Ottoman history
1,099 theses under this subject heading
Çevre tarihi perspektifinden III. Mehmed'in 1596 eğri (Eger) seferi
Bu tez, III. Mehmed'in 1596 yılında ordusunun başına geçerek Eğri'ye düzenlediği askerî harekâtı ve 1596 tarihli Eğri Seferi Rûznâmesi'ni çevre ve iklim tarihinin metodolojisini kullanarak ele almaktadır. Zaman ve mekân olarak muharebe anlarının kendisinden daha çok yer kaplayan askerî harekât süreci üzerinde iklimin, çevrenin ve bunlarla ilişkili bir çerçevede de lojistiğin nasıl bir etkisinin olduğu incelenmektedir. Doğanın savaşın gidişatı ve askerlerin fiziksel-psikolojik durumu üzerinde nasıl bir rol oynadığı sorusunun cevabı, mücadele eden tarafların asker sayıları, silah teknolojileri, askerî eğitim ve strateji farklılıkları bir kenara bırakılarak cevaplandırılacaktır. Askerî tarih çalışmalarında pek yapılmadığı haliyle, kuşatmaları ve meydan savaşlarını ana odak noktası haline getirmeyerek sefer sürecinde yaşanan insan ve doğa ilişkilerine mercek tutulacaktır.
Siyaset bilimi açısından bir değerlendirme Şeyh Bedreddin İsyanı; Sufi ve siyaset
Bu tez çalışması, 1416 tarihinde Batı Anadolu ve Güney Balkanlar'da patlak veren bir dizi isyanı devlet, din ve toplum ilişkilerinin karmaşık sarmalına odaklanarak ele almaktadır. Bu yönüyle Şeyh Bedreddin İsyanı din, kültür ve devlet ilişkilerini anlamak bakımından oldukça verimli bir çerçeve sunmaktadır. Elbette burada bahsedilen anlama iddiası, bahsi geçen hadisenin öncelikle çok yönlü bir değerlendirme gerektirdiğini içermelidir. Henüz tam anlamıyla kurumsallaşamamış bir devlet düzeni ve adeta kimlikler mozaiğini anımsatan bir toplumsal yapı üzerinde gerçekleşen 1416 İsyanları, klasik Osmanlı tarih kaynaklarının sürekli olarak vurguladığı bireysel temelli yargılayıcı bakışın ve Cumhuriyet döneminde Nazım Hikmet ile başlayan ideolojik ve romantik Bedreddin okumalarının çok ötesinde çıkarımlar yapmayı gerekli kılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma ilk elden, metodolojik bir tutum benimseyerek sosyal hadiselerin zeminine inmeyi teklif edecektir. Zira ana metinde görüleceği üzere dini olanla siyasi olanın, tesadüfi hadiseler yığınıyla bilinçli toplumsal karşı çıkışların arasında net bir ayrım yapmak hiçte kolay değildir. Bazı durumlarda ise, aşılması gerektiği düşünülen bu tür iç içe geçişler, sosyal olayları açıklayabilmenin esasını teşkil edebilmektedir. Bununla birlikte uygun karşılaştırma örnekleri üzerinden, bahsi geçen hadiseyi bir tarihsel süreklilik hattına oturtarak okumayı teklif ediyorum. Babai İsyanı ya da Safevi Devleti'nin kökenleri konusu bu bağlamda mihenk taşı niteliğinde sıkça anılacak örnekler durumunda olacaktır. Böylece sufi veya sufi-meşrep yapıların modern- öncesi dönem söz konusu olduğunda, aynı zamanda doğrudan politik organizasyonların bir parçası haline geldiğini daha kolay görebileceğiz.
Rusya'da bir Osmanlı Rum âlimi: Evgenios Voulgaris ve Ortodoks kilisesinde aydınlanma
Evgenios Voulgaris, Venedik, Osmanlı İmparatorluğu, Alman şehir devletleri ve Rusya topraklarında yaşamını sürdürdü. 18. yüzyılın önemli Rum âlimlerinden biri olan Voulgaris, çeşitli fikri geleneklerden etkilenerek kendi düşüncelerini geliştirdi. Aydınlanma düşüncesini eğitim kurumları ve eserleri aracılığıyla Rumlar arasında yaydı. Rum âlimlerinin Aydınlanma düşüncesi kapsamındaki tartışmalarına öncülük eden Voulgaris, Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa ve Rusya'daki faaliyetleri ile bu bölgeler arasındaki etkileşimin bir parçası haline geldi. Voulgaris'in çeşitli kültürlerin, fikir dünyalarının ve siyasi sınırların ötesine geçerek ilmi faaliyetlerini yürütmesi, 18. yüzyıldaki bağlantılı alanların varlığını göstermektedir. Bu tez, Voulgaris üzerinden, Aydınlanma âlimlerinin basmakalıp anlatısının ötesine geçmeyi amaçlamakla birlikte, Rumların etkileşimin aktörleri olarak Rus ve Osmanlı topraklarında nasıl bir etki bıraktıklarını tartışmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda sipariş tercümeler: 1299-1730 (III. Ahmed'e kadar)
