Milk-human

149 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kadınların anne sütü ve emzirme hakkında bilgi düzeyleri ve tutumları

Anne sütü yenidoğanın sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için gerekli tüm besin ihtiyacını karşılayan biyoyararlılık açısından en uygun, sindirimi rahat, doğal ve mucizevi bir besin kaynağıdır. DSÖ, doğum sonrası en kısa sürede anne sütü ile beslenmenin başlamasını, yaşamın ilk 6 aylık döneminde sadece anne sütü ile beslenmeyi sonrasında 2 yıl anne sütüne devam edilmesini önermektedir. Bu çalışmada aile hekimliği polikliniğine başvuran anne ve anne adaylarının, anne sütü ve emzirme hakkındaki bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamızın katılımcıları Haziran-Aralık 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran anne ya da anne adayı olan gönüllü erişkinlerdir (n=264). Çalışmamız tanımlayıcı tipte kesitsel bir çalışmadır. Veriler literatür araştırması sonucu tarafımızca hazırlanan anket ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 24.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak "Mann-Whitney U" ve "Kruskal-Wallis H" testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmamızda anne sütü ve emzirme bilgi düzeyi 100 üzerinden ortalama 71,61 olarak bulunmuştur. Yüksek eğitim düzeyindekilerin bilgi düzeyleri düşük eğitim düzeyindekilere göre, çalışan kadınların bilgi düzeyleri ev hanımı olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Eşi yüksek eğitim düzeyinde olanların bilgi düzeyleri eşi düşük eğitim düzeyindekilere göre, ailesinin geliri >6000 TL olanların bilgi düzeyleri, <3000 TL ve 3000-6000 TL olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p<0.05). Çalışmamızda katılımcıların %24,2'si 0-6 ay, %21,6'sı 6-12 ay, %43,6'sı 12-24 ay ve %10,6'sı 24 aydan daha uzun süre ile bebeklerini emzirmişlerdir. 0-6 ay emzirenlerin ağırlıklı olarak yüksek eğitim düzeyinde, 6-12 ve >12 ay emzirenlerin ise ağırlıklı olarak düşük eğitim düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda aile hekimliği birimlerinden anne sütü ve emzirme danışmanlığı alanların oranı %67,4'dür. Katılımcılar sağlık profesyonelleri haricinde anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi kaynağı olarak %29,9'u sosyal medya, internet, televizyon programlarından; %40,2'si kitap, dergi ve broşürlerden; %56,8'i çevresindeki tecrübeli insanlardan faydalanmıştır. Sonuç olarak; anne sütü ve emzirme eğitimleri sağlık profesyonelleri tarafından yüz yüze ve uygulamalı olarak, sosyoekonomik düzey fark etmeksizin tüm bireylere hitap edecek şekilde ve teknolojik imkanlardan olabildiğince faydalanılarak verilmelidir. Bu konuda birinci basamak aile sağlığı merkezlerinin etkinlikleri arttırılmalı, anne ve adaylarının tümüne ulaşılması hedeflenmelidir.

Anne sütüBilgi düzeyiEmzirme+2
Tansu Gözütok
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anne sütü alım süresi ve kesilme zamanını etkileyen faktörler

Anne sütü ve emzirme; sağlıklı büyüme ve gelişme, dengeli ve yeterli beslenme, psikososyal gelişim ve ekonomik boyut açısından oldukça önemlidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tüm bebeklerin ilk 6 ay SAS ile beslenmesini, 6. aydan itibaren ise anne sütüne ek olarak besin değeri yüksek ek gıdalara başlanmasını ve en az 2 yaşına kadar anne sütü ile beslenmenin devam edilmesini önermektedir. Araştırmamız 5 yaş ve altı çocukların anneleri veya bakım verenleriyle anket uygulanan kesitsel tipte bir çalışmadır. Bu çalışma Ekim 2021 – Aralık 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Poliklinikleri'ne başvuran 5 yaş ve altı 400 çocuk üzerinde yapıldı. Yaptığımız çalışmaya göre; sezaryen ile doğum, erken doğum ve düşük doğum ağırlığı, ilk 6 ay SAS ile beslenme ve toplam anne sütü alma sürelerini olumsuz etkilemektedir. Annenin doğum öncesi emzirme eğitimi almış olması çocuklarını daha uzun süre emzirmelerini sağlamaktadır. Annenin çalışıyor olması, eğitim durumu ve anne sütü hakkındaki bilgi seviyesinin yüksek olmasının, çocuklarını ilk 6 ay SAS ile besleme ve toplam emzirme sürelerini arttırdığı saptanmıştır. Diğer çocuğunu emziren annelerin sonraki çocuklarını daha uzun süre SAS ile besledikleri; annenin kronik bir hastalığa sahip olmasının ise SAS ile beslenme süresine etki etmezken toplam anne sütü alma süresini kısalttığı saptanmıştır. Annenin sigara kullanıyor olması ve doğum sonrası duygu durum bozukluğu yaşaması ise emzirme süresi ile ilişkisiz bulunmuştur. Babanın eğitim durumu ve hane halkının toplam gelirinin yüksek olması da çocukların ilk 6 ay SAS alma ve toplam anne sütü alma süresine olumlu etki etmektedir. Sonuç olarak; çocukların anne sütü ile beslenmesi arttırmak için annelere gerekli eğitim ve desteğin verilmesi ile birlikte toplumun bu konudaki bilinç düzeyini arttıracak çalışmalar yapılmalıdır.

Anne sütüAnnelerBebek beslenmesi+2
Gözde Yıldırım Çelik
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süt çocuklarında ek gıdaya geçişte beslenme yönteminin obezite ile ilişkisi

Tamamlayıcı besinlere ortalama 6.ayda geçilmeli, çocuğun büyümesi ile birlikte artan enerji, protein ve diğer besin ögelerini karşılayabilecek yeterlilikte olmalı, çocuğun açlık, tokluk, iştah durumunun gözetilerek bakım veren kişi ve çocuğun tercihlerine uygun olacak şekilde sunulmalıdır. Duyarlı beslenme ile bebeğin beslenmeye aktif katılımı sağlanmalıdır. Yaşamın ilk iki yılında duyarsız beslenme davranışı bebekte ileride obezite, vitamin eksiklikleri, malnütrisyon, yeme reddi gibi önemli sorunlara yol açmaktadır. Son zamanlarda popülerlik kazanan bebek liderliğinde beslenme (BLW) yöntemi ile aktif bebek katılımı ve duyarlı beslenme sağlayarak sağlıklı bebek beslenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda tamamlayıcı beslenmeye geçişte tercih edilen yöntemlerin obezite gelişimi ile ilişkili olup olmadığı araştırıldı. Hastanemiz polikliniklerine başvuran 4 ile 24 ay arasındaki 400 hasta çalışmaya dahil edildi. Çocukların antropometrik ölçümleri ve klinik bulguları kaydedildi. Beslenme yöntemine göre geleneksel, bebek liderliğinde beslenme ve her iki yöntemi uygulayanlar olmak üzere gruplandırıldı ve beslenme yönteminin obezite ile ilişkisi yapılan anket ve anamnez verilerine bakılarak değerlendirildi. . Üç bölümden oluşan bu anket formunda, annenin ve babanın sosyodemografik özellikleri, bebeğe ait özellikler, tamamlayıcı beslenme ve bebek liderliğinde beslenmeye yönelik sorular bulunmaktaydı. Araştırma bulgularına göre bebeklerin yaş ortalamasının 14,79±4,34 (ay) olduğu belirlenmiştir. Tek başına anne sütüyle beslenme süresi ortalamasının 4,92±2,08 (ay), toplam anne sütüyle beslenme süresi ortalamasının 10,74±5,34 (ay) olduğu belirlenmiştir, ilk tercih edilen besin en çok sebze püresidir (%42,2). Katılımcıların BLW'yi duyma oranı %83,5 olduğu görüldü. Kullanılan beslenme yöntemi dağılımına bakıldığı zaman aileler; %12 oranında bebek liderliğinde beslenme (BLW), %57,5 oranında her iki yöntem ile beslenme, %30,5 oranında geleneksel beslenme yöntemini kullanmaktadır. Ek gıda verilme şekli ile doğum şekli, son ağırlık persantil, son baş çevresi persantil ve son BMI persantil arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki yoktur (p>0,05). Ek gıda verilme şekli ile son boy persantil arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (χ2=14,026; p=0,029). Bu sonuçlar süt çocukluğu dönemindeki beslenme yönteminin obezite patogenezinde rol aldığı düşüncesini güçlendirmektedir. Son yıllarda sosyal medyada da aileler arasında yaygınlaşan BLW uygulaması konusunda bilimsel açıdan yeterli kanıt yoktur. Bu beslenme yöntemini öneri halinde sunulması geliştirilip yaygınlaştırılması için konu hakkında daha çok ve geniş çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Anne sütüBebek beslenmesiBebekler+3
Vildan Birinci
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alerjik proktokolitli hastalarda ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmenin değerlendirilmesi

