Patient nearness
111 theses under this subject heading
Şizofreni hastalarına bakım veren yakınlarının depresyon, tükenmişlik ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin saptanması
Amaç: Şizofreni hastalarına bakım verenlerde en sık görülen psikiyatrik bozukluklar arasında Tükenmişlik Sendromu ve Majör Depresif Bozukluk sayılabilir. Bu çalışma ile Hatay'da bir üniversite hastanesine başvuran şizofreni hasta bakım verenlerinin depresyon, psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeylerini saptamak ve çeşitli sosyodemografik değişkenler ile ilişkisini araştırmak ve bu değişkenleri kontrol grubu ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Yöntem: Kesitsel nitelikteki bu çalışma 2019 yılında Hatay'da yaşayan 18 yaş üzeri şizofreni hastalarının bakım verenlerinde ve kontrol grubunda yapıldı. Çalışmaya Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi (HMKU) Psikiyatri polikliniğine başvuran ve dahil edilme kriterlerini sağlayan DSM-5'e göre şizofreni tanısı almış tüm hastaların bakım veren 80 kişi ve sağlıklı gönüllülerden oluşan 80 kişi kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara uygulanacak anket araştırmacılar tarafından yapılandırılmış olup, Sosyodemografik veriler (bakım veren, hasta ve kontrol grubu olmak üzere), Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği bölümlerinden oluşan anket uygulanarak, depresyon düzeyi, psikolojik dayanıklılık ve tükenmişlik düzeyi değerlendirildi. İstatistiksel analizlerde Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve Spearman Korelasyon testleri kullanıldı ve p<0,05 önemli kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların Pozitif ve Negatif Semptom Skala (PANNS) skoru ortalaması 100,45±31,43, Klinik Global İzlem (CGI) skor ortalaması 5,74±0,61) idi. Çalışmamızda bakım verenlerde Maslach Tükenmişlik Ölçeği skoru ortalaması 60,56±9,67, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği skoru ortalaması 45,83±10,85, Beck Depresyon Envanteri skoru ortalaması ise 14,60±7,54 olarak bulundu. Kontrol grubunda ise, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği skoru ortalaması 48,09±11,23, Beck Depresyon Envanteri skoru ortalaması ise 11,19±7,10 olarak bulundu Bakım verenin ek fiziksel rahatsızlığı olması, hasta ile aynı evde yaşama, hastaya sözel şiddet uygulama, bakım veren yaşı, bakım ve hastalık süresi, hastanede yatış sayısı, PANSS ve CGI ile ölçek skorları arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Sonuçlar: Şizofreni hastalarına bakım verenlerde kontrol grubuna göre depresyon ve tükenmişlik düzeyi daha fazla, psikolojik dayanıklılık düzeyleri daha az olarak bulunmuştur. Bu durum bazı sosyodemografik ve klinik bulgularla ilişkilidir ve yaygınlığının saptanıp gerekli müdahalelerin yapılmaması hem hastalar açısından hem de bakım verenler açısından önemli sonuçlar doğuracaktır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Dayanıklılık, Şizofreni, Tükenmişlik, Depresyon
Bipolar bozukluk tanısı almış hastaların yakınlarındaki damgalanma ve hastayı damgalama düzeylerinin ilişkisinin demografik ve klinik özellikler çerçevesinde incelenmesi
Çalışmanın amacı, bipolar bozukluğu olan hastaların yakınlarının hissettikleri damgalanma düzeyi ile hastayı damgalama düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bunun yanı sıra, hasta yakınlarının damgalanma ve hastayı damgalama düzeylerinin hangi demografik ve klinik özelliklere göre değişim gösterdiğini tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvuran bipolar bozukluk tanısı almış hastaların yakınları oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında 18-65 yaş aralığından 124 hasta yakınına ulaşılmıştır. Katılımcılara sırasıyla hastalar için oluşturulan demografik bilgi formu ve klinik özellikler formu, hasta yakınları için oluşturulan demografik bilgi formu, Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği ve Şizofreni Hastalarının Yakınları İçin Damgalanma Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular, hasta yakınlarının kendini damgalanmış hissettiği ölçüde hastayı damgaladığı yönündedir. Hasta yakınlarının Ruhsal Hastalığa Yönelik İnançlar Ölçeği'nden ve Şizofreni Hastalarının Yakınları İçin Damgalanma Ölçeği'nden aldıkları puanlar arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Hasta yakınlarının cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalışma durumu, hayatının çoğunu geçirdiği yer, hastaya yakınlığı, hastaya bakım verme süresi, daha önce bakım verme deneyimi olup olmadığı damgalama ve damgalanma düzeylerini etkilemektedir. Hastaların cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, çalışma durumu, hayatının çoğunu geçirdiği yer, hastalık süresi, hastaneye yatış sayısı, atak sayısı, atakların şiddet düzeyi ve tedavi şekli hasta yakınlarının damgalama ve damgalanma düzeylerini etkilemektedir. Çalışma sonucunda bipolar bozukluğu olan hastaların ve onların yakınlarının damgalanma düzeylerini etkileyen demografik ve klinik özelliklerin neler olduğu görülmüştür. Psikiyatrik hastalıklara yönelik damgalama ile mücadele programlarının, bipolar bozukluk nezdinde yapılan bu çalışmanın bulguları ışığında yeniden yapılandırılması ve etkin müdahale stratejilerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Birinci derece yakını meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusunun erken tanı davranışları üzerinde etkisi
Bu çalışmanın amacı birinci derece yakını meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusunun erken tanı davranışları üzerinde etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini 03 Haziran -02 Aralık 2019 tarihleri arasında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji-Onkoloji servisinde meme kanseri tanısıyla yatan kadınların birinci derece yakınları ile Hematoloji-Onkoloji günü birlik servisine başvuran meme kanserli kadınların birinci derece yakını 108 kadın oluşturdu. Verilerin toplanmasında Kişisel Tanımlayıcı Bilgi Formu ve Meme Kanseri Korku Ölçeği kullanıldı. Veriler IBM SPSS 22 programında sıklık, yüzde, ortalama, testi, Anova, Post Hoc Tukey, Pearson korelasyon ve Regresyon analizleriyle değerlendirildi. Araştırmanın sonucunda; kadınların %25,0'i düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yaparken, klinik meme muayenesi ve mamografi yaptıran kadınların oranı sırasıyla %23,1 ve %19,4'tür. Birinci derece yakını meme kanseri olan kadınların; yaşları arttıkça kadınların meme kanseri korku ölçeğinden aldığı puanlarda düşmekte olduğu saptandı. Ortaokul mezunu olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlar ilkokul mezunu olan ve okuryazar olmayan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlara göre daha yüksek olduğu görüldü (p=0,02; p<0,01). Annesi meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlar kardeşi veya ablası meme kanseri olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldıkları puanlara göre daha yüksek olduğu görüldü (p=0,013; p<0,05). Menopozda olan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldığı puanlar menopozda olmayan kadınların meme kanseri korkusu ölçeğinden aldığı puanlara göre daha yüksek olduğu belirlendi (p=0,021; p<0,05). Kadınların %57,4'ü yüksek düzeyde meme kanseri korkusu yaşadığı ve meme kanseri korkusu ile kadınların erken tanı davranışları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p<0.05). Araştırmamızın sonucunda meme kanserinin genetik geçişi nedeniyle, yakını meme kanseri olan kadınlara erken tanı davranışlarını konusunda girişimler yapılarak farkındalığın artırılması önerilmektedir.