Bu çalışmada, Anadolu Beylikleri Dönemi de dâhil edilerek Osmanlı'nın kuruluşundan itibaren yapılmış ve tercüme eserlerin, kültürel iktidar bağlamında incelemesi yapılmıştır. Osmanlı tercüme literatürünün, bir saray hamisinin özel sipariş ve emirleriyle oluşturulmuş tercüme eserlerine odaklanılmıştır. Yapılan kapsamlı tasnif sonucu eserler dînî; riyâzî, müşterek, tabiî ilimler ile dil ve edebiyat ilimleri şeklinde başlıklara ayrılmıştır. Bu başlıklar altındaki sipariş tercüme eserler grafiklendirilerek elde edilen sayısal veriler yorumlanmıştır. Kültürel iktidar bağlamında ilk dört ilim grubunun değerlendirmesi tezin ikinci bölümünü oluştururken, dil ve edebiyat tercümeleri, III. Ahmed'e kadar tahta geçen padişahlara göre başlıklandırılarak, takip eden bölümde değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirmelere sadrazam; şeyhülislam, beylerbeyi, paşa ve farklı kademelerden ağaların siparişleriyle yapılan tercümeler de dâhil edilmiştir. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'nun kültürel altyapısının oluşmasında, tercüme faaliyetlerinin saray yani iktidar tarafından nasıl araçsallaştırıldığı, siyasi ve kültürel politikalarda sürekliliğin sağlanması adına tercüme mekanizmasının kimler tarafından yürütüldüğü bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
Osmanlı kadın hareketi öncülerinden Hanımlara Mahsus Gazete'de ideal evlilik ve aileye bakış
Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı'yla ivme kazanan batılılaşma süreciyle beraber toplumda önemli değişimler yaşanmaya başlamıştır. Sosyal hayatta ataerkilliğin baskın olduğu Osmanlı toplumunda, modernleşme süreciyle birlikte kadının yeri yeniden sorgulanmaya başlamıştır. Kadınlar kurdukları kadın cemiyetleri yoluyla toplumda aktif rol alarak, çalışma hayatına atılmış ve kendilerini ifade etmeye çabalamışlardır. Kadınların kendilerini ifade ettikleri araçlardan biri de hiç şüphesiz o dönemde gelişme gösteren basındır. Kadınlar, çıkardıkları kadın dergileri ve gazeteleri aracılığıyla kendilerini anlatabilme ve toplumsal konularda söz söyleme şansına sahip olmuşlardır. Bu çalışmada, dönemin kadın dergilerinden biri olan Hanımlara Mahsus Gazete'de, ideal evlilik ve aile anlayışının nasıl olması gerektiği, gazetede yer alan yazılar temel alınarak incelenmiş ve değerlendirilmiştir.
19. yüzyılda Cisr-i Ergene kazasında nüfus ve sosyal yapı
GGünümüzde neredeyse tüm devletler nüfus ile ilgili çeşitli çalışmalar yapıp bunların istatistiki bilgilerini muhafaza etmektedir. Nüfus verileri çok çeşitli bilgiler içerdiği için devleti oluşturan toplumun potansiyelini de gözler önüne serer ve gelecek planlamalarına dayanak oluşturur. Bu sebeple dünyada modern anlamda ilk nüfus sayımları 18. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. Osmanlı Devleti de 19. Yüzyılın ilk yarısında modern anlamda ilk nüfus sayımını gerçekleştirmiştir. Sadece erkeklerin sayıldığı bu sayımda amaç devletin asker ve vergi ihtiyacını karşılamak olarak belirlenmiş ve 1831 yılında II. Mahmud döneminde başlamış ve bitirilmiştir. Anadolu ve Rumeli topraklarında yapılan bu sayım bize Devletin nüfusu hakkında birtakım istatistiki bilgiler sunmaktadır. Günümüzde nüfus defterlerine dayanılarak yapılmış tez çalışmaları az sayıdadır. Bu nedenle bu sayım defterlerine dayanarak "19. Yüzyılda Cisr-i Ergene Kazasında Nüfus ve Sosyal Yapı" başlıklı bir tez çalışması yapmayı planladık. Bu çalışmada, Cisr-i Ergene'nin ilk nüfus sayımındaki toplam nüfusunu, nüfusun değişimi, nüfusun yaşa göre dağılımı, nüfusun dinamizmi, kullanılan adların analizi, ödenen vergiye göre nüfusun dağılımı gibi belli başlı konuları analiz ettik. Analizlerin sonucunda da o dönemde devletin yapmış olduğu savaşların, çıkarmış olduğu kanunların ve bölgede yaşanan kıtlıkların veya salgın hastalıkların nüfusun yapısını ve sosyal dokusunu hangi yönde ve nasıl etkilediğini ortaya koymaya çalıştık. Bu çalışma ile günümüzde devletler tarafından uygulanması muhtemel nüfus ile ilgili politikaların, toplumların geleceğini hangi yönde ve nasıl etkileyeceği hakkında fikir sahibi olmayı hedefledik.
Kuyud-ı kadim arşivindeki 416 numaralı deftere göre Kuzey Yunanistan'da Osmanlı vakıfları
Vakıflar dini gerekçeler ön planda tutularak toplumun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulmuş kurumlardır. Bu çalışma yaklaşık beş asır Osmanlı toprağı olmuş olan Kuzey Yunanistan'da kurulmuş olan Osmanlı vakıflarının tespiti önem arz etmektedir. Kuyud-ı Kadim arşivindeki 416 numaralı Siroz evkâf defterinde Timurhisar, Yenice-i Karasu, Kavala, Serez, Drama, Zihne, Gümülcine, Mekri ve İnöz şehirlerinde kurulan vakıfları bir arada görmemiz mümkündür. Siroz evkâf defterini incelerken bu defter sayesinde vakfa bağlı köyler, cemaatler ve mahalleler hakkında bilgi sahibi olarak bölgenin nüfusuna da erişebilme imkânımız olmuştur. Ayrıca bu vakıf defteri sayesinde köylerde ekilen tarım ürünleri ve elde edilen başka alanlardaki ekonomik faaliyetlere de ulaşabilmemiz mümkün olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Vakıf, Osmanlı, Kuzey Yunanistan, Serez, Kavala, Drama, Demirhisar, Gümülcine, Zihne, Yenice-i Karasu.
