Cytokines

183 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dental implantların geliştirilmiş trombositten zengin fibrin ve konsantre büyüme faktörü ile kombine uygulamasının peri-implant oluk sıvısındaki TNF-alfa, RANKL ve OPG düzeylerine olan etkilerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Dental implantlar, başarılı bir osseointegrasyon sürecini takiben protetik yükleme için ortalama 8-12 haftalık bir süreye gereksinim duyar. Bu süreyi kısaltmak için implant osseointegrasyonunu hızlandıracak çeşitli rejeneratif materyaller kullanılabilmektedir. Kanın santrifüjü ile elde edilen trombosit türevlerinin kemik formasyonunu hızlandırdığı bilinmektedir. Çalışmadaki amacımız, konsantre büyüme faktörü (CGF) ve geliştirilmiş trombositten zengin fibrin (A-PRF) ürünlerinin dental implantların osseointegrasyonuna etkilerini klinik, radyolojik ve biyokimyasal yönden değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, sistemik olarak sağlıklı 20 hasta CGF çalışma grubuna, 20 hasta A-PRF çalışma grubuna olmak üzere 40 hasta dâhil edildi. Bölünmüş ağız dizaynı ile gerçekleştirilen çalışmada test tarafındaki implant bölgesine CGF veya A-PRF'ten biri uygulanırken kontrol tarafına herhangi bir materyal uygulanmadı. Toplamda 80 implant 0,5 mm subkrestal olarak yerleştirildi. İmplantasyondan sonra ikinci hafta, 4. hafta ve 3. ayda plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi ölçümleri ile birlikte peri-implant oluk sıvısında TNF-α, RANKL ve OPG düzeylerinin belirlenmesi için absorban kâğıtlar ile oluk sıvısı elde edildi. Rezonans frekans analizi ise intraoperatif, 4. hafta ve 3. ayda yapıldı. Üçüncü ay panoramik radyografisi üzerinden implantın mezial ve distal yüzeyinden marjinal kemik kaybı ölçümü yapılarak ortalama değerler elde edildi. Verilerin analizi için Mann-Whitney U ve Student t ile birlikte Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Friedman testi kullanıldı. Bulgular Plak indeksi, gingival indeks, cep derinliği ve gingival kanama indeksi açısından gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p<0,05). CGF-test grubunda, implantların başlangıç rezonans frekans değeri 74,90 ± 5,23 iken, A-PRF-test grubunda ise bu değer 77,65 ± 2,81 idi. CGF-test grubunda 3. ayda 79,80 ± 1,76, A-PRF-test grubunda ise 78,40 ± 2,91 rezonans frekans değeri elde edildi. İki grup arasında tüm zamanlardaki rezonans frekans değeri istatistiksel olarak farklı değildi (p>0,05). CGF-test grubunda 3. aydaki rezonans frekans değerinin istatistiksel açıdan anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p=0,001). CGF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,12 ± 0,04 mm, kontrol grubunda ise 0,17 ± 0,06 mm idi. A-PRF-test grubunda marjinal kemik kaybı 0,19 ± 0,08 mm, kontrol grubunda ise 0,23 ± 0,09 mm düzeyinde ölçüldü. Gruplar arasındaki marjinal kemik kaybı düzeyi istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p=0,998). CGF ve A-PRF test grupları için; 2. haftadaki ortalama TNF-α düzeyleri sırasıyla 1,69 ± 1,80 ve 1,69 ± 2,09 pg/mL'den, 3. ayda 0,64 ± 0,71 ve 0,45 ± 0,38 pg/mL'ye azaldı. TNF-α ve RANKL/OPG seviyesindeki azalma, XIII hem CGF hem de A-PRF test grupları için istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). CGF-test grubunda, RANKL'ın 2.hafta, 4. hafta ve 3. ay düzeyleri sırasıyla 4,56 ± 4,26 pg/mL, 6,13 ± 6,89 pg/mL ve 2,17 ± 2,64 pg/mL, A-PRF-test grubunda ise 3,06 ± 2,38 pg/mL, 4,97 ± 4,31 pg/mL ve 2,49 ± 2,30 pg/mL idi. RANKL düzeylerinin gruplar arasında istatistiksel olarak benzer olduğu gözlendi (p>0,05). Zaman içerisindeki değişim her iki grup için anlamlıydı (p<0,05). OPG'nin 2. hafta ve 3. ay düzeylerinin A-PRF-test grubu ile kıyaslandığında CGF-test grubunda daha yüksek olduğu belirlendi. (p<0,05). RANKL/OPG oranının A-PRF-test grubu lehine, 4. hafta ve 3. ayda daha yüksek olduğu gözlendi (p<0,05). Sonuç: Dental implantasyonda CGF uygulaması, implant osseointegrasyonuna katkı sağlamaktadır. Bununla birlikte CGF, implant çevresindeki biyokimyasal belirteçlerin kontrollü salınımını indükleyerek kemik remodelasyonunu hızlandırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental implant osseointegrasyonu, konsantre büyüme faktörü, geliştirilmiş trombositten zengin fibrin, inflamatuvar sitokin, peri-implant oluk sıvısı.

Büyütme faktörleriDental implantasyonDental implantlar+4
Muhammet Atılgan
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periton diyalizi yapan kronik böbrek yetmezliği hastalarında vitamin D ile immün sistem arasındaki ilişki

Vitamin D `nin kemik metabolizması üzerindeki klasik rolü dışında birçok biyolojik fonksiyonun olduğu oldukça iyi bilinen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı vitamin D eksikliği olan peritoneal diyaliz hastalarına kolekalsiferol desteği yapılmasının, pro-inflamatuvar sitokin IFN-? ve anti-inflamatuvar sitokinler IL-4, IL-10 ve pentraxin-3 ve serum total lökositlerin yüzdesinde, granülositler, lenfositler ve periferal kan mononükleer hücre alt gruplarında (CD3, CD4, CD8, CD45) ve CD4/CD8 oranında herhangi bir değişikliğe sebep olup olmadığını bulmaktır. Biz 31 sürekli ayaktan periton diyaliz hastalarının (15 erkek, 16 kadın, yaş ortalaması 48,6±14,8 yıl ) vitamin D durumu (serum 25-hidroksivitamin D3 [25(OH)D3)]) ve spesifik plazma sitokin konsantrasyonları (interferon-gamma [IFN-?], interleukin [IL]-4, ve IL-10), pentraxin-3, CD3, CD4, CD8 ve CD45 seviyesi için açlık kan örnekleri alarak analiz ettik. 25(OH)D3?ün bazal ortalama seviyesi 6,1±2,1 ng/dL ve kolekalsiferol desteğinin ardından 25(OH)D3?ün ortalama seviyesi 39,7±10,9 ng/dL (p<0,05). Hastalarımızın 24 tanesi (%77,4) paratiroid hormonu kontrol altında tutmak için alfacalsiferol almaktaydı. Alfa-kalsiferol alan ve almayan hastaların kolekalsiferol desteği öncesi ya da sonrası süreçlerinde hastaların CD4, CD8, CD4/CD8 oranı ve CD45, serum IL-4, IL-10, interferon-?, pentaxin-3 seviyelerinde bir farklılık olmadı (p>0,05). Vitamin D desteğinin ardından CD3, CD4, CD8, CD4/CD8 oranında ve CD45, serum IL-4, IL-10 ve pentraxin-3 seviyelerinde bir değişiklik olmadı ancak beyaz kan hücre sayısında, IFN-? seviyelerinde anlamlı bir düşüş oldu (p < 0.05). Sonuçlar: Bizim çalışmamızda kolekalsiferol desteği sonucunda proinflamatuvar sitokin IFN-? seviyesinde düşüş olurken kolekalsiferol tedavisi antiinflamatuvar sitokin IL-4 ve IL-10 serum seviyelerinde artışa neden olamamıştır. Görülmektedir ki, birçok sitokin üretimini aynı anda stimule eden bir uyaran olduğu halde, her bir sitokinin vitamin D?nin farklı şekillerde etkileyebileceği başka yollardan da türeyebileceği söylenebilir.

