Scoliosis
64 theses under this subject heading
Adölesan idiyopatik skolyozda iki farklı egzersiz yönteminin skolyoz şiddeti, yürüyüş, fiziksel, fonksiyonel parametreler ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin incelenmesi
. Bu çalışmanın amacı, adölesan idiyopatik skolyozda (AİS), iki farklı egzersiz yönteminin skolyoz şiddeti, yürüyüş, fiziksel, fonksiyonel parametreler ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya Lenke tip 1 eğriliğe sahip 28 AİS'li birey dahil edildi ve bireyler rastgele iki gruba ayrıldı: Schroth grubu (n = 14) ve Core stabilizasyon grubu (n = 14). Her iki gruba fizyoterapist kontrolünde haftada 3 gün 10 haftalık egzersiz programı uygulandı. Tedavi öncesinde ve tedavi bittikten sonra; eğrilere ait Cobb açıları ön-arka radyografi ile, gövde rotasyonları öne eğilme testinde skolyometre ile, kozmetik deformite algısı Walter Reed Visual Assessment Scale (WRVAS) ile, üst ve alt ekstremite kas kuvveti Biodex System 4-Pro® ile, spinal mobilite Spinal Mouse® ile, pedobarografik yürüyüş parametreleri DIASU Dijital Analiz Sistemi® ile ve yaşam kalitesi SRS-22 anketi ile değerlendirildi. Tedavi sonrası her iki grupta, Cobb açıları ve gövde rotasyon açılarında azalma, kozmetik deformite algısı, spinal mobilite, kas kuvveti, pedobarografik yürüyüş parametreleri ve yaşam kalitesinde iyileşme görüldü (p<0,05). Schroth grubunda Cobb açıları, torakal gövde rotasyon açısı, kozmetik gövde deformitesindeki azalma ile spinal mobilite ve yaşam kalitesindeki gelişimin Core stabilizasyon grubuna göre daha fazla olduğu bulundu (p<0,05). Core stabilizasyon grubunda, Schroth grubuna göre üst ve alt ekstremite kas kuvveti artışının daha fazla olduğu görüldü (p<0,05). Plantar yüzey temas alanında hem statik durumda hem de yürüyüşte Schroth grubunda Core stabilizasyon grubuna göre daha fazla artış görüldü (p<0,05). Serviko-torasik ve lumbal gövde rotasyonundaki azalmada iki grup arasında fark görülmedi (p>0,05). Sonuç olarak, Schroth egzersizleri AİS'de skolyoz şiddetini azaltmada, skolyoza bağlı problemlerin düzeltilmesinde ve yaşam kalitesini geliştirmede Core stabilizasyon egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur. Bunun yanında, Core stabilizasyon egzersizleri, üst ve alt ekstremite kas kuvvetinin geliştirilmesinde Schroth egzersizlerinden daha etkili bulunmuştur. Tedavinin amacı göz önünde bulundurularak, her iki egzersiz yöntemi de AİS'nin konservatif tedavisinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Adölesan idiyopatik skolyoz, egzersiz, Schroth yöntemi, Core stabilizasyon, skolyoz
Adolesan idiopatik skolyozlu bireylerde hipermobilitenin skolyoza bağlı fiziksel değerlendirme parametrelerine etkisinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı hipermobilitenin fiziksel değerlendirmede kullanılan ölçümleri nasıl etkilediğini araştırmaktır. Aynı zamanda değerlendirilen parametrelerin birbirleri ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmada 40 adölesan idiopatik skolyozlu (AİS) birey değerlendirildi. Hipermobil olan 18 AİS'li birey çalışma grubu ve hipermobil olmayan 15 AİS'li birey kontrol grubu olarak toplamda 33 birey ile çalışma tamamlandı. Katılımcıların onamları alınarak demografik bilgileri kaydedildi. "Beighton Skorlaması" ile hipermobilite, radyografik değerlendirme ile "Cobb açısı", skolyometre ile gövde rotasyon ölçümleri yapıldı. Bacak boyu eşitsizliği kaydedildi. "Naviküler Drop Testi" ile pes planus değerlendirilmesi, "Jack's Parmak Kaldırma Testi" ile pes planus esnekliği değerlendirildi. "Fonksiyonel Uzanma Testi" ile dinamik denge, "Tek Ayak Denge Testi" ile statik denge değerlendirmesi göz açık ve göz kapalı uygulandı. "Morse Düşme Ölçeği" ile düşme riski sorgulandı. Bulgular: Hipermobil AİS'li bireylerde lumbar bölge gövde rotasyon açısı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük çıktı (p=0,02). Hipermobilite ile üst ve alt torakal bölge gövde rotasyon açısı, Cobb açısı, pes planus varlığı, statik denge, dinamik denge ve düşme riski arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Tüm AİS'li bireylerde yapılan korelasyon analizinde dinamik denge ile göz açık statik denge pozitif, düşme riski negatif ilişkilidir. Aynı zamanda Cobb açısı ile pes planus, lumbar ve üst torakal bölge gövde rotasyon açısı ilişkilidir. Sonuç: AİS'li bireylerde lumbar bölge gövde rotasyon açısı hipermobilite ile ilişkilidir. Buna göre AİS'li hastalarda hipermobilite durumunun değerlendirilmesi önerilir. Cobb açısı ile pes planus ilişkili olduğundan AİS'li bireylerde pes planus değerlendirmesi dikkatle yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Adölesan idipatik skolyoz, Cobb açısı, Gövde rotasyon açısı, Hipermobilite, Pes planus.
Adölesan idiyopatik skolyozlu çocuklarda core stabilizasyon eğitiminin solunum parametreleri, periferik kas gücü, denge , fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Vertebraların frontal düzlemde 10° ve üzerindeki lateral fleksiyonu ile birlikte, aksiyal düzlemdeki rotasyon ve sagital düzlemdeki fizyolojik eğrideki düzleşme bileşenlerini içeren üç boyutlu deformitesi skolyoz olarak tanımlanmaktadır. Yapısal skolyozun %80'ini idiyopatik skolyoz oluşturur. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AIS) ise, puberte başlangıcından (10 yaş üzeri) büyüme plakları kapanana kadar olan dönemde ortaya çıkan idiyopatik skolyozun bir çeşitidir. AIS tedavisinde konservatif ve cerrahi tedavi seçenekleri bildirilmiştir. Konservatif tedavi gözlem, egzersiz ve ortez seçeneklerini içermektedir. AIS'de konservatif tedavinin primer amacı, eğrinin ilerlemesini önleyerek, sırt ağrısı, solunum problemleri, denge problemleri ve kozmetik deformasyonlar da dahil olmak üzere sekonder hasarları düzeltmek ve yaşam kalitesini iyileştirmektir. Konservatif tedavide özel egzersiz yöntemleri kullanılmaktadır. Core Stabilizasyon egzersizleri de bu yöntemlerden biridir. Bu çalışma ile AIS'li hastalarda Core Stabilizasyon eğitiminin solunum parametreleri, periferik kas gücü, denge, fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında yaşları 10-20 yıl aralığında olan AIS tanısı almış 30 çocuk hasta randomize şekilde deney ve kontrol gruplarına ayrıldı. Tüm hastalara solunum fonksiyon testi (SFT), respiratuar ve periferik kas gücü ölçümü, 6 dk yürüme testi (6 DYT) ve Biodex Balance System® cihazı ile postural stabilite ve stabilite limitleri testleri uygulandı. Deney ve kontrol gruplarına verilen egzersizler 8 hafta boyunca haftanın 6 günü evde, 1 günü fizyoterapist gözetiminde uygulandı. Kontrol grubuna geleneksel skolyoz egzersizleri, eğitim grubuna ise geleneksel skolyoz egzersizlerine ek olarak Core Stabilizasyon egzersizlerini içeren egzersiz programı verildi. Sekiz haftanın sonunda değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS Statistics 21.0 programı kullanıldı. Tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Sekiz haftanın sonunda tedavi öncesine göre eğitim grubunda gövde rotasyon açısında,öne ve yana eğilme açılarında, solunum fonksiyon testi parametrelerinden %FVC ve %FEV1 değerlerinde, solunum kas kuvveti değerlerinde (MIP,MEP), denge testindeki stabilite limitlerindeki bazı parametrelerde, el kavrama ve quadriceps kas kuvvetinde, fonksiyonel kapasitede, kozmetik deformite algı skorunda, yaşam kalitesinin bazı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme görüldü. Kontrol grubunda ise tedavi sonrasında tedavi öncesine göre öne ve yana eğilme açılarında, MIP değerinde, denge testindeki stabilite limitlerindeki bazı parametrelerde, quadriceps kas kuvvetinde, fonksiyonel kapasitede ve yaşam kalitesinin bazı alt parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı gelişme bulundu. Eğitim ve kontrol grubu karşılaştırıldığında bazı solunum parametrelerinde ve kozmetik deformite algısında eğitim grubunda daha fazla gelişme saptandı. Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, Core Stabilizasyon egzersizlerinin AIS'li hatalara uygulanabileceği ve rutin fizyoterapi programınına eklenebileceği sonucuna varıldı. anahtar kelimeler:adölesan idiyopatik skolyoz, core stabilizasyon egzersizleri, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, periferik kas kuvveti, kozmetik deformite algısı, yaşam kalitesi