COVID-19 salgını süresince hasta ve yakınlarının şikâyetlerindeki değişikliklerin retrospektif analizi
Sağlık hizmetlerinin başlıca hedefleri; sunulan sağlık hizmeti kalitesini arttırmak, toplumun her yerine ve tüm bireylerine eşit, etkili, kaliteli sağlık hizmeti sunmak, hasta memnuniyetini yükseltmek, sağlık hizmetlerinin verimliliğini ve etkinliğini daha yüksek seviyelere ulaştırmaktır. Sağlık sektöründe sunulan hizmetin kalitesini belirlemek için hizmet kalitesini oluşturan bileşenleri incelemek gereklidir. Hizmet kalitesini etkileyen faktörler; ortamın fiziksel özellikleri, hizmetin zamanlaması, hizmetin alındığı kişinin konusunda uzman olması, hizmetin sürekliliği, güvenilir ve doğru olmasıdır. 31 Aralık 2019'da Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Çin Ülke Ofisi, Çin'in Hubei eyaletinin Wuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarını bildirmiştir. 7 Ocak 2020'de etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir koronavirüs (2019- nCoV) olarak tanımlanmıştır. Daha sonra 2019-nCoV hastalığının adı Covid-19 olarak kabul edilmiş, virüs SARS-CoV'e yakın benzerliğinden dolayı SARS-CoV-2 olarak isimlendirilmiştir. Ülkemizde Covid-19 ile ilgili çalışmalar 10 Ocak 2020'de başlamış ve 22 Ocak 2020'de T.C. Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu ilk toplantısı gerçekleştirilmiş, alınan önlemler ile ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020 tarihinde ülkemizde görülmüştür. Bu çalışma Mart 2019 ile Kasım 2019 ve Mart 2020 ile Kasım 2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi (UÜTF) hastanesine yönelik yapılmış olan şikâyet başvurularının araştırılması ve Covid-19 pandemisi döneminde şikâyet nedenlerinde farklılık görülüp görülmediğinin belirlenmesi amacıyla yapılmış olup böylece gerekli tedbirlerin alınabilmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızda 2019 yılı için 840, 2020 yılı için 668 toplamda 1508 veri incelenmiştir.vi Sağlıkta Dönüşüm Programı (SDP) kapsamında artık hastaların beklentileri de artmıştır. Hasta memnuniyetinin arttırılması, ancak mevcut olan aksaklıkların değerlendirilmesi ve aksaklıklarla ilgili olarak düzenlemelere gidilmesi ile sağlanabilir.
Ankara Şehir Hastanesi nöroloji ve tıbbi onkoloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarının evde sağlık hizmetleri hakkında bilgi düzeyi
Giriş: ESH gün geçtikçe dünya ve ülkemiz için önemi artan bir konudur. Kronik hastalıkların görülme sıklığının artması, nüfusun yaşlanması, evde bakım teknolojilerinin gelişmesi, hastanelerden erken taburculuk imkanlarının gelişmesi ESH'ye ihtiyacı arttırmaktadır. ESH alan kişi/aile sayısı artış gösterse de halen yeterli düzeyde ve verimlilikte çalışılamamaktadır. Bu araştırma ile amacımız hasta ve hasta yakınlarının ESH hakkındaki farkındalığını arttırmak, konu hakkındaki bilgi düzeylerini görmek ve eğer varsa bilgi eksikliklerinin giderilmesi için uygun planlama yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Ocak 2020 ve Mart 2020 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Nöroloji polikliniklerine başvuran hasta ve hasta yakınlarına anket dağıtılarak yapılan kesitsel bir çalışmadır. 330 hasta/hasta yakını çalışmaya dahil edilmiştir. Veriler SPSS Statistics 20 programı kullanılmış ve istatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0,05 kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 44.58 idi. Eğitim durumları incelendiğinde %49,24 (n:162) ile en çok üniversite ve üzeri eğitimli katılımcılarımız vardı. Katılımcıların %54,88'inin (n:180) geliri giderine eşit olduğu görüldü. Katılımcılarımızın çoğunluğu %68,08 (n:224) ile hasta yakını idi. Katılımcıların %45,6'sı (n:47) Onkoloji, %54,4'ü (n:56) Nöroloji kliniğinde tedavi görmekte idi. Katılımcılarımızın çoğu ESH'yi duymuştu (%79,7). ESH'yi duyan katılımcılar en çok sağlık personeli sayesinde (%58) ESH'den haberdar olduklarını söylerken, ikinci sırada %40,3 TV, radyo, internetten duyduklarını belirttiler. Aile hekimlerinin daha önce evde sağlık hizmeti konusunda bilgi verdiği kişiler katılımcıların %43,2'si (n:142) idi. Katılımcıların %27,6'sı (n:91) evde sağlık hizmetlerinden yararlandıklarını belirtti. Evde sağlık hizmetlerinden yararlanan katılımcıların en sık (%29,7) ilaç raporu nedeniyle ESH'den yararlandığı görüldü. Katılımcıların %87,2'si (n:272) ihtiyaçları olduğunda ESH'den yararlanmak istediklerini belirtti. ESH'den kimler yararlanabilir sorusuna doğru cevap yüzdeleri yüksekti. Katılımcıların ESH'den beklentileri incelendiğinde; en çok beklenti %81,81 (n:270) oranı ile hastaların ilaçlarının reçete edilmesi ve ilaç raporlarının evde sağlık tarafından düzenlenmesi iken en düşük beklenti diş hekimi muayenesi yapılması [%26,97 (n:89)] idi. Katılımcılar ESH'yi hangi kurumlardan alabileceklerini ve nasıl başvuracaklarını biliyorlardı. Katılımcılara ESH'nin verdiği hizmetler hakkında fikirlerini sorduğumuzda; en az doğru yanıt verilen önerme %36,36 (n:120) oranıyla ESH "Acil durumlara müdahale eder" ifadesi idi. İkinci en az doğru yanıt %38,18 oranıyla ESH "Ağız ve diş sağlığı hizmetleri verir" önermesi oldu. ESH hakkında verilen çeşitli önermelere verilen cevaplarda "ESH aynı gün eve gelir" önermesinde doğru, yanlış ve bilmiyorum cevap oranları birbirine yakındı. Diğer önermelere doğru cevap oranları yüksekti. Anket sonuçlarını ESH'den yararlananlar ve yararlanmayanlar olarak kıyasladığımızda bir çok alanda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık görüldü. ESH'den yararlanmak katılımcıların bilgi düzeyini arttırmıştı. Ekonomik durumun ve eğitim düzeyinin ESH hakkında bilgi düzeyinde fark yaratmadığı görüldü. Aile hekiminden ESH hakkında daha önce bilgi alan ve almayan katılımcıları kıyasladığımızda, ESH hakkında aile hekiminden bilgi almış olanların bilgi düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmış olduğu görüldü. Tartışma ve Sonuç: Katılımcıların geneline baktığımızda evde sağlık hizmetleri konusunda fikir sahibi olduklarını gördük. Ekonomik durum ve eğitim düzeyine göre bir çok alanda fark olmadığını gördük. Eğitim düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı fark görülen alanların çoğunluğunda ilköğretim mezunu katılımcılar daha bilgili olarak görüldü. İlköğretim mezunu katılımcıların ESH'ye daha çok ihtiyaç duyma ihtimalleri vardır. ESH'den yararlanan katılımcıların ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almış olanların bilgi düzeyleri ESH'den yararlanmayanlar ve aile hekiminden ESH hakkında bilgi almamış olanlara göre daha yüksekti. Bu sonuç ESH hakkında eğitimler verilmesinin önemini göstermektedir. Aile hekimlerinin ESH hakkında bilgilendirdiği katılımcıların bazı önermelerde bilgi düzeylerinin düşüklüğü sağlık personellerinin de ESH hakkında bilgi düzeylerinin yeterli oranda olmadığını düşündürdü. Hasta ve hasta yakınları kadar sağlık personellerinin de ESH hakkında eğitimlere tabi tutulması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Ankara şehir hastanesi, Evde sağlık hizmetleri, Nöroloji, Onkoloji
İki uçlu bozukluk hasta ve yakınlarında damgalanma ve damgalama
İki Uçlu Bozukluk (İUB) yineleyici dönemlerle seyreden ve sürekli tedavi gerektiren kronik bir hastalıktır. Hasta yakınları, hastanın iş, aile ve sosyal yaşamındaki bozulmalardan dolayı damgalamaktadır. Damgalanma hissi hastaların yaşadığı ciddi problemlerdendir. Bu çalışma Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Duygudurum Bozuklukları Birimi'ne başvuran İUB tanısı almış remisyon dönemindeki hastaların içselleştirilmiş damgalanma ile hasta yakınlarının damgalama düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Duygudurum Bozuklukları Birimi'ne başvuran, çalışmaya alınma kriterlerine uyan, İUB tanısı alan 45 hasta ve 45 hasta yakını oluşturmaktadır. Araştırma 1 Ocak 2013-1 Haziran 2013 tarihleri arasında yapılmıştır. Hastalara Hasta Sosyodemografik Bilgi Formu ve Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ); hasta yakınlarına Hasta Yakını Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Mesafe Skalası, Karakteristikler Skalası, Duygusal Tepki Skalası, Maharet Değerlendirme Skalası ve Tehlikelilik Skalası veri toplamak için uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, Bağımsız Gruplarda t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların Yabancılaşma düzeyi ile hasta yakınlarının Duygusal Tepki Skalası arasında orta düzeyde ve negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Hastaların Damgalanmaya Karşı Direnç düzeyi ile hasta yakınlarının Karakteristikler Skalası arasında orta düzeyde ve pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p<0.05). Hasta yakınları, hastalarının olumlu duygusal tepkiye sahip olduğunu düşündükçe, hastaların yabancılaşma düzeyi azalmaktadır. Hasta yakınları hastalarının olumsuz kişilik özelliklerine sahip olduğunu düşündükçe hastalarının damgalanmaya karşı direncini artmaktadır.
