Anksiyete

974 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel ve sözel şiddet sıklığı ve ilişkili faktörler

Amaç: Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, hasta veya hasta yakınları tarafından uygulanan sözlü, fiziksel ve/veya cinsel saldırı durumu olarak tanımlanmaktadır. Birçok sektörle karşılaştırıldığında daha yaygın olan bir halk sağlığı sorunudur. Sağlık personelinde depresyon, motivasyonda ve iş doyumunda azalma, sağlık hizmetlerinde verim düşüşü gibi önemli sorunlara neden olmaktadır. Bununla birlikte, şiddet önlenebilir bir sorundur. Risk faktörlerinin belirlenmesi, şiddeti önleme açısından önemlidir. Bu çalışma, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet sıklığını ve risk faktörlerini bulmayı amaçlamaktadır; sosyodemografik faktörler; cinsiyet, yaş, meslek, anksiyete, depresyon ve empati. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışma 2019 yılında Hatay'da birinci(Aile Sağlığı Merkezleri ve 112 Acil Sağlık İstasyonları), ikinci(Devlet Hastaneleri ve Özel Hastaneler) ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında(Üniversite Hastanesi) yapıldı. Çalışmanın evreni Hatay'da bulunan 9966 sağlık çalışanı olup, çalışmanın örneklemi openepi örneklem hesaplama yöntemi ile seçilen 612 sağlık çalışanıdır[%95 Güven düzeyinde, Olayın görülme sıklığı %23, Uygun görülen sapma %4, Tasarım etkisi: 1.5]. Cevap vermeme oranları göz önüne alındığında % 10 ekleyerek 672 kişiye ulaşılması hedeflenmiştir. Çok aşamalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır; tabakalı, küme ve sistematik. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, fiziksel şiddet, sözel şiddet, şiddetle ilgili genel sorular, Empatik Eğilim Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği bölümlerinden oluşan anket uygulandı. Analizlerde Ki Kare, Mann-Whitney U, Lojistik Regresyon, Spearman Korelasyon, Student T, One Way ANOVA ve Kruskal Wallis testleri kullanıldı ve p<0,05 önemli kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda katılımcıların %50.0'si iş hayatı boyunca sözel veya fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Ayrıca %18,5'i her iki şiddet türüne de uğramıştır. Çalışma hayatı boyunca fiziksel şiddete uğrama sıklığı %18,8 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %68,2 idi. Son 12 ayda ise fiziksel şiddete uğrama sıklığı %11,0 iken sözel şiddete uğrama sıklığı %57,9 bulundu. Acil serviste çalışmak, hekim olmak, hemşire olmak ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında çalışmak sözel şiddet için risk faktörüdür. Öfke, kaygı gibi kişilik faktörleri şiddetin en önemli nedenleri olurken, güvenlik önlemlerinin artırılması şiddeti engellemek için önde gelen önlemlerdir. Sonuçlar: Sağlık çalışanlarının yarısı sözel veya fiziksel şiddete uğramaktadır. Her beş çalışandan biri hem sözel hem fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Sözel şiddet fiziksel şiddetten daha yaygındır. Gerekli müdahalelerin yapılmaması durumunda sağlık sisteminde ciddi sorunlar doğacaktır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, şiddet, empati, anksiyete, depresyon

AnksiyeteDepresyonEmpati+3
Gülay Sarb Karaca
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epilepsi tanılı çocuk hastaların ebeveynlerindeki anksiyete durumunun nöbet sıklığına etkisi

Giriş ve Amaç: Epilepsi, tekrarlayan nöbet ile karakterize pediatrik yaş grubunda en sık görülen kronik nörolojik hastalıdır. Nöbetler hastalığın temel belirtisi olup epilepsi tedavisinin başarısını belirleyen temel faktörlerden biridir. Bu çalışmadaki amacımız, epilepsili çocuk hastaların ebeveynlerinde anksiyete bozukluğu sıklığını ve ebeveynlerdeki bu anksiyete bozukluğunun çocuklarının epilepsi tedavisi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz çocuk nöroloji polikliniğine başvuran, 1-18 yaş aralığında ve en az 6 ay epilepsi tanısı ile takip edilen hastalar çalışma grubuna alındı. Hastaların epidemiyolojik özellikleri, fizik muayene bulguları, epilepsi tipi, EEG bulguları, radyolojik bulguları, kullandığı ilaçlar, başlangıçta nöbet sıklığı ile şu anki nöbet sıklığı geriye dönük olarak incelenip kayıt altına alındı. Ebeveynlerdeki psikopatolojiyi tanımlamak için ebeveynlere Beck Anksiyete Ölçeği uygulandı. Bulgular: Hastalarımızın %54,2'si kız, %45,8'i erkek ve yaş ortalaması 8,46±4,41 yıl ve epilepsi süresi ortalama 3,81±3,5 yıl bulundu. Beck Anksiyete Ölçeği sonuçlarına göre ebeveynlerin %69'unda anksiyete mevcuttu. Ayrıca annelerdeki anksiyete düzeyinin babalara göre anlamlı yüksek olduğu görüldü (15,81±11,73 p=0,033). Ebeveynlerdeki anksiyete düzeyi ile nöbet sıklığı arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p=0,475). Sonuç: Çalışmamızda epilepsi tanılı çocukların ebeveynlerinde anksiyete düzeyinin normal popülasyona göre yüksek olduğu ve annelerin babalara nazaran daha fazla kaygı bozukluğu yaşadığı saptandı. Sonuç olarak; epilepsi tanılı çocuk hastanın yönetiminde epileptik çocuğa sahip ebeveynlerin ruhsal açıdan desteklenmesi ve bu durumun olguların tedavisinin yönetimindeki etkisinin göz ardı edilmemesinin hem daha başarılı hem de daha ekonomik bir yaklaşım olacağı kanısındayız. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, ebeveyn, epilepsi,

Ana-babaAnksiyeteEpilepsi+2
Süleyman Mengüllüoğlu
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi, tükenmişlik ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu araştırmanın amacı, COVID-19 pandemisi sürecinde pandemi kliniğinde en az 1 ay süre ile çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi, tükenmişlik ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve karşılaştırmaktır. Yöntem: Karşılaştırmalı tanımlayıcı, karşılaştırmalı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte olan bu araştırma, kartopu örnekleme yöntemi kullanılarak 271 hemşire ile yürütüldü. Veri toplama işlemleri sosyal medya üzerinden katılımcılara online anket gönderilerek 15 Ocak-15 Mart 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Üniversite Sağlık Bilimleri Etik Kurulu'ndan etik onay ve katılımcılardan da onam alındı. Veriler, sosyo-demografik veri formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği, İş Stresi Ölçeği ve Endişe ve Anksiyete Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzdelik dilimler, ki kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis H testi ve Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Tüm istatistikler p<.05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kabul edildi. Bulgular: COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan kadınların erkeklerden, çocuğu olan hemşirelerin çocuğu olmayanlardan, haftalık çalışma saati 40 saat üzeri olanların 40 saatten daha az çalışandan, ailesinde COVID-19 tanısı almış olanların olmayanlardan Maslach Tükenmişlik Ölçeği duygusal tükenme puan ortalamalarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<.05). COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan erkeklerin de kadınlardan Maslach Tükenmişlik Ölçeği kişisel başarı alt boyut puan ortalamalarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<.05). COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan kadınların endişe ve ankisyete ölçeği puan ortalamalarının erkeklerden daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı (p<.05). COVID-19 kliniğinde çalışan ve çalışmayan hemşirelerin iş stresi ile duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve endişe ve anksiyete ile iş stresi ve kişisel başarı arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif, endişe ve anksiyete ile duygusal tükenme arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif ilişki bulunmaktadır (p<.05). Sonuç: COVID-19 kliniğinde çalışıp çalışmama durumunun hemşirelerin tükenmişlik, iş stresi, endişe ve anksiyete yaşamalarını etkileyen bir faktör olmadığı belirlendi. Ancak, COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan hemşirelerde kadın olma, çocuk sahibi olma, 40 saat üzeri çalışma, ailesinde COVID-19 tanısının varlığı gibi faktörlerin duygusal tükenme ile endişe ve anksiyete düzeylerini etkilediği belirlendi. Ayrıca COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan erkek hemşirelerin kişisel başarı düzeylerinin negatif etkilendiği saptandı. Hemşirelerin iş stersi arttıkça ile duygusal dükenme ve duyarsızlaşmanın azaldığı, endişe ve ankisyeteleri arttıkça iş stresi ve duygusal tükenmenin arttığı belirlenmiştir. COVID-19 pandemi kliniğinde çalışan hemşirelerin endişe ve ankisyeteleri arttıkça kişisel başarılarının azaldığı saptanmıştır.