Adölesan idiyopatik skolyozda hibrit telerehabilitasyon yöntemiyle uygulanan pilates-temelli egzersizlerin solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisi
Skolyoz, omurga, toraks ve gövdenin pozisyon ve şeklindeki değişimleri içeren heterojen durumların tamamı için kullanılan genel bir terimdir. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AIS), bilinen her hangi bir neden olmaksızın, 10 yaş ve üstü sağlıklı bir bireyde koronal planda anormal spinal eğri oluşumu ve vertebraların rotasyonuyla karakterize bir deformite olarak tanımlanır. Cobb metoduyla ölçüldüğünde 10°'nin üzerinde spinal bir eğri görülmektedir. AIS'li hastalarda meydana gelen deformite; solunum fonksiyonları, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, denge, yaşam kalitesi, periferik kas kuvveti ve kozmetik algı gibi birçok primer ve sekonder parametrede probleme neden olabilmektedir. AIS'de konservatif tedavi; gözlem, egzersiz eğitimi ve ortez yaklaşımlarını kapsamaktadır. Bu tedavide temel amaçlar; eğrinin progresyonunu durdurmak, mümkünse azaltmak ve AIS'in neden olduğu problemlerin önüne geçmek, var olan problemleri ise iyileştirmektir. AIS'li hastaların tedavisinde kullanılan bir çok farklı egzersiz eğitim yöntemi bulunmaktadır. Pilatestemelli egzersiz eğitimi de bu yöntemlerden biridir. Bu çalışma AIS'li hastalarda postüral düzeltmeleri ve eğri tipine-lokalizasyonuna göre belirlenen solunum paternini içeren ve hibrit telerehabilitisyon yöntemiyle uygulanan pilates-temelli egzersiz eğitiminin solunum fonksiyonu, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite ve denge üzerine etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Çalışma kapsamında 10-18 yaş aralığında olan 32 AIS tanılı hasta randomize edilerek eğitim ve kontrol grubuna ayrıldı. Tüm hastalara Cobb açısı ölçümü, gövde rotasyon açısı ölçümü, fleksibilite değerlendirmesi, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti ölçümü, fonksiyonel kapasite değerlendirmesi, postüral stabilite-denge değerlendirmesi, core kas enduransı ölçümü, periferik kas kuvveti ölçümü, yaşam kalitesi ve kozmetik deformite algısı değerlendirmeleri yapıldı. Eğitim ve kontrol grupları egzersiz eğitimi süreçlerinin ilk 2 haftasında, haftada bir gün süpervize seanslara katıldı. Hastalar bu seanslar esnasında pilatesin temelleri, eğri tip ve lokalizasyonlarına göre belirlenen postüral düzeltmeler ve solunum prensipleri hakkında bilgilendirildi. Eğitim grubu sonraki 10 hafta boyunca haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde senkron online seanslara alındı, 4 gün egzersizleri evde sürdürüldü. Kontrol grubu ise aynı egzersizleri haftada 7 gün, 10 hafta boyunca evtemelli olarak sürdürdü. 12 Haftanın sonunda tüm değerlendirmeler tekrarlandı. Veri analizi için SPSS v.26 programı kullanıldı ve tüm analizler için anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. 12 Haftanın sonunda tedavi öncesine göre eğitim grubunda Cobb açısında, gövde rotasyon açısında, fleksibilite testlerinde, FEV1 ve PEF değerlerinde, MIP ve MEP değerlerinde, AHMYT mesafesinde, EMYT yürüme seviyesinde, stabilite limitleri testinin tamamlanma süresi dışındaki tüm xiii parametrelerinde, core kas enduransında, periferik kas kuvvetinde, yaşam kalitesinin ruh sağlığı parametresi dışındaki tüm parametrelerinde ve kozmetik deformite algı skorunda istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler görüldü (p<0,05). Kontrol grubunda ise tedavi sonrasında tedavi öncesine göre; gövde rotasyon açısında, MIP ve MEP değerlerinde, AHMYT mesafesinde, stabilite limitleri testinin bazı parametrelerinde, sağ M. Biceps kuvveti parametresi dışındaki periferik kas kuvveti değerlerinde ve yaşam kalitesinin bazı parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler saptandı (p<0,05). Eğitim ve kontrol grubu karşılaştırıldığında Cobb açısında, yana eğilme testlerinde, PEF değerinde, MIP ve MEP değerlerinde, EMYT yürüme seviyesi değerinde, stabilite limitleri testine ait genel skor, sola ve öne/sağa parametrelerinde, core kas enduransında, sol M. Quadriceps kuvvetinde ve kozmetik deformite algı skorunda eğitim grubunda daha fazla gelişme saptandı (p<0,05). Literatür ve çalışmamızın sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, pilates-temelli egzersizlerin hibrit telerehabilitasyon yöntemiyle uygulanmasının ek gelişmeler sağlayabileceği, bu egzesizlerin ev-temelli veya telerehabilitasyon yöntemleriyle AIS'li hastalarda uygulanılabileceği ve rutin fizyoterapi programına eklenebileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: adölesan idiyopatik skolyoz, pilates egzersizleri, telerehabilitasyon, solunum fonksiyon testi, solunum kas kuvveti, fonksiyonel kapasite, denge, postural stabilite, core kas enduransı, periferik kas kuvveti, kozmetik deformite algısı, yaşam kalitesi
Pediatrik skolyoz hastalarının posterior enstrümentasyon ve rod uzatma tekniğiyle cerrahi tedavi sonuçları
Amaç: Erken yaşta skolyoz tanısı alan çocuklarda, çift büyüyen rod tedavisinin klinik ve radyolojik sonuçlarını retrospektif olarak incelemektir. Gereç ve Yöntem: Şubat 2006 ile Mayıs 2009 arasında erken yaşta skolyoz tanısıyla çift büyüyen rod tedavisi uygulanan 16 hasta çalışmaya alındı. 1 hasta 3. uzatma sonrasında takiplerine gelmediği için çalışma dışında bırakıldı. 11 hastada tedavi sonunda kalıcı siteme geçildi. Hastaların Cobb, kifoz, lordoz açıları ve T1-S1 uzunlukları tedavi süresince değerlendirildi. Bulgular: İlk cerrahi anında tüm hastaların ortalama yaşı 6,3±2,5 yıl (dağılım: 3-10), ortalama takip süresi 88,2±9,3 ay idi. Hasta başına ortalama 6,9±2.6 defa (dağılım: 2-10) ve ortalama 8,2±2.6 ay (dağılım: 3-16) aralıklarla uzatma uygulandı. Füzyon uygulanma yaş ortalaması 13,02±3,6 (dağılım: 10-14) idi. Cobb açı değerleri ortalaması ameliyat öncesi, ilk ameliyat sonrası ve son takipte sırasıyla 63,6°, 33,3°, 38,8° bulundu. Kifoz açısı 46,3°, 36,3°, 39,6° ve lordoz açılarıysa 32,1°, 26,6°, 30,5° derece ölçüldü. T1-S1 uzunluğuysa 24,3 cm'den 28,0 ve 32,0 cm'ye artış gösterdi. Kalıcı sisteme geçilen hastalar değerlendirildiğinde, Cobb açı değerleri ortalaması ameliyat öncesi, ilk ameliyat sonrası, kalıcı sisteme geçiş sırasında ve kalıcı sisteme geçtikten sonra sırasıyla 63,9°, 34,3°, 40,4°, 31,0° bulundu. Kifoz açısı 43,7°, 35,2°, 35,3°, 30,0°; lordoz açılarıysa 33,0°, 26,3°, 32,2°, 28,2° ölçüldü. T1-S1 uzunluğuysa 24,1, 28,1, 32,2, 33,3 cm olarak ölçüldü. Sonuç: Erken yaşta skolyoz tanısı alan çocukların çift büyüyen rod tekniğiyle tedavisi omurga eğriliğinin düzelmesi, gövde büyümesi ve akciğer gelişiminin sağlanması açısından etkili bir tedavi yöntemidir. Hastanın düzenli ve sık aralıklarla takibinin sağlanması, tedavi esnasında engel ve komplikasyonlarla sıkça karşılaşılması hala çözüm bekleyen problemlerdir.
