Technological dependence
111 theses under this subject heading
Ergenlerin internet ve problemli internet kullanım davranışlarının bazı psiko-sosyal özellikler açısından incelenmesi
Bu araştırma, ergenlerin internet kullanım davranışlarını ortaya koymayı ve problemli internet kullanım davranışının bazı psiko-sosyal özellikler ile ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu temel amaç kapsamında, ergenlerin internet kullanım davranışları, internette kimlik denemeleri yapma durumları, sosyal paylaşım sitesi (Facebook) kullanımları, internet kullanımının yaşamlarına etkisine yönelik algılamaları betimlenmekte ve ergenlerin psikolojik ihtiyaçları, kimlik statüleri, heyecan arama ve yaşam doyumu düzeylerinin problemli internet kullanım düzeylerinin önemli bir yordayıcısı olup olmadığı ortaya konmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, Eskişehir il merkezindeki devlet liselerinde öğrenim gören 2729 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmanın verilerini toplamak için Problemli İnternet Kullanım Ölçeği-Ergen, Temel İhtiyaçlar Ölçeği, Benlik Kimliği Statüleri Ölçeği, Arnett Heyecan Arama Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Kişisel Bilgi Anketi kullanılmıştır. Verilerin analizi ise betimsel istatistikler ve hiyerarşik regresyon analizi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları ergenlerin önemli bir kısmının internete en çok evdeki bilgisayardan bağlandıklarını, en çok akşam bağlandıklarını, çoğunlukla haftada ortalama 1-5 saat arasında internet kullandıklarını göstermiştir ve internet uygulamalarının kullanımı açısından ise en çok sırasıyla genel bilgi arama, oyun ve chat için kullanımın olduğu ve interneti en çok eğlenceli zaman geçirmek için kullandıkları bulunmuştur. Ergenlerin internette başka biri gibi davranarak kimlik denemeleri yapma sıklıkları açısından ise asla kimlik denemesi yapmayanların oranı % 32,50, bazen yapanların oranı % 66,40 ve sık sık yapanların oranı ise % 1,10'dır. İnternette çoğunlukla yapılan kimlik deneme biçimi ise hayali biri gibi davranma olarak belirlenmiştir. Ayrıca, ergenler çoğunlukla insanları daha kolay tanımak için ve daha kolay konuşmak için internette kimlik denemeleri yaptıklarını ifade etmişlerdir. Yine, ergenlerin % 90,70'inin Facebook kullanıcısı olduğu ve Facebook kullanmalarının temel nedeni olarak ilk sırada "sohbet etmek" olduğu ortaya çıkmıştır. Ergenlerin internetin yaşamlarına etkisine yönelik algılamalarına ilişkin ise ergenlerin % 50'si internetin arkadaşlarıyla ilişkilerini, % 33'ü günlük rutinlerini tamamen olumlu etkilediğini belirtmişlerdir. Ergenlerden % 28'i internetin sağlığını, % 27'si öğretmenlerle ilişkisini, % 26'sı okul performansını ve aile ilişkisini tamamen olumlu etkilediğini belirtmiştir. Araştırmada, regresyon analizi sonuçları dağınık, kararsız ve başarılı kimlik statülerinin, güç ve sevme/sevilme psikolojik ihtiyaçlarının, heyecan arama ve yaşam doyumu niteliklerinin problemli internet kullanımında önemli yordayıcılar olduğu ve bu değişkenlerin birlikte toplam varyansın % 20'sini açıkladığı ortaya çıkmıştır. Araştırmada kız ergenlerin problemli internet kullanımının yordayıcıları; sevme/sevilme ve güç ihtiyaçları, başarılı, kararsız ve dağınık kimlik statüleri ve heyecan arama olarak belirlenmiştir. Bu değişkenler birlikte toplam varyansın % 17'sini açıklamıştır. Erkek ergenlerin problemli internet kullanımının yordayıcıları ise sevme/sevilme ve güç ihtiyaçları, başarılı ve dağınık kimlik statüleri, heyecan arama ve yaşam doyumudur. Bu değişkenlerin birlikte toplam varyansın % 16'sını açıkladığı ortaya çıkmıştır. Kızlar ve erkekler ayrı ayrı incelendiğinde hemen hemen aynı yordayıcıların önemli olduğu görülmüştür. Sadece kızlarda yaşam doyumu, erkeklerde kararsız kimlik statüsü problemli internet kullanımının önemli yordayıcısı değildir. Anahtar Sözcükler: Problemli internet kullanımı, internet bağımlılığı, psikolojik ihtiyaç, kimlik statüsü, heyecan arama, yaşam doyumu, ergen
Lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılığının affetme ve mükemmeliyetçilik ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlığının affetme ve mükemmeliyetçilik ile ilişkisini incelemektir. Diğer bir amaç ise sosyal medya bağımlılığının cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, okul türü, sosyal medya kullanım süresi ve aktif kullanılan sosyal medya uygulama sayısına göre farklılaşıp farklılaşmadığını araştırmaktır. Araştırma grubunu 2018-2019 eğitim öğretim yılında Bursa ili Gemlik ilçesinde 5 farklı lisede öğrenim gören 9, 10, 11 ve 12. sınıf 472 kız 396 erkek toplam 868 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu Sosyal Medya Bozukluğu Ölçeği, Ergenlerde Affetme Ölçeği ve Çocuk ve Ergen Mükemmeiyetçilik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada verilerin analizi, Mann Whitney U Testi, Kruskal Wallis-H Testi, Spearman-Brown Sıra Farkları Korelasyon analizi teknikleri kullanılarak yapılmıştır. Araştırma sonucunda lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile sosyal kaynaklı mükemmeliyetçilik arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunurken; kendine yönelik mükemmeliyetçilik ile anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile affetme düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Öte yandan lise öğrencilerini sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile affetmenin alt boyutlarından affetmenin bileşenleri ile negatif yönlü anlamlı bir ilişki; öfkeyi sürdürme ve intikam alma ile pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile affetmenin alt boyutlarından empati kurma arasındaki ilişkinin anlamlı olmadığı görülmüştür. Araştırma sonucunda lise öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeylerinin cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği ve bu farkın kız öğrenciler lehine olduğu belirlenmiştir. Öte yandan sosyal medya bağımlılığının yaşa, sınıf düzeyine ve okul türüne göre anlamlı bir farklılık göstermediği fakat, sosyal medya kullanım süresi ve aktif sosyal medya hesap sayısına göre anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür. Araştırma bulguları ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
