Urinary incontinence

74 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ürogenital prolapsus tanısı almış kadınlarda yaşam kalitesinin belirlenmesi

Özdemir, E, Ürogenital Prolapsus Tanısı Almış Kadınlarda Yaşam Kalitesinin Belirlenmesi, SANKO Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı (Doğum ve Kadın Hastalıkları Hemşireliği), Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2018 Pelvik organ prolapsusları (POP) ileri yaş kadınlarda sık görülen önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma; ürogenital prolapsus tanısı almış kadınlarda, ürogenital prolapsusun yaşam kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini 2016 yılı içinde Gaziantep Özel SEV (Sağlık Eğitim Vakfı) Amerikan Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran tüm ürogenital prolapsus tanısı almış kadınlar oluştururken örneklem olarak kliniğe 1 Ocak-30 Haziran 2017 tarihleri arasında başvurmuş olan kadınlar alınmıştır. Verilerin toplanmasında, anket formu ve prolapsus yaşam kalitesi (P-YK) ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPPS 24.0 programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların %62,5'ı 49 yaş ve altında, % 48,6'sı orta öğrenim mezunu ve %73,6'sı çalışmamaktadır. Kadınların % 30,5'i 3 kez gebe kalmış, %30,5'i iki doğum yapmıştır. Kadınların %62,5'ı menopoza girmemiş ve %51,4'ünün ailesinde POP öyküsü bulunmamaktadır. Kadınların %81,9'u ürogenital prolapsus semptomları sebebiyle daha önce hastaneye başvurmamış, %87,5'i ise daha önce ürogenital prolapsusla ilgili tedavi almamıştır. Araştırmaya katılan kadınlar, sağlık kuruluşlarına en sık; idrar kaçırma (%93,1), kasık ağrısı (%73,6) ve vajenden ele gelen kitle (%58,3) şikayetleri ile başvurmuştur. Kadınlar bu şikayetleri %63,8 oranı ile 6 ay ve 5 yılarasında yaşamaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre P-YK'nın en çok etkilenen alt alanları; fiziksel sınırlılıklar, ürogenital prolapsusun yaşam kalitesine etkisi ve genel sağlık algısı alanları olmuştur. Genel olarak ürogenital prolapsus; kadınların günlük aktivitelerini, sosyal hayatını, kişisel ilişkilerini ve uyku kalitelerini etkilemekte olup, kadının yaş, eğitim, beden kütle indeksi (BKİ) gibi demografik özelliklerinden ve POP semptomlarının görülme şiddetinden etkilenmektedir. Bu çalışma ürogenital prolapsusun sık yaşanan ve kadınların yaşam kalitesini etkileyen önemli bir sorunu olduğunu göstermektedir. Bu nedenle hemşirelerin POP'un gelişmesini engelleme, erken tanı ve tedavi için gerekli eğitim ve danışmanlığı sağlaması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Pelvik organ prolapsusu; kadın; yaşam kalitesi; inkontinans; pelvik taban bozuklukları.

KadınlarPelvik organ prolapsusuPelvik organ prolapsusu+4
Elif Özdemir
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinans şikayeti olan aşırı kilolu veya obez kadınlarda üriner inkontinans ile yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, üriner inkontinans şikayeti olan aşırı kilolu veya obez kadınlarda üriner inkontinans ile yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışmaya Nisan 2021- Şubat 2022 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Obezite Polikliniği'nde obezite tanısı ile izlenen ve üriner inkontinans şikayeti olan, dahil edilme kriterlerine uyan ve gönüllülük esası ile çalışmaya katılmayı kabul eden yaş ortalamaları 52 yıl olan, 44 hasta dahil edildi. Tüm hastalara Incontinence Quality of Life Questionnaire (I-QOL), Ürogenital Distress Inventory (UDI-6), Incontinence Impact Questionnaire (IIQ-7), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) değerlendirme ölçekleri uygulandı. Verilerin istatiksel analizinde IBM SPSS Statistics 22 programı kullanıldı. İstatiksel analizler sonucunda hastaların %77,3'ü kötü uyku kalitesine sahipti. Katılımcılarımızın %68,2'si inaktif gruptaydı. BKİ ile IPAQ toplam MET değerleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p=0,001). Menopozal durum varlığı ile IIQ-7 toplam skor değeri arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0,014). Menopoz sonrası ağırlık değişimi ile UDİ-6 toplam skoru arasında ilişki bulunamadı (p>0,05).I-QOL toplam skoru ile PUKİ uyku kalitesi grupları arasında anlamlı fark bulundu (p=0,003). Sonuç olarak üriner inkontinans şikayeti olan aşırı kilolu veya obez kadınlarda üriner inkontinans ile yaşam kalitesi, uyku kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı ilişkiler bulundu.

Fiziksel aktiviteKadınlarObezite+3
Ceyda Çiçek
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbal disk hernisi olan kadınlarda bel ağrısının pelvik taban kas kuvveti,üriner inkontinas, konstipasyon ve cinsel disfonksiyon ile ilişkisi

Bu çalışmanın amacı, bel ağrısının lumbal disk hernisi olan kadınlarda pelvik taban kas kuvveti, üriner inkontinas, konstipasyon ve cinsel disfonksiyon ile ilişkisinin incelenmesidir. 18-55 yaş arası lumbal disk hernisi olan 60 kadın katılımcının bel ağrısı Oswestry Bel Ağrı Engellilik Anketi, pelvik taban kas kuvveti, Yüzeyel EMG-Biofeedback cihazı(Aymed LOCUM Wireless Urodynamic System v.0.2.65, Türkiye) üriner inkontinas durumu, King Sağlık Anketi (KSA) , konstipasyon durumu Konstipasyon Ciddiyet Ölçeği (KCÖ) , cinsel disfonksiyon durumu Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği- Kadın kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizi için IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre bel ağrısı olan kadınlarda bel ağrısının pelvik taban tonik aktivite değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,365) derecede, bel ağrısının pelvik taban fazik aktivite değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,371) derecede, bel ağrısının pelvik taban endurans değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,42) derecede, bel ağrısının pelvik taban '' work average'' değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,364) derecede, bel ağrısının pelvik taban ''peak'' değeri ile negatif yönde ve orta (r=-0,35) derecede ilişkili olduğu tespit edilmiştir . Bel ağrısı ile üriner inkontinas arasında pozitif yönde ve orta (r=0,512) derecede ilişki, bel ağrısı ile konstipasyon arasında pozitif yönde ve zayıf (r=0,278) derecede ilişki, bel ağrısı ile cinsel disfonksiyon arasında ise negatif yönde ve orta (r=-0,326) derecede ilişki tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda bel ağrısı ile pelvik taban kas kuvveti, üriner inkontinas, konstipasyon ve cinsel disfonksiyon arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Sonuç; bel ağrısı ve kadın sağlığı alanında çalışan fizyoterapistlerin bel ağrılı kadınlarda etkili bir tedavi programı belirlemeden önce konstipasyon, üriner inkontinas, pelvik taban kas kuvveti ve cinsel disfonksiyonu değerlendirmeleri önerilmektedir.

Cinsel işlev bozukluğu-fizyolojikKabızlıkPelvik taban+1
Selver Seval Ergücen
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Üriner inkontinansı olan kadınlarda sağlığı geliştirme modeline dayalı eğitim ve danışmanlık programının benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisi

Araştırma bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında ve üriner inkontinansı olan kadınlarda 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test-son test paralel desende randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması bir Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan, menopoza girmemiş kadınlarda üriner inkontinans prevelansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla kesitsel araştırma tasarımında; ikinci aşaması üriner inkontinansı olan kadınlarda Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı eğitim ve danışmanlık programının kadınların benlik saygısı, cinsel doyum ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü deneysel araştırma tasarımında yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşamasına Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 18 yaş üzerinde olan menopoza girmemiş 1042 kadın dahil edilmiştir. Birinci aşamada veriler; 18 Ocak 2021-31 Mayıs 2021 tarihleri arasında, 'Tanımlayıcı Özelliklere İlişkin Soru Formu', 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu' ve 'İnkontinans Şiddet İndeksi' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasına birinci aşamada örneklem seçim kriterlerini sağladığı belirlenen 46 kadın ile devam edilmiştir. Ön-test tamamlandıktan sonra 46 kadın tabakalı blok randomizasyon ile üriner inkontinans şiddetine (hafif, orta) göre tabakalanarak müdahale ve kontrol gruplarına (M:23, K:23) atanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında veriler; 24 Eylül 2021-13 Ocak 2022 tarihleri arasında, 'Uluslararası İnkontinans Sorgulama Formu', 'İnkontinans Şiddet İndeksi', 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Bilgi Formu', 'Benlik Saygısı Alt Ölçeği', 'Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği-Kadın Formu', 'İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'Öz-Etkililik/Yeterlik Ölçeği' kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında müdahale grubuna Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre hazırlanan 'Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeline Dayalı Eğitim ve Danışmanlık Programı' uygulanmıştır. Müdahale grubuna üç aylık süreç boyunca eğitim programından bir, iki ve üç ay sonra 3 ev ziyareti ve eğitim programından, birinci ve ikinci ev ziyaretinden 15 gün sonra olmak üzere 3 kez telefon görüşmesi yapılmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamış; müdahale grubu ile eş zamanlı olarak veri toplama formları uygulanmıştır. Araştırmanın her iki aşamasında da formlar ve ölçekleri kadınlar kendileri doldurmuş ve bu sürede kadınlara rehberlik edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzde ve tanımlayıcı istatistikler, Shapiro-Wilk Testi, Bağımsız Örneklemler T-Testi, Tekrarlı Ölçümler Anova Testi, Ki-kare Bağımsızlık Testi, Fisher'in Kesin Testi, Cochran-Q Testi, Mann-Whitney U Testi, McNemar Testi, Friedman Testi ve Marjinal Homojenlik Testi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında kadınların %32,9'unda üriner inkontinans belirlenmiş ve yaşın, üriner sistem enfeksiyonunun tekrarlaması üriner inkontinans riskini artırırken; eğitim düzeyinin artmasının inkontinans riskini azalttığı bulunmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında; müdahale grubundaki kadınların eğitimden bir ay ve üç ay sonra üriner inkontinans sıklık, miktar ve şiddetinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu; eğitimden bir ay ve üç ay sonra müdahale grubundaki kadınların cinsel doyumu ve yaşam kalitesinin kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Pender'in Sağlığı Geliştirme Modeli'ne göre verilen eğitim ve danışmanlık programı kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, miktarı, şiddeti, cinsel doyum ve yaşam kalitesini iyileştirmektedir. Bu doğrultuda, üriner inkontinans açısından riskli kadınlarda sorun ortaya çıkmadan risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, sorun yaşayan kadınlarda ise sorunun erken dönemde belirlenerek davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanması, davranış ve yaşam tarzı değişikliklerinin birinci basamak sağlık hizmetlerine entegre edilmesi, önlenme ve risklerin azaltılmasına yönelik eğitim programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir.

Benlik saygısıCinsel doyumHasta eğitimi+4
Esra Bükecik
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi

Bu çalışma, stres üriner inkontinansı olan ve olmayan kadınların yaşam biçimi davranışlarının incelenmesi, karşılaştırılması ve yaşam biçimi davranışlarının stres üriner inkontinans üzerine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mart-Nisan 2019 tarihleri arasında, çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul etmiş 25-50 yaş arası Memorial Şişli Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü tarafından stres üriner inkontinans tanısı konmuş 30 kadın (Çalışma grubu) ve çalışmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan 30 sağlıklı kadın (Kontrol grubu) olmak üzere toplam 60 kadın ile yapıldı. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan kadınların demografik bilgileri ve üriner inkontinans risk faktörlerini içeren araştırmacı anket formu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ-II), stres üriner inkontinans ICIQ-SF (Türkçe versiyonu) anketleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Gruplar arasında eğitim düzeyi, medeni durum, menopoz, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı, çay ve kahve tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi (p>0,005). Gruplar arasında yaş, kilo, VKİ, meslek, gelir durumu, evlilik süresi, doğum sayısı, doğum şekli, konstipasyon varlığı, idrar yolu enfeksiyonu geçirme sıklığı, düzenli spor yapma durumu, spor süresi, su ve asitli/gazlı içecek tüketimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,005). Grupların SYBDÖ-II puanlarına bakıldığında stres üriner inkontinansı olan grubun puanlarının daha düşük olduğu gözlendi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0,005). Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan beslenme ile ICIQ-SF4 idrar kaçırma miktarı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p=0,041). Sağlık sorumluluk düzeyi gelişmiş stres üriner inkontinanslı kadınların günlük yaşam kalitesi daha az etkilenmiştir. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları alt ölçeklerinden olan sağlık sorumluluğu ile ICIQ-SF5 idrar kaçırmanın günlük yaşama etkisi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlendi (p=0,029). Grupların SYBDÖ-II toplam puanı ile ICIQ-SF toplam puanı arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p=0,026). Sonuç olarak; sağlıklı yaşam biçimi davranışları, stres üriner inkontinans ile ilişkilidir ve uygun yaşam biçimi ile stres inkontinans olumlu yönde etkilenebilir. Anahtar Kelimeler: Stres üriner inkontinans, Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, ICIQ-SF Ölçeği, Kadın

KadınlarSağlıklı yaşamYaşam tarzı+4
Gizem Çiftcioğlu
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Stres inkontinans cerrahisi uygulanan hastalarda ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası anksiyete ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Stres tipi inkontinans, en yaygın görülen üriner inkontinans türüdür. Stres inkontinans günümüzde istem dışı az ya da çok fark etmeksizin idrar kaçırma olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı stres inkontinans cerrahisi uygulanan hastalarda ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası anksiyete ve yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmektir. Karşılaştırmalı ve tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde Sağlık Bakanlığı Hastanesinde üroloji ve kadın doğum servislerine stres inkontinans cerrahisi için yatan kadın hastalar oluşturmuş ve 65 kadın hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçekler SEAPI-QMM İnkontinans Yaşam Kalitesi Skorlaması, Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeğidir. Katılımcılara ameliyat öncesi serviste, ameliyat sonrası süreçten bir ay sonra poliklinikte olmak üzere ölçekler doldurtulmuştur. Çalışmaya katılanların %76,9'unun evli olduğu, %63'ünün 45-59 yaş aralığında olduğu, %43,1'inin ilköğretim mezunu olduğu, ekonomik durumları incelendiğinde %70,8'inin geliri giderini karşıladığını, %38,5'inin ev hanımı olduğu, %61,5'inin kilolu olduğu, %55,4'ünün komorbid hastalığı olduğu, %50,8'inin sigara kullandığı, %75,4'ünün normal doğum yaptığı, %52,3'ünün üç ve üzeri doğum yaptığı, %52,3'ünün iri bebek doğurduğu, %60'ının kürtaj olduğu, %52,3'ünün menopoza girmediği bulgularda gösterilmiştir. Durumluk Kaygı Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği ortalama puanlarının ameliyat sonrasında, ameliyat öncesine göre daha düşük olduğu, ameliyat öncesi İnkontinans Yaşam Kalitesi Skoru ile Durumluk Kaygı ve Sürekli Kaygı arasında anlamlı bir ilişki olmadığı, ameliyat sonrası İnkontinans Yaşam Kalitesi Skoru ile Durumluk Kaygı arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı orta dereceli ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışmadaki sonuçlara göre stres inkontinans tanılarında anksiyete ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların bir arada değerlendirilmesinin önemli olduğu, stres inkontinansı yaşam kalitesi göstergelerine ilişkin iyileştirici çalışmalar yürütülmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Stres İnkontinansı, Yaşam Kalitesi

Sağlık anksiyetesiÜriner inkontinansÜriner inkontinans-stres
Gamze Altıner
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Antikolinerjik ilaç tedavisi alan üriner inkontinans tanılı hastalarda kullanılan ilaçların cinsel işleve etkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, antikolinerjik ilaç tedavisi alan üriner inkontinans tanılı kadınlarda kullanılan ilaçların cinsel işlev üzerindeki etkilerini ve bu etkinin menopoz durumuna göre farklılık gösterip göstermediğini incelemektir. Çalışmada mirabegron, tolterodin, duloksetin ve propiverin hidroklorür kullanan toplam dört ilaç grubu ile herhangi bir farmakolojik tedavi almayan kontrol grubu değerlendirilmiştir. Her grupta en fazla 25 hasta olmak üzere veri toplanmış, dahil edilme ve dışlanma kriterlerine göre örneklem oluşturulmuştur. Cinsel işlev düzeyi, sıklık, iletişim, doyum, kaçınma, dokunma, vajinismus ve orgazm bozukluğu gibi alt boyutlar üzerinden analiz edilmiştir. Bulgular, menopoz durumunun ilaçların cinsel işlev üzerindeki etkisini belirgin biçimde değiştirebildiğini göstermiştir. Mirabegron kullanan hastalarda postmenopozal grubunun toplam cinsel işlev puanının daha yüksek olması ve bu dönemde özellikle hormon düzeylerinin gerilemesiylede partnerler arası cinsel işlevin olumsuz etkileyebileceğine işaret etmektedir. Tolterodin ve propiverin hidroklorür kullanılan gruplarda menopoz durumuna göre anlamlı bir fark saptanmamış; duloksetin grubunda ise post-menopozal kadınlarda cinsel işlev bozukluklarının daha belirgin hale gelmesine katkıda bulunmuş olabiliceği Kontrol grubunda premenopoz kadınların cinsel işlev düzeyleri postmenopoz gruba göre daha yüksek bulunmuştur. Genel olarak çalışma, antikolinerjik ilaçların cinsel işlev üzerindeki etkilerinin menopozdan bağımsız değerlendirilemeyeceğini ve farmakolojik tedavi planlamasında menopoz durumunun dikkate alınmasının klinik açıdan önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