Duchenne muskuler distrofisi tanılı çocuklarda klinik ve genetik bulgular, ambulasyon, kardiyak ve solunum komplikasyonlarına etki eden faktörler
Duchenne musküler distrofi (DMD), distrofin eksikliğinin neden olduğu, en sık görülen distrofinopatidir. İlerleyici iskelet kası güçsüzlügü sonucunda ambulasyon kaybı, solunum ve kardiyak yetmezlik ile sonuçlanır. Günümüzde DMD'nin henüz kür sağlayıcı bir tedavisi yoktur. Kortikosteroid tedavisi ile ambulasyon süresi uzamakta, solunum, kardiyak ve ortopedik komplikasyonlar geciktirilmektedir. Steroid tedavisinin etkileri 1980'li yıllardan beri bilinmektedir. Amaç: Bu retrospektif çalışma Duchenne musküler distrofi tanısı alan hastaların, klinik bulgularının, genetik çalışma sonuçlarının değerlendirilmesi, gelişen komplikasyonlarda etkili faktörlerin (yaş, tedavi vb) incelenmesi, uygulanan tedaviler, etkileri ve yan etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla Aralık 2015 ile Ocak 2017 yılları arasında yapıldı. Materyal ve Metod: Çalışmada 180 hastanın dosya kayıtları incelendi. DMD tanısı kas biyopsisi ve/veya genetik çalışma ile doğrulanmış olan, klinik, genetik ve kortikosteroid kullanım bilgileri yeterli olan 66 erkek hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların dosya kayıtları incelendi. Hastalar kontrole çağrılarak klinik durumları kaydedildi. Kortikosteroid tedavisinin komplikasyonlar üzerine etkileri ve gelişen yan etkileri değerlendirildi. Bulgular: Kortikosteroid tedavisinin düzenli kullanımının ambulasyon kaybını geciktirdiği, günlük steroid kullanımının nonambulatuar olma, solunum ve kardiyak komplikasyonlar ve skolyoz gelişimi riskini azalttığı, normal dozda steroid kullanımının nonambulatuar olma, kardiyak komplikasyonlar ve skolyoz gelişimini riskini azaltmada daha etkin olduğu ve tedaviye erken başlamanın komplikasyonlar üzerinde etkisi olmadığı saptandı. Yüksek dozda ve gün aşırı steroid kullanımının kırık ve osteoporoz gelişim riskini arttırdığı saptandı. Sonuç: Literatürdeki bulguların aksine düzenli steroid kullanımının ve erken yaşta tedaviye başlamanın komplikasyon gelişimi üzerine etkisi saptanmadı. Ancak bu durum istatistiksel değerlendirme için hasta sayımızın az olmasına bağlı olabilir. Kortikosteroid etkilerinin daha iyi değerlendirilmesi için uzun süreli ve daha geniş hasta grubunda yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır.
Adölesan idiyopatik skolyozlu hastalarda skolyoz şiddeti ile skolyoz algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Skolyoz, kolumna vertebralisin şeklindeki bozuklukları tanımlayan bir terimdir. Klinik olarak frontal düzlemde 10°' nin üzerinde lateral bir eğriliğe, horizontal düzlemde aksiyal rotasyona neden olurken, sagittal düzlemin anatomik eğrilikleri olan, kifoz ve lordozun genellikle, düzleşme yönünde bozulmasına neden olmaktadır. Birçok nedene bağlı olarak gelişebilen skolyozun, yapısal olan ve etyolojisi bilinmeyen formu olan idiyopatik skolyoz (İS) tüm skolyoz tiplerinin %75-80' ni oluşturmaktadır. Adölesan İdiyopatik Skolyoz (AİS), İS' nin bir çeşidi olup, puberte başlangıcından büyüme plakları kapanana kadar olan dönemde ortaya çıkar ve idiyopatik skolyozlu olgular arasında en çok görülen tiptir. AİS' li olguların skolyoz derecelerinin artması olguların görsel algılarında ve yaşam kalitelerinde belirgin farklılıklar oluşturabilmektedir. Etiyolojik olarak AİS' in neden olduğu spinal deformite, multifaktöriyel etiyolojiye sahip bir sendromun belirtisi olarak tanımlanabilir. AİS' li bireylerde skolyoz şiddeti, skolyoz algısı, yaşam kalitesi, alt ve üst eksremite uzunluk ölçümleri, ağrı, depresif semptomları, göğüs çevre ölçümleri ve solunum frekansı arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanan bu çalışmaya, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji polikliniğine başvuran ve Lenke tip 1 eğriye sahip olan, AİS tanısı konan ve dahil olma kriterlerini sağlayan 69 hasta dahil edilmiştir. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri, ekstremite uzunluk ölçümleri, göğüs çevre ölçümleri, solunum değerleri kayıt edilmiştir. Ayırca eğrilik derecesi Cobb yöntemi ile, görsel deformite algılamaları Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası ile, yaşam kaliteleri Scoliosis Research Society -22 anketi ile, depresyon seviyeleri Çocuk Depresyon Anketi ile ve Ağrı değerlendirmeleri Visual Analog Skalası ile yapılmıştır. Çalışmaya dahil edilen adölesan bireylerin Cobb dereceleriyle SRS-22 yaşam kalitesi skoru, WRGDS skoru, ÇDÖ değerleri ve VASİ skoru arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<005), Cobb dereceleri ile VASG ve VASA arasında istatistksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05) ayrıca SRS-22 Yaşam kalitesi skoru ile hem VASİ hem de WRVAS arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuşken (p<005), SRS-22 ile VASG, VASA ve ÇDÖ arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05) WRVAS ile VASİ, VASA ve VASG arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). AİS' in vertebral düzgünlüğü etkilediği kadar yaşam kalitesini, algılanan vücut düzgünlüğünü, ağrı ve depresyon seviyesini de etkilediği bu çalışmada tespit edilmiştir. Kasım 2019 Anahtar Kelimeler: Adölesan idiyopatik skolyoz, Skolyoz şiddeti, Yaşam kalitesi, Depresyon Seviyesi, Görsel Deformite Algılaması.
Adölesan idiyopatik skolyozlu olgularda ve sağlıklı adölesanlarda yürüme parametrelerinin karşılaştırılması
Bu çalışma, adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) ve sağlıklı adölesanlarda yürüyüş farklılıklarını değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Ayrıca AİS'li olguların yürüyüş parametreleri ve diğer değişkenleri arasındaki korelasyonu değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 40 adölesan birey dahil edilmiştir. Bu bireylerden 20'si AİS'li olgu iken 20'si sağlıklı adölesandan oluşmaktaydı. Bu çalışmada her bir olgunun yürüme analizi Biodex Ağırlıksız Sistem (Inc. Shirley, USA) ile, omurga deformitesi algılarını Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası (WRGDS) ile, gövde deformitesinin öz algısı Gövde Görünüm Algı Skalası (GGAS) ile, yaşam kalitesi Skolyoz Araştırma Derneği -22 (SRS-22) ile, ve hareket korkusu ise Tampa Kinezyofobi ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Çalışmamızın sonuçlarına göre; AİS'li olguların sağlıklı kontrol grubu ile kıyaslandığında daha kısa tek ayak üzerinde kalma süreleri (p=0,028), daha kısa ortalama adım döngüsü (p=0,003), daha uzun ortalama sağ adım uzunluğu (p=0,035), daha uzun ortalama sol adım uzunluğu (p=0,039) ve daha kötü ambulasyon indeksleri (p=0,036) anlamlı farklılıklar olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak AİS'li grubun Cobb açısı ile WRGDS ve GGAS arasında, Ortalama Yürüyüş Hızı (OYH) ile yaş, TADT, TKÖ ve OAD arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak AİS'li olguların sağlıklı adölesanlar ile kıyaslandığında bazı yürüme parametrelerinin normalden sapmalar gösterdiği tespit edilmiştir.
