Regresyon analizi
165 theses under this subject heading
Havayolu şirketi kuruluşu ve gelişimi için parametrik modelleme
Havayolu endüstrisi büyük sermaye gerektirir, kar oranı düşüktür, ekonomik ve siyasi krizlerden kolayca etkilenir. Geçtiğimiz on yıllık süreçte birçok havayolu şirketi iflas etmiş ve zor durumdaki bazı havayolları da diğer havayolları tarafından satın alınmıştır. Gerçekleşen iflasların ana nedenlerinden birisi, beklenen çıktı miktarlarına göre girdilerin uygun şekilde planlanmamasıdır. Filo ve personel planlaması için çeşitli hesaplama yöntemleri bulunmaktadır. Aynı zamanda havacılık düzenlemelerinden kaynaklanan kısıtlar da vardır. Havayolu yönetimleri bu yöntemleri ve kısıtları kullanarak planlama kararlarını verirler. Ancak havayolu taşımacılığı çok boyutlu etkileşimlerin olduğu dinamik bir endüstridir. Sadece geleneksel üretim planlama yöntemleri kullanılarak doğru stratejik kararlar almak zordur. Sektörde aynı işi yapan birçok havayolu vardır. Bu havayolları benzer kararlar alırlar ve bu kararlar operasyon sonuçlarına dönüşerek veri tabanlarına kayıt edilirler. Belirli bir havayolu kümesinin geçmişte kullandıkları girdiler ve karşılığında elde ettikleri çıktılar veri olarak toplanmıştır. Bu veriler eğri uydurma regresyon analizini içeren parametrik yöntemler ile analiz edilerek bir karar destek modeli oluşturulmuştur. Dünyadaki otuz büyük havayolunun on bir yıllık (2002-2012) dönemdeki verileri parametrik yöntemlerle analiz edilmiştir. Elde edilen kararlı fonksiyonlar havayolu şirketlerinin kuruluş ve gelişiminde faydalı olabilecek karar destek sistemi için hazırlanan modelde kullanılmıştır. Ortaya çıkarılan model havayolunun kuruluş ve gelişiminde geleneksel personel ve filo planlama yöntemlerinin yanında sektördeki genel endüstri eğilimlerine göre bir karşılaştırma, düzeltme veya doğrulama aracı olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Havayolu, havayolu kuruluş ve gelişimi, parametrik modelleme, eğri uydurma, regresyon analizi, filo ve personel planlama
Kantil regresyon ve en küçük kareler yöntemlerinin karşılaştırılması: Bir uygulama denemesi
Bu çalışmada işletme kârlılığını etkileyen faktörler kantil regresyon analizi ve en küçük kareler yöntemi ile karşılaştırmalı olarak incelenmiş, asimetrik dağılıma sahip olduğu düşünülen işletme kazançlarının modellenmesinde, bu iki analiz ve yöntemin birbirlerine olan üstünlüklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, işletmelerin kârlılığını etkilediği düşünülen finansal kaldıraç ve işletme büyüklüğü faktörleri ele alınmış, bu faktörlerin işletme kârlılığının dağılımının farklı kantilleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. İşletme büyüklüğü, finansal kaldıraç ve kârlılığın ölçülmesinde çeşitli finansal oranlar ve finansal tablo kalemlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada Borsa İstanbul'da işlem gören imalat sektöründeki 183 firmanın 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait finansal tablolarından elde edilen veriler kullanılmış ve toplam 536 gözlemden oluşan bir örneklemden yararlanılmıştır. Özellikle asimetrik dağılıma sahip değişkenlerin modellenmesinde, en küçük kareler yönteminden daha doğru ve yansız sonuçlar üreten kantil regresyon analizi sayesinde dağılımın koşullu ortalaması yerine, kantilleri modellenmiştir. Böylece işletme büyüklüğü ve finansal kaldıraç faktörlerinin düşük ve yüksek kârlı işletmeleri farklı yönlerde ve düzeylerde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kantil regresyon, En küçük kareler, Finansal kaldıraç, İşletme büyüklüğü
Sağkalım analiz yöntemleri ve karaciğer nakli verileri ile bir uygulama
Bu çalışma Turgut Özal Tıp Merkezi Karaciğer Nakil Enstitüsünde nakil yapılan hastalardan alınan veriler yardımıyla sağkalım analizi yöntemlerinin (Yaşam Tablosu Analizi, Kaplan ? Meier Analizi, Cox Regresyon Analizi) sonuçlarını birbirleriyle karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmada 2002 yılı Mart ayı ve 2012 yılı Kasım ayı arasında karaciğer nakli yapılan 894 hastaya ait bilgiler kullanılmıştır. Hastaların nakil sürelerinden sonra sağkalım süreleri 127 ay boyunca gözlemlenmiştir. Yapılan nakillerde araştırmaya alınan 894 hastanın %41,2?si ölmüş %58,8 `i ise hayatta kalmıştır. Hastaların %34,9?u verici ile akraba değilken, %64,9?u akrabadır. Vericilerin %2?si hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan nakillerde vericilerin %76,6?sı canlı ve %23,3?ü kadavradır. Alıcıların %67,7?si erkek ve %32,4?ü bayandır. Vericilerin %57,8?i erkek, %41,8?i bayan ve vericilerin %3?ünün hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Yapılan analizlerdeki sonuçlarda alıcının cinsiyeti ve alıcının ayrıntılı kan gruplaması üç analiz sonucuna göre de istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Vericinin ayrıntılı kan gruplaması, alıcı ile vericinin ayrıntılı kan gruplaması karşılaştırması, alıcının yaş gruplaması ve donör tipi ise iki analizde istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: sağkalım analizi, yaşam tablosu analizi, kaplan meier analizi, cox regresyon analizi, sağkalım dağılımları, karaciğer nakli
Halkla ilişkilerin kurumsal itibar üzerindeki etkisine yönelik bir araştırma
Küreselleşen günümüz dünyasında ürün ve hizmetlerde çeşitlilik, hedef kitlenin internet vb. araçlar aracılığı ile giderek bilinçlenmesi kurumlar arasında rekabet ortamının doğmasına yol açmıştır. Kurumlar bu rekabet ortamında ürün ve hizmetlerini tüketicilere tanıtmak, kurumla ilgili hedef kitleye bilgi aktarmak ve hedef kitleden gelen geri beslemelerle bünyesinde faaliyette bulunduğu kuruma katkıda olumlu girdilerde bulunması amacıyla halkla ilişkiler birimlerini oluşturmuşlardır. Halkla ilişkiler birimleri uyguladıkları bir takım metodlarla bu rekabet ortamında kurumlarının bir adım önde olmasını sağlamak ve müşteri kitlesini arttırarak kuruluşun itibarını arttırmayı hedeflemektedirler. Bu çalışma kapsamında araştırma için oluşturulan hipotezler, korelasyon ve regrsyon analizleri yardımıyla test edilmiş ve çoklu regresyon analizi sonucunda kurumsal itibar üzerinde halkla ilişkiler boyutlarından "Tanıtma" ve "Tanıma", boyutlarının pozitif etkisinin olduğuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada halkla ilişkilerin kurumsal itibar üzerindeki etkisine teorik olarak değinilmiş ve Kütahya Belediyesinde toplam 128 yönetici ve çalışan ile Kütahya Merkez İlçede yaşayan 410 vatandaşın katılımıyla yapılan anket çalışması ile bu iki kavramın birbiri üzerindeki etkisi korelasyon ve regresyon analizleriyle incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Halkla İlişkiler, İtibar ve Kurumsal İtibar,