Antikolesteremik ajanlarCinsel işlev bozukluğu-fizyolojikÜriner inkontinans
Özgül Yiğit
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Prostatektomi sonrası üriner inkontinans semptomu olan bireylerde farklı konservatif tedavi protokollerinin etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, radikal prostatektomi sonrası üriner inkontinans (Üİ) şikâyeti olan bireylerde Knack manevrası ve yaşam tarzı önerileri (YTÖ) eğitimlerinin pelvik taban kas eğitimi (PTKE)'ne ilave etkilerini randomize kontollü dizaynda ortaya koymaktı. Çalışmaya prostatektomi sonrası Üİ şikâyeti olan 66 birey dahil edildi. Bireyler randomize olarak Grup 1 (Knack manevrası ve YTÖ ile birlikte PTKE), Grup 2 (Knack manevrası ile birlikte PTKE) veya Grup 3 (tek başına PTKE)'e atandı. 8 haftalık çalışma sürecinde bireyler başlangıçta, 4. hafta sonunda ve 8. hafta sonunda değerlendirildi. Primer sonuç ölçümü olan subjektif inkontinans ciddiyeti ve inkontinansın genel yaşam kalitesi üzerine etkisi Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Anketi-Kısa Form ile değerlendirildi. Sekonder sonuç ölçümleri olarak objektif inkontinans şiddeti 1 saatlik ped testi ile, inkontinansın yaşam kalitesinin alt boyutları üzerine etkisi King Sağlık Anketi ile, bireylerin semptom ciddiyeti algısı "Hasta Global Ciddiyet Algısı Skalası" ile ve iyileşme algısı "Hasta Global İyileşme Algısı Skalası" ile değerlendirildi. Çalışma sonunda, yaşam kalitesinin "genel sağlık algısı", "kişisel ilişkiler" ve "ciddiyet ölçümleri" alt boyutları dışındaki tüm sonuç ölçümlerinin tüm gruplarda zaman içerisinde istatistiksel açıdan anlamlı değişim gösterdiği tespit edildi (p0,001). Grup içi değişimler gruplar arası karşılaştırıldığında, PTKE'ye Knack manevrası ve yaşam tarzı önerileri eklenmesi tüm sonuç ölçümleri açısından daha yüksek iyileşmeler açığa çıkardı (p0,001). Bunun yanı sıra YTÖ olmaksızın PTKE'ye sadece Knack manevrası eğitiminin eklenmesi de tek başına PTKE'ye kıyasla çeşitli sonuç ölçümü parametreleri (subjektif inkontinans şiddeti ve genel yaşam kalitesi düzeyi, inkontinans etkisi, Üİ ciddiyet algısı) açısından üstünlük gösterdi. Bu çalışmanın sonucunda, prostatektomi sonrası Üİ tedavisinde PTKE'ye Knack manevrası ve YTÖ eklenmesi ile kısa dönemde daha iyi sonuçlar elde edildiği tespit edildi. Prostatektomi sonrası Üİ yönetiminde konservatif yaklaşımlara uyumu uzun dönemde devam ettirerek etkileri ortaya koyan takipli ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Belirti ve semptomlarKas aktivasyonuKegel egzersizi+7
Ege Nur Atabey Gerlegiz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve stres ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı çalışmanın örneklemine Türkiye'nin kuzeyinde bir eğitim araştırma hastanesinin polikliniklerine başvuran, araştırmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerine uyan 383 kadın alınmıştır. Araştırma verileri kişisel bilgi formu, Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ), Uluslararası İnkontinans Konsültasyon Anketi-Kısa Formu (ICIQ-SF), Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASÖ-21) ile 20 Şubat 2023 – 1 Eylül 2023 tarihleri arasında yüz yüze yöntemle toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, normal dağılıma uygunluğu için Skewness ve Kurtosis katsayıları, t testi, One Way ANOVA testi, Pearson korelasyon ve multiple regresyon analizi testi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 35.13±6.84 saptanmıştır. Kadınların KCİÖ puan ortalaması 25.29±6.47 olduğu, %48.8'inde cinsel işlev sorunu (KCİÖ 26.55≥) olduğu bulunmuştur. KCİÖ alt boyut puan ortalamaları; istek 3.55±0.99, uyarılma 4.07±1.22, kayganlaşma 4.27±1.32, orgazm 4.02±1.28, doyum 4.38±1.23, ağrı 4.97±1.38 saptanmıştır. ICIQ-SF ölçek puan ortalamasının 2.66±3.74 olduğu belirlenmiştir. Kadınların %38.6'sında idrar kaçırma sorunu olduğu bulunmuştur. Kadınların DASÖ puan ortalamaları; depresyon alt boyutu için 3.96±3.04, anksiyete alt boyutu için 2.85±2.66, stres alt boyutu için 5.82±2.93 bulunmuştur. DASÖ kesme noktalarına göre; kadınların %38.6'sının depresyon, %35'inin anksiyete, %22.2'sinin stres yaşadığı bulunmuştur. Kadınların KCİÖ ile ICIQ-SF(r=-.559), DASÖ Depresyon (r=-.428), DASÖ Anksiyete (r=-.317), DASÖ Stres arasında negatif yönde "orta" düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler olduğu (r=-.370) belirlenmiştir. Çoklu regresyon analizine göre, üriner inkontinans ve depresyonun cinsel işlevin önemli yordayıcıları olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Her iki kadından yaklaşık biri cinsel işlev sorunu, her on kadından yaklaşık dördü üriner inkontinansa sahipti. Kadınlarda depresyon, anksiyete ve stres orta düzeydeydi. Kadınlarda üriner inkontinans ve depresyonun cinsel işlevin önemli yordayıcıları olduğu saptandı. Sağlık profesyonellerinin kadınlarda cinsel işlev, üriner inkontinans, depresyon, anksiyete ve strese yönelik farkındalıklarının artırılması ve ileri araştırmalar önerilir.

AnksiyeteCinsel işlevlerDepresyon+4
Gamze Baltürk
Ordu University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı kadınlarda dinamik nöromüsküler stabilizasyon'un inkontinans şiddeti, pelvik taban kuvveti ve yaşam kalitesine etkisi

Giriş: Üriner inkontinans yönetiminde pelvik taban kas eğitimi (PTKE), birinci basamak tedavi yaklaşımlarından biridir. Son yıllarda, intraabdominal basınç regülasyonu ve postüral stabiliteyi hedefleyen Dinamik Nöromüsküler Stabilizasyon (DNS) yöntemi de bütüncül bir egzersiz yaklaşımı olarak dikkat çekmektedir. Amaç: DNS eğitiminin stres tipi üriner inkontinansı (SÜİ) olan kadınlarda inkontinans şiddeti, pelvik taban kas kuvveti ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini, PTKE ile karşılaştırmalı olarak değerlendirmek. Yöntem: Çalışmaya, SÜİ tanısı almış 18–65 yaş arası 52 kadın dahil edilmiş ve eşit sayıda iki gruba ayrılmıştır (Grup 1: DNS, Grup 2: PTKE). Egzersizler 12 hafta boyunca 2 gün/hafta fizyoterapist eşliğinde, 3 gün/hafta ev programı şeklinde gerçekleştirilmiştir. Değerlendirmeler; inkontinans şiddeti (İnkontinans Şiddet İndeksi- İŞİ, 24 saatlik Ped Testi, Üriner Günlük), pelvik taban kas kuvveti (dijital palpasyon), yaşam kalitesi (King Sağlık Anketi) ve tedavi memnuniyeti (Global Değişim Ölçeği) ile yapılmıştır. Veriler SPSS 24.0 programında analiz edilmiştir (p<0.05). Bulgular: Tedavi bitiminde her iki grupta da İŞİ skorlarında anlamlı gelişme sağlanmış (p<0,05) ve DNS grubu lehine anlamlı fark gözlenmiştir (p=0,046; EB=0,575). Ped testi, üriner günlük ve pelvik taban kas kuvvetindeki iyileşmenin (p<0,05) her iki grupta benzer olduğu bulunmuştur (p>0.05). Yaşam kalitesi her iki müdahale ile genel olarak iyileşmiş (p<0,05; DNS grubunda emosyonel durum (p<0,001; EB=1,133) ve uyku etkilenimi alt boyutunda üstünlük saptanmıştır (p=0,002; EB=0,964). Tedavi memnuniyeti DNS grubundaki katılımcılarda daha yüksek bildirmiştir (p<0.001). Sonuç: DNS ve PTKE yöntemleri, stres tipi üriner inkontinans tedavisinde etkili bulunmuştur. DNS, özellikle inkontinans şiddeti, emosyonel iyilik hali, uyku kalitesi ve tedavi memnuniyeti açısından üstün sonuçlar göstermiştir. Bu bulgular, DNS'nin pelvik taban sağlığına yönelik programlarda PTKE'ye tamamlayıcı veya alternatif bir yaklaşım olarak entegre edilebileceğini desteklemektedir.

