Spermatozoa

134 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Allojenik mezenkimal kök hücreler ve mikroakışkan sistemle vücut dışında testisteki spermatogonyal kök hücre mikroçevresinin devamlılığının sağlanması

Prepubertal kanser vakalarında kemo ve radyoterapi uygulamaları nedeniyle erkek hastaların yarısında infertilite görülmektedir. Kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin (KİMKH) Sertoli hücreleriyle proliferatif faktörler salgılama karakterleri ve embriyonik kökenleri ortaktır. Mikroakışkan sistemleri (MaS), vücutta mikrovasküler akışı modelleyen yüksek teknolojik tıbbi cihazlardır. Tez çalışmasıyla geliştirilen MaS'ta KİMKH salgıları kullanılarak spermatogonyal kök hücrelerin (SKH) proliferasyonu ve farklılaştırılması hedeflenmiştir. Çalışma; disiplinler arası, rastgele seçilmiş, kontrol grubu içeren, ileriye yönelik in vitro deneysel araştırma şeklinde yürütülmüştür. Bağımlı değişkenler ölçüm parametreleri, bağımsız değişkenler MaS, asılı damla (AD) sistemleri; KİMKH salgılarının kullanılıp kullanılmadığı gruplar ve zamandır (7, 28 ve 42 gün). Histokimyasal boyamalara göre tübül epiteli kalınlığı, lümen çapı, spermatogonyum, spermatosit ve spermatid sayısı KİMKH salgısı kullanılan gruplarda kullanılmayan gruplara göre; MaS gruplarında AD gruplarına göre daha yüksektir (p<0.05). SALL4 immün işaretli SKH sayısının KİMKH ve MaS gruplarında kontrol gruplarına göre yüksek olduğu ortaya konmuştur (p<0.05). PLZF, c-Kit ve VASA işaretlemeleri ile sırasıyla SKH, spermatojenik seri hücreleri ve germ hücreleri akım sitometrisi ile değerlendirilerek histokimyasal ve immünhistokimyasal işaretlemelerin sonuçları doğrulanmıştır (p<0.005). KİMKH-KB ve MaS kullanımında 7, 42. günlerde testosteron seviyesinde kontrol gruplarına göre artış görülmüştür (p<0.005). Çalışmadan elde edilen verilerle KİMKH salgılarıyla desteklenen MaS'ta testis kültürünün, yenidoğan farede in vitro spermatogeneze olumlu etkisi ortaya konmuştur. Gerçekleştirilen özgün tasarım ve cihaz üretimi, ülkemizin önemli bir sağlık sorununda yurt dışına bağımlılığı azaltarak sağlık ekonomisine yeni bir çözüm sunacak bir model oluşturmuştur.

Kök hücrelerKısırlıkKısırlık-erkek+6
Selin Önen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı kanatlı türü yumurta sarısı içeren sulandırıcılar ile dondurulan sazan (cyprinus carpio) spermasının çözüm sonu kalitesi ve fertilizasyon yeteneğinin araştırılması

Yumurta sarısı, özellikle memeli türlerinin spermasının kriyoprezervasyonu amacıyla kullanılan sulandırıcıların en yaygın kriyoprotektif bileşenlerden biridir. Bununla birlikte yumurta sarılarının balık spermasının dondurulmasındaki etkinliği ile ilgili olarak bilgi eksikliği bulunmaktadır. Bu nedenle bu çalışma, farklı kanatlı türlerine (ördek, kaz ve tavuk ait yumurta sarılarının kriyoprezervasyon işlemini takiben pullu sazan (Cyprinus carpio) spermasının çözüm sonu kalitesi ve fertilizasyonu üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması amacıyla yürütülmüştür. Sukroz tabanlı sulandırıcı ile dilüe (1:10) edilen sperm örnekleri; %10, %15, %20 oranlarında farklı kanatlı yumurta sarıları ile takviye edilmiştir. Kontrol grubuna ait sperm örnekleri sadece yumurta sarısı içermeyen sukroz tabanlı sulandırıcı ile dilüe edilmiştir. Dilüsyonu takiben sperma,+4°C'de 10 dakika ekilibre edilerek 0,25 mL payetlere çekilip sıvı azot (LN2) yüzeyinin 3 cm üzerinde 10 dk süre ile dondurulup sıvı azaot (LN2) içerisine aktarılmıştır. Sperma 35⁰C'de 30 saniye su banyosunda çözdürüldü ve 1x105 spermatozoa/yumurta oranı kullanılarak fertilizasyon işlemi gerçekleştirildi. Çalışma sonuçlarına göre, sukroz tabanlı sulandırıcıya ördek yumurta sarısı ilave edilmesi kontrol grubuna göre çözdürme sonrası progresif motilite (%), progresif motilite süresi (s), canlılık oranı (%) ve döl verimini (%) geliştirmiştir (p<0.05). Elde edilen çalışma sonuçları, pullu sazan spermasının dondurularak saklanmasında sukroz tabanlı sulandırıcıda, tavuk yumurta sarısı yerine alternatif olarak ördek yumurta sarısının kullanılabileceğini göstermiştir.

FertiliteKriyoprezervasyonSperm
Hasan Avlar
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda deneysel benign prostat hiperplazisi modelinde sperm DNA hasarı tespiti

Koşal V, Ratlarda deneysel benign prostat hiperplazisi modelinde sperm dna hasarı tespiti. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Dölerme ve Suni Tohumlama Anabilim Dalı, Veteriner Programı Doktora Tezi, Van, 2018. Bu çalışmada testosteron hormonu kullanılarak oluşturulan benign prostat hiperplazisi modelinde sperm DNA hasarının tespit edilmesi amaçlandı. Bunun için ortalama 200 gr canlı ağırlığa ulaşmış erkek Albino Wistar Ratlar kullnıldı. Hayvanlar her bir grupta 6 rat olacak şekilde üç gruba ayrıldı. 1. Grup; placebo, 2. Grup; günlük 3 mg/kg dozunda, 3. Grup; günlük 5 mg/kg dozunda testosteron 30 gün süre ile intramusculer olarak yapıldı. Uygulamalar sonunda sacrifiye edilen ratlardan sperma örnekleri alındı. Sperm DNA hasarı, motilite, anormal sperm oranı ve yoğunluk analizleri yapıldı. Sperm DNA hasarı tespitinde COMET yönteminden faydalanılarak hazırlanan preperatlar 0 (hasarsız), 1 (az hasarlı), 2 (hasarlı), 3 (orta hasarlı), 4 (çok hasarlı) olarak derecelendirilerek her grup için yaklaşık 2000 adet sperm sayıldı. Derecelendirme sonucu üç farklı hasar tespit yöntemi kullanılarak hasar oranları tespit edildi. Sperm DNA hasar oranları; 1. grupta %3.87454, 2. grupta %9.35852, 3. grupta %15.2616. Arbitrary unite göre; 1. grupta %1.199262, 2. grupta %4.08116, 3. grupta %6.29845. Genetik hasar indeksine göre; 1. grupta %5.5351, 2. grupta %17.0475, 3. grupta %27.374 değerlerinde hasar boyutu gözlendi. Bu verilerin istatistiksel olarak anlamlı olup kullanılan testosteron miktarına bağlı alarak sperm DNA hasarının arttığı tespit edildi (p<0.001). Motilite muayenesi sonucu 1. grup %90, 2. grup %80, 3. grup %80 değerlerine sahipti. Uygulanan testosteron düzeyinden bağımsız olarak motilite oranında düşüş gözlendi (p<0.006). Sperm yoğunluğu muayenesi sonucunda tüm grupların etkilenmediği tespit edildi, istatistiki bir fark bulunamadı (p>0.05). Anormal sperm oranı 1. grup %5.75, 2. grup %11.88, 3. grup %17 değerlerine sahipti. Uygulanan testosteron düzeyine bağlı olarak anormal sperm oranında artış tespit edildi (p<0.001). Sonuç olarak; ekzojen testosteron hormonu kullanılarak oluşturulan benign prostat hiperplazisi modelinde, sperm DNA hasarı oranının arttığı, motilite ve anormal sperm oranının olumsuz olarak etkilendiği, sperm yoğunluğunun ise etkilenmediği tespit edildi. Anahtar Kelimeler: COMET, DNA hasarı, sperm.Anahtar Kelimeler: COMET, DNA hasarı, sperm.