Adölesan idiopatik skolyozlu olgularda normal eklem hareketi değerlerinin incelenmesi
GiriĢ: Skolyoz, kolumna vertebraliste ortaya çıkan en yaygın deformite kaynağıdır. Uzanma pozisyonunda çekilen direkt grafilerde, frontal düzlemde 10° ve üzerinde meydana gelen lateral eğrilikler skolyoz olarak tanımlanmaktadır. OluĢan deformite sadace frontal düzlem ile sınırlı kalmamakta, aksiyel ve sagittal düzlemleri de kapsayan üç boyutlu bir deformasyon oluĢmaktadır. Etiyolojisi bilinmeyen yapısal skolyozlar konjenital, nöromüsküler veya idiyopatik skolyoz (ĠS) olarak sınıflandırılmaktadır. ĠS‟un bir çeĢitli olan Adölesan idiopatik skolyoz (AĠS), puberte baĢlangıcından büyüme plakları kapanana kadar geçen dönemde meydana gelmektedir. AĠSʼde laterale deviasyonla beraber sagital ve transvers düzlemlerde de deformasyonlar ortaya çıkmaktadır. Materyal ve Metod: AĠS‟ li bireylerde normal eklem hareketi değerlerini incelenmeyi amaçlayan bu çalıĢmaya, AĠS tanısı konan ve dahil olma kriterlerini sağlayan 83 AĠS‟li ve 100 sağlıklı birey dahil edilmiĢtir. Bireylerin sosyo-demografik bilgileri sorgulandıktan sonra, normal eklem hareketlerinin (NEH) ölçümünde 360 derecelik universal gonyometre kullanılarak omurga, temporamandibular eklem, üst ekstremite (omuz, dirsek ve el bileği) ve alt ekstremite (kalça, diz ve ayak bileği) eklemleri ölçülmüĢ ve kaydedilmiĢtir. Bulgular: AĠS‟li bireylerin üst ve alt ekstremite, omurga ve temporomandibuler eklem, eğri durumuna göre üst ve alt ekstremite NEH açıklığı ölçümlerinin bazı parametrelerinde anlamlı farklılıklar kaydedilmiĢtir (p<0,05). Aynı zamanda servikal bölge, temporomandibular eklem, dirsek, ön kol, el bileği, diz, ayak bileği eklemlerinin NEH açıklıklarının bazı parametrelerinde ise istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıĢtır.(p>0,05) Sonuç: AĠS‟li bireyler ve sağlıklı bireyler üzerinde yaptığımız ölçümler sonucunda omurgada meydana gelen rotasyon ve lateral fleksiyonların ekstremite ve gövde eklem hareketlerini etkileyerek bir asimetri yarattığı ve bu asimetrinin de eğrilik tipi ve sayısı ile iliĢkili olduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: Ġdiopatik Skolyoz, Adölesan Ġdiopatik Skolyoz, Normal Eklem Hareketi
Adölesan idiyopatik skolyozda gövde propriyosepsiyonunun ve farklı egzersiz yöntemlerinin etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma, adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) bireylerde gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunu araştırmak, farklı egzersiz eğitimlerinin; gövde ve pelvis propriyosepsiyonu, Cobb açısı, gövde rotasyonları, ağrı, gövde esnekliği, kozmetik deformite algılaması, vücut asimetrisi, yaşam kalitesi, dinamik denge ve egzersiz kapasitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 21 AİS'li birey (çalışma grubu) ve 10 skolyozu olmayan yaşıt birey (kontrol grubu) dahil edildi. AİS'li bireyler randomizasyon ile Schroth (n=10) ve vestibüler egzersiz grubuna (n=11) ayrıldı. Bireylere ait demografik bilgiler kaydedildikten sonra, ilk değerlendirmeye çalışma ve kontrol grubundaki bireyler dahil edilirken, ikinci değerlendirme haftada 2 gün 12 haftalık egzersiz eğitiminden sonra çalışma grubundaki bireylere yapıldı. Postero-anteriyor radyografi yardımıyla Cobb açıları, öne eğilme testinde gövde rotasyon dereceleri, GyKo (Microgate, İtalya) sistemi kullanılarak aktif eklem pozisyon reprodüksiyonu testi ile gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyon değerlendirmeleri yapıldı. Ayrıca McGill Ağrı Ölçeği-Kısa Formu ile ağrı, yana eğilme ve otur-uzan testi ile esneklik, Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası'na (WRVAS) göre birey, ebeveyni ve fizyoterapistin kozmetik deformite algılaması, Spinal Görünüm Anketi (SAQ) ile birey ve ebeveyninin kozmetik deformite algılaması, Posteriyor Gövde Asimetri İndeksi (POTSI) ile vücut asimetrisi, Scoliosis Research Society- 22 (SRS-22) Anketi ile yaşam kalitesi, Fukuda-Untenberger Adımlama Testi (FAT) ile dinamik denge ve 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile egzersiz kapasitesi değerlendirildi. Çalışma sonuçları, AİS'li bireylerin gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonu değerlendirmesinde hedef açıdan sapma miktarlarının kontrol grubuna göre fazla olduğunu göstermiştir (p<0,05). Schroth ve Vestibüler egzersiz eğitimleri ile gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunda her iki grupta da iyileşme elde edildi. Tüm skolyozlu bireylerin sonuçları incelendiğinde lumbar Cobb açısında azalma kaydedildi (p<0,05). Gövde rotasyonu Schroth grubu (torakal, lumbar, total) ve vestibüler grupta (torakal, torakolumbar, lumbar ve total) azalmış (p<0,05), ağrı ve esneklik verilerinde Schroth grubunda değişiklik gözlenmezken (p>0,05), vestibüler grubunda ağrıda iyileşme, yana eğilmede gövde esnekliğinde azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Her iki grupta da fizyoterapistin WRVAS skoru azalmış (p<0,05), AİS'li birey ve ebeveyninin WRVAS ve SAQ skorunda fark görülmemiştir (p>0,05). POTSI'ye göre gövde asimetrisinde Schroth grubunda azalma görülürken (p<0,05), vestibüler grubunda değişiklik görülmemiştir (p>0,05). SRS-22 anketine göre yaşam kalitesi sonuçları incelendiğinde; Schroth grubunda mental sağlıkta, vestibüler grubunda genel yaşam kalitesinde iyileşme elde edilmiştir (p<0,05). AİS'li bireylerin egzersiz kapasitesi (6DYT) ve dinamik dengesinde (FAT) tedavi sonrası fark görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak; gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunun AİS'li bireylerde yaşıtlarından farklı olduğu, propriyoseptif duyunun İS'de etkilendiği literatür verileri ile desteklenerek çalışmamızda sunulmuştur. Schroth egzersizleri ile aksiyal gövde rotasyonunda, gövde ve pelvis yeniden konumlandırma hatalarında, gövde asimetrisinde, fizyoterapiste göre kozmetik deformite algısında azalma ve mental sağlıkta iyileşme elde edildiği gösterilmiştir. Schroth egzersizlerine eklenen vestibüler egzersizlerin, aksiyal gövde rotasyonunu, gövde ve pelvis yeniden konumlandırma hatalarını, fizyoterapiste göre kozmetik deformite algısını azalttığı ve bireyin yaşam kalitesini iyileştirdiği ortaya konulmuştur.
Adölesan idiyopatik skolyozlu hastalarda cerrahi tedavi sonuçlarımız
Adölesan idiyopatik skolyoz, omurganın en sık görülen deformitesidir. Bu sebeple farklı sınıflama sistemleri oluşturulmuştur. Konservatif ve cerrahi tedavi prosedürleri belirlenmiştir. Hasta takip ve tedavi yaklaşımları farklılıkları göstermektedir. Skolyozun cerrahi tedavisi zaman içersinde değişiklik göstermesine rağmen özellikle pedikül vidalarının icadı ve omurganın her seviyesinde efektif olarak kullanılmaya başlanılması ile büyük bir değişim göstermiştir. Özellikle cerrahi sonuçlarda; koreksiyon oranında artış ve koreksiyon kaybında azalma, sagital ve frontal eksenlerde dengeli bir omurga elde edilme oranlarında yani başarılı cerrahi sonuçlar elde etme oranlarında artış olmuştur. Posterior pedikül vidası uygulanmasında cerahların artan tecrübesi komplikasyon oranlarını belirgin azaltmıştır. Ancak zaman içersinde yapılan gözlemlerde hastaların başarılı cerrahi kriterlerine göre yüksek başarı oranlarının olmasına rağmen klinik yansımaları göz ardı edilmiştir. Bunun üzerine Skolyoz Araştırma Cemiyeti tarafından SRS-22 formu geliştirilmiştir. 5 alt gruptan oluşan SRS-22 formunda yüksek puan kliniğin daha iyi olduğuna işaret etmektedir. Çalışmamıza kliniğimizde opere olan 34 hastadan kriterlerimizi karşılayan 29 hasta dahil edilmiştir. Bu hastaların 23'ü kız ve 6'sı erkektir. Kızların ortalama yaşı 15,472,59, erkeklerin ortalama yaşı 172,09 idi. Olgular 12 ay ile 54 ay arasında takip edilmiş olup, ortalama takip süresi 29 aydır. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası omurga eğrilik miktarı ve düzelme oranları ölçüldü. Ameliyat öncesi ve son kontrol SRS-22 formu değerlendirildi. Cinsiyetler arası karşılaştırılma yapıldı. Hastalarımızın koreksiyon oranları ve koreksiyon kayıpları ile SRS-22 formu ve alt grupları ameliyat öncesi ve sonrası yüzdelik değişimi arasında korelasyon saptanmamıştır. Bu da cerrahi düzelme miktarının aynı oranda kliniğe yansımadığını düşündürmektedir. Erkek ve kadın karşılaştırılmasında ise sadece ameliyat öncesi dış görünüm arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ancak ameliyat öncesi ve sonrası SRS-22 toplam skoru ve tüm alt grup skorları artış göstermiştir. Frontal ve sagital vücut dengesi ameliyat sonrası tüm hastalarda olumlu yönde düzelme göstermiştir. Adölesan idiyopatik skolyozun cerrahi tedavisinde posterior enstrümentasyon ile füzyon, hasta memnuniyeti, eğriliğin düzeltilmesi ve düşük komplikasyon oranları ile etkin ve başarılı bir yöntemdir.