Ergenlerde problemli internet kullanımını önlemeye yönelik bilişsel-davranışçı temelli psikoeğitim çalışmasının etkisi
Bu araştırmada ergenlerde (ergen eğitimi) problemli internet kullanımını önlemeye yönelik bilişsel davranışçı temelli psikoeğitim çalışmasının etkililiğini ve bu öğrencilerin ailelerinin (aile eğitimi) internet bağımlılığı ve güvenli internet kullanımı konusunda eğitim alıp almamasının problemli internet kullanımı üzerinde fark yaratıp yaratmadığını değerlendirmek amaçlanmıştır. Aynı zamanda hem aileye hem de ergene verilen eğitimin (aile-ergen eğitimi) öğrencilerin problemli internet kullanımına ortak etkisi değerlendirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları Hatay ili İskenderun ilçesine bağlı bir lisede 2017-2018 öğretim yılında öğrenimlerine devam eden dokuzuncu ve onuncu sınıf öğrencileri arasından seçilmiştir. Bu öğrencilerden Genelleştirilmiş Problemli İnternet Kullanım Ölçeği 2 (Caplan, 2010)'den yüksek puan alan ve araştırmaya katılmaya gönüllü 28 öğrenci çalışmaya alınmıştır. Öğrenciler belirlendikten sonra bu öğrencileri içerisinden aile eğitimi grubuna katılmaya gönüllü 14 anne/baba ile internet bağımlılığı ve güvenli internet kullanımı konusunda bilgilendirici eğitim çalışmaları yapılmıştır. Ergenlerle (14 öğrenci) internet bağımlılığını önlemeye yönelik bir psikoeğitim çalışması ve ailelerle (14 anne/baba) ise internet bağımlılığını önleme ve güvenli internet kullanımı konusunda bir bilgilendirme programı yürütülmüştür. Sadece ergenin eğitim alıp ailesinin eğitim almadığı grup olan "ergen eğitimi grubu" nda 6, sadece ailenin eğitim alıp ergenin eğitim almadığı grup olan "aile eğitimi grubu" nda 6, hem ailesi hem de ergenin kendisinin eğitim aldığı grup olan "aile-ergen eğitimi grubu" nda 8 öğrenci yer almıştır. Ergenin de ailesinin de eğitim almadığı grup olan "kontrol grubu" nda ise 8 öğrenciden oluşmuştur. Araştırma yarı deneysel desende olup, deneysel desenin türlerinden biri olan "öntest-sontest kontrol gruplu deneysel model" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmada nicel araştırma yöntemiyle elde edilen sayısal verilerle birlikte oturumlarda uygulanan dokümanlar ve ailelerle yapılan görüşmelerden elde edilen nitel veriler kullanılarak yöntem üçgenlemesi yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Genelleştirilmiş Problemli İnternet Kullanım Ölçeği 2 (GPİKÖ 2), Kişisel Bilgi Formu, Öğrenci Görüşme Formu, Anne/Baba İçin Nitel Görüşme Formu, Oturum Sonu Süreç Değerlendirme Formu, Gruba İlişkin Ölçümler Gözlem Formu ve Grup Sürecinin Genel Değerlendirilmesi Formu kullanılmıştır. Araştırmada ergen eğitimi grubu öğrencilerine 10 oturumluk bir psikoeğitim çalışması yapılırken kontrol grubuna müdahale edilmemiştir. Oturumlar başladıktan iki hafta sonra aile eğitimlerine de başlanmış ve iki hafta arayla üç oturumluk bilgilendirme eğitimleri verilmiştir. Ailelere ve öğrencilere verilen eğitim bittikten sonra öğrencilere GPİKÖ 2 tekrar uygulanmış ve bir ay sonra izleme çalışması yapılmıştır. Araştırmada aile-ergen eğitimi, ergen eğitimi, aile eğitimi ve kontrol gruplarından GPİKÖ 2 ile toplanan öntest ve sontest verileri Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis-H testi kullanılarak çözümlenmiştir. Aile-ergen eğitimi, ergen eğitimi ve aile eğitimi gruplarından GPİKÖ 2 ile toplanan verilerin kalıcılığını belirlemek için ise Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Araştırmada Anne/Baba İçin Nitel Görüşme Formu, Oturum Sonu Süreç Değerlendirme Formu, Gruba İlişkin Ölçümler Gözlem Formu ve Grup Sürecinin Genel Değerlendirilmesi Formu ile toplanan nitel veriler için ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde aile-ergen eğitimi grubu ile kontrol grubu öğrencilerinin "GPİKÖ 2" toplam puanı ile "online sosyal etkileşim tercihi" ve "duygu düzenleme" alt ölçeklerinden aldıkları puanların aile-ergen eğitimi grubu lehine farklılaştığı ve bu durumun izleme testinde de devam ettiği bulunmuştur. Ergen eğitimi grubu ile kontrol grubu öğrencilerinin "GPİKÖ 2" toplam puanı ile "olumsuz sonuçlar" alt ölçeğinden aldıkları puanların ergen eğitimi grubu lehine farklılaştığı ve bu durumun izleme testinde de devam ettiği görülmüştür. Aile eğitimi grubu ile kontrol grubu öğrencilerinin "olumsuz sonuçlar" alt ölçeğinden aldıkları puanların aile eğitimi grubu lehine farklılaştığı ve bu durumun izleme testinde de devam ettiği belirlenmiştir. İnternet bağımlılığını önleme psikoeğitim çalışmasına katılan katılımcıların oturumlardaki yaşantılarına ilişkin görüşleri incelendiğinde her oturumun amacına ulaştığı, öğrencilerin internet kullanımlarını azaltma ve interneti daha bilinçli kullanma konularında çalışmayı faydalı buldukları görülmüştür. Aile eğitimi almaya gönüllü olan ailelerle yapılan odak grup görüşmesi sonucunda interneti problemli kullanan ergenlerin ailelerine yönelik verilen eğitimin etkili olduğu, ailelerin aldıkları eğitimden memnun kaldıkları ve çocuklarıyla daha etkili iletişim kurdukları görülmüştür. Eğitim sonrası aile-çocuk arasındaki iletişim güçlenince de çocukların internet kullanımlarında azalma olduğu gözlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda internet bağımlılığını önleme konusunda aileye ve öğrenciye birlikte eğitim vermenin problemli internet kullanımını azaltmada daha etkili olduğu söylenebilir.
Duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisi
İnsanların yaşadıkları duygularının farkında olmaları, duygularını tanımaları ve duygularını ifade edebilmeleri önemlidir. İnsanların olumsuz duygu durumlarında yeme davranışında bulunmaları duygusal yeme kavramı olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar duygusal yeme olumsuz duygularla ilişkilendirilmiş olsa da son zamanlarda yapılan araştırmalar olumlu duygular ve duygusal yeme arasında da ilişki olabileceğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz teknoloji çağında bireylerin teknoloji ile ilgili bir takım bağımlılıklar geliştirdiği bu bağlamda duygusal yeme ve teknoloji bağımlılıkları arasında da bir ilişki olabileceği düşünülmüş ve bu araştırma duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma nicel bir araştırma olup araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın verilerini toplamak için araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo- demografik bilgileri içeren kişisel bilgi formu kullanılmış bununla birlikte Türkçe Duygusal Yeme Ölçeği (TDYÖ), Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği (TBÖ) VE Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu (OMÖ-K) kulanılmıştır. Verilerin toplanması "Google Forms" aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Pearson Korelasyon Analizi, Bağımsız Gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Basit ve çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda kadınların erkeklere göre duygusal yeme puanları daha yüksek bulunmuştur. Bireylerin medeni durumları, herhangi bir sağlık sorunu olup olmama durumları, ilişki durumları ile duygusal yeme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kilo nedeniyle diyetisyene başvurma, eğitim durumu, kilo memnuniyeti ve kabul edilen beden şekli ile duygusal yeme puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Duygusal yeme ve mutluluk arasında negatif yönde orta düzey ilişki, teknoloji bağımlılığı ve duygusal yeme arasında ise pozitif yönde orta düzey ilişki bulunmuştur. Teknoloji bağımlılığının sosyal ağ bağımlılığı, anlık mesajlaşma bağımlılığı ve web siteleri bağımlılığı alt boyutları ile mutluluk kavramının duygusal yeme davranışını anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar; duygusal yeme davranışının teknoloji bağımlılığı ve mutlulukla ilişkisini olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Yeme, Teknoloji Bağımlılığı, Mutluluk
Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ile sosyotelist olma durumlarının incelenmesi
Teknolojinin hızla gelişmesi ile akıllı telefonlar günlük hayatımızın pek çok alanında vazgeçilmez hale gelmektedir. Yaptığımız birçok işte kolaylıklar sağlayan akıllı telefonun aşırı kullanımı riskleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle aile içinde varlığını sürdüren ve günümüzde sanal bağımlılık olarak da ifade edilen sosyotelizm davranışı gitgide yaygınlaştığı gözlenmektedir. Sosyotelizm davranışı kişiler arası etkileşimin önüne geçmekte olup aile içi iletişimimizi olumsuz etkilediği söylenebilir. Bu nedenle araştırmamız çocuklu ebeveynler arasından seçilen 400 kişi ile yapılmıştır. Bu çocuklu ebeveynlerin 206'sı anneden 194'ü babadan oluşmaktadır. Bu araştırmanın amacı; ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki ile sosyotelist olma durumları arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik olup, ebeveyn-çocuk ilişkisinin olumlu ya da olumsuz olmasının ebeveynlerin sosyotelist puanlarını anlamlı düzeyde yordayıp yordamadığını belirlemektir. Verilerin toplanmasında Genel Sosyotelist Olma Ölçeği (GSOÖ), Ebeveyn-Çocuk İlişkisi Ölçeği (EÇİÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analiz edilmesinde SPSS programından yararlanılmıştır. Sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeyleri arasındaki ilişkileri belirlemek için Pearson Momentler Çarpımı Korelayon analizi sonucunda sosyotelizm ile ebeveyn-çocuk ilişkisi arasında negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0.14) anlamlı (p<.01) bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları olumlu ilişki ve olumsuz ilişki puanlarının sosyotelizm puanlarını yordayıp yordamadığına bakmak amacıyla yapılan Regresyon analizinin sonucuna göre ise ebeveyn-çocuk ilişkisinin alt boyutları olan olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi ve olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi düzeylerinin sosyotelizmi %7 oranında yordadığı tespit edilmiştir. Ayrıca; ebeveynlerin olumlu ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamakta, ebeveynlerin olumsuz ebeveyn-çocuk ilişkisi puanları sosyotelizm puanlarını anlamlı düzeyde yordamamaktadır. Bu sonuçlarla beraber ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; cinsiyet, aktif kullanılan sosyal medya hesabı değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için yapılan Bağımsız Örneklemler T testi sonucuna göre kadın ve erkek ebeveynlerin sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Ebeveynlerin sosyotelizm düzeylerinin; yaş, eğitim durumu, ekonomik düzey, meslek, günlük telefon kullanım süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini bulmak için ise yapılan Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) sonuçlarına göre yaş, eğitim durumu, meslek, günlük telefon süresi değişkenleri ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ekonomik düzey değişkeni ile sosyotelizm puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sosyotelizm davranışının artması ile kişilerarası iletişimin zedeleneceği dolayısıyla toplumun temel yapı taşı olan ailede, ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları ilişki kalitesini düşüreceği düşünülmektedir. Yüz yüze iletişimi geliştirmek ve ilişki kalitesini arttırmak adına düzenli dijital cihaz kullanma zaman aşımı dönemleri, ebeveynlerin çocuklarıyla daha fazla vakit geçirmesi gibi farkındalık uygulamalarından yararlandığımızda sosyotelizm davranış riskinin azalacağı dolayısıyla sosyotelist olmamızın önüne geçilebileceği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Sosyotelizm, Sosyotelist, Ebeveyn-Çocuk İlişkisi
Ortaokul öğrencilerinin sosyal medya kullanımı ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin sosyal medya kullanımı ile sosyal kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi Adana ilinin Çukurova, Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam ilçe sınırları içerisindeki Milli Eğitim Bakanlığı' na bağlı devlet okullarının ortaokul kademesinden tabakalı ve seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmaya 9 – 16 yaş aralığında, 226 kız 223 erkek olmak üzere toplam 449 öğrenci katılmıştır. Öğrencilere Demir (1997) tarafından geliştirilen "Çapa Çocuk ve Ergenler İçin Sosyal Fobi Ölçeği" ile araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak veriler elde edilmiştir. Verilerin analizinde sosyal medya kullanım saatleri, sosyal medya kullanım amaçları ve sahip olunan sosyal medya hesaplarının sosyal kaygı düzeylerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını anlamak için tek yönlü varyans analizi ANOVA kullanılmıştır. Yapılan araştırmada sosyal ağ kullanım sürelerine ile sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Araştırmada 7 saat ve üzeri sosyal ağ kullanan ile sosyal ağ kullanmayan grupların aritmetik ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Söz konusu farklılık 7 saat ve üzeri sosyal ağ kullananların lehine olduğu saptanmıştır. Sosyal ağ kullanım amaçları ile sosyal kaygı düzeyi arasındaki ilişkide "Fotoğraf paylaşmak", "Video paylaşmak", "Boş zamanlarını geçirmek" amaçları ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. "Yeni arkadaşlar edinmek", "Çevrimiçi sohbet etmek", "Yorum yapmak", "Bilgi edinmek", "Haber paylaşmak", "Oyun oynamak", "Tanıdıklarıyla iletişim kurmak", "Arkadaşlarının ne yaptığını kontrol etmek" amaçları ile sosyal fobi düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kullanılan sosyal medya hesaplarının sosyal kaygı ile ilişkisinde "Youtube", "Tumblr", "Pinterest" hesapları için sosyal kaygı ile anlamlı farklılıkların olduğu bulunmuştur. Ancak "Facebook", "Twitter", "Google +", "Instagram", "Foursquare", "Vine", "Blogspot", "Skype", "Whatsapp" kullanımı ile sosyal kaygı düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır. Keywords: Sosyal Fobi, Sosyal Kaygı, sosyal medya, sosyal ağlar, ortaokul,