Comet tekniğiDNADNA hasarı+5
Volkan Koşal
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara içen bireylerin semen parametrelerinin ışık mikroskobu düzeyinde incelenmesi

. Bu çalışma sigara içen 35, sigara içmeyen 35 birey olmak üzere toplamda 70 birey üzerinde yapıldı. SB. SBÜ. Van Eğitim Araştırma Hastanesi Üroloji kliniğine gelen infertilite kriterlerimize uyan ve onay veren bireylerden alınan semen numuneleri mikroskobik ve makroskobik açıdan değerlendirilmek üzere çalışmaya alındı. Bu çalışmanın amacı sigaranın semen parametreleri üzerinde etkili olup olmadığını ve etkiliyorsa ne derece etkilediğini ortaya koymaktır. 3-5 günlük cinsel perhizden sonra alınan örnekler öncelikli olarak likefiye olmaları için yaklaşık olarak 20 dk. bekletildi. Ardından semen hacmi ölçülüp not edildi. Renk, görünüm, pH, likefaksiyon süresi, viskozitesi kaydedilerek makroskobik inceleme için hazırlıklara başlandı. Alt üst edilen sperm örneğinden lam üzerine 10µl damlatılarak lamelle yayılıp havada kurutulmuştur. Mikroskobik değerlendirme için elde edilen preparatlar 100'lük objektif ile ışık mikroskobunda incelendi ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO 2010) kriterlerine uygun olarak analizleri yapıldı. Çalışmamızda sigara kullanan grup ile kullanmayan grubun yaşa bağlı olarak semen parametreleri hareketli, hareketsiz, yavaş, toplam sperm konsantrasyonu, sayı ve kruger açısından değerlendirilip karşılaştırıldı. İstatistiksel olarak belirgin bir fark kaydedilmedi. Bu çalışma ile semen parametreleri üzerinde sigaranın etkisinin olmadığı gözlemlendi. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmıştır.

KısırlıkKısırlık-erkekMeni+3
Senem Çetin Duran
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Oligoastenoterarozoaspermik kişilerde resveratrolün sperm mitokondri stresi üzerine etkileri

Oligostenoteratozoospermi, erkeklerde üreme sorunlarına yol açan, sperm sayısının (oligozoospermi), hareketliliğinin (astenozoospermi) ve morfolojik yapısının (teratozoospermi) bozulması ile karakterize bir durumdur. Bu hastalığın patogenezinde mitokondriyal disfonksiyon ve buna bağlı oksidatif stress önemli rol oynar. Mitokondriler, sperm hücrelerinin enerji merkezleridir ve hareketlilikleri ve dölleme yetenekleri açısından hayati öneme sahiptirler. Oksidatif stres spermdeki lipidlere, proteinlere ve DNA'ya zarar vererek doğurganlığın azalmasına neden olabilir. Son zamanlarda bu tip moleküler hasara karşı doğal maddelerin, özellikle antioksidan özelliğe sahip polifenollerin koruyucu etkileri üzerine yoğun araştırmalar yapılmaktadır. Bunlardan biri olan resveratrol, üzüm kabuklarında, ahudududa, yer fıstığında ve bazı bitkilerde bulunan doğal bir polifenol olup, güçlü antioksidan, antiinflamatuar, antiapoptotik ve hücre koruyucu etkileriyle biliniyor. Yapılan çalışmalar resveratrolün mitokondriyal fonksiyonu desteklediğini, reaktif oksijen türlerinin (ROS) oluşumunu azalttığını ve hücresel enerji dengesinin korunmasında önemli rol oynadığını göstermektedir. Bu tezin amacı oligostenoteratozoospermik bireylerde resveratrolün sperm mitokondriyal stres ve apoptosis üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışma kapsamında oligostenoteratozoospermi tanısı konulan erkeklerden alınan sperm örnekleri laboratuvar koşullarında resveratrol eklenmiş solüsyon ile yıkandıktan sonra, mitokondriyal membran potansiyeli ve DNA hasarı, apoptosis ile sperm motilite ve morfoloji parametreleri çeşitli histolojik analiz yöntemleri kullanılarak değerlendirildi. Bu tez, resveratrolün erkek kısırlığının tedavisinde alternatif ve yardımcı bir ajan olarak kullanımının bilimsel temellerini inceleyerek, klinik pratikte doğal müdahale stratejilerinin geliştirilmesi için yeni yönler sunmaktadır. Bu araştırmanın sonuçları, yıkama solüsyonlarına resveratrol ilavesiyle spermlerde mitokondriyal aktiviteyi stabilize etmede ve enerji metabolizmasını normalleştirmede bir rol almadığı ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda Resveratrolün sperm yıkama solüsyonlarına ilave uygulamalarının doz bağımlı olarak değişebileceğinide ortaya koymuştur.

HistolojiSpermSperm sayısı
Hamıda Rustamova
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Mezenkimal kök hücrelerin ın vıtro koşullarda testis mikroçevresi ve spermatogonyal kök hücre havuzunun korunmasına etkisinin araştırılması

Önen, S. Mezenkimal Kök Hücrelerin in vitro Koşullarda Testis Mikroçevresi ve Spermatogonyal Kök Hücre Havuzunun Korunmasına Etkisinin Araştırılması. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Kök Hücre Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2019. Çocukluk çağı kanserlerinde kemo-radyoterapi sonrası testiste germ hücresi hasarı sonucu hastalarda %46 oranında infertilite görülmektedir. Erkeklerde puberteye kadar spermatogenez başlamadığından testisten olgun sperm eldesi mümkün olmayıp, spermatogonyal kök hücrelerin, in vitro koşullarda uzun süreli kültürü sağlanamamaktadır. Mezenkimal kök hücreler, spermatogenezin devamlılığında asıl etkili Sertoli hücreleriyle embriyonik köken, gen ekspresyon profili ve farklılaşma potansiyeli açısından benzerdir. Sertoli hücrelerine kimyasal destek sunacak mezenkimal kök hücreler, in vitro koşulda testis nişinde kök hücre havuzunun korunmasına katkı sağlayabilir. Bu çalışmanın amacı, in vitro koşulda allojenik mezenkimal destekli hava sıvı interfaz tekniği ile tasarlanmış indirekt kokültür sistemindeki C57BL/6 türü yenidoğan fare testis şeritlerinde yapı, işlev ve spermatogonyal kök hücre canlılığının 1, 2, 4 ve 6 hafta süreyle korunmasıdır. Mezenkimal kök hücreler deneylerde kullanılmak üzere karakterize edilmiş; kokültür sisteminin etkinliği akım sitometrisi, histokimyasal ve immünohistokimyasal kantitatif yöntemlerle ortaya konmuştur. Mezenkimal kök hücreler, in vitro koşullarda indirekt kokültür ortamında 1-6 hafta arasında seminifer tübül (p<0.05) ve 2. 6. haftada lümen alanını (p<0.05) arttırıcı etki göstermiştir. Mezenkimal kök hücreler kokültür ortamında 1-6 haftalar arasında SALL4 ile işaretli; 1 ve 2. haftada PLZF ile işaretli spermatogonyal kök hücre; 6. haftada c-Kit işaretli ileri farklılaşmış spermatojenik seri hücre sayısını kontrole göre arttırmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, kemik iliği kaynaklı mezenkimal kök hücrelerin in vitro kokültür sisteminde destekleyici etkisi ortaya konduğundan, klinikte gonadotoksik tedavi öncesi izole edilen testis şeritlerinin bu sistemle in vitro koşullarda korunabilmesinde kullanılabilecek tedavi stratejilerine iyi bir aday olabileceği saptanmıştır. Anahtar sözcükler: Testis, organ kültürü, kokültür, mezenkimal kök hücre, spermatogonyal kök hücre

Kök hücrelerOrgan kültürüSperm+2
Selin Önen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türk toplumunda AZF mikrodelesyonu saptanan olgularda genotip-fenotip ilişkisinin araştırılması