Bebeklerde rektal kanamanın en sık nedenlerinden biri olarak görülen alerjik proktokolit genellikle hayatın ilk aylarında bulgu verir. Kanlı gaitaya beslenme problemleri, kusma, kolik, mukuslu gaita gibi şikayetler eşlik etmekle birlikte hastaların genel durumları ve gelişimleri normaldir. Alerjik proktokolitin genellikle uzun dönem prognozu çok iyidir. İlk 6 ay sadece anne sütü verilmesi ve bebeğin emzirilmesi bebek ve annenin sağlığı açısından en doğru yöntemdir. Anne sütü içeriği bebeğin büyümesi ve gelişmesini destekleyen yüksek besleyici faktörler içermesinin yanı sıra anne çocuk bağının kurulmasına katkıda bulunur. Alerjik proktokolitte anne ve bebeğin diyetinden ilgili gıdanın çıkarılması ile semptomların gerilemesi en iyi tanı ve tedavi yöntemidir. Bu çalışmada amacımız alerjik proktokolitli hastalarda ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmenin hastalık ile ilişkisini araştırmak ve anne sütü ile beslenmenin önemini vurgulamaktır. Olguların demografik özellikleri, beslenme durumları, alerjik proktokolit tanısı düşündüren bulguları, ek hastalıkları, aile öyküleri sorgulanmıştır. İnfantil dönemde alerjik proktokolit tanısı ile izlenen olgular çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmamız 1 Kasım-1 Aralık 2022 tarihleri arasında hastanemiz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran alerjik proktokolit ile takip edilme öyküsü bulunan 6 ay- 18 yaş arası %46'sı (n=23) kız ve %54'ü (n=27) erkek olmak üzere toplam 50 olguyla yapılmıştır. Olguların %74'ünün (n=37) ilk 6 ay sadece anne sütü aldığı görülmüştür. Olgularımızın %48'lik (n=24) büyük bölümü 3-6 ay arasında alerjik proktokolit tanısı alırken %64'ünün (n=32) mukuslu ve kanlı kaka şikayeti ile sağlık kuruluşuna başvurduğu saptanmıştır. Olgularımızın %66'sında (n=33) alerjik proktokolite diğer alerjik hastalıkların eşlik ettiği ve hastalarımızın 28 tanesinin (%56) ailesinde alerjik hastalık görülmüştür. Bebeklerin %80'lik büyük çoğunluğu inek sütünden kısıtlı diyet uygularken çoklu diyet yapanların oranı %58 (n=29) saptanmıştır. Sadece anne sütü alan hastalar ile formül mama desteği alanlar karşılaştırıldığında başka alerjik hastalığa sahip olma durumları, diğer ek hastalıkları ve yaptıkları eliminasyon diyetleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p>0,05). Alerjik proktokolitli bebekler erken tanı ve etkin tedavi ile sağlıklı çocuklar gibi büyüme ve gelişme gösterirler. Bu hastalarda annenin uygun diyetle sütünü bebeğe vermesi konusunda desteklenmeli şikayetler yapılan diyetlere rağmen gerilemiyorsa aminoasit bazlı mamalara başvurulabilir. Alerjik proktokolit ile anne sütü ilişkisi açısından daha ayrıntılı ve daha büyük katılımcı gruplar içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Alerjik Proktokolit, Sadece Anne Sütü, Kanlı Gaita

Alerji ve immünolojiAnne sütüBebek beslenmesi+4
Fulya Kahraman Dinç
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kanguru bakımının yenidoğanların sirkadiyen ritm, büyüme ve fizyolojik parametreleri ile anne sütü kortizol ve melatonin düzeylerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde düzenli kanguru bakımı alan prematüre bebeklerin sirkadiyen ritim, büyüme ve fizyolojik parametreleri ile anne sütü kortizol ve melatonin düzeylerine etkisini belirlemek amacı ile yapıldı. Paralel grupta, tek kör, ön test- son test, randomize kontrollü deneysel tasarımda olan bu çalışma, Konya Şehir Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yürütüldü. Araştırma, Eylül 2024- Ekim 2025 tarihleri arasında yapıldı. Araştırma verileri 56 prematüre bebekten toplandı. Prematüre bebekler girişim (n=28) ve kontrol (n=28) gruplarına randomize olarak atandı. Veri toplama aracı olarak "Bebek Tanıtıcı Bilgi Formu", "Yenidoğan Fizyolojik Parametre ve Büyüme Takip Çizelgesi" ve "BIS Takip Çizelgesi" kullanıldı. Girişim grubundaki prematüre bebeklere kanguru bakımı düzenli olarak üç gün boyunca gündüz (10.00) ve akşam (22.00) saatlerinde 60 dakika sürede verildi. Kontrol grubu klinik rutin doğrultusunda bakım aldı. Prematüre bebeklerin uyku uyanıklık döngüsüne ait verileri Bispektral Indeks cihazı ile gündüz ve gece üç gün boyunca takip edildi. Anne sütü numuneleri çalışmaya başlamadan önce ve üçüncü gün çalışma sonunda toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Independent Sample t Test, Ki Kare Testi, Karışık Desen ANOVA analizi, etki büyüklüklerinin değerlendirilmesinde eta kare kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmanın etik kurul ve kurum izni alındı, protokol kaydı (Clinical Trial No: NCT06589349) yapıldı Araştırmada, girişim ve kontrol grubundaki bebeklerin gündüz ve gece tüm günlerde BIS ortalamaları (F=36,972 p<0,001 η2=0,406), kalp tepe atımı (F=17,167 p<0,001 η2=0,241), solunum sayısı (F=23,950 p<0,001 η2=0,307), oksijen satürasyonu (F=5,513 p<0,001 η2=0,093) ve vücut sıcaklığı (F=6,676 p<0,001 η2=0,110) üzerine düzenli kanguru bakımının etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Gruplara göre bebeklerin vücut ağırlığı (F=0,621 p=0,539 η2=0,011) ile annelerin anne sütü kortizol (F=0,005 p=0,942 η2=0,000) ve melatonin (F=0,052 p=0,821 η2=0,001) değerlerinin değişmediği saptandı. Araştırma sonuçları, düzenli olarak uygulanan kanguru bakımının prematüre bebeklerde uyku-uyanıklık döngüsünü düzenleyerek sirkadiyen ritim gelişimini desteklediğini ortaya koymuştur. Ayrıca girişimin, fizyolojik stabilitenin sağlanmasına katkı sağladığı belirlendi. Annelerin süt kortizol ve melatonin düzeylerinin kanguru bakımı ile anlamlı bir değişim göstermediği saptandı. Bu doğrultuda, yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde prematüre bebeklere düzenli kanguru bakımının uygulanması; bebeklerin sirkadiyen ritim gelişimini desteklemek ve fizyolojik parametrelerin stabilitesini sürdürmek açısından önemlidir. Prematüre bebeklere yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde düzenli kanguru bakımı verilmesinin bebeklerin klinik sonuçlarını iyileştirmede faydalı olacağı düşünülmektedir.

