Osmanlı tarihi
962 theses under this subject heading
7 Numaralı Antakya Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve tahlîli (H. 1175-1177/ M. 1761-1764)
Şer'iyye sicil defterleri; kaydedildikleri kazanın siyasî, sosyal ve ekonomik yapısı ile hukukî işleyişi hakkında ayrıntılı veriler sağlayan, kadılar veya naipler tarafından düzenlice tutulan ve yerel tarih araştırmalarında ana kaynak niteliği taşıyan mahkeme kayıtlarıdır. Nitekim içerdikleri çeşitli belgelerden; kaydedildikleri dönemin toplum yaşantısı, giyim-kuşamı, nüfusu, insanların birbirleriyle olan hukukî ilişkileri vb. birçok konu hakkında bilgiye ulaşmak mümkündür. "7 Numaralı Antakya Şer'iyye Sicili'nin Transkripsiyonu ve Tahlîli" adlı çalışmanın kapsamı, Hicrî 1175-1177/ Miladî 1761-1764 yılları arasındaki dönemdir. Önceki araştırma-incelemelerde bu sicilden kısmen yararlanılmış olmasına rağmen, Antakya Kazası ile ilgili transkripsiyonu ve tahlili yapılan siciller arasında yer almaması ve bütün olarak müstakil bir çalışmaya konu edilmemiş olması bu çalışmanın yapılmasının önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın hazırlanması ile sicilin kaydedildiği dönemde Antakya Kazası'nın idari, sosyal, ekonomik, demografik yapısı ve hukukî işleyişi ile yer (nahiye, mahalle, köy, mezraa) adlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya konu olan 7 numaralı Antakya şer'iyye sicilinin görüntüleri, Osmanlı Arşivi'nden temin edilmiş olup Latin Alfabesi ile transkripsiyonu yapılarak tahlil edilmiştir. Bu araştırma; 1761-1764 yılları arasında Antakya Kazası'nın yer adları, kazanın idaresinde bulunan kimseler ve görev süreleri, insanlar arasındaki hukukî ilişkiler, meslek ve esnaf sayısı, gündelik malzeme ve değeri, halkın yaşantısı, giyim-kuşamı, uğraşı, kullanılan isim ve lakap, aile (evli-boşanmış, tek/çok eşlilik vs.) ve nüfus yapısı (Müslim-gayrimüslim) gibi birçok konu hakkında ayrıntılı verilere ulaşılmıştır.
II. Meşrutiyet Dönemi İstanbul'unda adi suçlar (1908-1918)
II. Meşrutiyet'in ilanıyla Osmanlı Devleti; siyasi, iktisadi, hukuki, askerî ve sosyal alanda birçok değişimin yaşandığı bir sürece girmiştir. Özellikle 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti'nin yaşadığı isyanlar, siyasi kamplaşmalar, faili meçhul cinayetler, savaşlar, göçler, ekonomik bunalımlar başkent olması nedeniyle ilk önce İstanbul'da tesirini göstermiş ve şehrin güvenlik ve asayişi bu durumdan olumsuz etkilenmiştir. Şehirde her geçen gün artan suç vakaları ve güvenlik kaygıları İstanbul sakinlerini tedirgin ettiği gibi bürokratik ve siyasi çevrelerde bu durumdan rahatsız olmuştur. II. Abdülhamit devrinden kalma kolluk güçleri ise İstanbul'daki suç vakalarına zamanında müdahale edememiş ve şehrin asayişini temin etmede yetersiz kalmıştır. Bu durum İstanbul'daki asayiş unsurlarının modernleşmesini kaçınılmaz kılarken II. Meşrutiyet döneminde güvenlik güçlerinin merkezileşmesi ve mesleklerinde uzmanlaşmaları için önemli adımlar atılmasını sağlamıştır. Bu çalışma 1908-1918 yılları arasında önemli kırılmalar yaşayan Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'da yaygın olarak işlenen adi ve cinsel içerikli suçları ve bu suçları işleyen suçluları ele almıştır. Aynı zamanda İstanbul'da suç olgusunu ortaya çıkaran etkenlere ve güvenlik güçlerinin ne gibi tedbirler aldığına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: II. Meşrutiyet Dönemi, İstanbul, Suç, Suçlular, Asayiş ve Güvenlik.