İdiyopatik skolyoz olgularında eğriliğin yönü ve cobb açısı değerleri ile ayak tabanı basınç dağılımı ve salınım analizi arasındaki ilişkinin pedobarografi cihazı ile değerlendirilmesi
Amaç: Skolyozda, statik ve dinamik denge parametrelerinin, eğriliğin yönü, derecesi ve tipi ile ilişkisi yönünden, pedobarografik yöntemle incelenmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 23 bayan gönüllü katıldı. Gönüllülerin AP radyografileri üzerinde Cobb açısı ölçümleri yapıldı, eğrilik tip ve yönü belirlendi. Eğrilik tipine göre tek eğrilik gösterenler "C tipi" (n=14), iki eğrilik gösterenler ise "S tipi" (n=9) olarak ayrıldı. Gönüllülere pedobarografi cihazı ile gözü açık olarak statik denge ölçümü yapıldı. Mid-gait protokolü ile pedobarografik verileri alındı ve 7 bölgeli maskeleme yapıldı. Veriler sağ ve sol ayak yönünden, eğrilik tipine, yönüne ve eğrilik açısı ile ilişkisine göre değerlendirildi. Bulgular: Statik denge parametreleri eğrilik tipine göre karşılaştırıldığında; C tipi eğriliği olanlar ile S tipi eğriliği olanlar arasında Dist parametresinde fark saptandı. Dinamik denge parametreleri eğrilik yönü bakımından farklılık göstermezken, C tipi eğriliği olanlarda iki ayak arasında sadece TopukCA'da; S tipi eğriliği olanlarda topuk bölgesinde PF ve PCP değerleri sol tarafta, 3-5. metatarsal maskeleme bölgeleri arasında PF ve PCP sol tarafta, başparmak CA parametresi sağ tarafta yüksek bulundu. S tipi eğrilikte Cobb açısı ile korelasyon saptanmadı. C tipi eğrilikte sağ ayağın total ve mediyal maskeleme alanlarında (FrstMTT, Basprmk) PF ve PCP parametreleri anlamlı korelasyon gösterdi; sol ayağın topuk bölgesinde Force, CP, PF ve PCP parametreleri ile lateral maskeleme alanlarında (ScndMTT, DigerMTT) PF ve PCP parametreleri anlamlı korelasyon gösterdi. Sonuç: Skolyoz olgularında statik dengenin eğrilik tipine göre farklılık göstermediği; C tipi eğrilikte dinamik verilerde basınç değerlerinin sağ ayak tabanında daha çok medialde, sol ayak tabanında ise lateralde yüksek olduğu ve sağ-sol farklılığı gösterdiği gözlendi. Anahtar Kelimeler: Statik denge; dinamik denge; pedobarografi; scoliosis
Kastamonu ili ilköğretim öğrencilerinde skolyozlu olguların belirlenmesi ve egzersiz tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
?Kastamonu İli İlköğretim Öğrencilerinde Skolyozlu Olguların Belirlenmesi ve Egzersiz Tedavisinin Etkinliğinin Değerlendirilmesi? başlıklı doktora tez çalışmasında, ilköğretim çağındaki çocuklarda skolyozun erken teşhis edilmesi, skolyozun ilerlemesinin durdurulması ve/veya cerrahi müdahale ya da korseye gerek kalmaksızın egzersiz yoluyla tedavi edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Kastamonu ili merkezinde bulunan 21 ilköğretim okulunda 2009-2010 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Yarıyılı ile 2010-2011 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Yarıyılında eğitim gören, yaş ortalamaları 10,28 yıl olan 3879 kız ve 4119 erkek olmak üzere toplam 7998 çocuk üzerinde okul taraması gerçekleştirilmiştir. Tarama sonrasında 37 çocuğa skolyoz teşhisi konulmuş ve 12 kişi deney, 12 kişi de kontrol grubu olmak üzere çalışmaya dahil edilmişlerdir.Tez çalışması kapsamında incelenen Kastamonu ili ilköğretim öğrencilerinde skolyoz görülme sıklığı; kızlarda %0.412, erkeklerde %0.509 ve toplamda %0.463 olarak tespit edilmiştir. Deney grubunun egzersiz öncesi 9.25° olan cobb açısı ortalaması egzersiz sonrasında 7.25°'ye gerilemiş, kontrol grubunun ise cobb açısı ortalamasındaki değişik açısından değerlendirilmesi sonucunda ilk ölçüm cobb açısı ortalamasının 11.58°'den 12.50°'ye yükseldiği bulgulanmıştır.Araştırma grubuna dahil edilen kız çocuklarının cobb açıları ortalamaları 10.83°, erkek çocuklarının cobb açıları ortalamaları ise 10.39° şeklinde hesaplanmış ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Skolyozun bulunduğu bölgelerin dağılımına bakıldığında araştırma grubunda, 13 kişide torakal, 3 kişide servikotorakal, 5 kişide torakolumbal ve 3 kişide lumbal şeklindedir.Tez çalışması kapsamında deney grubunun egzersiz öncesi ve sonrası istatistiki bulguları karşılaştırıldığında; boy uzunluğu, vücut ağırlığı, dirsek genişliği, üst kol çevresi, göğüs derinliği, göğüs genişliği, biacromial çap, göğüs çevresi, sırt kuvveti ve cobb açıları ortalaması açısından anlamlı düzeyde bir farklılık tespit edilmiştir.Yürütülen çalışmanın sonuçları göstermektedir ki, ilköğretim çağındaki skolyoz hastalarının tedavilerinde egzersiz etkin bir yöntemdir. Ayrıca çalışma ailelerin ve öğretmenlerin de işbirliğiyle gerçekleştiğinde, hem skolyoz konusunda toplumsal bilinçlenmenin artması hem de erken teşhis ve skolyozun ilerlemesi durumunun önlenmesi sağlanabileceği kanıtlanmıştır.
İlköğretim çağındaki çocuklarda 8 haftalık egzersiz programının vücut postürü üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi
1. ÖZET Çağımızda teknolojinin ilerlemesiyle hareketsizlik artmakta ve onun erken dönemde getirdiği rahatsızlıklardan olan postür bozukluklarının giderek yaygınlaştığı bilinmektedir. Bu çalışmada postür egzersizlerinin ilköğretim çağındaki çocukların vücut postürü üzerindeki etkisini değerlenmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma grubunu Malatya il merkezindeki ilk ve ortaokul düzeyinde, 9-13 yaş aralığında rastgele seçilen 461 öğrenci oluşturmaktadır. Seçilen öğrencilere 8 hafta boyunca vücut postürünü destekleyici haftada bir kez, 45 dakikalık egzersiz programı uygulanmıştır. Öğrencilerden egzersiz öncesi ve 8 hafta sonrasında skolyometreyle postür ölçümü alınmıştır. İstatistiki analizler SPSS programında değerlendirilmiştir. Ölçümler normal dağılım göstermediğinden değişkenler ve ortalamalar arası ilişki için non parametrik testlerden Mann-Whitney testi ile ön test-son test postür eğrilik dereceleri karşılaştırılması için Wilcoxon testi uygulanmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak değerlendirilmiştir. Sekiz haftalık egzersiz uygulaması öncesi ve sonunda öğrencilerin postür eğrilik derecelerinde anlamlı bir farklılık tespit edilmiş ve bu eğrilik derecesinde % 72.2 oranında azalma meydana geldiği gözlenmiştir (p<0.001). Bulgularımıza göre öğrencilerin ön test-son test postür eğrilik dereceleri ölçümleri ile yaş, cinsiyet, ayakkabı numarası değişkenleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.001), beden kitle indeksi açısından ise sadece 1.derece obez öğrencilerde anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır (p>0.05). Sonuç olarak postür destekleyici egzersizlerin omurganın sagital planda sağa ve sola eğrilik derecesine yüksek düzeyde olumlu etki ettiği kanaatine varılmıştır. Bu çalışma ile ilköğretim çağındaki çocuklarda haftada bir defa uygulanan beden eğitimi derslerinde postür egzersizlerine yer verilerek ilerde oluşabilecek duruş bozukluklarını büyük oranda önlenebileceği kanısına varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Öğrenci, Postür, Egzersiz, Skolyometre
Adölesan idiopatik skolyoz (AİS) hastalarında alt ve üst end vertebra arasındaki omurların morfolojik yapılarının Cobb açısına etkisi
Skolyoz, omurganın en yaygın deformitesidir. Yatarak çekilen direkt grafilerde, frontal planda 10 derece ve üzerindeki lateral eğrilikler skolyoz olarak tanımlanmaktadır. Skolyozda deformite sadace frontal planla sınırlı kalmamakta, sagittal ve aksiyel planları da içine alan üç boyutlu bir deformite ortaya çıkmaktadır. Frontal planda laterale kayma, aksiyel planda rotasyon ve sagittal planda lordoza neden olan intervertebral ekstansiyon görülmektedir. İdiyopatik skolyoz büyüme çağında herhangi bir yaşta ortaya çıkabilir. Ortaya çıkışı bakımından üç zaman diliminde pik yapar. Yaşamın ilk senesi, 5 ile 6 yaşları arası ve 11 yaşından iskelet gelişiminin tamamlanmasına kadar geçen süreç en sık karşılaşılan zaman dilimleridir. Bu şekilde idiyopatik skolyoz, deformitenin başladığı yaşa göre üç gruba ayrılır. İdiyopatik skolyoz yapısal nedenli skolyozların yaklaşık % 80'ini oluşturmakta olup deformitenin nedeni bilinmemektedir. İdiyopatik skolyozun tanısı, iyi bir fizik muayene ile nörolojik nedenler ve diğer belirtilerin (örneğin, nörofibromatoziste cilt lekeleri gibi) tespit edilmemesi, radyolojik muayene ile de doğumsal anomalilerin ekarte edilmesi ile konulabilir.