Böbrek yetmezliği-kronikDiyalizPentraksin 3+6
İbrahim Orman
İnönü University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağır COVİD-19 pnömonisi tanısı alan hastalarda sitokin adsorbsiyon kolonu uygulamasının klinik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi

Amaç: Çalışmamızda ağır Covid-19 pnömonisi tanısı alan hastalarda sitokin adsorbsiyon kolonu uygulamasının klinik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi, ölüm ve kısa süreli sağkalım ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Çalışma Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi İç Hastalıkları 16 yataklı Covid-19 Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YBÜ) 01.04.2020 ile 31.12.2020 tarihleri arasında, 18 yaş üstü, yaşam beklentisi 48 saatin üzerinde olan, PCR testi ile Covid-19 tanısı aldıktan sonra 24 saat içerisinde ağır Covid-19 pnömonisi nedeniyle yoğun bakım ünitesine kabul edilen hastalar değerlendirilmiştir. Bu hastalar içerisinde akut böbrek yetmezliği olan ve bu nedenle sürekli renal replasman tedavisi (SRRT) alan hastalardan sitokin fırtınası gelişen ve sitokin adsorbsiyon kolonu (Cytosorb®) uygulaması yapılan 30 hasta araştırmaya dahil edilmiştir. Sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro Wilk testi ile test edilmiştir. Analizlerde SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı kullanılmıştır. P< 0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Yaşam sürelerinin tahmini için Kaplan Meier yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların ortalama yaşı 58 (19 -84 ) olarak tespit edildi. Hastaların 23'ü (% 76,3) erkek olup 7 hasta (% 23,7) kadındı. Hastaların yoğun bakım ünitesinde ortalama yatış günü 18,62 ± 11,56 olarak hesaplanmıştır. APACHE 2 Skoru ortalama 19,5 ± 7,52, SOFA skoru ortalama 11,25 ± 3,15 olarak bulunmuştur. Hastaların pH değerleri incelendiğinde YBÜ'ye yatış anı ve yatışın 24. Saatindeki ölçümler arasından anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,008). Elektrolitler incelendiğinde YBÜ'ye yatış anı ve yatışın 24. saatindeki potasyum, magnezyum, fosfor ölçümleri arasında anlamlı ilişki izlenmiştir (p=0,008) (p=0,001) (p=0,014). Böbrek fonksiyonlarına bakıldığında üre ve kreatinin ölçümlerinin YBÜ'ye yatış anı ve yatışın 24. saatindeki değerleri arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,001) (p=0,001). Sonuç: Çalışmaya alınan hastaların hemodinamik parametreleri (kan basıncı, vazotropik inotrop skoru ) YBÜ'ye yatış ve 24. saatindeki düzeyleri kendi içinde kıyaslandığında anlamlı farklılık görülmemiştir. Etkin SRRT sonrası asidoz ve elektrolit imbalansı düzelmiş olup inflamatuar sitokinlerin vücuttan uzaklaştırılması sonrası akut faz reaktanlarında gerileme göze çarpmıştır. Hemogram parametrelerine bakıldığında lökosit ve trombosit düzeyleri antibiyotik tedavi ve inflamatuar yanıtın bastırılmasına sekonder olarak gerilemiştir Anahtar Kelimeler: Renal replasman tedavisi, COVİD-19, Cytosorb®, pnömoni

COVID 19PandemilerPnömoni+2
Burak Erbağcı
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara kullanan/kullanmayan hastalarda farklı beyazlatma tedavileri sonrası önerilen diş macununun etkinliği ve sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Çalışmada sigara kullanmış/kullanmayan hastalara farklı beyazlatma tedavileri uygulanarak beyazlatma tedavisinin sitokin seviyeleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışma beyazlatma tedavisi amacı ile kliniğimize başvuran hastalar arasından seçilen 40 gönüllü üzerinde yürütüldü. Hastalar sigara kullanma/kullanmama durumuna göre 2 gruba (n=20) ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara (Whiteness HP Blue, FGM) beyazlatma jeli kullanılarak 14 günlük arayla 2 seans beyazlatma tedavisi uygulandı. Gruplar; Grup 1A: sigara kullanmayan kimyasal, Grup 1B: sigara kullanmayan diyot lazer aktivasyonlu, Grup 2A: sigara kullanmış kimyasal, Grup 2B: sigara kullanmış diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma yöntemleri şeklinde oluşturuldu. Beyazlatma işlemi sırasında hastalara sağ/sol ark randominizasyonu yapılarak; sağ alt ve üst çenelerde kimyasal beyazlatma, sol alt ve üst çenelerde ise diyot lazer aktivasyonlu beyazlatma uygulandı. Tedavi sonrası hastalara Colgate Optic White diş macunu kullanmaları önerildi. Renk değişim değerleri spektrofotometre (VITA Easy Shade Advance Digital Dental Instrument) ile tedavi öncesi, tedavi sonrası, tedaviden 2 hafta ve 3 ay sonra olmak üzere kayıt edildi. Hastalarda oluşan hassasiyet düzeyleri Visual Analog Skalası (VAS) aracılığıyla değerlendirildi. Ayrıca hastalarda mevcut periodontal durumun değerlendirilmesi amacıyla periodontal indeks ölçümleri yapılırken, sitokin seviyelerinin (TNF-α, IL-6) değerlendirilmesi amacıyla da tükürük ve DOS örnekleri alınarak ELISA analizleri yapıldı. Çalışma sonunda tüm gruplarda etkin beyazlatma elde edildi (p<0,05). Renk değişimi en yüksek Grup 1B'de gözlendi. Grup 1A ve Grup 2A'de hassasiyet değerleri daha düşük gözlendi. Tüm gruplarda beyazlatmaya bağlı olarak Pİ* değerleri azalırken, Gİ* ve Kİ* değerleri arttı. Beyazlatma tedavisine bağlı olarak tükürük ve DOS örneklerinde TNF-α ve IL-6 seviyelerinde tüm gruplarda geçici bir artış meydana gelmiştir. Zamansal tüm ölçümlerde sigara kullanmış gruplardaki TNF-α ve IL-6 seviyeleri daha düşük gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma, Lazer, Sitokin, Diş Macunu

Diş beyazlatmaDiş macunlarıDiş renk değişikliği+3
Mehmet Durdu
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pelvik enflamatuar hastalık tanısı olan hastalarda endometrial-endoservikal IL-1ß, IL-6, IL-10 düzeylerinin belirlenmesi