Abdülhamid Dönemi İttihat Terakki ve Ermeni ilişkileri 1876-1909
İTC ve Ermeni ilişkilerinin temeli, onların ortak bir gelecekten çok ortak bir düşman idealinde buluştuğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Osmanlı devletinin muhafazakâr yönetim kaideleri ve çağın gereklerine uygun politikalar geliştirememesi, toplumsal katmanlar arasında hem karşıtlıklar hem de birlikte hareket etme modelleri oluşturmuştur. Dönemin genç ve aydınları arasında yükselen bu yeni yönetim anlayışının taşıyıcı unsurları, kendilerini sürekli Avrupa ile kıyaslamış ve içinde yaşadıkları düşkün devlet görüntüsünün acizlik psikolojisinden kurtulmak istemişlerdir. Paylaştıkları coğrafya da yöntem olarak ayrışan unsurların; Türk tarafı, imparatorluğu eski şaşaalı günlerine döndürebilmeyi amaçlarken Ermeni halkı için hedef, uluslaşma sürecinden paylarına düşeni almaktır. Yeni Osmanlılardan İTC'nin oluşumuna kadar. Meşrutiyetin ilanı için çalışan gençler siyasi varlıklarını da ortaya koymak istemişlerdir. İTC, Ermeni örgütleri ile ortaklık ve diyalog denemeleri dönem konjonktürü içerisinde sürekli suikasta uğramış ve durum her iki tarafı da yıpratmıştır. Zaten çok güçlü olmayan güven ortamının ayaklanmalar ve bunlara karşı alınan sert tedbirlerle bastırılması tarafları kendi bünyelerinde ek planlamalar yapmaya itmiştir. Anahtar Kelimeler: Abdülhamid, İttihat ve Terakki, Ermeniler, Hınçak, Taşnak Federasyonu
XVIII. yüzyıl Osmanlı bürokrasi elitinin servetleri analizi: Merkez ve taşra bürokratlarının terekeleri (Muhallefat) karşılaştırması
Bu doktora tez çalışması, Başkanlık Osmanlı Arşivi'ndeki (BOA) tereke (muhallefat) kayıtlarından hareketle, taşrada (Anadolu, Balkanlar ve Orta Doğu) ve merkezde (İstanbul) 18. yüzyılda görev yapmış bürokratların servetlerini iki grup olarak inceleyerek karşılaştırmak amacıyla kaleme alınmıştır. Çalışmanın ana sorusu, 18. yüzyıl boyunca İstanbul'da ve taşrada görev yapmış bürokratların merkeze (İstanbul) yakın ve uzak olmasının onların servet büyüklüğü ile bu servetin niteliğine ve servetin büyüklüğünün dağılımına etkisi var mıdır şeklinde formüle edilebilir. Bu çalışma üç bölüm şeklinde kaleme alınmıştır. Birinci bölümde, sosyal bilimlerde merkez ve çevre yaklaşımını içeren teorileri ve Osmanlı Devleti'nin bu yaklaşıma bağlı olarak literatürde nasıl yorumlandığı incelenmiş ve Osmanlı Devleti tarihinde merkez ile çevre arasındaki ilişkinin tarihsel süreçte nasıl geliştiği tespit edilmiştir. İkinci bölümde, tereke (muhallefat) defterleri ve müsadere literatürü, tereke defterleri, müsadere, müsadere süreci ve iktisadi mantığı incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, otuzar bürokrat terekesinden oluşan iki örneklem analize tabi tutulmuş ve karşılaştırılmıştır. Terekelerin incelenmesi ve karşılaştırılması üç noktada gerçekleştirilmiştir. Bunlardan ilki merkez ve taşra bürokratların rütbelerinin incelenmesidir. İkincisi taşra ve merkez bürokratlarının servetleri içinde yer alan malların gruplar halinde incelenerek karşılaştırılmasıdır. Üçüncüsü, servetlerin değerleri ve gruplar içinde servetin dağılımının analizidir. Gruplar içinde zenginliğin eşitliğe yakınlığı ya da uzaklığı analiz edilirken Gini Katsayısı esas alınmış ve bu katsayı hem aritmetik hem de geometrik olarak hesaplanmıştır. Tezin sonuç bölümünde ise yapılan analizler ve karşılaştırmalar değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede Osmanlı bürokratlarının merkezde ya da taşrada görev yapmalarının onların zenginlikleri, servetlerini oluşturan malların niteliği ve grupların servetlerinin dağılımına etkisinin nedenleri tartışılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuç, merkez bürokrat servetlerinin taşra bürokratlarına göre küçük olduğu, tüketilen malların genel itibariyle birbirine benzer olduğu ve servetin dağılımının merkez bürokratlarında eşite daha yakın olduğudur.
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Siirt sancağının idari ve sosyo-ekonomik durumu
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla birlikte başlayan yenileşme hareketi taşrada da uygulamaya konulmuştur. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nde yeni bir düzen oluşturulmaya çalışılmış ve buna bağlı olarak çeşitli mevzuat çalışmaları yapılarak uygulamaya konulmuştur. Siirt Sancağı da bu gelişmelerden etkilenmiş ve başta sancak merkezi olmak üzere kazalarda çeşitli gelişmeler meydana gelmiştir. Çalışmamızda bahse konu olan dönemde Siirt'te yapılan bürokratik atamalar, şehir hayatı, toplumsal ilişkiler ve kültürel hayat başta arşiv belgeleri olmak üzere devlet ve vilayet salnameleri incelenerek ortaya konulmuş, Siirt'in Osmanlı Devleti'ndeki son yüzyılı Cumhuriyet dönemine kadar aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte Siirt'in adının kaynağı ve anlamı, coğrafyası ile Osmanlı Devleti hâkimiyetine girinceye kadar geçirdiği tarihsel süreç; birinci bölümde Siirt'in idari yapılanması; ikinci bölümde Siirt'in sosyal hayatı; üçüncü bölümde iktisadi hayat ele alınmıştır.