Bir kaynak çalışması olarak Takvim-i Vekayi (1840-1849)
Gazeteler, devletlerin ve milletlerin yaşadıklarını ve görüp geçirdiklerini kayıt altına alan birer hatırat gibidirler. Bu sebeple geçmiş dönemin gazeteleri üzerinde çalışma yapmak, sadece yazılmış metinleri bu günün diline tercüme etmek ya da aktarmak değildir. Bunların haricinde basın tarihi alanında yapılan çalışmalar, milletlerin ve devletlerin yaşadıkları olaylara verdikleri tepkileri yansıtır ve olayların geçtiği zamanlardaki ortaya atılan düşüncelerin ve görüşlerin anlaşılmasını sağlarlar. Takvim-i Vekayi Osmanlı Devleti'nde devlet eliyle çıkarılmış ilk gazetedir. Başlangıçta haftada bir yayınlansa daha sonraları düzensiz aralıklarla çıkarılmıştır. İlk sayısı 1 Kasım 1831 tarihinde çıkan Takvim-i Vekayi'nin yayınlanmasına II. Abdülhamid döneminde iki kez ara verilse de gazete yayın hayatını 4 Kasım 1922 tarihine kadar devam ettirmiştir. Gazete Türkçe süreli yayınların başlangıcıdır ve devlet eliyle çıkarıldığı için de devlet görüşünü yansıtmıştır. Takvim-i Vekayi hanedana ait haberleri, devlet kademelerine yapılan atamaları ve ülkenin herhangi bir yerinde meydana gelen hadiseyi yansıttığı gibi, aynı zamanda yabancı ülkelerdeki siyasi gelişmeler, bu ülkelerin Osmanlı Devleti ile ilişkileri ve dünyada meydana gelen sosyal, bilimsel ve teknolojik gelişmeler hakkında da haberler veriyordu. Takvim- Vekayi'nin bir başka önemi de 1860'lardan sonra yoğunlaşacak olan basım faaliyetlerine öncülük etmesidir. Takvim-i Vekayi'nin yukarıda sayılan özelliklerinden dolayı akademik çalışmalarda gazeteden daha çok faydalanılması ve araştırmacıların daha hızlı hareket edebilmesine imkân sağlamak amacıyla bu çalışma meydana getirildi. Gazetede yeralan haberler konularına göre tasnif edilerek, özet şeklinde, gazetelerin çıkış tarihlerine göre sıralanmıştır. Her haberin özetinin altına gazetenin çıkış tarihi, gazetenin sayısı ve haberin bulunduğu sayfa yazılmıştır. Anahtar Kelimeler: İlk Gazete, Gazete, Takvim-i Vekayi, Basın Tarihi, 19.Yüzyıl, Osmanlı'da Basın ve gazetecilik
49/1 Numaralı İsveç Ahidnâme Defterine Göre Osmanlı İsveç ticaret ilişkileri (1736-1758)
Osmanlı Devleti'nin sınırlarını genişletmesi, Akdeniz ve Karadeniz'de hâkimiyet kurmasının da etkisiye pek çok devlet ile siyasi ve ticari ilişkiler kurulmuştur. Osmanlı ile ticaret yapmak isteyen devletler ticari anlaşmalar yaparak bu hakka sahip olmaktadır. Osmanlı ile ticari ilişkiler geliştirmiş devletlerden birisi de İsveç'tir. Bu devlet 1737 yılında Osmanlı Devleti ile ticaret antlaşması yaparak bu hakka sahip olmuştur. Bu antlaşma sonrasında İsveçli diplomatik ve ticari aktörler Osmanlı topraklarında varlık göstermeye başlamıştır. Çalışmamızda Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde bulunan 49/1 Numaralı İsveç Ahidnâme Defteri'nde mevcut Osmanlı Devleti'nde ticari faaliyette bulunan İsveçliler hakkında 1736 - 1758 yılları arasında yazılmış hükümler incelenmiştir. İsveç'e verilen ahidnâmeye kadar İsveç ve Osmanlı Devleti arasındaki ilk münâsebetler ile ilgili bilgi verilerek, İsveçli diplomatik ve ticari aktörler üzerinde durulmuştur. İsveçli diplomatların ve ticaret temsilcilerinin Osmanlı gözünde statüleri ve onlara verilen ahidnâme ile sahip oldukları ayrıcalıklardan bahsedilmiştir. Bu aktörlerin bulundukları yerler, karşılaştıkları sorunlar, emniyetlerini tehdit eden durumlar defterde kayıtlı hükümler ile örneklendirilerek incelenmiştir.
Akkoyunlu-Osmanlı diplomasi sürecinde siyasi, dini, sosyal ve kültürel ilişkiler
Osmanlılar ve Akkoyunlular, biri Anadolu'da diğeri İran ve Yakın Doğu coğrafyasında hüküm süren iki Sünnî devlettir. Sünnîlerin hamisi olarak mücadele veren bu iki devlet, soylarını kutlu sayılan Oğuz Han'a dayandırmıştır. İlk başlarda koruyucu tavırlarıyla Osmanlı, Akkoyunluların taht mücadelesinde şehzadelerin sığınağı olmuştur. Bu bağlılık ilişkisi, Akkoyunluların Uzun Hasan Bey döneminde, Karakoyunluları yenip onların geniş topraklarına sahip olmasıyla kendisine rakip olarak Osmanlı'yı görmesi ve Osmanlı topraklarına yapılan saldırılarla, yerini gergin bir ortama bırakmıştır. II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) ile Uzun Hasan Bey arasında yapılan Otlukbeli Savaşı, Akkoyunlular için hezimetle sonuçlanınca, devletin yıkılma süreci başlamıştır. Bazen ılımlı bazen de sıkıntılı süreçler geçiren iki devlet arasında sığınma, evlilik, elçi teatisi, rehin alma, tehdit, ticaret gibi birçok konuda diplomasi kaidesine göre ilişkiler kurulmuştur. Bu ilişkilerin en önemli tanıkları olan mektuplaşmalar ve diğer diplomatik belgeler esas alınarak dönemin kaynak eserleri ışığında iki devletin diplomatik ilişkileri incelenmiştir.
Osmanlı hâkimiyetinde Sivrihisar kazası
Eskişehir'in en büyük ilçesi olan Sivrihisar, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. MÖ 1200 yılından günümüze kadar varlığını sürdüren Sivrihisar Frigyalılar, Romalılar, Bizans, Selçuklular ve Osmanlı Devletinden almış olduğu birçok mirası günümüze kadar ulaştırmıştır. Bulunduğu coğrafi konum itibariyle merkez olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmemiş ve gelişme göstermeye devam etmiştir. Günümüzde tarihi mekânları, özgün mimarisi, önemli şahsiyetleri ve kendine özgü kültürel dokusuyla dikkatleri üzerine çeken bir ilçe konumundadır. Çalışmada Sivrihisar'ın tarihi, coğrafyası, tarihi şahsiyetleri ve mimari eserleri ele alınmıştır. Tez, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. İlk çağlardan günümüze kadar varlığını sürdüren Sivrihisar kazasının hangi medeniyetlere ev sahipliği yaptığı, hangi coğrafyada bulunduğu özellikle Osmanlı Devleti dönemi temel alınarak, ayrıntılı bir şekilde anlatılmaya çalışılmıştır. Ankara Vilayeti Salnamelerinin çevirisi yapılarak o dönemlerdeki Sivrihisar hakkında genel bilgi verilmiştir. Kazanın yetiştirdiği tarihi şahsiyetler ve bu kişilerin Osmanlı Devleti'nde hangi konumlarda bulundukları incelenmiştir. Tarihi eser bakımından zengin olan ilçenin mimari eser ve tarihi yerleri hakkında bilgiler verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Devleti, Eskişehir, Sivrihisar, Kaza, Salnâme.