Amaç: Pelvik inflamatuar hastalıkta endoservikal-endometriyal dokudaki proinflamatuar sitokinlerin(IL-1β, IL-6 ve IL-10) tedavi öncesi ve sonrasında düzeylerini karşılaştırdık. Bununla da pelvik inflamatuar hastalıkta sitokinlerin patogenezdeki ve hastalığın progresyon sürecindeki rolünü belirlemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Hastalık kontrol ve önleme merkezi (CDC) kriterlerine göre majör kriterlerden ikisine eşlik eden en az bir minör kriteri olan 10 Pelvik inflamatuar hastalık (PIH ) tanısı almış ve beraberinde ultrasonografide veya tomografide adneksiyel kitle izlenen 10 tuboovaryan apse (TOA) tanısı almış ve 19 kontrol grubu hastası çalışmaya alındı. PIH ve TOA olgularda tedavi öncesi ve 14 günlük antibiyoterapi sonrası endoservikal-endometriyal dokuda IL-1β, IL-6 ve IL-10 düzeyleri çalışıldı. Ayrıca, tedavi öncesi ve tedavi sonrası serum lökosit, nötrofil ve C reaktif protein düzeyleri değerlendirildi. Bu belirteçler kontrol grubu ile de karşılaştırıldı. Bulgular : TOA ve PIH olgularla kontrol grubu olgulari arasinda gravida ve parite açısından kıyaslamalarda anlamlı bir fark gözlenmemiştir. PIH ve TOA olgularında doku örneklerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası IL-6 ve IL-10 düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). TOA olgularında doku örneklerinde tedavi öncesi ve tedavi sonrası IL-1β düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0,05). TOA olgularında serumda tedavi öncesi ve tedavi sonrası Lökosit , nötrofil ve CRP düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Ancak PIH olgularında serumda Lökosit ve nötrofil düzeyleri ile serumda aynı markerlerin tedavi sonrası düzeyleri arasında anlamlı bir fark gözlemlenmedi (p>0,05), sadece serumda tedavi öncesi ve tedavi sonrası CRP düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). PIH ve TOA olgularinin doku örneklerinde IL-1β, IL-6 ve IL-10 ve serumda Lökosit ve nötrofil düzeylerinin tedavi sonrası ile kontrol grubunda aynı markerlerin düzeyleri arasinda istatistiksel olarak anlamli bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuç : IL-1β, IL-6 ve IL-10 düzeyleri PIH patogenezinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu sitokinlerin doku düzeylerinin belirlenmesi PIH tanısında ve hastalığın progresyonunun öngörüsünde yardımcı bir belirteç olarak kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Interlökin-1β (IL-1β), Interlökin-6 (IL-6 ), pelvik inflamatuar hastalık , proinflamatuar sitokinler.

AdneksitC reaktif proteinHastalık+6
Aygun Mammadzada
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dirençli obsesif kompulsif bozukluk hastalarında beyin kaynaklı nörotrofik faktör ve sitokin düzeylerinin prognostik değerleri

Giriş: Çalışmamızda DSM-5 tanı kriterlerine göre tanı alan tam remisyon sağlanamayan tedaviye dirençli obsesif kompulsif bozukluk (OKB) hastalarında, tedavinin başlangıcından beri tek ilaçla (seratonin geri alım inhibitörü) tama yakın iyilik hali sağlanan OKB hastalarında, henüz tedavi başlanmamış veya son 6 aydır tedavi kullanmayan ilaçsız OKB hastalarında, benzer sosyo-demografik özelliklere sahip hiçbir kronik ve psikiyatrik hastalığı olmayan sağlıklı gönüllülerde BDNF ve IL-1, IL-2, TNF-alfa, IL-6, IL-1β, IL-17 sitokin düzeylerinin karşılaştırarak hastalığın seyri ve klinik özellikleri ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Yöntem: Psikiyatri polikliniğine başvuran 18-64 yaş arası kişilerden 4 çalışma grubu oluşturulmuştur. Bu gruplar: klinik değerlendirmede OKB tanısı alan ve en az altı aylık tedavi gören (en az altı hafta aralıklarla iki seratonin geri alım inhibitörü (SGİ) ve/ ve ya klomipramin tedavisi kullanan, antipsikotik ve /veya duygudurum düzenleyici eklenen ancak semptomlarda tam remisyon sağlanamayan) tedaviye dirençli 25 OKB hastası (1.grup); tedavinin başlangıcından beri tek ilaçla (SGİ) tama yakın remisyon hali sağlanan 25 OKB hastası (2.grup), henüz tedavi başlanmamış veya son 6 aydır ilaç kullanmayan ilaçsız 25 OKB hastası (3.grup), benzer sosyo-demografik özelliklere sahip hiçbir kronik hastalığı olmayan 25 sağlıklı gönüllüler (4.grup) olarak oluşturulmuştur. Seçilen tüm hastalara ve sağlıklı gönüllülere onam formu okutulup imzalatılmış ve araştırmacı tarafından Sosyodemografik form, Yale Brown Obsesif Kompulsif Bozukluk Ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Bozukluk Ölçeği, Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği, Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda IL-1, IL-2, TNF-α, IL-6, IL-1β, IL-17 sitokin düzeylerinin tümünün gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği bulundu (p=0,001). Kontrol grubundaki bireylerde gözlenen IL-1, IL-2, TNF-α, IL-6, IL-1β, IL-17 düzeylerinin ortalamalarının, hafif belirtili, dirençli ve ilaçsız bireylerde gözlenen IL-1, IL-2, TNF-α, IL-6, IL-1β, IL-17 düzey ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü. Aynı zamanda hafif düzeydeki bireylerin IL-1, IL-2, TNF-α, IL-6, IL-1β, IL-17 değerleri ağır dirençli ve ilaçsız hastalarda gözlenen değerlere göre anlamlı düzeyde düşük; ilaçsız hastalarda görülen IL-1, IL-2, TNF-α, IL-6, IL-1β, IL-17 düzeyleri diğer gruplara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek düzeyde görüldü. BDNF değerlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklara rastlandı (p=0,001). Kontrol grubundaki bireylerde gözlenen BDNF ortalamalarının, hafif, ağır dirençli ve ilaçsız bireylerde gözlenen BDNF ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük düzeyde olduğu görüldü. Hafif düzeydekilerin BDNF değerleri ağır dirençli ve ilaçsızdakilerde gözlenenlere göre anlamlı düzeyde düşük iken ilaçsız hastalarda görülen BDNF değerleri diğer gruplara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek düzeyde saptandı. Bu veriler ışığında, hastalık şiddeti ile biyokimyasal belirteçlerin korelasyonu, gelecekte yapılacak araştırmalara yön verebileceği düşünülmektedir. Bu bulgularla nöroinflamasyon ve nörodejeneratif parametrelerin OKB'nin tanı ve takibinde kullanılabilirliği açısından önemli birer biyokimyasal parametre olabileceği düşünülmektedir. Sonuç: OKB gelişiminde ve seyrinde rol oynayan çeşitli patofizyolojik mekanizmaların anlaşılmasının, OKB'nin tedavisinde yeni farmakolojik yaklaşımların geliştirilebilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmüştür. Ayrıca riskli bireylerin önceden belirlenip koruyucu önlemler alınması da mümkün olabilmektedir. Bu sayede pahalı, zaman isteyen yöntemler yerine daha pratik ve ucuz ölçüm araçları ile riskler ortaya konabilecektir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar OKB patofizyolojisinde nöroinflamasyona ve noörodejenerasyona dikkat çekmektedir. Gruplar arası farklılıkların beden kitle indeksi, sigara, alkol, madde kullanımı, kronik hastalıklar gibi karıştırıcı faktörlerin etkilerinden bağımsız olarak ortaya konması çalışmanın güçlü taraflarından biridir. Çalışmada baktığımız BDNF ve IL-1, IL-2, TNF-α, IL-6, IL-1β, IL-17 sitokin düzeylerinin OKB patogenezinde önemli adaylar olduğu görülmekte olup, klinikle ve hastalık şiddeti ile ilişkisine dair araştırmalar devam etmektedir. Bu parametreler riskli bireylerin değerlendirilmesinde klinik görüşmenin yanında tanıya yardımcı araçlar olarak akla gelebilir. Bu bulgularla nöroinflamasyon ve nörodejeneratif parametrelerin OKB'nin tanı ve takibinde kullanılabilirliği açısından önemli birer biyokimyasal parametre olabileceği düşünülmektedir. Bildiğimiz kadarıyla, çalışmamız farklı hastalık şiddetlerine sahip grupları karşılaştırması yönünden literatürdeki ilk çalışmadır. Bu bulgular ışığında; OKB ile inflamasyon belirteçlerinin ilişkisini araştırmak amacıyla, çalışma modellemelerinin doğru ve kapsamlı kurulduğu, örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu, kliniği değiştirebilecek tüm faktörlerin değerlendirildiği çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç olarak, çalışmamızda inflamasyon belirteçleri ile OKB arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmış olsa da bu belirteçlerin rutin klinik kullanıma girebilmesi için çok sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.