424 numaralı Siirt şer'iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Şer'iyye sicilleri Osmanlı Dönemi mahkemelerinin verdiği kararların kaydedildiği defterlerdir. Bu defterlere kadı sicili, kadı defterleri de denilmektedir. Mahkemelere her türlü konu, dava olarak gelmekteydi. Sicil içerisinde i'lam, hüccet, tereke gibi kadı kararı içeren belgelerin yanında merkezden gönderilen ve kadı tarafından bir örneği mahkeme defterinde de kaydedilen emirname türü belgelerde mevcuttur. Bu yüzden mahkeme kayıtları yazıldıkları dönemin sosyal, hukuki, idari ve ekonomik yapısı hakkında bize değerli bilgiler sunmaktadır. Şer'iyye sicilleri bu denli kapsamlı konuları içermesinden dolayı sadece tarihçilerin işlerine yarayan bir kaynak değil aynı zamanda hukuk, iktisat, sosyoloji, askeri gibi alanlarda da birinci elden kaynaklar olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızın konusunu oluşturan 424 Numaralı Siirt Şer'iyye Sicili 1870 ve 1871 (H. 1286/1287/1288) yıllarını kapsamaktadır. Bu defterin içerisinde otuzdan fazla konu başlığı bulunmaktadır. Alacak, borç, mülk satışları, boşanma, yaralama, gasp, zarar, müdahale, tereke ve hırsızlık gibi davalar sicil içerisinde geçen konulardan bazılarıdır. Yaygın olarak geçen bu davalar çalışmamızda ayrı başlıklar altında ele alınmıştır. Sicillere kaydedilen bu davalardan önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu bilgiler ışığında değerlendirmeler yapılmış ve Siirt'in 1870 ve 1871 yıllarına ait sosyal, ekonomik ve idari yapısı hakkında önemli sonuçlara ulaşılmıştır.
XIX. Yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadın
XIX. yüzyılın ikinci yarısında Diyarbakır'da kadınların toplumdaki yeri ve önemini tespit etmek amacıyla bu çalışmaya gerek duyulmuştur. Bu çalışma ile 1850-1900 yılları arasında Diyarbakır'da yaşayan kadınların sosyo-ekonomik yaşantısı, hukuki alandaki etkinliği ile eğitim hayatındaki yeri ve önemini ortaya çıkararak topluma, bilime ve bu konudaki araştırmalara katkı sağlamak hedeflenmiştir. Tarihte kadının konumunun öğrenilmesi bir toplumun tarihinin anlaşılması noktasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmayı yapmamızı sağlayan önemli faktör, toplumun tarihinin anlaşılmasına bir nebze de olsa katkıda bulunabilmektir. Çalışma, ikinci el kaynaklar ışığında Diyarbakır'daki kadınlarla ilgili arşiv belgelerinden yararlanılarak tespitler yapılması açısından özgündür. Diyarbakır tarihinin yanı sıra ele alınan dönemde Diyarbakır'da kadının ailede, hukuki alanda, sosyo-ekonomik hayat ve eğitim hayatındaki yeri ve önemi hakkında bilgiler içermesi açısından önemlidir. Neticede, sanılanın aksine özellikle taşrada varlığını sürdüren köylü kadınların gündelik işlerin bir parçası olarak hem ekonominin hem de Osmanlı Devleti içerisindeki kültürel ve sosyal hayatın önemli bir parçası oldukları görülmüştür.
417/1 numaralı Siirt şer'iyye sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
Şer'iyye sicilleri Osmanlı hukuk sistemi içerisinde oldukça önemli bir yer edinir. Nitekim şer'iyye sicilleri, kayda geçirildikleri bölgelerin sosyal, ekonomik, kültürel, askeri ve idari yönlerini anlamamız açısından önem teşkil etmekle birlikte Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu hukuk yapısının ana hatlarını anlamamız açısından da ayrıca önemlidir. Bu yönleriyle üzerinde çalışılan şer'iyye sicilleri kayda değer bir durum yaratmaktadır. Şer'iyye sicilinin yapılan değerlendirmesi sonucu 1896 ve 1898 yılları arasında Siirt'in sosyal, kültürel, ekonomik, askeri, idari ve hukuki durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. Buna bağlı olarak bölgeye ait genel tespitler yapılırken durumun izahatını kolaylaştırmak için çeşitli tablolar oluşturulmuştur. Şer'iyye sicilinde yapılan değerlendirmenin daha sağlıklı olabilmesi için hükümler içeriklerine göre çeşitli başlıklar altında toplanmış ve bunların şer'iyye sicili içerisindeki oranı ise pasta grafiğinde belirtilmiştir.