Diyaliz hasta yakınlarının kronik böbrek yetmezliği hastalığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışları
Bu çalışmanın amacı, Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) olan hastaların hasta ile ilgilenen yakınlarının, hastalık hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını incelenmektir. Bu çalışma kesitsel tanımlayıcı türde olup, 2022 yılında hemodiyaliz hastaları ile birebir ilgilenen yakınları veya bakıcıları arasında yapılmıştır. Çalışmaya 239 hasta yakını veya bakıcı gönüllü olarak katılmıştır. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formunun yüz yüze görüşülerek doldurulmasıyla toplanmıştır. Hasta yakınlarının %86.2'si hastanın birinci dereceden yakınıdır. Çalışmaya katılanların KBY hastalığı hakkındaki bilgileri genel olarak %89.5'i doktorlardan, %49.0'u diğer sağlık personelinden aldığını belirtmiştir. Hasta yakınlarının böbreklerin işlevleri hakkındaki bilgi düzeyi, %24.3'ünün düşük, %59.4'ünün orta ve %16.3'nün ise yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Çalışmaya katılanların KBY'nin nedenleri hakkındaki bilgi düzeyi, %33.1'i düşük, %56,9'u orta ve %10'u ise yüksek olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılanların KBY bilgi düzeyi yüksek olma olasılığı, yaşın artması, kadın olmak ve eğitim seviyesinin (p=0.052) yükselmesi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. KBY hastalığı belirtileri hakkındaki bilgi düzeyleri, %30.1'inin düşük, %51.9'unun orta ve %18.0'inin yüksek olduğu saptanmıştır. KBY hastaları ile ilgilenenlerin büyük bir çoğunluğu birinci derece akrabalarıdır. Hasta yakınlarının KBY hakkındaki bilgi düzeyleri genel olarak orta düzeydedir. Hasta yakınları, KBY hastalığı hakkında daha fazla bilgilendirilmeli ve desteklenmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Kronik böbrek yetmezliği, Bakıcılar, Bilgi, Tutum, Davranış
Birinci derece yakınlarında meme kanseri olan kadınların bilgi ve destek gereksinimlerinin belirlenmesi
Bu çalışma, birinci derece yakınlarında meme kanseri olan kadınların bilgi ve destek gereksinimlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Genel Cerrahi Servislerinde Ocak-Haziran 2017 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olacak şekilde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini bu tarihler arasında servise yatan meme kanseri kadın hastaların birinci derece kadın yakınları, örneklemini ise araştırma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan toplam 110 hasta yakını kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Bilgi ve Destek Gereksinimleri Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler SPSS 20.0 paket programı ile değerlendirilerek analiz sırasında tanımlayıcı istatistik (sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma) yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini oluşturan kadınların bilgi gereksinimlerinin önemi puan ortalamalarının (3,68±0,36) destek gereksinimlerinin önemi puan ortalamalarına göre (3,24±0,58) daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda, kadınların bilgi gereksinimlerinin karşılanma düzeyi puan ortalamalarının da (2,28±0,35) destek gereksinimlerinin karşılanma düzeyi puan ortalamalarından (1,93±0,34) daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, kadınların bilgi gereksinimlerinin, destek gereksinimlerinden daha çok önem taşıdığı ve bilgi gereksinimlerinin karşılanma düzeylerinin, destek gereksinimlerinin karşılanma düzeylerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır.