Bilgi ekonomisinde inovasyonun önemi ve büyümeye etkisi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine analizi
-1990 yılı ve sonrasında teknolojide yaşanan gelişmelerin de etkisiyle bilgi ekonomisi kavramı önem kazanmaya başlamıştır. Ülkelerin gelişmişlik seviyelerini göstermede önemli bir kıstas haline gelen bilgi ekonomisinin belirli göstergeleri vardır. Bu göstergelerden bazıları bilgi ve iletişim teknolojilerine yapılan yatırımlar, yükseköğretime kayıtlı öğrenci sayıları, internet erişim sayıları ve inovasyondur. Bilgi ekonomisinin temel bir unsuru olan inovasyon bir ülkenin bilgi ekonomisi haline gelmedeki en önemli yapı taşı olarak görülebilir. İnovasyon genel olarak bir firmanın ya da işletmenin kendi üretmiş olduğu ürünü eskitmesi yani daha iyisini daha kalitelisini üretmesi çabasıdır. İnovasyon firma ya da işletmelerin piyasadaki sürdürülebilirliklerinin (kalıcı olmalarının) en önemli belirleyicisidir. Bilgi ekonomisi olma yolunda bilgiye, teknolojiye ve en önemlisi de inovasyona yatırım yapan ülkelerin ekonomik yapısı da bundan pozitif yönde etkilenecek ve ekonomik büyüme yaratacaktır. Bu çalışmada bilgi ekonomisinin temel bir unsuru olarak görülen inovasyonun büyüme üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Yapılan çalışmada 2000-2015 dönemine ait ABD, Belçika, Kanada, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İrlanda, Japonya, Güney Kore, Litvanya, Portekiz, Slovakya ve Türkiye olmak üzere 15 OECD ülkesine ait AR-GE harcamaları, araştırmacı sayıları, patent sayıları ve bilimsel yayın sayılarının yıllık verileri kullanılmıştır. Yöntem olarak Panel Veri Regresyon Analizi uygulanmıştır. Analiz sonucuna göre bağımlı değişken olan ekonomik büyümenin, bağımsız değişken olan AR-GE harcamaları, araştırmacı sayıları, patent sayıları ve bilimsel yayın sayılarına yapılan yatırımlar sonucunda etki düzeyinin anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Merkez Bankası`nın enflasyon hedeflemesinin makro ekonomik değişkenlere etkisi
Yüksek oranlı enflasyon, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde ortaya çıkan en önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu problemi ortadan kaldırmak için, Türkiye'nin de içinde bulunduğu birçok ülke farklı politikalar uygulamıştır. Bu uygulamalarda kimi ülkeler başarılı, kimi ülkeler ise başarısız olmuştur. Enflasyon hedeflemesi son yıllarda, enflasyon ile mücadelede birçok ülke tarafından kullanılan bir politikadır. Bu politikanın amacı, gelecek belirli bir dönemdeki enflasyon oranını hedefleyerek, diğer politikaları bu amaç doğrultusunda yönetmek, yönlendirmek ve böylece istenilen enflasyon oranına sahip olmaktır. Enflasyon hedeflemesinin başarılı olabilmesinin ön koşulu Merkez bankasının bağımsızlığıdır. Bununla birlikte, hükümetin enflasyon hedeflemesi programına tam desteğinin olması ve maliye politikalarını bu yönde kullanması gerekmektedir. Enflasyon hedeflemesinin başarılı olabilmesi için diğer bir koşul da, toplumun uygulanan enflasyon hedeflemesi hakkında bilgi sahibi olması ve toplum tarafından desteklenmesidir. Bu çalışmada; TCMB'nın enflasyon hedeflemesinin makro ekonomik değişkenlere etkisi incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde merkez bankacılığının gelişimi, merkez bankalarının amaç, hedef, görev ve yetkileri, merkez bankalarının işlevi ve konusu, merkez bankalarının para politikaları ile enflasyon ve makro değişkenler arasındaki ilişki incelenmiştir.İkinci bölümde enflasyon hedeflemesi ve Türkiye değerlendirmesi, enflasyon hedeflemesinin tanımı ve para politikasındaki yeri, enflasyon hedeflemesinin gerekçeleri, enflasyon hedeflemesinin özellikleri, enflasyon hedeflemesinin ön koşulları, enflasyon hedeflemesinin aşamaları, enflasyon hedeflemesinin başarılı olabilmesi için gerekli şartlar, enflasyon hedeflemesinin avantaj ve dezavantajları, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde enflasyon hedeflemesi uygulamaları, enflasyon hedeflemesinin Türkiye açısından değerlendirilmesi incelenmiştir.Üçüncü bölümde ise 2002?2010 döneminde TCMB'nın enflasyon hedeflemesinin GSYİH, dış borç stoku, istihdam, İMKB işlem hacmi, kamu kesimi borçlanma gereği, mevduat faiz oranı, ihracat, ithalat, portföy yatırımları ve döviz kuru üzerindeki etkisi regresyon analizi yardımıyla incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda enflasyon hedeflemesinin makro ekonomik değişken üzerinde arttırıcı bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Enflasyon Hedeflemesi, Makro Ekonomik Değişkenler, Regresyon Analizi
Tüketici ve ihtisas kredilerinin bazı makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisinin analizi: Türkiye örneği
Latince inanmak, güvenmek gibi anlamlara gelen kredi, bankacılık sektörünün en önemli kalemleri arasında bulunmaktadır. Çeşitli gruplara ayrılan kredi türlerinden bu çalışma için sadece tüketici ve ihtisas kredileri kullanılmıştır.Tüketici kredileri, ticari amaç gütmeksizin mal ve hizmet alımında tüketiciye tanınan bir kredi türüdür. Günümüz ekonomisinde oluşturulan mali politikaların bir sonucu olarak banka kredilerinin piyasa ekonomisi üzerinde belirleyici etken olması ve tüketici kredilerinin oransal olarak her geçen gün reklâm, ilan ve kitle iletişim araçları gibi yollarla kullanımının özendirilerek artması bu kredi türünün önemini gün geçtikçe arttırmaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan Türkiye İlerleme Raporu'nda, Türkiye'de iktisadi büyümenin 2003 yılında %5.8 seviyesinden 2004 yılında %8.9'a yükselmesindeki temel neden olarak hızla düşen faiz oranları sonucu artış gösteren tüketici kredileri tarafından desteklenen tüketim harcamaları olduğunun belirtilmesi tüketici kredilerinin ekonomi üzerindeki etkisinin önemini göstermektedir.