AnksiyeteCOVID 19Hemşireler+7
Hatice Hande Eldemir
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ferulik asitin anksiyolitik etkinliğine aracılık eden mekanizmalar

Anksiyete bozuklukları, küresel boyutta ciddi sosyal ve ekonomik sonuçları olan bir sağlık yükü oluşturmaktadır. Günümüzde anksiyete bozuklukları için çeşitli ilaçlar bulunsa da, mevcut ilaçların sahip oldukları yan etkiler veya tolerans problemleri nedeniyle anksiyete tedavisi için yeni ilaç arayışları halen devam etmektedir. Bitkisel tedavilere artan bir ilgi bulunmaktadır ve anksiyete bozuklukları için bitkisel ilaçlar ilgiyi hak etmektedirler. Bu tez çalışmasının amacı, farelerde 100 mg/kg (p.o.) dozda ferulik asitin delikli-tahta, açık-alan ve yükseltilmiş labirent testinde gözlenen anksiyolitik etkisine; 3 mg/kg (i.p.) flumazenil kullanılarak GABAerjik modülasyonun katkısı ve 5-HT1A antagonisti 1 mg/kg (i.p.) WAY-100635 kullanılarak serotonerjik modülasyonun katkısının araştırılmasıdır. Ferulik asit delikli-tahta ve açık-alan testlerinde anksiyolitik etki göstermiş, bu etkinlik flumazenil ön-uygulaması ile geri çevrilemezken WAY-100635 ön-uygulaması ile anlamlı olarak antagonize edilmiştir. Bu bulgulardan hareketle ferulik asit etkinliğine söz konusu sistemlerden 5-HT1A aracılıklı serotonerjik sistem katılımının belirgin olduğu sonucuna varılmıştır. Ferulik asitin anksiyetede tek başına veya kombine ilaç olarak kullanılabilecek güvenilir potansiyel bir ilaç adayı olduğu söylenebilir. Kullanımda olan ilaçların önemli yan etki ve diğer dezavantajlarının tamamen giderilememiş olması gibi nedenlerden dolayı, etki mekanizmalarının saptanmasına yönelik çalışmalar, daha etkili ilaçlar keşfedilmesi için önemli bir temel oluşturmaktadır. Etki profillerinin daha detaylı olarak aydınlatılması için farklı etki mekanizması çalışmalarına ve mevcut diğer ilaçlara kombine olarak kullanımının klinik kullanıma sağlayabileceği faydaları öngörebilmek adına ise yeni deneysel çalışmalar yapılması önerilebilir.

AnksiyeteFerulik asitGABA+1
Özlem Pınar Çetiner
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sleeperone elektronik anestezi sistemi ile geleneksel lokal anestezi tekniklerinin çocuk hastalarda meydana getirdiği ağrı ve kaygı düzeylerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, bir bilgisayar destekli lokal anestezi sistemi olan SleeperOne® ile yapılan intraosseöz anesteziyi geleneksel lokal anestezi teknikleriyle oluşturdukları ağrı ve kaygı bakımından kıyaslamaktır. Materyal ve Metot: Çalışmaya 8-12 yaş aralığında 1. daimi molar dişlerinde dentin 1/2 seviyesinde oklüzal çürüğü olan 32 hasta dahil edilmiştir. Hastaların işlem öncesi CFSS-DS ile kaygı düzeyleri ölçülmüştür. Lokal anestezi uygulamalarından önce ve sonra kalp atım değeri ve hekim gözlemine dayalı FIS değerleri, anestezi sonrası bireysel ağrı deneyimini belirlemek için VAS değeri ölçülmüştür. Vitalite ve anestezi etkinliği EPT ile kontrol edilmiştir. Bulgular: SleeperOne® ile intraosseöz anestezi sonrası her iki çenede geleneksel yönteme kıyasla anlamlı olarak daha düşük VAS ve FIS değerleri ölçülmüştür. Anestezi sonrası kalp atım sayısında üst çenede anlamlı fark olmazken alt çenede geleneksel yönteme göre daha düşük kalp atım sayısı olduğu görülmüştür. Sonuç: SleeperOne® ile intraosseöz uygulamaları etkili ve başarılıdır. Geleneksel yöntemlere kıyasla çocuklarda daha az ağrı ve kaygıya neden olmuştur. Kesin kanılara varılabilmesi için daha geniş örneklem gruplarıyla yapılacak daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Dental Kaygı, İntraosseöz Anestezi, Sleeperone

AnesteziAnestezi-dentalAnestezi-lokal+7
Zeynep Alkan
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bebek/çocuk temalı reklamların kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine etkisi

Amaç: Bebek/Çocuk temalı reklamların kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı ve analitik tipte yapılan çalışma, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve İnfertilite Polikliniği ile Afyon Özel Parkhayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'nde ve Tüp Bebek Merkezinde yapıldı. Kadınlar gebe kalma durumlarına göre; spontan gebe kalan kadınlar, yardımcı üreme tekniği ile gebe kalanlar ve yardımcı üreme tekniği deneyip gebe kalamayanlar şeklinde 3 gruba ayrıldı. Her bir grup 30 kişiden oluştu. Veriler "Sosyo-Demografik Özellikler Veri Formu" ve "Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASS-42)" ile toplandı ve SPSS 29.0 paket programı ile analiz edildi. Bulgular: Kadınların, depresyon, anksiyete, stres ölçeği puan ortalamaları gruplara göre kıyaslanarak incelendiğinde, gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). Bebek çocuk temalı reklamların, Yardımcı Üreme Tekniklerini deneyip gebe kalamayan kadınların, depresyon, anksiyete ve stres ölçeği puan ortalamalarını artırdığı belirlendi. Sonuç: Bebek/çocuk temalı reklamların; kadınların depresyon, anksiyete, stres düzeylerine ve ilgili reklamları izleme sürelerine etki ettiği düşünülmektedir. Hassas grupta yer alan infertil kadınlara, günlük yaşamda sıklıkla karşılaşacakları reklam gruplarından olumsuz etkilenmelerini önlemek adına baş etme stratejileri geliştirmeleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: infertilite, depresyon, anksiyete, stres, reklam

AnksiyeteDepresyonReklamlar+2
Melike Tunca
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerinin belirlenmesi