İsmail Hâmi Danişmend, eserleri ve tarihçiliği
Bu çalışmada Türk tarihine önemli katkılar sunan tarihçi İsmail Hâmi Danişmend'in hayatı, eserleri ve tarihçiliği konuları işlenmiştir. 1889 yılında Merzifon'da doğan İsmail Hâmi Bey, Türk tarihi ve kültürü üzerine oluşturduğu eserlerle birlikte şiirler yazmış, dil çalışmaları ve çeviriler yapmıştır. Eserlerinin büyük kısmını 1955 yılında "vatana ihanet" suçlaması ile yargılandığı Ankara İstiklal Mahkemesi'nden beraat ettikten sonra oluşturmuştur. Eserlerini oluştururken Ayasofya ve Nuru Osmaniye Kütüphanelerinde; Başbakanlık, Osmanlı ve Fetih Cemiyeti arşivlerinde araştırmalar yapmıştır. Eserleri akademik çalışmalar şeklinde olmayıp geleneksel tarihçiliğin özelliğini taşımakta, bu yönüyle de geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Danişmend'in çocukluğu, gençliği, tahsil hayatı, çalışma hayatı, evlilikleri, şahsiyeti, siyasi hayatı ve vefatı çalışmalarına yer verilmiştir. İkinci Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in eserleri yayın tarihine göre verilip daha sonra eserlerinin tanıtımları yapılmıştır. Eserlerinden bağımsız olarak makale ve konferansları konularıyla birlikte tarih sırasına göre verilmiştir. Üçüncü Bölüm'de: İsmail Hâmi Bey'in tarihçiliğinden, eserlerinde işlediği konulardan yola çıkarak görüşlerinden ve oluşturduğu eserlerle Türk tarihine olan katkısından bahsedilmiştir. Anahtar Kavramlar: İsmail Hâmi Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, Milliyetçilik, Türklük, Türk Kültürü.
64 numaralı Kıbrıs Tahrir (1572) defterine göre Mesarya nahiyesi (Transkripsiyon ve değerlendirme)
Doğu Akdeniz'de önemli bir yere sahip olan ve Osmanlı'nın fethinden sonra da bu önemini koruyan Kıbrıs'ta, Osmanlı hâkimiyetinin sağlanması, adanın şenlendirilmesi ve ekonomik yönden geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmıştır. Osmanlılar bir yörede, ilk fethin hemen ardından çeşitli vesileler ile tahrir yaparlardı. Osmanlı belgelerinde tahririn amacı, bölgedeki reayanın oturduğu yerler ve işlerinin özelliklerini, mallarının ve ürünlerinin kaynaklarını hükümdarın yani devletin bilmesi olarak belirtilir. Osmanlılar fetihten hemen sonra 1572 yılında Kıbrıs'ta bir tahrir gerçekleştirdiler. İlgili tahrir sonrasında oluşturulan defter, bugün Kuyud-ı Kadime (Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü) Arşivi'nde saklanan 64 Numaralı Kıbrıs Tahrir Defteri'dir. Çalışmamızda adı geçen bu defter transkibe edilmiştir ve söz konusu defterdeki verilere dayanarak Mesarya nahiyesinin sosyal ve ekonomik hayatı anlatılmaya çalışılmıştır.
34-2/11 numaralı Düveli Ecnebiye Defterine göre H 1155-1169 yılları arasında Osmanlı-Fransız ticari ilişkileri
Osmanlı-Fransız ticari ilişkilerinde kapitülasyonlar önemli bir yere sahiptir. İki devlet arasında yapılan kapitülasyon anlaşmasıyla birlikte sosyal, ekonomik ve siyasi ilişkiler kurulmuş ve yenilenen kapitülasyonlarla da bu ilişkiler daha da gelişmiştir. Fransızların elde ettiği 1740 kapitülasyonlarının diğer Avrupalı devletlerle yapılanlara oranla daha kapsamlı oluşu Osmanlı Devleti ile olan ticari ilişkilerinde onları daha ayrıcalıklı bir konuma getirmiştir. Çalışmamızda 34/2 no'lu Fransa Ahkam defterinde bulunan ferman kayıtları esas alınarak ve konu ile alakalı farklı kaynaklardan da yararlanılarak. Osmanlı-Fransız ilişkileri ve Fransızlara verilen en kapsamlı kapitülasyon olan 1740 Kapitülasyonlarının özellikleri ve nasıl uygulandığı, özellikle ihlali durumunda ortaya çıkan sorunlar üzerinde durulmuştur. Yine bu bağlamda Fransız yetkililer (elçi, konsolos), tercüman, tüccar ve vatandaşların konumu ve statülerinden bahsedilmektedir.