Lise öğrencilerinin matematik kaygısı, dijital bağımlılık ve yaşam doyumunun incelenmesi
Ankara ili Çankaya ilçesindeki lise öğrencilerinin matematik kaygısı, dijital bağımlılık ve yaşam doyumunun cinsiyet, sınıf, kardeş sayısı, algılanan akademik başarı, algılanan aile ekonomik durum, anne-baba eğitim durumu gibi çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın evreni 2023-2024 eğitim öğretim yılı ikinci döneminde, Ankara/Çankaya ilçesinde bulunan 30 (15 özel ve 15 devlet) lisede öğrenim gören 9., 10., 11. ve 12. sınıf öğrencilerinin tamamından oluşmaktadır. Araştırmada "Matematik Kaygı Ölçeği", "Dijital Bağımlılık Ölçeği" ve "Yaşam Doyumu Ölçeği", araştırma sonucu elde edilen verilerin istatistiksel çözümleri için SPSS paket programı kullanılmıştır. Öğrencilerin çoğunluğunun matematik kaygısı, dijital bağımlılık alt boyutları ve dijital bağımlılık toplamda düşük ve yaşam doyumları yüksektir. Matematik kaygısı; cinsiyet, sınıf, okul türü, algılanan akademik başarı, günlük bilgisayar (masaüstü, laptop, tablet vb.), telefon başında geçen süre, algılanan aile ekonomik durum, anne-baba eğitim, matematikten özel ders alma, günlük ders çalışma saati ve algılanan anne baba tutumuna göre farklılık göstermektedir. Dijital bağımlılık; cinsiyet, sınıf, algılanan akademik başarı, günlük bilgisayar telefon başında geçen süre, anne eğitim, günlük ders çalışma saati, düzenli olarak herhangi bir spor, müzik, resim vb. etkinliğe katılma ve algılanan anne baba tutumuna göre farklılık göstermektedir. Yaşam doyumu; cinsiyet, sınıf, okul türü, kardeş sayısı, algılanan akademik başarı, algılanan aile ekonomik durum, anne-baba eğitim, düzenli olarak herhangi bir spor, müzik, resim vb. etkinliğe katılma, algılanan anne baba tutumu ve anne çalışma durumuna göre farklılık vardır. Anahtar Kelimeler: Matematik kaygısı, Dijital bağımlılık, Yaşam doyumu, Lise öğrencisi
Fiziksel aktivitenin teknoloji çağı hastalıkları netlessfobi ve nomofobi ile ilişkisi
Teknolojinin gelişmesi, dijital araçların yaygınlaşması ve sosyal medyanın bilinçsizce kullanılması nedeniyle bireylerde netlessfobi ve nomofobi adı verilen çeşitli teknoloji çağı hastalıkları ortaya çıkmıştır. Netlessfobi ve nomofobi gibi psikolojik rahatsızlıklar gençlerin zihinsel ve sosyal gelişimini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle gençlerde netlessfobi ve nomofobinin ortaya çıkışını engellemeye yönelik koruyucu önlemler alınmalıdır. Gençlerin netlessfobi ve nomofobiden korunmasında fiziksel aktivitenin etkili bir araç olabileceği ön görülmektedir. Bu nedenle araştırmada orta öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerde fiziksel aktivitenin netlessfobi ve nomofobi ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemi 2019-2020 Eğitim Öğretim yılında Aydın ili Efeler ilçesindeki orta öğretim kurumlarında öğrenim gören 986 (n=480 kadın ve n=506 erkek) gönüllü öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği ve Nomofobi Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 25,0 paket programında %95 güven aralığında ve 0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Yapılan istatistiki analizlerde fiziksel aktivite ile internet bağımlığı ve nomofobi arasında negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu bulgusuna ulaşıldı (p<0,05). Araştırmada istatistiki analizlerden elde edilen bulgular doğrultusunda öğrencilerin fiziksel aktivite düzeylerinin artmasına bağlı olarak netlessfobi ve nomofobi görülme riskinin düşük düzeyde de olsa azalabileceği sonucuna ulaşıldı. Bu nedenle öğrenciler ilgi alanlarına uygun fiziksel etkinliklere yönlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Öğrenci, Netlessfobi, Nomofobi
Ergenlerin internet bağımlılık, algılanan sosyal destek, yalnızlık ve psikolojik belirti düzeyleri: Farklı yapısal modellerin denenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, ergenlerin internet bağımlılık düzeyleri, algılanan aile sosyal desteği, yalnızlık ve psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma Siirt ilinde farklı lise türlerine devam eden 2047 ergenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Ölçme aracı olarak Young İnternet Bağımlılık Ölçeği Kısa Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu ve Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Çalışmada verilerin çözümlenmesi betimsel istatistik analizleri, çok değişkenli normallik testleri ve yapısal eşitlik modellemesi yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Ayrıca modellere ilişkin dolaylı etkinin anlamlılığını test etmek için bootstrapping işlemi kullanılmıştır. Araştırmada test edilen farklı yapısal eşitlik modelleri sonrasında, psikolojik belirtilerin algılanan aile sosyal desteği ile internet bağımlılığı arasında kısmi aracı role, yalnızlık ile internet bağımlılığı arasında ise tam aracı role sahip olduğunu belirten modelin en iyi yapısal eşitlik modeli olduğu görülmüştür. Bootstrapping işlemi sonrasında da modeldeki tüm dolaylı etkilerin anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada bazı demografik değişkenlerin ergenlerin internet bağımlılığı üzerindeki etkisine de bakılmıştır. Elde edilen bulgulara göre cinsiyet değişkeni açısından erkek olmak, sosyal medya üyeliği bulunmak, algılanan akademik başarı düzeyini düşük algılamak, günlük internet kullanım süresinin yüksek olması ve internete girerken kullanılan aracın tablet olması ergenlerin internet bağımlılık düzeyleri üzerinde anlamlı etkileri olan değişkenler olarak görülmüştür.
Çevrimiçi oyun bağımlılığı ile beden kitle indeksleri, benlik saygısı ve sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişki
Bu araştırmada çevrim içi oyun bağımlılığı ile beden kitle indeksi, benlik saygısı, sosyal görünüş kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 2018/2019 yılında Gaziantep Üniversitesi'nde eğitim/öğretim gören toplam 478 (237 Kadın ve 241 Erkek) öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara; sosyo-demografik bilgi formu, sosyal görünüş kaygısı ölçeği, çevrim içi oyun bağımlılığı ölçeği ve iki boyutlu benlik saygısı ölçeği uygulanmıştır. Tüm veriler, SPSS 23 programı ile analiz edilmiştir. Veriler, normal dağılım gösterdiği için parametrik analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, kişilerin, çevrim içi oyun oynama süreleri ile çevrim içi oyun bağımlılığı toplam puan ve tüm alt boyutları arasında pozitif yönlü orta düzey bir ilişki olduğu görülmüştür. Buna karşın vücut kitle indeksi ile çevrim içi oyun bağımlılığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Elde edilen bulgular, ilgili literatür temelinde tartışılmıştır.