ÖZET Başlık: Aşılama ve Embriyo Transferi Öncesi Kadınların Uyku ve Depresyon Anksiyete Stres Düzeylerinin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerini belirlemektir. Yöntem: Araştırma Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İnfertilite ve Üreme Sağlığı Merkezinde 01.01.2023 ve 30.08.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmacı aşılama ve embriyo transfer işlemlerini yaptıracak ve tanı almış uyku bozukluğu olmayan çalışmaya katılmayı kabul eden 170 kadın ile araştırmayı gerçekleştirmiştir. Çalışmaya dahil edilenlerden sözlü ve yazılı izin alarak yüz yüze görüşme ile veriler toplanmıştır. Veriler Sosyo-Demografik Özellikleri Belirleme Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği ile toplanıp IBM SPSS V23 analiz edilmiştir. Bulgular: Gruplara göre katılımcıların depresyon puanı kategorilerinin dağılımları istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (p=0,031). Aşılama yapılacak kadınlarda hafif depresyon kategorisinde olanların oranı %5,9 iken embriyo transferi yapılacak kadınlarda bu değer %17,6 olarak bulunmuştur. Her iki grupda katılımcıların Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanları arasındaki ilişki pozitif yönlü bulunmuştur (p<0,001). Depresyon Anksiyete Stres Ölçek puanı arttığında Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanı da artmaktadır. Sonuç: Depresyon, anksiyete, stres düzeylerinin ve uyku kalitesinin infertilite tedavisi alan kadınlarda olumsuz etkilendiği düşünülmektedir. Ancak depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve uyku kalitesinin infertilite tedavisinin basamaklarına göre farklılaştığı gerçeği göz ardı edilebilmektedir. Genellikle tedavinin ilerleyen aşamasında düşünülen embriyo transfer işleminde hafif depresyon puanının daha yüksek çıkması alınan tedavi süresi uzadığında psikolojik zorlanma düzeyinin de arttığı sonucunu bize göstermektedir. Dolayısıyla sağlık profesyonelleri tarafından kadınlar değerlendirilirken içinde bulundukları tedavinin aşamalarına göre yaklaşımda bulunmak önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: İnfertilite, depresyon, anksiyete, stres, uyku

AnksiyeteDepresyonStres+2
Elif Boz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Engelli çocuğu olan anne-babaların kaygı düzeyi ve başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi

Araştırma engelli çocuğa sahip anne babaların kaygı düzeylerini belirlemek ve bu kaygı ile başa çıkma stratejilerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır.Araştırmanın evrenini Malatya ili merkezinde Milli Eğitime bağlı 15 rehabilitasyon merkezine kayıtlı olan 1163 engelli çocuğun ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada 405 engelli çocuğa sahip ebeveyne ulaşılmıştır.Verilerin toplanmasında Tanıtıcı bilgi formu, Sürekli-Durumluk Kaygı Envanteri ve Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği (BÇSÖ) ölçeği kullanılmıştır. Veriler Eylül 2011- Aralık 2011 tarihlerinde toplanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede SPSS 18 paket programı, verilerin analizinde sayı, yüzdelik, ortalama, ki-kare, t testi ve ANOVA varyans analizi testleri kullanılmıştır.Araştırmaya alınanların %78.5 anne, %21.5 babalar oluşturmaktadır. Ebeveynlerin yaş ortalaması 38.00±9.1 olup en düşük 18, en yüksek 65 yaşında oldukları belirlendi. Araştırmaya alınan ebeveynlerin engelli çocuklarının %42.2'sinin 7-14 yaş grubunda, %55.3'ünün erkek, engellilerin %57'sinin zihinsel engelli türündedir. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin %70.1'i çocuğunun engelli olmasından dolayı hiç kimseyi suçlamadığı, %23'ünün çevresi tarafından suçlandığı, %24.2'sinin yaşadıkları sıkıntılarla baş etmek için psikiyatrik destek aldığı saptandı.Bu sonuçlara göre engelli çocuğa sahip ebeveynlerin demografik verileri ile kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak önemli bir fark saptanmıştır. Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin çocuklarının çevre tarafından kabul görme, psikiyatrik destek alma, sıkıntılarını paylaşma durumu ile kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde önemli bir ilişki saptanmıştır.Engelli çocuğa sahip ebeveynlerin; yaş, ekonomik durum, ebeveyn cinsiyeti ile başa çıkma stratejileri arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki saptanmıştır.Araştırmada engelli çocuğa sahip ebeveynlerin kaygı düzeyleri ile kaçınma stratejisi arasında pozitif bir ilişki saptanmıştır.Çalışmanın sonuçlarına göre; engelli çocuğa sahip ebeveynlerde psikolojik ve sosyal destek alan bireylerin kaygıları ile baş etme düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır.

Ana-babaAnksiyeteEngelli kişiler+3
Ümmühan Aktürk
İnönü University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı düzeyleri ve stresle başa çıkma yöntemleri arasındaki ilişki

Bu araştırmada halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı düzeyleri ve stresle başa çıkma yöntemleri ile çeşitli değişkenler arasındaki ilişkilerin ortaya konması amaçlanmıştır. Halk oyuncularına çalışma ile ilgili gerekli bilgilendirmeler yapıldıktan sonra 157 kadın ve 157 erkek olmak üzere toplam 314 gönüllü ve sağlıklı halk oyuncusu araştırmaya dahil olmuştur. Araştırmanın niceliksel araştırma metotlarından olan anket yöntemi uygulanmış olup ilişkisel tarama metodu kullanılmıştır. Araştırma verileri 12 sorudan oluşan kişisel bilgi formu, 20 ifadeden oluşan durumluk kaygı envanteri ve 43 ifadeden oluşan stresle başa çıkma ölçeği ile toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 16.0 paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Bağımsız iki grubun karşılaştırılması independent samples t testi, ikiden fazla grubun karşılaştırılması ise tek yönlü ANOVA kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı düzeyleri üzerine ekonomik durum, halk oyunları branşı ile ilgilenme süresi ve yarışma deneyimi değişkenlerinin etkileri istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Genel olarak ekonomik seviyesi yüksek, yarışma deneyimi olan ve uzun süre bu branşla ilgilenen halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı puanları düşük bulunmuştur. Halk oyuncularının stresle başa çıkma yöntemleri noktasında da alt boyutlar bazında çeşitli değişkenler bakımından gruplar arası anlamlı farklılıklar mevcuttur. Halk oyuncularının yarışma öncesi durumluk kaygı puanları ile stresle başa çıkma yöntemleri arasında da kaçma soyutlama (duygusal-eylemsel) alt boyutu hariç diğerlerinde istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar söz konusudur. Anahtar Kelimeler: Durumluk Kaygı, Stresle Başa Çıkma, Halk Oyuncuları

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıHalk oyunları+5
Mustafa Selim Uslu
Hitit University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir aile sağlığı merkezine başvuran diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastalarının anksiyete ve depresyon açısından değerlendirilmesi: Kesitsel bir çalışma