Anne sütüFizyolojik parametrelerKanguru bakımı+2
Fatma Ertürk
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelerde emzirme öz yeterliliği ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Bu çalışma gebelerde emzirme öz-yeterliliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma Gaziantep'te bulunan SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniklerine başvuran gebeler üzerinde yapılmıştır. Araştırma Ekim 2019 - Haziran 2020 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın verileri Ekim 2019 - Mart 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran başvuran 330 gebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Prenatal (Doğum Öncesi) Emzirme Öz Yeterliliği Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 23 paket programı kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzde değerleri ile, aritmetik ortalama, standart sapma, t-testi ve tek yönlü ANOVA testi kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin yaklaşık %70'nin 30 yaşın altında olduğu tespit edilmiştir. Gebelerin yaklaşık yarısının üniversite ve üzerinde, %82.7'sinin ise orta öğretim ve üzerinde bir eğitiminin olduğu görülmüştür. Gebelerin emzirme öz-yeterlilik algılarının ortanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Gebelerin eğitim düzeyinin, yaşlarının, gebelik sayısının ve aylık gelir durumunun emzirme öz-yeterliliğini etkilediği belirlenmiştir. Üniversite ve üzeri eğitim alan, 30-34 yaş grubunda ve 2. gebeliği olan, aylık geliri aylık giderinden fazla olan gebelerin emzirme öz-yeterliliklerinin diğerlerinden yüksek olduğu saptanmıştır. Genç yaştaki gebeler ile eğitim ve gelir düzeyi düşük olan gebeler öncelikli olmak üzere, tüm gebelere emzirme öz-yeterliliklerinin arttırılması konusunda eğitim verilmesi önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gebe, Anne Sütü, Emzirme, Öz-Yeterlilik, Emzirme Öz-Yeterliliği

Anne sütüEmzirmeGebelik+1
Tuğba Konukoğlu
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

0-12 aylık bebeği olan ve emziren annelerin anne sütü bankası ile ilgili görüşlerinin belirlenmesi

Bu çalışma 0-12 aylık bebeği olan ve emziren annelerin anne sütü bankası ile ilgili görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma Mersin Şehir Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ile Çocuk Polikliniği'ne başvuran, 0-12 aylık bebeği olan ve emziren anneler üzerinde Ekim 2021-Eylül 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini belirtilen polikliniklere başvuran ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 160 anne oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Anne Sütü Bankasına İlişkin Görüşler Formu" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı ve yüzdelik değerleri ile ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışmada annelerin %55,0'ının 20-29 yaş grubunda olduğu, %50,0'ının ortaokul veya lise düzeyinde eğitime sahip olduğu, %90,0'ının çalışmadığı, %60,6'sının gelirinin giderden az olduğu tespit edilmiştir. Annelerin anne sütü bankası kurulması ile ilgili görüşlerinin çoğunlukla olumlu olduğu, anne sütü bankalarının Sağlık Bakanlığı tarafından işletilmesini doğru buldukları, kurulan anne sütü bankalarının ilerleyen dönemlerde ticari kuruluşlar halini alabileceğine inandıkları ve süt bankasından beslenen bebeklerin ilerleyen zamanlarda evlenmelerinin uygun olmadığı görüşlerinin baskın olduğu belirlenmiştir. Annelerin anne sütü bankası ile ilgili görüşlerini, yaşının, eğitim düzeyinin ve gelir düzeyinin etkilediği, yaşayan çocuk sayısının etkilemediği tespit edilmiştir. Toplumun anne sütü bankası ile ilgili bilgi eksikliğinin ve endişelerinin giderilmesi için kitle iletişim araçları aracılığı ile Sağlık Bakanlığı destekli topluma yönelik eğitimlerin yapılması önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: 0-12 Aylık Bebek; Emzirme; Anne Sütü; Anne Sütü Bankası; Hemşirelik.

Ana-çocuk hemşireliğiAnne sütüBebek beslenmesi+5
Demet Özer
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Anne sütünde bisfenol A ve D vitamini düzeyleri arasındaki ilişki

Endokrin bozuculardan Bisfenol A (BPA) günlük hayatta yaygın kullanılmaktadır ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden birinin de vitamin D metabolizması üzerine olabildiği öne sürülmektedir. Bu çalışmada, anne sütü BPA teması ile 25(OH)D vitamin düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Sağlam Çocuk Polikliniği'ne başvuran ve çalışmaya onam veren 70 anne ve zamanında doğan bebekleri çalışmaya alındı. Anket formu ile annelerin prenatal BPA maruziyetini artıran olası faktörleri, bebeğin doğum kilosu, gebelik haftası, annenin yaşı, gebelik sayısı, doğum öncesi ve sonrası kiloları ve boyu kaydedildi. Anne sütü 25(OH)D vitamini ve BPA düzeyleri çalışıldı ve düzeyleri düşük, orta, yüksek üçlü gruplara ayrıldı. Anneler ortalama 31,9 yaşında iken bebekler 62 günlüktü. Vakaların anne sütü ortanca 25(OH)D vitamini düzeyi: 12,6 ng/mL idi. Gebelik, anne ve bebek ile ilgili değişkenlere göre anne sütü 25(OH)D vitamini ve BPA düzeylerinin farklılık göstermediği görüldü. Anne sütlerinin %92,9'unda BPA saptanabilir düzeyde bulundu, ortanca BPA düzeyi: 2,56 ng/mL idi. Anne sütü BPA ile 25(OH)D vitamini düzeyleri arasında korelasyon saptanmadı (r=0,01, p=0,964). Anne ve bebek özellikleri kontrol edildiğinde hem BPA düzey grupları ile 25(OH)D vitaminin üst %33'lük kesimde olma durumu hem de 25(OH)D vitamininin BPA'nın üst %33'lük kesimde olma durumu arasında ilişki görülmedi. Sağlıklı anne-bebek çiftinde anne sütü BPA ve 25(OH)D vitamin düzeyleri arasında ilişki yoktur. Anahtar kelimeler: Anne sütü, Bisfenol A, vitamin D, Endokrin bozucu Bu çalışma Hacettepe Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. THD-2021-19566

Anne sütüBisfenol AEndokrin bezler+4
Esra Cınkıllı
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Annelerin çalışma durumu ve statüsüne göre emzirilmenin sürdürülmesi: TNSA verilerinin ikincil analizi

Anne sütü bebekler için en ideal besin kaynağıdır. Annenin çalışması emzirmenin sürdürülmesinde etkili faktörlerden birisi olarak bilinmektedir. Çalışan anneler iş ve annelik rollerini bir arada yürütmek durumundadır. Bu çalışma ile annelerin emzirme davranışının çalışma durumları ile ilişkisini, çalışma statüsü ve çalışma koşullarının emzirmenin sürdürülmesi üzerine olan etkisini göstermeyi amaçladık. Türkiye Nüfus Sağlık Araştırmaları (TNSA) 2008, 2013 ve 2018 verileri çalışmaya alındı. Çalışma örneklemi 15-49 yaş grubunda olup 2 yaşın altında çocuğu olan annelerin annesi ile yaşayan, son tekil gebelikten doğan çocukları olarak belirlendi. Çalışmamıza 3557 (ağırlıklandırılmış 3490) çocuk-anne çifti dahil edildi. Annenin çalışması ile emzirme arasındaki ilişkiyi bulabilmek için karmaşık örneklem çoklu lojistik regresyon analizi kullanıldı. Çalışmamızda doğu bölgesinde, refah düzeyi en düşük hanelerde, 35 yaş ve üstü, eğitimi olmayan, Kürtçe konuşan annelerde, 4 ve üstü doğum sırası olan, normal vajinal yolla doğan, 0-5 ay aralığında olan, 2500 gr ve üstünde doğan, biberon kullanmayan, evde sigara içilmeyen bebeklerde, emzime oranları anlamlı oranda yüksekti. Annelerin %35,5'i hiç çalışmamış, %18,6'sı halen çalışıyor, %45,9'u geçmişte çalışmış şu anda çalışmıyor idi. Annenin çalışması ile emzirme oranlarına bakıldığında sadece 2008 yılında çalışan annelerin emzirme oranı, hiç çalışmamış ve geçmişte çalışıp şu anda çalışmayan annelere göre anlamlı oranda düşüktü [59,5 (%95 GA:52,3-66,4)]. Diğer yıllarda ve genel toplamda annenin çalışması emzirmeyi etkilememişti. İleri analizlerde 2018 yılında endüstride çalışan anneler tarımda çalışan annelere göre [Model 0, %80 (%95 GA:0,05-0,85), Model 1 %94 (%95 GA:0,01- 0,48)] daha düşük emzirme oranına sahipti. Bu sonuçlar annenin çalışmasının emzirmeye devam etmesine engel olmadığını göstermektedir. Endüstride çalışan annelere yönelik emzirme politikaları geliştirilmelidir. Kadınlara iş hayatından kopmadan uygun koşullar sağlanarak emzirmeye devam edebilecekleri hakkında bilgilendirici eğitimler verilmelidir.