Çalışmada kullanılan diğer bir temel kredi türü ihtisas kredileridir. İhtisas kredileri, belirli bir uzmanlık alanına pazarlanan kredi türü olup genel olarak kredi ödemelerinin büyük bir kısmı, finanse edilen fiziksel varlıklardan elde edilen gelirlerle yapılmaktadır.Yapılan çalışmanın amacı, Türkiye'de pazarlanan tüketici ve ihtisas kredilerinin bazı makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda 1985?2008 yılları arasında Türkiye'de finans sistemi tarafından verilen tüketici ve ihtisas kredilerinin makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi çoklu regresyon analizi yardımıyla incelenmiştir. Makroekonomik göstergeler olarak; tüketici fiyat endeksi, gayrisafi yurtiçi hâsıla, yatırım, ithalat ve döviz kuru seçilmiştir. Analizde bağımlı ve bağımsız değişkenlerin logaritmik değerleri kullanılıp tüm modeller log-log formatında kurulmuştur. Yapılan analizler sonrasında tüketici ve ihtisas kredilerinin seçilmiş olan makroekonomik göstergeler üzerinde attırıcı etkisinin olduğu ve bu nedenle gayrisafi yurtiçi hâsıla, yatırım ve ithalatın ülke ekonomisini olumlu yönde etkilediği fakat tüketici fiyat endeksi (enflasyon) ve döviz kuru üzerindeki arttırıcı etkisi nedeniyle ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilediği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Finansal Sistem, Kredi, Kredi Türleri, Tüketici Kredileri, İhtisas Kredileri, Makroekonomik Göstergeler, Regresyon Analizi.
Türkiye'de banka kredileri ve büyüme ilişkisi üzerine bir uygulama: 1995?2010
Bu çalışmada, Türkiye'de banka kredileri ve büyüme arasındaki ilişkinin yönü belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca parasal aktarım mekanizması ve bu kanalın en önemli unsuru olan kredi kanalı üzerinde ayrıntılı olarak durulmuş ve Türk bankacılık sistemi kısacaca değerlendirilmiştir. Çalışmada, 1995-2010 dönemi için, üçer aylık veriler kullanılarak analizler yapılmıştır. Yapılan analizlerde kredi değişkenini, reel kredi hacmi değişim oranı temsil etmekte olup, büyümeyi ise kişi başına düşen GSYİH temsil etmektedir. Çalışmanın yönünü belirleyebilmek için, Birim Kök Testi, Koentegrasyon testi, Granger Nedensellik Analizi ve Regresyon Analizi gibi istatistiksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan analizler ve değerlendirmeler sonucu, Türkiye'de bankacılık sektörü yapısı itibariyle kredi kanalının etkinliğini azaltmaktadır bundan dolayı kredi hacminin büyümeye etki etme gücü azalmıştır. Kredi ve büyüme arasındaki ilişki tek yönlü bir nedensellik ilişkisine dayanmaktadır. İlişkinin yönünün büyümeden kredilere doğru olduğu, büyümenin kredileri etkilediği fakat kredilerin büyümeyi etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kredi, Kredi Kanalı, Kredilerin Sınıflandırılması, Parasal Aktarım Mekanizması, Büyüme, Granger Nedensellik Analizi, Regresyon Analizi.
Tüketici kredilerinin belirleyicileri üzerine bir inceleme: 2006-2011 Türkiye uygulaması
Tüketici kredileri, ticari amaç gütmeksizin mal ve hizmet alımında tüketiciye tanınan bir kredi türüdür. 2001 ekonomik krizinin Türkiye?deki olumsuz etkilerinin ortadan kalkmaya başladığı dönemden itibaren tüketici kredilerinin arttığı gözlenmektedir. Tüketici kredileri artarken bu kredilerin en önemli belirleyicileri olduğu düşünülen faiz, enflasyon, ekonomik büyüme ve beklentiler gibi faktörlerde ciddi değişimler yaşanmıştır. Yapılan bu çalışmada 2006-2011 yılları arasında Türkiye de enflasyon ve ekonomik büyüme oranlarının bireylerin kullandıkları tüketici kredilerine etkisi incelenmiştir. Çalışmanın iki hipotezi bulunmaktadır. Birincisi, enflasyon oranındaki artış tüketici kredilerinin kullanım miktarını etkilemektedir. İkincisi, ekonomik büyüme oranındaki artış tüketici kredilerinin kullanım miktarını etkilemektedir. Bu doğrultuda 2006-2011 yılları arasında enflasyon ve ekonomik büyüme oranlarının tüketici kredilerine etkisi johansen eşbütünleşme analizi, granger nedensellik analizi ve çoklu regresyon analizi yardımıyla incelenmiştir. Değişkenlerin seçiminde tüketici fiyat endeksi (enflasyon), harcamalar yöntemi gayri safi yurtiçi hasıla (ekonomik büyüme) ve katılım bankalarının kullandırdığı tüketici kredileri (tüketici kredileri) verileri kullanılmıştır. Analiz sonrasında hipotezler test edildiğinde birinci hipotezin doğrulanamadığı görülmüş yani enflasyon oranının tüketici kredilerini etkilemediği fakat ikinci hipotezin doğrulandığı yani ekonomik büyümenin tüketici kredilerini attırıcı etkisi nedeniyle ülke ekonomisini pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Finansal Sistem, Banka, Bankacılık Kredi, Kredi Türleri, Tüketici Kredileri, Enflasyon, Ekonomik Büyüme, Regresyon Analizi.
İnsangücü planlaması ve sayısal bir yaklaşım
İnsan gücü planlaması işgücünün hangi niteliklerden oluştuğunu gösteren bir kavram olup, emek potansiyelinin gerek sayısal ve gerekse niteliksel olarak ortaya konulmasını içermektedir. Makro düzeyde ekonomik ve sosyal kalkınma planlarının başarıya ulaşması, işletme düzeyinde ise istenilen amaçlara ulaşmak için insan gücü kaynaklarını en etkin bir biçimde kullanmanın yollarını ortaya koyacak şekilde düzenlemeyi gerektirecektir. Bu çalışma da insan gücü planlamasının tarihsel gelişimi ve konuya yönelik temel kavramlar ortaya konulmaya çalışmış ve konuya açıklık getirmesi açısından insan gücü planlamasına yönelik temel hususlar üzerinde durulmuştur. Konuya yönelik sistematik olarak çeşitli hususlar ortaya konulmuş, çeşitli evrensel insan gücü yöntemleri farklı yöntemleri farklı yönleriyle araştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde Regresyon ve Korelasyon analizinin, teorik yönlerinin işletme içinde uygulaması yapılmaya çalışılmış ve yöntemin, insan gücü planlamasına sayısal olarak uygulamada olumlu katkılarının olup olmadığı üzerinde durulmuştur. Yapılan araştırma teori ve uygulamanın karşılaştırılması ve işletme içinde yapılan uygulamanın sonuç olarak olumlu ve olumsuz yönlerinin ortaya konulmasıyla tamamlanmıştır.