Amaç: Diyabet, hipertansiyon gibi kronik hastalıklar zaman içinde çeşitli organ fonksiyonlarında bozulmaya neden olur. Bu durum psikiyatrik hastalıkları beraberinde getirir. Bu çalışmada amacımız; bir aile sağlığı merkezine başvuran diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarının depresyon ve anksiyete riskini ve düzeyini belirleyerek, bazı bağımsız değişkenlerle olan ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01 Ekim 2018 - 01 Şubat 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çorum Merkez Hasanpaşa Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran toplam 330 diabetes mellitus ve/veya hipertansiyon hastasına sosyodemografik veri anketi ile birlikte Beck Depresyon Envanteri ve Beck Anksiyete Envanteri yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulandı. Hastalar sadece hipertansiyonu olanlar, sadece diyabeti olanlar ve hem hipertansiyon hem de diyabeti birlikte bulunanlar olarak üç gruba ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 226'sının kadın, 104'ün erkek olduğu saptandı. Yaş ortalaması 53,69±7,24 yıl olarak tespit edildi. Hastaların 66'sı diyabet, 181'i hipertansiyon ve 83'ü diyabet+hipertansiyon hastası olduğu görüldü. Diyabet grubunda %42,4, hipertansiyon grubunda %32,5, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %40,9 oranında anksiyete bozukluğu saptanırken, depresyon oranlarına bakıldığında diyabet grubunda %31,8, hipertansiyon grubunda %28,7, hem diyabet hem de hipertansiyon grubunda ise %32,5 oranında gözlendi. Grupların yaş dağılımında, eğitim düzeylerinde, egzersiz sıklığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Diyabet hastalarında, hipertansiyon hastalarına oranla anksiyete bozukluğu daha fazla gözlendi. Her üç grupta da kadın cinsiyette anksiyete oranları erkeklere göre daha yüksek bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda hastalık yılı açısından yapılan incelemede HT tanısı alınan ilk yıl ve on yıldan sonra depresyon skorlarının artmış olduğu gözlendi (p<0.05). Sonuç: Diyabet ve/veya hipertansiyon hastalarına, hasta merkezli klinik yöntemle yaklaşılmalı, hasta bütüncül olarak ele alınmalı, yalnızca fiziksel rahatsızlık ve komplikasyonları ile değil, psikolojik ve sosyal açıdan da değerlendirilmelidir.

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziAnksiyete+3
Tuba Kayır
Hitit University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Elit genç güreşçilerin spor yaralanması kaygı düzeylerinin incelenmesi

Bu çalışmada, elit genç güreşçilerin spor yaralanması kaygı düzeyleri belirlenerek çeşitli değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın grubunu lisanslı 18-20 yaş arasında kadın-erkek kategorisinde yer alan toplam 172 elit güreşçi oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ve Rex ve Metzler (2016)'in geliştirdiği ve Caz, Kayhan ve Bardakçı (2019) tarafından Türkçe'ye uyarlanan Spor Yaralanması Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Veriler anket uygulama yolu ile toplanmıştır. Araştırmanın analizinde, parametrik testlerden iki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında Tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek üzere post-hoc analizi olarak Tukey testi kullanılmıştır. Güreşçilerin stillerine göre yaralanma bölgeleri açısından spor yaralanması kaygı ölçeği alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Acı çekme kaygısı alt boyutunda erkek serbest stil güreşçilerin ortalamaları erkek grekoromen stil güreşçilere göre, yeniden yaralanma kaygı ortalamalarının ise, erkek serbest stil güreşçilerin kadın güreşçilerden anlamlı şekilde daha yüksektir (p<0,05). Erkek serbest stilde; boyun bölgesinden yaralanma yaşayanların, boyun bölgesinden yaralanma yaşamayanlara göre zayıf algılanma ve sosyal desteği kaybetme kaygı ortalamalarının anlamlı olarak yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Rakip oyuncunun temasıyla yaralanma ve yaralanmanın gerçekleştiği yer değişkeni açısından kaygı ölçeği alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, güreşçilerin spor yaralanması kaygı düzeyi alt boyutlarında en fazla acı çekme ve yeniden yaralanma kaygı düzeylerinin etkilendiği, omuz ve boyun bölgesinde meydana gelen sakatlıklara göre kaygı puanlarının farklılık gösterdiği söylenebilir.

AnksiyeteGüreşGüreşçiler+6
Onur Bayındır
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık okuryazarlığı düzeyinin COVİD-19 korkusu üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Sağlık okuryazarlığı; kişilerin sağlıkla ilgili bilgileri ve teknolojileri anlamalarına ve kullanmalarına izin veren, sağlıkla ilgili konularda sağlık çalışanları ile problemsiz iletişim kurabilmelerini sağlayan ve ayrıca edindikleri tüm bu bilgileri eleştirebilmeye de olanak tanıyan bilgi ve becerilere sahip olmak anlamına gelmektedir. COVID-19'un hızla pandemiye dönüşümü, insanları bu yeni durum hakkında bilgi edinmeye, bu bilgileri uygulamaya ve davranışlarını da bu bilgilere göre değiştirmeye zorlamıştır. Sağlık verilerini anlayamamak paniğe neden olabilir, gerçek bilginin ve doğru bilgi kaynaklarının etkisini azaltabilir. Bu nedenle yüksek seviyedeki sağlık okuryazarlığının, kriz durumları için gerekli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada sağlık okuryazarlığının; pandemi ortamında COVİD-19 korku düzeyi üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma 2021 yılının Nisan ayında, hastanemize başvuran 268 yetişkinle yapıldı. Bireylere; Sosyodemografik Veri Toplama Aracıyla beraber TSOY-32 Ölçeği ve COVİD-19 Korkusu Ölçeği uygulandı. Bulgular: Analiz sonuçlarına göre TSOY-32 ölçek puanının 1 birim artmasının COVID-19 Korkusu Ölçek puanında 0,28 birim azalmaya sebep olduğu belirlendi. (P<0.05) TSOY-32 düzeyi yetersiz olan katılımcıların COVID-19 Korkusu Ölçek puanları, TSOY-32 düzeyi sorunlu–sınırlı, yeterli ve mükemmel düzeyde olan katılımcılara göre anlamlı daha yüksektir. (P=0.047, P=0.001, P<0.001). Katılımcılardan COVID-19 hastalığı geçirenlerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunmuştur (P=0.034). Tartışma-Sonuç: Çalışmamızda TSOY-32 ölçek puanı, ülkemizde pandemi öncesi yapılmış çalışmalara nazaran daha yüksektir. Bu da pandeminin sağlık okuryazarlığı üzerine etkisi olarak düşünülebilir. Sağlık okuryazarlığının, insanların ruh sağlığını korumaya ve yaşam kalitesini artırmaya yardımcı olabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızda COVİD-19 hastalığı geçiren kişilerin sağlık okuryazarlığı, geçirmeyen kişilere göre anlamlı olarak düşük çıkmıştır bu da yukarıdaki açıklamayı desteklemektedir. Bu nedenle insanların sağlık okuryazarlığını yükseltmek, korkularını azaltmak ve sağlıklarını arttırmak için stratejik bir yaklaşım olabilir. Ayrıca sağlık okuryazarlığının, mevcut pandemiyi ve gelecekteki potansiyel pandemileri azaltmak ve kontrol altına almak için sosyal sorumluluğun temel bir unsuru olarak görülmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Covid-19 korkusu, Sağlık okuryazarlığı, Pandemi psikolojisi

AnksiyeteCOVID 19Korku+2
Yağmur Öznur Köksal
Hitit University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin obstetrik sürecine, anlık ve sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma amacı; pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin, anlık-sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesidir. Araştırmada, nicel araştırma modellerinden deneysel araştırma modeli kullanıldı. Çalışmaya amaçsal/amaçlı yöntemle, Pilates egzersiz grubu (PEG)n=24, Kegel egzersiz grubu (KEG)n=22 ve Kontrol grubu (KG)n=21 olan 67 gebe, örneklem olarak dahil edildi. Gruplara egzersizler öncesinde ve sonrasında ölçekler uygulatıldı, elde edilen veriler kategorik ve tanımlayıcı istatistikler uygulanarak SPSS 22.00 paket programı ile analiz edildi. Sonuç olarak; Grupların durumluk ve sürekli kaygı grup içi değerlerinde egzersiz öncesi ve sonrası değerler arasında anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arası durumluk kaygı değişimleri incelendiğinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Sürekli kaygı değişim puanlarında PEG ve KEG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yokken, PEG ve KEG'nun KG'na göre pozitif yönde anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Grupların Üriner ve Fekal İnkontinans 1. ve 3. ay grup içi puanları arasında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür. Gruplar arası üriner inkontinans 1. ay ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG'nun KG'na göre anlamlı bir fark varken, PEG ile KEG, KEG ile KG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinansın 1. ay ile 3.ay puan değişimleri arasında anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Grupların üriner inkontinans yaşam kalitesi ölçeği grup içi 1. ay puanları ile 3. ay puan değişimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gruplar arası üriner inkontinans yaşam kalitesi değişimlerinde; PEG'nun KEG ve KG' na göre, KEG'nun ise KG' na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Fekal inkontinans grup içi 1. ay puan değişimleri ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG ve KEG arasında anlamlı fark varken, KG'da anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinans yaşam kalitesi puan değişimlerinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir.