Anne sütüAnnelerEmzirme+1
Şeyma Çiçek
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk cerrahi servisinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlamasına ilişkin bilgi ve uygulamaları

Araştırma, çocuk cerrahisi servislerinde çalışan hemşirelerin ameliyat öncesi besin ve sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın örneklemini İstanbul Avrupa yakasındaki Kamu ve Özel hastanelerde Ocak-Ağustos 2021 tarihleri arasında, çocuk cerrahisi birimlerinde görev yapan 214 hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında 9 sorudan oluşan "Sosyodemografik özellikler bilgi formu" ile araştırmacılar tarafından literatür derlenerek hazırlanan ve 21 soru içeren "Çocuk cerrahisi hemşirelerinin ameliyat öncesi besin-sıvı kısıtlaması ile ilgili bilgi ve uygulamalarını belirlemeye yönelik sorgu formu" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve Ki-Kare analizleri kullanıldı. Araştırma kapsamında, hemşirelerin %45,3'ü ameliyata gitmeden önce çocuk hastaların 8 saat, %27,6'sı 10 saat ve daha fazla süre aç kaldığını belirtmiştir. Hemşirelerin %94,8'i çalıştıkları birimde hasta yakınlarına sıvı-besin kısıtlaması ile ilgili bilgileri hemşirelerin verdiğini, güncel sıvı-besin kısıtlama önerilerine uyulmadığını ifade edenlerin tamamı ekipler arası anlaşmazlık nedeniyle uyulmadığını belirtmiştir. Hemşirelerin %24,8'i çocukların gece yarısından sonra aç bırakılmasını doğru bulduğunu, %44,9'u katı besin kısıtlamasına gece yarısından sonra başladığını ve %66,4'ü anne sütü kısıtlamasına 4 saat önce başladığını belirtmiştir. Güncel su ve berrak sıvı kısıtlama süresine hiçbir hemşire tarafından uyulmadığı saptanmıştır. Hemşirelerin yalnızca %13,6'sı sıvı-katı besin ve anne sütü kısıtlama süreleri ile ilgili ifadelerin tamamına doğru cevap vermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat öncesi besin/sıvı kısıtlama süreleri ile ilgili güncel rehberlere uyulmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Cerrahi, Çocuk Cerrahisi, Ameliyat Öncesi Hazırlık, Açlık, Sıvı-Besin Kısıtlaması, Anne sütü

Anne sütüAçlıkCerrahi+7
Zülfiye Akyüz
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alma düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi

Çalışma, iki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alım düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında, İstanbul'un Şişli ilçesinde iki anaokulunda bulunan, iki-altı yaş grubu 131 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, altı bölümden oluşan anket formundan elde edilmiştir. Anketin birinci bölümünde çocuğa ait, ikinci bölümünde ise aileye ait genel bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde çocuğun sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar sorgulanmış, dördüncü bölümde beslenme alışkanlıkları incelenmiştir. Anketin beşinci bölümü çocuğun besin tüketim sıklığını belirlemeye yöneliktir. Anketin altıncı bölümünde ise, annelerin enfeksiyon hastalıkları ve hijyen konusundaki davranışlarını saptamaya yönelik ölçek kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada, bir gün hafta içi, bir gün hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden iki günlük besin tüketim kaydı da bulunmaktadır. Besin tüketimlerinin analizi için Beslenme Bilgi Sistemleri Paket Programı (BEBİS), elde edilen verilerin istatistiksel analizi için ise SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Analiz sonucunda, çocukların %46,6'sının erkek, %53,4'ünün kız olduğu görülmüş olup, antropometrik ölçüm değerlerinden beden kütle indeksinin, en yüksek %22,1 oranı ile 50-75. persentil arasında olduğu belirlenmiştir. Çocukların %11,5'i altı ay, %47,3'ü ise 7-24 ay anne sütü almıştır. Solunum yolu enfeksiyonları çocukların %79,4'ünde, kulak burun boğaz enfeksiyonları %81,7'sinde, üriner sistem enfeksiyonları %15,3'ünde, mide-bağırsak enfeksiyonları %29,8'inde görülmüştür. Günlük ortalama enerji ve besin öğesi tüketimlerinin çocukların yaşı, cinsiyeti ve geçirilen enfeksiyon sıklığı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıkları sıklığı ile anne sütü alım düzeyi arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, sadece üriner sistem enfeksiyonları sıklığı ile anne sütü tüketimi arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05).

Anne sütüBeslenmeBeslenme durumu+7
Gökçen Özüpek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisi

Araştırma açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla çift kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirdi. Çalışmanın evrenini, Haziran 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 45 yenidoğan oluşturdu. Yenidoğanlar tesadüfi çaprazlama (cross over) yöntemiyle; pansuman sırasında sağılmış anne sütü verilenler (Grup 1; n=15), oral sukroz verilenler (Grup 2; n=15) ve Plasebo verilenler (distile su) (Kontrol grubu); n=15) olmak üzere bilgisayar destekli randomizasyonla 3 gruba ayrıldı. Yenidoğanlara bu 3 yöntem, ilk 3 sternum pansumanı sırasında farklı sıralarla uygulandı. Yenidoğanların pansuman değişimi öncesi, sırası, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada ağrı ve stres düzeyleri iki gözlemci hemşire tarafından birbirlerinden bağımsız olarak ALPS-NEO ölçeği(ağrı) ve Yenidoğan Stres ölçeği(stres) ile değerlendirildi. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gruplar ağrı düzeyleri açısından karşılaştırıldığında; pansuman öncesi ağrı düzeyleri açısından gruplar arasında fark bulunmazken, pansuman sırasında, pansumandan sonra 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunun ağrı düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001) sukroz ve kontrol grubu arasında ise anlamlı fark olmadığı (p>0.05) belirlendi. Gruplar stres düzeyleri açısından karşılaştırıldığında, pansuman öncesi stres düzeylerinin benzer olduğu(p>0.05), pansuman sırasında, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunda stres düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001), sukroz grubunun işlem sırası ve işlem sonrası 1. dakikada stres düzeylerinin kontrol grubuna benzer bulunurken, 5. ve 15 dakikada kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu belirlendi (p<0.001). Sonuç olarak; yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında ağrı ve stresi azaltmada anne sütü sukrozdan daha etkilidir. Sukroz uygulaması, yenidoğanların daha kısa sürede stres düzeylerinin azalmasına katkı sağlamış, ağrı düzeyini azaltmada etkili bulunmamıştır. Yenidoğanlarda sternum pansumanına bağlı ağrı ve stres düzeyini azaltmada anne sütü ilk seçenek olarak düşünülmelidir.

Anne sütüAğrıBebek-yenidoğmuş+6
Merve Mete
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

0-6 aylık anneden alınan anne sütü örneklerinin mide kanseri hücre hattı üzerindeki etkisinin araştırılması

Yenidoğanın beslenmesi tarihsel olarak incelendiğinde, günümüze kadar en önemli besin anne sütüdür. Anne sütü yenidoğan bebeğin optimum büyüme ve gelişmesi için gerekli olan sıvı, enerji ve besin ögelerinin içeren, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay bir besindir. Mide kanseri, tüm dünyada görülme insidansı ve ölüm oranı yüksek bir kanser tipidir. Mide kanseri, diyet faktörleri, yeterli ve sağlıklı beslenme, liften zengin diyetler, erken teşhis, genetik faktörler insidansı azaltırken, tütün ürünleri ve alkol tüketiminin fazla olması mide kanseri insidansını arttırmaktadır. Bu çalışmada 0-6 aylık bebeği olan 10 farklı anneden alınan anne sütlerinden elde edilen whey proteinlerinin metastaz üzerine etkisi araştırılmıştır. Anne sütü whey proteinlerinin metastaz üzerindeki hücre göçü deneyi ve çeşitli kanser türlerinde metastaz ile ilişkilendirilen PPARRγ'nın gen ifadesi yoluyla incelenmiştir. Çalışmamızda mide kanseri hücrelerini 37oC ve %5 CO2 şartlarında, RPMI büyüme besiyerinde çoğaltılmıştır. Çoğalan hücreler 12 kuyucuklu hücre kültür tabaklarına 200.000 hücre/kuyu olacak şekilde ekilmiş ve hücrelerin konfluent olmaları sağlanmıştır. Daha sonra her kuyucuğa 50 uL anne sütlerinde elde edilen whey proteinleri uygulanmış ve ardından pipet ucuyla düz bir çizik atılmıştır. Hücre göçünün tespiti amacaıyla mikroskop altında 0.saat ve 24. saatteki görüntüleri kaydedilmiştir. PPARγ gen ifade analizi için hücrelerden total RNA izolasyonu yapılmış ve anne sütü whey proteinlerinin PPARγ üzerindeki etkisi RT-PCR yöntemi ile analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda 2., 3., 5. ve 8. anne sütü whey proteinlerinin metastaz baskıladığı ancak 6.,7., 9. ve 10. anne sütü whey proteinlerinin metastazı baskılamadığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte 1. ve 4. anne sütü whey proteinlerinin verildiği mide kanseri hücrelerinde kapanma gözlemlenmemiş aksine atılan çiziğin genişliğinde artış olduğu gözlemlenmiştir. 3., 4., 5., 6. ve 7. anne sütü whey proteinlerinin uygulandığı hücrelerde PPARγ gen ifadesi anlamlı şekilde artarken (p<0.05), diğerlerinde gen ifade değişimi anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak her anne sütünün whey proteini profili farklı olduğundan, anne sütü whey proteinlerinin mide kanserindeki etkisi PPARγ ve farklı metastazik yolaklar ile incelenmelidir.