Yoğun bakım ünitelerinde yatmakta olan hastaların yakınlarının öfke düzeyi ve öfke ifade tarzının değerlendirilmesi
Hayatları boyunca insanların sağlığı bozulabilir ve tıbbi yardıma ihtiyaç duyabilirler. Bu durumlarda, yoğun bakım ünitelerinin fiziksel koşulları, aileler için çok stresli olabilir. Özellikle yoğun bakım ünitesinde sağlık durumu bozuk olan bir hastaya sahip olan hasta yakınlarının bu durumla başa çıkmaları zordur. Literatüre baktığımızda yoğun bakımda yatan hastaların yakınlarının duygusal stres ve öfke düzeylerine odaklanan yeterli çalışma olmadığını görmekteyiz. Bu çalışmanın amacı, hastane ortamında yoğun bakım ünitesindeki hastaların yakınlarının öfke düzeyini belirlemek ve öfkelerini doğru ifade edip etmediklerini değerlendirmektir. Çalışmanın evrenini Çukurova Dr. Aşkım Tüfekçi Hastanesi'nde yoğun bakım ünitesinde yatan hasta yakınları oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, yoğun bakım ünitesinde yatırılan, 18 yaşın üzerinde olan, iletişimde zorluk çekmeyen, zihinsel yetersizliği olmayan, Türkçe konuşan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 211 hasta yakını oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu ve "Sürekli Öfke/Öfke İfade Tarzı Ölçeği" kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Akut ya da kronik hastalık durumları nedeniyle yoğun bakımlarda yatan hastaların yakınlarının öfke ve öfke ifade tarzları değerlendirildiğinde; Yoğun bakımlarda yatan ve hastası akut hastalığa sahip olan hasta yakınlarının öfke/içte alt ölçeği puanı, hastaları kronik hastalığa sahip olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek tespit edilmiştir.(Z=-2,059; p=0,040) Çalışmaya katılan erkek hasta yakınlarının; sürekli öfke alt ölçeği puanı, çalışmaya katılan kadın hasta yakınlarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir (Z=-3,859; p<0,001) Yoğun bakımda yatan hastaların hastaları hakkında yeterli bilgi verilmediğini düşünenlerin sürekli öfke alt ölçeği puanı, yeterli bilgi verildiğini düşünenlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksektir.(Z=-4,998; p<0,001) Bu çalışmanın sonucunda, hasta yakınları ile sağlık çalışanları arasında sağlıklı iletişim kurabilmesi sağlanmalı ve çeşitli eğitimlerle yoğun bakımlarda yaşanan yoğun bakım ünitelerinde yaşanan sorunlar giderilmeli dolayısıyla hastane ortamında hasta yakınlarının öfke kontrolü geliştirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Öfke, öfke ifadesi, hasta yakınları, yoğun bakım ünitesi, yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların yakınlarında öfke ifade tarzı
Bipolar bozukluğu olan hasta yakınlarında bakım yükü, depresyon ve ilişkili faktörler
Araştırma, bipolar bozukluğu olan hasta yakınlarında bakım yükü, depresyon ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte planlanan çalışma, Pamukkale Üniversitesi Sağlık Araştırma Uygulama Merkezi Habip Kızıltaş Psikiyatri Hastanesi'nde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini psikiyatri servislerinde yatan bipolar tanılı 71 hastanın yakını oluşturmuştur. Araştırma verileri, Kişisel Bilgi Formu, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği ve Ruhsal Hastalığa Yönelik İnanışlar Ölçeği uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, mann whitney u testi, kruskalwallis testi ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bakım verenlerin yaş ortalaması 47,55±9,03'tür. Çalışmaya katılan bakım verenlerin cinsiyetlerinin, gelir durumlarının, yaşadıkları yerlerin, sigara ve alkol kullanım durumlarının, bakım verenlerin depresyon ve bakım yükü düzeyleri üzerine bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bakım verenlerin bekar olması, eğitim durumunun düşük olması, herhangi bir işte çalışmaması, sosyal güvencesinin olmaması, geniş ailede yaşaması, hastasına bakım vermede yardımcı bir bireye ihtiyacının olması, fiziksel hastalığının olması, sahip olduğu çocuk sayısının artması, bakım verenlerin depresyon düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Ayrıca, bakım verenlerin hastalarında özkıyım girişiminin olması, hastalık süresinin uzaması ve yatış sayısının artması da bakım verenlerin depresyon düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bakım verenlerin sosyal güvencesinin olmaması, hastasına yakınlık durumunun eş, çocuk veya kardeş olması, hastası ile farklı evde yaşaması bakım verenlerin bakım yükü düzeylerini arttırdığı saptanmıştır. Çalışmaya katılan bakım verenlerin yaşının artması, eğitim durumunun düşük olması, herhangi bir işte çalışmaması, hastası ile farklı evde yaşaması, fiziksel hastalığının olması, aile bireyleri arasında hasta dışında psikiyatrik bozukluğa sahip bir bireyin olması durumları bakım verenlerin depresyon ve bakım yükü düzeyleri üzerine bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Sonuç olarak bakım verenlerde birçok değişkene bağlı olarak kişilerin depresyon, bakım yükü düzeyleri artmaktadır. Bu nedenle bipolar bozukluğu olan hastaların bakım veren yakınları psikoeğitim programlarına dahil edilerek, depresyon ve bakım yükü düzeyleri azaltılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bakım Yükü, Bipolar Bozukluk, Depresyon, Psikiyatri Hemşireliği
Toplum ruh sağlığı merkezine kayıtlanan hastaların merkeze devam etmeme ya da düzensiz devam etme nedenlerine yönelik hasta yakınları ve sağlık profesyonellerinin görüşleri
Araştırma, toplum ruh sağlığı merkezine (TRSM) kayıtlanan hastaların merkeze devam etmeme ya da düzensiz devam etme nedenlerine yönelik hasta yakınları ve sağlık profesyonellerinin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma niteliksel olgubilim (fenomenolojik) çalışmasıdır. Çalışma grubunu, Denizli Devlet Hastanesi Toplum Ruh Sağlığı Merkezine devam etmeyen ya da düzensiz devam eden hastaların yakınları ve merkezde çalışan sağlık profesyonelleri oluşturmuştur. Çalışma grubu, maksimum çeşitlilik örneklemesine göre belirlenmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ile yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizinde ve modellerin oluşturulmasında MAXQDA 2018 paket programından yararlanılmıştır. Veriler betimsel analiz ile ortak/benzer temalara göre düzenlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, hasta yakınlarına göre, merkez (TRSM) ile ilgili sorunlar ve hastalık belirtilerinin etkileri en çok vurgulanan nedenler olarak sıralanmıştır. Yine sağlık profesyonellerine göre hastaların merkeze düzensiz gelme ve gelmeme nedenleri olarak merkez-sağlık profesyoneline bağlı sorunlar ve hastalığın düzeyi/şiddeti ve tedaviye uyum olarak belirtilmiştir. Hastaların demografik özelliklerine bakıldığında, hasta bakımından sorumlu olan kişilerin çoğunlukla eş olduğu ve ayrıca psikiyatri kliniğine hiç yatmayanların daha fazla sayıda olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca, merkezdeki programların niteliği ve merkezdeki faaliyetlerin halka tanıtımına ilişkin sorunların, merkeze düzensiz gelme ve gelmemeye yol açabileceği ortaya çıkmıştır. TRSM'de farklı tanılı ve belirtili hastaların olması, hasta bireyin umutsuzluk, karamsarlık gibi duygular yaşamasına ve beraberinde merkeze gelmek istememesine yol açabildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca bilgi eksikliği, damgalama, hastalık belirtileri ve aile desteğinin yetersizliği merkeze devam etmeme nedenleri olarak tanımlanmıştır. Bunların yanı sıra, sağlık profesyonelleri ev ziyaretleri sırasında güvenlik önlemlerinin yetersiz olduğunu ve TRSM ile ilgili eğitim gereksinimlerine ihtiyaç hissettiklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları ve literatür temelinde, TRSM'ye kayıtlanan hasta sayısını ve devamlılığı artırmak için merkezdeki etkinliklerin niteliğinin geliştirilmesine, hizmet kalitesini artırmaya yönelik sağlık çalışanlarını da kapsayan eğitim programların yapılmasına ve hasta yakınları ile iş birliğinin artırılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Bir üniversite hastanesindeki refakatçilerin kronik böbrek hastalığı farkındalığı ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, halkın kronik böbrek hastalığı (KBH) farkındalığını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Korelasyonel-analitik tipte planlanan araştırmaya, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi kliniklerinde yatarak tedavi gören hastaların; 18 yaş üzeri, okuma yazma, anlama-konuşma problemi olmayan, kendisinde ve 1. derece yakınlarında KBH bulunmayan, araştırmaya katılmayı kabul eden 302 refakatçi dâhil edilmiştir. Araştırma verileri, yapılandırılmış soru formu ve " KBH Bilgi Anketi=Choronic Kidney Disease Knowledge Questionnaire" ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın yapılacağı kurumdan izin ve etik kurul onayı alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi, spearman's