Adölesan idiopatik skolyoz nedeni ile opere edilen hastaların klinik ve radyolojik sonuçları
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı; Çalışmamıza Dicle Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğimize başvuran ve tarafımızca opera edilen Adolesan İdiopatik Skolyoz (AIS) tanılı hastaların klinik ve radyolojik sonuçlarını gözlemlendi. Gereç ve Yöntem: Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde, 2011 ile 2022 tarihleri arasında, adölesan idiyopatik skolyoz tanısı konulmuş ve posterior enstrümantasyon ile füzyon operasyonu uygulanmış, son kontrole gelen, yeterli takip ve dökümantasyona sahip 28 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalara son kontrollerinde SRS (Scoliosis Research Society)-22 anketi doldurulmuştur. Bu hastaların ameliyat öncesi, ameliyattan hemen sonra ve son kontrollerinde elde edilen klinik ve radyografik muayene sonuçları retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Adölesan İdiyopatik Skolyoz tanısı konulmuş ve posterior enstrümantasyon ile füzyon operasyonu uygulanmış hastaların %78,6'sının kız, %21,4'ünün de erkek olduğu saptandı. Yaş ortalamasının 14,79±1,969 (yıl) ve takip sürelerinin ise 28,79±16,098 (ay) olduğu görüldü. Radyolojik değerlendirmelere göre Lanke sınıflamasına göre %57,1'inin Tip I, %3,6'sının Tip II, %3,6'sının Tip III, %25'inin Tip V, %10,7'sinin ise Tip VI olduğu görüldü. Risser bulgularına göre; %7,1'inin Evre 2, %14,3'ünün Evre 3, %57,1'inin Evre 4, %21,4'ünün de Evre 5 olduğu saptandı. Hastaların Fontal planda Preoperatif Cobb açı ortalaması 52,11°, Postoperatif Cobb ortalama 7,11°, Korreksiyon oranı %87,2, Son Cobb ortalaması 11,07°, Korreksiyon kaybının %7,5 olduğu saptandı. Hastaların operasyon öncesi ve sonrası klinik değerleri incelendiğinde; Preoperatif Cobb açı ortalaması 52,11°, Postoperatif Cobb açı ortalaması 7,11°, Son Cobb açı ortalamasının 11,07° olduğu, Preoperatif Kifoz açı ortalaması 29,21°, Postoperatif Kifoz açı ortalaması 27,25°, Son Kifoz açı ortalamsının 29,71° olduğu, Preoperatif Lomber Lordoz açı ortalaması 41,89°, Postoperatif Lomber Lordoz açı ortalaması 40,07°, Son Lomber Lordoz açı ortalaması 41,68° olduğu görüldü. Çalışmamıza dahil edilen hastalara hem operasyon öncesi hem de operasyondan sonra kontrollerde anket SRS-22 ölçeği uygulandı. Hastaların preoperatif ağrı skoru ortalaması, dış görünüm skor ortalaması, fonksiyon-aktivite skor ortalaması, ruh sağlığı skor ortalaması ve memnuniyet skoru ortalaması sırasıyla; 2.9, 2.5, 3.3, 2.9 ve 3.53 olarak saptandı. Ameliyat sonrası skorlar ise sırasıyla 4.08, 4.27, 4.15, 3.95 ve 4.35 saptandı. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası tüm skor ortalamalarında ve toplam puanları arasında ileri derecede anlamlılık tespit edildi (p<0,001, bağımlı gruplarda T testi). Buna göre en yüksek değişim oranı %66 oranla dış görünüm alt grubu gösteriyordu. Hastalarımızın sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla SRS-22 anketi uygulanmıştır. Buna göre ameliyat öncesi değerlendirmelere kıyasla son takiplerinde alınan sonuçlar başarılı olmuş ve istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Adolesan İdiopatik Skolyoz tedavisinde komplikasyon oranlarının ve sonuçların değerlendirilmesi amacıyla hasta sayısının daha fazla olduğu kontrol grubu içeren çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelime: Adölesan İdiopatik Skolyoz, Klinik, Radyoloji
İdiyopatik adölesan skolyozunda vitamin D reseptör geni Bsm1 polimorfizmi
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Genetik Anabilim Dalı, İzmirOmurgada koronal planda yana doğru oluşan eğrilik nedeniyle direkt grafide ölçülen Cobb açısının on derecenin üzerinde olmasıyla tanımlanan Skolyoz; toplumda %3 gibi yüksek sıklıkta görülen, olguların %85 kadarında altta yatan neden bulunamadığı için idiyopatik olarak değerlendirilen, en sık adölesanlığa karşılık gelen 10 ? 20 yaş aralığında ortaya çıkan, her iki cinsi eşit oranda tutmasına rağmen kızlarda on kat daha fazla ilerleyici bulunan, ikiz kardeşlerdeki konkordans ve olguların aile ağaçlarının incelendiği epidemiyolojik çalışmalar sonucunda birden fazla genin etkileşmesi sonucu poligenik kalıtımla oluştuğu düşünülen, etyolojisinde genetiğin büyük rol aldığı bir hastalıktır. Vitamin D reseptör geninin kemik dokusu üzerinde düzenleyici etkileri vardır ve BsmI polimorfizmi osteopeni ile ilişkilendirilmiştir. Osteopeni skolyozun klasik bir komponentidir. Çalışmamızın amacı İdiyopatik Adölesan Skolyozu ile Vitamin D reseptör geni BsmI polimorfizmi arasında etyolojik olarak ilişki olup olmadığını araştırmaktır.Adölesan İdiyopatik Skolyozu tanısı koyulmuş, birbirleriyle akraba olmayan yedisi erkek 45'i kız toplam 52 hasta ve 20 ? 35 yaş arasındaki, birbirleriyle akraba olmayan, yedisi erkek toplam 53 gönüllü kontrol grubu olarak çalışmaya dahil edilmiştir ve olguların periferik kan örneklerinden DNA izolasyonu yapılarak VDR BsmI genotipi strip test kullanılarak belirlenmiştir.Hasta grubunda genotip dağılımı bb %25, Bb %59,6, BB%15,4 iken kontrol grubundaki dağılımın bb %28,3, Bb %37,3, BB %34 olduğu görülmüş ve iki grubun genotip frekanslarının farkının anlamlılığını gösteren Ki-kare değeri: 6,35 ve p değeri: 0,0417 olarak bulunmuştur.Sonuçlar Vitamin D reseptör geni BsmI polimorfizminde Bb genotipi ile İdiyopatik Adölesan Skolyozu arasında ilişki olabileceğini düşündürmüştür.
Adolesan idiyopatik skolyozun cerrahi tedavisinde monoaksiyel ve poliaksiyel vida kullanımının denge üzerine etkileri
Adolesan idiyopatik skolyozun (AIS) cerrahi tedavisinde geçmişten günümüze kadar çeşitli sistemler kullanılmıştır. Geçmişte çengel sistemleri ve hibrid sistemler kullanılırken günümüzde artık vida sistemleri kullanılmaktadır. Pedikül vidaları iki çeşittir: 1) Monoaksiyel vida; 2) Poliaksiyel vida. Poliaksiyel vidaların avantajı, oynar başlıklı oldukları için operasyon sırasında kolaylık sağlamakta ve ameliyat süresini kısaltmaktadır. Monoaksiyel vidalar ise başları sabit oldukları için operasyon süresi daha uzundur. Buna karşı literatürde yapılan bazı çalışmalarda monoaksiyel vidaların apikal omur rotasyonları ve sagittal dengeyi düzeltme oranları poliaksiyel vidalara göre daha üstündür. Aynı zamanda poliaksiyel vidaların maliyeti monoaksiyel vidalara göre daha fazladır. Lomber ve torakolomber eğriliklerde genellikle enstrumantasyon seviyesi L4 veya L5'e kadar inebilmektedir. Bu durum hareketli segment sayısını azaltmaktadır. Biz de bu çalışmamızda tamamı poliaksiyel vida ile opere edilen hastalar ile sadece distal seviyesi monoaksiyel vida ve diğer seviyeleri poliaksiyel vida ile opere edilen hastaların koronal ve sagittal dengelerini karşılaştırdık. Çalışmamız, kliniğimizde opere edilen AIS olan 56 olgu ile yapılmıştır. Bu olguların 16 tanesinin distal son iki seviyelerine monoaksiyel vida uygulanmış ve diğer seviyelere poliaksiyel vida uygulanmıştır. Diğer 40 olguya ise sadece poliaksiyel vida uygulanmıştır. 5 Her iki gruptaki hastaların preoperatif ve postoperatif ayakta posterior-anterior (PA) ve lateral grafileri retrospektif olarak taranmıştır. Hastaların preoperatif ve postoperatif ayakta posterıor-anterior grafileri üzerinde lomber Cobb açıları, C7-Midsakral dengeleri ölçülmüştür. Preoperatif ve postoperatif lateral grafileri üzerinden torakal kifoz, lomber lordoz, sakral slope, pelvik tilt ve pelvik insidans parametreleri ölçülmüştür. Poliaksiyel vida grubunda lomber Cobb, monoaksiyel vida grubuna göre istatiksel olarak daha anlamlı azalmıştır (p=0,043). Her iki grupta da lomber lordoz ölçümlerinde anlamlı azalma saptanmıştır. Sakral slop değerleri monoaksiyel vida grubunda daha fazla olmak üzere her iki grupta da anlamlı olarak azalmıştır. C7- Midsakral dengede, her iki grupta da anlamlı fark saptanmamıştır. Fakat ortalama değerlerine baktığımız zaman her iki grupta da azalma olduğu görülmektedir. Özellikle monoaksiyel vida grubunda daha belirgin bir azalma mevcuttur. Pelvik tilt ve pelvik insidans değerlerinde, her iki grupta da anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç olarak adolesan idiyopatik skolyozda, monoaksiyel vida, lomber eğrilik hariç olmak üzere, frontal ve sagittal dengeyi poliaksiyel vidaya göre daha iyi düzeltmektedir. Anahtar kelimeler: Adolesan idiyopatik skolyoz, monoaksiyel vida, poliaksiyel vida, frontal denge, sagittal denge
İdiyopatik skolyozun cerrahi tedavisinin geç dönem sonuçları
Omurganın en yaygın deformitelerinden biri olan skolyoz eski çağlardan beri bilinmektedir. Skolyoz ,hastalarda ciddi deformiteler,sosyal ve psikolojik bozukluk oluşturmaktadır.İdiyopatik skolyoz omurganın üç boyutlu bir deformitesidir. Etyolojisi tam olarak bilinmemektedir. İdiyopatik skolyoz tüm skolyozların %80'ini oluşturur. Gövde dengesinin bozulması ve kozmetik bozukluk idiyopatik skolyozda doktora başvuru nedenlerinin başında gelmektedir.Vertebral kolonun hareketliliğini koruyarak eğriliği düzeltmek her zaman mümkün olmamaktadır. Deformiteyi düzeltmek için yapılan cerrahi girişimler hareketli segmentleri ortadan kaldırmakta, hatta bazen denge bozukluklarına neden olabilmektedir.Bu çalışmanın amacı, kliniğimizde üçüncü kuşak posterior enstrümantasyon sistemi ile cerrahi girişim uyguladığımız idiyopatik skolyoz hastalarından, kontrolleri düzenli yapılmış ve ameliyattan sonra en az sekiz ay geçmiş hastalar değerlendirilerek deformitenin her üç düzlemde düzeltilmesinde ki etkinliği, elde edilen düzelmenin takip süresi içindeki seyri ,denge parametrelerine etkinliği ve ortaya çıkmış komplikasyonları araştırmaktır.Bizim çalışmamızda aldığımız sonuçlar; major eğriliklere ortalama %79,8 korreksiyon yapılmış, takiplerde %3,1 korreksiyon kaybı görülmüş olup literatür bilgileri ile uygunluk göstermektedir.Üçüncü kuşak posterior enstrümantasyon ile kronal planda ve denge parametrelerinde tatminkar düzelme sağlanmakta , fizyolojik sagittal eğimler korunmaktadır. Posterior girişim ile tüm eğriliklerin düzeltilebilmesi ve eşlik eden düşük komplikasyon oranları ile etkin ve başarılı bir yöntemdir.Anahtar kelimeler: idiyipatik skolyoz, posterior enstrümantasyon ve füzyon, King sınıflaması, Lenke sınıflaması, korreksiyon kaybı.
Adolesan idiopatik skolyoz tedavisinde uygulayıcıya bağlı sınıflama ve tedavi planındaki uyumun incelenmesi
Skolyoz, omurganın en yaygın deformitesidir. İdiyopatik skolyoz yapısal nedenli skolyozların yaklaşık %80'ini oluşturmakta olup deformitenin nedeni bilinmemektedir ve büyük çoğunluğunu adölesan idiopatik skolyoz oluşturmaktadır. Skolyozda tedavi seçenekleri; izlem, cerrahi olmayan tedavi ve cerrahi tedaviyi içerir. Skolyoz cerrahisinde preoperatif planlama, bir dizi zor karar vermeyi gerektiren, karmaşık bir süreçtir. Her ne kadar idiopatik skolyoz cerrahisinin uygulamaları ile ilgili pek çok yayın bulunsa da bunlardan çok azı spesifik olarak füzyon sahasının seçimi veya bu kararın nasıl verildiği ile ilgilidir. Bu çalışmada, adölesan idiopatik skolyoz nedeniyle Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 1994-2014 yılları arasında ameliyat edilmiş, ameliyat öncesi AP/Lat, sola eğilme, sağa eğilme, traksiyon ve ameliyat sonrası AP/Lat grafileri uygun standartlarda çekilmiş 24'ü kadın 3'ü erkek olmak üzere 27 hasta çalışmaya dahil edildi. Seçilen hastaların ameliyat öncesi/ameliyat sonrası grafileri Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda çalışmakta olan ve omurga cerrahisi ile ilgilenen 2 profesör, 2 yardımcı doçent ve bir uzman tarafından değerlendirildi. Araştırmacılardan veri kayıt formunda istenen olguların preop PA grafilerinden, üst torakal üst end vertebra, alt end vertebra, apex, Cobb açısı, torakal üst end vertebra, alt end vertebra, apex, Cobb açısı, torakolomber/lomber üst end vertebra, alt end vertebra, apex, Cobb açısı, sağa eğilme, sol eğilme, traksiyon ve fulcrum grafilerinden Cobb açıları, lateral grafilerden T2-T5, T5-T12, T11-L1, T12-S1 sagittal Cobb açılarının ölçümleri, King Moe ve Lenke sınıflamaları, cerrahi ameliyat planında implant seçimi, implant düzeyi ve implant uygulama yöntemleri tüm gözlemcilerden istenmiştir. Değerlendiricilerin yapacağı ölçümler, sınıflamalar ve tedavi planlarının kendi aralarında ki uyumlulukları incelenerek sınıflamada ve tedavi planlamada oluşabilecek farklılıklar saptanmaya çalışılacaktır. Yapılan ölçümler, sınıflamalar ve tercih edilen füzyon seviyeleri, gözlemciler arası ve gerçekte hastaya uygulanmış enstrumantasyon ve füzyon ile karşılaştırılarak cerrahi planlama uyum değerlendirilmesi araştırılmıştır. Araştırmacıların torakal Cobb açı ortalamaları 44,62° (±3,1°) olup araştırmacılar arası ölçüm uyumlulukları iyi düzeyde anlamlıdır (ICC=0,764). Araştırmacıların lomber Cobb açıları ortalamaları 41,22° (±3,35°) olup araştırmacılar arası ölçüm uyumlulukları iyi düzeyde anlamlıdır (ICC=0,775). Hastaların füzyon seviyesi belirlenmesinde üst enstrumante vertebra seçimleri araştırmacılar arasında ortalama seçilen vertebra T4-T5 olup uyumluluk anlamlı olarak iyi düzeyde çıkmaktadır (ICC=0.714). Hastaların alt enstrumante vertebra füzyon seviyesi belirlenmesinde araştırmacılar arasında ortalama seçilen vertebra L2-L3 olup uyumluluk anlamlı olarak iyi düzeyde çıkmaktadır (ICC=0.717). Araştırmacıların üst ve alt enstrumante vertebra seçimleri olguların ameliyat sonrası grafileri ile karşılaştırıldığında üst ve alt vertebra seçimlerinde daha yukarı seviyeler tercih edilmektedir. Araştırmacıların KingMoe sınıflaması kendi aralarında yapılan istatiksel çalışmada mükemmel düzeyde uyumlu gözükmektedir (ICC=0.806). Lenke sınıflamasında araştırmacılar arasında ki tam uyum %18.5, %50 üzerinde uyum %66.6, %50 altında uyumluluk %11 ve tam olarak uyumsuz 1 olgu (%3.7) olduğu görüldü. Tüm olgular göz önüne alınınca araştırmacılar arasında uyumluluk iyi olarak görüldü (ICC=0,754). Araştırmacılardan istenen implant uygulama seviyesi ve uygulama şekli açısından uyumlulukları değerlendirildiğinde uyumlulukları orta düzeyde çıkmaktadır (ICC=0,533). Araştırmacıların ortalama hastalarda planladıkları füzyon seviyesi 10.58 (±2.8) olup, teorik implant kullanma sayısı 21.16 (±5,7) dır ve araştırmacılar arası uyumluluk orta derecedir (ICC=0,533). Cerrahlar arasında implant tercihi ve füzyon seviyesindeki uyumun çok farklı olduğu ve hastalarda bunun sonucunun nasıl yansıdığının görülmesi için hasta memnuniyetini dikkate almak gerekmektedir.
Scheuermann kifozu olan hastalarda sagittal profil ve bunun yaşam kalitesine etkisi
Çalışmamız 2015 senesinde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakultesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde yapılmış retrospektif bir çalışmadır. Çalışmamızda 2004-2011 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakultesi Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde ameliyat olmuş Scheuermann Kifozu (SK) ve Adölesan İdiopatik Skolyoz ( AİS) hastaları incelendi. Çalışmamıza ameliyat öncesi ve sonrasına ait Skolyoz AP/Lat grafileri olan ve en azı 2 yıl takibi olan hastalar alındı. Çalışma üç grup şeklinde yapıldı. Her grupta 20 kişi belirlendi. 1.Grubumuz Scheuermann Kifozu hastaları 2.Grubumuz AİS Hastaları 3.Grubumuz polikliniğimize başka rahatsızlıktan başvuran ve herhangi omurga şikayeti olmayan kişiler dahil edildi. Radyolojik ölçümler aynı cerrah tarafından Surgimap Spine programı kullanarak yapıldı ve kaydedildi. 1.grupta olan 20 Scheuermann hastasının pre op ve post op Cobb açıları ölçüldü 2.grupta olan 20 AIS hastasının pre op ve post op Cobb açıları ve T1 tilt açıları ölçüldü ve kaydedildi. Daha sonra her 3 gruba SF-36, SRS 22, COMI bel sağlık yaşam skorları uygulandı ve kaydedildi. Scheuermann kifozu olan hastalarda pre op Cobb açısı 73,9 (± 7,13) post op Cobb açısı 50,9 (± 2,29) saptandı. Skolyoz hastalarında ise pre op Cobb açısı 46,5 (±9,3) post op Cobb açısı 3,4( 3,47) saptandı. Skolyoz grubu hastalarında pre op T1 tilt açısı 2,0(±4,6) post op T1 tilt açısı -2,30(±2,76) olarak ölçüldü. Literatüre baktığımızda yapılan çalışmalarda tek yaşam sağlık skoru kullanıldığını gördük. Biz üç yaşam sağlık skoru kullandık ve sonuç olarak bu sağlık skorlarının birbiri ile uyumlu alt boyutlarını birbiri ile karşılaştırdık. SF-36, SRS-22r ve COMİ skorlarının aynı alanlarının birbiri ile uyumlu ve tutarlı sonuçlar verdiğini gördük. Sonuç olarak Sheuermann kifozu hastalarımız bazı alt boyutlarda diğer gruplardan düşük puan almasına rağmen aldıkları puanların yüksek olduğu görüldü. Bu verilen sonucunda omurgadaki deformitelerin hastaları kötü etkilediği ama yapılan ameliyatın hastaların yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin iyi olduğu sonucuna varıldı.