Anne sütüAnnelerHücre dizisi+3
Demet Baldız
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan kolostrum sütünde neopterin ve kinürenin düzeylerinin araştırılması

Kolostrum insanlar, inekler ve diğer memelilerde meme sütü salınmadan önce üretilen meme sıvısıdır. Çok besleyicidir; bakteri ve enfeksiyonlara karşı antikorları yüksek miktarda içerir. Kolostrum yenidoğan ve bebeklerde büyümeyi uyarır, immüniteyi destekler ve sağlıklı bağırsak gelişimi sağlar. Neopterin, hücresel immün yanıtı gösteren konjuge olmayan bir pteridindir ve interferon gama (IFN-γ) uyarılması ile insan monosit/makrofajlarından salınır. Biyolojik örneklerde neopterin düzeylerinin belirlenmesinin hücresel immünitenin durumu hakkında bilgi sağladığı bilinmektedir. Hücresel immüniteyi yansıtan diğer bir gösterge, bulunduğu dokuda triptofanı tüketerek kinürenin oluşmasında rol oynayan indolamin 2,3-dioksijenaz (IDO) enzimidir. Çeşitli biyolojik örneklerde neopterin ve kanda kinürenin (Kin) düzeylerini değerlendiren çok sayıda çalışma olmasına rağmen insan sütünde neredeyse belirlenmemişlerdir. Bu tez çalışmasının esas amacı, insan kolostrum örneklerinde neopterin, triptofan (Trp) ve kinürenin konsantrasyonlarını değerlendirmektir. Örneklerdeki neopterin konsantrasyonu enzim immüno analiz kiti ile belirlenmiştir. Triptofan ve kinürenin düzeylerinin ölçülmesi için yüksek performanslı sıvı kromatografisi yöntemi kullanılmıştır. Kolostrum örnekleri doğum ünitesinde yeni doğum yapan 17 anneden alınarak analize kadar -20 oC'de saklanmıştır. Kolostrum örneklerindeki belirlenen neopterin ve Kin/Trp oranı, çocukluk çağındakilere kıyasla sırasıyla yaklaşık 5 kat daha fazla olduğu bulunmuştur.

Anne sütüBiyobelirteçlerKinürenin+3
Sinem Deliveli
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Anne sütünün bisfenol A düzeyi ile maternal beslenme arasındaki ilişkinin değerlendirmesi

Çiftçi,S. Anne Sütünün Bisfenol A Düzeyi İle Maternal Beslenme Arasındaki İlişkinin Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Bu çalışmada, anne sütünün BFA düzeyi ile matenal beslenme arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve diyetle BFA maruziyetinin saptanması amaçlanmıştır. Çalışmaya Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi'ne bebek takibine gelen, herhangi bir sağlık sorunu olmayan laktasyon döneminde 80 birey katılmıştır. Bireylerin genel özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını, besin tüketim miktarlarını ve sıklıklarını değerlendirmeye yönelik anket formu uygulanmış ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Ayrıca BFA düzeyinin belirlenebilmesi için annelerden anne sütü (AS) ve spot idrar örnekleri alınmıştır. AS ve idrarda BFA düzeyi ELISA yöntemi ilebelirlenmiştir. BFA maruziyeti idrarda atım miktarı ve besin tüketim kaydı ile besin tüketim sıklığı verileri temel alınarak hesaplanmıştır. Bebeklerin BFA maruziyeti ise AS alım düzeyi üzerinden hesaplanmıştır. AS ortalama BFA düzeyi 0,617±0,371 µg/L bulunmuştur. Maternal idrar kreatinine göre düzeltilmiş BFA düzeyi 3,22±5,11 µg/g kreatinin olarak saptanmıştır. Anne sütü BFA düzeyi ile tercih edilen gazlı içecek ambalaj türü arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,018). Anne sütü BFA düzeyi ile fast-food tüketim sıklığı arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu belirlenmiştir (p=0,015). Maternal idrar BFA düzeyi ile besinleri ısıtmak için tercih edilen ekipman arasında istatistiksel yönden anlamlı ilişki belirlenmiştir (p=0,005). Bebek BFA maruziyeti 0,0099±0,0079 µg/kg va/gün olarak belirlenmiştir. Bebeğin BFA maruziyeti ile şu anki ağırlığı arasında orta düzeyde negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır (r=-0,327, p=0,003). Maternal idrar kreat-BFA düzeyi ile bebeğin doğum haftası (r=-0,223, p=0,047) ve doğum ağırlığı (r=-0,243, p=0,030) arasında zayıf düzeyde negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon tespit edilmiştir (p<0,05). İdrar BFA düzeyi üzerinden hesaplanan tahmini günlük BFA maruziyeti ortalama 0,060±0,095 µg/kg va/gün olarak belirlenmiştir. Ayrıca idrar atım hacmi temel alınarak hesaplanan tahmini günlük BFA maruziyeti ise ortalama 0,050±0,049 µg/kg va/gün olarak saptanmıştır. Besin tüketim kaydı (24 saatlik BTK) verileri ile BFA maruziyeti ortalama 0,175±0,180 µg/kg va/gün, besin tüketim sıklığı (BTS) verileri ile de 0,955±0,296 µg/kg va/gün olarak bulunmuştur (p<0,001). BTK (24 saatlik) ile belirlenen BFA düzeyi ile eğitim durumu (p=0,018), çalışma durumu (p<0,001), parite (p=0,020) ve fast-food tüketim sıklığı (p=0,002) arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca içme suyu (p<0,001), süt (p=0,002), turşu (p=0,021), salça (p=0,021) ve yoğurt (p=0,016) ambalaj türü arasında da anlamlı ilişki saptanmıştır. BTS verileri ile belirlenen maruziyet ile bebeğin şu anki ağırlığı arasında negatif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki belirlenmiştir (r=-0,336, p=0,002). Sonuç olarak maternal idrar BFA atım miktarı, besin tüketim kaydı ve BTS verileri temel alınarak hesaplanan maternal BFA maruziyetinin ve bebeğin BFA maruziyetinin Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) önerdiği tolere edilebilir diyetle alım (4µg/kg va/gün) düzeyinin altında olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın verilerine göre anne ve bebek için BFA maruziyeti sağlık riski oluşturmamaktadır. Ancak BFA'nın düşük doz etkisi düşünüldüğünde ülkemizde çok merkezli ve takipli daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Anne sütüBeslenmeBisfenol+3
Seda Çiftçi
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anne sütünün osteopontin düzeyi ile maternal beslenme ve bebek sağlığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Osteopontin (OPN) glikozile bir fosfoproteindir. Matür anne sütündeki OPN düzeyini etkileyebilecek maternal faktörleri ve anne sütü OPN düzeyi ile yeni doğan sağlığı arasındaki olası ilişkiyi araştırmak amacıyla planlanan bu araştırmaya, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Sosyal Pediatri Ünitesi'nde takip edilen 85 birey katılmıştır. Bireylere genel özelliklerini ve sağlık durumlarını, besin tüketim sıklıklarını ve bebeklerinin genel özelliklerini değerlendirmeye yönelik anket formu uygulanmış, annelerin boy uzunluğu ve vücut ağırlığı, beden kütle indeksi (BKİ) ile bebeklerin boy uzunluğu, vücut ağırlığı ve baş çevresi ölçümleri alınarak kaydedilmiştir. Bireylerden anne sütü (5 mL) örnekleri alınmış ve bu süt örneklerinde ELISA yöntemi ile osteopontin analizi yapılmıştır. Anne sütünün osteopontin düzeyi ortalama 137,1±56,8 mg/L olarak saptanmıştır. Anne sütü OPN düzeyi; laktasyon döneminde D vitamini desteği kullanan annelerde kullanmayanlara göre daha yüksek (p<0,05), antibiyotik kullanan ve sigara kullanan annelerde kullanmayanlara göre daha düşük (p<0,05) bulunmuştur. Gebelikte aşırı ağırlık kazanan bireylerin anne sütü OPN düzeylerinin yeterli ve düşük ağırlık kazananlara göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Laktasyon döneminde şişman olan bireylerin anne sütü OPN düzeyleri zayıf ve normal bireylere göre daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Yapılan regresyon modellemesinde gebelikte ağırlık kazanımının (β=-3,048, p=0,012) ve maternal BKİ'nin (β=-6,267, p=0,000) anne sütü OPN düzeyi ile negatif yönde ilişkili olduğu belirlenmiştir. Maternal BKİ ve gebelikte ağırlık kazanımına göre düzeltilen regresyon modellemesinde maternal enerji alımı ile anne sütü OPN düzeyi arasında negatif yönde ilişki belirlenmiştir (β=-0,038, p=0,001). Maternal BKİ ve enerji alımına göre düzeltilen anne sütü OPN düzeyleri ile diğer maternal diyet bileşenleri arasındaki ilişkiyi gösteren regresyon modelinde, enerji dışındaki diğer diyet bileşenleri ile anne sütü OPN düzeyleri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05).Anne sütü OPN düzeyleri persentillere ayrılarak sınıflandığında, anne sütü OPN düşük olan annelerin bebeklerinin birinci ve üçüncü ay vücut ağırlıkları anne sütü OPN düzeyi normal ve yüksek olan annelerin bebeklerinden anlamlı ölçüde düşük bulunmuştur (p<0,05). Anne sütü OPN düzeyi düşük olan annelerin bebeklerinin doğum, 1.ve 3. ay boy uzunlukları anne sütü OPN düzeyi normal ve yüksek olan annelerin bebeklerinden anlamlı ölçüde düşüktür (p<0,05). Anne sütü OPN düzeyleri ile bebeklerin baş çevresi ölçümleri arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. (p<0,05). Anne sütü OPN düzeyi daha yüksek olan annelerin bebeklerinin daha iyi büyüme paternine sahip olduğu ve ateş şikayeti ile hastaneye başvurma sıklıklarının daha düşük olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Bu çalışmanın sonuçlarına göre anne sütü OPN düzeyi maternal faktörlere bağlı olarak değişkenlik göstermekte ve bu farklılıklar bebeklerin immün sistem gelişimini ve büyümesini etkileyebilmektedir. Bu nedenle yeterli ve dengeli bir maternal beslenme örüntüsünün oluşturulması konusunda anneler desteklenmeli ve eğitilmelidir. Ayrıca anne sütü alamayan bebekler için standart fomulalara osteopontin eklenmesi konusunda da daha fazla araştırma, uygulama ve devlet politikaları gündeme gelmelidir. Anahtar kelimeler: maternal diyet, olgun süt, osteopontin, anne sütü osteopontini