Obsessif kompülsif bozuklukPrognozSerotonin geri alım inhibitörleri+2
Shafıga Mursalova
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the ability of cytokine levels to influence immunity in group vaccinated with COVID-19 Pfizer vaccine

In addition to all the information obtained in studies on the SARS agent SARS-CoV and the MERS agent MERS-CoV, during the COVID-19 pandemic caused by SARS-CoV-2, the immunogenic capacity of the S and N structural proteins of coronaviruses and also vaccine candidates using the S protein as the antigen have been shown to induce a protective immune response mediated by neutralizing antibodies. The primary cause of death in COVID-19 patients was initially defined as acute respiratory infection with severe pneumonia. Cardiovascular problems and coagulation problems due to severe systemic inflammatory state have attracted attention as aggravating factors in the clinical picture of people infected with SARS-CoV-2. Biomarkers that can guide prognosis have also been investigated. It has been reported that serum levels of MCP-3 (monocyte chemotactic protein-3) and IP-10 (interferon gamma-induced protein-10) chemokines are elevated in studies conducted in COVID-19 patients hospitalized in the intensive care unit and progressing to a fatal process. During the pandemic process, it has emerged that protective vaccines against the COVID-19 epidemic must be rapidly produced on a large scale and distributed all over the world.

COVID 19COVID 19 vaccinesCytokines+1
Maha Kadhım Alı Abokshot
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Böbrek transplantasyonunda sitokinler ve hümoral immünitenin araştırılması

ÖZ Kronik böbrek yetmezliği nedeniyle böbrek transplantasyonu uygulanan 11 hasta da ve 25 sağlıklı kontrolde ELISA yöntemiyle înterlökin~6(IL-6) düzeyleri, RID yöntemiyle C-Reaktif Protein(CRP) ve Bı.Mikroglobulin^M) düzeyleri ölçüldü. Ayrıca yalnız hasta grubunda RID yöntemiyle immunoglobulin G(IgG), immunoglobulin M(IgM) ve immunoglobulin A(IgA) düzeyleri ölçUldU. Transplantasyondan hemen sonra alınan kan örneklerinde serum IL-6 düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak artış gösterdi. IL-6 düzeyindeki artısı takiben ilk 24 saatte akut faz cevabı seklinde CRP artısı gözlendi. Hastalardan daha sonra alınan kan örneklerinde CRP'nin giderek normale yakın değerlere dönmesi, IL- 6'nın da cut off değerinin altına inmesi hastalarımızın organ nakline uyumlu bir immün yanıt verdiğini ortaya koymaktadır. Hasta grubunda immunoglobulin düzeyleri kitin kendi normal değerlerine oranla ya normal ya da hafif artmış olarak bulundu. Hastalardan alınan tüm örneklerde f^M düzeyinde giderek azalma gözlendi. Bu durum olgularımızın renal fonksiyonunun iyi olduğunu ve rejeksiyon belirtisi olmadığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler :Böbrek transplantasyonu, Interlökin-6, C-Reaktif Protein, f^.Mikroglobul in, Immünoglobul inler.

Böbrek nakliSitokinlerİmmünoglobülinler+1
Suzan Aylantekin
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessEN

Study IL 174C/G and IL10 1082T/G polymorphism in patients with COVID 19

This study aims to determine whether COVID19 infection is associated with variations in the IL-6 and IL-10 genes. In the study, samples were obtained from 20 healthy individuals as a control group and 90 individuals (male and female) with COVID-19 infection. IL-6 levels are significantly higher in COVID-19 infected patients than in healthy individuals. However, the data showed that the level of IL-10 in infected patients was significantly higher than in healthy ones. The serum vitamin D3 levels of infected patients were significantly lower than those of healthy controls. However, the results showed that infected patients had significantly higher vitamin B12 levels than healthy people. The data suggested that IL6 cytokines should be considered as a crucial factor in achieving the therapeutic response in people infected with COVID-19. The results showed a strong correlation between the frequency of the SNP gene and the severity of COVID-19 cases. Overall, the study's findings confirm that the increase in IL-10 and the decrease in lymphocytes are reliable indicators of COVID-19

COVID 19InfectionsCoronavirus enfections+2
Shenay Ahmed Mohammed Mohammed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Irak'ta helikobakter pilori enfeksiyonu olan hastalarda immün tepki

In this study 40 patients were used in the experiment, 30 patients infected with H. Pyloriinfection and 10 for control, In this study the blood group, IFN-beta, and IL12 were collcted by Enzyme-linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) technique, to define the H. pylori infection.The serum concentration of IL12 in patients infected with H.pylori was high level (162.314 ± 14.782) with a significant increase (p-value 0.0085), compared with healthy patients (control) (39.385 ± 6.819), and there was a significant increase (p-value 788) in serum concentration of IFN-beta in patients infected with H. pylori(168.360 ± 28.693) compared with healthy individuals (control) (50.640 ± 3.779). The Increase in IL12, IFN-beta in patients infected with h.pylori than the healthy patients showed us that the immunity system in infected patients resisted the pathogen, the aim of this study demonstrated the effect of the age risk factor on patients infected with helicobacter pylori and the effect of cytokines IFN-beta, IL12 in the immune response in patients infected with H. pylori, as a conclusion in this study older age consider as the main risk factor in patients infected with H. pyloriand cytokines (IL12,IFN-beta) level demonstrated immune response in patients with H. pylori.

Dendritic cellsHelicobacter pyloriIraq+2
Kamıl Idan Kamıl Al-kınanı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Serum ve periton sıvısındaki sitokin seviyelerinin endometriozis tanısındaki yeri

Amaç:Endometriozisi olan hastaların periton sıvısı ve serumlarında İnterlökin-1, 6, 8, 11, 18, TNF-?, PAPP-A, Leptin ve CA-125 seviyelerini değerlendirerek hastalığın klinik tanısını sağlayacak non-invazif ve pratik testin araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem:Etik Kurul onayı alındıktan sonra, Haziran 2005- Aralık 2007 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına başvuran ve laparoskopi yapılan hastalar çalışmaya alındı. Bu çalışmada endometriozisi olan 15 olgu hasta grubuna, endometriozisi olmayan olgulardan 22'si ise kontrol grubu olarak belirlendi. Laparoskopi sırasında hasta ve kontrol grubundan alınan periton sıvısı ve kan örnekleri Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi biyokimya laboratuarında İnterlökin-1, 6, 8, 11, 18, TNF-?, PAPP-A, Leptin ve CA-125 seviyeleri ölçüldü.Bulgular:Hastaların medyan yaşı 30 (min-maks: 20-44), medyan BMI 25 (min-maks: 20-31) idi. Yapılan istatistiksel testler sonucunda endometriozisi olan hastaların serum CA-125 seviyesi anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,03). Disparonisi olan kişilerin periton sıvısı İnterlökin-18 seviyesi düşük bulundu (p=0,029). Hasta grubunun periton sıvısı leptin seviyesi kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde düşüktü (p=0,007).Sonuç:Endometriozisin etiyopatogenezinde birçok sitokin sorumlu tutulmaktadır. Periton sıvısı leptin seviyesi ileri evre endometrioziste azalmıştır. Kan CA-125 seviyesi endometriozis tanısı ve takibinde kullanılabilecek bir testtir. Yapılan çalışmada literatür ile uyumlu sonuçlar bulunmuştur.Anahtar Kelimer: Endometriozis, Sitokin, Pertion Sıvısı, Serum, Laparoskopi.