Amaç: İnfertilite, herhangi bir korunma yöntemi kullanılmadan 1 yıl içinde gebe kalınamaması durumu olarak tanımlanmaktadır. Popülasyonun yaklaşık %10-15'ini etkilemekle birlikte %35-50'si, kısmen veya tamamen erkek faktöründen kaynaklanmaktadır. Ejakülatta spermin hiç bulunmaması durumu olan azospermi, erkek infertilite vakalarının %10-20'sini oluşturur ve genel erkek popülasyonun %2'sini etkilemektedir. Genetik nedenli azospermi öncelikle kromozomal anomaliler, monogenik bozukluklar, multifaktöriyel hastalıklar ve epigenetik faktörler gibi bir dizi genetik bozukluktan kaynaklanabilir. Çalışmamızda, Türk toplumunda AZF mikrodelesyonu saptanan olguların delesyon tipi ile klinik bilgileri arasındaki ilişkinin aydınlatılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Azospermi tanısı ile Ocak 2009 ve Mart 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD. ve Ege Üniversitesi Aile Planlaması ve Kısırlık (İnfertilite) Uygulama ve Araştırma Merkezi'ne başvuran olgularda karyotip analizi normal ve AZF mikrodelesyonu saptanan olguların, hormon profili, demografik özellikleri ve TESE sonuçlarını içeren dosyaları incelenerek retrospektif olarak veriler toplanarak analiz edilmiştir. Bulgular: 46,XY karyotipine sahip 42 olgunun yapılan AZF mikrodelesyon testleri sonucunda 3 olguda AZFa, 2 olguda AZFb, 31 olguda AZFc, 4 olguda AZFb+AZFc ve 2 olguda AZFa+AZFb+AZFc mikrodelesyonu saptanmıştır. Uygulanan mikro-TESE sonucunda AZFc mikrodelesyonuna sahip 16 olguda sperm elde edilmiştir. Sperm elde edilen 2 olguda gebelik sağlanmıştır. Delesyon tipi ile yaş, boy, kilo, vücut kitle indeksi, hormon profili ve testis hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda, AZF mikrodelesyonu bulunan toplam 42 olguda mikro-TESE sonuçlarını, hormonal ve demografik verilerini bütünüyle değerlendirmiş olan Türk toplumundaki en fazla olgu sayısına ulaşılmıştır. Aynı zamanda, genotip-fenotip korelasyonu literatür ile uyumlu bulunmuş olup; özellikle AZFc delesyonu saptanan olguların gebelik elde etme şanslarının bulunduğu gösterilmiştir.

FenotipGenotipKısırlık+3
Elif Uzay
Ege University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kümülüs hücreleri proliferasyon ve apopitoz indekslerinin intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi

Günümüzde yardımla üreme tekniklerini kullanan (IVF: İn vitro fertilizasyon, ICSI: İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu) hastaların gebelik oranı pek çok faktörün etkisi altındadır. Bu faktörlerden bazıları semen kalitesi, ovaryan stimülasyon tipi, östradiol (E2) seviyeleri ve hasta yaşıdır. Bunlar oosit sayısını, kalitesini, matürasyon oranını ve embriyo gelişimini etkilemektedir. Oosit matürasyonun ilerlemesini ya da gecikmesini sağlayan kümülüs hücreleri, lokal ürünler aracılığıyla oositi etkileyerek proliferasyon ve apopitozda güçlü birer düzenleyici olarak rol oynamaktadırlar.Bu çalışmada, kümülüs hücrelerinin proliferasyon ve apopitoz oranları belirlenip ? 37 yaş ve altı ile ? 38 yaş ve üstü olmak üzere iki gruba ayrılan hastalarda, mikroenjeksiyon sonuçlarıyla ilişkisi değerlendirildi.Bu amaçla, mikroenjeksiyon uygulamasına tabi tutulan hastalardan toplanan kümülüs-oosit komplekslerinden alınan kümülüs hücrelerine, prolifere hücre nükleer antijeni (PCNA) monoklonal antikoru uygulanarak proliferasyon indeksi tespit edildi. 4, 6 diaminido 2 phenilindol (DAPI) floresan boyası uyguladıktan sonra mikroskop altında morfolojik kriterlere göre apopitoz oranı belirlendi.Elde edilen bulgulara göre, kümülüs hücrelerinin proliferasyon oranlarının ? 37 yaş ve altındaki grupta anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Kümülüs hücre apopitoz oranları değerlendirildiğinde ise her iki grup arasındaki fark anlamlı değildi. Proliferasyon ve apopitoz oranları tespit edilen gruplarda ayrıca oosit matürasyonu, fertilizasyon ve gebelik düzeyleri değerlendirildi. Toplanan oosit sayısı ve matürasyon oranlarının yanı sıra gebelik düzeylerinin kümülüs hücrelerinde yüksek proliferasyon indeksine sahip hastalarda anlamlı derecede artmış olduğu saptandı.Çalışmamızda, mikroenjeksiyon uygulanan hastalarda kümülüs hücre proliferasyon oranlarının sağlıklı gebelik eldesi konusunda önemli bir parametre olan kaliteli oosit seçiminde kullanılabilecek potansiyel bir belirteç olduğu sonucuna varılmıştır.

ApoptozisApoptozisFertilizasyon+6
Olcay Alpak
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Sperm tirozin kinaz aktivitesinin immünositokimyasal incelenmesi

Akrozom reaksiyonu sonucu fertilizasyonun gerçekleşmesi spermlerin dişi genital sisteminde ilerlerken kazandıkları kapasitasyon yeteneğine bağlıdır. Kapasitasyon yeteneği kazanan ve hiperaktivasyon gösteren spermler akrozom reaksiyonu ve fertilizasyonu gerçekleştirebilirler. Fosfo tirozin kinaz aktivasyonunun kapasitasyon, akrozom reaksiyonu ve dolayısıyla fertilizasyon sürecinde etkili olduğu ve bu süreçte reaktif oksijen türevlerinin tirozin kinaz aktivasyonunu etkilediği bildirilmiştir.Çalışma, semende reaktif oksijen türevi kaynağı lökositlerin artmış olduğu lökospermi vakaları ile normospermili vakalardan seçilen iki grupta gerçekleştirildi. Ayrıca her iki grup, sperm hazırlama yönteminde kullanılan santrifüj işlemi sonucu ortaya çıkan reaktif oksijen türevlerinin olası etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla iki alt gruba ayrıldı. İkiye ayrılan semen örnekleri santrifüj işleminin uygulanmadığı swim-up ve santrifüj uygulanan konsantrasyon yöntemleriyle hazırlandı ve immünositokimya için sperm yaymaları hazırlandı. Hazırlanan örnekler streptavidin-biotin peroksidaz yöntemiyle fosfo tirozin monoklonal antikoruyla işaretlendi.Yapılan değerlendirmelerde sperm tirozin kinaz aktivasyonunun spermlerin kuyruk bölgesinde lokalize olduğu, vakaların ekspresyon seviyelerinin bireysel farklılıklar gösterdiği izlendi. Normospermili vakalarda konsantrasyon grubunda swim-up grubuna göre aktivasyonun arttığı ancak bu artışın anlamlı olmadığı izlendi. Lökospermili vakalarda da konsantrasyon yöntemi uygulanan grupta bir artış gözlendi. Normospermili ve lökospermili gruplar arasında ise anlamlı bir fark tespit edilmedi. Normo ve lökospermili vakalarda reaktif oksijen türevlerinin sperm tirozin kinaz aktivitesi üzerine etkili olduğu söylenebilirse de bireysel farklılıkları ve sonuçlarını açıklayacak ileri çalışmaların yürütülmesi gerekmektedir.