16 temmuz 1611- 8 ağustos 1612 yılı Kıbrıs adası Ruznâmçe defterinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada dört belge ele alınıp 16 Temmuz 1611 (5 Cemaziyelevvel 1020) ile 8 Ağustos 1612 (10 Cemaziyelahir 1021) tarih aralığında Kıbrıs Adası'nın 10 ay 20 günlük bütçesi ruznâmçe defterleri üzerinden incelenilecektir. Ele alınan ruznâmçe defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivinde, Maliyeden Müdevver Defterler arasında MAD.d defter kodu, 00441 sıra numarası ile bulunmakta olup defterin toplam sayfa sayısı 38'dir. Söz konusu belge incelenilerek Kıbrıs Adası gelir ve gider kaynakları ayrıntılı şekilde ele alınıp daha önce çalışılmış olan Kıbrıs Adası Bütçeleriyle karşılaştırılarak adanın ekonomik durumu değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Bütçe, Ruznamçe
Başhoca İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eserine göre madenler ve top döküm aşamaları
Başhoca İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eseri top dökümüne dair bilgiler vermektedir. Eserin tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1831-1833 tarihleri arasında basıldığı tahmin edilmektedir. Ateşli silahların yapımında kullanılan metaller, top döküm aşamaları ve madenler eserde ele alınmıştır. Özelde Kimya Tarihine genelde ise Bilim Tarihine katkıda bulunma düşüncesinden hareketle İshak Efendi'nin Usûlü's-Siyâğa adlı eserinde yer alan iki makalesi incelenmiştir. Bu doğrultuda top dökümüne dair bilgiler verilmiştir. Kitapta topun yapımında kullanılan metaller anlatılmış ve top döküm aşamaları bilimsel araştırma yöntem ve teknikleri kullanılarak incelenmiştir. İshak Efendi doğu ve batı dillerini bildiğinden Divân-ı Hümâyûn'da tercümanlık yapmıştır. Ayrıca İshak Efendi modern bilimi Osmanlı'ya tanıtan kişi olmuştur. Mühendishâne baş hocalığı yapmıştır. Bu okullarda kimya ve metalurjiye ilişkin bazı bilgiler vermiştir. Top dökümünü anlatan Usûlü's-Siyâğa adlı eserin yayınlanmış olması bunu göstermektedir. Bu eser okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur. Fransızca'dan adaptasyon yolu ile Türkçeye çevirdiği eserinin en önemli özelliği ise Osmanlı'da topçuluk ile ilgili yazılmış ilk eser olmasıdır. İshak Efendi eserde kendisinin lüzumsuz gördüğü kısımları çıkarttığını mukaddimesinde belirtmiştir. Usûlü's-Siyâğa'da ilk olarak topun yapımında kullanılacak olan demir, çelik, tunç, bakır ve kalay gibi madenler İshak Efendi tarafından detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Demir konusunu dövme demir ve dökme demir olarak detaylandırmıştır. Toprak kalıbı ve kum kalıbı yapımına da eserinde yer vermiştir. Devamında ise top dökümünün yapım aşamaları verilmiştir. İshak Efendi eserinde top yapımını anlatırken çoğu şeyi tecrübe yolu ile yaptığını belirtmiştir.
Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakışı
Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'ten sonra ortaya çıkan özgürlük ve serbestlik ortamında diğer alanlarda olduğu gibi sûfî çevrelerde de bir yenilik olarak cemiyet kurma ve mecmualar neşretme faaliyetleri başlamıştır. Sûfî çevreler bu yeni faaliyet sahasıyla hem kendi iç problemlerine çözüm üretmek, toplum nezdinde popülaritesini yitirmeye başlayan tasavvuf ve tarîkat anlayışını yeniden ihyâ etmek hem de kendilerine yöneltilen ithamlara cevap vermek istemişlerdir. Tasavvuf Dergisi de bu dönemde varlık gösteren bir neşriyat olarak dikkat çekmektedir. Tasavvuf Dergisi Mart 1911-Aralık 1911 tarihleri arasında Şeyh Safvet Efendi'nin imtiyaz sahipliğinde neşredilmiş ve ancak 35 sayı yayınlanabilmiştir. Dergi, II. Abdülhamid'e karşıtlığı, İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne sempatisi ve Meşrutiyet'i müdafaa eden yönüyle dikkat çekmiştir. Bunlarla beraber ilmiye sınıfı ile medreseler, sûfîler ile tekke ve zâviyelerin ilgili dönemde mevcut durumları üzerine değerlendirmeleri olan Tasavvuf Dergisi, zamanın siyasi, askeri, sosyal, kültürel durum ve olaylarına duyarsız kalmamıştır. Ancak genel anlamda tasavvufî muhtevalı makaleler ve sıklıkla edebi eserlerden kesitler barındıran bir mecmuadır. Düzenli bir yazar kadrosu olmayan Tasavvuf Dergisinde, Şeyh Safvet Efendi haricinde, Haydarîzâde İbrahim Efendi, Muhammed Esad Erbilî, Mehmed Emin Buhârî, Şeyh Remzi-i Rifâî, Muhammed Şâkir gibi pek çok zatların yazıları yer almıştır. Bununla beraber geçmiş alim ve mutasavvıfların hayatları, sözleri neşredilmiş ve eserlerinin bazı bölümlerine makaleler halinde yer verilmiştir. Bu tez, Tasavvuf Dergisi'nin dönemin siyasi, sosyal ve kültürel hadiselerine bakış açısını araştırmak ve ortaya koymak amacıyla yapılmış özgün bir çalışmadır.
H.1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (mad 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (S. 182-363)
Osmanlı Devleti kuruluşundan itibaren teşkilâtlanmaya başlamış, klasik dönemde kurumlarını oturtmuş ve yüzyıllar boyunca çok geniş bir coğrafyada askerî ve siyasî alandaki varlığı ile hüküm sürdüğü kadar kurumsallığı ile de var olmuştur. Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkilâtı da bu bilinçle ve erken dönem olarak nitelendirilebilecek I. Murad zamanında kurulmuştur. Başlangıçta doğal olarak basit hâlde olan bu kurum zamanla ihtiyaçlara binâen geliştirilmiştir. Mâliye Teşkilatı'nın yüzyıllar boyunca birçok alt kurumu olmuş, kimileri zamanla atıl duruma gelmiş, kimileri de Mâliye Nezâreti'nin kuruluşuna kadar devam etmiş ve ardından da bu nezâretin bir parçası hâline gelmişlerdir. Tüm bu alt kurumlarda devletin her türlü parasal işlerinin kaydedildiği defterlerden birçoğu bir kültürel ve tarihî miras olarak bugünlere kadar gelebilmiştir. Bu defterler bugün Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde farklı kategorilerde tasniflendirilmiştir. Bu araştırmanın konusu olan Mâliyeden Müdevver Defterler, Osmanlı Devleti'nin Mâliye Teşkîlatının ürünü olup 26.000 defterden oluşmaktadır. Çalışma konusu olarak seçilen MAD 9885 numaralı defterin üzerinde çalıştığımız kısmı 183 ve 363 sayfa aralığını kapsamaktadır ve 1699-1700 yılları arasında tutulmuştur. Belirtilen sayfalar dâhilinde defterin incelenen kısmı 90 varaktır ve içerisinde iptal edilmemiş hükümler hariç 407 adet hüküm bulunmaktadır.
