Surgery-eye

69 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonunda uygulanan iki farklı cerrahi tekniğin anatomik ve fonksiyonel sonuçlarının karşılaştırılması

Amaç: Sütürlü veya sütürsüz teknikle skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonu uygulanmış hastaların; preoperatif görme keskinlikleri, afaki nedenleri, postoperatif görme keskinliği, postoperatif refraktif sonuçlar, postoperatif komplikasyonlar ve göz içi lens pozisyonları değerlendirildi ve iki yöntemin birbirine anatomik ve fonksiyonel sonuçlar açısından üstünlüklerinin karşılaştırılması amaçlandı. Metod: Şubat 2018 ve Kasım 2022 tarihleri arasında skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonu cerrahisi uygulanan hastaların postoperatif 6 aylık dönemdeki izlem sürecine dair verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Hastalar sütürlü skleral fiksasyon cerrahisi uygulanan ve Yamane tekniği uygulanan grup olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastalar, demografik özellikleri, afak kalma nedenleri, revizyon gereksinimi, postoperatif en iyi düzeltilmiş görme keskinliği, refraktif sonuçlar, göz içi lens pozisyonu ve tilt derecesi ile postoperatif komplikasyonlar açısından değerlendirildi ve iki grup karşılaştırıldı. Bulgular: Her iki grupta da skleral fiksasyon cerrahisi endikasyonu olarak en sık neden komplike fakoemülsifikasyon cerrahisi olarak tespit edildi. Her iki hasta grubunda da preoperatif görme keskinliği ile kıyaslandığında postoperatif 30, 90 ve 180. günlerde belirgin görme keskinliği artışı izlendi (p<0,0001). Sütürlü cerrahi uygulanan grupta 2 hastada, Yamane tekniği uygulanan grupta 4 hastada kistoid makula ödemi saptandı. Sütürlü cerrahi uygulanan grupta ön segment komplikasyonları gelişirken; Yamane tekniği uygulanan grupta gözlenmedi. Sütürlü cerrahi uygulanan grupta göz içi lensin superior-temporale desantralize olduğu izlenirken; Yamane tekniği uygulanan grupta superior-nazale desantralize olduğu saptandı. Horizontal düzlemde Yamane tekniği uygulanan grupta daha yüksek tilt oranı izlendi (p=0,025). Tilt açısı ile en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ve postoperatif silendirik değer arasında korelasyon saptanmadı. Sütürsüz cerrahide skleral flep hazırlanmasına gerek olmaması, sütür ilişkili komplikasyonların olmaması, bu yöntemin avantajlarıdır. Anahtar Kelimeler: Komplike katarakt cerrahisi, afaki, skleral fiksasyonlu göz içi lens implantasyonu, göz içi lens desantralizasyonu, kistoid makula ödemi

AfakiAnatomiCerrahi-göz+5
Can Demir
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Opere edilmiş olan konjenital/infantil katarakt hastalarında klinik özellikler, zaman içerisinde oküler parametrelerin değişimi, oküler erken ve geç dönem komplikasyonlarının gelişmesinde klinik risk faktörlerinin belirlenmesi

Bu çalışmanın amacı opere tek/çift taraflı konjenital/infantil katarakt olgularında postoperatif dönemde göze ait parametrelerin değişimini, erken ve geç dönem komplikasyonları, bunların klinik özelliklerle ilişkisini ve preoperatif risk faktörlerini belirlemektir. Tek/çift taraflı konjenital/infantil katarakt nedeniyle ameliyat edilmiş ve takibi olan 0-3 yaş arası hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, sistemik tarama sonuçları, preoperatif ve postoperatif oftalmolojik muayene bulguları, oküler biyometrik özellikleri, ameliyat sonrası erken ve geç dönem komplikasyonları, uygulanan ek cerrahiler kaydedildi. Bu çalışmaya 18 kız, 16 erkek toplam 34 hastanın 58 gözü dahil edildi. Yirmi dört hastada çift, 10 hastada tek taraflı katarakt ameliyatı yapıldı. Cerrahi yaş ortalama 12,0 ± 12,2 (1,7-35,6) ve takip süresi ortalama 52,0 ± 24,4 aydı. Postoperatif erken dönemde en sık görülen komplikasyon 9 gözde (%15,6) arka sineşi olup bunu 8 gözde (%13,8) kapsüler fimozis izliyordu. Geç dönemde en sık görülen komplikasyon 10 gözde (%17,2) kapsüler fimozis olup, bunu 6 gözde (%10,3) görme aksı opasifikasyonu izliyordu. Ek cerrahi geçirme oranı %27 olup, en sık neden %13,6 oranında kapsüler fimozise yönelik kapsülektomi prosedürü uygulandı. Aksiyel uzunluk preoperatif ortalama 18,6 ± 2,4 mm; postoperatif ise 21,1 ± 1,3 mm idi (p<0,05). Afak glokom altı hastada (%17,6) ve ortalama 40,9 ± 34,2 (1,1-84,7) ayda gelişti. Afak glokom için risk faktörleri ailede konjenital katarakt öyküsü varlığı, postoperatif ön sineşi gelişimi, kapsüler fimozis varlığı ve preoperatif aksiyel uzunluğun kısa olmasıydı (sırasıyla p=0,010; p=0,014; p=0,025 ve p=0,005). Son kontrolde görmenin değerlendirilebildiği 33 gözde en iyi düzeltilmiş görme keskinliği tek taraflı grupta 7 gözde ortalama 0,11 ± 0,16 (0,1-0,9), çift taraflı grupta 24 gözde 0,41 ± 0,24 (0,01-0,4) idi. Konjenital katarakt, görme kaybı riski nedeniyle erken tanı ve tedavi gerektirmektedir. Afak glokom, cerrahi sonrası görülen en ciddi komplikasyonlardan biridir ve postoperatif erken ve geç dönemde gelişebildiği için risk faktörleri olan hastalar başta olmak üzere tüm hastalarda yakın ve ömür boyu takip gerekmektedir.

BiyometriCerrahi-gözGlokom+6
Pelin Sögüt
Hacettepe University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık açılı glokomlu olgularda XEN-45 implant sonuçları