AnksiyeteFekal inkontinansGebelik+5
Sibel Yıldırım
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek riskli gebeliği olan kadınlarda emosyonel sorunlar ve etkileyen faktörler

Bu araştırma, yüksek riskli gebelik tanısı almış gebelerin yaşadıkları emosyonel sorunları ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma örneklemi 18-35 yaşları arasında, Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim Araştırma Hastanesi' nin Perinatoloji servisi ve polikliniğine 08.06.2022-29.01.2023 tarihleri arasında başvuran yüksek riskli gebelik tanısı almış ve daha önce herhangi bir psikolojik destek almamış 135 gebe tarafından oluşmuştur. Etik Kurul İzni, Kurum İzni ve kullanılacak olan ölçeklerin izinlerinin alınmasının ardından veri toplamaya başlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, 'Gebe Değerlendirme Anketi (GDA)' 'Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)' 'Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)' 'Gebelik Stresini Değerlendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılmıştır. Veri analizi yapılırken Independent Sample T Testi, One Vay ANOVA Testi, ve Pearson Korelasyon Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %17,8'i hipertansif hastalıklar, % 8,1'i pyelonefrit, %5,2'si şiddetli hiperemezis gravidarum, %11,9'u preterm eylem, %3,0'ü kilo alımında anormallikler, %1,5'i postterm gebelik, %3,7'si intrauterin gelişim geriliği, %2,2'si çoğul gebelik, % 8,1'i polihidroamniyoz ve oligohidroamniyos, % 3,7'si akut cerrahi problemler, %4,4'ü RH uyuşmazlığı, %5,9'u prezentasyon anomalileri, %9,6'sı DM, %1,5'i uygun olmayan fundus yüksekliği, %13,3'i antenatal kanama tanılarını almıştır. Yapılan istatistik sonuçlarına göre ölçeklerin ortama ve standart sapma değerleri BDÖ (16,78±8,45), BAÖ (19,25±10,82) ve, GSDÖ (63,06±17,48) şeklinde elde edilmiştir. Anksiyete, depresyon ve gebelik stresine etki eden faktörler incelendiğinde gebelerin obstetrik özelliklere göre parite arttıkça gebelik stresinde azalma olduğu, abortus arttıkça depresyon ve anksiyetede artış olduğu, kürtaj sayısı arttıkça gebelik stresinde azalma olduğu, görülmüştür. Gebelik takiplerine düzenli gitmeyen gebelerde ise depresyon ve anksiyete düzeyleri daha yüksek bulunmuştur(p<α=0,05). Evlilik ilişkilerinin emosyonel sorunlara etkilerine bakıldığında evlilik hayatı kötüye yakın gebelerin ve cinsel hayatı olumsuz etkilenen gebelerin anksiyete ve depresyon düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (p<α=0,05). Sosyodemografik özelliklerin etkilerine bakıldığında gebelerin eğitim düzeyi azaldıkça depresyon düzeyi artmıştır. Geliri giderinden az olanların anksiyete ve gebelik stresi düzeylerinin daha yüksek, sosyal güvencesi olmayan bireylerin anksiyete ve depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır(p<α=0,05). Gebelerin meslek gruplarının, eşiyle aralarındaki akrabalık durumlarının, evlenme yaşının, gebelerin çalışma durumlarının, alınan tıbbi tanının depresyon, anksiyete ve gebelik stresi ile ilgili ilişki varlığı tespit edilememiştir (p>0,05). Pearson korelasyon analizi sonucuna göre BDÖ ile BAÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı, orta derecede ve pozitif yönde bir ilişkinin olduğu anlaşılmıştır (p<0,05, r=,627). Sonuç olarak bu çalışmaya göre, yüksek riskli gebeliği olan kadınlarda görülen anksiyete depresyon ve gebelik stresi gibi emosyonel sorunlar sosyodemografik özelliklerden etkilendiği tespit edilmiştir.

AnksiyeteDepresyonDuygu+4
Tuğçe Döndü Savaşır
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeyleri

Sıfır-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişim dönemlerine ilişkin doğru bilgi sahibi olması; çocuklarının sağlıklı büyüme ve gelişmesini takip edebilmesi, var olan veya gelişebilecek sorunları erken belirleyebilmesi, annelik rolüne uyumu daha kolay sağlaması ve çocuk sahibi olmanın sebep olduğu anksiyeteyi kontrol edilebilmesi açısından önemlidir. Yapılan bu çalışmada 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi ve anksiyete düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olan bu çalışma, Şubat 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında İç Anadolu Bölgesi'nde bir ilde bulunan eğitim araştırma hastanesinin çocuk polikliniklerine başvuran, çalışmaya katılmayı kabul eden ve yaşları 0-36 ay arasında çocuğu olan 139 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Anne ve çocuk bilgi formu", "Ailelerin Gelişim Bilgisi Ölçeği (AGBÖ)" ve "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS paket programı ile yapılmıştır. Bağımsız iki grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t-testi ve Mann-Whitney U testi, bağımsız üç ve daha fazla grup arasındaki ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tek yönlü ANOVA testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Toplam puanlar arasındaki korelasyon analizi Spearman Korelasyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamındaki annelerin çocuklarının %60,4'ü erkek, yaş ortalaması 22,41±10,13 ay idi. Annelerin AGBÖ puan ortalamasının 20,07±6,37, çocuk gelişimiyle ilgili bilgilerinin orta düzeyde olduğu, BAÖ puan ortalamasının 11,31±9,46 ve anksiyetelerinin hafif düzeyde olduğu saptanmıştır. Annelerin; yaş, gelir durumu, aile tipi, planlı gebelik durumuna göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olmadığı (p>0,05), öğrenim durumları, çalışma durumları ve sahip oldukları çocuk sayılarına göre AGBÖ puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Annelerin bazı tanımlayıcı özelliklerine göre BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark ile çocukların bazı tanımlayıcı özelliklerine göre annelerin AGBÖ ve BAÖ puan ortalamaları arasındaki fark anlamlı değildir (p>0,05). Annelerin AGBÖ ile BAÖ toplam puanları arasında düşük düzeyde, negatif yönlü ve anlamlı olmayan bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir (r=-0,082, p>0,05). Sonuç olarak 0-36 ay çocuğu olan annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgilerinin orta düzeyde olduğu ve hafif düzeyde anksiyetelerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişmesinin takibi ile primer olarak anneler ilgilendiğinden, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin tam ya da tama yakın bir bilgi düzeyine sahip olması beklenmektedir. Bu çalışmada annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgileri beklenilen düzeyde olmadığından, annelerin çocuklarının gelişimine ilişkin bilgi düzeylerinin artırılması ve anksiyetelerinin azaltılması için çocuk hemşireleri tarafından bireysel ve toplu eğitim programları ile bilgilendirme çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kavramlar: Anksiyete, anne, bilgi düzeyi, büyüme-gelişme, çocuk hemşiresi

AnksiyeteAnnelerBilgi düzeyi+5
Esmanur Çınar Akbulut
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk ile anksiyete bozuklukları arasındaki ilişkinin saptanması