Kegel egzersiziÜriner inkontinans
Dilan Acar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı bireylerde baş etme davranışları ve yaşam kalitesinin incelenmesi

Bu araştırma, üriner inkontinansı olan hastaların başetme davranışlarının ve yaşam kalitesinin incelenmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma Kasım 2016-Mart 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üroloji polikliniğinde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini araştırmanın yapıldığı tarihlerde üroloji pokliniğine başvuran bireyler, örneklemini ise araştırma için ulaşılabilen ve örneklem kriterlerine uyan hastalar (n=120) oluşturmuştur. Araştırma verileri, yüzyüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin toplanmasında, bireylerin tanımlayıcı bilgileri ve başetme davranışlarını belirlemeye yönelik sorulardan oluşan "Birey Tanıtım ve Başetme Davranışları Anket Formu", "Ürogenital Distres Envanteri", "İnkontinans Etki Soru Formu" ve "İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma için, Etik kuruldan ve araştırmanın yapıldığı kurumdan yazılı, araştırmaya katılan bireylerden sözlü izin alınmıştır Veriler, SPSS programında sayı ve yüzdelik dağılımlar ile t testi ve varyans analizi kullanılarak test edilmiştir. Araştırma sonucunda, araştırmaya kapsamına alınan bireylerin %55'nin kadın, %75,8'inin evli, %42,5'nin ilkokul-ortaokul mezunu olduğu, %63,3'ünün kronik hastalığının bulunduğu, %39,2'sinin stres tipi inkontinansının bulunduğu, %45,8'inin inkontinans süresinin 6 ay-2 yıl arası olduğu, %34,2'sinin idrar kaçırma sıklığının "genellikle" olduğu, %46,7'sinin idrar kaçırmadan dolayı "çok rahatsız" olduğu, %57,5'inin inkontinansı olduğunda "doktora hemen başvurduğu", doktora başvurmayanların %47.1'inin "utandığı veya çekindiği" için doktora başvurmadığı bulunmuştur. Araştırma kapsamına alınan bireylerin, İnkontinans Etki Soru Formu puan ortalaması 44,32±20,51, Ürogenital Distres Envanteri puan ortalamaları toplam ölçekte 50,92± 19,10, alt boyutlarda; irritif semptomlarda 19,95±8,28, stres semptomlarında 19,07±7,57; obstruktif semptomlarda ise 11,89±8,25 olarak bulunmuştur. Bireylerin yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları 60,74±16,29, alt boyut toplam puanları "davranışları sınırlama ve kaçınma"da 21,93 ±5,76, "psikolojik etki"de 25,63±7,40, "sosyal yaşamı sınırlama"da 13,16±4,11 olarak belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınların yaşam kalitesi erkeklerden daha yüksek, 65 yaş üstü olan, kronik hastalığı olan ve inkontinansı miks tipi olan olanların yaşam kalitesinin daha düşük olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üriner inkontinans sıklığı ve süresinin artmasının yaşam kalitesini olumsuz etkilediği(p>0.05), üriner inkontinansın yanında fekal inkontinansı da olan hastaların yaşam kalitesinin daha kötü olduğu, (p<0.05), bireylerin inkonstinansla baş etme davranışlarında ilk üç sırada, "sıvı emici ped/hazır bez kullanma" "öksürme/hapşırma sırasında kaslarını kasma" "kegel egzersizi yapma" ve "günlük alınan sıvı miktarını azalttma yer aldığı ve bireylerin baş etme davranışlarına göre yaşam kalitesi puanları arasında anlamlı fark olmadığı (p>0,05) saptanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların İYKÖ ile İnkontinans Etki Soru Formu (IIQ-7) ve Ürogenital Distres Envanteri (UDI-6) toplam ve alt boyutları puan ortalamaları arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu, İnkontinans Etki Soru Formu puan ortalamaları ile Ürogenital Distres Envanteri puan ortalamaları arasında pozitif yönde ilişki olduğu saptanmıştır.

Başa çıkmaYaşam kalitesiÖlçekler+1
Dilber Çiloğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinans tanısı alan kadınlarda semptom şiddeti ve yaşam kalitesi

AMAÇ: Üriner inkontinans, kadınlarda yaşam kalitesinde azalmaya neden olan yaygın görülen bir sağlık sorunudur. Bu araştırma, üriner inkontinans tanısı alan kadınların semptom şiddeti ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. MATERYAL ve METOD: Mart-Haziran 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ürojinekoloji Polikliniği'ne üriner inkontinans şikayeti ile başvuran 160 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan ve 26 sorudan oluşan "Birey Tanılama Formu" ve "King Sağlık Anketi (KHQ)" ile yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 52.78±10.89 yıl, %45'i obez, %41.9'u ilköğretim mezunu, %61.3'ü ev hanımıdır. İleri yaş, BKİ, doğum sayısı, doğum şekli, pelvik cerrahi geçirme, konstipasyon, kronik hastalıklar, kronik öksürük, hareketsiz yaşam tarzı, ağır cisim kaldırma, kafeinli içecek tüketme gibi faktörlerin kadınların Üİ'ye bağlı yaşam kalitelerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmaya katılan olguların King Sağlık Anketi birinci bölümünde; "Genel Sağlık Durumu" alt boyut puan ortalaması 41.09±20.48; "İnkontinans Etkisi" alt boyut puan ortalaması 56.46±28.47; "Rol Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 41.04±33.43; "Fizik Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 46.67±33.01;, "Sosyal Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 31.94±30.26; "Kişisel İlişki" alt boyut puan ortalaması 15.94±25.72; "Emosyonlar" alt boyut puan ortalaması 43.61±34.82 "Uyku Enerji Düzeyi" alt boyut puan ortalaması 27.71±27.97 "Ciddiyet Ölçümleri" alt boyut puan ortalaması 38.46±24.56 olarak saptanmıştır. Ölçeğin ikinci bölüm (Semptom Ciddiyet Skalası) alt boyut puan ortalaması 9.56±5.97 olarak saptanmıştır. Semptom değerlendirme sorusuna hastaların %45'i hiç ya da az (birinci grup) cevabı vermiş ve %55'i orta ya da çok cevabı (ikinci grup) vermiştir. İkinci gruptaki kadınların King Sağlık anketi yaşam kalitesi bölümünün tüm alt boyutularından aldıkları puanlar, birinci gruptaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Üİ semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. SONUÇ: Kadınlarda inkontinans varlığının yaşam kalitesini orta düzeyde etkilediği, inkontinans semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: kadın; üriner inkontinans; yaşam kalitesi; semptom şiddeti

Belirti ve semptomlarHastalık şiddeti indeksiKadınlar+2
Figen Kazankaya
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kadınlarda üriner inkontinansın cinsel fonksiyonlar üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