AMAÇ: Açık açılı glokom hastalarında XEN-45 İmplant etkinlik ve komplikasyonlarını değerlendirmek. GEREÇ VE YÖNTEM: Kliniğimizde Haziran 2016-Şubat 2018 tarihleri arasında maksimal antiglokomatöz tedaviye rağmen GİB ≥21mmHg olup 0.2 mg/cc MMC ile XEN-45 İmplant uygulanan 17 hastanın 17 gözüne ait kayıtlar retrospektif olarak incelendi. Hastaların cerrahi öncesi ve sonrası EİDGK, GİB ve antiglokomatöz ilaç sayısındaki değişim, EHS, RSLT, iğneleme sayısı ve postoperatif komplikasyonları incelendi. BULGULAR: Çalışmaya alınan 17 hastanın (11E, 6K) ortalama yaşı 62.6±19.8 (29-94) yıl idi. Olguların XEN-45 İmplant sonrası ortalama takip süresi 16.8±3.5 (12-21) ay olarak saptandı. Gözlerin 13'ünde (%76) tanı PAAG olup, 3 gözde (%18) KPG, 1 gözde (%8.3) AGG idi. Glokom cerrahisi öncesi ortalama 27.6±6.0 (21-40) mmHg olan GİB, cerrahi sonrası 1. ayda 16.1±7.2 (8-32) mmHg, 3. ayda 17.2±5.9 (10-32) mmHg, 6. ayda 16.2±4.7 (10-27) mmHg, 9. ayda 15.1±3.2 (10-21) mmHg, 12. ayda 14.1±3.1 (10-18) mmHg, 15. ayda 14.1±3.4 (8-19) mmHg, son kontrolde 14.5±3.3 (8-20) mmHg'ya istatistiksel olarak anlamlı düşüş gösterdi (tekrarlı ölçümler ANOVA, p<0.001). Antiglokomatöz ilaç sayısı ameliyat öncesinde 3.9±0.8 (2-5) iken, son muayenede 1.7±1.3 (0-3)'a istatistiksel olarak anlamlı düşüş gösterdi (wilcoxon testi, p=0.001). Preoperatif EİDGK 0.78±0.99 LogMAR olup son muayenede 0.8±0.99 LogMAR ile anlamlı değişiklik göstermedi (wilcoxon testi, p=0.99). Preoperatif EHS 2356.8±533.3 (1635-3275) sayı/mm2 iken son kontrolde 2338.7± 472.7 (1712-3178) sayı/mm2 bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı düşüş göstermedi (tekrarlı ölçümler ANOVA, p=0.470). Preoperatif RSLT 61.4±11.8 (43-82) µ iken son kontrolde 61.3±11.5 (45-82) µ ile anlamlı değişiklik göstermedi (eşleşmiş gruplar t testi, p=0.764). Bir hastada 2 kez, 4 hastada da, birer kez olmak üzere toplam 5 (%29.4) hastada iğneleme gerekti. Postoperatif erken dönemde (≤1ay) 1 gözde tıbbi tedavi ile düzelen sığ ön kamara ve hipotoni, geç komplikasyon olarak (>1ay) 2 gözde tenon kisti ve 1 gözde blebte fibrotik görünüm olmak üzere toplam 4 (%23.5) gözde postoperatif komplikasyon izlendi. SONUÇ: Açık açılı glokom hastalarında XEN-45 implant cerrahisi GİB kontrolünde etkin bir cerrahi prosedür olup iğneleme gerektirmektedir. Cerrahi sonrası olguların görme keskinliği ve kornea endoteli korunmuş olup ciddi bir komplikasyon saptanmamıştır.

Cerrahi-gözGlokomGlokom-geniş açılı+2
Meryem Erbey
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Penetran keratoplasti sonrası kornea biyomekanik özelliklerinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Penetran keratoplasti (PKP) uygulanmış ve kornea sütürleri alınmış olan keratokonus hastalarının, opere gözleri ile kontralateral opere olmayan gözlerinin, kornea biyomekanik özelliklerinin incelenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kornea, Kontakt Lens ve Oküloplasti Birimi'nde 10.10.2013-15.12.2015 tarihleri arasında bir gözüne PKP yapılmış, 15-61 yaşları arasında 35 hastanın 70 gözü dahil edildi. Hastaların, opere olan ve olmayan gözlerine ait kornea biyomekanik özellikleri prospektif olarak incelendi. Dahil edilme kriterlerini, eşlik eden sistemik veya oküler hastalık olmaması, kontakt lens kullanımı bulunmaması ve PKP dışında başka oküler cerrahi geçirmemiş olması oluşturmaktaydı. Tüm hastalara ayrıntılı oftalmolojik muayene yapıldı. Goldmann aplanasyon tonometri yöntemi ile intraoküler basınç (İOP) ölçümü ve Ocular response analyzer (ORA) cihazı ile kornea biyomekanik özelliklerinin dört ölçüm ortalaması alındı. Ayrıca Pentacam cihazı yardımı ile santral kornea kalınlığı (CCT) ölçümü yapıldı. Verilerin istatistiksel olarak incelenmesi SPSS 16 Windows paket programı kullanılarak yapıldı. Normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk-W testi ile değerlendirildi. Normal dağılıma uyan parametrik veriler, istatistiksel anlamlılık açısından bağımlı t testi testi, normal dağılıma uymayan veya non-parametrik veriler ise Wilcoxon signed ranks testi ile değerlendirildi. Korelasyon analizi için, normal dağılıma uyan parametrik verilerin analizi için Pearson korelasyon testi, normal dağılıma uymayan veya non-parametrik verilerin analizi için ise Spearman rho testi kullanıldı. Elde edilen grup içi İOP'ler arasındaki uyumluluk F testi ile değerlendirildi. P değerinin <0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Hastaların PKP yapılmış gözü Grup 1 (çalışma grubu), opere olmamış keratokonuslu gözleri Grup 2 (kontrol grubu) olarak tanımlandı. Hastaların yaş ortalaması 31.34±11.65 (15-60) idi. Kadın/Erkek oranı 14/21 (%40/%60) idi. Greft çapı 23 (%65.7) hastada 7.75 mm, 9 (%25.7) hastada 7.50 mm, 2 (%5.7) hastada 8 mm, ve 1 (%2.9) hastada 9 mm idi. Tüm sütürlerin alınma tarihi ile ORA ölçümlerinin yapılmasına kadar geçen medyan süre 10 ay (15 gün-492 ay) idi. Grup 1 ve 2'nin elde edilen ortalama değerler sırasıyla; CH: 9.35±1.66, 8.18±1.84 mmHg; p=0.013, CRF: 9.48±1.96, 7.14±2.05 mmHg; p<0.001, İOP(cc): 16.90±4.32, 14.26±3.69 mmHg; p=0.004, İOP(g): 15.45±4.61, 10.91±3.97 mmHg; p<0.001, İOP(apl): 14.26±3.11, 13.09±2.54 mmHg; p=0.046 ve CCT: 545.64±60.82, 442.60±68.14 μM; p<0.001 idi. İki grup arasında bu değerlerin tamamı açısından istatistiksel anlamlı fark saptandı. Medyan WS değeri Grup 1'de 4.10 (2.20-7.50) tespit edilirken, Grup 2'de ise 5.10 (1.20-8.50) olarak tespit edildi (p=0.376). Çalışmamızda yaş ile kornea biyomekanik parametreleri arasındaki istatistiksel anlamlılık ve korelasyon analizinin değerlendirilmesinde; Grup 2'de yaş ile CH ve CRF arasında çok zayıf negatif korelasyon (r=-0.216, -0.242) bulunması dışında, istatistiksel olarak anlamlı sonuç veya korelasyon saptanmadı. Grup 2 gözlerdeki kornea biyomekanik özelliklerinin cinsiyetler arasındaki farkı incelendiğinde CH (8.69 vs7.84 mmHg; p=0.186) ve CRF (7.61 vs 6.82 mmHg; p=0.275) değerlerinin kadınlarda daha yüksek olduğu izlenmesine karşın aradaki fark istatistiksel olarak anlamsız bulundu. CH değeri ile CRF değeri arasında; Grup 1'de orta düzeyde (r=0.444), Grup 2'de yüksek pozitif korelasyon (r=0.770) saptandı. CH değeri ile İOP(cc) değeri arasında; hem Grup 1'de, hem Grup 2'de orta düzeyde negatif korelasyon (r=-0.426, r=-0.423) saptandı. CH ile İOP(g), İOP(apl), CCT ve arasında; hem Grup 1'de, hem Grup 2'de korelasyon saptanmadı. CRF değeri ile İOP(cc) arasında; Grup 1'de zayıf (r=0.334), Grup 2'de çok zayıf pozitif korelasyon (r=0.178) saptandı. CRF ile İOP(g) arasında; Grup 1'de yüksek (r=0.663), Grup 2'de orta düzeyde pozitif korelasyon (r=0.575) saptandı. CRF ile İOP(apl) arasında; hem Grup 1, hem de Grup 2'de zayıf pozitif korelasyon olduğu saptandı (r=0.277, r=0.298). CRF ile CCT arasında; Grup 1'de korelasyon izlenmezken (r=0.075), Grup 2'de çok zayıf pozitif korelasyon (r=0.237) olduğu izlendi. İOP(cc) ile İOP(g) arasında; Grup 1'de çok yüksek (r=0.911), Grup 2'de orta düzeyde pozitif korelasyon (r=0.771) saptandı. İOP(cc) ile İOP(apl) arasında; hem Grup 1, hem de Grup 2'de zayıf pozitif korelasyon olduğu saptandı (r=0.357, r=0.371). İOP(g) değeri ile İOP (apl) arasında; hem Grup 1, hem de Grup 2'de zayıf pozitif korelasyon olduğu saptandı (r=0.362, r=0.384). CCT değerinin, Grup 1'deki hiçbir kornea biyomekanik parametresi ile korelasyonu bulunmadığı ancak Grup 2'de CRF değeri (r=0.237) ile çok zayıf, İOP(cc) değeri (r=0.487) ile zayıf ve İOP(g) değeri (r=0.529) ile orta düzeyde pozitif korele olduğu izlendi. İOP'ler arasındaki uyuma bakıldığında; İOP(apl) değeri ile İOP(cc) Grup 1 ve 2'nin grup içi korelasyon katsayıları R1 sırasıyla, (ICC)=0.276 [% 95 CI (Güven aralığı)=-0.027-0.543, p=0.022, F testi], 0.330 (CI= 0.019-0.588, p=0.019, F testi). İOP(apl) değeri ile İOP(g) Grup 1 ve 2'nin grup içi korelasyon katsayıları R1 sırasıyla, ICC=0.327 [% 95 CI=0.010-0588, p= 0.023, F testi], 0.291 (CI=-0.013-0.556, p= 0.019, F testi). İOP(cc) değeri ile İOP(g) Grup 1 ve 2'nin grup içi korelasyon katsayıları R1 sırasıyla, İCC=0.866 [% 95 CI=0.563-0.947, p<0.0001, F testi], 0.559 (CI=-0.073-0.828, p <0.0001, F testi). SONUÇ: Sonuç olarak, kornea biyomekaniklerinin iyi anlaşılması; FFK ve keratokonus ayırıcı tanısı başta olmak üzere diğer kornea hastalıklarının patofizyolojisinin açıklığa kavuşturulmasında ve kornea cerrahilerinin biyomekanik değerler üzerine etkisi ve tedavilerinin geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Literatürde mevcut farklı değerler kornea biyomekaniklerini etkileyen belirlenmiş parametreler dışında farklı etkenlerin olabileceği görüşü lehinedir. Keratokonuslu kornealarda kornea transplantasyonu ile biyomekanik değerler normal değerlere yakın düzeye gelmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Kornea biyomekanik özellikleri; ORA; keratokonus; PKP.