Ergenlerin bağlanma stilleri ve sosyal kaygıları ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ergenlerin akıllı telefon bağımlılığı ile bağlanma stilleri ve sosyal kaygıları arasındaki ilişki incelenmektedir. Araştırmanın örneklemi 208 kadın ve 202 erkek olmak üzere toplam 410 lise öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Versiyonu (ATBÖ-KV), Ergenler için Sosyal Kaygı Ölçeği (ESKÖ),Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Envanteri-Kısa Formu (EABE-KF) uygulanmıştır. Elde edilen veiler SPSS paket programı ile yorumlanmıştır. Araştırmada kullanılan ölçekler; cinsiyet, yaş, sınıf, yaşanılan yer değişkenlerine göre karşılaştırmasında bağımsız iki örneklem t testi (independent samples t test); okul başarı durumu ve anne-baba eğitim durumu değişkenlerine göre karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi (One Way ANOVA) testi uygulanmıştır. ANOVA testinde gruplar arasında anlamlı farklılık görüldüğünde farkın hangi iki grup arasında olduğunu belirlemek amacıyla Tukey post hoc testinden yararlanılmıştır. Akıllı telefon bağımlılığının, sosyal kaygı ve bağlanma stilleri ile arasındaki ilişkide Pearson korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Analizler sonucunda sosyal kaygıları yüksek olan ergenler ile güvensiz bağlanma stiline sahip olan ergenlerin akıllı telefon bağımlılık düzeylerinin yüksek olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akıllı telefon bağımlılığı, bağlanma stilleri, sosyal kaygı
Üniversite öğrencilerinin sosyal medya bağımlılık düzeyleri, sosyal medya kullanım amaçları ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, sosyal medya kullanım amaçları, sosyal medya bağımlılığı ve bağlanma stilleri ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bununla beraber sosyal medya kullanım amaçları, sosyal medya bağımlılığı ve bağlanma stilleri ilişkisinin alt boyutlarının çeşitli sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 2017/2018 yılında Gaziantep Üniversitesi'nde eğitim/öğretim gören 391 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara sosyo-demografik bilgi formu, sosyal medya kullanım amaçları ölçeği, sosyal medya bağımlılığı ölçeği ve bağlanma stilleri ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre sosyal medyayı kullanım amaçlarına bakıldığında eğitim, arkadaşlık bilgi amaçlı kullanıldığı görülmüştür. Sosyal medya kullanım amaçları, sosyal medya bağımlılığı ve bağlanma stillerinin alt boyutları arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanım amaçları, sosyal medya bağımlılığı ve bağlanma stillerinin alt boyutlarının demografik değişkenlere göre anlamlı bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
Çevrimiçi oyun bağımlılığı olan ergenlerde baba rolünün değerlendirilmesi
Ergenler arasında oyun bağımlılığının gelişimi ile yüksek oranda ilişkili olan baba figürünün rolünün daha iyi anlaşılması, tedavi ve önleme programları geliştirmek için çok önemlidir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı, çevrimiçi video oyun bağımlılığı olan ergenlerin babalarının aile içinde ve baba-çocuk ilişkisinde nasıl algılandığını incelemektir. Araştırma kapsamında 12-18 yaş arası (23 erkek, 8 kız) 31 kişiyle mülakatlar yapılmış ve "Sosyodemografik Özellikler ve Oyun Oynama Etkinliği Bilgi Formu" ve "İnternet Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği" uygulanmıştır. Mülakatlardan elde edilen veriler anlatı analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular, belirli babalık uygulamalarının çevrimiçi video oyun bağımlılığının gelişimi üzerinde önemli bir etkisi olabileceğini göstermiştir. Geleneksel, uzak ve otoriter baba figürü, baba ve çocuk arasındaki iletişim eksikliğine yol açabilmekte, bu da ergenlerin aşırı çevrimiçi faaliyetlere girmesine neden olabilmektedir. Sonuçlar, babaların mevcut ebeveynlik rolündeki yetersizliğinin, çevrimiçi oyun bağımlısı ergenlerin mevcut sorunlarının oluşumu üzerinde önemli bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur.
Serbest zamanda sıkılma algısı, akıllı telefon bağımlılığı ve yalnızlık düzeyi ilişkisi (Lise öğrencileri örneği)
Araştırmanın amacı, lise eğitimi veren okullarda öğrenim gören öğrencilerin serbest zamanda sıkılma algısı, akıllı telefon bağımlılığı ve yalnızlık düzeylerinin belirlenmesi ve çeşitli demografik değişkenlere göre incelenmesidir. Araştırma evrenini, Manisa İli Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı lise eğitimi veren okullarda öğrenim gören öğrenciler oluştururken, çalışma grubunu ise öğrenciler içerisinden akıllı telefon sahibi olan ve kolayda örneklem metodu ile seçilen yaş ortalamaları 505 erkek (Ortyaş=16.26± 1.11) ve 564 (Ortyaş=16.17± 1.04) kadın olmak üzere toplam 1069 (Ortyaş=16.21± 1.08) gönüllü öğrenci oluşturmuştur. Katılımcılara araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu, Türkçe'ye uyarlama çalışmaları; Noyan vd. (2015) tarafından yapılan "Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Formu" (ATBÖ-KF), Kara, Gürbüz ve Öncü (2014) tarafından yapılan "Serbest Zamanda Sıkılma Algısı Ölçeği" (SZSAÖ) ve Yıldız ve Duy (2014) tarafından yapılan UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu (UYÖ-KF) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde istatistiki yöntem olarak; frekans, aritmetik ortalama, standart sapma; bağımsız örneklemler için t testi, MANOVA, ANOVA ve Pearson Korelasyon testleri kullanılmıştır. Verilerin parametrik testlerin ön şartlarını sağlayıp sağlamadığına Skewness ve Kurtosis (verilerin normal dağılım durumu) değerleri ve Levene (varyans eşitliği) testi sonuçları incelenerek karar verilmiştir. Araştırma bulgularında; ATBÖ-KF'ye ilişkin ANOVA test sonuçlarının "telefon kullanma saati" ve "fiziksel aktivitelere katılım sıklığı", UYÖ-KF'ye ilişkin ANOVA test sonuçlarının "günlük telefonu kontrol etme", "telefon kullanma saati", "akıllı telefon bağımlılığı durumu", "serbest zamanı değerlendirmede güçlük çekme" ve "fiziksel aktivitelere katılım sıklığı" ve SZSAÖ'ye ilişkin MANOVA test sonuçlarının ise "cinsiyet", "günlük telefonu kontrol etme", "telefon kullanma saati", "akıllı telefon bağımlılığı durumu", "serbest zamanı değerlendirmede güçlük çekme" ve "fiziksel aktivitelere katılım sıklığı" değişkenlerine göre farklılaştığı belirlenmiştir. SZSAÖ alt boyutlarından "sıkılma" alt boyutu ile UYÖ-KF arasında pozitif yönde düşük düzeyde ve "doyum" alt boyutu ile UYÖ-KF arasında ise negatif yönde düşük düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak; katılımcıların ATBÖ-KF, UYÖ-KF ve SZSAÖ'ye ilişkin ortalama puanları çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaştığı, öğrencilerin ATB düzeyi puan ortalamalarının yüksek olduğu, serbest zamanda sıkılma algıları yükseldikçe yalnızlık düzeylerinin yükseldiği ve serbest zamandan doyumlarının azaldığı, fiziksel aktivitelere katılım yükseldikçe ise akıllı telefon bağımlılığı ve yalnızlık ve sıkılma algısı düzeylerinin azalarak, doyumlarının arttığı sonucuna varılmıştır.