GiriĢ: Üriner inkontinans kadınlarda sık görülen bir sağlık sorunudur ve ilerleyen yaş ile birlikte görülme sıklığı artış gösterir. Üriner inkontinans hayatı tehdit eden bir hastalık değildir fakat sıklıkla yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkilere sebep olur. Yaşam kalitesinin en önemli parametrelerinden biri de sağlıklı cinsel yaşamdır. Üriner sistemle ilişkili şikayetleri olan kadınlarda cinsel fonksiyon bozukluğu ile daha sık karşılaşılır. Amaç: Çalışmanın ana amacı üriner inkontinanslı ve kontinan olgulardan elde edilen bulguları karşılaştırarak inkontinansın cinsel fonksiyonlar üzerindeki gerçek etkisini belirlemektir. Metod: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojineloloji Polikliniği'ne başvuran ve üriner inkontinans tanısı koyulmuş 53 olgu ile, bu olgularla yaş, vücut kitle indeksi, parite, menopozal durum ve histerektomi öyküsü bakımından eşleştirilmiş, jinekoloji polikliniğine herhangi bir sebeple başvuran ve idrar kaçırma şikayeti olmayan 52 sağlıklı kontrol olgusu çalışmaya dahil edildi. Çalışmanın örneklemi pelvik organ prolapsusu, farklı üriner yakınmaları ve inkontinans operasyonu öyküsü olmayan olgulardan oluşturuldu. Üriner inkontinans tanısı anamnez, UDI-6 sorgu formu ve üriner günlük sonuçları baz alınarak koyuldu. Tüm olguların yaş, vücut kitle endeksi, doğum sayısı, doğum şekli, makrozomik doğum öyküsü, sigara kullanımı, menapozal durumu, HRT kullanım öyküsü gibi epidemiyolojik ve medikal özellikleri kaydedildi. Her olguya 3 günlük üriner günlük formu, UDI-6, IIQ-7 ve FSFI formları doldurtuldu. Daha sonra katılımcılara yapılan fizik muayene ile POP-Q, pelvik taban kas gücü, perinometre ve Q tip test değerlendirmeleri yapıldı. Yine her olguya bir saatlik ped testi uygulandı. Çalışmaya dahil edilen hasta grubunun inkontinans tipi stres, urge veya mix olarak 3 gruba ayrılarak kaydedildi ve inkontinans süresi yıl olarak kayıt altına alındı. Bütün veriler SPSS programı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. Sonuçlar standart sapma ile ortalama değerler göz önüne alınarak belirlendi. İstatistiki belirteçler "p" değerine göre belirlenerek p<0.05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza 52'si üriner inkontinans grubunda, 53'ü kontrol grubunda olmak üzere toplan 105 kadın dahil edildi. Her iki grup yaş, beden kitle indeksi, parite, menopozal durum ve histerektomi öyküsü bakımından benzer özellikler gözetilerek oluşturuldu. Üriner inkontinans grubunda yaş ortalaması 47,81±7,4 iken kontrol grubunda yaş II ortalaması 46,90±8,0 olarak saptandı (p=0,55). Üriner inkontinans grubunda beden kitle indeksi 28,85±4,8 iken kontrol grubunda beden kitle indeksi 26,83±3,6 olarak saptandı (p=0,059). Üriner inkontinans grubunda menapoza giren kadınların oranı %43,4 iken kontrol grubunda bu oran %34,6 olarak saptandı (ki-kare=0,3). Üriner inkontinans grubunda histerektomi öyküsü olan kadınların oranı %13,2 iken kontrol grubunda bu oran %11,5 olarak saptandı (ki-kare=0,7). Üriner inkontinans grubunda parite median=2,IR=1 iken kontrol grubunda median=2,IR=2 değerleri elde edildi (P=0,01). Üriner inkontinas grubu ve kontrol gruplarının FSFI skorları istatistiksel olarak analiz edildiğinde inkontinans grubunun FSFI genel toplam skoru kontrol grubundan düşük bulunmuştur (p=0,00). Ayrıca cinsel istek (p=0,00), uyarılma (p=0,001), orgazm (p=0,00), lubrikasyon (p=0,00), memnuniyet (p=0,001) alt boyutlarında da kontrol grubu skorları inkontinans grubundan daha yüksek bulunmuştur. Üriner inkontinans grubunda UDİ-6 skoru ile cinsel ağrı alt boyutu skoru arasında ters yönde korelasyon saptanmıştır (p=0,02). Kontrol grubunda Oxford Skalası kullanılarak hesaplanan pelvik taban kas gücü skoru ile FSFI genel toplam skoru arasında pozitif korelasyon saptandı (p=0,03). Bu korelasyon cinsel istek (p=0,02), lubrikasyon (p=0,008) ve uyarılma (p=0,01) alt boyutlarında da anlamlı olarak izlenmektedir. Yine perinometre ile ölçülen pelvik taban kas gücü ile cinsel istek alt boyutu arasında da pozitif korelasyon vardır (p=0,01). Sonuç: Çalışmamızda üriner inkontinansın kadın cinsel fonksiyonları üzerinde olumsuz etkileri olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonucu cinsel istek, uyarılma, orgazm, lubrikasyon ve memnuniyet alt boyutlarının skorları da desteklemektedir.

Kadın sağlığıKadın ürogenital hastalıklarıÜriner inkontinans
Murat Hakan Aydın
Ege University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Gebelikte uygulanan pelvik taban egzersizlerinin postpartum stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisi

Gebelik sırasında üriner sistemde anatomik ve fizyolojik pek çok değişiklik meydana gelir. Üriner inkontinansın oluşmasında gebelik ve doğum ile ilgili faktörler; terme ulaşan gebelik sayısı, parite, doğum şekli, doğum komplikasyonları, epizyotomi/yırtık varlığı, bebeğin doğum ağırlığı, doğumdan sonra miksiyon ile ilgili problemlerin önemli rolü vardır. Bu çalışma; gebelikte yapılan pelvik taban kas egzersizlerinin doğum sonu dönemde pelvik taban kas gücüne, stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojinekoloji Polikliniği'nde 01 Ekim 2014 ve 31 Mayıs 2016 tarihleri arsında yapılmıştır. Araştırmaya 14 kontrol, 18 çalışma grubu olmak üzere toplam 32 gebe dahil edilmiştir. Tüm kadınların primipar, 20-30 haftalar arasında gebe olması ve vajinal doğum yapması çalışmaya dahil edilmede en önemli kriterleri oluşturmuştur. Veriler; kadınların sosyo-demografik ve tanımlatıcı bilgilerini içeren anket formu yanı sıra, Incontinence Impact Qestionnaire (IIQ-7) ve Urogenital Distress Inventory (UDI-6) ölçekleri kullanılarak, Biofeedback (BF) cihazı, elektromyelografi (EMG) probu, perineometre ve dijital muayene (Modifiye Oxford Skalası) ile kas gücü ölçümleri yapılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 16.0 paket programı kullanılarak sayı, yüzde, Bağımsız T Testi, Mann Whitney U Testi, Wilcoxon Sıralı İşaretler Testi, ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki kadınların gebelikteki Modifiye Oxford Skalasına göre pelvik taban kas gücü dağılımları incelendiğinde en yüksek oranda %31.2'sinin (n:10) 1 kas gücü seviyesine ve %28.1'inin (n: 9) 2 kas gücü seviyesine, sahip oldukları saptanmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının kas gücü değerlendirildiğinde; egzersiz alan kadınlar ile egzersiz almayan kadınların kas gücü arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. UDI-6 ve IIQ-7 toplam ölçek puanları incelendiğinde; çalışma ve kontrol grupları arasında gebelikte ve doğum sonu ikinci ayda istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve lohusalıkta tüm kadınlara pelvik taban kas egzersizleri öğretilmesinin faydalı olduğunu göstermiştir. Pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve doğum sonu uzun dönemde etkinliğini incelemek adına daha büyük örneklem sayısı ve daha uzun dönem takipli araştırmalar yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Pelvik taban kas egzersizleri; üriner inkontinans; gebelik; postpartum

EgzersizEgzersiz tedavisiGebelik+3
Ebru Sert
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Alt üriner sistem disfonksiyonu olan serebral palsili çocuklarda transkutanöz elektrik sinir stimülasyonu ve manuel terapi tekniklerinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Çalışmamız, alt üriner sistem disfonksiyonu (AÜSD) olan serebral palsi(SP)'li çocuklarda, Transkutanöz Elektrik Sinir Stimülasyonu (TENS) ve manuel terapi modalitelerinin AÜSD üzerine etkinliğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya İşeme Bozuklukları Semptom Skoruna (İBSS) göre puanı 8,5 ve üstü olan 54 SP'li çocuk dahil edilmiştir. Çocuklar, TENS (TG) (n=27) ve manuel terapi (MG) (n= 27) gruplarına randomize edildi. TG'ye, 10 Hz, 10-25mA arasında TENS, MG'ye abdominal, kolon ve friksiyon masajları 12 hafta boyunca, haftada 2, 20'şer dakika, toplam 24 seans uygulandı. Değerlendirmeler; İBSS, Pediatrik İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği (PİYKÖ), mesane günlüğü ve Bristol Gaita Skalası (BGS) ölçekleri ile yapıldı. Grupların demografik özellikleri homojen dağılım gösterdi (p>0,05). Her iki grupta İBBS ve PİYKÖ değeri tedavi sonrası azaldı ancak gruplar arası yapılan değerlendirmede TG'deki azalış istatiksel olarak anlamlıydı (p=0,001; p<0,01). Mesane günlüğü verilerine göre her iki grupta tedavi sonrası fonksiyonel mesane kapasitesi artmış olup, gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,683;p>0,05). Her iki grupta işeme sıklığı tedavi sonrası azaldı ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,208;p>0,05). Çocukların günlük inkontinans epizodları uygulamalar sonrasında her iki grupta azaldı. Gruplar arası yapılan karşılaştırmada, TG'deki azalma istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,037;p<0,05). BGS'ye göre tedavi öncesi kabızlık bulgusu olan Tip-1 ve Tip-2 gaita tipine sahip çocukların oranı, MG'de ve TG'de %48,1 iken tedavi sonrası bu oran sırasıyla %11,1 ve %29,62'ye geriledi. Parasakral TENS ve manuel terapi uygulamaları AÜSS, kabızlık ve yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme sağladı. SP'li çocukların rehabilitasyon programlarına, mesane ve bağırsak problemlerini kapsayıcı fizyoterapi uygulamalarının eklenmesinin değerli olacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Nörojen Mesane, Üriner İnkontinans, Kabızlık, Nöromodülasyon, Masaj