Kütahya'da hava kirliliğinin azaltılmasına yönelik çözüm önerileri ve matematiksel modelleme
KÜTAHYA'DA HAVA KİRLİLİĞİNİN AZALTILMASINA YÖNELİK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ VE MATEMATİKSEL MODELLEME Oğuzhan Erbaş Makina MühendisIiği,Yüksek Lisans Tezi,2001 Tez Danışmanı: Doç.Dr.Ramazan KÖSE ÖZET Kütahya, son yıllarda önemli bir hava kirliliği tehlikesi ile karşı karşıyadır. Kütahya'da, hava kirliliği, insan ve çevre sağlığını tehdit eden önemli bir sorun haline gelmiştir. Bu sorunun bir kısmı, Kütahya'nın coğrafık ve meteorolojik koşullan ile bu koşullara uygun olmayan yerleşim durumu gibi değiştiremeyeceğimiz faktörlere, bir kısmı ise; özellikle merkezdeki aşın trafik ve konutlarda kullanılan yakıt özellikleri ile yakma sistemleri gibi optimize edilebilecek faktörlere bağlıdır. Bu çalışmada; hava kirliliğine etki eden faktörlerin tespiti ve azaltılmasına yönelik önlemlerin belirlenmesi amacıyla, şehrin iklim ve topografık özellikleri, kullanılan yakıt ve yakma teknikleri incelenmiş, meteorolojik özellikler ile emisyonlar arasındaki ilişkilerin. SPPS (İstatistiksel Paket Program) yardımıyla regrasyon analizleri, bölgeler bazında yapılmış ve matematiksel modelleri kurulmuştur. Modellerden elde edilen sonuçların yapılan ölçümlere çok yakın olduğu görülmüştür. Bazı noktalarda ki aşırı sapmaların, meteorolojik verilerin tek bir istasyondan alınıyor olmasından ve ölçüm hatalarından kaynaklanabileceği sonucuna varılmıştır. Kütahya'da kullanılan yakıt ve yakma sistemleri ile bina özellikleri üzerine anketler yapılmış, şehir merkezinde bulunan bazı kamu binalarının yakma sistemleri ile baca gazı ölçüm sonuçları değerlendirilmiş ve öneriler getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Hava Kirliliği, Meteorolojik Parametreler, Regrasyon Analizi, Yakıt ve Yakma Teknikleri, Hava Kalitesi Ölçümleri
Türkiye'de enflasyon ve işsizliğin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri
Enflasyon, işsizlik ve ekonomik büyüme kavramları ülkelerin genel ekonomik gelişimlerinin değerlendirilmesinde temel teşkil eden değişkenlerdir. Bu ekonomik değişkenlerin ekonomide yarattıkları olumsuz etkileri minimuma indirmek için politika yapıcılar birçok farklı politika geliştirmektedirler. Bu nedenle değişkenler arasındaki ilişkinin tespit edilmesi uygulanacak olan iktisat politikasına yön vermesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı; enflasyon ve işsizliğin farklı zaman periyotlarında ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda 1980-2020 yılları arasında enflasyon, işsizlik ve ekonomik büyüme değişkenlerine ait yıllık verilerle ekonometrik analiz yapılmıştır. Dalgacık Dönüşümü Analizi ile seriler farklı zaman periyotlarına ayrıştırılmış daha sonra ADF (Augmented Dickey Fuller) birim kök testi ile serilerin durağanlığı sınanmış ve son olarak değişkenler arasındaki ilişkiyi araştırmak için Regresyon Analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda elde edilen sonuçlara göre; tüm zaman periyotlarında enflasyon ve işsizliğin ekonomik büyümeyi ters yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Tüm periyot sonuçları birlikte değerlendirildiğinde işsizliğin büyüme üzerindeki etkisi genel olarak enflasyonun etkisinden fazla olduğu ve düzenli olmamakla birlikte zaman periyodu uzadıkça işsizliğin büyüme üzerindeki etkisinin arttığı, enflasyonun büyüme üzerindeki etkisinin ise azaldığı gözlemlenmiştir. Aynı şekilde periyot uzadıkça işsizlik ve enflasyonun büyüme üzerindeki etkisi yani modelin açıklama gücünün arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Enflasyon, İşsizlik, Ekonomik Büyüme, Dalgacık Dönüşümü Analizi, Regresyon Analizi.