Zorbalık taciz saldırganlığa maruziyet ölçeğinin Türkçe'ye adaptasyonu ve sosyal medya bağımlılığı ile ilişkisi
Bu araştırmada Hall (2016) tarafından geliştirilmiş olan bir mağduriyet ölçeğinin Türkçe'ye adaptasyonu ve sosyal medya bağımlılığı ile ilişkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırma 2020-2021 eğitim öğretim yılı, Gaziantep ilinde 461 ortaokul öğrencisine Zorbalık Taciz Saldırganlığa Maruziyet Ölçeği uygulanması ve diğer aşamada 965 ortaokul öğrencisine Zorbalık Taciz Saldırganlığa Maruziyet Ölçeği ve Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeklerinin uygulanması ile yapılmıştır. İkinci aşamada zorbalık ve sosyal medya bağımlılığı ilişkisi incelenirken aynı zamanda çeşitli demografik değişkenlerle olan ilişkileri ele alınmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; mağduriyet ölçeğinin Türkçe'ye adaptasyonu yapılmış olup, geçerlik ve güvenirlik düzeylerinin beklenen sınırlar içinde çıktığı saptanmıştır. Aynı zamanda mağduriyet türlerinin sosyal medya bağımlılığını etkilediği saptanmıştır. Kullanılan ölçekler arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki bulunmaktadır. Elde edilen bulgular, literatürde yer alan verilere dayalı olarak tartışılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı, fiziksel aktivite ve beslenme durumunun incelenmesi
Günümüzde sosyal medya insanların yaşamının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Ancak sosyal medya kullanma alışkanlığı zamanla bağımlılığa dönüşebilmektedir. Sosyal medya bağımlılığı bireylerin fiziksel sağlık, psikolojik sağlık ve beslenme davranışları üzerinde zararlı bir etkiye sahip olabilmektedir. Bu araştırma, üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığını saptamak ve sosyal medya bağımlılığının beslenme durumu ve fiziksel aktivite üzerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma korelasyonel (illişkisel) bir çalışmadır. Çalışmaya gönüllü 406 üniversite öğrencisi katılmıştır. Veriler online anket formu ile toplanmıştır. Bu araştırmada öğrencilerin demografik özellikleri, beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyleri sorgulanmış ve sosyal medya bağımlılığını değerlendirmek için 'Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği' ve beslenme durumunu belirlemek için 'Akdeniz Diyeti' ne Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %25.6'sı erkek, %74.4'ü kız olup yaş ortalamaları 21.07±3.06'dır. Öğrencilerin %66.0'sı iki ana öğün tüketmektedir ve en çok atlanan öğün öğle öğünüdür. Erkek öğrencilerin %59.6'sının; kız öğrencilerin %57.9'unun Akdeniz Diyeti' ne uyumları orta düzeydedir. Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde eğitim gören öğrencilerin Akdeniz Diyeti' ne uyumları diğer fakültedeki öğrencilerden daha yüksektir (p<0.05). Ana öğün tüketirken öğrencilerin %6.3'ü her zaman, %20.0'ı sıklıkla sosyal medya kullanırken %18.9'u ana öğün tüketirken hiç sosyal medya kullanmamaktadır. Öğrencilerin %63.8'inde farklı düzeylerde sosyal medya bağımlılığı saptanmıştır. Öğrencilerin %45.6'sı hafif aktivite düzeyindedir. Akdeniz Diyeti' ne uyum azaldıkça sosyal medya bağımlılığında artış olmaktadır (p<0.05). Fiziksel aktivite düzeyi ve SMBÖ puanı arasında ilişki bulunamamıştır (p>0.05). Sonuç olarak sosyal medya bağımlılığı öğrencilerin sağlıklı beslenme durumlarını etkilemektedir. Öğrencilerin sosyal medya kullanımı esnasında yemek yememe, ana öğün tüketirken sosyal medya kullanmama, sosyal medya kullanırken atıştırmalık tüketmeme ve doğru beslenme alışkanlıkları kazanma konusunda bilinçli olmaları sağlanmalıdır. En sağlıklı beslenme şekli olarak kabul edilen Akdeniz Diyeti' ne uyumlu beslenmeleri konusunda eğitilmelidir ve sağlık üzerine etkileri konusundaki farkındalıkları artırılmalıdır.
Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin sıkışmışlık hissi ve telefon bağımlılığı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmada, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi'nde bulunan öğrenci katılımcıların sıkışmışlık hissi ve telefon bağımlılığı düzeylerinin incelenmesidir. Çalışmada araştırma yöntemi olarak nicel araştırma yöntemlerinden kolaydan örnekleme modelinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubu Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi, 97 kadın 193 erkek öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel bilgi formu, Akıllı Telefon Bağımlılığı (Kısa Form) ölçeği ve Sıkışmış Hissetme ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 paket programı kullanılmıştır. Normallik sınaması analizlerinde basıklık ve çarpıklık değerleri (+1,5 ve -1,5) dikkate alınırken (Tabachnick ve Fidell, 2013); homojenlik sınamasında Levene testi uygulanmıştır. Normal dağılım gösteren değerler için parametrik testlerden ikili karşılaştırmalar için Independent T testi, ikiden çok karşılaşma için One Way Anova testi kullanılmıştır. Ayrıca Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma bulgularında akıllı telefon bağımlılığının cinsiyet ve sınıf değişkenine göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Sıkışmış hissetmenin alt boyutu olan dışsal faktörler de t testi analizi sonucunda; yaş değişkenine göre anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sıkışmışlık hissi alt boyutlarının kendileri arasında yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sıkışmışlık hissi alt boyutları olan dışsal faktörler ve içsel faktörler akıllı telefon bağımlılığı ile orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada Manisa Celal Bayar Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin sıkışmış hissetme ve telefon bağımlılığı arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sıkışmışlık hissi alt boyutları arasında yüksek düzeyde anlamlı ilişkinin, dışsal faktörler ve içsel faktörler ortalamalarının artmasının akıllı telefon bağımlılığının artmasını etkilediği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Üniversite, Öğrenci, Sıkışmışlık Hissi, Telefon Bağımlılığı
Ebeveynlerin internet bağımlılığı olan ergen çocuklarına ve ebeveyn olarak kendilerine yönelik bilişsel temsillerinin incelenmesi
Bu araştırma ile annelerin internet bağımlılığı olan ergen çocuklarına ve bir ebeveyn olarak kendilerine ilişkin kullandıkları kişisel yapılar incelenmiştir. Bu çalışma, çoklu nicel vaka çalışması olarak tasarlanmıştır. Çalışmada internet bağımlılığı olan öğrencilerin öncelikli olarak tespit edilmesi için geniş bir örneklem grubuna Young İnternet Bağımlılığı Kısa Form Ölçeği (YİBT-KF) uygulanmıştır. Bu doğrultuda Adana ilinin Yüreğir ilçesindeki sekiz okulda öğrenim gören yaşları 14 ila 18 arası toplam 444 değişen (312'si kadın, 132'si erkek) öğrenciye YİBKF uygulanmıştır. İkinci basamakta bu ölçekten görece yüksek puan alan 8 öğrenci belirlenmiş ve bu öğrencilerin anneleri ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Böylelikle çalışma için veriler toplanarak analize hazır hale getirilmiştir. Bu görüşmeler yarı yapılandırılmış bir görüşme olan repertuar ağı tekniği ile yapılmıştır. Katılımcılardan elde edilen verilerin analizi İdiogrid 2.4 programı ile yapılmıştır. Annelerin kendilerine ve bağımlılık gösteren çocuklarına kurgularını ortaya çıkartmak için analizler yürütülmüştür. Buna göre elde edilen ilk bulgu bu annelerin bir anne olarak kendilerinden memnun oldukları yönündeydi. Bu anneler kendilerini "iyi örnek anne" ve "ideal anne" imgelerine oldukça yakın konumlandırmışlardır. Buna karşın ergen çocukları ile ilgili bilişsel temsilleri daha negatif olarak gözlenmiştir. Anneler çocuklarını görece olumsuz olarak kurgulamaktadır. Annelerin neredeyse tamamı çocuklarını "ideal çocuk" ve "çevremde takdir ettiğim bir çocuk" orta düzeyde uzak konumlandırmıştır. Elde edilmiş olan bu bulgular annelerin kendilerini bu rolde olumlu, bağımlılık gösteren çocuklarını ise ağırlıklı olarak olumsuz gördüklerini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: İnternet bağımlılığı, repertuar ağı tekniği, ideal anne, bilişsel temsil, ergen.