BiyomekanikCerrahi-gözGöz hastalıkları+3
Hamıdu Hamısı Gobeka
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi ve yöntemi

ÖZETAMAÇ: Yeni bir sistem ve yöntem olan, `'Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi ve yöntemi'' olarak isimlendirilen sistem ve yöntemin, 1000 cSt ve 5000 cSt silikon yağının çıkarılmasındaki etkinliğini araştırmak.GEREÇ-YÖNTEM: Şubat 2010-Mart 2012 tarihleri arasında VRC birimimizde PPV uygulanıp, `'Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi'' ile 1000 cSt (Grup 1; 133 olgu) ve 5000 cSt (Grup 2; 16 olgu) silikon yağı çıkarımı yapılan 149 olgunun 149 gözü çalışmaya alındı. Tüm olguların tanıları, silikon yağı kalım süresi, silikon yağı alım süreleri, ek cerrahi işlemler, sklerotomi sayıları/sütür gerekliliği ve ameliyat sırasında ve ameliyat sonrasında görülen komplikasyonlar, düzeltilmiş görme keskinliği değişimleri (LogMar) ve GİB değişimleri değerlendirildi.BULGULAR: Grup 1 ve grup 2'de PPV öncesi, silikon yağı alımı öncesi ve son kontroldeki düzeltilmiş görme keskinliği sırası ile LogMar; [2,16±0,97, 1,39±0,74, 1,23±0,88], [2,17±0,77, 1,66±0,83, 1,40±1,05] olarak bulundu. Grup 1'de ameliyat sırasında 1 komplikasyon, grup 2'de ise komplikasyon görülmedi. Grup 1'de ameliyat sonrası takiplerde; 13 olguda değişik komplikasyonlar, grup 2'de ise 1 olguda komplikasyon görüldü. Grup 1 ve grup 2'de silikon yağı çıkarımı ameliyatı sonrası dönemde ortalama takip süresi; 7,2±6,2 ay, 4,6±3,2 ay, ortalama silikon yağı kalım süresi; 8,5±3,5 ay, 10,7±6,2 ay, ortalama silikon yağı çıkarımı cerrahi süresi sırası ile 141,7±37,7 sn, 426,6±102,2 sn, sklerotomi/sütür; 293/210, 37/26, lensin durumu; fakik/psödofakik/afak 57/69/7, 8/8/- idi. Grup 1'de silikon yağı çıkarımı ameliyatı sonrası toplam 133 olgudan 40 olgu anti-glokomatöz tedavi almaktaydı. Bu olgulardan 9 olguda GİB tedaviye rağmen 21 mmHg ve üzerinde idi. Bu olgulardan 2'sine Mitomisinli trabekülektomi ameliyatı, 2 olguya Ahmed Glokom Valvi ameliyatı yapılarak GİB kontrol altına alındı. 133 olgunun 23'ünde silikon yağı alımı ameliyatı sonrası 1. günde hipotoni saptandı. Grup 2'deki toplam 16 olgudan 2 olgu silikon yağı çıkarımı ameliyatı sonrası anti-glokomatöz tedavi almaktaydı. 16 olgunun 1'inde silikon yağı alımı ameliyat sonrası erken dönemde hipotoni saptandı. Grup 1 ve grup 2'deki olgulara silikon yağı alımı sırasında çeşitli ön-arka segment girişimleri uygulandı.SONUÇ: `'Doğanay silikon yağı çıkarımı sistemi ve yöntemi? 1000 cSt silikon yağı alımında; hızlı, güvenilir, kolay, ekonomik ve etkilidir.

Cerrahi-gözRetinaSilikon yağları+2
Derya Kütükde
İnönü University
2012
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Şaşılık cerrahisinin refraksiyon ve biyometri ölçümleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmaya Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğine başvuran ve şaşılık nedeniyle ameliyat edilen 100 hastanın 145 gözü dahil edildi. Hastalar iç rektus kas cerrahisi yapılanlar (grup 1), dış rektus cerrahisi yapılanlar (grup 2) ve hem iç hem de dış rektus cerrahisi yapılanlar (grup 3) olarak 3 gruba ayrıldı. Hastaların biyometri ve refraksiyon değerleri ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 2. hafta ve 6.ayda ölçüldü. Cinsiyetler arasında hiçbir parameterede anlamlı fark bulunamadı. Aksiyel uzunlukta tüm hastalarda (23.47±1.19 -> 23.49±1.19 -> 23.52±1.22) ve özellikle grup 2 de (23.47±1.18 -> 23.49±1.18 -> 23.53±1.21) anlamlı uzama olduğu görüldü. Santral kornea kalınlığındaki değişim (551.74±35.41 -> 549.38±35.53 -> 551.36±35.69) geç dönemde gerilemiştir. Ön kamara derinliği, Korneal çap ve Lens kalınlığında anlamlı değişim saptanmadı. Düz meridyen değeri tüm hastalarda (42.87±1.55 -> 42.92±1.55 -> 42.77±1.56) ve özellikle grup 2 hastalarda (42.94±1.55 -> 42.99±1.56 -> 42.85±1.56) anlamlı değişim gösterirken dik meridyende belirgin anlamlı değişim görülmedi. Sferik ekivalanda ise bütün hastalar (-0.87±3.11 -> -1.05±3.07) ve özellikle grup 2 hastalarda (-0.80±2.28 -> -1.0±2.28) miyopik kayma kısa dönemde anlamlıydı Bütün veriler değerlendirildiğinde anlamlı olsun veya olmasın erken dönemde oluşan değişimler geç dönemde gerilemektedir. Bu sebeple cerrahi sonrası takiplerde olası biyometrik ve refraktif değişimler göz ardı edilmemesi, gözlük için ileri dönem beklenilmesi önerilmektedir. Tüm kas ve çeşitteki cerahi müdahaleleri içeren, daha fazla hasta sayısını içeren daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: şaşılık, cerrahiye bağlı biyometri, cerrahiye bağlı refraksiyon