Regresyonda kalıntı (residual) analizi
Regresyon analizi, sebep-sonuç ilişkisi bulunan iki veya daha fasla değişken arasındaki ilişkiyi saptamada uygulanan istatistik yöntemlerden birisidir. Gözlem çiftlerini en iyi temsil eden regresyon doğrusunun aşağıdaki gibi olduğunu varsayalım. yi = a+p3q (1) Burada a ve B sırasıyla a ve B parametrelerinin tahminlerini^ bağımsız değişkeni ve y'de bağımlı değişkeni göstermekte olup x'iri değeri verildiğinde y'nın ortalama olarak değeri bulunabilmektedir. Regresyon analizinde amaç tahmin yapmanın yanısıra gözlem çiftlerini en iyi temsil eden regresyon eşitliğini bulmaktır. Bu da kalıntı analizinin konusunu oluşturur. Çünkü bir kalıntı analizi, tahmin edilen eşitlik ile veri arasındaki uyumu veya uyumsuzluğu ortaya kovan bir analiz şeklidir. Aynı zamanda kalıntı analizi, tahmin eşitliğinin verilere uygunluğunun istatistik olarak belirlenmesinden sonra tahmini değer ile gözlemler arasındaki farklılıkların dikkatli bir şekilde incelenmesini ve verilerdeki zayıf parametre tahminlere neden olan herhangi bir anormalliğin tespit -edilmesini de sağlar (Cook ve Weisberg, 1982). Kalıntı analizi doğrusal regresyon modelleri yanında doğrusal olmayan regresyon modelleri ve varyans analizinde de kullanılabilmektedir. Gerçekte uydurulmuş herhangi bir modelin uygulanması ve tir grup veri için açıklanamayan-67- varyasyonun ölçülmesi konularının incelenmesi için de yararlıdır (Draper ye Smith, 1981). Uydurulan bir modelin doğru olup olmadığım kontrol için bazı kalıntı test metotları uygulanır. Bu metotlar içinde çoğunlukla tahminler doğru olmadığında bunu genelde açığa çıkaran ve yapılması kolay olan grafik metotlar kullanılır. Bu nedenle bizde bu çalışmada grafik metotları incelenmiştir. Regresyon analizinde kalıntıyı oluşturan önemli ayrılış tipleri şunlardır. 1) Anormal gözlemlerin varlığı 2} İlgisiz faktörlerin bulunması; model (1.1)' den çıkarılır ve bu faktörlerin seviyelerine karşı kalıntı grafikleri oluşturularak incelenebilir. 3) Model (1.1) "e dahil edilen bir faktörle doğrusal olmayan bir ilişkinin bulunması; Yamy'=a+|3x gibi bir,A #\.A. ilişki yerine y= o: +ps2 gibi bir ilişkinin olması; Bu ilişki, faktörün seviyelerine karşı çizilen.kalıntı. grafiği ve. elde edilen ilişki eğrisi ile incelenebilir. 4) Farklı ej '1er arasında ilişki (korelasyon) bulunması; Bu faktör kısmi kalıntı analizi veya kalıntı peryod grafiklerinde incelenebilir. 5) Varyansın sabit olmaması; Bu durum kalıntıların veya karelerinin uydurulmuş değerlere veya varyansı etkileyen faktörlere karşı grafikleri çizilerek incelenebilir. 6) ej'lerin normal dağılım göstermemesi ; bu durum sıralı kalıntıların standart normal dağılımdan beklenen sıralı istatistiklere karşı grafikleri oluşturularak incelenebilir. Bu çalışmanın amacı, kalıntı analizinde uygulanan özellikle grafiksel metotlar kullanılarak, verileri temsil edebilecek en uygun modeli, daha gerçekçi bir yaklaşımla grafiksel analizler kullanılarak kalıntı analizleri ile birlikte-68- regresyon uygulamalarım yapmanın sağladığı faydalan karşılaştırmalı olarak göstermektir. Bu çalışmada materyal olarak Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Döner Sermaye İşletmesindeki Ost-Frizsîvesi ırkı 36 koyuna ait birer hafta ara ile 9 hafta süreyle alınan solunum sayısı(dk), nabız Sayısı (dk) delerlerinin ortalamaları ve laktasyon süt verimleri (kg/koyun) kullanılmıştır. Analizlerde aşağıda verilen hesaplama şekillerine göre farklı üç tip kalıntı incelenmiştir. Bunlar; 1. Basit (ordinary) kalıntılar ; ej = yi - yi, (2) 2. Standart kalıntılar ; rj = ei/Sei, (3) A 3. Kısmi (partial) kalıntılar ; ej*= e + xjSj (4) Materyalde verilen solunum sayısı sj, nabız sayısı Sg, süt verimleri ise bağımlı değişken y olarak alınır ve en küçük kareler regression doğrusu tahmin edilirse, A yi = 226-1.22 xj - 0. 034 x2 (5) olur ve yi = 226 - 1.22 xt - 0.034 x2 + ei (6) eşitliği elde edilir. Regresyon katsayısının önem kontrolü için yapılan varyans analiz sonuçlarına göre, koyunların süt verimleri ile solunum sayısı veya nabız sayısı arasındaki azalış istatistik bakımdan önemlidir(p < 0.01). Fakat örneğe ait R2 = % 55.69 olup yüksek bâr değer sayılmaz. Yani koyunların dakikadaki solunum sayılan ve nabız sayılan laktasyon süt verimlerindeki-69- varyasyonun ancak % 55.6'sını açıklayabilmektedir. Regresyon önemli olduğu halde R2'nin yüksek çıkmaması, gözlemler içerisinde anormal gözlemlerin olabileceğini gösterir. Eğer gözlemler içerisinde anormal gözlemler varsa bunu ortaya çıkarmanın bir yolu kalıntı analizi yapmaktır. Yapılan değişken eleme testi sonucu koyunlarda dakikadaki nabız sayısının süt verimine önemli bir etkisi olmadığı yani süt verimlerindeki varyasyonun önemsiz bir kısmım oluşturduğu görülmüştür. Diğer bir deyişle sadece dakikadaki solunum sayısı Y'deki açıklanabilen varyasyonun büyük bir kısmını açıklayabilmektedir. Bu nedenle bu çalışmada dakikadaki solunum sayısı (x) ile laktasyon süt verimleri (y) arasındaki ilişkiyi gösteren regresyon- modeli üzerinde çalışılmıştır. Uydurulan bu yeni model ise, yi = 225- 1.22 xt (?) dir ve yapılan varyans analizi sonucuna göre yine solunum sayısı ile laktasyon süt verimleri arasındaki regresyon katsayısı önemli bulunmuştur (p<0.01). Uydurulan bu eşitlik yardımıyla, 1) (2) nolu eşitlik kullanılarak basit, kalıntı değerleri hesaplanmıştır. Hesaplanan bu değerler daha sonra, - Kalıntıların tümünün grafiği, - Eğer sıralama biliniyorsa kalıntıları zaman serisinde gösterme, - Uydurulan yj değerlerine karşı grafik çizme, - j=l,2,...J,k için bağımsız %$ değişkenlerine karsı grafik çizilerek incelenmiştir. Sonuçta, örneğe ait var yansın sabit olmadığı, bu nedenle- en küçük kareler yöntemi yerine. tartılı en küçük kareler yöntemi uygulanması veya gözlemlerde analizden önce bir transformasyon yapılması gerektiği görülmüştür.2) (7) nolu eşitlikten elde edilen tahmini delerlerden (3) sayılı formül yardımıyla standart kalıntı değerleri hesaplanmış ve bu değerlerin önce serpme grafiği daha sonra da normal grafikleri oluşturarak kalıntılaran normalik varsayımının mevcut. olup olmadıkının kontrolünde kullanılmıştır. Örneğimizde bu grafiker incelendiğinde normalliği bozan bir gözlemin olduğu görülmüştür. 3) (5) nolu eşitlikten elde edilen tahmini değerlerden (4) sayılı formül yardımıyla kısmi kalıntı değerleri hesaplanmış ve grafikleri incelenmiştir. Grafikler dikkatli, bir şekilde incelendiğinde varyansın xj ile birlikte önce artıp sonra azaldığı,. X2 ^8 birlikte sürekli arttığı görüşmüştür Dolayısıyla varyans sabit olmayıp bu varsayım bu örnek için mevcut değildir. Bu durumda ise tartılı en küçük kareler yöntemi uygulanmalıdır Ayrıca xg için düzeltilen bağımlı değişken y, xj ile kuvvetli bir negatif korelasyon içerisinde olduğu, Xı için düzeltilen y ise X2 ile sadece zayıf bir negatif korelasyona sahip olduğu görülmüştür. Diğer bir ifade ile xi'in y üzerinde oldukça yüksek bir azalış, x^.'nin ise oldukça düşük bir azalışa neden olduğunu göstermektedirler.