Ortaokul öğrencilerinin konuşma kaygıları ile dijital oyun, sosyal medya ve akıllı telefon bağımlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, ortaokul öğrencilerinin konuşma kaygıları ile dijital oyun, sosyal medya ve akıllı telefon bağımlılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında Düzce ili Merkez ilçesinde bulunan Yeşiltepe, Aydınpınar ve Hürriyet Ortaokulları çalışmanın evrenini oluşturmuştur. Okulların seçiminde tabakalı örneklem tekniği ile basit tesadüfi yöntem kullanılmıştır. 8. sınıfta öğrenim gören 331 öğrenci örneklemi oluşturmakta ve evreni temsil ettiği düşünülmektedir. Bu araştırma "Nicel Yöntem"de olup "İlişkisel Tarama Modeli"nde tasarlanmıştır. Belirlenen okulların 8. sınıf öğrencilerine anket uygulaması 22.09.2020 ile 20.10.2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formunun yanında Konuşma Kaygısı Ölçeği ( Keşaplı ve Çifci, 2017), Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği (Hazar ve Hazar, 2017), Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (Özgenel, Canpolat ve Ekşi, 2019), Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği - Kısa Versiyonu (Şata ve Karip, 2017) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 22 programı ile yapılmıştır. Araştırmada kullanılan ölçme araçlarının normallik dağılımına uygun olup olmadığı Kolmogorov-Smirnov Testi ile değerlendirilmiş ve ölçeklerin analizi için ikili grupların karşılaştırılmasında parametrik testlerden Bağımsız Örneklemler T Testi, ikiden fazla grubun ortalamalarının karşılaştırılmasında Tek Yönlü Anova Testi ve farklı puan değerine sahip değişkenlerin karşılaştırılmasında Spearman Korelasyon Testi kullanılmıştır. Öğrencilerin konuşma kaygıları ile dijital oyun, sosyal medya ve akıllı telefon bağımlılıkları arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır. Öğrencilerin konuşma kaygıları; cinsiyet, anne baba eğitim seviyesi, sahip olunan dijital araç sayısı, dijital araçları kullanım süreleri ve başarı değişkenleri bakımından incelenmiştir. Araştırma sonucunda ortaokul öğrencilerinin konuşma kaygıları ile dijital oyun, sosyal medya ve akıllı telefon bağımlılıkları arasında pozitif yönlü ilişki saptanmıştır. Dijital oyun, sosyal medya ve akıllı telefon bağımlılıkları arttıkça konuşma kaygılarının da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Konuşma Kaygısı, Dijital Oyun Bağımlılığı, Sosyal Medya Bağımlılığı, Akıllı Telefon Bağımlılığı
COVID-19'dan kaçınma tutumu ile sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolü
Bu araştırmada Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolünün incelemesi amaçlanmıştır. Araştırma yöntemi olarak yordayıcı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcılarını uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen, 251 kadın (%67.1) ve 123 erkek (%32.9) olmak üzere toplam 374 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Covid-19'dan Kaçınma Tutumları Ölçeği, Kısa Sosyal Fobi Ölçeği, Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler 2021 yılının Aralık ayı ile 2022 yılının Şubat ayı arasında internet üzerinden çevrimiçi olarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS.25 paket programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında kullanılan ölçeklerden elde edilen puanların demografik değişkene göre farklılaşma durumu incelenirken 2'li Gruplarda Bağımsız Gruplar t Testi, değişkenler arası ilişkiler analiz edilirken Pearson Korelasyon Analizi, aracılık etkisinin test edilmesinde ise Bootstrap yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Analizlerde Bootstrap yöntemiyle 5000 yeniden örneklem seçeneği kullanılmıştır. Analizler sonucunda Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi arasındaki ilişkide teknoloji bağımlılığının aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkenine göre Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi değişkenleri ile arasında anlamlı düzeyde bir farklılık olduğu ancak teknoloji bağımlılığı değişkeni ile arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Değişkenlerin birbirleri ile ilişkilerine yönelik bulgularda ise; Covid-19'dan kaçınma tutumu ve sosyal fobi değişkenleri, Covid-19'dan kaçınma tutumu ve teknoloji bağımlılığı değişkenleri, teknoloji bağımlılığı ve sosyal fobi değişkenleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılarak alan uzmanları ve gelecekteki çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Çevrimiçi oyun bağımlılığı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide duygusal şemaların aracılık etkisi
Bu araştırmada, çevrimiçi oyun oynayan üniversite öğrencilerinin çevrimiçi oyun bağımlılığı düzeyleri ile yaşam doyumu, duygusal şemalar ve demografik özellikleri (cinsiyet, yaş, üniversite, aile sosyo-ekonomik düzeyi) arasındaki ilişkiler ilişkisel tarama modeliyle incelenmiştir. Araştırmada ayrıca, çevrimiçi oyun bağımlılığı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide duygusal şemaların aracılık etkisi yapısal eşitlik modeli ile incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu 549 çevrimiçi oyun oynayan üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmada çevrimiçi oyun bağımlılığı ile ilgili bilgiler "Çevrimiçi Oyun Bağımlılığı Ölçeği", yaşam doyumu ile ilgili bilgiler "Yaşam Doyumu Ölçeği", duygusal şemalar ile ilgili bilgiler "Leahy Duygusal Şema Ölçeği" ile toplanmıştır. Bazı değişkenlere (cinsiyet, yaş, üniversite, aile sosyo-ekonomik düzeyi) ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırmanın hipotezlerini test etmek amacıyla, araştırma verileri korelasyon analizi, regresyon analizi, t testi ve tek yönlü varyans analizleri yapılmıştır. Ayrıca çevrimiçi oyun bağımlılığı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide duygusal şemaların aracılık etkisini incelemek amacıyla yapısal eşitlik modellemesi yapılmıştır. Araştırma sonucunda, çevrimiçi oyun bağımlılığı düzeyi ile duygulara karşı zayıflık, akılcılık isteği, farklılık, süreklilik, onaylanma, duyguları zararlı görme ve suçluluk duygusal şemaları arasında pozitif, düşük düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı bir korelasyon olduğu, anlaşılabilirlik, duygulardan kaçınma ve duyguları inkar duygusal şemaları ile negatif, düşük düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı korelasyonlar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu düzeyleri ile anlaşılabirlik ve hisleri kabullenme duygusal şemaları ile pozitif ve orta düzeyde, kontrol edilmezlik, akılcılık isteği, duyguları inkar, uzlaşma ve duyguları zararlı görme duygusal şemaları ile pozitif, düşük düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı korelasyon olduğu, ruminasyon, farklılık ve süreklilik duygusal şemaları ile negatif, düşük düzeyde ve istatistiksel açıdan anlamlı korelasyonlar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada ayrıca, çevrimiçi oyun bağımlılığı ile yaşam doyumu arasındaki ilişkide duygusal şemaların tam aracılık etkisine sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, erkek öğrencilerin kız öğrencilere göre çevrimiçi oyun bağımlılığı düzeylerinin anlamlı bir şekilde yüksek olduğu ve aile sosyo-ekonomik düzeyi üst gelir grubunda yer alan öğrencilerin alt ve orta gelir grubunda yer alan öğrencilere göre çevrimiçi oyun bağımlılığı düzeylerinin anlamlı bir şekilde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Üniversite öğrencilerinde teknoloji ile ilgili bağımlılıklar ve ilişkili faktörler