Osmanlı döneminde Ergiri Kazası (XIX. yüzyıl)
Osmanlı Döneminde Ergiri Kazası (XIX. Yüzyıl)" adlı tez çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Ergiri Kazası'nın Osmanlı öncesi, Osmanlı dönemindeki tarihçesine kısaca değinilmiş ve idarî yapısı incelenmiştir. İkinci bölümde ise Ergiri'nin sosyo-ekonomik yapısı, pazarlar, tarım, vergi, mabetler, kaleler, yerleşim ve nüfusu, dinî ve kültürel boyutundan ele alınmıştır. Üçüncü bölümde eğitim-öğretim hayatı ve Osmanlı Döneminde Ergiri Kazası'ndan çıkmış olan ilim adamları araştırılıp incelenmiştir. Ergiri Kazası, bugün Arnavutluk'un güney kısmında bulunmakta ve Gjirokaster ismini taşımaktadır. Arnavutluk'un en güzel şehirlerinden olup, iyi korunmuş bir Osmanlı kazası örneği olarak, UNESCO Dünya Miras Listesine dâhil edilmiştir. Tez söz konusu döneme ait birincil kaynaklar kullanılarak hazırlanmıştır.
1261( 1845 m.) tarihli ve 09656 numaralı Temettuat Defterine göre Mersin sancağı Anamur kazasına bağlı Teniste, Kara Ağa, Kara Kilise, Tenzile, Kara Çukur, Bodurum, Sarı Adana, Ucarı, Melleç, Kızıl Alili, Nasrettin ve Kalın Viran köylerinin sosyal ve ekonomik yapısı
Tanzimat Fermanı Osmanlı Devleti için önemli bir dönüm noktası olmuştur. Adı geçen fermanla halktan alınan tüm vergiler kaldırılmıştır. Yerine herkesin kendi ödeme gücüne göre belirlenen temettuat vergisi adı verilen tek bir vergi getirilmiştir. Bu vergi de Maliye Nezaretindeki Varidat Kalemi tarafından tutulan temettuat defterlerine kaydedilmiştir.Çalışmamızda 1261 ( 1845 M.) yılına ait 09656 numaralı temettuat defterine göre Mersin Sancağı Anamur Kazasına bağlı Teniste, Kara Ağa, Kara Kilise, Tenzile, Kara Çukur, Bodurum, Sarı Adana, Ucarı, Melleç, Kızıl Alili, Nasrettin ve Kalın Viran köylerinin sosyal ve ekonomik yapısının incelemesi yapıldı. Çalışmamızda temel kaynak olarak 09656 numaralı temettuat defteri kullanıldı. Yukarıda adı geçen on iki köyün nüfusu, tarım arazileri, lakapları, sülaleleri, hayvan varlığı ve ödenen vergileri miktarları ile birlikte gösterildi. Anahtar Kelimeler: Tanzimat Fermanı, Osmanlı Devleti, Temettuat, Maliye Nezareti, Vergi.
XIX. yüzyıl ortalarında Ankara Eyaletinin Çankırı Sancağı Kargı Kazasına bağlı Mihre Hatun, Orta ve İmam Bey mahallelerinin sosyo ekonomik yapısı (Temettuat ve Nüfus defterlerine göre)
Osmanlı Devleti 1839 yılında Tanzimat Fermanını ilan ederek ülke içerisinde köklü reformlar yoluna gitmiştir. Reformlar içerisinde ekonomik açıdan vergi usulünde değişim yaşanmıştır. Vergi konusunda yaşanan bu değişim ile halkın gelirine göre vergilendirilmesi amaçlanmış, vergi hususundaki adaletsizlikler giderilmeye çalışılmıştır. Osmanlı Devletindeki, yeni vergi "Temettü Vergisi" diye adlandırılmıştır. Mükelleflerin tüm mal, mülk ve hayvanlardan sağlandığı kazançlar ise Temettüat defterlerine kayıt edilmiştir. Temettüat Defterleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi bünyesinde yer almaktadır. İktisadi amaçla tutulan defterler sayesinde, o dönemin sosyo ekonomik yapısı hakkında bilgiler bulmak mümkündür. Defterlerde mükelleflerin isimleri, lakapları, unvanları, arazileri, hayvanları, vermiş oldukları vergiler detaylı şekilde kayıt edilmiştir. Yapmış olduğumuz Yüksek Lisans Tez çalışmamızda, Ankara Eyaletinin, Çankırı Sancağının Kargı kazasına bağlı Mihre Hatun, Orta ve İmam Bey Mahallesinin transkripsiyonu ile değerlendirilmesinin yanında nüfus defterlerinin incelenmesine de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Temettüat, Ankara, Çankırı, Kargı Kazası, Mihre Hatun, Orta, İmam Bey, Sosyal ve Ekonomik Yapı.