Yanlı regresyon tahmin edicileri ve hata kareleri ortalaması kriterlerine göre karşılaştırmalar
XII I ÖZET Tahmin edicilerin birleştirilmesi istatistikte ortaya çıkan önemli bir problemdir. Tahmin edicilerin skaler değerli olarak birleştirilmesi bir çok araştırmacı tarafından incelenmiştir. Fakat tahmin edicilerin matris değerli birleştirilmesi üzerine çok az çalışma yapılmıştır. Bu nedenle çalışmamızın birinci bölümünde tahmin edicilerin matris değerli olarak birleştirilmesi incelendi ve birleştirilmiş tahmin edicinin, birleştirilen "tahmin edicilerin her birinden iyi olduğu gösterildi. Tahmin edicilerin karşılaştırılması, hangisinin daha iyi olduğuna karar verilmesi önemli bir problemdir. Kaynaklarda bilinen bir çok tahmin edici, MSE matris ve MSE skaierine göre çeşitli araştırmacılar tarafından karşılaştın lmıştır. Liu(1993) de yeni bir yanlı tahmmin edici tanımladı ve ridge ve Stein tahmin ediciye göre bazı avantajları olduğunu gösterdi. Fakat Liu tahmin edici ile bilinen tahmin ediciler arasında pek karşılaştırma yapılmamıştır. Bu nedenle çalışmamızın ikinci bölümünde, Liu tahmin edici ile bilinen bazı tahmin edicilerin MSE matrisine veya MSE skaierine göre karşılaştırılması incelendi. Çoklu :.ç ilişki problemi olduğu zaman, bu problemi gidermek için kullanılan bir tahmin işleminin ridge regresyon metodu olduğu bilinmektedir. RRE den hareketle bu tahmin ediciden daha iyi olan çeşitli tahmin ediciler tanımlanmıştır. Liu tahmin edicininde ridge tahmin ediciye göre bazı avantajları olduğunu ve çoklu iç ilişki problemini gidermek için kullanıldığını. biliyoruz. Bu nedenle Liu tahmin ediciyi ele alarak, bu tahminXIV ediciden daha iyi olabilecek yeni yanlx tahmin edicileri üçüncü bölümde tanımlamaya çalıştık. Yapılanları desteklemesi açısından dördüncü bölümde, kaynaklarda sıkça kullanılan iki veri grubu ele alınarak, sayısal örnekler verildi.
Taşınmaz geliştirmede değer kestirim analizleri ve İstanbul konut alanı örneğinde bir uygulama
Taşınmaz değerleme; bir taşınmazın, taşınmaz geliştirme projesinin ya da bir taşınmaza bağlı hak ve faydaların belli bir tarihteki olası değerinin, bağımsız, tarafsız ve objektif ölçütler çerçevesinde belirlenmesidir. Taşınmaz değerlemenin ilgi alanlarından biri de taşınmaz geliştirme projeleridir. Bu tezde, taşınmaz geliştirme proje çeşitlerinden biri olan konut geliştirme projeleri üzerinde uygulanabilecek bir risk analiz sistemi ve proje riskini oluşturan en önemli değişkenlerden biri olan birim satış değerinin bilgi yönetimi çerçevesinde belirlenmesine yönelik doğrusal çoklu regresyon modeli geliştirilmiştir.Risk analiz sistemine yönelik olarak, taşınmaz ve konut geliştirme sektörü incelenmiş, Türkiye'de şirketlerin konut geliştirme projeleri kapsamında gerçekleştirmiş olduğu yatırıma yönelik analizler araştırılmıştır. Konut geliştirme pazarında ulusal ve uluslararası durum incelemesi yapıldıktan sonra risk analizinin teorik yapısı oluşturulmuştur.Gayrimenkul yatırım ortaklıklarından elde edilen konut geliştirme proje verileri üzerinde risk analizi çalışmaları yapılmış ve bu analizler sonucunda konut geliştirme yatırımlarında en çok risk oluşturan değişkenler belirlenmiş, konut geliştirme projeleri gerçekleştiren şirketler için riski azaltan bir risk yönetim sisteminin oluşumu araştırılmıştır.Önemli değişkenlerden birisi olduğu görülen birim satış değerinin belirlenmesine yönelik olarak taşınmaz değerleme veri tabanı oluşturulmuş, ulusal bazda bu veritabanının küme değerlemesi ve otomatik değerleme sistemlerine altlık olması amaçlanmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu'nca lisans verilmiş değerleme şirketlerinin hazırlamış olduğu değerleme raporlarındaki konut türü taşınmazlara ilişkin veriler, oluşturulan veri tabanına aktarılmıştır. Daha sonra bu veriler düzenlenerek çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanarak istatistiki bir değerleme modeli oluşturulmuştur.Anahtar Kelimeler: taşınmaz geliştirme, gayrimenkul yatırım ortaklığı, konut geliştirme, risk analizi, risk yönetimi, değerleme, konut değerleme, çoklu regresyon analizi.
Genetik algoritma uygulanarak ve bilgi kriterleri kullanılarak çoklu regresyonda model seçimi
Çoklu lineer regresyon modelinde açıklayıcı değişken sayısı fazla olduğunda aday model sayısı da üstel olarak artmaktadır. Bu durumda geleneksel yöntemlerle, adımsal yöntemlerle ve istatistik paket programları kullanılarak model seçimi mümkün değildir. Bu çalışmada açıklayıcı değişken sayısının fazla olması durumunda ortaya çıkan model seçimi problemi, genetik algoritma uygulanarak ve bilgi kriterleri kullanılarak incelenmiştir. Bu amaçla çalışmada önce, çoklu lineer regresyon modeli hakkında genel bilgiler verilmiş ve çoklu lineer regresyon modellerinin oluşturulması açıklanmıştır. Sonra, açıklayıcı değişken sayısının fazla olması durumunda çoklu regresyonda ortaya çıkan en iyi modelin seçimi problemi adımsal yöntemlerle incelenmiştir. Daha sonra da, çoklu lineer regresyon modeli için genetik algoritma ve bilgi kriterleri açıklanmıştır. Çoklu lineer regresyonda genetik algoritma uygulanarak ve bilgi kriterleri kullanılarak model seçimi incelenmiştir. Genetik algoritma için kod oluşturulması ele alınmıştır. Son olarak, sonuç ve öneriler tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Bilgi kriteri, Çoklu lineer regresyon, Genetik algoritma, Model seçimi.