BiyometriCerrahi-gözGöz+3
Abdullah Divarcı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt oblik kas zayıflatma girişimlerinde etkinlik değerlendirilmesi

Alt oblik kas hiperfonksiyonu(AOHF) tedavisinde farklı cerrahi prosedürler uygulanmaktadır. Miyektomi, dizinsersiyon, geriletme ve anteropozisyon bu amaçla en sık kullanılan yöntemlerdir. Farklı çalışmalarda bu cerrahi yöntemleri başarı oranları belirtilmiştir. Cerrahlar başarı oranları, kolay uygulanması ve avantaj-dezavantaj özelliklerine bakarak değişik yöntemleri tercih etmektedir. Bu çalışmada AOHF'u olan128 hastanın 207 gözüne tenotomi, AOHF ve DVD'si olan 55 hastanın 104 gözüne anteropozisyon uygulandı. Operasyon sonrası 1.ay, 3.ay ve son muayene verileri değerlendirildi. Dizinsersiyon uygulanan gözlerde %95,65 başarı , %2,41 rezidüel hiperfonksiyon ve %1,93 lük hipofonksiyon oranları saptanırken, anteropozisyon uygulanan gözlerde %87,5 başarı, %10,57 rezidüel hiperfonksiyon ve %1,92 hipofonksiyon oranları tespi edildi. Hiçbir hastada adherens sendromu ya da anti-elevasyon sendromu görülmedi. Sonuç olarak, AOHF tedavisinde dizinsersiyonun düşük komplikasyon riski ve tatmin edici sonuçlar verdiğini düşünüyoruz. AOHF ve DVD'nin birlikte olduğu olgularda anteropozisyon işlemi uygun bir tedavi şeklidir. Her iki yöntemin de etkili ve güvenilir cerrahi yöntemler olduğu saptanmıştır.

Cerrahi-gözGen aktarımıGöz+3
Faruk Balıca
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pseudoeksfoliasyon sendromlu olgularda fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası görme keskinliği ve göz içi basınç değişimi

Amaç: Pseudoeksfoliasyon sendromlu (PES) olgularda fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) ve göz içi basınç (GİB) değişimini incelemek. Yöntem: Kasım 2013 ve Mayıs 2017 arasında Dumlupınar Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda aynı cerrah tarafından fakoemülsifikasyon ameliyatı yapılan 749 olgu retrospektif olarak incelendi. Çalışmaya dahil edilen 181 olgu 2 gruba ayrıldı. PES'li 61 olgu grup 1 PES olmayan 120 olgu grup 2 (kontrol) olarak belirlendi. Ameliyat öncesi ve sonrası EİDGK ve GİB değişimi 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda değerlendirildi. Bulgular: Ameliyat sonrası ortalama EİDGK her iki grupta da benzer şekilde 1. gün, 1. hafta ve 1. ayda anlamlı olarak artış gösterdi (p<0.01). Ortalama EİDGK iki grup arasında tüm takiplerde istatistiksel anlamlı farklılık göstermedi. Ameliyat öncesi ortalama GİB, grup 1'de 17,51±3,57 mmHg, grup 2'de 17,54±3,82 mmHg idi. Ortalama GİB ameliyat sonrası 1. günde her iki grupta da hafif fakat istatistiksel olarak anlamsız artış gösterdi (sırasıyla, +1,08 ± 4,60 mmHg, p=0,071, ve +0,08 ± 3,54 mmHg, p=0,797). Ortalama GİB ameliyat sonrası 1. Hafta (sırasıyla, -0,60 ± 2,83 mmHg, p=0,107, ve -1,10 ± 2,60 mmHg, p<0,01) ve 1. ayda (sırasıyla, -2,42 ± 2,50 mmHg, p<0,01, ve -2,01 ± 2,69 mmHg, p<0,01) anlamlı düşüş gösterdi. Ortalama GİB iki grup arasında tüm takiplerde istatistiksel anlamlı farklılık göstermedi. Ameliyat sırasında komplikasyon olarak grup 1'de 1 olguda (%1,6), grup 2'de 1 olguda (%0,8) zonül diyalizi görüldü. Sonuç: GİB hem PES'li hem de PES olmayan gözlerde katarakt cerrahisi sonrası ilk günde geçici artma eğilimindedir. Bununla birlikte bir ay sonunda iki grupta da benzer şekilde anlamlı düşüş gösterir. PES'li gözler normal gözlere kıyasla katarakt cerrahisinde daha yüksek komplikasyon riski taşırlar ancak deneyimli cerrahlar ile komplikasyon oranları normal gözlerle benzerdir ve ameliyat sonrası aynı oranda görme keskinliği artışı sağlanır. Anahtar kelimeler: fakoemülsifikasyon, görme keskinliği, göz içi basıncı, pseudoeksfoliasyon sendromu

Cerrahi-gözFakoemülsifikasyonGörme keskinliği+2
Seyit Çevik
Kütahya Dumlupınar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki asistan doktorların fakoemülsifikasyon cerrahisi öğrenim eğrilerinin retrospektif olarak değerlendirimesi

Amaç: Kliniğimizdeki asistan doktorların katarakt cerrahisi öğrenim eğrilerinin ve cerrahi sonuçlarının geriye dönük olarak incelenmesi Gereç ve Yöntem: Eylül 2019 ile Ocak 2021 tarihleri arasında, uzman doktor gözetiminde asistan doktorlar tarafından fakoemülsifikasyon cerrahisi yapılan 301 hastanın 339 gözü geriye dönük olarak tarandı. Üç asistan doktorun cerrahiye başlangıç vakaları (n=83) ve sonraki vakaları (n=256), demografik özellikler, cerrahi risk faktörleri, ameliyat tamamlama oranları, cerrahi sırasında ve sonrasında gelişen komplikasyonlar, cerrahi sonuçları ve en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK) açısından karşılaştırıldı. Komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastalar karşılaştırılarak cerrahi risk faktörleri belirlenmeye çalışıldı. Bulgular: Demografik özellikler, ve cerrahi risk faktörleri açısından başlangıç vakaları ile sonraki vakalar arasında istatistiksel olarak fark saptanmadı. Başlangıç vakalarındaki genel komplikasyon oranı %19,3 bulundu. Sonraki vakalarda bu oran, %6,2'ye geriledi. Komplikasyon oranlarındaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı. Ameliyat tamamlama oranları %66,3'ten, %96,9'a yükseldi. Ameliyat sonrası görme keskinliğindeki artış iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı artış gösterdi. Komplikasyon gelişen ve gelişmeyen gözlerdeki EİDGK artış oranları arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmadı. Buna karşın ek oküler hastalığı olan gözlerdeki EİDGK artışı, oküler hastalığı olmayan gözlerdeki artışa oranla anlamlı olarak düşük bulundu. Sonuç: Cerrahi yeterliliğin, cerrahi deneyim arttıkça geliştiği görülmüştür. Kliniğimizdeki asistanların katarakt cerrahisi eğitimi hasta güvenliği, cerrahi sonuçlar ve öğrenim eğrisi açısından literatüre benzerdir. Anahtar kelimeler: katarakt, asistan eğitimi, öğrenim eğrisi, fakoemülsifikasyon eğitimi

Cerrahi-gözDoktorlarFakoemülsifikasyon+6
Zeynep Zahide Güllülü
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Derin Anterior Lameller keratoplasti (DALK) anatomik ve fonksiyonel sonuçları

Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları anabilim Dalı'nda DALK endikasyonu konulan ve Ocak 2015- Haziran 2021 tarihleri arasında bu endikasyonla operasyona alınan 120 hastanın verileri derlendi. Çalışmada hastaların, demografik verileri, cerrahi endikasyonları, intra-operatif komplikasyonları, post-operatif komplikasyonları, post-operatif uygulanan tedavileri, pre-operatif ve post-operatif görme keskinliğine ait verileri, otorefraktometreden elde edilen verileri ve korneal topografiden elde edilen verileri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 31,5 yıl ve erkek cinsiyet oranı %51,7'dir. Vakaların %15,8'ine intraoperatif dönemde PK uygulandı. İntraoperatif PK uygulanması üzerine en etkili faktörün diseksiyon tipi ve makro perforasyon gelişmesi durumu olduğu saptandı. DALK uygulanan hastalarda en sık gözlenen komplikasyonların çift ön kamara gelişmesi (%9,9) ve erken sütur gevşemesi olduğu bulundu (%7,9). Postoperatif dönemde sekiz hastada katarakt, altı hastada glokom geliştiği ve toplam yedi hastaya PK uygulandığı gözlendi. Postoperatif dönemde otorefraktometreden elde edilen refraksiyon ve keratometri değerleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0,05). Postoperatif dönemde korneal topografide ölçülen simK1 değeri distrofi grubunda, hem keratokonus grubuna göre hem de herpes grubuna göre düşük saptandı ancak anlamlı bulunmadı (p=0,133). SimK2 değeri ise keratokonus grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,010).Çalışma sonucunda elde ettiğimiz verilere göre hastaların operasyon sonrası dönemde hem klinik muayene hem otorefraktometre hem de korneal topografi verilerine göre takip edilmesi oldukça büyük önem arz etmektedir. Özellikle DALK sonrası katarakt cerrahisi uygulandığında çok dikkatli ve özenli olunmalıdır yoksa operasyon sırasında greftin zarar görme ihtimali yüksektir.

Cerrahi-gözGöz hastalıklarıKeratokonus+3
Murat Mercanlı
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Günübirlik cerrahi ile katarakt ameliyatı olan hastalara verilen taburculuk eğitimi ile telefonla hasta izleminin hastaların iyileşme sürecine ve günlük yaşam aktivitelerine etkisinin değerlendirilmesi

Günübirlik Cerrahi ile Katarakt Ameliyatı Olan Hastalara Verilen Taburculuk Eğitimi ile Telefonla Hasta İzleminin Hastaların İyileşme Sürecine ve Günlük Yaşam Aktivitelerine Etkisinin Değerlendirilmesi Bu araştırma Uludağ Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Göz Kliniğinde günübirlik cerrahi ile katarakt ameliyatı olan hastalara (n=72 müdahale; n=72 kontrol grubu) verilen taburculuk eğitimi ile telefonla hasta izleminin hastaların iyileşme sürecine ve günlük yaşam aktivitelerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri Şubat-Haziran 2017 tarihlerinde veri formu ve hasta izlem formu ile toplanmıştır. Hastaların taburculuk eğitiminde yaşam modeline göre hazırlanmış bilgisayar destekli eğitim ve eğitim kitapçığı kullanılmıştır. Veriler SPSS-20 ile değerlendirilmiştir. Bulgular sayı ve yüzde, ortalama ve standart sapma olarak verilmiş, analizlerde Pearson Ki- Kare, Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Müdahale grubundaki hastaların yaş ortalaması 67,74±11,42 bulunmuştur; kontrol grubundaki hastaların yaş ortalması ise 69,74±10,8'dir. Hastaların katarakt ameliyatı sonrasına ilişkin bilgi düzeyleri ortalamaları müdahale grubunda 1,38±1,74;kontrol grubundaki ise1,04 ± 1,16'dir. Hastalara planlı olarak verilen taburculuk eğitiminin yaşam modelinde yer alan bazı parametreleri olumlu etkilediği görülmüştür. Göz damlalarını damlatma, eski gözlüklerini kullanma, gözün zarar görmesini önlemek için yapmaları gerekenleri bilme, doktoru aramaları gereken durumları ayırt edebilme, ameliyatlı gözün etkilenmesine yol açacak durumların farkında olma, bireysel hijyen, hareket ve uyku ile ilgili parametrelerde gruplar arasındaki fark anlamlıdır(p<0,05).Hareketle ilgili tüm parametrelerde müdahale ve kontrol grubundaki hastaların endişe durumları arasındaki fark anlamlıdır ve müdahale grubundaki hastaların endişelenme durumu yüksek bulunmuştur (p<0,05).İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte eğitim verilen grupta ağrı skorlarının tüm günlerde (1., 3. ve 10. gün) daha yüksek olduğu; eğitimin iletişim kurma ve telefon etmeyi, yemek yemeyi ve boşaltımı, cinsel aktiviteyi etkilemediği ve olumsuz bir gelişme olabileceği konusunda endişe yaratmadığı (p>0,05) görülmüştür. Anahtar kelimeler: katarakt, yaşam modeli, taburculuk eğitimi, telefonla hasta izlemi

CerrahiCerrahi-gözGöz+6
Muaz Gülşen
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekstraoküler kasların şaşılık cerrahisi öncesi ve sonrası manyetik rezonans görüntüleme ile değerlendirilmesi

Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'nda Şubat 2019- Mart 2022 tarihleri arasında operasyon olmuş horizontal şaşılığı olan 5 yaş ve üzeri 31 hastanın verileri derlendi. Çalışmada hastaların, demografik verileri, cerrahi endikasyon verilen şaşılık bilgisi, operasyon öncesi muayeneleri, operasyon öncesi planlanan cerrahi ve MRG ile elde edilen verileri kaydedildi. Çalışmamızda orbital manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve LifeX yazılım programı yardımıyla ekstraoküler kasların değerlendirilmesi, ekstraoküler kasların operasyon öncesi ve sonrası değişikliklerin incelenmesini amaçladık. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 17,3 yıl ve erkek cinsiyet oranı %53,3'dür. Hastaların 12'sinde (%38,7) ezotropya 19'unda (%61,3) ekzotropya vardı. 23 hastaya bilateral geriletme, 5 hastaya geriletme ile rezeksiyon ve 3 hastaya bilateral rezeksiyon uygulanmıştı. Geriletme ve rezeksiyon cerrahileri karşılaştırıldığında; rezeksiyon cerrahisi geriletme cerrahisine göre daha büyük yaş grubuna uygulanmıştı (p=0,043). Operasyon sonrası 3. ay kontrollerinde rezeksiyon yapılan gözlerin geriletme yapılan gözlere oranla cerrahi başarısı daha yüksek olduğu saptandı. Geriletme yapılan gözlerde operasyon öncesi kayma miktarı arttıkça operasyon sonrası kalan kayma miktarı arttığı görüldü (r=0,748, p=0,001). Cerrahi plana uyuma bakıldığında; geriletme yapılan kaslarda ±1 mm kabul edilebilir hata payı içerisinde %90 oranla uyum saptandı. Kasların insersiyoların limbusa olan uzaklıkların intraoperatif ve LifeX yazılımı ile ölçümlerin karşılaştırılmasında; MRG ile LifeX yazılımın ±1 mm hata payı içerisinde %94 oranında başarılı ölçüm yaptığı görüldü. Kas hacimleri değerlendirildiğinde; ortalama iç rektusların operasyon öncesi ölçülen kas hacimleri (OÖÖKH) dış rektusların OÖÖKH'lerinden daha fazla bulunmuştur ancak istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p>0,05). Vücut kitle indeksi (VKİ) ile OÖÖKH arasında pozitif yönde çok güçlü bir korelasyon saptanmıştır (r=0,758, p=0,011). Rezeksiyon yapılan kaslarda rezeksiyon yapılan kas miktarı (RYKM) ile hacim değişikliği (HD) ve RYKM ile hacim değişiklik yüzdesi (HDY) arasında pozitif yönde çok güçlü bir korelasyon saptanmıştır (sırasıyla r=0,912, p=0,001 ve r=0,878, p=0,001)