XIX. yüzyıl Osmanlı vakıf müesseselerinin dönüşümü ve kamu hizmetlerinin yürütülmesinde vakıfların toplumsal hayattaki rolü: Kütahya ili örneği
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılda başlayan modernleşme ve merkezileşme hareketleri iktisadi, idari ve askeri alanlardaki geleneksel kurumları etkilediği gibi vakıf müesseselerini de etkilemiştir. Vakıfların yürüttüğü geleneksel kamu hizmetlerinin yerine bu yüzyılda modern ve merkezi bir sistemin kurulması için reformlar yapılmaya çalışılmıştır. Ancak reformlar sonucu ortaya çıkan modern kurumlar ile geleneksel kurumlar ikili bir sistem ortaya çıkarmış ve bu yüzyıl boyunca geleneksel ve modern kurumlar kamu hizmetlerini birlikte yürütmüştür. Bu süreç içerisinde devlet modern kurumlara ağırlık vererek geleneksel kurumların modern kurumlara dönüştürülmesini sağlamıştır. Çalışmada, Osmanlı Devleti döneminde vakıfların yürüttüğü hizmetler günümüzdeki modern kamu hizmeti kavramı açısından değerlendirilerek eğitim, din, beledi, ekonomik ve sosyal hizmetler başlıkları altında sınıflandırılmıştır. Bu başlıklar altında günümüzde devletin görevi olan kamu hizmetlerinin vakıflar tarafından yürütüldüğüne yer verilmiştir. XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde başlayan modernleşme ve merkezileşme çalışmalarının vakıflar üzerindeki etkileri ele alınmış ve araştırma Kütahya ili özelinde sınırlandırılarak şehirdeki vakıflar üzerinde meydana gelen dönüşüm süreci incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Hizmeti, Vakıf, XIX. Yüzyıl, Osmanlı Vakıfları, Kütahya
Tıp tarihinde müzik ile tedavi ve XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar delilerin mekanı Süleymaniye
Müziğin tedavi aracı olarak kullanılmasıyla, tıp tarihinde yeni tedavi alanları doğmuştur. Çalışmada, müzikle tedavinin tarihsel süreci incelenerek; müzikle tedavi yöntemlerinin uygulanış biçimleri, çalgı aletleriyle beraber ele alınmıştır. Geçmişten günümüze gelişerek gelen bu tedavi aracının doğuşu, dârüşşifâlar üzerinden anlatılmıştır. Öyle ki Türklerden başlayıp Osmanlı'ya taşınan bu miras en iyi şekilde uygulanmaya çalışılmıştır. Ayrıca sosyal devlet anlayışına sahip olan Osmanlı dârüşşifâları, kimsesiz akıl hastalarına yurt olmuş, üstelik bu hizmeti karşılığında hastalarından ücret talep etmemiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde kavram ve terminoloji üzerinde durulmuş olup "bîmarhâne" adının anlamını açıklayarak başladık. Bîmarhâne adı hakkında detaylı bilgiler verildikten sonra, bîmarhâne ile ilişkilendirdiğimiz tanımlar üzerinde durduk. Çalışmamızın ikinci bölümünde, müziğin insan ruhuna olumlu ve olumsuz tesirlerini araştırarak bunların neler olduğunu anlatmaya çalıştık. Ayrıca yaptığı çalışmalar ile tıp tarihine adını yazdıran hekimleri de çalışmamızda unutmayarak onların çalışmaları hakkında da bilgiler vermeye çalıştık. Üçüncü bölümünde ise Türklerde, İslam Medeniyeti'nde ve Avrupa'da müzik ile tedavi çalışmalarının olup olmadığını araştırdık. Bu araştırmalarımızı örneklerle renklendirmeye çalıştık. Daha sonra çalışmamızı musiki ile tedavi yapan dârüşşifâlar üzerinde yoğunlaştırdık. Son bölümde ise çalışmamızı Süleymaniye üzerinde yoğunlaştırdık. Süleymaniye'nin kuruluşunu, mimari yapısını, delilerini, işleyiş ve yönetimini kısaca Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde göz bebeği olan Süleymaniye Bîmarhânesi'nin kimlere ev sahipliği yaptığı? Kimlerin derdine derman olduğu? Gibi sorularımıza arşiv belgeleri ışığında cevap bulmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Bîmarhâne, Müzik, Akıl hastaları, Süleymaniye.
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Antalya Hapishanesi
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde Antalya Hapishanesi, başlığını taşıyan tezde, Osmanlı Devleti'nde 19. Yüzyılın ikinci yarısından sonra meydana gelen hapishane reformu sürecinin Antalya hapishanesine etkileri saptanmıştır. Hapishaneler ile alakalı kaleme alınmış, Gültekin Yıldız'ın Mapusane ve Emine Gürsoy Naskali ile Hilal Oytun Altun'un editörlüğündeki makaleler derlemesi olan Hapishane Kitabı adlı eserlerini ana kaynak olarak kabul edebiliriz. Konuyla alakalı pek çok makale de yazılmıştır. Bunlar arasında Ali Rıza Gönüllü'nün, Osmanlı Devleti'nin Son Dönemlerinde Isparta Hapishanesi (1867-1920) ve Nurgül Bozkurt'un, 20. Yüzyıl Başlarında Kütahya Hapishanesinin Genel Durumu isimli çalışmaları yer alır. Bunun yanında kaleme alınan tezler de mevcuttur. Ufuk Adak'ın, 19. Yüzyılın Sonları 20. Yüzyılın Başlarında Aydın Vilayeti'ndeki Hapishaneler ve Nazmiye Akbey'in 19. Yüzyılın Sonları 20.Yüzyılın Başlarında Sinop Hapishanesi adlı çalışmaları da oldukça önemlidir. Bizim de Antalya hapishanesini ele aldığımız çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, suçun kaynağına inerek ilk hangi duygularla ne zaman baş gösterdiğini ve nasıl geliştiğinin yanında, suç, ceza ve hapishane kavramlarını İslam Tarihi'nden başlayıp, Osmanlı Devleti'ne kadar getirerek tanımlarının yanı sıra, bu kavramların