KabızlıkMasajMesane hastalıkları+3
Betül Ünal
Bahçeşehir University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pelvik organ prolapsusu nedeniyle opere edilen hastaların operasyon çeşidinin, postoperatif sonuçlar üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: POP'un çalışılan toplumlara göre prevalansı ve insidansı değişmekle birlikte, 50 yaş üzeri kadınların yaklaşık %50'sinde POP şikayetlerinden en az biri bulunmaktadır. Yapılan çalışmalara göre kadınların yaklaşık %10'u, yaşamları boyunca prolapsus nedeniyle en az bir kez operasyon geçirmektedir ve operasyon geçiren hastaların ise yaklaşık %30'unda tekrardan operasyon geçirme ihtiyacı oluşmaktadır. Bu çalışmada pelvik organ prolapsusu nedeniyle cerrahi uygulanan hastaların postoperatif sonuçlarını yapılan operasyon çeşidine göre değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntemler: Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde Ocak 2016-Ocak 2023 tarihleri arasında pelvik organ prolapsusu nedeniyle opere edilen hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. Hastalara ait demogratif özelliklere ve operasyona ilişkin bilgilere hastane kayıtlarından cıkarıldı. Çalışmaya 35-80 yaş arası kadın hastalar, gebe olmayanlar, ek hastalığı bulunmayan toplam 97 hasta dahil edildi. Prolapsus nedeniyle sakrokolpopeksi, lateral süspansiyon, pektopeksi gibi abdominal cerrahi uygulananlar (Grup 1), vajinal histerektomi + sistorektosel + sakrospinöz ligament fiksasyonu uygulananlar (Grup 2) ve vajinal histerektomi + sistorektosel operasyonu yapılanlar (Kontrol grubu) şeklinde 3 gruba ayrıldı. Hastaların operasyon öncesi ve operasyon sonrası şikayetleri değerlendirildi. Bulgular: Yaptığımız bu çalışmada pelvik organ prolapsusu sebebiyle opere olan ve çalışmaya dahil edilen hastaların operasyon öncesi %96,9'sında sarkma şikayeti, %7,2'sinde konstipasyon , %5,2'sinde disparoni, %16,5'inde inkontinans ve %29,9'unda ağrı şikayetinin olduğu görülmüştür. Abdominal cerrahi uygulanan grupta operasyon öncesi 3 hastada (%14,3) konstipasyon mevcut iken operasyon sonrası konstipasyonu devam eden hiçbir hasta olmamıştır. Grup 2'de (Vajinal histerektomi+CAP+SSLP) operasyon öncesi konstipasyonu mevcut olan 4 hasta (%16) iken operasyon sonrası 2 hastanın (%8) şikayeti devam etmiş, 2 hastanın ise şikayeti kalmamıştır. Kontrol grubunda ise operasyon öncesi konstipasyonu olan hasta bulunmamaktadır. Operasyon öncesi ağrı şikayeti olan hasta sayısı abdominal grup'ta 7 (%33,3) iken, operasyon sonrası 5 hastanın ağrı şikayeti geçmiş, 2 hastanın(%9,5) ağrı şikayeti devam etmiştir. Grup 2'de ( vajinal histerektomi+CAP+SSLP) ise operasyon öncesi ağrı şikayeti olan hasta sayısı 5(%20) iken operasyon sonrası 1 hastanın (%4) ağrı şikayeti devam etmiş, 4 hastanın ise ağrı şikayeti kalmamıştır. Kontrol grubunda ise ( VAH+CAP) operasyon öncesi 17 hastanın (%33,3) ağrı şikayeti mevcut iken operasyon sonrası sadece 1 hastanın(%2) ağrısı devam etmiş 16 hastanın ise ağrı şikayeti kalmamıştır. Operasyon öncesine göre operasyon sonrası ağrı şikayetindeki azalma sadece kontrol grubunda istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Abdominal cerrahi uygulanan hasta grubunda operasyon öncesi 3 hastanın (%14,3) disparonisi mevcut iken operasyon sonrası 2 hastanın(%9,5) disparonisi devam etmiş, 1 hastanın şikayeti kalmamıştır. Grup 2'de (VAH+CAP+SSLP) operasyon öncesi disparonisi mevcut olan hasta bulunmamakla birlikte, operasyon sonrası disparoni gelişen hasta da olmamıştır. Kontrol grubunda (VAH+CAP) operasyon öncesi 2 hastada (%3,9) disparoni mevcut iken operasyon sonrası 1 hastanın (%2) disparonisi devam etmiş, diğer hastanın ise şikayeti kalmamıştır. Postoperatif takiplerde rekürrens oranları abdominal cerrahi uygulanan grupta %28,6 , Grup 2'de %8 , ve kontrol grubunda %2 olarak bulunmuş ve kontrol grubuna göre abdominal cerrahi uygulanan grupta daha fazla rekürrens izlenmiştir. Sonuç: Çalışmamız, prolapsus cerrahisinde abdominal yaklaşımın, vajinal yaklaşıma göre daha fazla nüks ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Pelvik Organ Prolapsusu, Disparoni, Konstipasyon, Üriner İnkontinans

CerrahiCerrahi tedaviDisparoni+5
Öner Mutlu
Balıkesir University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Radikal prostatektomi sonrası üriner inkontinansı olan hastalarda manyetik stimülasyonun etkinliği: Prospektif randomize SHAM kontrollü klinik çalışma

Amaç: Radikal prostatektomi (RP) sonrası üriner inkontinansı (Üİ) olan hastalarda manyetik stimülasyon (MStim) etkinliğini değerlendirmek Metod: Çalışmanın gücü, %85 olacak şekilde (Beta=20 ve alfa=0,05) örneklem büyüklüğü hesaplamasına göre, her bir grup için en az 18 vaka olmasına, ancak olası çekilmeler (hasta sayısının yaklaşık %10'u) dikkate alınarak çalışmaya toplam 40 erkek (her grupta 20 vaka) hastanın alınmasına karar verildi. Dışlama ve dahil edilme kriterlerini karşılayan RP sonrası Üİ'li 40 erkek hasta, rastgele sayılar tablosu kullanılarak 2 gruba ayrıldı. Birinci gruba aktif MStim (n:20), ikinci gruba sham MStim (n:20); koltuk tipi MStim cihazı (Novamag NT60) ile haftada 2 gün, günde 20 dakika, 8 hafta süresince toplam 16 seans uygulandı. Sham tedavi manyetik koltuğun bobini üzerine manyetik akımın hastaya nüfuz etmesini önleyen ince bir saptırıcı kurşun levha yerleştirilerek uygulandı. Hastalar, tedavi öncesi ve tedavi sonunda inkontinans şiddeti (24 saatlik ped testi), 3 günlük işeme günlüğü (işeme sıklığı, inkontinans sayısı, noktüri ve ped sayısı), yaşam kalitesi (IIQ-7), anksiyete ve depresyon düzeyi (HAD), seksüel fonksiyon düzeyi (IIEF), tedavi başarısı (kontinans oranı), kür ve iyileşme oranı ve tedaviden memnuniyet düzeyi (Likert skala) ile değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta da tedavi sonunda tedavi öncesine göre; inkontinans şiddeti, işeme sıklığı, inkontinans sayısı, noktüri, ped sayısı değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme olduğu gözlendi (p<0,05). Ayrıca aktif MStim grubunda tedavi sonunda tedavi öncesine göre; yaşam kalitesi, anksiyete düzeyi, seksüel fonksiyon düzeyi toplam skor ve orgazmik işlev skoru değerlendirmelerinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme olduğu gözlendi (p<0,05). Tedavi sonunda; inkontinans şiddeti, inkontinans sayısı, noktüri, yaşam kalitesi, anksiyete düzeyi, seksüel fonksiyon düzeyi toplam skor ve orgazmik işlev skoru açısından, aktif MStim grubunda sham MStim grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde iyileşme sağlandı (p<0,05). Aktif MStim grubunda sham MStim grubuna göre tedavi başarısı, kür ve iyileşme oranları ve tedavi memnuniyetinin istatistiksel olarak daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). İşeme sıklığı, ped sayısı, depresyon düzeyi ve seksüel fonksiyonun diğer alt grup skorları açısından ise iki grup arasında istatistiksel olarak fark saptanmadı (p>0,05). Sonuç: RP sonrası Üİ'li hastalarda aktif MStim tedavisi, inkontinans ile ilişkili klinik parametreler ve yaşam kalitesi, anksiyete, seksüel fonksiyon açısından sham MStim tedavisinden üstündür. Anahtar Kelimeler: Radikal prostatektomi, üriner inkontinans, manyetik stimülasyon