AkrosomFertilizasyonMeni+6
İlkay Şafak Tavukçuoğlu
Demiroğlu Bilim University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Globozoospermi vakalarında kalsiyum iyonofor uygulamasının etkileri

İntrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) sonrası total fertilizasyon başarısızlığı, sperm veya oosit kaynaklı pek çok faktörden kaynaklanabilir. En önemli sperm faktörleri immotil sperm ve globozoospermi diye adlandırılan yuvarlak başlı spermlerdir. Yuvarlak başlı spermler akrozomal membran ve akrozinden yoksundur. Bu yüzden onlar oosite penetre olma ve oositi aktive etme kapasitesine sahip değildir.Bu çalışmada önceki denemesinde düşük fertilizasyon oranı elde edilen, globozoospermik, en az 5 matür oosit elde edilen 37 çift incelenmiştir. İkinci denemelerinde tüm matür oositlere ICSI sonrası kalsiyum iyonofor tedavisi yapılmıştır. Akrozoma sahip olmayan globozoospermlerin ancak bu şekilde oosit aktivasyonunu sağlayabilmesi beklenir. ICSI'den 20 saat sonra yapılan fertilizasyon kontrolünde pronukleus değerlendirmesi yapılmıştır. Fertilize oositlerin mitotik bölünme evresi olan klivaj ve embriyo transferlerini takiben elde edilen gebelik oranları değerlendirilmiştir.Yapılan değerlendirmede, önceki denemelerinde düşük fertilizasyon oranına sahip olan veya total fertilizasyon başarısızlığı yaşayan hastalara, oosit aktivasyonu amacıyla yapılan Ca++ iyonofor uygulamasının fertilizasyon oranlarını anlamlı olarak arttırdığı gözlenmiştir. Fertilizasyon oranının artmasına bağlı olarak klivaj oranları ve vaka başına gebelik oranlarında da anlamlı artış gözlenmiştir.Ca++ iyonoforun globozoospermik vakaların fertilizasyonu, klivajı ve vaka başına gebelik oranları üzerinde etkili olduğu söylenebilse bile canlı doğum oranlarıyla ilgili fikir sahibi olabilmek için daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerekmektedir.

AkrozinKalsiyumSperm+3
İpek Pınar Çalıcıoğlu
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfertil ve fertil erkeklerin testis ultrasonunda tekstür analizi

Amaç: Erkek infertilitesi multifaktoriyel bir patoloji olup altın tanı yöntemi olan spermiyogram ile birlikte yardımcı olan radyolojik görüntüleme yöntemleri mevcuttur. Amacımız testis ultrasonu ile elde edilen testis parankim görüntülerini segmente edip, makine öğrenme algoritmaları ile kombine ederek spermiyogram parametrelerini tahmin etmedeki etkinliğini ölçmektir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, kurumumuzda testis ultrasonu ve bir ay içerisinde spermiyogram tetkiki yapılmış olan 169 olgu incelemeye alındı. Hastalardan 5'i daha önce çocuğu olan ve/veya testislere darbe aldıktan sonra spermiyogram kontrolü için gelen küçük bir grubu temsil ederken geri kalanları infertilite şüphesi ile kliniğimize başvurdu. Hastalar spermiyogram parametrelerinden sperm konsantrasyonu, total sperm sayısı, total motilite, progresif motilite, morfoloji ve TZI indeksi değerlerinden oluşturulan 5 persantil altı ile 5-95 persantil gruplarına ayrıldı. Testis uzun uzun aksta alınan ultrasonografi görüntülerinin 2 boyutlu segmentasyon işlemi ve radiomics özelliklerin çıkarımı "3D slicer" programı ile tek hekim tarafından yapıldı. Testis parankimi manuel çizilerek segmente edildi. Radyomiks çıktıları, orijinal, ince- kaba Laplacian of Gaussian ve wavelet transform filtreli görüntülerden oluşmakta idi. Her iki testis için toplam 1702 adet radyomiks özellik elde edildi. Voksel yeniden örnekleme 1x1x1 mm³ olarak standardize edildi. Makine Öğrenmesi (MÖ) için Orange Data Mining programı kullanıldı. Özellik azaltma için relieff, X2, Gain ratio ve Information gain metodları uygulandı. MÖ algoritmaları olarak k-nearest neighborhood (kNN), decision tree, random forest, logistic regression, support vector machine (SVM), naive bayes, neural network, Adaboost ve Gradient boost sınıflandırmaları kullanıldı. Sınıflandırmaları karşılaştırmak için çalışma karakteristik eğrisi (ROC) oluşturularak area under curve (AUC), duyarlılık (sensitivity, recall), özgüllük (spesifite), ve hata matriksi parametreleri hesaplandı. Tüm istatiksel sonuçlar için p <0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Sperm konsantrasyonu 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,77, duyarlılık 0,59, özgüllük 0,75). Total sperm sayısı 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,77, duyarlılık 0,60, özgüllük 0,76). Total sperm motilitesi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,81, duyarlılık 0,65, özgüllük 0,82). Progresif sperm motilitesi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,80, duyarlılık 0,55, özgüllük 0,80). Sperm morfolojisi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı Naive Bayes modeli elde etti (AUC 0,73, duyarlılık 0,64, özgüllük 0,65). Sperm TZI indeksi 5 persantil altı grubu tahmin etmede en yüksek başarıyı SVM modeli elde etti (AUC 0,73, duyarlılık 0,54, özgüllük 0,81). Ayrıca testisin konvansiyonel kalitatif ve kantitatif değerleri ile sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı grupları arasında karşılaştırma yapıldı. Bu işlem için SPSS programı kullanıldı. Testis hacmi ve Valsalva manevrası sonrası ölçülen reflü saniyeleri ile 5 persantil altı gruplar arasında güçlü derecede negatif korelasyon sağlandı. Ayrıca testis ekojenite sınıflandırmaları ile de sperm konsantrasyonu ve total sperm sayısı grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda testis ultrasonunda kaydedilen parankim segmentasyon verilerini kullanarak elde ettiğimiz MÖ algoritmalarının, spermiyogram parametrelerinin 5 persantil altı gruplarını tahmin etmede kullanılabilecek bir alternatif olduğunu gösterdik. Anahtar kelimeler: Erkek infertilitesi, testis ultrasonu, spermiyogram, makine öğrenmesi, radiomics, yüksek düzey doku özellikleri

ErkeklerKısırlık-erkekMakine öğrenmesi+7
Sercan Tosun
Balıkesir University
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Possibilities for improving the quality of sheep embryos produced in vitro

The main hypothesis of this Ph.D. thesis suggests overcoming the shortcomings of in vitro embryo production in sheep, and six experiments were performed on this basis. The first experiment dealt with the impact of transport media on ovarian tissues in addition to the effect of temperature and the medium of ovarian transport on the development of embryos. The histomorphology of the ovary showed that in AUZ1, the follicles were better maintained, and a temperature of 2 to 4 °C significantly increased embryonic development rates. The second experiment aimed to design new strategies of capacitation by starving a ram's sperm and estimating its quality effects. The sperm were hyperactive and showed a significant increase in the ability to fertilize oocytes in the sperm starvation protocol. The third experiment investigated the effectiveness of antioxidants in the appropriate capacitation of the sperm and fertilization media. Sperms treated with melatonin demonstrated hyperactivity, and the fertilization rate was significantly increased. The fourth experiment aimed to estimate the extent to which the development of embryos is affected by shortening the time of In Vitro Fertilization (IVF) and showed that exposing gametes to IVF for 6 h results in a higher fertilization rate and an improvement in the quality of embryo development. The fifth experiment, which compared the traditional and SAGE media, showed that SAGE significantly affected embryonic development. Ultimately, the sixth experiment examined the extent to which embryonic development was affected by the breed from which the oocytes were taken and did not find any significant difference between breeds. In general, our findings highlight several crucial aspects of obtaining high-quality embryos and high embryonic development rates.