Cerrahi-gözGöz hastalıklarıGöz kasları+2
Gazi Bekir Özçakmakcı
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) anatomik ve fonksiyonel sonuçları

Amaç: Çalışmamızın amacı Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) tedavisini tek merkez deneyimimiz ile inceleyerek bu tekniğin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Hastanesi'nde 2018-2023 tarihleri arasında DMEK yapılan 52 hastada retrospektif olarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların 29'u kadın, 23'ü erkekti. Ortalama yaş 65,9 bulundu. Vakaların lens durumu 5'inin fakik, 44'ünün psödofak, 3'ünün afaktı. Hastaların 43'ünün endikasyonu büllöz keratopati, 2'sinin Fuchs endotelyal korneal distrofi, 4'ünün toksik anterior segment sendromu, 1'inin penetren keratoplasti sonrası dekompanse kornea ödemi, 1'inin travma sonrası kornea ödemi, 1'inin ise Chandler sendromuydu. Hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinliğinin (EİDGK) ve santral kornea kalınlığının (SKK) preoperatif ve postoperatif 6.aydaki değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık görüldü (p=0,001). Korneası saydam hastaların %51'inde postop EİDGK'nin 0.3 LogMAR üzerinde olduğu görüldü. Bu hastaların %25'inde ek retina patolojisi, %12,5'inde glokom, %4,1'inde üveit izlendi. Hastaların %13,4'üne rebubbling işlemi uygulanmış olup bunlarda EİDGK'nin daha az düzeldiği saptandı. Ek olarak rebubbling gereken hastalarda greft yetmezliği, lens kapsül desteği olmayan hastalarda ise Re-DMEK daha sık bulundu. Sonuç: Çalışmamızda DMEK tedavisinin korneanın endotelyal patolojilerinde başarı ile kullanılabildiği görüldü. Rebubbling prosedürü gereken hastalarda görmenin daha az düzeldiği ve greft yetmezliğinin daha sık geliştiği saptandı. Ayrıca DMEK hastalarına ek oküler patolojilerin eşlik edebildiği, bu patolojilerin de görmeyi etkilediği unutulmamalıdır.

Cerrahi-gözDescemet membran endotelyal keratoplastiGöz+7
Tansu Muazzez Baran
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Katarakt cerrahisinde preoperatif ön kamara parametreleri ile postoperatif refraktif sapma arasındaki ilişki

Katarakt Cerrahisinde Preoperatif Ön Kamara Parametreleri ile Postoperatif Refraktif Sapma Arasındaki İlişki Amaç Katarakt cerrahisindeki gelişmelerle birlikte postoperatif refraksiyon çok önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada amacımız fakoemülsifikasyon-intraoküler lens (İOL) implantasyonu cerrahisinin Pentacam ile ölçülen ön kamara açısı (ÖKA), ön kamara hacmi (ÖKH) ve ön kamara derinliğine (ÖKD) olan etkisini araştırmak, bu parametreler ve İOL Master ile ölçülen aksiyel uzunluk (AL) ile postoperatif refraktif sapma arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Hasta ve Yöntem Ocak 2012-Haziran 2014 tarihleri arasında kliniğimizde fakoemülsifikasyon-İOL implantasyonu uygulanan 231 hastanın (105 erkek, 126 kadın) verileri retrospektif olarak değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların dosyalarından yaşları, cinsiyetleri, biyomikroskobik muayene ile tespit edilen katarakt tipleri, Pentacam-Scheimpflug ile ölçülmüş preoperatif ve postoperatif 3. ay ÖKA, ÖKH, ÖKD değerleri, İOL Master ile ölçülmüş preoperatif AL değeri, ameliyat öncesinde hedeflenen refraktif değerleri, SRK-T formülü ile hesaplanan İOL gücü ve postoperatif 3. ayda otorefraktometre ile ölçülmüş refraksiyonların sferik eşdeğeri (sferik değer +silindirik değer/2) kaydedildi. Postoperatif refraktif sapma, Mean Error (ME =postoperatif refraksiyon -hedef refraksiyon) ve Mean Absolute Error (MAE =Mean error'un mutlak değeri) olarak hesaplanıp kaydedildi. Bulgular Katarakt cerrahisi uygulanan hastaların preoperatif ÖKA 30.2 ±12.1, ÖKH 130.7 ±41.2 ve ÖKD 2.6 ±0.4 iken katarakt cerrahisi sonrası ÖKA 42.7 ±5.8, ÖKH 172.1 ±28.2 ve ÖKD 4.1 ±0.7 olarak ölçülüp istatistiki anlamlı olarak artmıştır (p:0.001). Hastaların ME ile ÖKA, ÖKD, ÖKH ve AL arasında istatistiki anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Ayrıca MAE ile ÖKA, ÖKD, ÖKH arasında istatistiki anlamlı korelasyon saptanmamıştır. MAE ile AL arasında düşük veya önemsiz korelasyon hesaplanmıştır. Sonuç Fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrasında ölçülen ÖKA, ÖKH, ÖKD preoperatif değerlere göre anlamlı olarak artmaktadır. Preoperatif ÖKA, ÖKH, ÖKD ve AL ile postoperatif refraktif sapma arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Anahtar kelimeler: Fakoemülsifikasyon, Pentacam, İOL Master, refraktif sapma

Cerrahi-gözFakoemülsifikasyonGöz hastalıkları+7
Betül Şahan
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer pterjiumun cerrahi tedavisinde Mitomisin-C ile birlikte çift katlı titanyum-trombositten zengin fibrin membran otogrefti uygulamasının etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Primer pterjiumun cerrahi tedavisinde mitomisin-C ile birlikte çift katlı titanyum-trombositten zengin fibrin (T-PRF) membran otogrefti uygulamasının etkinliğini değerlendirmek. Gereç ve yöntem: Bu çalışmaya Ocak 2016 – Temmuz 2019 tarihleri arasında kliniğimizde primer pterjium nedeniyle ameliyat olan 104 hastanın 116 gözü dahil edildi. Olgular cerrahi tekniklere göre 3 gruba ayrıldı; 1. grupta (LKO grubu) limbal konjonktival otogreft kullanılan olgular, 2. Grupta (T-PRF grubu) tek katlı T-PRF membran kullanılan olgular, 3. grupta ise (MMC+T-PRF grubu) MMC uygulanarak çift katlı T-PRF membran kullanılan olgular çalışmaya dahil edildi. T-PRF otogrefti, hastaların kendi kanının titanyum tüplerde santrifüj edildikten sonra mekanik kompresyon uygulanarak membran haline getirilmesi ile hazırlanmıştır. Hastaların demografik bilgileri ve ameliyat öncesi göz bulguları, takipteki muayene bulguları, nüks ve komplikasyon gelişimi değerlendirildi. Bulgular: Takip süresi ortalama 16.38±10.26 ay olarak kaydedildi (3-36 ay). Pterjium boyutu ortalama 2.49±0.83 mm (1.1-5.0 mm) olarak ölçüldü. Nazal pterjium 113 (%97.4) olguda, temporal prejium ise 3 (%2.6) olguda saptandı. Ortalama yaş tüm olgularda 51.16±14.61 yıl olarak saptandı (20-86 yıl). Tüm olguların 32'sinde (%27.6) pterjium nüksü tespit edildi. Nüks süresi ortalama 5.20±2.09 ay olarak saptandı. Cerrahi sırasında komplikasyon izlenmedi. LKO grubundaki (n=61) olguların 1'inde (%1,6) 1. haftada aponörotik ptozis saptanmıştır. T-PRF grubunda yer alan olguların (n=30) 1'inde (%3,3) greft kaybı nedeniyle skleral açıklık, 1'inde (%3,3) ise konjonktival granülom saptanmıştır. MMC+T-PRF grubunda ise postoperatif takipte herhangi bir komplikasyon saptanmamıştır. Cerrahi tekniklere göre grupların nüks oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0.023; p<0.05). T-PRF grubunun nüks oranı %46,7, LKO grubunun %19,7, MMC+T-PRF grubunun ise %24,0 olarak saptandı. MMC + T-PRF grubu ile LKO grubunun nüks oranları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: T-PRF membran otogreftinin kolay hazırlanabilmesi, cerrahi süreyi kısaltması, maliyetinin düşük olması ve istenilen boyutta elde edilebilmesi gibi avantajları vardır. MMC+T-PRF tekniğinin başarı oranları, konjonktival otogreft ve limbal konjonktival otogreft tekniklerinin başarı oranlarına benzer sonuçlandı. Bu teknik pterjium cerrahi tedavisinde konjonktival veya limbal konjonktival otogreft uygulanamayacak hastalarda alternatif yöntem olabilir. Standart yöntem olarak kabul edilmesi için daha fazla olgu sayısı ile uzun dönem takipli yeni çalışmaların yürütülmesine ve MMC + T-PRF tekniğinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: otogreft, pterjium cerrahisi, titanyum-trombositten zengin fibrin membran (T-PRF), mitomisin-C (MMC).