korelasyon analizi ve kruskal wallıs H testi kullanılmış, p<0,05 düzeyi anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalamasının 41,96±12,02 (min:18 max:65) yıl, %66,6'sının kadın, çoğunluğunun evli (%79,1) ve %58,3'nün çalışmadığı, yaklaşık üçte birinin ilkokul mezunu (%35,1) olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların, %54,3'ünün gelir-gider durumunun denk olduğu, %43,4'ünün şehir merkezinde yaşadığı saptanmıştır. Katılımcıların kronik böbrek hastalığı bilgi anketinden aldıkları toplam bilgi puan ortalaması 11.79 olarak belirlendi. Çok değişkenli analiz sonucunda, eğitim düzeyi yüksek olanların ve kişisel diyabet ya da hipertansiyonu olanların bilgi puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların cinsiyet, medeni durum, çalışıp çalışmama, gelir durumu, sigara- alkol kullanım durumu, spor/yürüyüş yapıp yapmama durumu ve internet kullanıp kullanmama durumları arasında KBH bilgi düzeyi arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanmasında "dil geçerliliği" yöntemi ve ön uygulama yapılmıştır. Dil geçerliliği için; yeminli bir profesyonel çeviri şirketi tarafından ölçek İngilizce'den Türkçe'ye çevrilmiştir. Ön uygulama olarak; 20 refakatçinin maddelere ilişkin düşünceleri ve maddelerin anlaşılıp anlaşılamadığı değerlendirilmiştir. Aynı zamanda iç tutarlık x (Cronbach Alfa) analizi yapılmıştır. Ölçeğin cronbach alfa (α) değeri 0,757 olarak bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların KBH farkındalığının orta düzeyde olduğunu söylemek mümkündür. Halkın bilgi düzeyinin arttırılması Türkiye'de KBH'nın erken tanı ve takip yönetiminde faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: Kronik Böbrek Hastalığı, Farkındalık,
Engelli yakınlarının yaşam kalitesinin incelenmesi: Kahramanmaraş örneği
Engellilik, bir veya daha fazla fiziksel, zihinsel ya da ruhsal sağlık durumlarında oluşan olumsuzlukla meydana gelen, bireylerin ve yakınlarının yaşamlarını olumsuz etkileyen bir durumdur. Her ne kadar engelli bireylerle ilgili yapılmış birçok çalışma olsa da engellilerin yakınları ile ilgili çalışmalar yetersizdir. Bu bağlamda çalışmamız, engelli bireylere birincil dereceden bakım veren engelli yakınlarının yaşam kalitesinin incelenmesi ve yaşam kalitesine etki eden faktörlerin belirlenmesi amacıyla oluşturulmuştur. Araştırma, Kahramanmaraş'ın bir merkez ilçesinde ki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na "Engelli Sağlık Kurulu Raporu" ile başvuran, 2017 Haziran-Ağustos tarihleri arasında hane ziyareti gerçekleştirilen, engelliye birincil dereceden bakım veren 18-55 yaşları arasında ki 254 engelli yakınından oluşturulmuştur. Engelli bireyin engel durumuna ilişkin bilgilerin, bakım veren bireylerin demografik özelliklerinin yer aldığı "Demografik Form" ve engelli yakının yaşam kalitesi belirlenmesi amacıyla "Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-Bref)" kullanılmıştır. Demografik özelliklerin, yaşam kalitesine etkisi istatistiksel olarak araştırıldı. Engelli bireye birincil dereceden bakım veren yakının yaşı, cinsiyeti, eğitim seviyesi, engelli bireye olan yakınlığı, engellinin engel türü, engelli birey adına ekonomik destek alınıp alınmaması, yaşanılan bölge ve ekonomik durum yaşam kalitesine etki eden faktörler olarak bulunmuştur. Engelli yakınlarının demografik özellikleri ve engel türü, engelli yakınlarının yaşam kalitesini etki etmektedir. Engellinin engel oranının ve yaşının, bakım veren bireylerin yaşam kalitesinde farklılık oluşturmamıştır.
Acil servis hemşirelerinin şiddete maruz kalma durumları ve baş etme yöntemlerinin belirlenmesi
ÖZET İsmail ÖZTAŞ, Acil Servis Hemşirelerinin Şiddete Maruz Kalma Durumları Ve Baş Etme Yöntemlerinin Belirlenmesi. Hemşirelik Anabilim Dalı Tezli Yüksek Lisans Programı İçin Öngördüğü Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep 2018. Acil servisler bütün ülkelerde sağlık sektörünün en fazla şiddet görülen kliniklerinin başında gelmektedir. Bu çalışmanın amacı acil servis hemşirelerin hasta ve hasta yakınları tarafından şiddete maruz kalma durumlarının ve baş etme yöntemlerinin belirlenmesidir. Tanımlayıcı araştırma tipine uygun yapılan bu çalışma; 1 Eylül 2017-30 Kasım 2017 tarihleri arasında acil serviste çalışan toplam 120 acil servis hemşiresi (69 kadın, 51 erkek) ile anket ve yüz yüze görüşme yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dâhil olan acil servis hemşirelerinin %90.0'ının acil serviste çalıştığı sürede en az bir kez şiddete maruz kaldığı, en fazla oranda da sözel şiddete maruz kaldığı %94.4'ünün sözel şiddet türlerinden de bağırma, hakaret, tehdit ve küfre maruz kaldığı olarak bulundu. Şiddet uygulayanların çoğu hasta yakınları olup, şiddetin en fazla 16.00-00.00 saat diliminde yaşandığı, acil koridoru, tedavi odası ve sarı alanda daha fazla şiddet olayının olduğu bulundu. Hemşirelere göre acil serviste şiddetin %79.6 oranında hasta yoğunluğu nedeniyle hastaların uzun süre beklemesi /bekletilmesi ve %68.5 oranında kendi hasta/yakınlarına öncelik verilmemesi nedeni ile yaşandığı ifade edildi. Anahtar Kelimeler: Acil servis, hemşire, şiddet, şiddetle baş etme
Marital adjustment and qualitiy of life of spouses of patients with and without a bipolar disorder diagnosis
In this study, it is aimed to examine the marital adjustment and qualitiy of life of spouses of patients with and without a bipolar disorder diagnosis. The sample of the study consisted of 95 spouses of patients (43 males and 52 females) diagnosed with BPD and 95 spouses of patients diagnosed with GAD who had applied to the Cukurova University Psychiatric Clinic in 2017-2018. Sociodemographic information of the participants was collected and DAS and SF-36 were administered. According to the results there were a statistically significant mean difference between the scores of spouses of patients with BD and spouses of patients with GAD in terms of Physical Functioning and Energy/fatigue subscales of SF-36 and Affectional Expression subscale of DAS scores. Among the spouses of patients who had BPD diagnosis, the mean scores of total DAS, Dyadic Satisfaction, Dyadic Consensus, and Affectional Expression of the males were found higher than the females. Moreover, according to various sociodemographic information, significant differences were found between the mean scores of SF-36 and DAS subscales of patients with BD and those with GAD diagnosis. The findings were discussed on the basis of relevant literature. Keywords: bipolar disorder, marital adjustment, quality of life
Sosyal hizmet bakış açısı ile hospis bakım hizmeti: Terminal dönemindeki kanser hastalarına bakım veren sağlık profesyonelleri ile hasta yakınlarının görüşlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Araştırmanın temel amacı terminal dönem kanser hastasını kaybeden bakım verenlerin sorun ve ihtiyaçlarının belirlenmesi, hasta yakınları ve sağlık profesyonellerinin hospis bakım hizmetine ilişkin görüşlerinin biyopsikososyal bağlamda değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma nitel araştırma deseninin fenomenolojik yaklaşımıyla yürütülmüştür. Araştırmaya terminal dönem onkoloji hastalarıyla çalışan 18 sağlık profesyoneli ile terminal dönem kanser hastasını kaybeden beş bakım veren olmak üzere 23 kişi katılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmış, bu form derinlemesine görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Veriler MAXQDA 2020 ile kodlanmış ve tematik analiz ile çözümlenmiştir. Bulgular: Katılımcıların görüşleri beş temel kategori ve "terminal dönem, terminal dönem bakımda yaşanan sorunlar, ölüm yeri tercihleri, hastanede ölümün getirdiği sorunlar, hospis bakımının gerekliliği, hospislerin yapılanması ve işleyişi, bakım veren hasta yakınlarının yaşadığı sorunlar, bakım vermenin etkileri, ölüm süreci ve bakım verenlere göre hospis bakımı" temaları ile değerlendirilmiştir. Araştırmada terminal hastalara özgü bakım sistemlerinin sağlık sistemimize entegre edilmemesi nedeniyle bu dönemde yatak işgali, ekonomik yük, sosyal adaletin sağlanması, etik ikilemlerin yaşanması, ölümlerin hastanede gerçekleşmesi gibi sorunlar yaşanması ile birlikte hastaların konforsuz ve sevdiklerinden uzak bir şekilde öldükleri saptanmıştır. Sonuç: Katılımcıların görüşleri doğrultusunda hospis bakım hizmetinin gerekli bir hizmet olduğu, hospislerin varlığı durumunda hastanelerin iş yükünün azalarak kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda hospislerin hasta ile hasta yakınlarının ölümden önceki son süreci birlikte ve huzurlu geçirmelerini mümkün kılacağı, yaşanan biyopsikososyal sorunları azaltacağı ortaya konmuştur. Araştırma sonunda hospis bakımına ilişkin "Biyopsikososyal Hizmet Hospis Bakım ve Uygulama Rehberi" başlıklı model önerisinde bulunulmuştur.