EmbryoSheepMelatonin+2
Saıf Osama Abdulhafedh Al-hadıthy
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerli kara boğalarda seminal plazma endojen antioksidan kapasitesi ve kriyoprezervasyon öncesi ve sonrası sperma kalitesi ile ilişkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasında boğalarda taze ve dondurma çözdürme sonrası sperma kalite parametrelerinin ve seminal plazmadaki antioksidan konsantrasyonlarının belirlenmesi ayrıca seminal plazmadaki antioksidanların çözüm sonu sperma kalitesine etkisinin değerlendirilmesi ve spermanın dondurulabilirliği için belirteç olarak kullanım olasılığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma için 6 baş Yerli Kara boğadan altı hafta boyunca 72 ejakulat alınmıştır. Alınan ejakulatların bir kısmı ayrılarak santrifüj edilmiş ve seminal plazmaları ayrılarak analizler yapılana kadar -80oC de muhafaza edilmiştir. Daha sonra spermanın kalan bölümü ile taze sperma kalite değerlendirmesi yapılmış ve ticari sulandırıcı ile sulandırılarak 0,25 ml'lik payetlerde dondurulmuş ve -196oC de analiz yapılana kadar sıvı azot içerisinde muhafaza edilmiştir. Seminal plazmada katalaz, süperoksit dismütaz, glutatyon peroksidaz, total antioksidan seviye, total oksidan seviye, malondialdehit ve vitamin-E analizleri yapılmıştır. Spermalar çözdürüldükten sonra motiliteleri CASA cihazı ile, plazma membran ve akrozom bütünlüğü (PMAB) ve mitokondiyal membran potansiyeli (MMP) analizleri ise akış sitometri cihazı ile incelenmiştir. Çalışmada taze spermaların ortalama hacim, konsantrasyon, total motilite ve progresif motilite değerleri sırasıyla 4,47±0,12 ml, 1264,0±44,4 *10⁶/ml, %93,4±3,77 ve %45,0±6,37 olarak belirlenmiştir. Çözüm sonu total motilite, progresif motilite, PMAB ve yüksek MMP değerleri ise sırasıyla %61,60±1,54 %24,40±0,93 , %46,33±1,12 ve %61,48±1,60 olarak tespit edilmiştir. Ayrıca iki aşamalı kümeleme analizi uygulanarak spermalar çözüm sonu kalite parametreleri baz alınarak iyi dondurulabilir (İDS) ve zayıf dondurulabilir spermalar (ZDS) olarak iki grupta incelenmiştir. Analiz neticesinde PMAB ve çözüm sonu total motilite değerleri İDS grubunda ZDS grubuna göre önemli derecede (P<0,001) yüksek bulunmuştur. Seminal plazma TAS, CAT ve Vit-E değerleri İDS grubunda önemli derecede (P<0,05) daha yüksek bulunurken, TOS ve OSİ değerleri ZDS grubunda önemli derecede (P<0,01) yüksek bulunmuştur. Gruplar arasında SOD, GPx ve MDA değerleri bakımından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Sonuç olarak Seminal plazma antioksidan içeriğinin spermanın dondurulabilirliğinden sorumlu olduğu ve ayrı ayrı antioksidan enzimlerin bakılması yerine TAS ve TOS analizleri yapılarak belirlenecek olan OSİ değerinin sperma üretim istasyonlarında çözüm sonu sperma kalitesi için belirteç olarak kullanılabileceği gözlemlenmiştir.

AntioksidanlarBoğalarDondurarak saklama+5
İlker Ünal
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erkek germline kök hücre-benzeri hücrelerin olgun sperme ın vitro farklılaşması ve ın vivo spermatogenez restorasyonuna etkisi

Germline kök hücresi (GKH), germ hattı gelişimi sırasında kendini yenileyerek veya farklı evre/alt tipte kök hücrelere dönüşerek daha fazla kök hücre üreten ve yavru oluşturmak için spermatozoa ve ovaya farklılaşan benzersiz bir hücre türüdür. Testis biyopsisinden elde edilen spermatogonyal kök hücreler (SKH)/GKH'ler veya yetişkin dokulardan elde edilen uPKH'lerden türetilen primordiyal germ hücresi-benzeri hücreler (PGHBH), Klinefelter sendromu gibi genetik hastalıklara veya başka nedenlere bağlı non-obstrüktif azoospermik yetişkin erkeklerde ve radyoterapi/kemoterapi alacak kanser teşhisi konmuş prepubertal erkek çocuklarında spermatogenez restorasyonu amacıyla otolog transplantasyon için veya in vitro spermatogenez için kullanılabilirler. Gen mutasyonları taşıyan hastaların GKH'leri veya PGHBH'leri, CRISPR/CAS9 teknolojisi kullanılarak transplantasyondan önce düzeltilebilir. Bununla birlikte, uPKH'lerin in vitro gametogenez alanına katkısı hafife alınamasa da, yeniden programlama ile ilişkili epigenetik modifikasyonlar açısından güvenliği ile ilgili kaygılar bulunmaktadır. Bu çalışmada ilk kez CD49f+ GKH'lerin GDNF, EGF, bFGF, IGF2, SCF ve mLIF varlığında pluripotensi belirteçlerinin ifadelerinde anlamlı artış ve alkalen fosfataz aktivitesi gösteren GKHBH'lere dönüşebileceğini gösterdik; özellikle, bu AP+CD49f+ GKHBH kolonileri, >%95 GATA4+ testiküler somatik hücre (TSH) besleyici tabakası üzerinde iki aydan uzun bir süre çoğaltılabildi. AP+CD49f+ GKHBH'ler, TGF-β/Aktivin/Nodal yolu inhibitörü, SB431542 ve ardından retinoik asit uygulandığında in vitro ortamda mayozu tamamladı ve kuyruk gelişimi olan sperm-benzeri hücrelere farklılaştı. SB431542 ön aşamasından sonra leptoten spermatositler gözlenmiş olsa da, retinoik asidin kombine etkisi üzerine mayozun daha ileri aşamasındaki pakiten ve diploten spermatositler ile sperm-benzeri hücrelerin bir arada bulunduğu heterojen bir popülasyon saptandı. Elde edilen sperm-benzeri hücreler, intrasitoplazmik enjeksiyondan sonra blastokist oluşumunu tetikleyebildi. GKHBH'lerin ve Sertoli hücrelerince zengin TSH'lerin germ hücre ablasyonu yapılmış fare testislerine ko-transplantasyonunun ardından, tübül başına düşen DDX4+SYCP3+ hücreler, yalnızca TSH transplante edilenlerden daha yüksekti. Sonuç olarak, TSH'ler bozulmuş nişi yeniden oluşturarak endojen spermatogenezi yeniden başlatabilirken, eksojen GKHBH'ler sağlıklı niş hücreleri varlığında başarılı bir şekilde spermatogenezi tamamlayabildi. Genel olarak yaklaşımımız, tanımlanmış kültür koşulları altında GKH'lerin fonksiyonunu ve canlılığını kaybetmeden sayıca arttırılabileceğini ve GKH-GKHBH hücre dönüştürme yöntemimizin, Oct4a, Sox2, Nanog, SSEA-1 pluripotensi belirteçlerinin ekspresyonunu upregüle edebileceğini, GKHBH'lerin in vitro olarak fonksiyonel sperm-benzeri hücrelere farklılaşabileceğini ve somatik niş hücresi desteğiyle de in vivo spermatogenezi yeniden başlatabileceğini göstermektedir.

AzospermiGerm hücreleriGermline kök hücresi+5
Dünya Aydos
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Hippo sinyal yolağının spermatogenezis sürecindeki varlığının belirlenmesi

Testis seminifer tübülüsleri adı verilen Sertoli ve çeşitli gelişim aşamalarında bulunan germ hücrelerinden oluşmaktadır. Bu epitelde mitoz ve mayoz bölünmeler, proliferasyon ve farklılaşmalar meydana gelmektedir. Sertoli hücreleri kendi aralarında ve germ hücreleriyle benzersiz bağlantı birimleriyle tutunmaktadır. Özellikle ektoplazma özelleşmeleri adı verilen bu bağlantı birimleri testise özgüdür. Sperm salınımı sırasında hücre iskeleti, aktin içerikli proteinler ve ektoplazma özelleşmelerinin etkin olduğu bilinmektedir. Fakat bu salınım mekanizması tam anlamıyla aydınlatılamamıştır. İlk kez Drosophila' da keşfedilmiş ve memelilerde de korunduğu belirlenen Hippo sinyal yolağı; hücrelerin bölünmesi, ölümü ya da proliferasyonu gibi hücrelerin kaderinin belirlendiği birçok aşamada oldukça önemlidir. Yapılan araştırmalarda aktin proteinleri ve hücre iskeletinden oldukça etkilenen bir sinyal yolağı olarak ortaya konmuştur fakat bu sinyal yolağının testis üzerindeki etkisi tam olarak bilinmemektedir. Bu sebeple çalışmamızda Wistar albino erişkin erkek sıçanlarda Hippo sinyal yolağının etkinliğini belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için aktin hücre iskeletinin ve aktin ilişkili proteinlerin etkilendiği adjudinin verildiği bir deney modeli oluşturulmuştur (n:10). Bu deney modelini karşılaştırmak için herhangi bir madde verilmeyen kontrol (n:10) ve adjudinin çözüldüğü madde olan metilselüloz grubu (n:10) da yapılandırılmıştır. Literatürle uyumlu olması açısından her gruptan 0., 6., 12., 24. ve 96. Saatlerde ikişer hayvan sakrifiye edilip testisler toplanmıştır. Çalışmamız immünohistokimyasal, immünfloresan, Western blotlama ve QRT-PCR yöntemleriyle Hippo sinyal yolağı açısından değerlendirilmiştir. Kontrol ve metilselüloz grupları her saatte birbirlerine benzer özellikler göstermiştir böylelikle adjudinin etkisini kanıtlanmış ve deney grubu oluşturulmuştur. Deney grubu 0.saat ise kontrol ve metilselüloz gruplarına benzer özellikler göstermiştir. Deney grupları kontrol ve metilselüloz gruplarıyla karşılaştırıldığında 6.saat itibariyle aktin ilişkili proteinlerden Arp3 ve EPS8'in ve F-aktinin dağılımının bozulmaya başladığı immünfloresan işaretlemelerle belirgindir. 96. saatte ise bu dağılımın bozulduğu oldukça nettir. Deney gruplarında özellikle 96. Saatte YAP ve p-YAP'ın immünohistokimyasal, immünfloresan ve Western blot analizlerinde ifadesinin azaldığı belirlenmiştir. QRT-PCR deneylerimiz de bu sonuçlarımıza paralel bir özellik göstermektedir. Bu sonuçlar bizlere özellikle ektoplazma özelleşmelerinde ve sperm salınımı sırasında Hippo sinyal yolağının testiste etkin olabileceğini göstermektedir.