130, 131, 132 ve 133 nolu Mühimme Defterlerinde Diyarbekir Eyaleti ile ilgili hükümler [(M. 1720-1726)– (H. 1133-1138)]
Mühimme Defterleri, Osmanlı Devleti'nde üst düzey karar organı olan Divân-ı Hümâyûn toplantılarında görüşülen iç ve dış konulara ait siyasî, askeri, kültürel, ekonomik kararların kaydedildiği defterlerdir. Bu defterler, Osmanlı Devleti'nin merkez ve taşra teşkilatındaki idarî yapısı, sosyal, ekonomik, askeri alandaki özellikleri hakkında bilgi veren birinci elden kaynaklardır. Diyarbakır'ın Osmanlı hâkimiyetine girmesi, Yavuz Sultan Selim dönemine rastlar. Bu dönemde vuku bulan Osmanlı-Safevi savaşları sonucunda, Güneydoğu Anadolu'nun Osmanlı hâkimiyetine geçmesini müteakip Diyarbakır Beylerbeyliği de te'sis edilmiştir. Osmanlı Devleti'nde bir eyalet olan Diyarbakır Beylerbeyliği ile Merkez arasında yazışma trafiği oldukça fazladır. Transkripsiyon ve değerlendirmesini yaptığımız 130, 131, 132 ve 133 numaralı Mühimme Defterleri'nde Diyarbakır'a hitaben yazılan hükümler, bu durumu kanıtlamaktadır. Bu defterler, Sultan III. Ahmed (1703–1730) dönemine ait olup 1720-1726 yılları arasında tutulmuştur. 1720-1722 yılları arasında tutulan 130. Mühimme Defteri'nde Diyarbakır Beylerbeyliği'ne gönderilen hükümlerde daha çok eşkıyalık faaliyetleri, güvenlik meseleleri, halkın korunması gibi meseleler çoğunlukta iken, 1722-1726 yıllarını ihtiva eden 131, 132 ve 133. Mühimme Defterleri'nde ise 1722 yılında başlayan Osmanlı-İran savaşlarından dolayı daha çok askeri konular ele alınmıştır. Bu dönemde merkezden Diyarbakır'a gönderilen hükümlerde büyük bir artış göze çarpmaktadır.
418 no'lu (yeni no:240) Siirt Şer'iyye Sicilinin transkribi ve değerlendirilmesi
Çalışmamızda Siirt iline ait 1894–1913 yıllarını kapsayan 418 sayılı Siirt Şer'îye Sicilinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi ele alınmıştır. Bu kayıtlarda; 4300 kişiye ait evlilik kayıtları bulunmaktadır. Eşlerin baba adları, ikamet adresleri, izinname tarihleri, bekarlık ve dulluk durumları ve varsa hane numaraları ile kişilerin toplumsal hayatta kullanmış oldukları unvanlara ilişkin bilgiler şer'iyye sicilimizde bulunmaktadır. Konu ile yakından ilgili olduğu için, Osmanlı-İslam aile hukukunda nişanlanma ve evlenme süreci, izinname ve evlilik genel olarak tartışılmaktadır.
419/2 Siirt Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (Hicri 1311-1313 Miladi 1893-1895)
Osmanlı Devleti'nde şer'iyye sicilleri mahkemelerin verdiği kararların kadılar ve yardımcıları tarafından kaydedildiği defterlerdir. Bu defterlere kadı sicili, kadı defterleri de denilmektedir. Şer'iyye sicilleri Osmanlı hukuk sistemi içerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Osmanlı Devleti'nin sahip olduğu hukuk yapısının ana hatlarını anlamamız açısından da ayrıca önemlidir. Bu sayede hukuk yapısının işlevi ve işleyişi hakkında önemli bilgiler elde etmekteyiz. Osmanlı Devleti içerisinde yaşayan tüm milletleri ilgilendiren her türlü konu, dava konusu olarak görülmekteydi. Bu yüzden mahkeme kayıtları yazıldıkları dönemin sosyal, kültürel, hukuki, idari ve ekonomik yapısı hakkında bizlere önemli bilgiler sunmaktadır. Şer'iyye sicilleri bu kadar kapsamlı konuları içerdiğinden bir yandan biz araştırmacılara ayrıca tarihçilere kaynak olma ve yol gösterme işlevi üstlenirken diğer yandan da hukuk, iktisat, sosyoloji, askeri gibi alanlarda da birinci elden kaynaklar olarak kullanılmaktadır. Tezimizin konusunu oluşturan 419/2 Numaralı Siirt Şer'iyye Sicili 1893-1895 (H. 1311-1313) yıllarını kapsamaktadır. Bu defterin içerisinde birden fazla konu başlığı bulunmaktadır: Alacak-verecek, miras, tereke, icra, mülk satışları, mallara gasp ve zarar verme, hırsızlık, boşanma, nafaka, yaralama, katl gibi davalar incelediğimiz şer'iyye sicillerinde geçen konulardan bazılarıdır. Araştırmamızı kapsayan defterdeki kayıtlar ile ilgili değerlendirmeler yapılmış ve 1893-1895 yılları arasındaki tarihlerde Siirt ilinin sosyo-ekonomik yapısı, idari yapısı ve kültürel yapısı hakkındaki birçok bilginin gün ışığına çıkmasını sağlamıştır.
Çıldır Eyâleti Mamervan Sancağı 2770 numaralı Nüfus Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Osmanlı dönemi araştırmalarının en önemli kaynakları hiç şüphesiz Devlet Arşivleri Başkanlığına bağlı Osmanlı Arşivleri'nde bulunmaktadır. Arşivde bulunan Nüfus Defterleri başta şehir tarihi olmak üzere birçok araştırma sahası için önemli veriler barındırmaktadır. Yeniçeri Ocağı 1826 yılında kaldırıldı. Daha sonra yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusu kurulmuştur. Kurulan ordunun asker ihtiyacını karşılamak amacıyla ülke genelindeki askerliğe elverişli erkek nüfusun potansiyelini belirlemek için 1831 yılında ülke genelinde nüfus sayımına başlanmıştır. Her ne kadar nüfus sayımına 1831 yılında başlanmışsa da çalışmamıza konu olan Mamervan Sancağı'nın bağlı olduğu Çıldır Eyaleti'nde nüfus sayımı ancak 1835 yılında tamamlanabilmiştir. Bu gecikmenin en büyük sebebi de ulaşım ve sayımı yapacak yetişmiş personel eksikliğidir. 2770 numaralı Çıldır Eyaleti Mamervan Sancağı Nüfus Defteri olan bu çalışmamızda, nüfus defterinden elde ettiğimiz bilgilerden hareket ederek karyelerin sayısı, her karyede yaşayan kişilerin isimleri, fiziksel özellikleri, mesleki bilgileri, kullandıkları ünvanların değerlendirmeleri yapılmıştır. Tez çalışmamız giriş bölümünden başlamış olup birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın metodu ve çerçevesi üzerinde durulmuştur. Bu tezimiz birinci bölümde defterde yer alan nüfus kayıtları birçok yönden değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Bu bölümde Çıldır Eyaletinin Mamervan Sancağı köylerinin nüfus verileri deftere bağlı kalınarak ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise ilgili defterin transkripsiyonu yapılmıştır. Sonuç kısmında ise defterden elde edilen veriler ışığında genel bir değerlendirme yapılmıştır.