Hekimlerin, hasta yakınlarının ve toplumun akciğer kanseri tanısının söylenmesine ilişkin görüşlerinin değerlendirilmesi
Akciğer kanseri genellikle sağkalım beklentisi düşük olan, bireyin yaşam kalitesini bozan bir hastalıktır. Tanının, hastanın kendisine söylenmesi önerilmektedir; ancak bu durum hekimler için oldukça zor bir görev olarak algılanmaktadır. Ülkemizde genellikle hasta yakınlarına bırakılan bir karar olan, akciğer kanserli hastalara tanının söylenmesi konusunda tanı koyan, tedavi veren hekimlerin, birinci derece akrabası akciğer kanserli hasta yakınlarının ve toplumun görüşlerinin değerlendirilmesi amacı ile bir anket çalışması düzenlendi. Çalışmaya yaş ortalaması 39.37±11.44 olan 170'i kadın toplam 310 olgu alındı (100 tıp hekimi, 110 hasta yakını,100 sağlıklı gönüllü). Hekimlerin %46'sı kliniğinde kanser tedavisi(KT/RT) uyguluyordu. "Akciğer kanseri tanısı alsaydınız tanıyı öğrenmek ister miydiniz?" sorusuna olguların %84.5'i "evet" yanıtı vermişti, gruplar arasında dağılım benzer bulundu (p>0.05). Hekimlerin %72'si akciğer kanseri tanısını hastalarına söylerken, kanser tedavisi uygulayan hekimlerde %89.1, uygulamayanlara (%57.4) göre yüksek bulundu (p<0.05). Akciğer kanseri tanısını zamana yayarak anlayabileceği şekilde duyma isteği hekimlerde %19 toplumda %34 ve hasta yakınlarında %59 oranında saptanmıştır (p<0.05). Yaşam süresi hakkında bilgi alma, kanser tedavisi uygulayan hekimlerce (%77) uygulamayan hekimlere (%56) göre daha fazla önemsenmektedir (p<0.05). Tedavi tipleri ve yan etkileri ile ilgili bilgi almayı tüm katılımcılar (%90.8) önemsemekteyken (p>0.05), yaşam kalitesi bilgisi hasta yakınları (%87) tarafından, toplum (%65) ve hekimlere (%63) göre; daha fazla önemsenmektedir (p<0.05). Yaşam kalitesi kanser tedavisi uygulayan hekimlerce (%76.7), uygulamayan hekimlere (%48.8) göre, daha fazla önemsenmektedir (p<0.05). Araştırmaya katılanların çocuk sayısı arttıkça son dönemlerini aile ile geçirme isteği de artmaktadır (p<0.05). Hekimlerin hasta ve yakınlarına tanıyı anlayabilecekleri şekilde bilimsel verilerle, gereğinde zamana yayarak söylemesinin, tedavi ve yan etkiler hakkında bilgilendirme yapmasının, hastanın yaşam kalitesini önemsemesinin, hastanın güvenini kazanmasını sağlayacağı ve bu durumun tedaviye uyumu arttıracağı düşünülmektedir.
Demans bakım ve destek programı' nın bakım verici yüküne, hasta ve bakım vericinin nöropsikiyatrik semptomları ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, demans hastalarının bakım vericilerine uygulanan Demans Bakım ve Destek Programı'nın bakım vericilerin yüküne, hasta ve bakım vericilerin nöro-psikiyatrik semptomlarına ve yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma; randomize, kontrollü ön test-son test düzeninde prospektif deneysel tipte bir araştırmadır. Çalışmaya 70 hasta ve 70 bakım verici alındı. Girişim grubuna (n=36) dört aylık yapılandırılmış program uygulanırken kontrol grubuna (n=34) standart bakım uygulandı. Araştırma Temmuz-Kasım 2016 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne bağlı Demans Polikliniği'nde yürütüldü. Çalışma 62 hasta ve bakım vericiyle (girişim grubu n=32; kontrol grubu n=30) tamamlandı. Veriler bakım vericiler için Bakım Yükü Ölçeği, Yaşam Kalitesi SF 36 Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ile toplandı. Hastaların verileri ise Alzheimer Hastalığı Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Nöropsikiyatrik Envanter ile toplandı. Hastaların ve bakım vericilerin tanıtıcı bilgilerinin sayı-yüzde dağılımları yapıldı. Verilerin analizinde ki-kare, t testleri, Wilcoxon işaretli sıra testi, Mann Withney U testleri kullanıldı. Bulgular: Girişim grubundaki bakım vericilerin grup içi puanları karşılaştırıldığında bakım yükü ve anksiyete ölçek puanlarında anlamlı azalma, yaşam kalitesi puanlarında anlamlı artma görüldü (bakım verici yükü p=0,003; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,003; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,016; anksiyete p=0,003). Kontrol grubu bakım vericilerin grup içi puanları değerlendirildiğinde, depresyon puanlarında anlamlı artma saptandı (p=0,047). Girişim grubundaki hastaların grup içi puanlarına bakıldığında; yaşam kalitesi puanlarında artma, nöropsikiyatrik envanter puanlarında azalma görülse de aradaki fark anlamlı değildi (yaşam kalitesi p=0,483; NPI p=0,067). Kontrol grubu hastaların grup içi puanlarında ise yaşam kalitesi puanlarında anlamlı azalma, nöropsikiyatrik semptom puanlarında ise anlamlı artma saptandı (yaşam kalitesi p=0,037; NPI p=0,001). Girişim ve kontrol gruplarındaki bakım vericilerin gruplar arası karşılaştırılmasında son testte bakım yükü, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (bakım verici yükü p=0,024; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,010; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,001; depresyon p=0,000; anksiyete p=0,001). Sonuçlar: Bu çalışma sonucunda Demans Bakım ve Destek Programı'nın hem hasta hem de bakım verici bireyler üzerinde etkili olduğu görüldü.
