsel Çerçeve", "İzzetbegoviç'in Hayatı ve Eserleri" ve "İzzetbegoviç'te Birey, Toplum ve Din" temel başlıklarından oluşmaktadır. Bosna-Herkes'in tarihsel serüveninin incelenmesi özellikle oradaki etnik ve dini mücadeler İzzetbegoviç'i anlama açısından işlevseldir. Bu çalışmada İzzetbegoviç'in düşünce dünyasını oluşturan ve biçimlendiren faktörler, onun hem İslam toplumu ve İslamî düzen kavramlarını hem de Müslüman bilinci yeniden inşa etme çabalarını açıklayıcı mahiyettedir. İzzetbegoviç tevhit temelli İslamî bir bilinç üzerinden dünya-ahiret, bilim-din, fizik- metafizik, uygarlık-kültür, nefs-ruh, şekil-öz vahdetini ısrarla önemsemektedir. Müslüman toplumun dinî-sosyal kimliklerini koruyarak yaşayabilmesi için İslam'ın özü (süreklilik) ile modern dünyanın bu öze aykırı olmayan taleplerini kaynaştırarak (değişim) üçüncü yolun açılması gerektiği kanaatindedir. Anahtar Sözcükler: Aliya İzzetbegoviç, İslam, Balkan İslamı, Din, Dindarlık, Medeniyet.
İspanya Engizisyonu ve Engizisyon mahkeme kaydı incelenmesi
Engizisyon denildiğinde akla ilk gelen İspanyol Engizisyonudur ve tarihi açıdan önemli bir konuma sahiptir. Engizisyon mahkemeleri birçok ülkede uygulanmasına karşın İspanya Engizisyonunu bu kadar önemli kılan sebep muhakkak ki kuruluş felsefesi ve yaptığı insanlık dışı uygulamalardır. Fakat bu sebeplerle ünlü olan İspanyol Engizisyonunun bugüne kadar ele alınmayan ve yanlış bilinen boyutları da mevcuttur. İspanyol engizisyonu, 1492 yılında Granada'nın Müslümanların elinden çıkmasıyla beraber "Katolik Krallar" olarak taltif edilip bugün de bu isimlerle anılan Ferdinand ve İsabelin, İspanya topraklarında bir tek sapkın bırakmamak amacıyla, Papalıkla ortak yürüttüğü siyasi bir mahkemedir. Çalışmamızda, İspanyolca doktora tezleri ve makalelerden yararlanarak Türkiye'de İspanyol Egizisyonu hakkında bilinmeyen Auto de Fe ve Teşkilat kısmını irdeledik. Bunun dışında Zaragoza Engizisyon Mahkemesinin Moriskolara uyguladığı engizisyon süreci ile alakalı da bir mahkeme kaydını inceledik ve çıkan sonuçları çalışmamızda değerlendirdik.
1909 Adana olayları (İğtişaşı)
Bu çalışma, muhtelif dinamiklere bağlı olarak meydana gelen 1909 Adana Olaylarının tarihsel bağlamı içerisinde değerlendirilmesidir. XIX. yüzyıldaki siyasal ve sosyo-ekonomik gelişmelerin etkisiyle büyük değişim yaşayan Adana bölgesindeki Müslümanlar ve Ermeniler arasındaki ilişkilerin bu değişimlerden etkilenmiş olduğu görülmüştür. Bu bağlamda 1909 Adana Olaylarının uzun bir tarihsel sürecin ve çeşitli dinamiklerin sonucunda hâsıl olduğunu bilgisinden hareketle, bilhassa II. Meşrutiyet'in ilânından sonra yaşanan çatışmaların olayların seyrini nasıl etkilediğini incelemek bu çalışmanın ana eksenini oluşturmuştur. Bu inceleme yapılırken Osmanlı, İngiliz ve Amerikan Board Komisyonu arşiv malzemelerinden ayrıca döneme ilişkin gazete arşivlerinden, raporlardan, hatıratlardan, tanıklıklardan faydalanma yoluna gidilmiştir. Adana, verimli toprakları sayesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki iç ve dış gelişmelere bağlı olarak tarımsal açıdan büyük ilerleme kaydetmiştir. Bölgenin ekonomik bir güç haline gelmesi sürecinde Osmanlı yöneticileri uyguladıkları politikalarla bölgedeki toplumsal değişimi önemli ölçüde etkilemiştir. Osmanlı yöneticileri, bölgeye ilişkin tasarruflarında göçebe aşiretleri kontrol altına almış, alışılagelmiş yapılarını kırmış ve dışarıdan gelen Müslüman göçmenleri yerleşik hayata geçirerek köklü değişiklikler yapmanın yolunu açmışlardır. 1870'li yılların sonunda Ermeni Meselesinin Osmanlı yöneticileri açıdan büyük bir problem haline gelmesi birçok bölgeyi etkilediği gibi Adana vilayeti üzerinde de etkisini hissettirmiştir. Belirtilen bu tarihten II. Meşrutiyet'in ilanına kadar olan süreç içerisinde Ermeni komitecilerinin yol açtığı sorunlar, dönemin padişahı II. Abdülhamid'in yereldeki politikalarını büyük ölçüde etkilemiştir. II. Abdülhamid'in Ermenilerin çoğunlukta yaşadıkları yerlerdeki denge siyaseti zamanla toplumsal krizi daha da derinleştirmiştir. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra da devam eden toplumsal kriz geçici olarak çözülmüş ancak bu süreçte meydana gelen yeni gelişmeler ve değişen dinamiklere bağlı olarak Adana vilayetindeki toplumsal gerilim had safhaya ulaşmıştır. Çalışmada; yeni dönemde bölgede değişen dinamiklerin yol açtığı sorunlar ele alınmıştır. Meşrutiyet karşıtlarından kaynaklanan kaos, Müslümanlar ve Ermeniler arasında artan panik ve endişe, ekonomik menfaat beklentileri gibi birçok faktörün sebepleri arasında yer aldığı 1909 Adana Olayları tarihi veriler çerçevesinde incelenerek meselenin farklı yönleri ortaya konulacaktır. Anahtar Kelime: Adana Vilayeti, 1909 Adana Olayları, Ermeni, II. Meşrutiyet, 31 Mart Hadisesi.