Skolyoz cerrahisinde kan ve kan ürünleri kullanımının etkinlik ve güvenilirliği
Skolyoz cerrahisinde intraoperatif kan kaybı çoğunlukla kan transfüzyonu yapılmasını gerektirir. Skolyoz cerrahisinde intraoperatif kan kaybının ve transfüzyon riskinin önceden tahmin edilmesine katkı sağlayan faktörler ve kan transfüzyonunun postoperatif etkileri araştırılmakta olan konulardır. Biz de çalışmamızda kliniğimizde esas olarak skolyoz cerrahisinde allojenik kan ürünleri kullanım alışkanlığımız ve uygulamalarımızın değerlendirilmesini ve allojenik kan ürünleri kullanım potansiyelinin belirlenmesini ve ikincil olarak da intraoperatif kan transfüzyonlarının postoperatif dönemdeki kan transfüzyonlarına ve postoperatif sonuçlara etkilerinin değerlendirilmesini amaçladık. 01 Ocak 2009 – 31 Aralık 2014 tarihleri arasında yaptığımız bu retrospektif çalışmada skolyoz cerrahisi geçiren 207 hasta değerlendirilmiş olup kayıtlarına ulaşılamayan 5 hasta çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışmamızda kliniğimizde skolyoz cerrahisi yapılan hastaların perioperatif kan transfüzyonu ve transfüzyonun postoperatif süreçte hastaya etkileri incelenmiş olup anestezi kayıtlarından yaş, cinsiyet, kilo, ASA skoru, komorbid hastalıkları gibi demografik özellikleri, füzyon seviyesi, anestezi ve operasyon süresi, preoperatif hemoglobin değeri, eritrosit süspansiyonu transfüzyonu öncesi hemoglobin değeri, eritrosit süspansiyonu transfüzyonu endikasyonu, intraoperatif kan ve kan ürünleri transfüzyonu, intraoperatif inotrop/vazopressör ihtiyacı, YBÜ/ASBÜ kalış süresi, mekanik ventilasyon süresi, postoperatif ilk hemoglobin değeri, postoperatif kan ve kan ürünleri transfüzyonu ve postoperatif taburculuk süresi gibi parametreleri incelenmiştir. Çalışma 138 kadın ve 64 erkek hastadan oluşmaktaydı. Hastalar başlıca intraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılan ve intraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılmayan olarak 2 gruba ayrılmıştır. Çalışmamızda operasyon süresi ile intraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. İntraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılan 116 hastanın ortalama operasyon süresi 339 (SD±98) dakika; intraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılmayan 86 hastanın ortalama operasyon süresi 193 (SD±106) dakika olup bu iki grup arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p ˂ 0,001). Hastalar füzyon yapılan vertebra seviyelerine göre ≤3, 4-8 arası ve ≥ 9 olarak 3 kategoriye ayrılmıştır. Bu üç grupta füzyon seviyesi ve yatış boyunca eritrosit süspansiyonu transfüzyonu uygulaması arasında ilişki değerlendirilmiş olup anlamlı farklılık saptanmamıştır (p=0,104). İntraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılan ve yapılmayan hastaların postoperatif taburculuk süresi boyunca eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılma oranlarına bakılmış olup intraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılan hastaların postoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyon ihtiyacı artmış olarak saptanmıştır (p<0,001). Hiç eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılmamış hastaların gerek postoperatif dönemdeki mekanik ventilatör süreleri gerekse taburculuk süreleri eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılan hastalara göre daha kısa bulunmuştur. Sonuç olarak çalışmamızda intraoperatif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu yapılmasının skolyoz cerrahisinde erken dönem postoperatif sonuçları olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Bizim çalışmamızın sonuçlarına göre skolyoz cerrahisinde, intraoperatif kan kaybı ve allojenik kan transfüzyon miktarını azaltmak için yöntemler geliştirilmesinin hastaların postoperatif sürecine olumlu katkılar sağlayacağı söylenebilir. Anahtar sözcükler: Skolyoz cerrahisi, allojenik kan transfüzyonu.
Torakolomber / lomber adölesan idiyopatik skolyozun posteriordan pedikül vidaları ile tedavisinin fonksiyonel ve radyolojik sonuçları
Torakolomber/lomber AİS cerrahisinde hedef; mümkün olduğunca fazla hareketli omurga segmentini korurken, aynı zamanda iyi bir koronal ve sagittal denge elde etmek olmalıdır. Bu amaçla özelikle pedikül vidalarının kullanılmaya başlamasıyla birlikte deformitenin 3 boyutlu düzeltilme prensipleri geliştirilmeye ve bu amaçla selektif füzyona olanak veren yeni sınıflama sistemleri tanımlanmaya başlamıştır. Lenke tip 5C eğrilikler anterior ve posteriordan selektif olarak füzyon uygulanıp düzeltme yapılabilecek eğrilikler olarak tanımlanmakla birlikte, zamanla ortaya çıkan dekompansasyon ve sagittal denge sorunları son dönemde bu problemlere yol açan nedenleri ortaya koymaya yönelik çalışmalara hız vermiştir. Çalışmamızda posteriordan pedikül vidaları ile düzeltme ve füzyon uyguladığımız Lenke tip 5 C eğriliklerde koronal denge bozukluğu gelişmesine yol açan radyolojik parametrelerin neler olduğu ve bunların klinik ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmaya 2008 ve 2015 yılları arasında ameliyat edilen ve 10'u (%62,5) kız ve 6'sı (%37,5) erkek olan Lenke tip 5C AİS'li 16 hasta dahil edildi. Ortalama ameliyat edilme yaşı 15,5 yıl olan hastalar, ortalama 37 ay takip edildi. Hastaların preoperatif, erken postoperatif ve son kontrol grafileri üzerinden koronal ve sagittal denge üzerine etki eden parametreler ölçüldü. Türkçeleştirilmiş SRS-22 formu ile klinik memnuniyeti erken postoperatif ve son kontrol dönemlerinde değerlendirildi. Erken ameliyat sonrası dönemde global koronal dengenin 15 milimetrenin üzerinde olması koronal denge bozukluğu olarak kabul edildi ve hastalar 2 gruba ayrıldı. Grup 1, koronal dengenin korunduğu 8 hasta ile grup 2 koronal dengenin bozuk olduğu 8 hastadan oluşuyordu. Bu 2 gruba ait radyolojik ve klinik parametreler erken ve geç dönemde istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Grup 1 ve grup 2 hastaların demografik verileri ile radyolojik parametreleri ameliyat öncesi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak her iki grup arasında farklılık olmadığı gözlendi. Son kontrol değerlendirmesinde ise grup 2'de, major TL/L eğrilik, minör torakal eğrilik, SVL, TAV translasyon miktarı ile L4/5 disk açısının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğu tespit edildi (p<0,05). Klinik sonuçlar açısından 2 grup arasında istatistiksel fark izlenmedi. Sonuç olarak, koronal denge üzerine uzun dönemde minör torakal eğrilik, TAV translasyon ve L4/5 diskindeki bozulmanın etkili olduğunu ancak radyolojik olarak ortaya çıkan koronal imbalansın klinik sonuçlar ile bir korelasyon göstermediğini tespit ettik.
12 haftalık yüzme egzersizinin skolyozlu çocuklarda cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluşa etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin 8–14 yaş aralığındaki skolyozlu çocukların Cobb açısı, beden imajı algısı ve psikolojik iyi oluş düzeyleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Araştırmaya Gümüşhane ilinde yaşayan ve uzman hekim tarafından skolyoz tanısı konulmuş 24 çocuk gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma tek gruplu ön test-son test yarı deneysel desen ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak katılımcıların Cobb açı değerleri, Stirling Çocuklar İçin Duygusal ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Çocuk Beden İmajı Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılara 12 hafta boyunca düzenli temel yüzme eğitimi uygulanmıştır. Elde edilen veriler Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann–Whitney U Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, 12 haftalık yüzme eğitimi sonrasında katılımcıların Cobb açılarında anlamlı düzeyde azalma olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca psikolojik iyi oluş puanlarının ön test değerlerine göre anlamlı düzeyde arttığı tespit edilmiştir (p<0,05). Buna karşın beden imajı algısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyet değişkenine göre yapılan analizlerde Cobb açısı ve psikolojik iyi oluş değişimlerinin kadın ve erkek katılımcılar arasında anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir (p>0,05). Korelasyon analizi sonuçları, psikolojik iyi oluş düzeyi ile bazı araştırma değişkenleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, 12 haftalık temel yüzme eğitiminin skolyozlu çocuklarda fiziksel ve psikolojik açıdan olumlu etkiler oluşturduğu söylenebilir. Bulgular, yüzme egzersizlerinin skolyozlu çocukların destekleyici tedavi ve rehabilitasyon programlarında kullanılabileceğini göstermektedir.