Anne sütüBebek beslenmesiBebek sağlığı+3
Ayşegül Aksan
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obez ve obez olmayan annelerin mature anne sütü yağ asidi kompozisyonlarının karşılaştırılması

Bu çalışma, obez ve normal vücut ağırlığına sahip annelerden alınan olgun anne sütünün yağ asidi kompozisyonlarını karşılaştırmak, ön süt ve son süt arasındaki yağ asidi kompozisyonlarının farklarını belirlemek, anne sütündeki yağ asitleri ile maternal diyet ve bebeğin antropometrik ölçümleri arasındaki ilişkiyi inceleme amacıyla planlanmıştır. Araştırmaya Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hematoloji Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran, 40-70 günlük bebeği olan ve bebeğine sadece anne sütü veren, 20 normal vücut ağırlığına sahip ve 20 obez anne ve bebekleri dahil edilmiştir. Annelere genel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları ile ilgili anket uygulanmış, annelerin ve bebeklerin antropometrik ölçümleri alınmış ve annelerden 5 mL ön süt ve 5 mL son süt toplanmıştır. Normal vücut ağırlığına sahip ve obez annelerde sırasıyla doymuş yağ asidi %37,69±5,10 ve %36,94±5,19 (p=0,638); tekli doymamış yağ asidi %30,44±3,72 ve %33,08±5,29 (p=0,185); çoklu doymamış yağ asidi %28,65±5,52 ve %26,53±4,66 (p=0,213)'dır. Ön süt örneklerinde normal vücut ağırlığına sahip annelerde obez annelere göre, DHA (p=0,044) ve toplam n-3 yağ asitleri (p=0,045) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Ön süt örneklerinde toplam n-3 yağ asidi, son süt örneklerinde n-6/n-3 yağ asidi oranı istatistiksel açıdan anlamlı daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Son sütteki EPA ile diyetteki toplam n-3 arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (r=0,454; p=0,045). Bu çalışma sonucunda, obez olan ve olmayan annelerin anne sütü yağ asidi bileşiminin farklı olabileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, yağ asitleri, maternal obezite, maternal diyet

Anne sütüAnnelerObezite+1
Tuğçe Tekin Güler
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Babaların emzirmeye etkisi ölçeğinin geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi

Amaç: Bu araştırma Rempel & Rempel (2011) tarafından geliştirilen "Babaların Emzirmeye Etkisi Ölçeğinin" (The Partner Breastfeeding Influence Scale) Türkçeye uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini değerlendirmek amacıyla metadolojik olarak planlanmıstır. Yöntem: Bu çalışmanın evrenini 01 Temmuz- 31 Aralık 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Yenidoğan Polikliniğine başvuran bebeklerin babaları, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden, araştırma dahil edilme kriterlerine uyan ve ölçekleri tam olarak dolduran 301 bebeğin babası oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Birey Tanılama Formu ve Babaların Emzirmeye Etkisi Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı/yüzde, korelasyon analizi, Cronbach  güvenirlik katsayısı ve faktör analizi yöntemleri uygulanmıştır. Bulgular: Ölçeğin geçerlik çalışmasında dil geçerliği için ölçeğin İngilizceden Türkçeye çevirisi ve daha sonra İngilizceye çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliği sağlandıktan sonra içerik geçerliği için ölçek farklı sağlık alanlarında uzman 10 kişinin görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre tüm maddelerin kapsam geçerlik indeksi "0.99" olarak bulunmuştur. Kendall W Katsayısı sonucuna göre uzmanlar arasında istatistiksel olarak görüş birliği olduğu belirlenmiştir (Kendall's W değeri 0.163; p<0.05). Babaların emzirmeye etkisi ölçeğinin Cronbach α güvenirlik değeri .95; beş alt boyutun Cronbach α güvenirlik değerleri .82, .83, .83, .83, .75 olarak belirlenmiştir. Madde-toplam puan korelasyonları ise .240 ile .721 arasında (p <.001) dağılım göstermiştir. Açıklayıcı faktör analizi ölçeğin toplam varyansının %59.09'unu açıkladığını göstermektedir ve ölçek maddelerinin faktör yükleri .40 ile .70 arasında olduğu belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizinde ise ölçeğin faktör yükleri .28 ile .82 arasında, GFI, NNFI, NFI, CFI'nın > .90, RMSA'nın > .080 olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliği ile ilgili faktör analizi sonuçları verilerin modelle uyumlu olduğunu, beş faktörlü yapıyı doğruladığını, ölçeğin madde ve alt boyutlarının ölçekle ilişkili olduğunu, her bir alt boyuttaki maddelerin kendi faktörünü yeterli olarak tanımladığını göstermiştir. Sonuç: Yapılan tüm analiz ve değerlendirmeler sonucunda Babaların Emzirmeye Etkisi Ölçeğinin Türkçe formunun Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda ölçek Türkiye'de yapılacak araştırmalar için kullanılabilir. Anahtar kelimeler: Anne sütü; emzirme; bebek; baba; geçerlik; güvenirlik.