Cerrahi-gözMitomisinOtogrefler+2
Rumıl Babayev
Bezmialem Vakıf University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Oküler yüzey hastalıklarında amnion zar transplantasyonu sonuçlarımız

Amaç: Oküler yüzey hastalıklarında amnion zar transplantasyonunun etkinliğini araştırmak.Gereç ve Yöntem: Ocak 2004-Şubat 2009 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na başvuran ve farklı oküler yüzey hastalıkları nedeniyle amnion zar transplantasyonu uygulanan 80 hastanın 80 gözü çalışmaya alındı. Çalışma geriye dönük olarak hasta dosyaları taranarak yapıldı. Hastaların ön segment muayeneleri ve aydınlanıyorsa fundus muayeneleri yapıldı. Fundusu aydınlanmayan hastalara oküler USG yapıldı. Kornea ülseri tanısı konulan hastalardan sitoloji ve kültür örnekleri alındı. Hastalara yapılacak cerrahi işlem ve olabilecek komplikasyonlar hakkında bilgi verilerek aydınlatılmış onam formu alındı. Hastalar ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve sonrasında yıllık rutin kontrole çağrıldı. 1.ayda sütürler alındı.Bulgular: Olguların 37'si (%46,3) erkek, 43'ü (%53,8) kadın idi. Ortalama yaş 51,8±20,07 idi (2-87). Olguların etiyolojilerine bakıldığında 26'sında kornea ülseri, 17'sinde korneal incelme, 11'inde desmatosel, 8'inde büllöz keratopati, 7'sinde semblefaron, 2'sinde kimyasal yanık, 2'sinde konjonktival kitle, 2'sinde implant açığa çıkması, bir hastada sklera ve bir hastada da kornea penetrasyon tamiri sonrası olmak üzere 2 hastada oküler yüzey rekonstrüksiyonu, 1'inde nörotrofik keratit, 1'inde korneal amiloidoz, 1'inde sızdıran bleb mevcuttu. Olguların 10'nuna (%12,5) tek kat amnion zarı, 70'ine (%87,5) çok katlı ( 2 olguda tıkaçla birlikte) amnion zarı uygulandı. 28 olguya (%35) örtü tekniği, 52 olguya (%65) greft tekniği uygulandı. Çalışmaya alınan 80 hastanın 47'sine(%58.75) PPK planlandı. 8 hastaya(%10) 2. ameliyat olarak amnion zar transplantasyonu ya da amnion zar transplantasyonu ile kombine olarak korneal yama uygulandı. 2 (%2,5) hastaya enükleasyon uygulandı.Sonuç: Amnion zarının kolay hazırlanması ve maliyetinin çok yüksek olmaması gibi avantajları mevcuttur. Amnion zar transplantasyonu oküler yüzey hastalıklarında güvenilir ve etkin bir yöntemdir.Anahtar Sözcükler: Amnion zar transplantasyonu, oküler yüzey hastalıkları, transplantasyon teknikleri

AmnionAmnionCerrahi-göz+4
Derya Cindarik
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trabekülektominin oküler kan akımı ve oküler puls amplitüdüne etkisi

Amaç: Glokomlu hastalarda trabekülektominin göz içi basınç, oküler kan akımı, oküler puls amplitüd üzerine etkisini araştırmakGereç ve yöntem: Eylül 2009 - Aralık 2010 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göz Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğine başvuran, primer açık açılı glokom tanısı alan ve operasyonu planlanan 25 hastanın 25 gözü prospektif olarak incelendi. Tüm gözlere ameliyat öncesi sırasıyla Pascal dinamik kontür tonometre (DKT) ile göz içi basıncı (GİB) ve oküler puls amplitüdü ölçümü (OPA), Goldmann applanasyon tonometresi (GAT) ile GİB ölçümü, santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümü, renkli doppler ultrasonografi görüntüleme tekniği ile kısa posterior siliyer arter (KPSA) kan akım ölçümü yapıldı. Çalışmaya alınan tüm gözlere, trabekülektomi ameliyatı uygulandı. Postoperatif 1.ay ölçümler tekrarlandı. Operasyon öncesi ve sonrası yapılan ölçümler istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Ameliyat öncesi sırasıyla DKT, GAT ile ölçülen GİB, OPA ve nazal ve temporal KPSA rezistif indeks (RI) değerleri; 26,55±4,28, 26,92±4,75, 4,06±0,90 ve 0,61±0,07, 0,62±0,10 bulundu. 1 ay sonraki ölçümler DKT, GAT, OPA, nazal ve temporal KPSA RI; 14,36±2,49, 14,16±2,44, 2,52±0,56, 0,49±0,09 ve 0,52±0,09 saptandı. GİB ve OPA'daki azalma istatistiksel olarak (p<0,001, p<0,001) anlamlı bulundu. Nazal ve temporal KPSA RI (p<0,001, p:0,001) değerlerindeki düşüşte istatistiksel olarak anlamlı idi.Sonuç: Ameliyat öncesine göre ameliyat sonrasında GİB, OPA değerlerinde azalma, nazal ve temporal KPSA maksimum, minimum, ortalama kan akım hızında artış, RI değerlerinde azalma saptandı. OPA ile nazal KPSA RI arasında güçlü pozitif korelasyon izlendi. Bu bulgular altında OPA değerinin glokom takibinde kullanılabilecek, oküler kan akımı ve rezistif indeks hakkında bilgi verebilecek faydalı bir gösterge olabileceği kanısına varıldı.