İttihat ve Terakki deneyiminden Halk Fırkası'na: Siyasal örgütlenmenin taşrada uygulanması (1913-1946): Siirt örneği
Bu çalışmanın ilk bölümünde 18. yüzyılın sonlarında meydana gelen Fransız İhtilali, ihtilale bağlı olarak ortaya çıkan milliyetçilik akımı ile ulus devlet düşüncesinin meydana getirdiği değişimler açıklanmaya çalışılmıştır. Fransız ihtilalinin çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğundaki etkileri merkezden taşraya Siirt sancağı özelinde bir dizin oluşturularak anlatılmıştır. Devam eden bölümlerde I. Dünya Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nde yaşanan kargaşa ortamı, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarında Siirt halkının milli mücadeleye destekleri, yönetime bakış açıları, Siirt sancağında meydana gelen siyasal oluşumlar ile yöre halkının bu gelişmelere ve değişimlere olan tepkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Siirt özelinde siyasal zemini özetleyecek olursak Tanzimat Fermanı ile başlayan değişimlerin sonucunda ortaya çıkan seçme ve seçilme olgusunun devam ederek yeni Türk devletinin kuruluşu, ilk çok partili siyasi hayata geçiş denemeleri, tek partili siyasal düzenin oluşumu ile tek partili sistemin meşruiyet zemini üzerinde durulmuştur. Özellikle de değişimlerin etkisiyle oluşan siyasal zemin, yapılan seçimler, seçimlerde aday olan aday adayları, seçim faaliyetleri gibi konularda ciddi bir literatür çalışmalarıyla beraber arşiv taramaları sonucunda objektif veriler elde edilmeye çalışılmış, elde edilen bu bilgiler objektif bir biçimde ve bilimsel etik kuralları içerisinde sunulmaya çalışılmıştır.
Salnâmelere göre II. Abdülhamid döneminde Yanya vilâyetinde eğitim (1876-1909)
Çalışmanın Birinci Bölümünde, yeniden yapılanma denilen Tanzimat Dönemi ve II. Abdülhamid Dönemi eğitiminin Osmanlı Devleti'ne tesiri ele alınmıştır. Bu bölüm, devletin bünyesindeki okullar, öğretmen ve öğrenciler, ders programları, ödül-ceza sistemi, diplomalar, eğitim ve öğretimin amacı, sorunları, eğitim sisteminin yapısı, devlet aydınlarının düşünceleri ve tartışmaları, eğitimi düzenleme ve iyileştirme çalışmaları vb. konu başlıkları etrafında şekillenmiştir. Çalışmanın İkinci ve Üçüncü Bölümlerinde, Yanya Vilâyetinin tarihçesi, çok uluslu yapıya sahip olan vilâyetin bünyesinde barındırdığı Rum, Bulgar ve Ulah milletleri ve mektepleri, Arnavut Milliyetçiliği hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak Yanya Vilâyetine bağlı sancak ve kazalarda bulunan eğitim kurumları, mekteplerdeki müdürler, muallimler, muallimeler, çalışan görevliler, öğrenci sayıları hakkında elde edilen bilgiler zaman zaman karşılaştırmalı olarak yıllara göre tablolar halinde aktarılmıştır. Dördüncü Bölümde ise Yanya Vilâyetinde bulunan Maârif Meclisleri bu meclislerde görev alan memurlar, vilâyet sancaklarında bulunan maârif komisyonu başkanları ve üye sayıları ele alınmıştır. Bunun haricinde vilâyette kurulan matbaa ve kütüphaneler hakkında bilgi verilirken maârif alanında yapılan masraflara da değinilmiştir.
Konya vilayetinde kaçakçılık faaliyetleri (1867-1914)
Bu çalışmada, Osmanlı Devleti'nde yaşanan siyasî, sosyal ve ekonomik gelişmelerin ve değişimlerin etkisiyle 1867-1914 yılları arasında Konya Vilayetinde meydana gelen kaçakçılık faaliyetleri mercek altına alınmıştır. Söz konusu etkiler sonucunda vergi ve yasa ihlalleri neticesinde kaçakçılığın arttığı tespit edilmiştir. Kaçakçılık faaliyetlerinin artmasından dolayı vilayette hem kaçakçılık suçları yaygınlaşmış hem de asayiş problemleri ortaya çıkmıştır. Merkezî idare ve vilayet yetkilileri, kaçakçılık faaliyetlerini takip ederek bunların engellenmesine yönelik çözüm arayışına girmiştir. Çalışmada, öncelikle Osmanlı Devleti'nde kaçakçılığı ortaya çıkaran unsurlar sorgulanmaktadır. Bununla birlikte Avrupalı ve yerli tüccarların, devlet personellerinin ve gayrimüslimlerin ortaya çıkan denetim boşluklarını nasıl kullandıkları ele alınmıştır. Buna karşın, Osmanlı hükümeti ve taşradaki yerel yöneticiler, kaçakçılık faaliyetlerini yasal ve idarî yöntemlere başvurarak çözümlemeye çalışmış ve kaçakçılığın engellenmesi için birtakım önlemler almışlardır. Bu önlemler kapsamında gümrük, silah, barut, tuz, tütün ve dinamit ile ilgili hazırlanan yasal düzenlemelerin ortaya çıkış süreçleri, sebep ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Ayrıca kaçakçılığı bir çıkar aracı olarak kullananların beşerî ve coğrafî faktörleri nasıl kullandıkları da irdelenmiştir. Son olarak Konya Vilayetinde, merkezi idarenin ve yerel görevlilerin kaçakçılık faaliyetlerine karşı aldıkları tedbirlerin başarılı olup olmadığı ile kaçakçılığın iktisadî, siyasî ve idarî sonuçları üzerinde durulmuştur.