Anne sütüBabalarBebekler+3
Emel Buldur
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan prematüre bebeklerin anne sütü ile beslenmesini etkileyen etmenler

Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Yatan Prematüre Bebeklerin Anne Sütü İle Beslenmesini Etkileyen Etmenler Amaç: Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) yatan prematüre bebeklerin anne sütü ile beslenmesini etkileyen etmenlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Method: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak Kasım 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ve Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde yatan 28-36 hafta arası anne sütü ile enteral beslenen 126 prematüre bebek, anneleri ve YYBÜ'de çalışan 60 hemşire ile yüz yüze görüşülerek anket formu uygulanarak yapılmıştır. Prematüre bebeğe ait bilgiler hasta dosyasından elde edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucunda tüm prematüre bebeklerin %55,6'sının sadece anne sütü aldığı ve anne sütü ile beslenmeyi bebekler, anneler ve hemşirelere ait bazı özelliklerin etkilediği; kanguru bakımı ve ten tene temas uygulanma durumu ile annenin doğumdan sonra süt gelme zamanı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hemşirelerin mesleki deneyim ve eğitim durumu ile anneleri anne sütü, sağma ve emzirme hakkında bilgilendirme zamanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, prematüre bebeğin solunum desteği alma durumu, doğum kilosu ve yatış süresi ile ilk anne sütü ile beslenme zamanı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir (p>0.05) . Sonuç: Annelerin çoğunluğunun gebelik döneminde ya da öncesinde anne sütü ve emzirme hakkında eğitim almadığı, kanguru bakımının daha erken anne sütü oluşumuna katkı sağladığı, annenin kronik hastalığının anne sütü oluşumunda süreyi uzattığı, sütünün yeteceğine inanan annelerin bebeğinin taburcu olduğunda evde sadece anne sütü ile besleme niyetlerinde olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Anne sütü; emzirme; prematüre; yenidoğan yoğun bakım ünitesi; hemşire.

Anne sütüBebek bakımıBebek beslenmesi+5
Öznur Akgün
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anne emzirme değerlendirme ölçeği'nin Türkçe psikometrik özellikleri

Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı; annelerin emzirmeyle ilgili düşüncelerini belirlemeye yönelik Anne Emzirme Değerlendirme Ölçeği'nin Türk toplumuna uyarlanmasıdır. Yöntem: Bu çalışmanın örneklemini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesinde bir-dört aylık bebeklerini çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniğine muayeneye getiren ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 anne oluşturmuştur. Veriler 12.11.2018 / 12.02.2019 tarihleri arasındaEge Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesinde toplanmıştır. Ölçeğin içerik/kapsam geçerliliği, ebelik ve ölçek alanlarından dört uzmanın görüşü ışığında değerlendirilmiştir. Verilerin analizi sayı-yüzde, korelasyon analizi, t testi, faktör analizi ve Cronbach Alfa(α) güvenirlik katsayısı yöntemleri ile yapılmıştır. Bulgular: Ölçek sorularının tamamının Cronbach Alfa (α) güvenirlilik katsayı değeri .88; üç alt boyutunun Cronbach Alfa (α) güvenirlilik katsayı değerleri .82;.80;.86 'dır. Madde-toplam puan analizi korelasyonları ise.361-.544 değerleri arasında yer almaktadırlar (p <.001). Ölçeğin zamana göre değişmezliğini saptamak amacıyla 4 hafta ara verilerek uygulanan test- tekrar test ölçüm sonuçlarından elde edilen puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p> .05). Açımlayıcı faktör analizi ölçeğin, toplam varyansın %57,69'unu açıkladığını göstermektedir ve ölçeğe ait maddelerinin faktör yükleri .36 ile .88 arasında yer almaktadır. Doğrulayıcı faktör analizinde ise ölçeğin faktör yükleri .42-.74 arasındadır ve NFI, GFI, CFI, NNFI'nın> .90, RMSA'nın <.080 olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğiyle ilişkili faktör analizi yapıldığında sonuçlar verilerin model ile uyumlu olduğu tespit edilmiş, üç alt boyutlu yapıyı doğruladığını, her bir alt boyut yer alan maddelerin ait oldukları faktörü yeterli olarak tanımladığı, ölçeğin madde ve alt boyutlarının ölçek ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Sonuç: Yapılan analizler ve değerlendirmeler sonucu Anne Emzirme Değerlendirme Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliliği yüksek anlamlı bulunmuştur. Bu analizler ışığındapsikometrik özellikleri çalışılan ölçeğin Türk toplumuna yapılacak araştırmalarda kullanılabilirliğigösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Emzirme; Anne Sütü, Bebek; Geçerlilik ve Güvenilirlik

Anne sütüAnnelerBebekler+4
Nilsu Boz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin emzirme öz-yeterliliği ve emzirme süresine etki eden faktörlerin incelenmesiannelerin emzirme öz-yeterliliği ve emzirme süresine etki eden faktörlerin incelenmesi annelerin emzirme öz-yeterliliği ve emzirme süresine etki eden faktörlerin incelenmesi

Amaç: Araştırmanın amacı annelerin emzirme öz-yeterliliği ve emzirme süresine etki eden faktörlerin incelenmesidir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte planlanan araştırma, İzmir Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Yenidoğan ve Sağlıklı Çocuk İzlem Polikliniğinde Şubat - Mart 2019 tarihleri arasında 133 anne ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik özellikler anket formu ile emzirme öz-yeterlilik ölçeği (kısa form) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde bağımsız gruplarda t testi, Anova tek yönlü varyans analizi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin %52.62 'sının 26-34 yaş aralığında, annelerin %72.9'unun 1-6 ay arasında bebeklerini emzirdiği, bebeklerin ortalama yaşının 11.5 ±7.75 ay olduğu saptanmıştır. Annelerin EÖYÖ puan ortalamasının 61.38±7.83 olduğu saptanmıştır. EÖYÖ puan ortalaması ile bebeğin doğum haftası ve kilosu, sadece anne sütü ile beslenme durumu ile annelerin emzirmeyi bıraktıkları aylar arasında istatistiksel anlamda fark belirlenmiştir (p<0.05). Annenin ve babanın demografik özellikleri, bebek bakımında anneye destek durumu, doğum şekli, bebeğin cinsiyeti, annenin emzirme eğitimi alma durumu ve emzirme eğitiminin kaynağı arasında bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Annelerin EÖYÖ puan ortalaması ile bebeğin doğum haftası ve kilosu ile babaların meslek grupları arasında istatistiksel anlamda fark belirlenmiştir (p<0.05). Annelerin emzirme süreleri ile gebelik sayısı ve yaşayan çocuk sayılarına arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05), annelerin meslekleri ile eğitim durumları arasında ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Annelerin emzirme öz-yeterlilik algısının orta düzeyde olduğu, emzirme öz-yeterlilik algısı ile annenin gebelik sayısı ve yaşayan çocuk sayısının öz-yeterlilik algısı ile doğru orantılı olduğu saptanmıştır. Bebeğin doğum haftası ve doğum kilosunun annenin öz-yeterlilik algısını olumlu etkilediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler; Emzirme, öz-yeterlilik, ilişkili faktörler, emzirme süresi

Anne sütüAnnelerEmzirme+1
Aysun Çalış
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yenidoğan bebeklerin beslenme şekilleri, anne sütü alma durumu ve emme sorunlarının incelenmesi

Bu araştırma yenidoğan bebeklerin beslenme şekilleri, anne sütü alma durumları ve emme sorunlarını incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek için planlanmıştır. Araştırma Mart 2015- 2016 tarihleri arasında İzmir Bornova' da özel bir üniversitenin kadın – doğum, yeni-doğan yoğun bakım, çocuk servisi ve emzirme polikliniğine başvuran bebeklerin kayıtları retrospektif incelenerek uygulanmıştır. Örneklemi oluşturan 1520 yenidoğan bebeğin emzirmeye ilişkin kayıtlarının incelendiği tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmada verilerin toplanmasında birey tanılama formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ise SPSS 25.0 (Statistical package for the social sciences) paket programı uygulanmıştır. Verilerin karşılaştırmalarında anlamlılık düzeyi p değeri 0,05 alınmış olup, veriler üzerinde Kruskal- Wallis tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U testi, Ki kare Analizi ve Shapiro Wilk testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmamızda bulgular incelendiğinde emzirme deneyimi olan annelerin emzirme süreleri ortalaması 2.86 ±0.03 ay, %76.1'inin ilk yarım saat içinde, %20'sinin ikinci yarım saatte, %3.9'u 1-6 saat arası içinde bebeklerini emzirdikleri, anne yaşının daha önceki bebeğini emzirme süresi, bebeğin doğum haftası, bebeğin doğum kilosu ve bebeğin polikliniğe başvurduğu kilosu arasında yapılan değerlendirmesinde anlamlı bir ilişki bulunduğu, doğumdan sonraki ilk emme zamanıyla anne yaşı arasında istatistiksel olarak incelendiğinde ise ilk yarım saatte emme zamanının anne yaşı ile ilişkisi ile ikinci yarım saatte ilişkisi anlamlı bulunduğu, annenin emzirmeye devam edip etmemesine göre bebeğin doğum haftası, kilosu ve polikliniğe başvuru kilosu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Sağlık profesyonelleri arasında yer alan hemşirelerin annelerin hatalı emzirme davranışlarının uygun olan davranışlar ile değiştirilmesinde ve annelere verilecek olan eğitimlerde kritik role sahiptir. Büyük örneklem grupları ile yapılmış olan araştırmaların sonuçları da bu eğitim içeriklerinin hazırlanmasında anlamlı veriler sağlaması açısından önemlidir. Annelerin yaşı, çalışma durumu, doğum şekli, emzirme sıklık ve süreleri ile emme sorunlarının anneye ve bebeğe ait nedenleri ise dikkatlice vurgulanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, beslenme şekilleri, emme sorunları, yenidoğan