Manyetik stimulasyonProstat hastalıklarıProstatektomi+1
Burak Ünal
Pamukkale University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

18 Yaş Üstü Kadınlarda Üriner İnkontinans Sıklığı, Tipi, Şiddeti, Risk Faktörleri ve Yaşam Kalitesine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu çalışma 18 yaş üstü kadınlarda üriner inkontinans sıklığı, tipi, şiddeti, risk faktörleri ve yaşam kalitelerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Jinekoloji Polikliniği'ne başvuran kadınlar araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini oluşturan 150 kadın basit rasgele örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Araştırmanın sonuçları Kişisel Tanılama Formu ve İnkontinans Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma verileri bilgisayar ortamında SPSS 20 paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U Testi, Bonferroni düzeltmeli Kruskal Wallis H Testi ve Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi p≤0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada kadınların üriner inkontinans prevelansının %86.7 olduğu ve %59.2 ile mikst tipin en yüksek oranda görüldüğü saptanmıştır. Yaş, gebelik sayısı, parite, beden kitle indeksi, menopoz, doğum şekli, prolapsus ve sigara kullanımının üriner inkontinans riskini artırdığı saptanmıştır (p<0.05). Kadınların yaklaşık yarısının bu sorunu uzun süredir, ped ve çamaşır değiştirecek düzeyde yaşadıkları ve her dört kişiden birinin bu durumdan olumsuz yönde etkilendikleri belirlenmiştir (p<0.05). Araştırmada, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği genel ortalaması 56.7±23.28 (min:22, max:110) olarak bulunmuştur. Buna göre kadınların yaşam kalitesinin yeterince iyi olmadığı, inkonitans süresi, miktarı ve ped kullanımı arttıkça yaşam kalitesinin düştüğü belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, kadınlar arasında üriner inkontinans sorunun yoğun olarak görüldüğü ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu nedenle hemşirelerin üriner inkontinans risk faktörlerini bilmeleri, korunma, erken tanı, tedavi ve bakım alma konularında kadınları yönlendirmeleri ve bilinçlendirmeleri önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Üriner İnkontinans, Risk Faktörleri, Yaşam Kalitesi

KadınlarRisk faktörleriYaşam kalitesi+1
Yeter Akkuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlılarda üriner inkontinans geriatrik depresyon ve yalnızlık arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, yaşlı bireylerde üriner inkontinans, geriatrik depresyon ve yalnızlık arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ankara ilinde bulunan Gülhane Askeri Tıp Akademisi Geriatri Polikliniğinde Kasım 2014 - Şubat 2015 tarihleri arasında yapılmıştır. Geriatri Polikliniğine tedavi için başvuran 200 yaşlı araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında; Tanımlayıcı Veri Formu, ICIQ-SF, GDS-K ve UCLA-LS kullanılmıştır. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 15 paket programında sayı, yüzde, frekans, ortalama, ortanca, standart sapma, Kruskal Wallis, Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U ve spearman korelasyon testi kullanılarak analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Yaşlı bireylerde üriner inkontinans ile geriatrik depresyon arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki saptanmıştır (r=0.215; p<0.05). Araştırmada yaşlılarda geriatrik depresyon ile yalnızlık arasında pozitif yönde ortanın üzerinde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir (r=0.601; p=0,000<0.05). Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin %29.5'i 77-82 yaş grubu oluşturmaktadır. Araştırmada yaşlı bireyin sosyal aktivite durumu, sağlık algısı, kronik hastalığı bulunması, günlük aktivite durumu üriner inkotinans ile ilişkili saptanmıştır (p<0.05). Yaşlı bireylerde medeni durum, çocuk sayısı, birlikte yaşadığı bireyler, sosyal aktivite durumu, sağlık algısı, kronik hastalık varlığı ve günlük aktivite durumunun geriatrik depresyonu etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Çocuk sayısı, birlikte yaşadığı bireyler, sosyal aktivite durumu, sağlık algısı ve günlük aktivite durumunun yalnızlıkla ilişkisi saptanmıştır (p<0.05). Çalışmada yaşlı bireylerin üriner inkontinans problemleri incelenirken geriatrik depresyon ve yalnızlık duygusunun da ele alınması önemlidir. Yaşlı bireylerin sağlıklarını korumada ve hastalıklarının önlenmesinde bireyin bütüncül ele alınması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Geriatrik depresyon, üriner inkontinans, yaşlı, yalnızlık

DepresyonGeriatriYalnızlık+3
Hande Demirtaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Stres üriner inkontinansı olan kadınların tedavisinde lokal otolog trombositten zengin plazma (PRP) enjeksiyonunun etkinliği

Amaç: Calışmamızda 20 yaş üstü SÜİ olan kadınlarda cerrahi tedaviye alternatif olarak periüretral otolog PRP etkinliğini görmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ürodinami ile belirlenen SUİ ve Stres ağırlıklı Mikst İnkontinans tanısı alan 36 hasta katıldı. Hastalara başlangıçta ve 1. ay sonunda Cence marka PRP için özel üretilen tüp ile implacer yardımıyla periüretral enjeksiyonu uygulandı. Hastalara başlangıç, 1. ay uygulama ve 3. ay kontrol sonrası Üİ değerlendirme ve yaşam kalite anketleri ( ICIQ-SF , UDİ-6 , IIQ-7) ve Öksürük Stres testi (ÖST) uygulanarak tedavinin etkinliği kontrol edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan hastalara uygulanan yaşam kalite anketlerinden ICIQ-SF anketinde 0 dan 21 e doğru semptomların etkilerinin artışını gösteren puanlamada preop ortalama puan 15.36±3.53 ten 3. ay sonunda 10.53±3.52 ye gerilemiştir (p<0,001). İrritatif semptomlar, stres semptomlar, obstrüktif / rahatsız edici ya da işeme güçlüğü oluşturan semptomları gösteren 0-18 arası puanlamanın olduğu UDİ-6 anketinin başlangıç değerinin 11,33±3,64 ten 3. ay sonunda 8.25±3.34 düştüğü gözlenmiştir (p<0,001). Fiziksel ve sosyal olarak 0 dan 21 e doğru kötüleşme etkilerinin gösterildiği IIQ-7 testinde preop 12.50±4.95 ten 8.94±4.34 e azalma izlenerek tüm anketlerde işlem öncesine göre anlamlı düzelme tespit edilmiştir.(p< 0,001). ÖST başlangıçta pozitif olan 35 hastanın 3. ay kontrol sonunda 14 tanesi negatif (%40) olup anlamlı farklılık tespit edildi.(p< 0,001). Sonuç: SÜİ inkontinans tedavisinde PRP uygulamasının invaziv cerrahiye alternatif olabileceği görülmüştür. PRP uygun maliyeti, kısa uygulama süresi, az yan etki profiliyle uygun bir tedavi gibi görünmekle beraber daha fazla hasta ve daha uzun süreli çalışma gereksinimi bulunmaktadır Anahtar kelimeler: Stres Üriner İnkontinans , PRP , periüretral enjeksiyon

EnjeksiyonlarKadınlarTrombositten zengin plazma+2
Semih Sezgin
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Üriner inkontinanslı kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine mobil aplikasyonun etkisi