Amaç: Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanılı hastalarda anksiyete bozukluğu ek tanı oranlarını belirlemek, eşlik eden anksiyete bozukluğunun sosyodemografik değişkenlerle ilişkisini ve klinik özelliklere etkisini araştırmaktır. Yöntem: Araştırmaya Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne ayaktan başvuran ya da psikiyatri servisinde yatarak tedavi gören, 18-65 yaş arasında, DSM-IV tanı ölçütlerine göre bipolar bozukluk tip I veya tip II tanısı alan 200 hasta dahil edilmiştir. Hastalara DSM-IV eksen tanıları için yapılandırılmış klinik görüşme ölçeği (SCID-I), Beck Depresyon Ölçeği ve Young Mani Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya alınan hastalarda en az bir anksiyete bozukluğu ek tanı oranı şu anda %32.5, yaşam boyu %43.5; birden çok anksiyete bozukluğu ek tanı oranı şu anda %6.5, yaşam boyu %11.5 olarak saptanmıştır. Anksiyete bozuklukları ayrı ayrı değerlendirildiğinde ek tanı oranları sırasıyla şu anda sosyal anksiyete bozukluğu %14, obsesif kompulsif bozukluk %8.5, yaygın anksiyete bozukluğu %7, özgül fobi %5, travma sonrası stres bozukluğu %2.5, panik bozukluk %2.5; yaşam boyu sosyal anksiyete bozukluğu %16, obsesif kompulsif bozukluk %14, yaygın anksiyete bozukluğu %13.5, özgül fobi %5, panik bozukluk %4.5, travma sonrası stres bozukluğu %3 olarak saptanmıştır. Şu anda anksiyete bozukluğu ek tanısı olan bipolar bozukluk tanılı hastalarda intihar girişimi öyküsü (p= 0.039), ortalama intihar girişimi sayısı (p=0.022), depresyon dönemi ortalama intihar girişimi sayısı (p=0.005), ilaç (p=0.043) ve kesi (p=0.015) ile intihar girişimi, Beck Depresyon Ölçeği puan ortalamaları (p<0.0001) daha fazla saptanmıştır. Yaşam boyu anksiyete bozukluğu ek tanısı olan bipolar bozukluk tanılı hastalarda ortalama intihar girişimi sayısı (p=0.031), depresyon dönemi ortalama intihar girişimi sayısı (p=0.006), kesi ile intihar girişimi (p=0.046), Beck Depresyon Ölçeği puan ortalamaları (p<0.0001) daha fazladır. Yaşam boyu sosyal anksiyete bozukluğu ek tanısında intihar girişimi öyküsü (p=0.035), ortalama intihar girişimi sayısı (p=0.033), depresyon dönemi intihar sayısı (p=0.001), ilaç ile intihar girişimi (p=0.029), Beck Depresyon Ölçeği puan ortalamaları (p=0.026) daha fazla bulunmuştur. Sonuç: Bipolar bozukluk tanılı hastalarda anksiyete bozukluğu ek tanıları sıklıkla görülmekte ve özelikle intihar girişimini artırmakla birlikte özellikle sosyal anksiyete bozukluğunun çeşitli sosyodemografik ve klinik değişkenlerle ilişkili olduğu görülmektedir. Anahtar Kelime: Bipolar, Anksiyete, Ek Tanı

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıBipolar bozukluk+1
Oktay Kocabaş
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de görev yapan taekwondo hakemlerinin kaygı durumlarının incelenmesi

Bu araştırmanın amacı; Türkiye'de görev yapan Taekwondo hakemlerinin müsabaka öncesi ve müsabaka esnasındaki yaşadıkları kaygı durumlarına bağlı yaptıkları hataları azaltmak için yapılması gerekenlerin tespit etmektir. Araştırma nicel desende hazırlanmış ve tarama modelinden yararlanılmıştır. Araştırmanın evrenini Türkiye Taekwando Federasyonuna kayıtlı erkek taekwondo hakemleri, örneklemini ise 161 hakem oluşturmuştur. Demografik verilerin saptanması için sekiz sorudan oluşan kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin sürekli kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla Spielberger ve arkadaşları (1970) tarafından geliştirilen Sürekli Kaygı ölçeği kullanılmıştır. Bulguların istatistiksel analizi SPSS 23 programında yapılmıştır. Araştırma grubunun demografik özellikleri için frekans ve yüzde hesaplamaları yapılmıştır. Katılımcıların yaş, eğitim seviyesi, ve medeni durumlarına göre sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi bağımsız tek örneklem testi (t-test) ile karşılaştırılırken algılanan gelir seviyesi, hakemlik klasmanları ve hakemlik yılı değişkenlerine göre sürekli kaygı düzeyleri karşılaştırılması tek yönlü varyans analizi (OneWay ANOVA) kullanılarak test edilmiştir. Elde edilen verilere göre, hakemlerin sürekli kaygı düzeylerinin orta seviyede olduğu tespit edilmiştir. Uluslararası hakem kategorisinde olanların en düşük, Aday hakem kategorisinde olanların ise en yüksek kaygı düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir Ancak bu ortalamalar istatistiksel olarak önemli çıkmamıştır. Yaş değişkenine göre, 21-34 yaş aralığındaki hakemlerin sürekli kaygı düzeylerinin, 35-64 yaş aralığındaki hakemlerin kaygı düzeylerinden daha yüksek olduğu, ancak belirlenen değerlerin, anlamlılık düzeyinde bir farklılık yaratmadığı tespit edilmiştir. Eğitim seviyesi lise ve altı olan hakemlerin eğitim seviyesi lisans ve üstü olan hakemlerin sürekli kaygı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Taekwondo, hakem, kaygı

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıHakemler-spor+3
Dursun Dinçer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat sürecine yönelik görsel bilgilendirmenin durumluk - sürekli kaygı düzeyine etkisinin belirlenmesi

Bu araştırmada ilk kez ameliyat olacak hastalara ameliyat sürecine yönelik yapılan görsel bilgilendirmenin durumluk -sürekli kaygı düzeylerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın tasarımı, son test kontrol gruplu yarı deneysel araştırma olarak planlandı. Araştırma Bursa Uludağ Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Genel Cerrahi Kliniğinde Aralık 2019 - Haziran 2021 tarihleri arasında 60 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırmada 1 müdahale grubu ve 2 kontrol grubu mevcuttu. Müdahale ve birinci kontrol grubuna daha önce ameliyat deneyimi olmayan hastalar, ikinci kontrol grubuna ise daha önce ameliyat deneyimi olan hastalar dahil edildi. Araştırmada müdahale grubundaki hastalara görsel bilgilendirme yapılırken kontrol gruplarındaki hastalar klinikte yürütülmekte olan standart bilgilendirme süreçlerine dahil edildi. İstatistiksel analizler için SPSS 21.0 programı kullanıldı ve istatistiksel analizlerde tip I hata düzeyi %5 olarak kabul edildi. Araştırmaya dahil edilen gruplar demografik özellikler açısından benzerdi (p>0,05). Müdahale grubundaki hastaların sürekli ve durumluk kaygı puanları ameliyathaneye yönelik düşüncelerine göre incelendiğinde; olumlu düşünceye sahip olan hastaların kaygı puanları kontrol gruplarındaki hastalardan daha düşüktü (p=0,015 ve p=0,037). Erkeklerin kadınlara göre ameliyathaneye yönelik düşünceleri daha olumluydu (p=0,002). Sürekli ve durumluk kaygı puanlarına göre gruplar arasında farklılık yoktu (p=0,284 ve p=0,292). Üç grup arasında durumluk kaygı puanı ve sürekli kaygı puanı açısından anlamlı bir fark olmamakla birlikte, ameliyat öncesinde video ile eğitim verilen müdahale grubunda ameliyathaneye ilişkin düşünceleri olumlu olanların kaygı puanları daha düşüktü. Araştırma devam ederken Covid-19 salgınının ortaya çıkmasının araştırmayı olumsuz etkileyen bir faktör olduğu düşünüldü. Ameliyat öncesi kaygıyı azaltmayı amaçlayan araştırmalardan daha ayrıntılı ve kesin sonuçlar elde edebilmek için Covid-19 salgınına daha adapte şartlarda yeni araştırmalara ihtiyaç vardır.