Histolojik tekniklerHücre içi sinyal peptidleri ve proteinleriSertoli hücreleri+3
İrem İnanç
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Bleomisin, etoposid, cis-platin tedavisi uygulanan sıçan modellemesinde oluşan sperm dna fragmantasyonuna glutatyonun etkisi

Testis kanseri üreme çağındaki genç erkeklerde (20-40 yaş) sık görülen malign tümörlerdendir. Tedavisinde kullanılan cis-platin bazlı kemoterapötik ajanlar ve spesifik Bleomisin, Etoposit ve cis-platin (BEP) kombinasyonu sağ kalımı arttırırken sağlıklı dokularda da hasar oluşmasına neden olmaktadır. Hasar oluşturduğu önemli dokulardan biri de testis dokusu ve sperm hücreleridir. Bu çalışmada uygulanan BEP tedavisinin sıçanlarda oluşturduğu sperm DNA bütünlüğü ve testis histomorfolojisi hasarları üzerine glutatyon (GSH) uygulamasının koruyucu etkisi araştırıldı. Üreme çağındaki 12 haftalık erkek sıçanlar (n=24) rastgele her grupta 8 tane olacak şekilde kontrol, BEP ve BEP+GSH olarak 3 gruba ayrıldı. BEP grubuna 9 hafta boyunca her biri 21 günlük 3 kür olacak şekilde ön çalışmada belirlenen BEP dozlarına göre (0,083; 0,83; 0,17 mg/kg) tedavi intraperitonal olarak uygulandı. BEP+GSH grubuna BEP grubuna uygulanan kemoterapötik tedaviyle birlikte 9 hafta boyunca, her hafta düzenli olarak, haftanın 1.ve 4.gunlerinde Glutatyon 200 mg/kg uygulandı. Kontrol grubuna ise diğer gruplara ilaç uygulanan günlerde %0,9 NaCl intraperitonal olarak verildi. Grupların ağırlık artışları karşılaştırıldığında BEP+GSH grubunun ağırlık artışı BEP grubunun ağırlık artışına göre anlamlılık göstermedi (p=0,921). Kontrol grubundaki artış BEP grubu ve BEP+GSH grubuna göre yüksek bulundu (p˂0,027, p˂0,012). Benzer şekilde kontrol grubunun sol testis ağırlıkları (p˂0,017; p˂0,003), sol epididimis ağırlıkları (p˂0,029; p˂0,037), sağ epididimis ağırlıkları (p˂0,002; p˂0,004), testis ağırlık indeksleri (p˂0,0017; p˂0,001) BEP grubu ve BEP+GSH grubuna göre yüksek bulundu. BEP+GSH uygulanan grup ile kontrol grubunda morfolojik anomali oranı ve sperm DNA fragmantasyonu BEP grubuna göre oldukça düşük bulundu (p˂0,001; p˂0,001). BEP+GSH grubu ile kontrol grubunun serum testosteron seviyesi ve sperm sayısının BEP grubuna göre yüksek olduğu görüldü. Testislerde seminifer tübül epitel kalınlıklarının ve Johnsen skorlarının kontrol grubu ve BEP+GSH grubunda BEP grubuna göre daha kalın olduğu görüldü (p<0,000). Sonuç olarak GSH tedavisinin, BEP tedavisi alan sıçanlarda sperm sayısını, sperm morfolojik yapısını ve testis morfolojisini iyileştirmiş ve sperm DNA fragmantasyonunu azaltmış, bu nedenlerden dolayı kemoterapötiklerin sebep olduğu erkek infertilitesinde potansiyel iyileşme sağlamıştır.

Antineoplastik birleşik kemoterapi protokolleriAntioksidanlarBleomisin+7
Hale Bayram
Maltepe University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Subkutan leptin uygulanan gebe farelerin erkek yavrularında sperm canlılığı ve motilitesinin araştırılması

Erkek infertilitesi, erkeğin doğal yoldan baba olmaması durumudur. Erkek infertilitesi iki karakteristiğe sahiptir; sperm yetersizliği ve morfolojik anomalilerdir. Leptin sağlıklı üreme işlevi için gerekli olmakla beraber; fazla miktarda leptin erkek üreme sistemi üzerinde zararlı etkileri olabilmektedir. Bu tez çalışmasında gebelik sırasında annelerine deri altına leptin enjeksiyonu yapılan 10 haftalık Balb-C farelerinin erkek yavrularının ağırlık, sperm morfolojisi ve sperm motilitesindeki farklılıkların infertilite ile ilişkili olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Leptin tedavisinin ikinci nesil farelerde erkeklerin ağırlığı, sperm morfolojisi ve hareketliliği üzerindeki etkileri incelendi. 12 haftalık Balb-C farelere gebelik oluşturulduktan sonra, subkutan leptin enjeksiyonu uygulanan grup deney grubu olarak tasarlandı. Subkutan distile su enjeksiyonu uygulanan grup kontrol grubu olarak tasarlandı. İkinci jenerasyon 10 haftalık erkek Balb-C farelerin epididimisleri çıkartılıp, elde edilen sperm örnekleri kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Sperm morfolojisini belirlemek için, Spermac ile boyanan sperm örnekleri ışık mikroskopunda 100X'lik büyütme oranında sperm sayımı yapıldı. Sperm motilitesini belirlemek için, makler kamerası kullanılarak 40X'lik büyütme oranında hareketli ve hareketsiz spermlerin sayımı yapıldı. Kontrol grubu ile deney grubunun kiloları değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı fark gözlenmedi (p>0.05). Kontrol grubuna göre deney grubunda kıvrık kuyruk anomalisinde artma; normal spermde azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Deney grubu ile kontrol grubu arasında, hareketsiz sperm sayılarında azalma (p<0.05); hareketli ve toplam sperm sayılarında ise artma istatiksel olarak anlamlı bir şekilde belirlendi (p<0.05). Leptinin ikinci jenarasyonun sperm hareketi ve morfolojisini gösteren ilk veri setleri arasında yer almaktadır. Leptin ile yapılan bu çalışmalara ek olarak ikinci kuşak erkek infertilitesinin birinci kuşakta alınan leptin ile ilgili olduğunu savunan bir çalışma olarak bilimsel literatürde ilkler arasında yer alacaktır.