Asit sıvısıEndometriyozSitokinler
Ebru Ünal
Çukurova University
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik ürtikerli hastalarda histamin düzeyi ile sitokinler arasındaki korelasyon

Ürtikerin kökeninin olası nedensel faktörlerini ve önemli yönlerini araştıran klinik öykü, tanının temelidir. Özellikle çocuklarda görülen depresyon, anksiyete, duygusal sıkıntı gibi ruhsal bileşenlerin ve psikiyatrik bozuklukların dikkate alınması gerekir. Belirgin bir neden yoksa hastayı veya çocuğun velisini bir diet günlüğü tutması, ilaç tüketimini takip etmesi ve aktivite kaydı tutması için yönlendirmek gereklidir. Tamamlayıcı testler her zaman klinik verilere dayalı olarak gerçekleştirmektedir. Klinik açısından, kalıtsal formu edinilmiş olandan ayıran tek şey, yaş tanıtımı ve bir aile öyküsünün varlığı veya yokluğudur. Kalıtsal formda normal olan ve edinilen formda düşük olan C1q'nin analitik belirlemeleri yapılmalıdır. Ancak normal C1q'lu bazı AEA vakaları vardır. Öte yandan, spontan mutasyonların aile öyküsü yoktur ve HAE hastalarının %25'ine kadar çıkabilmektedir. Gıda, kaplar, kokular, bitki ve hayvansal ürünler ve metaller gibi çeşitli kimyasallar ürtiker ile temas sendromuna yol açabilir. Neden olan kurdeşenlere maruz kalma, temas eden tahriş edici maddelere maruz kalmaya benzer olabileceğinden, hastanın işyeri ve ev içi maruziyetlerin araştırılmasına özen gösterilmelidir.

HistaminIrakSitokinler+1
Ibtıhal Irzooqee Abbas
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of relationship between TNF- α 238 1G/A and IL6 321G/T genes polymorphism in patients with COVID-19 in Iraq

The current study was designed to elevate the correlation of IL6 321G/T and TNF- α 238 G/A genes polymorphism with COVID19 infection. The patients of COVID-19 are from both genders (including 42 male and 38 female) between the ages of 25-60 years old attending emergency of AL-Shifa Hospital, Kirkuk, Iraq.1 The results demonstrate that the concentration of IL-6 in infected individuals is significantly higher (P<0.05) than in healthy people.On,the,other,hand,(the,results were)showed considerable increase in the concentration of TNF-α in the infected patients compared to the healthy persons. The1concentration of LDH shows a significant (P <0.05) increase in patients1compared to control group. Serum ferritin concentrations in infected patients1were significantly higher (P<0.05) than in healthy people. While the findings showed a substantial (P<0.05) rise in TNFα levels in infected patients when compared to healthy people.About the molecular study, the findings showed1IL6 321 G/T, Allelic genotype (GT) of wild form show result high in patient rather than control (GT 30- in patients 5- control) P. Value of this result is significant (0.0084).

COVID 19IraqPolymorphism+2
Abdullah Khorsheed Saqee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Molecular detection of cytokines in infertile and fertile women infected with Mycoplasma genitalium in diyala governorate

Although the pathogenic role of M. genitalium in male urethritis is clear, fewer studies have been conducted among women to determine its pathogenic role in the female reproductive tract. Pelvic inflammatory disease (PID) is an important cause of infertility and ectopic pregnancy, and Chlamydia trachomatis and Neisseria gonorrhoeae are recognized microbial causes. Emerging data demonstrate an association between M. genitalium and PID, and limited data suggest associations with infertility and preterm birth. Since no previous study on the association between M. genitalium infection and infertility in women in Diyala province, so this study was suggested and also to investigate the role of certain cytokines in the pathogenesis of infertility. The present study was conducted in Diyala Teaching Hospital for Maternity and Children for the period from January 2021- October 2021. Included women were divided into two groups; 80 were fertile and another 80 were non-fertile. Generally the age of included women was 20 - 45 years. A total of 160 samples were collected; 72 were vaginal secretion and 88 were pap smears. From each study group 36 samples were vaginal secretion and 44 were Pap smear. Specimens were collected by gynecologist, and kept in cool box during delivery to laboratory, then they were kept frozen under -20°C. Furthermore, blood samples were collected from all women included in this study. Blood samples were poured in EDTA tubes and kept in 4°C. Human privacy was respected by obtaining verbal consent from each participant. The. M. genitalium was diagnosed by detection of 16S RNA gene using conventional Polymerase Chain Reaction (PCR). Blood samples from 30 women who gave positive for 16 S RNA gene were submitted for detection of Mega 1 gene, Ftsz gene and Mraz gene of cytokines using conventional Polymerase Chain Reaction (PCR). The results were found that 35 (21.8%) of the vaginal secretion and Pap smears had positive detection of 16 S RNA gene. The detection rate among fertile women was 10 (28.57%), while the detection rate among non-fertile women was 25 (71.42%). This result may signify the role of M. genitalium infection in developing infertility among women in our society. Accordingly, this study point out to the possible role of M. genitalium in the pathogenesis of infertility, suggesting that the detection of this pathogen should be included in the routine screening of infertility causes among women in Diyala province.

Infertility-femalePolymerase chain reactionCytokines
Aymen Muayad Salman Alkarkhı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Gastrik ülser ve gastrik kanseri öngörmek için proinflamasyon sitokinleri ile ilgili H. pylori virülans faktörleri VacA ve DupA'nın incelenmesi

Helicobacter pylori (HP) bakterisi mide kanseri ve ülser hastalığı ile ilişkilendirilmiştir. Helicobacter pylori enfeksiyonu normalde semptomsuzdur ancak mide iltihabına ve bağırsak ülserasyonuna yol açabilmektedir. Şubat-Nisan 2022 aylarında, Irak'ın Maysan kentindeki hastanelere başvuran mide ülseri ve mide malignitesi olan hastalardan 150 biyopsi örneği toplanmıştır. İzolatlar, anaerobik koşullar altında Columbia agar, blood agar ve MacConkey plakaları üzerinde nemlendirilmiş bir CO2 inkübatöründe 3 gün süreyle ekilmiştir. H. pylori, (1-2) mm çapında belirgin bir su damlası benzeri koloni olarak ortaya çıkmış ve H. pylori'nin IgM ve IgG teşhisi ile tespiti ve Vitek-2, IL-6, IL-8 konsantrasyonlarını belirler, Serum örneklerinde IL-10 ve TNF- ELISA kitleri kullanılarak belirlenmiş ve patojenezden sorumlu virülans genleri 16rRNA, dupA ve VacA'nın konvansiyonel PCR ile tespiti yapılmıştır. Sonuçlar, yaş grubunun (40-49) en yüksek orana (%33) sahip olduğunu ve yaş grubunun (10-19) en düşük orana (%10) sahip olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada Helicobacter pylori enfeksiyonu olan Iraklı hastalarda IL-6, IL-8, IL-10 ve TNF- düzeylerine baktık ve ortalama ± SD 93,46 ± 48,37, 155,01 ± 130,22, 115,894 ± 42,488 ve 103,22 ± 34,706. Tanı tekniğinde üre nefes testi yüksek oranda 69,49 ± 11,908, ardından serolojik test 2,039 ± 1,341 ve fekal Ab saptanması 1,06 ± 0,239 olarak bulunmuştur. H. pylori'ye özgü bir primer kullanılarak 16Srna geninin moleküler amplifikasyonu, vakaların 43'ünde (%84,3) pozitif sonuç vermiştir. VacA ve dupA genleri sırasıyla HP'nin 41'inde (%80,3) ve 10'unda (%19,6) bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: H. pylori, Virülans faktörleri, Mide ülseri, Malignite, VacA geni, DupA geni, Proinflamasyon sitokinleri

GenlerHelicobacter pyloriMide ülseri+2
Mohammed Hashım Abdulhasan Alsaedy
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between pro and anti-inflammatory cytokines levels and hepatitis B diagnosis by PCR method in Al-Najaf city/Iraq