Uluslararasılaşmanın inovasyon üzerine etkisi: Türkiye örneği
Her geçen gün küreselleşme ve inovasyon (yenilik) faaliyetleri yoğunluk kazanmakta, çeşitlenmekte ve karmaşık hale gelmektedir. Bu durum her alanda olduğu gibi ekonomi alanında da kendini göstermektedir. Ulusal sınırlar aşılarak diğer milletler ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, ülkede mikro ve makro açıdan inovasyon stratejilerine yön verilmesinde etkili olabilmektedir. İşte tam olarak bu noktada çalışmanın amacı belirmektedir; ülke (firma) ekonomilerinin uluslararasılaşma faaliyetlerinin, inovasyon üzerine etkisinin olup olmadığı ve eğer varsa nasıl ve hangi yönde etkilediği hususunu Türkiye açısından ampiriksel bir çalışma ile irdelemektir. Dünya Bankası, EBRD ve TOBB iş birliğiyle Türkiye'de çeşitli yıllarda (2002, 2005, 2008 ve 2012) yapılan anketler ve bu anketlere firmaların vermiş olduğu cevaplarda inovasyon, ihracat, ithalat ve doğrudan yabancı yatırım konularıyla ilgili olanlar -bu konular aynı zamanda çalışmanın modelini oluşturan değişkenlerdir- alınarak çalışmanın amacı doğrultusunda veri tabanı düzenlenip Yatay Kesit analizine tabi tutulmuştur. Ayrıca çalışmada kontrol değişkenleri (firma boyutu ve firma sektörü) de yer almaktadır. Yöntem olarak Lojistik Regresyon Analiz yöntemi bu çalışmada modelleme sürecinde kullanılmıştır. Bu yöntem doğrultusunda elde edilen sonuç; Türkiye'de firmaların uluslararasılaşması ile inovasyon faaliyetleri arasında bir ilişkinin mevcut olduğudur. Bu bağlamda, firmalar uluslararasılaştıkça inovasyon kapasitelerinin arttığı gözlemlenmiştir.
Materyalizm ve depresyon eğiliminin alışveriş bağımlılığı üzerine etkisi
Küresel dünyanın beraberinde getirdiği tüketim olgusu ile birlikte yeni tüketim kültürünün bir çıktısı olarak ortaya çıkan alışveriş bağımlılığı gibi anormal tüketici davranışlarının artan bir ivme ile yayıldığı görülmektedir. Özellikle son 20 yılda bireylerin otokontrollerini kaybettikleri ve kendilerine engel olamadıkları yeni ve aşırı tüketim şekli olan alışveriş bağımlılığı sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik olumsuz sonuçları nedeniyle bireyin kendisini ve tüm toplumu tehdit etmeye başlamıştır. Bu çalışma ile bireylerin, işletmelerin ve toplumun, satın alma eylemlerinin doğru yönlendirilmesi böylelikle tüketicilerin mutlu, etik ve ihtiyaçlara yönelik, bir hayat sürmesine katkı sağlaması beklenmektedir. Tüketim kültürünün yaygınlaşmasıyla daha da belirginleşen çıktılar olarak materyalizm ve depresyonun alışveriş bağımlılığına olan etkilerinin belirlenmesi sözkonusu bu çalışmanın asıl amacıdır. Bu amaç doğrultusunda Ankara ilinde ikamet eden bireylerinden anket yöntemi ile veri toplanmıştır. 651 katılımcıdan elde edilen veriler ile yapılan regresyon analizleri sonucunda bireylerin materyalizm ile depresyon eğilimi düzeylerinin alışveriş bağımlılığı davranışları üzerinde doğrudan etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca bireylerin depresyon düzeyinin alışveriş bağımlılığı üzerindeki doğrudan etkisinin (β=0.22,p<0.05), materyalizm eğilimlerinin doğrudan etkisinden (β=0.39, p<0.05) daha düşük olduğu anlaşılmıştır.
İmalat sanayinde inovasyon: Sanayi kuruluşlarında inovasyon aktivitelerinin inovasyon performansı üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de imalat sanayi sektöründe inovasyon adına neler yapıldığını ortaya koymak ve inovasyon aktivitelerinin (türleri, işbirlikleri ve engellerinin) inovasyon performansı üzerinde etkilerinin olup olmadığını incelemektir.Çalışmada, inovasyon aktiviteleri ve inovasyon performansını ortaya koyan göstergeler Türkiye'nin ilk 500 büyük sanayi kuruluşu arasına giren 110 imalat sanayi kuruluşuna uygulanan anket çalışmasıyla belirlenmiştir. İnovasyon türlerindeki çoklu iç ilişkiyi ortadan kaldırmak için değişkenler faktör analizine tabi tutulmuş, aktivitelerin inovasyon performansı üzerinde etkilerinin olup olmadığının incelenmesi için regresyon analizi ve bağımsız iki örnek t- testi uygulanmıştır. Analiz sonucunda; inovasyon türlerinin ve işbirliklerinin inovasyon performansını olumlu etkilediği, inovasyon engellerinin ise beklenenin aksine inovasyon performansı üzerinde etkili olmadığı bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: İnovasyon, inovasyon performansı, faktör analizi, regresyon analizi, bağımsız iki örnek t-testi
Regülasyon teorileri ve finansal kriz perspektifinden değerlendirilmesi: 2008 krizi üzerine kantitatif bir değerlendirme
Regülasyonlar belirli sosyal amaçlara hizmet etmeyi hedefleyen yasal düzenlemelerdir. Ancak bazen sosyal amaçlardan çok özel grupların çıkarlarına hizmet edebilmektedir. Bu gerekçe ve amaçlar ne olursa olsun, regülasyonlar büyüme sürecinin temelini oluşturan dinamikleri ve kaynak dağılımını iyileştirerek ya da engelleyerek önemli makro ekonomik sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir.İktisat yazınında regülasyonlarla ilgili tartışmalarda uzlaşma henüz sağlanamamıştır. Ancak genel düşünce, piyasalar regüle edilecekse bu regülasyonların serbest rekabet koşullarını oluşturmak amacıyla yapılması gerektiği yönündedir. 1980'lerden sonra yükselişe geçen serbest piyasa söylemlerinin etkisiyle 2000'li yıllarda dünya küresel bir görüntü sergilemektedir. Küreselleşmenin etkisini en hızlı gösterdiği alan ise finansal sektör olmuştur. Finansal piyasalarda yaşanan hızlı entegrasyon krizlerin bulaşıcılık etkisini de artırmıştır. Bu nedenle 1990'larda başlayan finansal krizlerin hızla diğer ülkelere yayıldığı gözlemlenmiştir.2007 yılına gelene dek yaşanan finansal krizlere, kriz deneyimleyen ülkelerin finansal piyasaları ve para politikaları ile ilgili düzenlemelerle çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Ancak 2008'de yaşanan küresel kriz tüm dünyada finansal piyasaların regüle edilmesi konusunda bir fikir birliği oluşmasına neden olmuştur.Bu çalışmada uygulanan finansal regülasyonlar ile çıktıdaki büyüme oranı arasında bir ilişki olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır. Bu amaçla çalışmada öncelikle kamu müdahalesi, regülasyon ve kriz kavramları ile ilgili teorik, tartışmalara yer verilmiştir. Uygulama bölümünde ise 46 ülkenin 2000-2009 dönemine ait verileri regresyon analiz yöntemi ile test edilmiştir. Yapılan testlerde yüksek gelir grubuna dahil ülkelerde 2008 krizi sonrasında uygulanan finansal regülasyonların geliri artırıcı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sürekli regresyon ve ilişkili regresyon modellerinin incelenmesi
Regresyon analizi değişkenler arasındaki ilişkiyi araştırmak ve modellemek amacıyla çeşitli bilim dallarında yaygın olarak kullanılan istatistiksel bir yöntemdir. Bu amaç için ilk olarak regresyon katsayılarının tahminleri ile ilgilenilir ve bilinen en eski yöntem en küçük kareler yöntemidir. Fakat en küçük kareler tahmin edici, açıklayıcı değişkenlerin arasında lineer bağımlılık olması durumunda ortaya çıkan çoklu iç ilişki probleminden etkilenmektedir. Bu durumda alternatif tahmin yöntemleri kullanılmaktadır. Bu çalışmada çoklu iç ilişki olması durumunda kullanılan tahmin edicilerden ridge regresyon, temel bileşenler regresyon, kısmi en küçük kareler regresyon ve sürekli regresyon yöntemleri isöz konusu yöntemler arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu amaç için Fearn?nın (1983) verisi kullanılarak ilgili yöntemler örneklendirilmiştir.