AmeliyathanelerAnksiyeteBilgilendirme+3
Muhammed Gültaş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp hastalarına verilen eğitimin COVID-19 korkusu, anksiyete ve koruyucu önlemleri (el yıkama ve maske kullanımı) doğru uygulamaya etkisi

Araştırma Bursa Uludağ Üniversitesi Kardiyoloji kliniğinde yatan kalp hastalarına verilen el yıkama ve maske kullanma eğitiminin doğru el yıkama ve doğru maske kullanma tekniği, COVID-19 korkusu ve yaygın anksiyete üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma öncesi örneklem büyüklüğü, %80 güç, 0,05 anlamlılık düzeyinde ve 0,60 etki büyüklüğüne göre her bir grup için en az 45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmadan kayıplar olabileceği düşüncesiyle kriterlere uyan 112 gönüllü kişi dahil edilmiştir. Çalışma müdahale grubu (n=50) ve kontrol grubu (n=55) olmak üzere toplam 105 kişiyle tamamlandı. Araştırmaya katılan müdahale grubunun yaş ortalaması 46,16±15,89 yıl, Kontrol grubunun 52,20±14,87 yıldır. 'COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 103,14 ±16,68, kontrol grubunda 99,62±19,99'dur. 'COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu' puan ortalaması müdahale grubunda 22,00± 1,31, kontrol grubunda 21,33± 3,85'dır. Kalp hastalarına verilen eğitimin, doğru el yıkama tekniğini (p<0,001) ve doğru maske kullanma tekniğini (p<0,001) artırdığı, COVID-19 korkusu (p<0,001) ve anksiyetesini (p<0,001) azalttığı saptanmıştır (p <0,05). Müdahale grubunda el yıkama puanını, eğitim pozitif yönde etkilerken yaş ve kalp hastası olarak yaşanılan süre negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda maske kullanma puanına COVID-19 Enfeksiyon Zincirinin Kırılmasına Yönelik Önerilere Uyum puanı pozitif yönde etkilerken yaş negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda COVID-19 Korku Ölçeği puanına anksiyete puanı pozitif yönde etkilerken COVID-19'un Günlük Yaşam Aktivelerde Yaptığı Değişimlere Uyum Formu puanı negatif yönde etkilemiştir (p<0,05). Müdahale grubunda izlem anksiyete puanına izlem koronavirüs korku puanı pozitif yönde etki etmiştir (p<0,05). Salgının önlenmesinde kalp hastalarına verilen eğitimin diğer riskli gruplarına da yapılmasının uygun olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Maske Kullanma, El Yıkama, COVID-19, Korku, Anksiyete, Kalp Hastaları

AnksiyeteCOVID 19El yıkama+7
Eda Ünal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankilozan spondilit tanılı hastalarda hastalık aktivitesi, yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ile internetten hastalıkları araştırma motivasyonlarının değerlendirilmesi

Ankilozan spondilit (AS); genç yetişkinlerde görülen özellikle sakroiliak eklemlerle birlikte aksiyal omurgayı etkileyen, etyolojisi tam olarak bilinmeyen, periferik eklem tutulum ve eklem dışı klinik bulguların da eşlik edebildiği, kronik, inflamatuar bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı AS' li hastalarda hastalık aktivitesi, depresyon, anksiyete ve yaşam kalitesi ile internetten hastalıkları araştırma motivasyonları arasındaki ilişkinin araştırılıp değerlendirilmesidir. Çalışmamıza Bursa Uludağ Üniversitesi Romatoloji Polikliniği'nde AS tanısıyla takip edilen 120 hasta dahil edilmiştir. Katılımcılar bir kez kesitesel olarak görüldü; Sosyodemografik Veri Formu, Ankilozan Spondilit Yaşam Kalitesi Ölçeği (ASQoL), Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HAM-A), Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HAM-D), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel Ölçeği (BASFI), Ankilozan Spondilit Tanılı Hastalarda Hastalıklarını İnternetten Araştırma Motivasyonu Değerlendirme Formu (ASHİAM) ile değerlendirildi. Çalışmada internet üzerinde hastalıkla ilgili araştırma yapan AS hastalarının yapmayanlara göre yaşlarının daha düşük olduğu, HAM-D skorlarının daha yüksek olduğu, ailelerinde psikiyatrik tanı alan bireylerin daha fazla bulunduğu görüldü. Hastalık süresi, yaş, CRP, ESH düzeyleri ile BASFI düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu görüldü. ASHİAM alt boyutları ile hastalık başlangıç yaşı, ASQOL, BASDAI değerleriyle pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki içinde olduğu görüldü. İnternetten haftada toplam araştırma süresi ile HAM-A, HAM-D, ASQOL, BASDAI, BASFI düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki olduğu görüldü. AS hastalarının internetten araştırma yapmalarının hastalık aktiviteleri, yaşam kaliteleri, psikolojik durumları üzerine olumlu ve olumsuz etkileri olduğu görülmüştür. Hastaların yönetimi açısından bu konunun önemini açığa çıkaracak bir çalışma olup, hastaların yönetiminde internetten araştırma faktörünün önemini ortaya çıkaracak daha fazla çalışmaya öncülük etmesi beklenmektedir.

AnksiyeteDepresyonHastalık şiddeti+6
Onur Alp Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon, anksiyete ve bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı; majör depresyon tanısı almış bireyler ile herhangi bir psikiyatrik hastalığa sahip olmayan bireylerin anksiyete ve bilinçli farkındalık düzeylerini karşılaştırmak ve depresyon, anksiyete ve bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelenmektir. Araştırma örneklemi, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvurmuş ve majör depresyon bozukluğu tanısı almış 40 kişi (depresyon grubu) ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan 40 kişi (kontrol grubu) olmak üzere toplamda 80 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerin sosyodemografik özellikleri hakkında bilgi edinmek için "Demografik Bilgi Formu", depresyon düzeylerinin ölçülmesi için "Beck Depresyon Ölçeği", anksiyete düzeylerinin ölçülmesi için "Beck Anksiyete Ölçeği" ve son olarak bilinçli farkındalık düzeylerinin ölçülmesi için "Bilinçli Farkındalık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, depresyon grubu ile kontrol grubu arasında anksiyete ve bilinçli farkındalık düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmaktadır. Depresyon grubu için yapılan korelasyon analizlerine göre ise depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunurken, bilinçli farkındalık düzeyleri ile hem depresyon hem de anksiyete düzeyleri arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunduğu ortaya konmuştur. Ayrıca depresyon, anksiyete ve bilinçli farkındalık düzeylerinin eğitim düzeyine göre farklılık gösterdikleri ve yaş ile anlamlı ilişkili oldukları görülmektedir.