Hepatitis B virus (HBV) is a hepatotropic, non-cytopathic DNA virus that causes acute and chronic hepatitis, which is associated with a high risk of developing cirrhosis and hepatocellular carcinoma. L-6 is one of the major inflammatory cytokines, IL-10 is recognized as a key cytokine regulating the immune response to HBV infection. The aim of study, the effects of cytokines with risk for hepatitis B virus (HBV). In this study was conducted on 58 people who were with different ages and gender. All patients were infected with Hepatitis B in the Al-Sadder Teaching Hospital in An-Najaf Al Ashraf province, in the period from Dismember 2021 to March 2022. All study population patients who infected with hepatitis B depending on clinical basis and who diagnosis by RT-PCR (Genexpert system) were positive result, the number of them was 22 men and 25 women. It also included 11 healthy people who were not infected, the number of men was 5 and women were 6.The mean ages of suspected patients was 52.91 years (SD ± 11.045) for males, and 49.56 years (SD ± 10.4) for females. The mean of the IL 6 level was (61.56) mg/dL to male, while (85.97) mg/dL to female and very low level in control. While the mean of the IL 10 level was (55.67) mg/dL to male, while (53.46) mg/dL to female and very low level in control. Keywords: Hepatitis B, PCR, Cytokines, Chronic hepatitis

Hepatitis BChronic diseasePolymerase chain reaction+1
Mohammed Rıyadh Abdulmahdı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Cellular and molecular immunity in type 2 diabetic patients after COVID-19 recovery

People with type 2 diabetes and Covid-19 infection had altered and distinct immune characteristics from patients without Covid-19 infection, and they are at a higher risk of developing health complications or being treated in a critical care unit than people without diabetes are. On the other hand, clinical data so far suggests that the Covid-19 may result in metabolic dysregulation and impaired glucose homeostasis. In addition, emerging data on new onset of diabetes mellitus in previously infected with Covid-19 patients reinforces the hypothesis of a direct effect of Covid-19 on glucose metabolism. The aim of this study is to investigate the role of Covid-19 infection in patients live with type 2 diabetes mellitus during the recovery state on some cellular immune response and its affection on the expression of interleukin-1 β as an important proinflammatory cytokine. The study included 75 participants. The median age in total was 50 years old (ranged from 23 to 65 years) who visited Al-Wafaa Center for Diabetes and Endocrine Disease-Ibn-sina Hospital-Mosul/Iraq and enrolled in the study from 30 August 2021 to 10 November 2021. The 25 participants with type 2 diabetes mellitus who had recovered from Covid-19 infection (8-10 weeks after symptoms onset) made up 33.3% of the total participants and had a mean age of 43.5. The second is that 25 participants (33.3%, mean age: 42.7) were type 2 diabetes mellitus without Covid-19 infection and with no other comorbidities. The last group consisted of 25 (33.3% mean age; 27.5) healthy control individuals. Both groups of type 2 diabetic patients were using insulin injections regularly as the only medication (insulin-dependent) over 3 years. The study found that the glucose level was higher in the type 2 diabetes mellitus recovered group compared with non-infected type 2 diabetic patients (mean 12.08±5.18), (mean 10.12±4.84), respectively. In addition, alterations in cellular immune response (including WBC count, neutrophil, phagocytic activity of neutrophil, monocyte, and eosinophil) have seen compared with other study groups. While hemoglobin was lower in recovered patients (130.12±16.46) than type 2 diabetic mellitus and control (138.64±12.67) and (148.68±13.71), respectively. Furthermore, the results showed that interleukin-1 β expression in blood samples of the type 2 diabetes mellitus recovered group (28.1±0.6) was higher in comparison with type 2 diabetic patients without Covid-19 infection (23.8±0.8), and control (25.9±2.8).

COVID 19Diabetes mellitus-type 2SARS virus+2
Abu Bakr Abdulmajeed Kadhum Al-tameemı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfekte diyabetik ayak yarası olan hastalarda sitokin üretimi, akut dekompanse kalp yetersizliği ile ilişkisi ve prognoza etkisi

Konjestif kalp yetmezliği gelişiminde sitokinlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmada infekte diyabetik ayak yarası ile beraber gelişen akut dekompanse kalp yetmezliğinde sitokinlerin rolü ve prognoza etkisi araştırıldıÇalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine infekte diyabetik ayak yarası ve akut dekompanse kalp yetmezliği ile başvuran 26 hasta (ortalama yaş 61,88±6,8, 17 erkek, 9 kadın) alındı. Çalışmaya alınan hastalara ekokardiyografik ölçümleri (EKO), serum tümör nekroz faktör alfa (TNF-?), interlökin 1ß (IL-1ß), interlökin 2 (IL-2), interlökin 6 (IL-6) ve interlökin 10 (IL-10) ölçümleri yapıldı ve diyabetik ayak yarası medikal ya da cerrahi ile tedavi edilip kalp yetmezliği düzeldikten sonra ölçümler tekrarlandı. Kontrol grubu infekte diyabetik ayak yarası olmayan kontrol altındaki diyabetik hastalardan oluşturuldu.Hastalarda serum TNF-?, IL-1ß, IL-2, IL-6 ve IL-10 değerleri yüksek bulundu. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF) değerleri ile serum TNF-? (p<0,05), IL-1ß (p<0,05) ve IL-6 (p<0,01) düzeyleri arasında anlamlı zıt ilişki saptandı. Yaşayan hastalarda tedavi sonrası sol ventrikül EF değerlerindeki yükselme ve serum IL-6 düzeylerindeki düşüş arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). TNF-? ve IL-6 değerleri kaybedilen hastalarda yaşayan hastalara göre daha yüksek bulundu (p<0,05 ve p<0,05).Bu çalışmanın sonucunda kalp yetmezliği dekompansasyonunda TNF-?, IL-1ß ve en önemli olarak IL-6'nın rol oynayabileceği saptandı. TNF-? ve IL-6'nın hem kalp yetmezliği akut dekompansasyon, hem de mortalite göstergeci olabileceği saptandı. Kalp yetmezliği akut dekompansasyonunda IL-6'yı hedef alan tedavi stratejilerinin denenebileceği düşünüldü.Anahtar sözcükler: akut dekompanse kalp yetmezliği, infekte diyabetik ayak yarası, sitokinler

AyakDiabetes mellitusKalp yetmezliği+3
Habbaş Fırıncıoğulları
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

SIRS ve sepsis hastalarında deksmedetomidin ve propofolün immün sistem üzerine etkileri

Amaç: SIRS ve sepsis gelişiminde immün sistem mediyatörlerinin ve sitokinlerin önemi bilinmekte. Çalışmamızda SIRS ve sepsis hastalarında dekmedetomidin ve propofol kullanımının immün sistem üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Fakülte etik kurul onayı alındıktan sonra SIRS ve sepsis tanısı alan 40 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı; grup I'de deksmedetomidin en az 24 saat süreyle 0,3- 0,7 mg/kg saat infüzyon şeklinde kullanıldı. Grup II'de propofol en az 24 saat süreyle 1-3 mg/kg saat infüzyon şeklinde kullanıldı. Sedasyon başlamadan önce APACHE II değerleri hesaplandı, prokalsitonin, CRP, TNF alfa, IL 1, IL 6, platelet, laktat değerlerine bakıldı. Hastalara ek analjezik ihtiyacı duyulduğu zamanlarda fentanil veya morfin uygulandı. Sedasyon, hastanın klinik durumuna göre, en az 24 saat mutlak olmak üzere, ihtiyacı oldugu sürece uygulandı. Hastalar 2 gün boyunca takip edildi. Hastaların takibinde de APACHE II skoru kullanıldı. APACHE II skoru gün içindeki en kötü değerler kullanılarak hesaplandı. Bunun dışında günlük olarak prokalsitonin, CRP, TNF alfa, IL I, IL6, platelet, laktat takipleri yapıldı. Hastaların 30 günlük mortalite takipleri de yapıldı.Bulgular: Gruplar arasında demografik olarak, APACHE ve glaskow değerleri açısından, sitokin değerleri, akut faz reaktanları, beyaz küre, platelet değerleri, hemodinamik değerler, böbrek fonksiyon parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Bununla birlikte grup I'de IL-6'nın SAB, DAB, MAB ile negatif korelasyonu saptandı. Grup I ve II'de IL-6 ile CRP arasında pozitif korelasyon saptandı.Sonuç: SIRS ve sepsis hastalarında deksmedetomidin ve propofol kullanımı arasında, gruplar arası fark saptanmadı. Grupların içinde sitokin değerlerinin yükselmemiş olması nedeniyle bu ilaçların sitokin artışını inhibe ettiği sonucuna ulaştık.Anahtar Kelimeler: SIRS, sepsis, deksmedetomidin, propofol, TNF-?, IL-1

C reaktif proteinDeksmedetomidinPropofol+6
Ardanur Erkoçu Karadal
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nekrotizan enterokolit olgularında Rotavirüs enfeksiyonlarının rolü ve sitokinlerle ilişkisi

Amaç: Nekrotizan enterokolit patogenezinde Rotavirus enfeksiyonunun rolü ve interlökin 6, interlökin 8 ve tümör nekroz faktör alfa ile ilişkisinin araştırılması.Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmadaki çalışma grubu (Grup 1), Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde nekrotizan enterokolit şüphesi veya tanısıyla izlenmekte olan hastalardan, kontrol grubu (Grup 2) ise benzer postnatal yaşta, başka nedenlerle yatmakta olan hastalardan oluşturuldu. Nekrotizan enterokolit olguları modifiye Bell kriterlerine göre evrelendi. Gaita örneklerinde Latex yöntemi ile Rotavirus antijeni araştırıldı. İnterlökin 6, 8 ve TNF ? değerleri, 0. ve 48. saatlerde alınan serum örneklerinde mikro ELISA yöntemi ile tespit edildi. Gruplar klinik ve laboratuvar özellikleri yönünden karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışma grubuna alınan 31 hasta ile, kontrol grubuna alınan 30 hasta prospektif olarak incelendi. Gruplar arasında cinsiyet, doğum ağırlığı ve intrauterin büyüme açısından anlamlı fark yoktu. Nekrotizan enterokolitli hastaların gebelik süreleri, kontrol grubundakilerden anlamlı şekilde daha kısa, hastanede yatış daha uzun bulundu (sırasıyla p=0,031, p=0,007). Rotavirus pozitifliği nekrotizan enterokolitli hastalarda % 41,9 iken, kontrol grubunda % 6,7 idi (p=0,001). Gaitada Rotavirus tespit edilen olgularda, tespit edilemeyenlere göre nekrotizan enterokolit gelişme olasılığı 10 kat fazla bulundu. Rotavirus pozitif olan nekrotizan enterokolit olgularından % 38,5'i evre I, % 53,8'i evre II, % 7,7'si evre III olgular idi. Grup 1'de IL 6'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'nin 0. saat ve 48. saat değerlerinden düşük bulundu (0. saat için p=0,448 ve 48. saat için p=0.016). Rotavirus pozitif nekrotizan enterokolitli hastalarda IL 6'ın 0. ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilemeyenlere göre daha düşük bulundu (0. saat için p=0,609 ve 48. saat için p=0,017). Grup 1'de IL 8'in 0. saat ve 48. saat değerleri, Grup 2'deki değerlere oranla istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek idi (0. saat için p=0,000 ve 48. saat için p=0,023). Nekrotizan enterokolitli hastalarda, Rotavirus pozitif olgularda interlökin 8 0. saat ve 48. saat değerleri, Rotavirus tespit edilmeyen nekrotizan enterokolit olgulardaki IL 8'in 0. saat ve 48. değerlerine göre yüksek tespit edildi (sırasıyla p=0,007 ve p=0,004). Nekrotizan enterokolitli hastalarda TNF-?'nın 0. saat ve 48. saat değerleri, kontrol grubuna göre yüksek bulundu (0. saat için p=0,516 ve 48. saat için p=0,048). Grup 1'de Rotavirus pozitif olgularda TNF-? 0. ve 48. saat değerleri Rotavirus negatif olguların değerlerinden hafif yüksek bulundu (sırasıyla p=0,352 ve p=0,880).Sonuç: Nekrotizan enterokolit, prematüre yenidoğanlarda önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. Nekrotizan enterokolitli olgularda yüksek oranda Rotavirus pozitifliği saptanması; Rotavirus pozitif NEK'li olgularda IL 6 düzeylerinin düşmesi, IL 8 ve TNF-? düzeylerinin yükselmesi, bu hastalığın patogenezinde Rotavirusun rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Rotaviruslara bağlı nekrotizan enterokolit olgularının prognozları daha iyi olmakla beraber, salgınlara yol açabilen virusa karşı önlem alınması, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde sağkalımın artması yönünden olumlu katkı sağlayacaktır.

Bebek-prematürBebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıkları+4
Efsun Gargun Sızmaz
Çukurova University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Preeklampsi hastalarında interlökin 10 geni promotor (2849 A-G) ve anjiyotensin dönüştürücü enzim geni intron 16 insersiyon/delesyon polimorfizmlerinin ve genotip dağılımlarının araştırılması

Preeklampsi, patofizyolojisinde plasental, maternal, immün ve genetik faktörlerin önemli rol oynadığı düşünülen, hipertansiyon ve proteinüri ile karakterize multifaktöriyel bir hastalıktır. Preeklampsi oluşumunu birçok çevresel faktör yanında genetik yapının da etkilediği ve birçok aday genin varlığı rapor edilmiştir. Ancak bu genlerin birbirleri ve çevresel etkenlerle olan etkileşimleri ile preeklampsi üzerine olan etkileri halen anlaşılmış değildir.Bu çalışmada, 126 preeklamptik ve 116 normal gebe kadın, preeklampsi ile interlökin-10 (IL-10) 2849 promotor ve anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) geni intron 16 insersiyon/delesyon (I/D) polimorfizmleri arasındaki ilişki bakımından araştırılmıştır. Ayrıca çalışmamızda bu polimorfizmlere ait genotip ve allel frekanslarının normal ve preeklamptik olgulardaki dağılımı incelenmiştir.Çalışma sonuçlarımıza göre preeklamptik ve normal gebe kadınlar genotip frekansları bakımından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark belirlenmiştir. IL-10 geni 2849 promotor polimorfizmi bakımından preeklamptik kadınlarda; AA genotipine sahip olguların normal gebe kadınlardan daha yüksek olduğu saptanmış (p=0,030), GG genotipi ile preeklampsi arasında ise bir ilişki saptanamamıştır. ADE geni I/D polimorfizminde kodominant, dominant ve resesif modeller uygulanmış ve kodominant modeli bakımından preeklamptik kadınlarda; DD genotipine sahip olguların normal gebe kadınlardan daha yüksek olduğu saptanmış (p=0,016),ancak II genotipi ile preeklampsi arasında bir ilişki saptanmamıştır. Dominant modelde de (DD, II+DI) DD genotipi ile preeklampsi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p=0,006). Resesif modelde ise II genotipi ile preeklampsi arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p=0,977). IL-10 geni 2849 promotor polimorfizmi için, G allel frekansı hasta grubunda %85.7 bulunurken kontrol grubunda %87.5 olarak (p=0,564), ADE geni I/D polimorfizmi için D alleli hasta grubunda %64.6 bulunurken kontrol grubunda %56.1 olarak bulunmuştur (p=0,062). Preeklamptik ve normal gebe kadınlar allel frekansları bakımından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark belirlenememiştir.