Amaç: İlk aşama "İnkontinansla Savaşım" isimli mobil aplikasyonun geliştirilmesi, kullanılabilirlik ve uygulanabilirliğinin değerlendirilmesini, ikinci aşama ise Sağlık İnanç Modeli'ne (SİM) göre geliştirilen mobil aplikasyonun üriner inkontinanslı (Üİ) kadınların inkontinans semptomları, kegel egzersiz uyumu, Üİ ve kegel egzersizlerine yönelik sağlık inancı ve yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmeyi ve SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığı ile verilen sağlık eğitimi ile karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışmanın ilk aşaması metodolojik, ikinci aşaması randomize kontrollü tam deneysel tasarımda yürütülmüştür. Çalışmanın ikinci aşaması iki ayrı grupta 96 hasta üzerinde yürütülmüştür. Ölçümler başlangıçta, 6. hafta ve 12. haftada gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada müdahale olarak, çalışma grubunda mobil aplikasyon ile, kontrol grubunda ise SİM'ne temellendirilmiş eğitim kitapçığıyla verilen sağlık eğitimi ile desteklenen kegel egzersizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Geliştirilen mobil aplikasyonun kullanılabilirliği ve memnuniyet düzeyi yüksektir. Her iki müdahalede de Üİ semptomlarını ve inkontinans şiddet indeksini azaltmada etkilidir, ancak kontrol grubu daha belirgin iyileşme göstermiştir. Her iki müdahale de egzersiz uyumu ve sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Her iki grupta da Üİ'ın günlük yaşam, yaşam kalitesi, ürogenital distres, irritatif semptomlar, stres semptomları, obstrüktif/rahatsız edici veya işeme güçlüğü oluşturan semptomlar ve inkontinans üzerindeki etkisinde zaman içinde anlamlı düşüşler gözlenmiştir. Sonuç: Üİ semptomlarının yönetiminde her iki müdahalenin de etkin olduğu ve yaşam kalitesini artırdığı sonucuna varılmıştır. Her iki müdahale de egzersiz uyumunu teşvik ederek Üİ semptomlarının hafifletilmesine katkıda bulunmuş, sağlık inançlarında olumlu değişimler sağlamıştır. Anahtar kelimeler: İnkontinans, sağlık inancı, kegel egzersizi, yaşam kalitesi, mobil aplikasyon

Kegel egzersiziMobil aplikasyonSağlık inanç modeli+2
Ali Çiçekli
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozal dönemdeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörleri

Bu araştırmanın amacı, postmenopozal dönemindeki kadınlarda üriner inkontinans prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Tanımlayıcı tipte planlanan bu araştırma Hitit Üniversitesi Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Polikliniklerine tedavi ve kontrol amaçlı başvuran postmenopozal dönemdeki kadınlarla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın evrenini Çorum ilinde yaşayan, 40-65 yaş arası, postmenopozal dönemdeki kadınlar oluşturmaktadır. Çalışmaya en az 234 postmenopozal kadının dâhil edilmesi gerektiğine karar verilmiş ve 320 kadına ulaşılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 20 istatistik paket programı ile değerlendirilmiştir. Frekans dağılımlarındaki grupların homojen dağılım dağılmadığı Ki-Kare uygunluk testi kullanılarak araştırıldı. Normallik analizleri, Komogrow Smirnov testi, Shapiro Wilk testi, Çarpıklık katsayısı, Basıklık katsayısı, Histogram, Kutu Grafiği işlemleri ile ayrıntılı olarak incelenerek, değişkenlerin normallik varsayımlarını büyük ölçüde sağlamadığı görülmüştür. Böylece; ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi ve ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal-Wallis testi kullanılarak analizler gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı istatistikler, normallik varsayımı sağlanmadığı için öncelikle medyan değeri yorumlanacak şekilde, medyan, aritmetik ortalama ve standart sapma hesaplamaları ile elde edilmiştir. Sonuç olarak, çalışmamızda postmenopozal dönemdeki kadınlarda östrojen eksikliğinin kadınlarda üriner inkontinası etkilediği, risk faktörleri ve ICIQSF ölçeği puan ortalamaları sonucu üriner inkontinans olan kadınların %42.2 olduğu ve arasındaki ilişkinin güçlü derecede pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir(p<0,05).

KadınlarPostmenopozPrevalans+2
Neslihan Turhan
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin obstetrik sürecine, anlık ve sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesi

Bu araştırma amacı; pilates ve kegel egzersizlerinin gebelerin, anlık-sürekli kaygı düzeylerine ve postpartum dönemde fekal ve üriner inkontinansa etkilerinin incelenmesidir. Araştırmada, nicel araştırma modellerinden deneysel araştırma modeli kullanıldı. Çalışmaya amaçsal/amaçlı yöntemle, Pilates egzersiz grubu (PEG)n=24, Kegel egzersiz grubu (KEG)n=22 ve Kontrol grubu (KG)n=21 olan 67 gebe, örneklem olarak dahil edildi. Gruplara egzersizler öncesinde ve sonrasında ölçekler uygulatıldı, elde edilen veriler kategorik ve tanımlayıcı istatistikler uygulanarak SPSS 22.00 paket programı ile analiz edildi. Sonuç olarak; Grupların durumluk ve sürekli kaygı grup içi değerlerinde egzersiz öncesi ve sonrası değerler arasında anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir. Gruplar arası durumluk kaygı değişimleri incelendiğinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Sürekli kaygı değişim puanlarında PEG ve KEG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yokken, PEG ve KEG'nun KG'na göre pozitif yönde anlamlı bir farklılık olduğu tespit edilmiştir. Grupların Üriner ve Fekal İnkontinans 1. ve 3. ay grup içi puanları arasında anlamlı bir azalma olduğu görülmüştür. Gruplar arası üriner inkontinans 1. ay ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG'nun KG'na göre anlamlı bir fark varken, PEG ile KEG, KEG ile KG arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinansın 1. ay ile 3.ay puan değişimleri arasında anlamlı bir farkın olmadığı tespit edilmiştir. Grupların üriner inkontinans yaşam kalitesi ölçeği grup içi 1. ay puanları ile 3. ay puan değişimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Gruplar arası üriner inkontinans yaşam kalitesi değişimlerinde; PEG'nun KEG ve KG' na göre, KEG'nun ise KG' na göre pozitif yönde farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Fekal inkontinans grup içi 1. ay puan değişimleri ile 3. ay puan değişimleri arasında PEG ve KEG arasında anlamlı fark varken, KG'da anlamlı bir fark olmadığı tespit edilmiştir. Gruplar arası fekal inkontinans yaşam kalitesi puan değişimlerinde PEG'nun KEG ve KG'na göre, KEG'nun ise KG'na göre farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir.

AnksiyeteFekal inkontinansGebelik+5
Sibel Yıldırım
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mesane eğitimi ve pelvik taban ev egzersiz programının üriner inkontinans semptomları üzerine kısa dönem etkileri

Doğrudan kadın yaşamını tehdit etmemesine rağmen, kadının aile içi ve sosyal yaşantısını fiziksel ve psikolojik yönden önemli derecede etkileyen bir problem olması nedeniyle dikkatle ele alınmalı ve değerlendirilmelidir. Bu çalışmadaki amaç mesane eğitimi ve pelvik taban ev egzersiz programının üriner inkontinans semptomları üzerine kısa dönem etkilerini incelemektir. Çalışmamıza üriner inkontinans teşhisi konulan 25 olgu dahil edilmiştir. Hastalara pelvik taban kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik Kegel egzersizleri litotomi pozisyonunda dijital muayene ile öğretilmiş ve bu egzersizlerin 6 hafta boyunca ev programı şeklinde uygulanması istenmiştir. Olguların semptomlarına özel mesane eğitimi planlanmıştır. Olgular Kegel egzersizleri ve mesane eğitimi konusunda bilgilendirilmiştir. Değerlendirme protokolü 6 haftalık tedavi programının başlangıçında ve bitiminde tekrarlanmıştır. Yaş ortalamaları ve standart sapmaları 47,6 ± 10,12 yıl (28 - 73) olan olguların vücut kitle indeksi ortalamaları ve standart sapmaları 30,8 ± 5,88 kg/m2 (20,2 – 42,97) dır. Olgularımızın doğum sayıları ve standart sapmaları 3 ± 2,1 (0- 10) ; küretaj sayıları ve standart sapmaları 1,04 ± 1,24 (0 – 4) ; düşük sayıları 0,2 ± 0,64 (0 – 3) idi. Olgularımızın % 76'sı normal doğum (n=19), % 16 'sı sezeryan (n=4) ile bebek sahibi olmuştur. % 8 'i ise hiç doğum yapmamıştır (n=2). Tedavi öncesi ve sonrasi tekrarlanan ped test ile inkontinans şiddetinde anlamlı derecede azalma görülmüştür (p<0.002). Olguların yaşam kalitesi düzeylerinin istatistiksel açıdan anlamlı olarak yükseldiği saptanmıştır (p<0.001). Olguların tedavi öncesi ve sonrası üriner inkontinans semptom skorları açısından anlamlı fark olduğu görülmüştür (p<0.000). Aynı zamanda olgular subjektif olarak cinsek sağlık durumlarında da iyileşme olduğunu bildirmiştir. Anahtar Kelimeler: üriner inkontinans, pelvik taban egzersizi, mesane eğitimi, fizyoterapi.

Belirti ve semptomlarEgzersizFizik tedavi+5
Aybüke Ersin
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2014
00

Related subjects