Anne sütüBebek beslenmesiBebek-yenidoğmuş+3
Burcu Sarı Bıçkıcı
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme durumuna ve bebeğin büyüme-gelişmesine etkisinin bağlanma kuramına göre incelenmesi

Sağlıklı çocuk gelişimi yenidoğan döneminden başlayarak yaşam boyu süren sağlığın temel belirleyicisidir. Anne sütü ile beslenme de bebeğin büyüme gelişmesinde en önemli etmenlerden biri ve bebeğin optimal gelişimini destekleyen eşsiz bir besin maddesidir. Kanguru bakımı prematüre bebeklerin yaşam kalitelerini arttırmak amacıyla ortaya çıkmış bir gelişimsel bakım yöntemidir. Kanguru bakımının prematüre bebekler üzerinde, anne sütü ile beslenme ve büyüme gelişmeye yararları göz önünde bulundurulduğunda; term bebeklerin de kanguru bakımı alması ve doğumdan hemen sonra kanguru bakımına başlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu araştırma ile doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme durumuna ve bebeğin büyüme-gelişmesine etkisinin bağlanma kuramına göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma; randomize kontrollü, deneysel,prospektif bir araştırmadır.Araştırmanın örneklemini, Mart 2017 – Şubat 2019 tarihleri arasında Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi gebe polikliniğine başvuran, 36-38. gestasyonel haftalar arasında olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan gebeler oluşturmuştur (n:132). Gebelerin protokol numaralarına göre randomizasyon yapılmış ve bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılarak, tanıtıcı özelliklerine ilişkin soru formu uygulanmıştır. Müdahale grubunda yer alan gebelere "kanguru bakımı ve emzirme" eğitimi verilmiş ve bebeklerine doğumda kanguru bakımı uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan anne ve bebeklerine ise rutin bakım uygulanmıştır. Doğumdan sonra her iki grupta yer alan annelerin maternal bağlanma düzeyleri ve bebeklerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu aylarda sadece anne sütü alma durumları ve bebeklerin büyüme- gelişmeleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın verilerinin analizi Statistical Package for Social Science 21 (SPSS 21.0) paket programında sayı, yüzde (%), ki kare, ölçek puan ortalamaları, t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Kanguru bakımı uygulanan bebeklerin, ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme oranı, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem büyüme parametleri, kanguru bakımı uygulanmayan bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme oranı, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem büyüme parametlerine göre istatistiksel açıdan fark anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05).Kanguru bakımı uygulanan bebeklerin, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem gelişim parametleri ile kanguru bakımı uygulanmayan bebeklerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem gelişim parametleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05).Kanguru bakımı uygulayan annelerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay maternal bağlanma ölçek puan ortalamaları, kanguru bakımı uygulamayan annelerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay maternal bağlanma ölçek puan ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme ve bebeğin büyümesine olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Kanguru bakımının doğumdan hemen sonra başlatılması ve sürdürülmesi ve bu konuda primer sorumlu olan ebelere eğitim verilerek uygulanabilirliğin arttırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Kanguru Bakımı, Büyüme, Gelişme, Anne Sütü ile Beslenme, Maternal Bağlanma

Ana-babaya bağlanmaAnne sütüBağlanma+5
Emine Serap Sarıcan
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Emzirme pozisyonlarının emzirme başarısına etkisi

Araştırma, sezaryen doğum sonrası erken postpartum dönemdeki emzirme pozisyonlarının annenin emzirme başarısına, emzirme süresine, memnuniyet derecesine, meme başı ve insizyon ağrısına etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, 01/12/2017 -30/03/2018 tarihleri arasında, Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Erişkin Yoğun Bakım ve Kadın Doğum servisinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, hastanede belirtilen tarihler arasında spinal anestezi ile sezaryen doğum yapmış, araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden 67 primipar anne oluşturmuştur. Çalışmaya katılan annelerin ilk 30 dakika içinde emzirmeleri Erişkin Yoğun Bakımda gerçekleştirilerek meme ucu problemi olup olmadığı değerlendirilmiştir. Anneler Kadın Doğum servisine alındıklarında beşik tutuş ve futbol tutuş pozisyonları hakkında emzirme eğitimi verilmiştir. Kura yöntemi ile ilk emzirme pozisyonları belirlenmiştir. İkinci emzirmelerinde diğer pozisyonu kullanmışlardır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan "Anne ve Yenidoğan Tanıtım Formu", "LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı", "Emzirme Süresi ve Memnuniyet Formu" ve "Meme Başı ve İnsizyon Ağrısı için Sözel Kategori Ölçeği" kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ve gözlem yapılarak toplanmıştır. Veri değerlendirmesinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri, power analiz, Shapiro-Wilk testi, McNamer-Bowker testi, Paired Sample t test, Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 25,68±5,7'dir. Annelerin %97,0'ı isteyerek gebe kalmış ve %34,3'ü gebelik döneminde emzirme eğitimi almıştır. Beşik Tutuş pozisyonu %94 oranında annelerin en fazla bildiği pozisyondur. Beşik tutuş pozisyonunda LATCH emzirme başarı puan ortalaması 8.71±1.05, Futbol tutuş pozisyonunda 8,00±1,11 olarak bulunmuştur. Annelerin emzirme pozisyonlarına göre LATCH emzirme başarı puan ortalamaları arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Beşik tutuş pozisyonundaki LATCH puan ortalaması, Futbol tutuş pozisyonuna göre daha yüksektir. LATCH puan ortalaması her iki pozisyonda da 30 anne için eşit bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunda emzirme süresi ortalaması 11.5±4,05 dakika, futbol tutuş pozisyonunda 10.5±4.24 dakikadır. Emzirme pozisyonuna göre annelerin emzirme süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Annelerin %37,3'ü futbol tutuş pozisyonundan "orta derecede memnun", %35,8'i beşik tutuş pozisyonundan "çok memnun" olduğunu belirtmiştir. Emzirme pozisyonlarına göre memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Annelerin emzirme öncesi ve sonrası meme başı ağrısı yaşamadıkları bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunun, annelerin insizyon ağrısını artış yönünde etkilediği, futbol tutuş pozisyonunda emzirme öncesi ve sonrası insizyon ağrı şiddetinde değişim olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, annelerin emzirmede beşik tutuş pozisyonunda emzirme başarı puanının daha yüksek olduğu ve LATCH emzirme başarı puanını anlamlı olarak etkilediği, meme başı ağrısı yaşamadıkları ancak beşik tutuş pozisyonunun insizyon ağrısını arttırdığı, emzirme pozisyonları ile emzirme süreleri ve memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur. Bu bilgiler ışığında; doğum öncesi verilen emzirme eğitimlerinde emzirme pozisyonlarının tümünün rutin olarak anlatılması, pozisyonların gösterilmesi ve seçimin anneye bırakılması, doğum sonrası süreçte anneye izlemler sırasında ve ihtiyacı olduğunda tekrar danışmanlık yapılması, emzirmede kullanılan diğer pozisyonların etkinliğini belirlemek üzere farklı çalışmalar planlanması, emzirme pozisyonlarına yönelik eğitimi alan ve almayan annelerin karşılaştırıldığı çalışmaların yapılması önerilebilir.

Anne sütüAnnelerBebek bakımı+3
Nazlı Pehlivan
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00

Related subjects