gelişimleri hakkında da bilgiler verilmiştir. Bunun yanında Avrupa'daki hapishanelerden ve oluşturulan çeşitli hapishane modellerinden bahsedilmiştir. Daha sonra suç, ceza ve hapishane kavramları tamamen Osmanlı Devleti açısından incelenmiştir. Hadd, ta'zir ve kısas suçlarının neler olduğu, bu suçu işleyen kişilere ne gibi cezaların uygulandığı, İslam Tarihi'nden de faydalanarak ifade edilmeye çalışılmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti'nin uyguladığı yasaların tamamının tabanında, İslam Hukuku yer aldığından dolayı, aralarındaki bağ yadsınamazdır. Daha sonra zindandan hapishaneye geçiş sürecinin yaşandığı, Tanzimat Dönemi'ndeki ceza anlayışının ne gibi değişiklere uğradığını 1840,1851 ve 1858 tarihlerinde çıkarılan Ceza Kanunnameleri üzerinden değerlendirilmiştir. Ardından Osmanlı Devleti'nde hapishaneler adına gerçekleştirilen ıslahatlara yer vermiştir. İkinci bölümde, ilk olarak hapishanenin bulunduğu yer olan Antalya şehri hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Daha sonra hapishanenin yeri ve yeniden inşası sürecinden erişebildiğimiz arşiv kaynaklarındaki bilgiler kadarıyla bahsedilmiştir. Hapishanenin geçirdiği tamir süreci, genişletilmesi, ek oda inşaatları ve bunun yanında gasilhane, abdesthane gibi mahkumlar için yapılan inşa faaliyetlerine de yer verilmiştir. Hemen ardından, tayinat konusundan ve yaşanılan sorunlardan detaylıca bahsedilmiştir. Son olarak da hapishane yönetiminde kimlerin olduğu, görevleri maaşları ve tayinleri mevzusu değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde, ulaşabildiğimiz arşiv belgeleri ışığında, Antalya hapishanesindeki mahkumlar tüm yönleriyle ele alınmaya çalışılmıştır.
İstanbul İstiklal Mahkemesi
Farklı farklı yer ve zamanlarda kurulan İstiklal Mahkemeleri 1920-1927 yılları arasında faaliyet göstererek Türkiye Cumhuriyeti tarihinde büyük öneme sahip olmuştur. İstiklal Mahkemeleri bulunduğu dönemin şartlarına ve kurulduğu bölgenin özelliklerine göre farklılıklar göstermiştir. Fakat genel hatlarıyla mahkemeleri gruplandırmak gerekirse bu mahkemeleri Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet sonrası İstiklal Mahkemeleri olarak ayırabiliriz. Cumhuriyet öncesinde yani Millî Mücadele döneminde faaliyet gösteren mahkemeler var olma mücadelesi niyetiyle kurulduğu için ihtilal mahkemeleri olarak adlandırılırken, Cumhuriyet sonrası İstiklal Mahkemeleri ise Cumhuriyet rejiminin devamını sağlamak ve inkılapların gerçekleşmesine yardımcı olmak maksatlı kuruldukları için inkılap mahkemeleri olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada Cumhuriyet Dönemi İstiklal Mahkemeleri'nden olan İstanbul İstiklal Mahkemesi ele alınmıştır. Bu kapsamda mahkemenin kuruluşu öncesi siyasi durum, mahkeme üyeleri, mahkemenin faaliyetleri ve baktığı davalar ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bununla beraber bu çalışmada mahkemenin kuruluş amacı olan halifelik sorunu irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İstiklal Mahkemeleri, İstanbul İstiklal Mahkemesi, Halifelik
II. Meşrutiyet döneminde suç unsurları
Tarihi çok eskilere dayanan suçun önlenmesi ve suçlunun ıslahı ile emniyet yani asayişin sağlanmasından sorumlu kolluk kuvvetleri arasındaki münasebet, bir toplumun hem ahlaken hem de fiilen varlığını sürdürebilmesinin en önemli koşullarından birisini teşkil etmektedir. Bu nedenledir ki, 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren askeri anlamda Batı karsısında gerilemeye başlayan Osmanlı Devleti'nde, bu inkıraza sosyo-ekonomik çalkantıların da eklenmesiyle devlet ve halk asayiş, toplumsal ahlak ve huzur bakımından da dönem dönem sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. Nitekim durumun farkında olan devlet ricali bu duruma son verebilmek maksadıyla askeri, hukuki ve sosyo-ekonomik bir takım ıslahatlara girişmiş, ancak süreç Tanzimat ile Islahat Fermanlarının ilanı ve anayasalı bir monarşi rejimi olan Meşrutiyet'in ilana kadar devam etmiş, fakat istenilen neticelerin sağlanamaması nedeniyle Cumhuriyet'in ilanı ile sonuçlanmıştır. Özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren Batılı devletlerin emperyalist ve sömürgeci emleri doğrultusunda yükselişe geçen politikalarının açık birer göstergesi olan Kırım Savaşı, 93 Harbi, Mısır'ın işgali ve Osmanlı coğrafyasının çeşitli bölgelerinde yaşanan bağımsızlık hareketleri, askeri ve iktisadi etkilerin yanı sıra devlet otoritesinin de gittikçe zayıflamasına sebebiyet vererek asayiş ve toplumsal yapıyı da büyük oranda etkilemiştir. Bir yandan savaşla, isyanlar ve bunlara bağlı olarak meydana gelen göçlerle uğraşmakta olan Osmanlı Devleti, diğer yandan da neredeyse her alanda yürütmeye çabaladığı ıslahat ve modernleşme hamleleri ile sistemi ve toplumu çağa ayak uydurabilecek konuma getirmeye uğraşmıştır. İşte bu modernleşme girişimleri dâhilinde öne çıkan mevzulardan bir tanesi de, sosyal kontrol mekanizmalarının ıslahı ve kolluk kuvvetlerinin yeniden düzenlenmesi ile asayiş, toplumsal huzur ve ahlakın sağlanması olmuştur.