EmbriyoFarelerGebelik+7
Hümeyra Çebi
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

TESE ile sperm elde edilerek ICSI uygulanmış azospermik hastaların kriptozoospermik olanlarla fertilizasyon ve gebelik oranlarının karşılaştırılması

İnfertilite, çiftlerin en az bir yıl süre içerisinde hiçbir korunma yöntemi olmaksızın cinsel ilişkiye rağmen kadında gebeliğin oluşmaması durumudur. Gebelik elde edemeyen çiftlerin yarıya yakın kısmında erkek faktörü bulunmaktadır. Son derece düşük sperm sayısı ve sperm motilitesi olan kriptozoospermik ya da azospermik erkeklerde üremeye yardımcı tekniklerin kullanılmasını ICSI gerektirir. Bu çalışmada azospermi sebebiyle Testiküler Sperm Ekstraksiyonu (TESE) yapılan intrasitoplazmik sperm enjeksiyonu (ICSI) uygulanmış hastalar ile kriptozoospermik hastalar için fertilizasyon ve gebelik oranlarının retrospektif karşılaştırılması amaçlandı. Çalışma kriterlerine uyan 528 (1.grup azospermik n=256 ve 2.grup kriptozoospermik n=272) hasta çalışmanın örneklemini oluşturdu. Gruplarda %48,5'lik oranla (n=256) azospermi olgusu ve %51,5'lik oranla (n=272) kriptozoospermi olgusu bulunmaktadır. Olguların % 100'ünde (n=528) döllenme olduğu görüldü. Araştırmaya katılan 528 olgudan 92 tanesinde çeşitli sebeplerden dolayı embriyo transferi yapılamadığı, 436 olguda embriyo transferi yapıldığı görüldü. ET yapılan 436 olgudan %44,3'ünde (n=193) gebelik görülmezken, %55,7'sinde (n=243) gebelik görüldü. Kriptozoospermi grubundaki olgularda freezing yapılma oranı, azospermi grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptandı (p=0,008; p<0,01). Kriptozoospermi grubundaki olgularda 2PN sayısı ≥6 olanların oranı, azopermi grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı seviyede yüksek saptandı (p=0,036; p<0,05). Azospermik grupta gebelik oranı %51 ve kriptozoospermik grupta %49 (p<0.059) olup, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç olarak gebelik oranlarında farklılık saptanmazken, kriptozoospermik vakalarda ise fertilizasyonun ve embriyo transferinden sonra kalan dondurulacak embriyo sayılarının daha yüksek olduğu gözlendi. Bu değerlendirmeden hareketle kriptozoospermik vakalarda TESE uygulamanın ejekülat spermine tercih edilmesinin fertilizasyon ve dondurulacak embriyo sayılarını arttırsa da transfer ve gebelik oranını arttırmayacağı yargısına varıldı.

AzospermiDölleme-yapayFertilizasyon+5
Leyla Mammadlı
Maltepe University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Taze TESE ve dondurulup çözülmüş TESE spermleri ile ıcsı yapılan hastalarda fertilizasyon ve gebelik oranlarının karşılaştırılması

İnfertilite en az bir yıl korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik elde etmeme durumudur. İnfertilite problemi yaşayan çiftlerin yarısında erkek faktörü yer almaktadır. Erkek faktörünün %8'i azospermik vakalarda görülmektedir. Bu vakalarda TESE yöntemiyle, testislerden veya reprodüktif traktusun herhangi yerinden cerrahi yöntemle sperm alınır. Bazı vakalarda TESE ile toplanan sperm hemen ICSI yapılırken bazı vakalarda dondurularak bir sonrakı ICSI'ye kadar saklanmaktadır. Çalışmamızda taze TESE ile dondurulmuş TESE uygulanan 223 vakada retrospektif olarak fertilizasyon ve gebelik durumları karşılaştırıldı. Gebelik durumları, ET oranı, fertilizasyon, 2pn, ET günleri karşılaştırıldı. Çalışma kriterlerimize uyan 223 vakanı incelerken, ET yapılan 177 vakadan (%40,1) n=71'de gebelik olmadığı halde, (%59,9) n=106'da gebelik görüldü. ET yapılma oranlarına baktığımızda, toplam 223 vakadan (%79,4) n=177' sinde ET yapıldığı halde, (%20,6) n=46 vakada ET yapılmamıştır. Araştırmamızda bulunan 223 olgunun fertilizasyon oranlarını bulmak için 2PN değerine bakıldı. Sonuç olarak (%93,3) n=208 vakada fertilizasyon oluştuğu halde, (%6,7) n=15 olguda fertilizasyon oluşmamıştır. Yapılan analiz neticesinde kullanılan sperm türü ile ET oranı arasında anlamlı bir fark tespit edildi (p=0,02; p˂0,05). Taze TESE spermleriyle ICSI yapılan olgularda ET oranı, dondurulmuş TESE spermleriyle ICSI yapılanlara göre daha yüksek olduğu görüldü. Diğer değişkenler açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi. Sonuç olarak, değişkenler açısından anlamlı fark bulunamadı. Fakat ET oranında anlamlı fark tespit edildi. Taze TESE spermleriyle yapılan ICSI sonucunda ET oranının daha yüksek olduğu gözlendi. Gebelik açısından iki grup arasında anlamlı fark tespit edilmedi.

FertilizasyonFertilizasyon-in vitroGebelik+3
Lala Suleymanova
Maltepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

IVF uygulanan çiftlerde sperm sayı ortalamasının retrospektif araştırılması

Son yıllarda çocuk sahibi olmak için IVF merkezine başvuran çift sayısı giderek artmaktadır. İnfertilitenin nedenleri incelendiğinde, erkek faktörü bu nedenlerin yarısını oluşturmaktadır. IVF merkezine baş vuran erkeklerin sperm sayısını belirlemek için retrospektif çalışma yapıldı. Çalışmanın örneklemini 2010-2019 yılları arasında özel bir hastenin tüp bebek merkezine başvuran 8046 vaka oluşturdu. Vakalar 4 gruba (1. grup 21-30 yaş, 2. grup 31-40 yaş, 3. grup 41-50 yaş ve 4.grup 50+ yaş) ayrılarak her birinin sperm sayı, motilite A ve motilite B değerleri belirlendi. Yaş gruplarına göre sperm sayısı değerleri birbiri ile kıyaslandığında; 4. grupta sperm sayısının 1, 2 ve 3. gruba göre daha azalmış olduğu görüldü. Motilite A ve motilite B için benzer sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak sperm sayı ortalaması 24x106 olarak bulundu. 50 yaş üstü erkeklerde sperm sayısı ve motilitenin diğer yaş gruplarına göre azaldığı görüldü. Yaş faktörünün sperm sayısı ve kalitesinde etkili olduğu görüldü.

FertilizasyonFertilizasyon-in vitroRetrospektif çalışmalar+2
Khayala Valizada
Maltepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Polietilen tereftalat yapılı nanoplastiklere sub-kronik maruziyetinin testis ve sperm üzerinde meydana getirdiği hasarın fare modelinde araştırılması

İnfertilite, 12 ay veya daha fazla düzenli korunmasız cinsel ilişki sonrası gebelik elde edilememesi ile tanımlanan erkek veya dişi üreme organlarından kaynaklanan bir hastalıktır. Birçok genetik faktör ve yaşam tarzı faktörünün erkek infertilitesi ile ilişkili olduğu düşünülür. Yaşam tarzı faktörlerinden biri olan mikro ve nanoplastiklere maruziyetin de infertilitede etkili olabileceği çalışmalarda bildirilmiştir. Bu çalışmada sentetik yapılı polimerlerden biri olan polietilen tereftalat (PET) nanoplastiğinin erkek üreme sağlığı üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Beş haftalık 18 adet Balb-C türü fare rastgele seçilerek kontrol grubu, düşük doz PET-NP ve yüksek doz PET-NP uygulama grubu olarak üç gruba ayrıldı (n=6). 28 gün boyunca 100'er µL olacak şekilde sırası ile kontrol grubuna serum fizyolojik, düşük doz grubuna 0.1 mg/gün PET nanoplastiği ve yüksek doz grubuna 0.5 mg/gün PET nanoplastiği oral gavaj ile verildi. Sub-kronik PET nanoplastiği uygulaması sonucunda deneklerin testis organ endekslerinde kontrole kıyasla anlamlı bir değişim görülmezken (P<0.05), hem düşük hem de yüksek doz uygulama gruplarının sperm sayımlarında kontrole kıyasla anlamlı azalmalar görüldü (P<0.05). Benzer bir şekilde hem düşük hem de yüksek doz uygulama gruplarında sperm morfolojileri incelendiğinde normal morfolojiye sahip sperm oranlarında anlamlı azalış görüldü (P<0.05). Ayrıca, yüksek doz PET nanoplastiklerine maruz kalan grupta, sperm boyun anomalilerinde kontrole kıyasla anlamlı artış görüldü (P<0.01). COMET analiz yöntemi ile belirlediğimiz DNA hasarı sonuçlarında ise, PET nanoplastiklerine maruz kalan grupların sperm %kuyruk DNA miktarında anlamlı artış görüldü (P<0.05). Son olarak, testislerden alınan histolojik kesitlerin tübül yapıları Johnsen skorlaması ile değerlendirildiğinde, PET plastiğine maruz bırakılan her iki grupta da spermatogenezde kontrole kıyasla anlamlı bir değişim görüldü (P<0.05). Sonuç olarak sub-kronik PET nanoplastik maruziyeti, sperm sayısını azaltmakta, sperm morfolojisinde bozulmalara neden olmakta, spermlerde DNA kırıkları meydana getirmekte ve spermatogenez aşamalarında negatif etkiler oluşturmaktadır. Tüm bu negatif etkiler neticesinde PET nanoplastiği erkek üreme sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.

Doku hasarıFarelerHayvan deneyleri+7
Oğuz Kaan Tombul
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

6.güne giden embriyoların transfer sonrası gebe kalma oranlarının belirlenmesi

Embriyo transferinden önce blastokist seçimi, sağlıklı bir implantasyon olanağını güçlendirir. ICSI sonrası 5. gün ve 6. gün embriyo blastokist gelişim takibi yapılır. Bu süreç embriyonun rahim içine tutunmasını dolayısıyla asıl hedef olan gebelik şansın arttırmasını sağlayacaktır. Blastokist transferi ile yüksek gebelik ve implantasyon oranı sağlanırken, çoğul gebelik oranı da düşmektedir. Bazen embriyolar beklenen hücre sayılarına gelemezler ve geriden takip ederler. 5. günde morula aşamasında veya erken blastokist aşamasında kalabilir. Bu durumda embriyo gelişimini tamamlaması için 6. güne bekletilir. Bu çalışma 2010-2022 tarihleri arasında Acıbadem Altunizade Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne başvuran vakalar arasında belirlenen, 5. gün ve 6. gün blastokist transfer oranları retrospektif olarak araştırıldı. Çalışmada 2052 blastokist transferi gerçekleştirilmiş vaka değerlendirilmeye alındı. 1998 vaka 5. gün blastokist transferi, 54 vaka 6. gün blastokist transferi gerçekleştirenler olarak belirlendi. 2052 vakanın 1388'inde (%67,6) gebelik oluştuğu, 664'ünde (%32,4) gebelik oluşmadığı görüldü. Yapılan analiz neticesinde ET 5. gün olgularda gebelik oranı, ET 6. gün olanlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0.002; p<0.01). 5. gün embriyo transferi yapılan olguların grade II embriyo sayıları 6. gün embriyo transfer yapılanlardan istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptandı (0,002; p<0,01). 5. gün ET yapılanların 6. gün ET yapılanlara göre gebelik oluşma oranının yüksek olması nedeniyle 5. gün blastokistlerinin implantasyon başarısının daha yüksek olduğu sonucuna varıldı. Ancak 6. gün ET yapılanlarda da gebelik pozitif olguların varlığı transfer edilebilecek embriyo sayısının az olduğu durumlarda transfer yapılabileceğini gösterdi.

BlastokistEmbriyoEmbriyo gelişimi+4
Gülay Akyüz
Maltepe University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Nepeta italica Subsp. cadmea ekstraktının dondurulmuş-çözdürülmüş teke spermleri üzerine etkisinin araştırılması

Sperm kriyoprezervasyonu, reaktif oksijen türevlerinin (ROS) aşırı üretimine bağlı olarak sperm kalitesini ve ardından fertilizasyon yeteneğini olumsuz etkiler. Kriyoprotektanların sulandırıcıya eklenmesi, spermi oksidatif stresin (OS) zararlı etkilerinden koruyabilir. Flavonoidler ve fenolik bileşikler açısından zengin bitki ekstraktları gibi doğal kaynaklı antioksidanların, kriyoprotektif ajanlar olarak kullanılmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmada, Ankara teke spermasının, motilite, akrozom membran bütünlüğü ve DNA fragmentasyonu üzerine, antioksidan ve flavonoid içeriği bakımından zengin olan Nepeta italica subsp. cadmea esansiyel yağının üç farklı dozunun (0.75 µl/10 ml, 1.5 µl/10 ml ve 6 µl/10 ml) dondurma-çözdürme sonrası etkileri araştırılmıştır. Bitkiler, çiçeklenme döneminde Honaz dağından (Denizli, Türkiye) toplanmış ve oda sıcaklığında, gölgede kurutulmuştur. Toz haline getirilen bitkinin, esansiyel yağı Clevenger aparatı sistemi kullanılarak hidrodistilasyonla ekstrakte edildikten sonra, amber renkli şişe içinde 4ºC'de saklanmıştır. Tekelerden, üreme sezonunda elektroejakülatör ile alınan ejakülatlar birleştirilmiş, tris ana stok solüsyonu ile bitki yağının üç farklı dozu sulandırıldıktan sonra dondurulmuştur. Çözdürme sonrası motilitede, kontrol grubu ile diğer gruplara göre, yağın 0.75 µl/10 ml'lik dozunun iyileştirme yaptığı belirlenmiştir (p<0.05). Akrozomal membran bütünlüğü ve DNA fragmentasyonu analizlerinden de benzer sonuçlar elde edilmiştir. Dondurma-çözdürme sonu akrozomal membran bütünlüğünde esansiyel yağın 0.75 µl/10 ml dozu, kontrol ve 1.5 µl/10 ml ile 6 µl/10 ml dozlarına göre daha yüksek değerde bulunmuştur (p<0.05). DNA fragmentasyon analizinde ise, esansiyel yağın 0.75 µl/10 ml dozu, kontrol ve 1.5 µl/10 ml ile 6 µl/10 ml dozlarına göre daha düşük değerde bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, esansiyel yağın 0.75 µl/10 ml'lik dozunun, Ankara tekesi spermlerinde dondurma-çözdürme sonrası, motilite, akrozomal membran bütünlüğü ve DNA fragmentasyonu parametreleri üzerinde kriyoprotektif etkisi belirlenmiştir. Sperm kriyoprezervasyonunda, antioksidan etkilere sahip ve flavonoid içeren Nepeta italica subsp. cadmea esansiyel yağının en uygun dozunun kriyoprotektan olarak kullanılabileceği gösterilmiştir. Bununla birlikte, sperm kriyoprezervasyonunda bitki esansiyel yağının belirlenen dozlarının olası kriyoprotektif etkilerini, farklı parametrelerle de çalışarak ortaya çıkarılmasına ihtiyaç vardır.

Dondurarak saklamaKriyoprotektif ajanlarNepeta italica+2
Sıddıka Boztaş
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of silk protein sericin use for the short-term storage of rabbit sperm at 4 and 15°c

Objective: To investigate the effect of sericin and temperature (4 and 15°C) on short term storage quality of rabbit semen Material and Methods: The study was performed in three experiments. In the first and second experiment, semen pool (from five ejaculates) was diluted to 50M ml−1 sperm concentration, and divided into control, 0.1% and 0.5% sericin groups, later further divided to 4 or 15°C partitions. Sperm motility was analyzed by CASA and livability, membrane and acrosome integrity were checked at 0, 24, 48, and 72 h of storage for all semen samples. In vivo fertility was assessed in third experiment. Results: 0.5% sericin groups showed higher rates of sperm motility and acrosome integrity compared with 0.1% sericin and control group at 4°C. At 15°C, 0.1% sericin showed significantly higher percentage of sperm motility, membrane integrity at 24, 48 and 72 h, respectively. Similarly, higher viability and acrosome integrity was found at 15°C (P < 0.05) for 0.1% sericin group at 72 h. As a whole, the parameters i.e. total motility, viability, membrane and acrosome integrity were significantly higher (P < 0.05) for 0.1 and 0.5% sericin treated samples stored at 15°C than at 4°C. Pregnancy rates for does inseminated with control were lower (50, 42.8%) than 0.1% sericin (66.6, and 71.4%) at 4 and 15°C (P > 0.05), respectively. However, litter size was similar in all groups and 0.5% sericin group had higher pregnancy rate (57.1%) for 15°C doses than 4°C (33.3%). Conclusion: It was concluded that 15°C was better than 4°C for the short-term storage of rabbit semen, and both 0.1 and 0.5% sericin supplementation improved quality of chilled rabbit semen.

CryopreservationAnimal experimentationSemen preservation+4
Sanan Raza
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00

Related subjects