Muhasebe meslek mensuplarında iş yaşamı kalitesi ve işten ayrılma niyeti ilişkisi
Bu çalışmanın amacı muhasebe meslek mensubu çalışanlarının işten ayrılma kararları ile ilişkili olabilecek faktörleri belirlemektir. Çalışmaya Gaziantep ilinden 151 muhasebe meslek mensubu çalışanı katılmıştır. Verilerin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen veriler, faktör analizi ve regresyon analizi teknikleri ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda; amirin davranışları, ücret ve imkânlar, ve iş-hayat dengesi değişkenlerinin işten ayrılma niyetini negatif olarak etkilediği tespit edilmiştir. İşin özellikleri değişkeninin ise işten ayrılma niyeti üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.
KOBİ'lere kredi verme davranışı: Türk bankacılık sektörü'nde bir uygulama
Bu çalışmanın amacı bankaların Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelere (KOBİ) kullandırdıkları kredileri etkileyen faktörleri ortaya koymaktır. Bu amaçla kamu, katılım, yerli-özel ve yabancı banka gruplarının her birinin davranışını etkileyen faktörler araştırılmıştır. KOBİ'lere kredi kullandırma tutumlarını etkilediği düşünülen bankacılık sektörüne özgü değişkenler ve makroekonomik göstergeler kullanılarak regresyon analizi yardımıyla çalışmanın hipotezleri test edilmiştir. Yapılan analizden elde edilen sonuçlara göre, katılım, yerli-özel ve yabancı banka gruplarında kredi verme tutumu mevduat faiz oranı ve kredilerin gayrisafi yurtiçi hasıla(GSYİH)'ya oranından etkilenirken, kamu bankalarının kredi verme tutumu sadece kredilerin gayrisafi yurtiçi hasıla(GSYİH)'ya oranından etkilenmektedir. Aktif karlılığı değişkenin hiçbir banka grubunda kredi verme tutumunda etkisi olmamıştır. Anahtar Kelimeler: KOBİ kredileri, Türk Bankacılık Sektörü, banka grupları, regresyon analizi
Gebeliğin son üç ayında düşük riskli gebelerde intrauterin fetal ağırlık tahmininde farklı ultrasonografi ölçümleri kullanılarak yeni formüllerin geliştirilmesi
Amaç: Fetusun ultrasonografik değerlendirilmesi ve tahmini fetal ağırlığın belirlenmesi rutin obstetri pratiğinin bir parçası haline gelmiştir ve zamanla fetal büyümenin değerlendirilmesinde ve doğum yönetiminde temel klinik değerlendirmelerinden biri haline gelmiştir. Makrozominin ve intrauterin büyüme geriliğinin öngörülmesi, fetal büyümenin takibi için tahmini fetal ağırlık büyük öneme sahiptir. Bu çalışmanın amacı gebeliğin son üç ayında düşük riskli gebelerde intrauterin fetal ağırlık tahmininde farklı ultrasonografi ölçümleri kullanılarak yeni formüllerin geliştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Hastanemize 12.09.2013-02.05.2014 tarihleri arasında elektif sezaryen ile doğum yapacak olan miadında, tekil gebeliğe sahip düşük riskli gebeler alındı. Çalışmaya toplam 95 gebe dahil edildi. Fetusa ait ultrasonografik ölçümler ve anne üzerinde yapılan ölçümler doğumdan önce 24 saat içerisinde tek bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından gerçekleştirildi. Yenidoğan üzerinde yapılan ölçümler doğumdan sonra 6 saat içerisinde tek bir kadın hastalıkları ve doğum asistanı tarafından elde edildi. Doğum sonrası gerçek kilo tahmin edilmek istenirken bağımsız değişkenler kullanılarak lineer regresyon analizi yapıldı ve modeller oluşturuldu. p değerinin <0,05 olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Fetusun doğum ağırlığının tahmin edilmesinde sezaryen skar sayısı, prezentasyon ve plasenta yerleşiminin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu (sırasıyla p=0,981 p=0,104 p=0,07). Hadlock tahmini kilo formülünün R2=0,75 olduğu, oluşturulan modellerden Model 2'nin (uBPD, uAC, uFL) R2=0,76 olduğu, Model 4'ün (gTHO_C, gFEM_SKIN, gHC, gHUM_SKIN, gAC) R2=0,85 olduğu, Model 6'nın (FUN_PUB, uBPD, uAC, uRA_SURF, uFL, uFEM_SKIN) R2=0,88 olduğu bulundu. Sonuç: Yeni parametreler kadar ultrasonografi dışı yöntemlerin de değerlendirmeye alındığı formüller sayesinde fetusun ağırlığı tahmin edilebilir. Bu yolla elde edilen sonuçların doğum sonu elde edilen ölçümlerle korelasyonu daha yüksek bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Fetal ağırlık, gebelik, ultrasonografi, makrozomi, intrauterin gelişme geriliği, prenatal tanı, regresyon analizi