Meme kanseri hastalarının yakınlarında yaşam kalitesinin ve bakım yükünün değerlendirilmesi
Kanser, tüm dünyada ve ülkemizde en önemli sağlık sorunlarından biridir. Meme kanseri ise Türkiye'de ve dünyada kadınlarda en sık görülen kanser olması nedeniyle önemlidir. Literatürde meme kanserinin ailenin hastalığı olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Diğer kanser türlerinde olduğu gibi tanı ve tedavi aşaması göz önüne alındığında meme kanserli hasta ve ailesi için rol değişimleri ve aile dinamiğinde etkilenmeler olabilmektedir. Bu çalışmada, meme kanserli hasta yakınlarının sosyodemografik özellikleri ile bakım yükleri ve yaşam kaliteleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Kesitsel özellikteki çalışmamıza, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Tıbbi Onkoloji ve Radyasyon Onkolojisi polikliniklerine Kasım 2016-Mart 2017 tarihleri arasında başvuran 100 meme kanserli hastanın öncelikli yakını dahil edilmiştir. Etik kurul onayından sonraki 6 aylık dönemde bu polikliniklere başvuran meme kanserli hastaların bakım veren yakınları evrenimizi oluşturmaktadır. Örneklem hesabı yapılmamış olup belirlenen sürede belirtilen polikliniklere başvuran çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden tüm hastaların yakınlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Veri toplama aracı olarak sosyodemografik form, Zarit Bakıcı Yükü Ölçeği, WHOQOL BREF-TR (Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği – Türkçe Ulusal Kısa Sürümü) kullanılmıştır. Anketler yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Meme kanserli hasta yakınlarının %68 oranında erkek ve %54 oranında hastanın eşi olduğu, %56 oranında ilköğretim eğitim seviyesinde, %53 oranında gelir düzeylerinin orta düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yaşam kalitesi sosyal alan puanının erkek cinsiyette ve hastaya yakınlığa göre eşlerde daha düşük olduğu, bakım verenin yaş ortalaması arttıkça sosyal alanda yaşam kalitesinin azaldığı, gelir seviyesi arttıkça çevresel, ulusal çevresel ve sosyal alanda yaşam kalitesinin arttığı, eğitim seviyesi arttıkça çevresel ve ulusal çevresel alanda yaşam kalitesinin arttığı, bakım verme süresi açısından ilk 6 ay sosyal alan yaşam kalitesi puanlarının en yüksek düzeyde olduğu ve bakım yükü arttıkça çevresel, ulusal çevresel ve sosyal alanda yaşam kalitesinin azaldığı, bakım yükünün ise gelir seviyesi azaldıkça arttığı, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi süreçlerini tamamladıktan sonraki süreçte daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda; meme kanserli hasta yakınlarının bakım yükleri ve yaşam kaliteleri periyodik aralıklarla değerlendirilmeli, meme kanserli hastalar kadar onlara bakım veren hasta yakınları; sosyoekonomik durumları göz önünde bulundurularak sosyal açıdan, özellikle hastanın eşi eğitim açısından desteklenmelidir. Bakım verenlerin eğitim alanında, sosyal ve ekonomik alanda gereksinimlerinin belirlenmesi ve karşılanması, sorunlarının göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Böylece bakım verenlerin bakım yüklerinin azaltılması ve yaşam kalitelerinin iyileşmesi, meme kanseri tedavisi alan hastaların tedavi süreçlerini ve hastalıkla başa çıkabilme çabalarını da olumlu etkileyecektir.
Palyatif bakımda hemşire, hasta ve hasta yakını açısından spiritüel değerlendirmenin incelenmesi
Araştırma palyatif bakım sevisinde hemşire, hasta ve hasta yakını açısından spiritüel değerlendirmenin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı araştırma tipinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma Nisan 2021- Kasım 2021 tarihleri arasında Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Korucuk Kampüsü Palyatif Bakım Servisinde yürütülmüştür. Araştırma evrenini Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Korucuk Kampüsü Palyatif Bakım Servisindeki araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve power analiz sonucunda 60 hemşire, 60 hasta ve 60 hasta yakını gönüllülük ilkesi doğrultusunda araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada veriler ''Birey Demografik Bilgi Formu'', ''Spiritüel İyi Oluş Ölçeği'', ''Maneviyat Ölçeği'' ve ''Manevi Destek Algısı Ölçeği'' ile elde edilmiştir. Tüm sonuçlar p<0.05 için anlamlı kabul edilmiş olup, ölçek güvenilirlikleri için ise Cronbach's alfa değerinden yararlanılmıştır. İki grup arasındaki fark olup olmadığına ilişkin bağımsız örneklem t testi, ikiden fazla grup arasında fark olup olmadığına ilişkin tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA) ile bakılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin SİOÖ skor ortalaması 113,78±13,44 olarak bulunmuş ve spiritüel iyi oluşları yüksek olarak değerlendirilmiştir. Hastalara uygulanan SİOÖ puan ortalaması 106,28±14,35 olarak bulunmuş ve spiritüel iyi oluşları yüksek olarak değerlendirilmiş olup, hasta yakını SİOÖ skor ortalaması 119,15±12,49 olarak bulunmuş ve hasta yakınlarının spiritüel iyi oluşları yüksek olarak belirlenmiştir. Hemşirelerin evli, gelir durumu iyi, çalışılan bölümü isteyerek seçen ve kendini spiritüel açıdan iyi olarak değerlendirenlerin spiritüel iyi oluşları daha yüksektir(p<0,05). Hastaların eğitim durumu yüksek olanların spiritüel iyi oluşları fazla, geniş ailesi olanların spiritüalitesi yüksek olarak belirlenmiştir(p<0,05). Hasta yakınlarından çalışanların, ilde yaşayanların, çocuğu olanların, kendisini spiritüel açıdan iyi olarak değerlendirenlerin spiritüel iyi oluşları yüksektir(p<0,05). Sonuç olarak; palyatif bakım kliniğinde hemşire, hasta ve hasta yakınlarının spiritüel iyi oluşu ve spiritüalite düzeyi yüksek olarak belirlenmiştir.
Sağlık çalışanlarına yönelik yapılan hasta ve yakınlarının şikayetlerinin analizi
AMAÇ: İyi sağlık hizmeti verebilmek için alınan hizmetin kalitesinin ölçülmesi gerekmektedir; bu da memnuniyet araştırmaları ve hasta şikayetlerinin değerlendirilmesi ile mümkündür. Bu çalışmanın amacı; hastaların şikâyetlerini tanımlayarak hasta hakları birimlerinin kullanılma durumunun araştırılması, birime başvuru yapan hastaların veya yakınlarının demografik özelliklerinin ortaya çıkarılması, şikâyet konularının belirlenmesi ve bu değerlendirmeler neticesinde şikâyet konusu olan yetersizliklerin tespit edilmesi, gerekli olan konular hakkında çözüm fikirleri ortaya çıkarılması ve böylece bu hususlarda özel tedbirler alınabilmesidir. MATERYAL VE METOD: Çalışma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde yapılmıştır. Hasta hakları birimine 2018 yılından itibaren 2019 yılı sonuna kadar yapılan başvuru kayıtlarının geriye dönük analizi yapılarak başvurulara ve başvuranlara ait özellikler incelenmiştir. Başvuranların, yaş, cinsiyet ve öğrenim durumu gibi demografik özellikleri incelenmiştir. Başvuruları analiz ederken ise, başvuru yapılmasına sebep olan birim, başvuru yapılmasına sebep olan meslek grubu ve şikâyet konuları hakkındaki tüm veriler incelenmiştir. BULGULAR: Araştırma için 1385 başvuruya ait veriler toplanmıştır. Başvuranların cinsiyete göre ayrımı yapıldığında erkek cinsiyetin daha fazla başvuru yaptığı görülmektedir. En sık Lise mezunları şikâyet başvurusu yapmışlardır. En sık başvuru yapan yaş aralığı 20-40 yaş aralığıdır. En çok pediatri kliniği ile ilgili şikâyet başvurusu yapılmıştır. Hakkında en sık başvuru yapılan meslek grubu ise hekim ve sekreter olmuştur. SONUÇ: Hasta hakları birimlerinin çok önemli oldukları, hasta memnuniyetinin arttırılmasının yanında kurumların kalitelerinin değerlendirilmesi ve mevcut olan aksaklıkların belirlenmesinde önemli rolleri olduğu sonucu elde edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Hasta Hakları; Hasta Hakları Birimi; Şikâyet Analizi; Sağlık Yönetimi