William Gifford Palgrave ve Trabzon Konsolosluğu
Trabzon'da tesis edilen yabancı konsolosluklar içinde İngiliz Konsolosluğu, Osmanlı-İngiliz ilişkilerine paralel olarak şehirdeki en aktif ve etkili konsolosluk olarak uzun yıllar şehirdeki varlığını devam ettirmiştir. Bunu İngiliz Konsolosluğu'nun geride bırakmış olduğu zengin arşivlerinden anlamak mümkündür. İngilizlerin siyasi ve ticari kaygıları ile 1830'da tesis edilen bu kurumda James Brant ve Henry Suter'den sonra uzun bir müddet Stevens'lar konsolosluk görevini yerine getirmiştir. Ancak İngiliz hükümeti 1867'de buraya seleflerinden oldukça farklı özelliklere sahip olan William Gifford Palgrave'i tayin etmiştir. Palgrave, Oxford Trinity College'deki eğitiminden sonra Hindistan'a giderek İngiliz ordusunda görev yapmıştır ve 1862-1863'te Arabistan'da yapmış olduğu seyahatler ve bu seyahatlerine ilişkin eseri ile meşhur olmuş bir gezgin ve oryantalisttir. 1866 yılında İngiliz Hariciyesi'ne giren Palgrave, aynı yıl Sohumkale'ye konsolos olarak tayin edilmiş, burada bir yıllık görevden sonra Trabzon'a nakledilmiş ve görevine 1873'ün başlarına kadar devam etmiştir. Bu çalışmasının konusu William Gifford Palgrave'in Trabzon Konsolosluğu'nu İngiliz arşiv belgeleri üzerinden değerlendirmektir. Palgrave'in Trabzon'da görev yaptığı 1867-1873 yılları arasında The National Archives'ta pek çok belge bulunmaktadır. Bu belgeler üzerinden Palgrave'in konsolosluk dönemine ilişkin değerlendirmeler yapmak mümkündür. Buna göre Palgrave, Trabzon'da bulunduğu sürenin önemli bir kısmını bölgede yapmış olduğu gezilere ayırmıştır. Bu bakımdan Palgrave, diplomatik kariyerine başlamadan önce ortaya koyduğu seyahat tutkusunu, Trabzon'da konsolos olarak görev yaptığı dönemde, oldukça geniş olan kosolosluk bölgesinde, bir taraftan Rus sınırına, diğer taraftan da Orta Anadolu'ya kadar süren geziler ile ortaya koymuştur. Palgrave'in konsolosluğu ve hazırlamış olduğu raporları, bölgedeki İngiliz konsoloslarının siyasi ve askeri misyonlarının öne çıkmaya başladığı ve görev bölgelerinin dikkate değer bir dönüşüm sürecine denk gelmesi açısından ehemmiyet arz etmiştir. Çalışma giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Eserin ilk bölümü William Gifford Palgrave'in biyografisi üzerine hazırlanmıştır. Burada Palgrave'in konsolosluğunu daha iyi anlamak adına, konsolosun hayatı, kariyeri ve karakterine dair bilgiler ortaya konulmuştur. Trabzon'daki görev dönemine ilişkin olarak bizzat konsolosun kendi yazmış olduğu eserlerden istifade edilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde Palgrave'in 1867 ve 1872'de konsolosuk bölgesinde yapmış olduğu geziler değerlendirmeye alınmıştır. Bu gezilerde Palgrave, vilayet sınrıları içinde seyahat ettiği yerlerin idari yapısını ve bunun gibi bazı önemli ayrıntılarını ortaya koymuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Palgrave'in bölgede yapmış olduğu gezilerden hareketle nüfus, yönetim, vergi sistemi, askeri durum ve çalışma hayatı gibi konularda hazırlamış olduğu raporlar değerlendirilmiştir.
Albay Çopur Mehmet Neşet (Bora) ve askeri faaliyetleri
Askeri tarih çalışmalarında önemli bir yere sahip olan biyografi çalışmaları hem çalışılan şahsiyet hakkında hem de şahsiyetin yaşadığı dönem hakkında bilgi sahibi olunmasını sağlamaktadır. Tarihteki komutan ve askerleri konusu dahiline alan biyografi çalışmalarında, dönemi içinde belli bir ün yapmış ve adından söz ettirmiş kişiler sıklıkla karşımıza çıkar. Ancak kendi dönemi içinde bulunduğu mevkide önemli işler yaptığı ve birçok fedakarlıkta bulunduğu halde adından çok bahsedilmeyen, çoğu zaman yüzleri dahi hatırlanmayan şahsiyetler mevcuttur. Bunlardan biri de Çopur Neşet olarak bilinen Tuğbay Mehmet Neşet Bora'dır. 1889 Manastır doğumlu olan Neşet Bey, Harbiye Mektebi'ni burada bitirdikten sonra 1908'de Erkan-ı Harbiye Mektebi'ne başlamış ancak patlak veren Balkan ve I. Dünya Savaşlarından dolayı son sınıfı bitiremeden cephelere gönderilmiştir. Böylelikle cephelerdeki askerî hayatı erken başlamış olan Neşet Bey, Balkan Harbi öncesinden Milli Mücadele Dönemi ve sonrasına kadar devam eden uzun soluklu bir askerî hayat yaşamıştır. 1937'de emekli olana dek gerek cephede ve gerekse cephe gerisi hizmette çalışan Neşet Bey, hayatının son birkaç senesini askerlik dışındaki işlerde geçirmiştir. Ardından kısa bir süre sonra 1945'te vefat etmiştir. Yapılan bu çalışmada Neşet Bey'in hayatı ve askerî faaliyetleri, dönemin belgeleri, kaynaklarının yanında Neşet Bey'in kendisinden kalan fotoğraf, belge ve eşyaları kullanılarak ele alınmıştır.