Anjiyotensin konverting enzimGebelikGenler+5
Ceyhun Bereketoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sürekli ayaktan periton diyalizi hastalarında pentoksifilinin periton fonksiyonlarına ve sitokin düzeylerine etkileri

Giriş ve Amaç: Sürekli ayaktan periton diyalizi; son dönem böbrekyetersizliğinde renal replasman tedavi seçeneğidir. Bu çalışmada; sürekli ayaktanperiton diyalizi hastalarında pentoksifilinin periton geçirgenliğine ve sitokinlere etkisinideğerlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi İç Hastalıkları Nefroloji BilimDalında takip edilmekte olan 21 periton diyaliz hastası çalışmaya alındı. Hastalarınstandart tedavilerine ilaveten pentoksifilin 3 hafta süre ile 2x400 mg /gün verildi. Aktifinfeksiyon, aktif kalp yetersizliği, peritonit ve kateterin iyi çalışmadığı veya herni gibimekanik problemi olan hastalar çalışmaya alınmadı. Çalışmaya katılmayı kabul edenhastalardan bilgilendici yazılı onam alındı. Hastaların; yaş, cinsiyet, kronik böbrekyetmezliğinin etyolojisi, periton diyalizinin süresi, fizik muayene bulguları, idrarmiktarı, vücut ağırlığı, kullandığı ilaçlar kaydedildi. Pentoksifilin öncesi ve sonrasındaperiton dengelenme (eşitlenme) testi yapıldı, Kt/V, ve kreatinin klirensi hesaplandı.Transport tipi, ultrafiltrasyon miktarı, idrar volümü ve peritoneal sıvı ile sodyum atılımımiktarı belirlendi. Pentoksifilin öncesi ve sonrası parametrelerin değerlendirilmesindeSPSS. 18 istatistik programı kullanıldı.Bulgular: Başlangıca göre pentoksifilin kullanımı sonrasında serum ve peritonsıvısında BUN, kreatinin, sodyum, total protein, albumin, IL-1, IL-6, IL-10, TNF-alfa,sistatin C ve beta-2 mikroglobulin düzeylerinde, Kt/V, kreatinin klirensinde istatistikselolarak anlamlı farklılık saptanmadı. Hastalar diyabetik ve non-diyabetik olarakgruplandırıldığında da ölçülen belirteçlerde farklılık saptanmadı. Peritoneal sodyum ileKt/V, ultrafiltrasyon ve idrar volümü + ultrafiltrasyon toplamı arasında ilişkisaptanmadı. Pentoksifilin öncesi ve sonrası serum albumin düzeyi ile serum IL-10arasında negatif korrelasyon mevcuttu, istatistiksel olarak anlamlıydı(p:0,049).Sonuç: Sonuç olarak serum albumin düzeyinin yüksek olmasınıninflamasyondan koruyucu olduğu, pentoksifilinin; periton membranı geçirgenliğindeetkili olmadığı saptandı. Pentoksifilin kullanım süresinin kısa olması ve/veya hastasayısının nispeten az olması çalışmamızın sonuçlarını olumsuz etkilemiş olabilir.Anahtar Sözcükler: Pentoksifilin, Periton diyalizi, Sitokinler, Son dönem böbrekyetersizliği

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikPentoksifilin+2
Havva Yeşil Çınkır
Çukurova University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

TME iç düzensizliklerinde Glukozamin ve Kondroitin Sülfat kombinasyonu ile Tramadol'ün eklem sıvısındaki IL?1ß, IL?6, TNF? ve PGE2 seviyelerine etkisi

Toplumda gün geçtikçe yaygınlaşan temporomandibular eklem şikayetlerinin çözümü için yeni tedavi seçenekleri arayışları devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, glukozamin ve kondroitin sülfat kombinasyonu ile tramadolün temporomandibuler eklem iç düzensizliklerine etkilerinin klinik ve biyokimyasal olarak incelenmesi ve etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır.Tek kör, randomize olarak planlanan bu prospektif çalışmaya MR incelemesinde eklem yüzeylerinde dejenerasyon ve disk deplasmanı saptanan; klinik incelemede ağız açıklığı 35 mm'den az, eklem palpasyonunda hassasiyet ve alt çene hareketleri sırasında ağrı tarif eden Wilkes Sınıf III ve IV hastalar dahil edildi. Hastaların maksimum ağız açıklığı, alt çene hareketleri ve ağrı düzeyi kaydedildi. Her hastadan bilinçli sedasyonla lokal anestezi altında temporomandibuler eklem sinoviyal sıvısı örneği alındı. Bütün örnekler -40°C donduruldu. Hastalar rasgele iki gruba ayrıldı. Bir gruptaki hastalara 2 ay süreyle 1500 mg glukozamin ve 1200 mg kondroitin sülfat kombinasyonu kullandırıldı. Diğer gruba ise 50 mg tramadol 2x1 reçete edildi. İki ayın sonunda hastaların klinik bulguları kaydedilip, aynı prosedürle tekrar temporomandibuler eklem sıvısı alınıp donduruldu. İlaç kullanımı öncesi ve sonrası sinoviyal sıvıdaki İL?1ß, İL?6, TNF-? ve PGE2 seviyeleri karşılaştırıldı.Glukozamin/kondroitin kullanan hastalarda alt çene hareketlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış görülürken, tramadol grubunda meydana gelen artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Temporomandibuler eklem palpasyonunda hastaların hissettiği ağrı miktarı değerlendirildiğinde, her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlenmiştir. Temporomandibuler eklem sinoviyal sıvılarındaki İL?1ß ve PGE2 miktarlarında meydana gelen azalma istatistiksel olarak anlamlı iken; İL?6 ve TNF-? miktarlarında anlamlı azalma saptanmadı.Temporomandibuler eklem iç düzensizliklerinde klinik şikayetleri ortadan kaldırmak için glukozamin/kondroitin kombinasyonu veya tramadol kullanılabilir.

AnaljeziklerGlükozaminKondroitin+3
İbrahim Damlar
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servisten dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastalarda inflamatuvar belirteçler ile mortalite arasındaki ilişki

Yoğun bakımda yatan yaşlı hastalarda mortalite oranı oldukça yüksektir. Bu çalışmada dahiliye yoğun bakıma yatan yaşlı hastaların (55 yaş üstü) mortalitesini tahmin etmemize yardımcı olan inflamatuvar belirteçler ve GKS, APACHE-II, SAPS -II, skorlarınıda kullanarak bunların birbirleriyle olan ilişkisini saptamaya çalıştık.Çalışmamıza, 48'i (% 65.8) erkek, 25'i (% 34.2) kadın olmak üzere toplam 73 hasta aldık. Hastalarda mortaliteyi tahmin etmek için kullanılan belirteçler olarak; yaş, APACHE II skoru, SAPS -II skoru, GKS, serumda lökosit sayısı, hemoglobin, CRP (c reaktif protein), IL-1 (interlökin-1), IL-6 (interlökin-6),IL-10 (interlökin-10), TNF-alfa (tümör nekroz faktör-alfa), PTZ (protrombin zamanı), aPTT (aktive parsiyel tromboblastin zamanı), Albumin, ferritin belirlendi.Eksitus ve taburcu olan hastalar arasında yaş ortalaması istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ortalama yatış süresi ise anlamlı bulundu.Prognostik belirteçlerinden, APACHE II skoru, lökosit sayısı, PTZ, IL-1, IL-6, TNF-alfa, hemoglobin'in istatistiksel olarak mortalite ile ilişkisi bulunamadı. Ferritin, aPTT, GKS, SAPS -II'nin yüksekliği ve albümin düşüklüğü ile mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu.CRP, TNF-alfa, IL-1, IL-6, IL-10 düzeylerinin mortalite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı.Sonuç olarak DYBÜ'ne yatan yaşlı hastaların mortalite tahmininde; SAPS -II, GKS, ferritin, albümin, aPTT ölçümlerinin kullanılabileceği tespit edildi.Anahtar Sözcükler: Albumin, APACHE-II, aPTT, ferritin, GKS, mortalite, SAPS-II, sitokin, yaşlı hastalar, yoğun bakım.

APACHE skorlama sistemiAcil servis-hastaneAcil tıp servisleri+9
Haşim Onur Uluöz
Çukurova University
2011
00

Related subjects