Karaciğer nakli için bekleyen hasta ve hasta yakınlarının nakilden beklentileri ve yaşadıkları güçlükler
Araştırma, karaciğer nakli için bekleyen hasta ve hasta yakınlarının nakilden beklentilerini ve yaşadıkları güçlükleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma, 29 Aralık 2011-29 Mart 2012 tarihleri arasında Türkiye Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Transplantasyon Polikliniği'nde izlenen 170 hasta ve 170 hasta yakını üzerinde uygulanmıştır. Araştırmanın verileri, hasta ve hasta yakınlarının beklentilerini ve yaşadıkları güçlükleri belirlemeye ilişkin iki ayrı anket formu aracılığıyla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik hesabı, ortalama, Ki Kare ve Fisher Kesin Ki Kare Testleri kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, karaciğer nakli bekleme süreci sırasında hastaların en büyük beklentisi `başarılı bir nakil ameliyatı olma? (%70.0), hasta yakınlarının en önemli beklentisi ise `hastalarının eski sağlığına kavuşması? olduğu belirlenmiştir. Araştırmaya katılan hastaların tamamına yakını fiziksel sorunlar (%97.1), büyük çoğunluğu da günlük yaşam aktiviteleri ile ilgili (%87.1), psikolojik (%85.3) ve sosyoekonomik (%81.8) güçlükler yaşamaktadır. Hastaların %85.3'ü yorgunluk, %64.1'i merdivenleri inip çıkamama, %57.1'i geleceğe ilişkin belirsizlik/kaygı, %51.8'i ailelerinin tedavi masraflarını karşılayamaması ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. Hasta yakınlarının %80.6'sı günlük yaşam aktiviteleri ile ilgili, %81.8?i psikolojik ve %73.5?i sosyoekonomik güçlükler yaşamaktadır. Hasta yakınlarının en çok yaşadıkları güçlüklerin yorgunluk (%54.1), hastasının durumunun kötüye gitmesi ile ilgili endişe (%70.0) ve hastasının ihtiyaçlarını karşılamaktan dolayı birikim yapamama (%50.0) olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; karaciğer nakli için bekleyen hasta ve hasta yakınları günlük yaşam aktivitelerini, psikolojik ve sosyoekonomik durumlarını etkileyen birçok güçlük yaşamaktadır. Yaşanan bu güçlüklerin azaltılabilmesi için hasta ve hasta yakınlarına eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi önerilmektedir.
Fiziksel kısıtlamaya ilişkin hasta yakınlarının görüşlerinin karma yöntem ile değerlendirilmesi
Araştırma, hasta yakınlarının fiziksel kısıtlamaya ilişkin görüşlerini değerlendirmek amacıyla karma tipte tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde yatan ve fiziksel olarak kısıtlanan(Dahiliye, Göğüs Hastalıkları, Dahiliye Yoğun Bakım Ünitesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi, KVC Yoğun Bakım Ünitesi, Beyin ve Sinir Hastalıkları Yoğun Bakım Ünitesi) hastaların yakınları oluşturmuştur (N:984). Örneklem ise %95 güven, %91 güç ve %5 duyarlılıkla fiziksel kısıtlaması olan ve araştırmaya katılmaya gönüllü hastaların yakınlarından oluşmuştur (n:277). Nitel örneklemini ise derinlemesine bilgi elde edebilmek ve farklılıkları ortaya koyabilmek için amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılarak görüşülen 22 hasta yakını oluşturmuştur. Örneklem genişliğine karar vermede veri doygunluğu dikkate alınmıştır. Araştırma için ilgili kurum izinleri alınmış olup, veriler Ocak 2018-Aralık 2018 tarihlerinde toplanmıştır. Araştırmanın nicel verileri, "Veri Toplama Formu" ile nitel verileri ise yüz yüze görüşme yöntemi ile "Bireysel Derinlemesine Görüşme Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde non-parametrik veri analizleri (Monte Carlo, Chi Square-X2-Ki Kare) ve içerik analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre erkek hastaların daha çok kısıtlandıkları, bilinci kapalı olan hastalara daha fazla fiziksel kısıtlama uygulandığı, yoğun bakım ünitelerinde fiziksel kısıtlama kullanım oranının diğer servislere göre anlamlı derecede yüksek olduğu, hasta yakınlarına kısıtlama ile ilgili verilen bilgilerin yeterli olmadığı ve alternatif yöntemlerin de uygulanması gerektiği, hasta yakınları tarafından tedavi amacıyla yapılan fiziksel kısıtlama uygulamasına olumlu bakıldığı, ancak hastalarda görülen komplikasyonların(dolaşımda bozulma, kas gücünde azalma, osteoporoz, basınç yaralanması, deri bütünlüğünde bozulma, ajitasyon, uykusuzluk, deliryum, beden imajında bozulma, duyuda yoksunluk vb.) gelişmesi bakımından olumsuz olarak algılandığı belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Fiziksel Kısıtlama, Hasta Yakını, Karma Yöntem
Yoğun bakım ünitesinde yatan hastaların yakınlarının anksiyete ve depresyon açısından değerlendirilmesi
Çalışmamızda, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği'ni (HADS: Hospital Anxiety and Depression Scale) kullanarak yoğun bakım hastalarının yakınlarında görülen anksiyete ve depresyon semptomları ile ilişkili olan faktörleri ve görülme sıklıklarını belirlemeyi amaçladık.Anestezi ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesinde 48 saatten daha fazla süredir tedavi gören hastası olan, 18 yaş ve üzerinde 150 hasta yakını çalışmaya dahil edildi. Hastaların sosyodemografik bilgileri (yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu), YBÜ'e yatış sebepleri, hemodinamik parametreleri, GKS, APACHE II ve MODS değerleri kaydedildi. Hasta yakınlarının sosyodemografik bilgileri (yaş, cinsiyet, medeni durumu, eğitim ve iş durumu) ile hastası hakkında verilen bilginin verimliliğini sorgulayan ve HADS'ı içeren anket formunu doldurmaları sağlandı.Sınırda ve klinik anksiyete ya da depresyon toplam olarak alındığında hasta yakınlarının % 76'sında anksiyete ve % 72,6'sında depresyon semptomları tespit edildi. Kadınların erkeklere oranla daha fazla anksiyete ve depresyon semptomları gösterdiği saptandı. Kadınların % 67,8'inde anksiyete, % 66,7'sinde depresyon semptomları olduğu görüldü. Eş, anne-baba, evlat ve kardeşlerde diğer hasta yakınlarına göre daha yüksek anksiyete ve depresyon semptomları olduğu bulundu. Yüksek APACHE II değerine sahip hastaların yakınlarında anksiyete ve depresyon semptomlarının daha fazla olduğu tespit edildi. Ayrıca, yüksek MODS ve düşük GKS olan hastaların yakınlarının daha fazla depresyon semptomları gösterdiği görüldü. Yeterli bilgi alan hasta yakınlarının yeterli bilgi almayan hasta yakınlarına göre daha fazla sınırda anksiyete semptomları gösterdikleri tespit edildi.Hasta yakınlarının eğitim düzeyi, daha önceki YBÜ deneyimi, bilgi alma sıklığı ve aynı kişiden bilgi almanın anksiyete ve depresyon semptomları ile ilişkisi olmadığı görüldü. Herhangi bir işte çalışmayan hasta yakınlarında çalışan hasta yakınlarına göre daha fazla anksiyete semptomları gösterdikleri bulunurken depresyon sıklığında anlamlı fark bulunmadı.Anahtar kelimeler: Anksiyete ve depresyon, Yoğun Bakım Ünitesi, Hasta yakını