AnksiyeteBilinçli farkındalıkDepresyon+1
Mert Kuşluvan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Solunum teknikleri eğitiminin travay süresi ve anksiyete düzeyi üzerine etkisi

Araştırma, gebelere verilen solunum teknikleri eğitiminin gebelerin anksiyete düzeyi ve travay süresi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri 19.03.2016-29.11.2016 tarihleri arasında, Dumlupınar Üniversitesi Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğumhane servisinde toplanmıştır. Araştırmaya deney grubuna 35, kontrol grubuna 35 olmak üzere toplam 70 nullipar gebe alınmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, travay süresini belirlemek için Doğum Eylemi İzlem Formu, gebelerin anksiyete düzeylerini ölçmek için ise Spielberger ve diğerleri tarafından geliştirilmiş olan Durumluk Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubunda bulunan gebelere doğum eyleminin latent fazında solunum teknikleri eğitimi verilmiş ve her fazda uygun solunum teknikleri uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan gebelere ise rutin hastane uygulamaları dışında hiçbir müdahalede bulunulmamıştır. Deney ve kontrol grubunda bulunan gebelerin anksiyete düzeyleri latent fazın başında, latent fazın sonunda ve aktif fazın sonunda olmak üzere toplam üç kez değerlendirilmiştir. Doğum eyleminin evrelerinin süresi ise Doğum Eylemi İzlem Formuna kaydedilmiştir. Araştırmanın verileri SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 20.0 veri analizi paket programı kullanılarak bir uzman yardımıyla değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda deney ve kontrol grubundaki gebelerin kontrol değişkenleri arasında fark olmadığı ve her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır. Solunum teknikleri eğitimi verildikten sonra latent fazın sonunda deney grubunda bulunan gebelerin durumluk anksiyete ölçeği puan ortalamaları, kontrol grubunda bulunan gebelerden daha düşük olmasına rağmen, aradaki farkın anlamsız olduğu görülmüştür (p>0.05). Aktif fazın sonunda ölçülen durumluk anksiyete ölçeği puan ortalaması, deney grubunda bulunan gebelerde, anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.001). Doğumun birinci evresinin ortalama süresi bakımından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış ve deney grubunun birinci evresinin süresinin, kontrol grubuna göre daha kısa olduğu bulunmuştur (p<0.001). Doğum eyleminin birinci evresinin süre ortalamaları fazlara göre karşılaştırıldığında; deney grubunda bulunan gebelerde, doğumun latent ve aktif faz süre ortalamasının anlamlı derecede daha kısa olduğu saptanmıştır (p<0.05). Geçiş fazının süresi bakımından ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Doğum eyleminin 2. evresi süre ortalaması bakımından da gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak, solunum teknikleri doğru bir şekilde uygulandığında gebelerin anksiyete düzeylerini azaltmada ve travay süresini kısaltmada etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda doğumhanede çalışan ebe/hemşirelerin doğum eyleminin olumlu bir şekilde sonuçlanması için gebelere solunum tekniklerini öğretme ve uygulamaları konusunda destek olması önerilmiştir.

AnksiyeteAnksiyeteDoğum+5
Sevil Çiçek
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin COVID-19 geçirme durumlarına göre damgalanma, anksiyete ve bilgece farkındalık düzeylerinin mesleki yaşantılarına etkisi

Bu araştırma hemşirelerin COVID-19 geçirme durumlarına göre damgalanma, anksiyete ve bilgece farkındalık düzeylerinin mesleki yaşantılarına etkisini belirleme amacıyla yapıldı. Bu araştırma Tanımlayıcı-Karşılaştırma çalışmasıdır. Çalışma 15/05/2021 – 30/08/2021 tarihleri arasında Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahili ve Cerrahi Kliniklerde çalışan dahil etme kriterlerine uygun 252 hemşire ile gerçekleştirildi. Araştırmadaki veriler, Sosyodemografik bilgiler, COVID-19 ile ilgili sorular ve COVID-19 Pandemisin Mesleki Yaşantıya Etkisi Envanteri (MYEE) bölümlerinden oluşan bir anket formu ve Koranavirüs Anksiyete Ölçeği (CAS; coronavirus anxiety scale), Toronto Bilgece Farkındalık Ölçeği (TBFÖ) kullanılarak toplandı. Elde edilen veriler Statistical Package for Social Science for Windows (SPSS) 23 programında yüzdelik dağılımlar, ortalamalar, Mann-Whitney U testi, ki-kare testi, t testi, Anova testi, kolerasyon ve lineer regresyon analizleri kullanılarak değerlendirildi. İstatiksel anlamlılık sınırı p<0,05 olarak kabul edildi. Çalışmaya katılan COVID-19 geçiren hemşirelerin %77'si, geçirmeyen hemşirelerin %66,2' si pandemi kliniği/ Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)'nde çalışmıştır. COVID-19 geçiren hemşirelerin %69'unun, geçirmeyenlerin % 61,2' sinin ayrımcı davranışa maruz kaldığı belirlendi. Yaş ile COVID-19 geçiren hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Çalışılan birim ile COVID-19 geçirmeyen hemşirelerin CAS toplam puanları arasında anlamlı bir farklılık saptandı (p<0,05). TBFÖ toplam puan ile COVID-19 geçirmeyen hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). CAS toplam puan ile COVID-19 geçiren hemşirelerin MYEE toplam puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç olarak, hemşirelerin COVID-19 pandemi sürecinde anksiyete, damgalanma ve pandemiye ilişkin zorluklar yaşadığı bulunmuştur. Bu durum hemşirelerin mesleki yaşamlarını etkilemiştir.

AnksiyeteCOVID 19Damgalama+5
Gamze Bulut
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yanık ünitesinde tedavi edilen hastaların yanığa özel ağrı-anksiyete düzeyinin incelenmesi

Bu araştırma, Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde tedavi gören hastalarda yanığa bağlı ağrı- anksiyete düzeyinin belirlenmesi amacıyla planlanmış tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma, Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde Şubat 2022- Haziran 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmaya Bursa Şehir Hastanesi Yanık Ünitesi'nde tedavisi devam eden araştırmaya katılmaya gönüllü olan, 18 yaş ve üzeri olan, iletişim kurulabilen, Türkçe konuşabilen ve anlayabilen, psikiyatrik bir tanısı olmayan hastalar ile %90 güvenilirlik %5 hata payı ile 154 hasta dahil edildi. Hastalara ilişkin bilgiler, hasta tanıtım formu ve Yanığa Özel Ağrı ve Anksiyete Ölçeği (YÖAAÖ) kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Araştırma kapsamında toplanan veriler IBM SPSS 24 programı ile analiz edildi. Araştırmada tanımlayıcı veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma olarak verildi. Yanığa özel ağrı anksiyete ölçeğine (YÖAAÖ) puanlarının dağılımı normallik analizi ile değerlendirildi. Çarpıklık ve basıklık katsayıları doğrultusunda (±1,5) verilerin normal dağıldığı görüldü ve parametrik testler kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon (Pearson korelasyon) kullanıldı. İleri analizde Bonferroni Post-hoc testi ile uygulandı. Çalışmanın sonucuna göre, yanık ünitesinde kalma süresi ve total vücut yanık yüzeyinin, YÖAA ile pozitif ve anlamlı korelasyonlar gösterdiği bulundu, sırasıyla r = ,250, ,313, p < ,05. Buna göre yanık ünitesinde kalma süresi ve total vücut yanık yüzeyi arttıkça yanığa özel ağrı ve anksiyetenin de arttığı bulundu. YÖAA'nın yanık derecesine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği bulundu t = 2,787, p < ,05. Buna göre ikinci + üçüncü veya üçüncü derece yanıkları olan hastaların YÖAA seviyesi birinci + ikinci veya ikinci derece yanıkları olan hastalara kıyasla daha yüksek olduğu bulundu. Hastaların yanığa özel ağrı anksiyete ölçeğinden aldıkları toplam puanın ortalama değeri 42,41±16,76 olduğu bulundu. Anahtar kelimeler: Yanık Ağrısı, Anksiyete, Yanık Ünitesi

AnksiyeteAğrıTedavi+2
Tuğçe Bacak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects