Plant oils

88 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Yenilebilir yağ numunelerinde bazı anyonların ekstraksiyonu için emülsiyon kırma yönteminin geliştirilmesi ve iyon kromatografisi ile tayini

Bu çalışmada yenilebilir bitkisel yağlarda inorganik anyonların tayinin amacı ile emülsiyon kırınımı ile ekstraksiyona (EIEB) dayanan bir metot geliştirmesi yapılmıştır. Geliştirilen ekstraksiyon metodu bitkisel yağ örneklerine uygulanmış ve iyon kromatografi ile F-, Cl-, NO2-, Br-, NO3-, PO43- ve SO42- analizleri yapılmıştır. Metot geliştirme sürecinde; asit ve yüzey aktif madde türü ile derişimi, emülsiyon kırılma süresi ve sıcaklığı, örnek miktarı gibi temel parametreler optimize edilmiştir. Validasyon çalışmaları ise tohum yağı, uçucu yağ, meyve yağı ve yüksek viskoziteli/katı yağlardan oluşan temsilî matrikslerde gerçekleştirilmiştir. EIEB prosedürü, 2 g örnek, 2 mL %0,1 (h/h) formik asit ve %4 (a/h) Triton X-100 içeren sulu faz ile emülsiyon oluşturulması ve 85ºC'de faz kırılması aşamalarını içermekte olup %RSD değerleri, hindistancevizi yağında %0,937-6,382, nane yağında %0,184-6,849, ayçiçeği yağında %0,84-3,571 ve zeytinyağında %0,992-5,629 arasında bulunmaktadır. LOD değerleri ise F-, Cl-, NO2-, Br-, NO3-, PO43-, SO42- için sırası ile en düşük 4,7 µgkg- (hindistancevizi yağı), 42,2 µgkg- (ayçiçeği yağı), 2,3 µgkg- (nane yağı), 10,1 µgkg- (ayçiçeği yağı), 29,3 µgkg- (ayçiçeği yağı), 24,9 µgkg- (hindistancevizi yağı) ve 44,4 µgkg- (hindistancevizi yağı) olarak belirlenmiştir.

AnyonlarBitkisel yağlarEkstraksiyon+1
Barış Can Körükçü
Trakya University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk pres yöntemi ile elde edilen çeşitli bitkisel yağların karakterizasyonu

Bu tez çalışmasında, soğuk pres yöntemi ile 14 farklı bitkisel hammaddeden elde edilen yağlarda renk, peroksit, serbest yağ asitliği, yağ asidi kompozisyonu, sterol kompozisyonu gibi bazı biyoaktif bileşenleri tespit edilmiş ve fizikokimyasal özellikleri incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre %oleik asit cinsinden serbest yağ asitliği değerleri; çörekotu yağı 9,92; Hindistan cevizi yağı 0,11; incir çekirdeği yağı 0,86; keten tohumu yağı 1,17; fındık yağı 1,94; yerfıstığı yağı 0,21; nar çekirdeği yağı 0,96; kabak çekirdeği yağı 1,97; kırmızı biber çekirdeği yağı 1,12; aspir tohumu yağı 0,33; susam yağı 0,49; Ayçiçek yağı 3,04; ceviz yağı 2,53; karpuz çekirdeği yağı 0,48 olarak bulunmuştur. Peroksit değerleri (Meq/kg cinsinden); çörekotu yağı 20,63; Hindistan cevizi yağı 0,00; incir çekirdeği yağı 0,55; keten tohumu yağı 0,61; fındık yağı 0,90; yerfıstığı yağı 0,00; nar çekirdeği yağı 2,90; kabak çekirdeği yağı 4,64; kırmızı biber çekirdeği yağı 2,77; aspir tohumu yağı 0,00; susam yağı 0,00; Ayçiçek yağı 0,90; ceviz yağı 1,81; karpuz çekirdeği yağı 0,00 olarak bulunmuştur. Renk değerleri incelendiğinde en yüksek L* değeri soğuk pres Hindistan cevizi yağında, en düşük L* değeri ise soğuk pres kabak çekirdeği yağında gözlenmiştir. En yüksek a* değeri kabak çekirdeği yağında, en düşük a* değeri ise yerfıstığı yağında gözlenmiştir. En yüksek b* değeri keten tohumu yağında, en düşük b* değeri ise Hindistan cevizi yağında gözlenmiştir.

Bitkisel yağlarKarakterizasyonPeroksit+4
Halit Muhammed Çelebi
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Isparta ekolojik koşullarında bazı ketencik [Ccamelina sativa (l.) Crantz] genotiplerin tarımsal ve yağ kalite özelliklerinin belirlenmesi

Ketencik (Camelina sativa (L.) Crantz), kurak ve yarı kurak bölgelerin doğal yağışlarla beslenen marjinal tarım arazilerinde düşük maliyetle kültürü yapılabilen, yüksek yağ içeriğine sahip ve omega yağ asitleri bakımından zengin bir yağlı tohum bitkisidir. Bu araştırmada 16 ketencik genotipi (Vniimk 17, No. 402, Ames 26665, Ames 26667, Ames 26673, Ames 26676, CSS-CAM25, Ames 26680, Ames 26681, Ames 26686, Ames 28372, Ames 22964, Ames 22987, K-49, K-50 ve Arslanbey) 25 Eylül 2018 tarihinde tesadüf blokları deneme deseninde 3 tekerrürlü olarak ekilmişler ve 10 Haziran 2019 tarihinde hasat edilmişlerdir. Genotiplerin ortalama bitki boyu 83.1 (Vniimk 17) ile 102.7 cm (Ames 26680), bitki başına ortalama dal sayısı 14.5 (Ames 26665) ile 22.2 adet (Ames 26680), bitki başına ortalama kapsül sayısı 589.7 (Ames 26665) ile 1344.7 adet (K-50), 1000 tane ağırlığı 0.63 g (Ames 22964) ile 0.87 g (Ames 26676), hasat indeksi % 5.94 (Ames 26673) ile % 12.69 (Arslanbey), tohum verimi 103.1 kg/da (Vniimk 17) ile 227.8 kg/da (K-49) ve yağ oranı % 24.66 (Ames 266676) ile 30.62 (Ames 22964) arasında değişmiştir. Ketencik genotiplerinden elde edilen ham yağlarda oleik asit % 14.37-20.08, linoleik asit % 17.30-24.46, linolenik asit % 37.04-49.98 ve erusik asit % 0.21-4.92 arasında değişim göstermiştir. Ketencik yağında en önemli kalite kriteri olarak kabul edilen erusik asit bakımından genotiplerin 11'inde ise % 2'nin altında erusik asit varlığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, ketencik tarımı için son derece elverişli ekolojik koşullara sahip olduğu anlaşılan Göller yöresinde tarımsal ve kalite özellikleri yönüyle öne çıkan farklı orijinli ketencik genotipleri belirlenmiştir.

Bitkisel yağlarIspartaKetencik+3
Gülçin Koçer
Isparta University of Applied Sciences · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Ayçiçek yağı içeren rasyonlarla beslenen yumurta tavuklarında farklı selenyum kaynağı ilavesinin performans, yumurta selenyum konsantrasyonu, yağ asidi kompozisyonu ve lipid oksidasyon parametreleri üzerine etkileri

Bu çalışma, yumurta tavuğu rasyonlarına ayçiçek yağı, inorganik veya organik selenyum ilavelerinin; performans ve yumurta kalite kriterleri, yumurta yağ asitleri profili, yumurta selenyum konsantrasyonu ve lipid oksidasyon parametrelerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Denemede 42 haftalık yaşta 252 adet Lohmann LSL-Classic beyaz yumurtacı tavuk kullanılmıştır. Tavuklar, her bir muamele grubunda 7 tekerrür ve her tekerrürde 6 hayvan olacak şekilde 6 gruba (6x7x6) tesadüfi olarak dağıtılmıştır. 12 haftalık deneme buyunca kullanılan rasyonlar, izonitrojenik ve izokalorik olarak, ayçiçek yağlı ve yağsız olmak üzere iki farklı şekilde hazırlanmıştır. Hem yağsız hem de yağlı rasyona organik ve inorganik selenyum (Se) katkıları, total rasyonda selenyum miktarı 0.3 mg/kg olacak şekilde ilave edilmiştir. Yumurta ağırlığı, şekil indeksi, kabuk oranı, kabuk kalınlığı, renk skalası, ak indeksi ve sarı indeksi gibi yumurta kalite kriterlerine, muamelelerin etkileri ve interaksiyonları önemli olarak belirlenmiştir (p˂0.05). Selenyum ilave edilen gruplardaki yumurta selenyum konsantrasyonu, selenyum ilave edilmeyen gruplardan daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Organik selenyum ilave edilen gruplarda yumurta selenyum konsantrasyonu, inorganik selenyum ilave edilen gruplardan daha yüksek olarak tespit edilmiştir (p<0.05). Yumurta sarısı yağ asidi kompozisyonuna yağ ilavesinin etkisi önemli bulunmuştur (p˂0.01). Yağlı rasyonla beslenen gruplarda, özellikle yumurta sarısı çoklu doymamış yağ asitleri, yağsız rasyonla beslenen gruplara kıyasla daha yüksek değerlerde tespit edilmiştir (p<0.05). Yağlı rasyonla beslenen gruplarda yumurta malondialdehit (MDA) konsantrasyonu (TBARS, thiobarbituric acid reactive substances), yağsız rasyonla beslenen gruplara kıyasla daha yüksek tespit edilmiş (p<0.05) ve selenyum ilavesinin yağlı rasyonla beslenen gruplarda yumurta TBARS değerini düşürdüğü belirlenmiştir (p<0.05). Muamelelerin kan parametreleri (Catalase (CAT), Superoxide dismutase (SOD), Glutathione peroxidase (GSH-Px) ve MDA) üzerine etkileri ve interaksiyonları da önemli bulunmuştur (p˂0.01). Sonuç olarak; ayçiçek yağının yumurta tavuğu rasyonlarına katılmasının genel olarak performans ve yumurta kalite kriterlerini etkilemediği, ancak yumurtadaki n-6 yağ asitlerinden linoleik asit miktarını ve yumurta ağırlığını artırdığı gözlenmiştir. Yağlı ve yağsız rasyonlara her iki selenyum ilavesinin, özellikle de organik selenyum ilavesinin, yumurta Se konsantrasyonunu artırarak, yumurta raf ömrünün uzaması üzerinde pozitif etkileri olduğu belirlenmiştir.

Ayçiçek yağıBesi performansıBitkisel yağlar+5
Çağrı Kale
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de satışa sunulan bazı yağlarda 3-MCPD ve glisidil esterleri ile bazı oksidasyon parametrelerinin belirlenmesi

Bu tezde, ülkemiz marketlerinde satışa sunulan ve yaygın olarak tüketilen 8 farklı yağdan oluşan, toplamda 46 numunede yağ asidi kompozisyonu, 3-MCPD ve glisidil esterlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca oksidasyon birincil ürünleri olarak peroksit sayısı (PS), konjuge dien (K232), konjuge trien (K270), ikincil oksidasyon ürünleri olarak para-anisidin (p-Ans), toplam oksidasyon değeri olarak totoks ve hidrolitik reaksiyonların göstergesi olarak serbest yağ asitliği (SYA) belirlenmiştir. Natürel sızma zeytinyağı ve 1 adet kapsül balık yağı dışındaki örneklerde 3-MCPD 0.02-2.12 mg/kg aralığında ve glisidil esterleri ise 0.06-6.46 mg/kg aralığında tespit edilmiştir. Yağ asidi bileşimleri büyük oranda kodekste belirtilen limitler dahilinde bulunmuştur. PS'ları 1.53-32.08 meqO2/kg, p-Ans 0.00-60.90 aralığında, totoks değerleri ise 3.54-77.80 aralığında tespit edilmiştir. K232 değerleri 2.07-12.26 ve K270 değerleri ise 0.16-5.60 aralığında değişmiştir. PS en yüksek natürel sızma zeytinyağları (10.37-17.66 meqO2/kg), yerfıstığı yağları (9.18-32.08 meqO2/kg) ve balık yağlarında (8.45-27.39 meqO2/kg) tespit edilmiştir. Örneklerin SYA değerleri 0.11-1.29 (% oleik asit) aralığında belirlenmiştir. SYA değerleri büyük oranda kodekste belirlenen sınırlar içinde bulunmuştur. Oksidasyon parametreleri ve SYA değerleri örneklere ve markalara göre farklılık göstermiştir. Yağlarda, bozulmaları engellemek veya en az düzeye indirebilmek için işleme ve depolama koşulları gibi faktörlerin gözden geçirilerek, optimize edilmesi gerekmektedir. Ayrıca yağlara uygulanan yüksek sıcaklık gerektiren işlemler öncesinde monogliserit ve digliserit gibi öncü maddelerin miktarının azaltılarak 3-MCPD ve glisidil esteri oluşumunun sınırlandırılması ile ilgili yeni çalışmaların yapılması gerekmektedir.

Balık yağıBitkisel yağlarMargarin+1
Ali Osman Gündüz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Melaleuca alternifolia (Çay ağacı) yağının kozmetiklerdeki güvenliliğinin ve olası toksisitesinin değerlendirilmesi

Esansiyel yağlar yüzyıllar boyunca kozmetik ürünlerde kullanılmıştır. Uzun yıllardır kullanılıyor olması güven verici bir faktör gibi algılanabilir; ancak, bu yağlardan bazıları kozmetik ürünlerde kullanıldığında transdermal emilim veya inhalasyon yoluyla tüketiciler için tehlikeli olabilmektedir. Mevcut bilimsel yayınlar genellikle sınırlı sayıdadır ve bu çalışmalar spesifik olarak esansiyel yağların kozmetik ürünlerde kullanımını ile bu yağların içerdiği bir veya daha fazla saf bileşeni tanımlamaktadır. Dolayısıyla bu konudaki güvenilir klinik toksikoloji çalışmaları yetersiz kalmaktadır. Günümüzde kozmetik ürünlerde esansiyel yağ olarak kullanımı giderek popülerleşen "çay ağacı yağı"nın da, kozmetik ürünlerde kullanımının etkinliğinin ve güvenliliğinin sıkça tartışma konusudur. Yapılan araştırmalar, bu yağın yüksek terpinen-4-ol içeriğine atfedilen geniş spektrumlu antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğunu doğrulamaktadır ve son yıllarda yapılmış klinik denemeler ümit vericidir. Son onbeş yılda çay ağacı yağı, doğal kaynaklı bir ürün olarak geniş bir grup farmasötik ve kozmetik ürün için artan bir popülariteye sahip olmuştur. Diğer esansiyel yağlarda olduğu gibi "çay ağacı yağı" kullanımının, etkinliğinin, güvenliliğinin, toksisitesinin net verileri için de ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada, Avrupa Konseyi Kozmetik Ürün Uzmanlar Komitesi'nin, Tüketici Güvenliği Bilimsel Komitesi (SCCS)'nin görüşlerine ağırlıkla yer verilmiş olup, çay ağacı yağının tüketiciler üzerinde zararları olabileceğinin önemi vurgulanmış ve kozmetik ürünlerin genel güvenlilik değerlendirmeleri yapılırken bu maddenin tüketicilerde oluşturabileceği risklerin göz önünde bulundurulması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu sebeple, çay ağacı yağının kalite kıstaslarının iyi tanımlanmış olması ve kozmetik ürünlerin güvenliliğinden sorumlu kişilerin çay ağacı yağı içeren kozmetik ürünleri piyasaya arz ederken bu hususları dikkate almaları büyük önem arz etmektedir.

Bitkisel yağlarKozmetiklerMelaleuca alternifolia+2
Rana Ülker Özkan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı ve obez bireylerde hindistan cevizi yağı ve zeytinyağı alımının açlık ve tokluk üzerine akut etkilerinin değerlendirilmesi

Obezite dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunudur ve kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve bazı kanser türleri ile ilişkilendirilmektedir. Besinlerin açlık ve tokluk üzerine etkilerinin araştırılması obezite tedavisinde iştah kontrolünün sağlanması açısından önemlidir. Bu çalışmada uzun zincirli yağ asitlerinin kaynağı zeytinyağı tüketimine göre orta zincirli yağ asitlerinin kaynağı hindistan cevizi yağı tüketiminin normal ağırlıktaki ve obez erkek bireylerde akut etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma T.C. Cumhurbaşkanlığı, Sağlık Merkezinde, normal ağırlıkta (n=10) ve obez (n=10) 20 erkek birey üzerinde yapılmıştır. Normal ağırlıktaki ve obez bireylerin yaş ortalaması sırasıyla 33.5±3.9 ve 35.5±4.1 yıldır. Çalışmaya katılmayı kabul eden bireylere birbirini takip etmeyen günlerde yağsız inek sütü (300 mL), yağsız beyaz peynir (30 g), beyaz ekmek (75 g) ve hindistan cevizi yağı (25g) veya zeytinyağı (25g) içeren kahvaltı öğünü verilmiştir. Bireylerin test kahvaltı öğünü öncesi ve sonrası vizüel analog skala değerlendirmeleri (0., 30., 60., 120 ve 180. dakikalarda), indirek kalorimetre ile enerji harcaması ölçümleri (0., 60., 120 ve 180. dakikalarda), bazı kan parametreleri analizleri (serum glukoz, serum trigliserit, serum insülin ve peptid YY hormonu)(0., 30., 60., 120 ve 180. dakikalarda) yapılmıştır. Ayrıca ad-libitum öğle öğünü (180. dakika) tüketimi ile enerji alımları değerlendirilmiştir. Normal ağırlıktaki bireylerde zeytinyağına göre hindistan cevizi yağı tüketimi sonrası 180. dakikada açlık ve yeme isteği vizüel analog skala değerlerinin anlamlı seviyede daha fazla azaldığı saptanmıştır (sırasıyla p=0.031, 0.020). Normal ağırlıktaki bireylerde hindistan cevizi yağı tüketimi sonrası 30., 60., 120. ve 180. dakikalarda peptid YY değişimi sırasıyla 41.8±67.7, 52.5±103.2, 28.2±43.3, 47.7±77.9 pg/dL olarak saptanırken zeytinyağı tüketimi sonrası -1.8±71.1, 15.9±53.9, 7.8±51.6, -5.±59 pg/dL olarak saptanmıştır (sırasıyla p=0.075, 0.322, 0.454, 0.073). Normal ağırlıktaki bireylerde kahvaltı öğünü sonrası öğle öğünündeki ad libitum enerji alımları hindistan cevizi yağı ve zeytinyağı tüketimi sonrası sırasıyla 924.86±302.91, 845.47±158.39 kkal (p=0.272) olarak saptanırken obez bireylerde ise sırasıyla 859.26±238.37, 994.69±265.16 kkal (p=0.069) olarak saptanmıştır. Hem normal ağırlıktaki hem de obez bireylerde hindistan cevizi yağı ve zeytinyağı tüketimi sonrası dinlenme enerji harcaması değerlerinin eğri altında kalan alanlarında anlamlı farklılık saptanmamıştır (sırasıyla p=0.274, 0.337). Bu çalışmanın sonuçları zeytinyağına göre hindistan cevizi yağı tüketiminin normal ağırlıktaki bireylerde açlık ve yeme isteği üzerine baskılayıcı etkisinin olabileceğini, tokluk peptid YY düzeylerini farklı etkileyebileceğini ve tokluk enerji harcaması üzerine farklı etkisinin olmadığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: dinlenme enerji harcaması, hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, obezite, orta zincirli yağ asitleri, peptid YY

AçlıkBitkisel yağlarHindistan cevizi+4
Ziya Erokay Metin
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Synthesis of networks and interpenetrating networks from functionalized castor and soybean oils

SYNTHESIS OF NETWORKS AND INTERPENETRATING NETWORKS FROM FUNCTIONALIZED CASTOR AND SOYBEAN OILS In this study, castor oil is maleated to give maleated castor oil (COMA). This macromonomer is capable of reacting as epoxy curing agent through its carboxylic end as well as undergoing free radical polymerization with polymerizable vinyl monomers through its double bond. The maleation of castor oil is carried out using the methodology known in literature with some small modifications increasing the maleation extent. COMA is then reacted with epoxidized soybean oil (ESO) to give a thermoset polymer ESOCOMA, as the initial network. The double bonds on maleate groups of COMA which are still intact and available to react, are then polymerized in presence of a free radical initiator to give a second interpenetrating network. This network is entirely composed of two functionalized triglycerides. Reaction of COMA and ESO with a vinyl group bearing monomer, styrene, in presence of free radical initiators resulted in a simultaneous interpenetrating network abbreviated here as Styrene-X. Another interpenetrating network is formed by using an oil based macromonomer instead of styrene, acrylated epoxidized soybean oil (AESO) to give AESO-X. All of the networks produced have considerably high oil content, especially AESO-X is unique in the sense that only the maleate and the acrylate modifications are the non-oil based portions resulting in a very high oil content of 80%. The products obtained from these reactions are all insoluble in common organic solvents so the characterization is done by FTIR. The thermal and mechanical tests such as DSC (Differential Scanning Calorimetry), DMA (Dynamic Mechanical Analysis) are carried out to further analyze the properties of the thermosets. The optimum stoichiometry for ESO/COMA is determined by surface hardness values measured by durometer whereas the effects of compositions of styrene and AESO monomers were analyzed by DMA experiments. COMA is also reacted with commercially available epoxy resins to give clear, tough, high tensile strengths thermosets. The optimization and characterization studies of COMA as an epoxy curing agent are currently in progress.

Plant oilsCastor oilCopolymers+2
Şeyma Avcılar
Boğaziçi University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kenevir yağı (Cannabis sativa) içeren poli (laktik asit) (PLA) esaslı nanoliflerin elektroeğirme yöntemiyle üretimi ve karakterizasyonu

Ciltte anatomik yapının veya işlevin bozulması ile sonuçlanan yaranın iyileşmesi, yara boyutuna bağlı olarak enfeksiyon ve kan kaybı gibi komplikasyonları önleyebilmek için hayati olabilmektedir. Hasar alan dokunun yapısal ve işlevsel bütünlüğünü geri kazandırmak önemli bir süreçtir. Yara iyileşmesi için hem modern hem de alternatif tıpta kullanılan birçok ürün vardır. Cannabis Sativa (CS) bitkisi de bu amaçla kullanılan en eski bitkilerdendir. CS bitkisinin başta lifleri ve tohumları olmak üzere çeşitli amaçlarla sanayi, inşaat, tekstil, gıda ve tıp alanlarında kullanılmaktadır. Tedavi edici özellikleri ve farmakolojik etki mekanizmaları sebebiyle geçmişten günümüze kadar alternatif tıpta sıkça kullanılan kenevir bitkisinin, özellikle son yıllarda tıbbi amaçlı kullanımı ve üretimi artmaktadır. Bu çalışmada, yaranın iyileşmesi için gerekli olan nemli ortamı sağlayan, yara bölgesi için antioksidan ve antienflamatuar özelliklere sahip olan kenevir tohumu yağının yara iyileşmesi üzerindeki etkisi araştırılmaktadır. PLA tabanlı yara örtüleri , biyolojik olarak parçalanabilirlikleri, etkinlikleri, kullanım kolaylıkları ve antimikrobiyal özellikleri nedeniyle umut verici bir seçenektir. Bu bilgiler doğrultusunda elektroeğirme tekniği ile CS yağı esaslı insan vücudu ile uyumlu ve biyobozunur bir polimer olan poli(laktik asit) (PLA) ve CS yağı esaslı biyokompozitler üretilmiştir. Üretilen biyokompozit yara örtülerinin karakterizasyonları yapılmış, daha sonra HUVEC hücrelerinde (İnsan Göbek Damarı Endotel Hücreleri) oluşturulan yara modeline etkisi ve antibakteriyel özellikleri incelenmiştir. Hem DSC (Diferansiyel Taramalı Kalorimetre) eğrilerinde hem de FTIR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi) spektrumuna ait bantlarda, karakteristik değerler elde edilmiştir. SEM görüntüleri ile, yara örtüsündeki CS dağılımını ve fiber yapıları doğrulanmıştır.

Bitkisel yağlarBiyopolimerlerCannabis sativa L.+5
Hazal Şahin
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı miktarda retinil palmitat ile zenginleştirilmiş ayçiçek yağının farklı depo koşullarında oksidatif stabilitesinin ve kalite parametrelerinin değerlendirilmesi

Bitkisel yağların A vitamini formları ile zenginleştirilmesi, dünya genelinde A vitamini eksikliği prevalansının azaltılmasında son derece etkilidir. Bir antioksidan öge olan A vitamini, aynı zamanda yağları oksidasyona karşı korumakta ve yağın kalitesini artırabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, ayçiçek yağının farklı miktarlarda retinil palmitat ile zenginleştirilmesinin, yağın oksidatif stabilitesi ve kalite parametreleri üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Bu kapsamda beş farklı retinil palmitat grubu (kontrol, 15 mcg/g, 30 mcg/g, 60 mcg/g, 90 mcg/g) oluşturulmuştur. Ayçiçek yağları 26-32 oC sıcaklıkta farklı koşullarda (aydınlık/karanlık ortam; şeffaf/kahverengi cam şişe) 6 ay boyunca depo edilmiştir. Depolama öncesi ayçiçek yağlarında Ransimat analizi yapılmış, depolanan örneklerde ise ayda bir kez retinil palmitat düzeyi, peroksit değeri, konjuge dien, konjuge trien, serbest asitlik ve fotometrik renk analizleri uygulanmıştır. Çalışmada, Ransimat açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05) (en düşük 5,83±0,14 saat, en yüksek 6,47±0,14 saat). Ayçiçek yağlarının peroksit sayısı ve serbest asitlik değerleri, depolama süresiyle birlikte artmıştır (p<0,05). Aynı aylarda her retinil palmitat grubunda aydınlık ortam ve şeffaf şişedeki ayçiçek yağlarının analiz sonuçları genelde en yüksek; karanlık ortam ve kahverengi şişedeki ayçiçek yağlarının sonuçları ise genelde en düşük bulunmuştur. Aynı aylarda ayçiçek yağlarının retinil palmitat miktarı arttıkça peroksit sayısı ve serbest asitlik değerleri genelde azalmıştır. Çalışmada ölçülen retinil palmitat düzeyleri, depolama süresince genellikle azalmıştır. Aynı aylarda her grupta aydınlık ortam ve şeffaf şişedeki ayçiçek yağlarının retinil palmitat düzeyleri en düşük olup, 6. ay sonunda genelde sıfırlanmıştır (p<0,05). Retinil palmitatın karanlık ortam ve kahverengi şişedeki korunumu genelde en yüksektir. Çalışmada ölçülen konjuge dien ve trien değerleri ile fotometrik renk analizi L*, a* ve b* değerlerinde belirli bir artma veya azalma saptanmamıştır. Bununla birlikte, zaman, grup, ortam ve şişe rengi ve bunların etkileşimleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak, retinil palmitat ile zenginleştirilen ayçiçek yağının bazı oksidasyon ve kalite parametreleri üzerinde zaman, retinil palmitat miktarı (grup), aydınlık/karanlık ortam ve şeffaf/kahverengi şişe renginin ve birlikte etkileşimlerinin anlamlı etkisi/etkileri vardır. Retinil palmitat ile zenginleştirilmiş yağ, üretim sonrasında kısa sürede tüketilmelidir. Bununla birlikte, karanlık ortamda ve ışığı geçirmeyen şişelerde depo edilerek, ışığa maruziyet en aza indirilmelidir. Bu çalışma doğrultusunda, daha uzun sürelerde farklı depolama koşullarında depo edilen ayçiçek yağlarından, daha fazla sayıda parametrenin ölçüldüğü çalışmalara gereksinim vardır.

Ayçiçek yağıBitkisel yağlarDepolama+4
Gülsüm Şahin Bodur
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı bitkilerden elde edilen uçucu yağların antioksidan ve ısıl özelliklerinin araştırılması

Bu çalışma kapsamında, Osmaniye ilinden toplanan beş farklı bitkinin (Rosmarinus officinalis, Schinus molle, Santolina chamaecyparissus, Myrtus communis ve Citrus aurantium) uçucu yağ içerikleri GC/MS yardımıyla tespit edilmiş ve aynı zamanda bu uçucu yağların antioksidan aktiviteleri ve ısıl özellikleri belirlenmiştir. R. officinalis uçucu yağında en fazla (+)-2-bornanon (%17.472), S. molle'de en fazla (+)-bisiklogermakren (%11.662), S. chamaecyparissus'da artemisya alkol (%31.789), M. communis'de ökaliptol (%50.048) ve C. aurantium'da ise D-limonen (%92.173) ana bileşenler olarak tespit edilmiştir. İncelenen yağ örnekleri içerisinde, en yüksek fenolik madde içeriği biberiyede bulunurken (882.035 mg GAE/l), en düşük miktar murt esansiyel yağında (93.346 mg GAE/l) tespit edilmiştir. ABTS yöntemiyle elde edilen antioksidan davranış sonuçlarının, tüm uçucu yağ örnekleri için DPPH yöntemiyle elde edilen sonuçlardan daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, uçucu yağların ısıl özelliklerine bakıldığında ise, her yağın kendine özgü bir termal profil sergilediği ve bu profillerin termal stabilite, oksidatif dayanıklılık gibi özellikler üzerinde etkili olabileceği görülmektedir.

Antioksidan aktiviteAntioksidanlarBitkisel yağlar+1
Büşra Şahin
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Doksorubisin ile oluşturulan kardiyotoksisite modelinde incir (Ficus carica) çekirdeği yağının etkisinin araştırılması

Çalışmamızda incir (Ficus carica) bitkisinin meyvelerindeki çekirdeklerin soğuk sıkımıyla elde edilen incir çekirdeği yağının farklı dozlarının doksorubisin ile oluşturulan kardiyotoksisite üzerindeki antioksidan ve antiinflamatuvar etkilerinin profilaktik olarak araştırılması amaçlandı. Bu konuda literatüre girmiş bir çalışma olmadığı için yapacağımız çalışmanın alanında ilk olma özelliği taşıdığını söyleyebiliriz. Çalışmamızda 32 adet genç erişkin erkek Wistar albino türü sıçan (200-250 gram) 4 gruba ayrıldı (n=8). Kontrol Grubu, Doksorubisin Grubu (DOX), Doksorubisin+Düşük Doz İncir Çekirdeği Yağı Grubu -3 ml/kg- (İÇY3) ve Doksorubisin+Yüksek Doz İncir Çekirdeği Yağı Grubu -6 ml/kg- (İÇY6) gruplarına ayrılan sıçanlar için deney süresi 7 gün olarak belirlendi. Bir hafta boyunca her gün İÇY3 grubuna intragastrik gavaj ile 3ml/kg, İÇY6 grubuna intragastrik gavaj ile 6 ml/kg incir çekirdeği yağı verildi. Deneyin 5. gününde tüm gruplara intraperitoneal olarak tek doz doksorubisin (15 mg/kg); kontrol grubuna ise tek doz %0,9'luk serum fizyolojik enjekte edildi. Deney süresince tüm hayvanlar kendi gruplarına ait manipülasyonlara maruz bırakıldıktan sonra 8. günde sakrifiye edilip, biyokimyasal ve histolojik inceleme yapmak üzere kalp dokuları alındı, istatistiksel analizler yapılıp yorumlandı. Histolojik bulgular sonucunda incir çekirdeği yağı ile tedavi edilen grupta DOX'un neden olduğu tespit edilen kardiyak değişikliklerin önemli ölçüde iyileştiği tespit edildi. İncir çekirdeği yağının antioksidan ve antiinflamatuvar özellik göstererek MDA, MPO, GPx, SOD, CAT, CK, TNF-α ve IL-1β düzeylerinde istatistiksel anlamlılığı olan olumlu değişikliklere yol açtığı bulundu. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara göre DOX ile indüklenmiş kardiyotoksisite üzerine incir çekirdeği yağının kardiyoprotektif etkisinin mevcut olduğunu düşünmekteyiz.

Bitkisel yağlarDoksorubisinFicus carica+6
Duygu Gören
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt emen buzağılara kritik besleme dönemlerinde çörek otu tohumu yağı içirilmesinin performans ve kan parametreleri üzerine etkisi

Amaç: Araştırma süt emen buzağıların beslenmesinde kritik olan ilk 3 hafta ve sütten kesme döneminde çörek otu tohumu yağının verilmesinin performans ve bazı kan parametreleri üzerine etkilerinin incelenmesi amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmada iki ve üzeri doğumunu yapan siyah-beyaz alaca (Holstein Fresian ırkı) ineklerden rastgele seçilen, kolostrum beslemesi yapılmış 4 günlük yaştaki toplam 64 adet buzağı (32 adet dişi, 32 adet erkek) kullanıldı. Buzağılar araştırma süresince bireysel kulübelerde barındırıldı. Süt emen buzağılar üzerinde iki farklı dönemde (yaşamın ilk 3 haftası ve sütten kesme dönemi) gerçekleştirilen araştırma, bir kontrol (16 erkek + 16 dişi) ve bir deneme (16 erkek + 16 dişi) grubu olmak üzere iki grup olarak yürütüldü. Buzağılara çörek otu tohumu yağı Deneme 1'de (4-21. günler arası) 5 ml/gün, Deneme 2'de (60-70 günler arası) 10 ml/gün miktarda oral yol ile verildi. Çalışmada performans parametreleri ile kanda bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler incelendi. Bulgular: Araştırmada elde edilen performans değerleri incelendiğinde Deneme 1 ve Deneme 2'de gruplar arasında kuru madde tüketimi, canlı ağırlık artışı ve yem etkinliği parametrelerinde farklar önemsiz bulunmuştur. Deneme 1'de kanda incelenen biyokimyasal parametreler değerlendirildiğinde deneme grubunda ALB, TG, HDL, TBIL, ALT, P (P<0.001); GLB, CHOL, LDL, AMY (P<0.01); UA, AST (P<0.05) düzeylerinde istatistik önemlilik belirlenmiş, incelenen diğer parametrelerde (GLU, TP, BUN, GGT, ALP, LPZ) bir farklılık saptanmamıştır. Deneme 2'de kanda incelenen biyokimyasal parametreler (GLU, TCHOL, HDL, LDL, MDA, SOD ve kortizol) açısından ise bir farklılık bulunmamıştır. Deneme 1 ve Deneme 2'de tam hematolojik parametreler incelendiğinde gruplar arasında farklılıklar istatistik açıdan önemsiz olarak belirlenmiştir. Sonuç: Çörek otu tohumu yağının buzağıların kritik besleme dönemlerinde oral yolla içirilmesinin kuru madde tüketimi, canlı ağırlık artışı, yem etkinliği ve hematolojik parametreler üzerine herhangi bir etkisi olmadığı, kanda bazı biyokimyasal parametrelerde değişiklik yarattığı belirlenmiştir.

Besi performansıBitkisel yağlarBuzağılar+4
Emrah Özen
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kayısı (Prunus armeniaca) çekirdeği yağı ve civanperçemi (Achillea millefolium) ekstraktı'nın mide kanseri hücre hattında hücre ölümü üzerindeki etkisinin araştırılması

Amaç: Bu araştırma kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktı'nın MKN-28 mide kanser hücreleri üzerindeki etkisini incelemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Mide kanser hücre hattı olan MKN-28 hücreleri hücre kültürü yöntemi kullanılarak çoğaltıldı. Belirlenen konsantrasyonlarda kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve bunların kombinasyonlarıyla oluşturulan dozlar (kontrol dahil toplamda 9 doz grubu) uygulanarak MTT, annexin-V, kaspaz-3/7, hücre döngüsü ve klonojenik deney yapıldı. Elde edilen veriler SPSS programında değerlendirildi. Bulgular: Kayısı çekirdeği yağı için IC50 değerine yakın dozlar olan 1000 µg/ml ile 1200 µg/ml, civanperçemi ekstraktı için ise 5800 µg/ml ile 6000 µg/ml konsantrasyondaki dozlar kullanıldı. Klonojenik deneyde kayısı çekirdeği yağı, civanperçemi ekstraktı ve kombinasyon gruplarının tüm konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre herhangi bir koloni oluşmadığı görüldü. Annexin-V deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm konsantrasyon gruplarında anlamlı bir azalma görüldü. Kaspaz-3/7 deneyinde hücre canlılığında kontrol grubuna göre diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. S fazı % grafiğinde kontrole kıyasla diğer tüm gruplarda anlamlı bir azalma görüldü. G2/M fazının % grafiğinde kontrol grubuna göre anlamlı en fazla artış 1200 µg/ml +5800 µg/ml kombinasyon grubunda saptandı. Sonuç: Kayısı çekirdeği yağı ve civanperçemi ekstraktının MKN-28 hücreleri üzerinde hücre canlılığını azalttığını, hücre döngüsünü farklı safhalarda durdurduğunu ve anti-tümöral etki gösterdiği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Apoptoz, Civanperçemi Ekstraktı, Hücre Ölümü, Kayısı Çekirdeği Yağı, Mide Kanseri

Achillea millefoliumBitki özütüBitkisel yağlar+7
Hatice Efek
Aydın Adnan Menderes University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ahşap üst yüzey işlemlerinde bazı bitkisel yağların (keten tohumu, haşhaş, jojoba) kullanımı ve performanslarının karşılaştırılması

Günümüzde insanlar yapay olandan kaçıp doğal olana dönme arayışı içindeler. Bu sebeple ki ahşabın doğallığını gösterecek, insana ve doğaya zarar vermeyecek ürünlerle ahşabın bütünleşip kullanıcıya ulaşması hedeflenmektedir. Bu çalışmada doğal olan haşhaş yağı, jojoba yağı ve keten tohumu yağının Sarıçam (Pinus sylvestris), Doğu Kayını (Fagus orientalis L.), Sapsız Meşe (Quercus petraea L.) ve Ceviz (Juglans regia) ağaç örneklerine uygulanması sonucu yoğunluk değeri, kalınlığına şişme oranı, su alma oranı değerleri incelenmiş, doğal yaşlandırma sonucu yüzey pürüzlüğü, yüzey parlaklığı, renk değişimi ve sertlik testleri yapılmıştır. Fiziksel testler sonucunda Sarıçam ve Doğu Kayını örneklerinde haşhaş yağının, Sapsız Meşe örneklerinde jojoba yağının, Ceviz örneklerinde ise haşhaş ve keten tohumu yağlarının su itici özelliği ile en az hacimsel değişimi sağladığı görülmüştür. Üst yüzey testlerinden pürüzlülük, parlaklık ve renk verileri doğal yaşlandırma sürecine göre değerlendirildiğinde haşhaş yağının yüzeyi iyi koruyamadığı görülmüş, keten tohumu yağının Sarıçam örneklerinde, jojoba yağının Sapsız Meşe ve Ceviz örneklerinde en iyi sonuçları verdiği bulunmuştur. Sertlik ölçümlerinde en az sertlik değişimi jojoba yağı uygulanmış Sarıçam odununda, keten tohumu yağı uygulanmış Sapsız Meşe odununda, haşhaş yağı uygulanmış Doğu Kayını ve Ceviz örneklerinde görülmüştür. Çalışmanın sonucunda uygulanan yağların kullanılmasının ahşapta su iticilik sağlayarak ağaç malzemenin dayanıklılığını artıracağı kanaati oluşmuştur. Üst yüzey testleri sonucunda da yağların ahşap yüzeyler üzerinde farkındalıkları görülmüş bu yöndeki bilgilerin literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Bitkisel yağlarHaşhaşJojoba+1
Süleyman Akyar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Bazı bitkisel yağların karakterizasyonu

Gıda maddelerinin yapısında yer alan üç ana sınıftan biri olan yağlar, insan beslenmesi açısından da önemli bir yer teşkil etmektedir. Yemeklik yağ ihtiyacımızın % 71'i bitkisel yağlardan karşılanmakla beraber artan hammadde ihtiyacı nedeniyle alternatif yağ kaynakları ile ilgili çalışmalar büyük önem kazanmıştır. Bu nedenle, bu çalışmada geleneksel olarak tüketilmeyen erik, dut, vişne, kiraz, kavun, ısırgan, turp, defne, menengiç ve kenevir tohumu yağlarının kısmi içerik analizi yapılarak kimyasal karakterizasyonu amaçlanmıştır. Bunun için tohum ve çekirdeklerin soğuk-presleme yöntemiyle yağları elde edilerek % yağ oranları, yağ asitleri, tokoferol izomerleri, iyot sayısı, antioksidan aktivitelerini belirlemek için ABTS ve DPPH analizleri yapılmıştır. Oksidatif stabiliteleri peroksit sayısı, konjuge dien, 2-tiobarbitürik asit (TBA) testi, ayrıca Ransimat ve FT-IR metotlarıyla belirlenmiştir. Yağların Cu, Fe, Ca, Mg mineral içerikleri ICP-OES tekniği kullanılarak belirlenmiştir.% yağ oranı 30,31±0,27 ile 43,1±0,34 arasında belirlenmiştir. Elde edilen bu yağların oleik ve linoleik yağ asitlerince zengin olduğu, en fazla oleik asit içeriğine % 67 oranıyla erik çekirdeği yağı, en fazla linoleik asit içeriğine % 77 oranıyla dut çekirdeği yağının sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca kenevir tohumu yağının % 22 oranıyla en fazla linolenik asit içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra defne ve menengiç tohumu yağlarının diğer yağlara göre daha fazla doymuş yağ asidi içeriğine sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca turp tohumu yağının diğer yağlarda belirlenemeyen erusik asitçe zengin olduğu tespit edilmiştir. Tokoferol izomerleri bakımından, kiraz çekirdeği yağı ?- tokoferol, defne tohumu yağı ß-tokoferol, erik çekirdeği yağının da ?-tokoferol izomeri bakımından diğer yağlara göre daha zengin olduğu görülmüştür. Özellikle dut çekirdeği yağının 1354,25±17,91 mg/kg yağ ?-tokoferol içeriğiyle literatürde belirtilen yağlardan daha fazla oranda ?-tokoferol içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. DPPH radikal süpürme gücü bakımından en yüksek aktiviteyi dut çekirdeği yağı, ABTS radikal süpürme gücü bakımından da en yüksek aktiviteyi defne tohumu yağı göstermiştir. Okside olmamış yağların peroksit sayısı değerleri 0,21 ile 7 mili eşdeğer gram/kg yağ arasında değişmekte olup, vişne çekirdeği yağının 6. günde peroksit değeri 67, defne çekirdeği yağının 24.günde peroksit değeri 40 mili eşdeğer gram/kg yağ değerine ulaşmıştır. TBA değerleri 0,44 ile 415 µmol/g yağ arasında, % konjuge dien oranları 0,044±0,01 ile 2,153±0,02 arasında değişmektedir. İyot sayısı değerleri 94 ile 132 g iyot/100g yağ arasında değişmektedir. Ayrıca analizlenen bu yağların bazı mineral içerikleri bakımından da zengin olduğu görülmüştür. Yapılan bu araştırmalar sonucunda incelenen yağların geleneksel olarak tüketilen bitkisel yağlara alternatif olarak ya da katkı maddesi olarak değerlendirilebileceği ortaya konmuştur.

AntioksidanlarBitkisel yağlarTohum yağları+1
Sibel Uluata
İnönü University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fındık yağı ve kanola yağı ile beslenen erkek ratlarda serum hormon ve testis histopatolojisinin değerlendirilmesi

Çalışmanın amacı Fındık yağı ve Kanola yağının erkek üreme sistemi üzerinde;serum hormonları ve testis üzerindeki histopatolojik etkilerini incelemek.Bunun için 30 tane Sprague-Dawley tipi erkek sıçan kullanıldı. Hayvanlar3 gruba ayrılarak 16 haftalık süren bir deney yapıldı. 1. grup kontrol grubuolarak belirlenirken 2. grup Fındık yağı ile beslenen, 3. Grup ise Kanola yağı ilebeslenen grup olarak oluşturuldu. Deney sonunda hayvanların tümü sakrifiyeedilerek testisleri alındı. Serumda FSH, LH, Testosteron hormonu, testis dokusu ise histopatolojik olarak incelenip immünohistokimyasal olarak primer testosteron antikoru bakıldı.Gruplar arasında hayvanların davranış şekillerinde ve tartı takibindeanlamlı bir fark görülmedi. Fındık yağı ve Kanola yağı ile beslenen erkekratlarda Kanola grubunda daha fazla olmak üzere serum LH ve Testosteronhormonu yüksekliği belirlenirken testis dokusunda ışık mikroskopisi ile yapılanhistolojik incelemede kriter olarak seminifer tübüllerdeki spermatogenezi gösteren Johnsen skoru baz alındı ve histopatolojik olarak bir fark saptanmadı.İmmunohistokimyasal olarak da testis dokularında anlamlı bir testosteron farkı saptanmadı. Sonuç olarak; Kanola ve Fındık yağı ile beslenen erkek sıçanlarda buyağların serum LH ve testosteronu arttırdığı ancak testis dokusunda herhangi bir fark yaratmadığı ortaya çıkmış olup fertilite üzerine net etkisinin araştırılabilmesi için ek olarak sperm fonksiyonlarını değerlendiren çalışmalaraihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.

AntikorlarBitkisel yağlarFındık+5
Bülent Katı
İnönü University
2012
20
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda farklı besinsel yağların postprandial inflamasyon etkilerinin sirkadiyen ritme göre karşılaştırılması

Postprandial faz yemek alınmasından sonra 3 ile 6 saat içinde en yüksek seviyeye ulaşmakta ve 9 saatte sona ermektedir. Her yemeğin düşük şiddetli ve kısa süreli bir inflamatuar cevaba neden olduğu genel olarak kabul edilen bir olgudur. Şilomikronlar ve şilomikron remnantlarının postprandial plazmada artan major lipoproteinler olduğu düşünülmektedir. Postprandial lipemi, HDL ve LDL kolesterolün de dahil olduğu total kolesterol seviyelerinden bağımsız olan, kardiyovasküler hastalıklar için potansiyel bir risk faktörü olarak gösterilmektedir. Endotelyal disfonksiyon endotelyumda proinflamatuar değişiklerle başlayan, lökosit adhezyonu ve transmigrasyonuyla sonuçlanan reaksiyon serisiyle karekterizedir ki bunlar da aterogenezin erken aşamaları olarak kabul edilmektedir. Son bulgular, postprandial plazmada oluşan triaçilgliserolden zengin lipoproteinlerin vasküler inflamasyonu etkilediğine dikkat çekmektedir. Besinsel lipoproteinlerin endotelyal etkileri, içerdikleri yağ asidi kompozisyonuna bağlıdır. Çalışmalar, besinlerle alınan yağ asitlerinin tipi ile kardiyovasküler hastalıklara yakalanma derecesi arasında kuvvetli bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Öğündeki doymuş yağ asidi yüzdesi ve n-3/n-6 çoklu doymamış yağ asitleri oranı postprandial inflamatuar cevabın büyüklüğünü belirlemektedir. Sirkadiyen saat; günlük aydınlık/karanlık siklus içerisinde uyku, aktivite, beslenme ve metabolizmayı kapsayan pek çok farklı davranışsal ve fizyolojik işlevin koordinasyonunu sağlamaktadır. Biyolojik ritim; besinsel lipidlerin absorpsiyonunu, şilomikronların sentezinde rol alan mikrozomal transfer proteinleri ve apoB 48 proteinlerinin ifade edilmesini, plazma triaçilgliserol ve postprandial remnant lipoproteinlerinin seviyelerini büyük oranda etkilemektedir. Sirkadiyen ritim lipid metabolizmasını çift yönlü olarak regüle etmektedir. Ancak, farklı yağ asitleriyle günün aydınlık/karanlık siklusu etkileşiminin postprandial infalamasyonu nasıl etkilediği hala bilinmemektedir. Dahası günün farklı zamanlarında tüketilen besinsel yağların postprandial inflamasyon belirteçlerini etkileyip etkilemediği açıklığa kavuşturulmayı beklemektedir. Burdan yola çıkarak çalışmada, günün karanlık/aydınlık sikluslarında farklı diyetsel yağların vasküler ve sistemik postprandial inflamasyonunun karşılaştırılması amaçlanmıştır. Kan örneklerinde, inflamatuar cevapta yer alan IL-1,TNF-?, IL-6 ve çözünür adhezyon molekülleri (sVEGF, sE-selektin) ELISA yöntemiyle tayin edilmiştir. Monosit, granülosit, lenfosit seviyeleri ve VCAM1, ICAM-1, L-selektin seviyeleri de bu hücreler üzerinden akım sitometrik analizlerle belirlenmiştir. Ayçiçek yağı ve zeytin yağı uygulamaları hem aktif hem de pasif periyotta serum VEGF ve TNF-? düzeylerini düşürürken, pasif periyotta sE-selektin düzeyini düşürdü. Beklenenin tersine balık yağı uygulaması hem aktif hem de pasif periyotta serum VEGF düzeyini , aktif periyotta ise TNF-? düzeyini düşürdü. Diğer taraftan tereyağı ve balık yağı, zeytin yağı ve ayçiçeği yağına göre daha fazla CD reseptöründe artışa neden oldu. Adheziv karakterdeki CD reseptörleri ise tereyağı verilen ratlarda aktif periyotta artarken, daha belirgin olmakla birlikte balık yağı verilen ratlarda pasif periyotta arttı. Ayçiçek yağı ve zeytin yağının inflamatuar etkilerinin, balık yağı ve tereyağından daha az olduğu tespit edildi. Ayrıca yağların inflamatuar etkilerinin gün içinde farklılık gösterdiği görülmektedir. Ancak bu konuda daha uzun süreli çalışmalara ihtiyaç vardır. Postprandial inflamasyonun, sirkadiyen ritmin periyotları arasında ve yağ tiplerine göre farklılık göstermesi koroner kalp hastalıklarının ve düşük düzeyli inflamasyon kaynaklı hastalıkların engellenmesinde ilave bilgi sunmaktadır.

AterosklerozBitkisel yağlarHayvansal yağlar+2
Hüsniye Gül Temelli
İnönü University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2013
10
Master'sOpen AccessTR

Hypericum perforatum yağının dekübitis ülserinin iyileşmesi üzerindeki etkisi

Bu çalışma ülkemizde halk tıbbında geleneksel yöntemlerle hazırlanarak çeşitli sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılan sarı kantaronun yağlı ekstresinin yoğun bakım ünitelerinde yatan hastalarda oluşan basınç ülserlerinin (dekubitus) iyileşmesinde ki etkinliği araştırılmıştır. Geleneksel yöntemlerle zeytinyağı ile masere edilerek hazırlanan standardize sarı kantaron yağlı ekstresinin yoğun bakımda yatmakta olan üç hastamıza düzenli olarak günde 3 defa basınç ülseri bölgesine ve etrafına uygulanmıştır. Hastaların değerlendirmesi makroskobik açıdan yara boyutlarının ve yara evrelerinin ölçülmesiyle, mikroskobik olarak da tedavinin başlangıç ve bitişinde histopatolojik değerlendirmeyle yapılmıştır. Sonuçta sarı kantaronun yağlı ekstresi yoğun bakımdaki basınç ülserlerinin tedavisinde oldukça etkili olduğu ortaya konulmuştur. Sarı kantaronun yağlı ekstresi basınç ülserlerinden korunma tedavisinde önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım,Yağlı ekstre, Basınç Yarası, Yara İyileşmesi

Basınç ülserleriBitkisel yağlarFarmakognozi+6
Ali Yücel
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Determining the benefits of natural oils used in haircare products

This study aims to investigate the penetration abilities of some natural oils into human hair and the how these oils affect hair properties. Also, the effect of repeated hair bleaching was monitored and the ability of the studied oils to restore the desired hair properties was studied. Mineral oil was used as a negative, non-penetrating, control and coconut oil as a positive, penetrating, control. Other oils used were linseed oil, almond oil and baobab oil. Hair tress used was obtained from a Turkish supplier as the same person's virgin hair and the swatches were prepared according to the test requirements in house with the help of a hair wig maker. Virgin hair swatches were bleached in the laboratory. The penetration of the oils into the hair cortex was investigated by using fluorescence microscopy after marking the oils with an oil soluble probe, nile red. Cross-sections of hair filaments were made by cutting the hair vax blocks by microtome. Penetration studies were conducted for the five oils on both virgin hair and bleached hair swatches. The effects of the oils on physical properties of the virgin and bleached hair were studied by measuring the stress at break point; tensile strength of the hair fibers. Combing forces were also measured to evaluate the effects of using the oils on the ease of combing of hair switches. Repeated combing and grooming test was also conducted to evaluate the effect of each oil on the reduction of hair breakage under harsh circumstances. Differential scanning calorimetry was also used to monitor the structural changes and chemical damage caused to hair by bleaching and the effects of penetrating oils vs. nonpenetrating oils on restoring the hair properties. And finally, the effect of oils on hair porosity and how it affects water loss from the hair was studied. Fluorescence microscopy results showed that linseed oil and almond oil were able to penetrate into virgin hair, whereas baobab oil was not. It was also noticed that when hair was bleached, all the oils were able to penetrate into the cortex, meaning that bleaching caused some real damage to the hair cuticle cells allowing the oils to get through the cuticle layer and reached into the cortex. It was also noted that the further the hair was bleached, the weaker and more prone to breakage it was getting, and application of oils onto the hair had favorable effects in almost all cases studied. Tensile strength results also showed that penetrable oils improved stress at break points for both virgin and bleached hair, whereas non-penetrable oils did not have a noticeable improvement on the stress at break point for virgin hair, but it did have an effect on bleached hair.

Plant oilsNatural greaseHair care+1
Essam Türkmani
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Health effects of carthamus tinctorius (safflower) plant and development of sterilization protocol of its seeds

Plant tissue culture studies are one of the pretreatments carried out to increase crop yield by preventing germination in plant seeds. Although there is no general protocol for plant sterilization, sterilization protocols vary according to the Botanical and taxonomic characteristics of each plant, the adaptation and genetic characteristics it provides to the region where it grows. In the literature, the absence of such a protocol for safflower seeds leads to a decrease in production efficiency and an increase in the cost of secondary products derived from safflower seeds. An up-to-date sterilization protocol has been developed to increase the production of safflower seeds and derive products, rich in phenolic components and used in many pharmaceutical and phytotherapeutic fields, which are known to have health benefits. In this context, repeated plant tissue culture studies were conducted with sterilizers specific to safflower seed, which will increase production efficiency but do not cause genetic polymorphism and corrosion in endosperm with 3N chromosomes. Corrosives were used by dilution, and this did not damage the 3N chromosome endosperm, targeting the protein walls of microorganisms on the seed surface without eroding the seed surface, thereby providing biological sterilization. Besides, because it does not contain heavy metals, it did not cause polymorphism, that is, a mutation in the genetic sequence of the seed. Moreover, the environment and the equipment were sterilized with 2-3 repetitions, sterilizer treatment, planting, and germination operations were performed in a sterile environment this, in turn, allowed an isolated assessment of the yield of solution G. Key words: safflower seeds, sterilization protocol, plant tissue culture, phenolic compounds, safflower seed oil

SafflowerPlant oilsCarthamus tinctorius L.+2
Penbe Merve Korkmaz
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Yeni krem formülasyonları geliştirilmesi ve bu formülasyonların yara iyileşmesi üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması

Some of the beneficial ingredients that are traditionally used in wound healing are obtained from some plants, but their effectiveness has not been scientifically evaluated yet. In this study, cream formulations (levant storax and complex creams) with the same cream base (placebo cream) were developed. Addition to the ingredients used in the cream base, levant storax cream contained balsam of oriental sweet gum, while complex cream contained calendula oil, St. John?s wort extract, escin, freeze dried powder of Aloe vera (L.) Burm.f. leaf juice and allantoin. Following the development of cream formulations of levant storax, complex and placebo, the characterization and stability tests were performed at predetermined time and conditions. The stability studies indicated that, physical properties of all formulations were unchanged during the test period of two months. In order to analyse the concentrations of herbal actives, hyperoside and escin, HPLC methods were studied and validated. The validated test methods were also suitable to test concentration of hyperoside and escin in complex cream. The wound healing potential of levant storax and complex creams were tested against a reference cream Madecassol®, negative control and placebo cream by employing an in-vivo excision wound model on rats. The studies indicated that levant storax cream treated rats had the best healing rates compared to all the other groups, whereas the group that was treated with complex cream showed a better healing rate than control and placebo groups. However no significant difference was found between the complex and the reference groups.

Plant oilsEscinHyperoside+6
Derya Algül
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Atık yağ içeren bitümlü sıcak karışımların yorulma çatlaklarına karşı kendini onarabilirliğinin araştırılması

Günümüzde ulaşım açısından bitümlü sıcak karışımların önemi oldukça fazladır. Bitümlü sıcak karışımlar zamanla artan trafik yükü ve iklim koşullarına bağlı olarak rijitliğin artmasıyla kırılgan hale gelmektedir. Bu durum üst yapıda çatlaklara ve bozulmalara neden olmaktadır. Bu nedenle bitümlü karışım tabakalarının düzenli olarak gözlenmesi, bakım ve onarım faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ancak ekonomik veya teknik nedenlerden ötürü bu her zaman mümkün olmayabilir. Bu nedenle kendini onarabilen bitümlü sıcak karışım fikri son yıllarda önem kazanmıştır. Asfaltın kendini iyileştirmesi üzerine çalışmalar, indüksiyon ile ısıtma, mikrodalga ile ısıtma ve kapsül kullanımı olmak üzere üç ana başlık altında toplanmıştır. Çalışmada tercih edilen metot, kapsül kullanımı metodudur. Tez çalışmasında, gençleştirici malzeme olarak atık bitkisel yağ ve atık madeni yağ kullanılmıştır. Ülkemizde her yıl tonlarca atık yağ açığa çıkmakta ve bunlar suyun, toprağın ve havanın kirlenmesine neden olmaktadır. Bu atıkların yönetimi için en uygun yöntem çevreye zarar vermeyecek ve ticari değeri olan farklı bir kullanım alanı oluşturmak olacaktır. Bu alanlardan biri de atık yağların çevresel olarak uygun oranlarda BSK'larda gençleştirici malzeme olarak kullanılmasıdır. Atık madeni ve bitkisel yağlar ile üretilen kapsüller, agrega ağırlığınca 4 farklı oranda bitümlü sıcak karışım numunelerine ilave edilmiştir. Daha sonra bu numuneler uzun dönem yaşlandırmaya maruz bırakıldıktan sonra 4 noktalı eğilme yorulma deneyine tabi tutulmuştur. Çalışmada, numunelerin içerisindeki kapsüllerin çatlaklar üzerindeki iyileştirme etkisi ve kaplamada bozulmalar meydana gelmesi durumda yorulma ömrüne etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca kiriş numunelerine farklı sıcaklık ve farklı sürelerde dinlenme kürü uygulanarak iyileşmenin sıcaklık ve zamanla olan ilişkisi de incelenmiştir. Kapsül kullanımı ile BSK'ların mekanik özellikleri olumsuz etkilenmekle birlikte, deney sonuçları Karayolları Teknik Şartnamesi'nin sınır değerleri içinde kalmıştır. 4 noktalı eğilme yorulma deney sonuçları dikkate alındığında, kapsül kullanımının çatlakların iyileşmesine ve bozulma olan numunelerde yorulma ömrünün uzamasına olumlu etki ettiği belirlenmiş ve atık madeni yağ içeren kapsüllerin atık bitkisel yağ içeren kapsüllerden daha iyi sonuç verdiği görülmüştür. Ayrıca kür sıcaklığı ve kür sürelerinin artması ile iyileşmenin doğru orantılı olarak arttığı tespit edilmiştir Anahtar Kelimeler: Bitümlü sıcak karışım, Kendini iyileştirme, Kapsül, Atık bitkisel yağ, Atık madeni yağ, Mekanik özellikler, Gençleştirici, Yorulma

Atık yağlarBitkisel yağlarKapsüller+3
Sena Çetinkaya
Fırat University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Besin takviyesi uygulamasıyla sağlanan konak modülasyonu ile apikal periodontitis arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı rutin beslenmeye ek olarak besin takviyesi ile konak modülasyonunun sağlandığı apikal periodontitise bağlı inflamasyon/rezorpsiyon arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. 79 adet Sprague-Dawley rat kontrol (n=7), apikal periodontitis (n=12), bitkisel yağ (n=12), serum fizyolojik (n=12), probiyotik (n=12), propolis (n=12) ve E vitamini (n=12) olmak üzere 7 gruba ayrıldı. Apikal periodontitis indüksiyonu için kontrol grubu dışındaki gruplarlarda alt çene 1. azı dişlerinin pulpaları ağız ortamına açık bırakıldı. Besin takviyesi gruplarında sırasıyla 0.5 ml bitkisel yağ, 1 ml serum fizyolojik, 109 CFU L.rhamnosus, 100 mg / kg propolis, 60 mg/kg E vitamini uygulandı. 30. gün sonunda kan alınıp ratlar sakrifiye edildi ve kanlar biyokimya analizi için laboratuvara gönderildi. Histopatolojik yöntem ile osteoblastik, osteoklastik, inflamasyon, fibrozis, anjiogenez ve apse oluşumu değerlendirildi. İmmünohistokimyasal boyama teknikleri kullanılarak OPG, RANKL ve TRAP düzeyleri incelendi. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS istatistik paket programı (IBM SPSS Versiyon 22.0) kullanıldı. Biyokimyasal değerlendirmelerde tüm gruplarda serum ALP ve P değerlerinde herhangi bir değişiklik oluşmadığı tespit edildi (p>0.05). Serum Ca düzeyleri apikal periodontitis oluşturulan ratlarda farklılık gösterdi (p<0.01). Histopatolojik değerlendirmede besin takviyelerinin; osteoblastik aktivite (p=0.044), osteoklastik aktivite (p=0.0456), inflamasyon (p<0.0001), fibrozis (p<0.0001) ve anjiogenez (p<0.0148) parametreleri üzerine farklı etkileri olduğu tespit edilirken, apse oluşumu üzerine etkinliğinin olmadığı belirlendi (p>0.05). İmmünohistokimyasal değerlendirmelere göre kontrol ve deney grupları arasında OPG ve TRAP değerleri açısından istatiktiksel olarak bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Besin takviyesi uygulanan gruplarda RANKL düzeyi apikal periodontitis grubuna göre anlamlı derecede az bulundu (p<0.01). Besin takviyesi uygulamaları deneysel olarak oluşturulmuş apikal periodontitis üzerinde antiinflamatuar ve antirezorptif etki göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Apikal periodontitis, konak modülasyonu, bitkisel yağ, probiyotik, propolis, E vitamini.

Besin destekleriBitkisel yağlarPeriodontitis+3
Güzide Çankaya
Fırat University
2023
00

Related subjects