Halep vilâyeti'ndeki azınlık okullarında eğitim ve öğretim faaliyetlerinin incelenmesi (1898-1908)
Bu araştırma, Osmanlı döneminde Halep Vilâyeti'nde açılan azınlık okullarındaki eğitim-öğretim faaliyetlerinin genel özelliklerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tarama modeline göre yürütülen çalışma kapsamında, alan araştırması modeli ve verilerin toplanmasında doküman incelenmesi tekniği kullanılmıştır. Araştırma problemine uygun olarak Maârif ve Halep Vilâyet Salnâmelerinden yararlanılmıştır. Bunun yanı sıra konuyla ilgili yerli ve yabancı kaynaklar incelenmiştir. Ayrıca Halep'i ziyaret eden, bölgede belli süre yaşayan, seyyah ve doktorların anılarından faydalanılmıştır. Belgeler ve dokümanlardan elde edilen veriler tek tek okunarak değerlendirilmiş ve ilgili olduğu konuya göre sınıflandırılmıştır. Sınıflandırma yapılırken araştırmanın problemini, amacını ve çalışılan konunun tüm yönlerini içermesine dikkat edilmiştir. Ulaşılan bilgiler, araştırmanın amaçları doğrultusunda değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, Halep'te bulunan azınlıklara ait özel okulların Ermeni, Rum, Yahudi, Latin gibi gruplar ile Protestan, Katolik, Ortodoks, Marûni ve Süryani mezhebine mensup topluluklar tarafından açıldığı görülmektedir. Kilise ve hahamhanelerin bitişiğinde açılan bu okullar devletten bağımsız olarak ilkokul, ortaokul ve lise seviyesinde kız ve erkek öğrencilere yönelik eğitim vermiştir. 1839, 1856 ve 1908'den sonra ülke genelinde azınlık okullarının sayıları artmıştır. Ruhani liderler, kendi açtıkları okulların idarecisi ve denetleyicisi olmuşlardır. Devletin bu okulları denetleme teşebbüsleri sonuçsuz kalmıştır. Bu okullar, öğretmenlerini, müfredatlarını kendileri belirlemişlerdir. Ana dilde eğitim vermekle beraber özellikle Yahudiler Türkçe dersi eğitimine önem vermişlerdir. Azınlık grupları içerisinde en fazla karma eğitim yapan Protestanlar, lise ve kızlara yönelik eğitime de en çok önem veren grup olmuştur. Halep'te en fazla Ermeni ve Protestanlara ait okullar bulunmaktadır. Bu kurumların mali giderleri, cemaatler ve varlıklı insanlar tarafından karşılanmıştır. Anahtar kelimeler: Azınlık, azınlıkların eğitimi, eğitim, Halep, okul.
47 numaralı Tapu Tahrir Defterine göre, Kütahya sancağı merkez Kazâsı Altuntaş nahiyesi
Bu çalışmanın temel kaynağı olan tahrir defterleri Osmanlı Devleti' e ait sosyal, ekonomik ve beşeri bilgiler sunmaktadır. 47 numaralı tapu tahrir defteri ışığında Altuntaş Nahiyesi' ne ait coğrafi, tarihi, idari, nüfus ve iktisadi durumu anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızı giriş kısmının dışında dört bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Osmanlı Devleti tahrir çalışmalarından ve 47 numaralı tapu tahrir defterinden bahsedilmiştir. Birinci bölümde, Altıntaş' ın coğrafi konumu ve tarihi süreci hakkında açıklamalar yapılmıştır. İkinci bölümde, Osmanlı Devleti' nin idari yapısına değinilmiş ve Altuntaş Nahiyesi' nin idari taksimatı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, Altuntaş Nahiyesi' nin tahmini nüfusu, köylerdeki nüfus yoğunluğu ve muaf nüfus sayılarına değinilmiştir. Dördüncü bölümde ise, Altuntaş Nahiyesi' nde toprak tasarrufu, zirai üretim ve vergiler gibi konular üzerinde durularak dönemin iktisadi yapısı açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Altuntaş, Tahrir, Nahiye, Vergi, Osmanlı Devleti, Nüfus.
Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücünün analizi
Bu çalışmamızda Deniz Hakimiyeti Teorisi Çerçevesinde, XVI. Yüzyıl Osmanlı Deniz Gücü'nü, Akdeniz ve Hint Deniz Yolları özelinde analizi edecektir. Bu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun deniz gücü alanında Deniz Hakimiyeti Teorisi'nin temel varsayımlarına uygun bir şekilde hareket edilip edilmediği konusu üzerine değerlendirmelerde bulunulacaktır. XVI. Yüzyıl Osmanlı Deniz Gücünü analiz edilir iken, Deniz Hakimiyeti Teorisi'nin temel varsayımlarından ve uygulama alanlarından yararlanılacaktır. Çünkü doğası itibari ile bu teori XX. yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı bu teoriyi oluşturan deniz gücü araçları, değişim ve dönüşüme uğramışlardır. Dolayısıyla teorinin temel varsayımlarını ve uygulama alanlarını XVI. yüzyıl deniz koşullarına uygun bir şekilde analiz etmeye çalışılacaktır. Bu çalışmanın ana konusu, XVI. yüzyılda Akdeniz ve Hint Okyanusu'nda gerçekleşen Osmanlı deniz savaşlarının Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde analizi olacaktır. Bu çerçevede ilk bölümde deniz hakimiyetinin kavramsallaşma süreci ve XVI. yüzyıl dünya deniz gücü analiz edilecektir. İkinci bölümde ise Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücü detaylı bir şekilde analizi yapılacaktır. Bu analiz yapılır iken birinci bölümde ele alınan Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde deniz gücü ve unsurları açısından değerlendirilecektir. Böylece XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücünün Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde başarılı bir deniz gücü olup olmadığı analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Deniz Hakimiyeti, Deniz Gücü, Deniz Gücü Araçları, Osmanlı İmparatorluğu, Deniz Savaşları ve Deniz Seferleri.