Amaç: Bu çalışmada, Düzce üniversitesi öğrencilerinde teknoloji ile ilgili bağımlılıkların boyutunu ve sosyodemografik özellikler, sahip olunan olanaklar ve ilgili teknolojileri kullanmaya başlama yaşı gibi faktörler ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın evreni Düzce Üniversitesi merkez kampüsünde bulunan 4 yıllık öğrenim gören 13925 kişiden oluşmaktadır. Kesitsel tipte olan bu çalışmada örneklem büyüklüğü 1304 olarak hesaplanmıştır. Her fakülte bir tabaka kabul edilerek, tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Evren/Örneklem oranı üzerinden, örneklem genişliği yaklaşık 10 kişide bir olarak hesaplanmış, çalışmaya 1465 öğrenci dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında 67 sorudan oluşan bir anket formu ile birlikte geçerli ve güvenilir oldukları gösterilmiş, internet, akıllı telefon, sosyal medya ve dijital oyun ölçekleri kullanılmıştır. Ölçeklerden alınan puanların sosyodemografik özellikler, sahip olunan olanaklar ve ilgili teknolojileri kullanmaya başlama yaşı gibi faktörlerle olan ilişkileri incelenmiştir. Verilerin analizinde SPSS paket programı kullanılmış, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri ile birlikte, Spearman Korelasyon ve Çoklu Regresyon analizleri yapılmıştır. P<0,05 anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan 1465 öğrencinin %56,9'u kadın, %43,1'i erkektir. Çalışmada ölçeklerden alınan pun ortalamalrı; internet bağımlılığında 28,07±8,46, akıllı telefon bağımlılığında 26,59±11, sosyal medya bağımlılığında 50,75±14,34, dijital oyun bağımlılığında ise 13,41±6,87 bulunmuştur. Ölçeklerde alınan puan ortalamaları, internet ve dijital oyun bağımlılıklarında erkeklerde, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılıklarında kadınlarda fazla bulunmuştur. Düzenli olarak spor yaptığını belirten kişilerde ortalama akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puanları, sağlık durumunu ve akademik başarısını iyi olarak algılayanlarda ise ortalama punlar dört bağımlılık türünde de düşük bulunmuştur. İnterneti sörf yapmak amacı ile kullananlarda internet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puan ortalamaları daha yüksek, ödev yapmak amacı ile kullananlarda akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılık puan ortalamaları daha düşük bulunmuştur. İnternet ile erken yaşlarda tanışanlarda dört bağımlılık türü de fazla, cep telefonu ve akıllı telefon ile erken yaşlarda tanışanlarda akıllı ii telefon bağımlılığı, erken yaşlarda bilgisayar kullananlarda ise oyun bağımlılığı pun ortalamaları fazla bulunmuştur. İnternet, akıllı telefon ve sosyal medya bağımlılığı arasında güçlü korelasyon (0,694;0,662;0,730), dijital oyun bağımlılığı ile diğer bağımlılıklar arasında ise zayıf korelasyon bulunmaktadır (0,359;0,255;0,270). Sonuç: Üniversitede internet bağımlılığı puan ortalaması literatüre göre yüksek bulunmuştur. Teknolojik bağımlılıklar öğrencilerin akademik başarısını düşürmektedir. Öğrencilerin erken yaşta bilgisayar ve telefon kullanmaya başlamaları ve dijital oyun oynamaları bağımlılık riskini artırmaktadır. Teknolojik bağımlılıkların prevelansını ve risk faktörlerini belirlemeye yönelik çalışmalar yapılarak, önleme politikaları geliştirilebilir.
Teknoloji bağımlılığı ve bağımlılığın tükettiği kimlikler
Günümüzde teknoloji kullanım alanları ve pratiklerinin artması nedeniyle teknoloji bağımlılığı ve bu bağımlılık sonucunda kimliğin bir tüketim nesnesi haline gelmesi arasındaki ilişkisinin incelenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Her bireyin zaman ve mekân farkı göz etmeksizin teknolojiyi hayatlarının her alanında kullanabiliyor olması, teknolojinin bireylerin hayatlarındaki kullanım alanını genişletmesine sebep olmaktadır. Böylece teknoloji bir yandan bireylerin hayatlarındaki hemen her ihtiyacı karşılamanın kolay ve ulaşılabilir yollarını sunuyor olsa da, diğer yandan bireylerin hayatlarında yer alan önemli kavramların sorgulanmasına ve anlamlarının değişmesine yol açmaktadır. Mevcut literatür incelendiğinde teknoloji bağımlılığı ve kimliğin tüketimi konusunu doğrudan ele alan çalışma olmadığını görülmektedir. Bu nedenle bu çalışmada teknoloji bağımlılığı ve bağımlılığın bireylerin kimliklerini bir tüketim nesnesi haline getirip getirmedikleri nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile incelenmektedir. Çalışma sonucunda literatürde var olan çalışmalara ek olarak teknoloji kullanımının bir bağımlılık haline gelmesi ve bu bağımlılığın kimlik tüketimi ile olan ilişkisine vurgu yapılmaktadır. Çalışmanın sonucunda bireylerin teknoloji kullanımlarının bağımlılık düzeyine gelmesi ile birlikte, bireylerin "kimlik" kavramına dair bir sorgulama içerisine girdikleri ve bu sorgulama sonucunda kendi kimliklerini yücelttikleri ya da değiştirme yoluna gittikleri görülmektedir.
Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin COVID-19 sürecinde yaşadıkları koronavirüs korkusu ile teknoloji bağımlılığı arasındaki ilişki
Amaç: Bu araştırmada, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin COVID-19 pandemisi sürecinde yaşadıkları koronavirüs korkusu ile teknoloji bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: İlişkisel ve tanımlayıcı desendeki bu araştırma 12 Mart-12 Nisan 2021 tarihleri arasında Fırat Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören öğrencilerle gerçekleştirildi. Araştırma yapılmadan önce örneklem büyüklüğü 310 olarak belirlendi. Araştırma bu tarihler arasında 1126 öğrenci ile tamamlandı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği'' ve "Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği'' kullanıldı. Elde edilen veriler arasındaki ilişkilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, değişkenlerin karşılaştırmasında ise Independent Sample T Test ve One Way Anova testleri kullanıldı. Bulgular: Koronavirüs 19 Fobisi Ölçeği toplam puan ortalaması 51,55 ± 15,92 ve Teknoloji Bağımlılığı Ölçeği toplam puan ortalaması 50,41 ± 17,94 olarak belirlendi. Teknoloji bağımlılığı ölçeği ile koronavirüs 19 fobisi ölçeği arasında iki yönlü pozitif yönde oldukça anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi (r=328, p<0.01). Sonuç: Bu araştırmada, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinde koronavirüs korku düzeyi yüksek olan öğrencilerin, yüksek teknoloji bağımlılığı düzeyine; koronavirüs korkusu düzeyi düşük olan öğrencilerin ise düşük teknoloji bağımlılığı düzeyine sahip olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: COVID-19 Korkusu, COVID-19 Salgını, Teknoloji Bağımlılığı, Hemşirelik