Erken modern Osmanli literatüründe biyoçeşitlilik: Bitkiler
Bu tez çalışmasında Osmanlıların biyolojik çeşitlilik konusunda bitkiler özelinde ne tür bir bilgiye sahip oldukları, bilginin referans kaynaklarının neler olduğu ve bu bilgiyi hangi alanlarda kullandıkları sorularına cevap aranmıştır. Bu çalışma Erken Modern Dönemi (15-18. Yüzyıllar) kapsamaktadır ve coğrafi alan olarak Türkçe konuşan nüfusun yoğun yaşadığı Diyâr-ı Rûm bölgesine odaklanılmıştır. Bu bölgede yaşayan ortalama okur-yazar kitlenin ulaştığı metinler esas alındığı için ağırlıklı olarak Osmanlı Türkçesinde telif edilmiş metinler tercih edilmiştir. Bu dönemde bilim dili olarak Arapçanın etkisi halen mevcut olmakla birlikte Osmanlı Türkçesi de özellikle 17. ve 18. Yüzyıldan itibaren bilim çevrelerinde önemli ölçüde tercih edilmiştir. Erken Modern Dönem, dünyada yeni keşiflerin yapıldığı ve Antikite bilgisinin yerinin yeni bilgi arayışlarıyla dolduğu bir dönemdir. Bu dönemde dünyada var olan bitki çeşitliliği bilgisi artmış ve bazı bitkiler de hızla küresel ticaretin bir metası haline gelmiştir. Osmanlıların Avrupa'da başlayan doğanın keşfi rüzgarına ne kadar yelken açtığı ve nereye kadar gidebildiği bu tezin aradığı bir diğer cevaptır. Osmanlı müellifleri klasik dönemde Orta Çağ İslam literatürünü miras alıp kendilerine uyarlamış ve ihtiyaçları ve merakları çerçevesinde bu mirası şekillendirmiştir. Avrupa'da keşiflerin neticesinde üretilen yeni bilgilere de yine merak ve ihtiyaçları ölçüsünde ilgi göstermiş ve onları kendi paradigmaları çerçevesinde yorumlayıp kullanmıştır. Sonuçta Osmanlı'daki bilim üretimi, eklektik ve pragmatik özellikleri haizdir. Bu alanda bu çalışmada Osmanlıların bilim devrimi olgusunda nasıl bir sınav verdiğinin tartışması yapılmıştır. Bitki çeşitliliği bilgisi alanında Osmanlıların kendilerini ne ölçüde güncelledikleri de tespit edilmeye çalışılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda askerî teknoloji, harp malzemelerinin tedariki ve Cebehâne-i Âmire (1718-1788)
Osmanlılar, erken tarihlerden başlayarak ateşli silahları muharebe alanında kullanmışlar ve kapıkulu ocaklarından bir bölümünü bu işle görevlendirmişlerdir. Ayrıca başta İstanbul olmak üzere, imparatorluğun çeşitli yerlerinde top dökümhaneleri, baruthaneler ve silahhaneler açarak söz konusu ocakların ihtiyacı olan silah ve mühimmatı üretmişlerdir. Çalışma kapsamında Osmanlıların harp aletlerini üretmek, bakımlarını yapmak ve muharebe sahasına ulaştırmakla sorumlu olan cebeciler ile Cebehâne-i Âmire detaylı şekilde ele alınmıştır. Cebecilerin başta barut, tüfek ve fişek imalatları olmak üzere harp aletlerinin üretimindeki sorumlulukları kapsamlı şekilde tartışılmıştır. Ayrıca imparatorluktaki askeri manifaktürlerin kurulduğu yerler listelenip söz konusu tesislerin faaliyette bulundukları yıllar incelenmiştir. Cebehâne-i Âmire'nin taşra teşkilatının da incelendiği bu çalışmada ayrıca imparatorluğun merkez cephanesinin yanı sıra hudutlardaki çeşitli Osmanlı garnizonlarının silah ve cephane mevcutları incelenerek Osmanlı kalelerinin mühimmat sıkıntısı yaşayıp yaşamadıkları tartışılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun silah sanayisi incelendiği bu çalışmanın ele aldığı dönem 1718'de sona eren Osmanlı- Habsburg Savaşları'ndan 1788 yılında başlayan Osmanlı- Rus ve Habsburg Savaşları'na kadarki tarihle sınırlandırılmış ancak bazı konularda kapsamlı açıklamalar yapılarak önceki dönemlere dair de bilgi verilmiştir. Tez kapsamında ayrıca, savaşlar gibi olağanüstü durumlarda ihtiyaç duyulan ilave silah ve mühimmatın ne şekilde üretildiği ya da ithal edildiği incelenmiştir. Osmanlıların hangi durum ve şartlarda silah ve mühimmat ithal ettiği tartışılarak, söz konusu ticareti etkileyen siyasi ve iktisadi faktörler tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Savaş, Silah, Sanayi, Cebeci, Lojistik, Ticaret, Avrupa.