Cerrahi-gözGlokomKan akış hızı+3
Ayşe Sevgi Tandoğan
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda şaşılık cerrahisinde sevofluran ve sevofluran-desfluran anestezisinin hemodinami, derlenme ve erken ajitasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Çocuklarda Şaşılık Cerrahisinde Sevofluran ve Sevofluran-Desfluran Anestezisinin Hemodinami, Derlenme ve Erken Ajitasyon Üzerine Etkilerinin KarşılaştırılmasıAmaç: Çalışmamızda şaşılık cerrahisi uygulanan çocuklarda sevofluran anestezisi ve sevofluran ile indüksiyon sonrası desfluran anestezisinin hemodinami, derlenme ve erken ajitasyon üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Danışma Kurulu onayı ve ebeveynlerin yazılı ve sözlü izni alınarak, elektif şaşılık cerrahisi uygulanacak American Society of Anesthesiology (ASA) I-II grubu, 2-10 yaşları arasında 42 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastalar rastgele seçimle 2 gruba ayrıldı.Anestezi indüksiyonu, uygun yüz maskesi kullanılarak, % 6-8 konsantrasyonda sevofluran, % 50 azot protoksit ve % 50 oksijen karışımı ile sağlandı. Anestezi idamesi grup 1'de sevofluran konsantrasyonu % 1-2, grup 2'de desfluran konsantrasyonu % 4-6 olacak şekilde sağlandı.Olguların sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, periferik arteriyel oksijen satürasyonu değerleri kaydedildi. Kayıtlar indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası, entübasyon sonrası, cerrahinin 15. dk, 30. dk, 45. dk ve 60'ncı dakikalarını kapsadı. Operasyon süresi, ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet, oryantasyon süreleri ile bulantı-kusma, laringospazm ve diğer yan etkiler kaydedildi.Operasyon bitiminde postoperatif 1. dk, 5. dk, 15.dk, 30.dk, 60. dakikalarda hemodinamik parametreler ve Modifiye Aldrete Derlenme Skoru, Pediatrik Anestezi Deliryum Skalası ve Watcha Davranış Skalası değerleri kaydedildi.Bulgular: Demografik veriler birbirine benzerdi. Yapılan ölçümlerde sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, SpO2 değerlerinin benzer olduğu gözlendi. Ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet, oryantasyon süreleri Grup 2'de Grup 1'den daha kısa saptandı. Modifiye Aldrete Derlenme Skoru, Pediatrik Anestezi Deliryum Skalası ve Watcha Davranış Skalası değerleri bakımından gruplar arasında istatistiksel açıdan fark saptanmadı. Hiçbir olguda öksürük, nefes tutulması, laringospazm görülmedi.Sonuç: Sevofluran ve sevofluran ile indüksiyon sonrası desfluran anestezisi uygulanan çocuklarda hemodinamik değişikliklerin, derlenmenin, postoperatif ajitasyonun ve bulantı-kusmanın benzer olması, buna karşın desfluran anestezisinin daha kısa ekstübasyon, göz açma, uyarılara riayet ve oryantasyon süreleri sağlaması nedeniyle çocuklarda anestezi idamesinde sevoflurana tercih edilebileceği kanısına varıldı.Anahtar Sözcükler: Sevofluran, desfluran, hemodinamik parametreler, derlenme, erken ajitasyon.

AnestetiklerAnesteziAnesteziden ayılma dönemi+5
Meziyet Saraç Ahrazoğlu
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konjonktivoşalazis olgularında amniyon zar uygulama sonuçları, konjonktivoşalazis histopatolojisinin ışık ve elektron mikroskobik değerlendirilmesi

Amaç: Konjonktivoşalazis hastalarında konjonktival eksizyon ve amniyon zar uygulamasının etkinliğini araştırmak, konjonktivoşalaziste konjonktival dokuda meydana gelen patolojik değişikliklerin değerlendirilmesiGereç ve Yöntem: Haziran 2009 ? Mart 2012 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı'na oküler yüzey semptomları nedeniyle başvuran ve yapılan oftalmolojik muayenede konjonktivoşalazis saptanan 19 hastanın 19 gözü çalışma kapsamına alındı. Tüm olguların oküler yüzey hastalık indeksi skorlaması yapıldı. Floresein ve Rose ? Bengal boyama ile tespit edilen korneal ve konjonktival boyanma Oxford şemasına göre derecelendirildi. Cerrahi tedavide konjonktival eksizyon sonrası amniyon zar 19 gözün 12' sine fibrin doku yapıştırıcısı ile (grup I), 7' sine ise sütür ile (grup II) uygulandı. Cerrahi sırasında elde edilen doku örnekleri ışık ve elektron mikroskobik olarak incelendi. 1. Ay takiplerinde değerlendirilen semptom skorları, OSDI değerleri, gözyaşı kırılma zamanı ölçümleri, korneal ve konjonktival boyanma skorları cerrahi öncesindeki değerler ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan 13'ü kadın (% 68,4) 6'sı erkek (% 30,6), 19 hastanın 12'si Grup I'de, 7'si Grup II'de olmak üzere, Grup I'deki hastaların yaş ortalaması 66,8±6,9 yıl ve Grup II'deki hastaların yaş ortalaması 58,4±20,5 yıl olarak bulundu. Grupların cerrahi öncesine göre cerrahi sonrası 1. aydaki oküler yüzey hastalığı indeksi skorlarındaki değişimler incelendiğinde, skorların her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde düşüş gösterdiği saptandı (p=0,019 ve p=0,001). Cerrahi tedavi sonrası her iki grupta da cerrahi öncesi farklı evrelerde saptanan korneal ve konjonktival boyanmanın tamamen ortadan kalktığı gözlendi. Hastaların cerrahi sonrası oküler yüzey semptomlarındaki değişimler incelendiğinde, her iki grupta da cerrahi öncesi döneme göre semptomların önemli oranda azaldığı görüldü. Olguların konjonktival doku örnekleri incelendiğinde, 13 olguda (% 68) artmış inflamasyon bulguları, 12 olguda (% 63) lenfatik ektazi, 17 olguda (% 89) goblet hücre kaybı ve olguların tamamında elastik lif harabiyeti saptandı.Sonuç: Konjonktivoşalazis gelişiminde mekanik ve inflamatuar etkenler rol oynamaktadır. Konjonktivoşalazisin cerrahi tedavisinde konjonktival yüzeyin bütünlüğünü yeniden sağlamak amacıyla fibrin doku yapıştırıcısı ya da sütür ile amniyotik zar transplantasyonu etkin bir yöntem olarak kullanılabilir.

AmnionAmnionCerrahi-göz+5
İbrahim İnan Harbiyeli
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Katarakt cerrahisi sonrası ön kamara parametrelerindeki değişiklikler

ÖZETKatarakt Cerrahisi Sonrası Ön Kamara Parametrelerindeki DeğişikliklerAmaç: Fakoemülsifikasyon ve arka kamara intraoküler lens implantasyonu yapılan hastalarda operasyonun ön kamara parametreleri ve göz içi basıncı üzerine etkisini göstermek.Materyal ve Metod: Nisan 2010 ve temmuz 2012 yılları arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı kliniğinde fakoemülsifikasyon ve arka kamara intraoküler lens implantasyonu yapılan 94 hastanın verileri retrospektif olarak incelendi. Hastaların göz içi basıncı aplanasyon tonometrisiyle preoperatif ve postoperatif olarak değerlendirilmişti. Hastaların ön kamara hacmi, ön kamara derinliği, ön kamara açısı ise preoperatif ve postoperatif olarak rotasyonel Scheimpflug kamera Placido disk kombinasyonuyla çalışan Sirius cihazıyla değerlendirilmişti. Preoperatif ve postoperatif değerler karşılaştırıldı. Hastaların yaşı ve cinsiyeti değerlendirildi.Bulgular: Çalışmamıza 94 hasta alındı. Hastaların % 52,13'ü erkek, % 47,87'si kadındı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalamaları 62,1±10,8. Hastaların ortalama preoperatif göz içi basıncı ameliyat öncesi ortalama 14,8± 1,7 iken ameliyat sonrası 14,2±1,8'e düşmüştür. (p=0,0001) Ortanca ön kamara derinliği preoperatif olarak 2,9(1,82-4,29) iken postoperatif 3,7(1,42-5,02) olarak ölçülmüştür. (p= 0,0001) Ortalama ön kamara açısı preoperatif 41,6±8,3 iken postoperatif 51,1±7,1 olarak ölçülmüştür.(p= 0,0001) Ortanca ön kamara hacmi ise preoperatif 143(64-473) iken, postoperatif 179(82-653) olarak ölçülmüştür. (p= 0,004) Sonuç olarak ön kamara hacmi, ön kamara derinliği, ön kamara açısı istatistiksel olarak anlamlı bir yükseliş gösterirken, göz içi basıncı ise istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş göstermiştir.Sonuç: Fakoemülsifikasyon ve arka kamara göz içi lens implantasyonu ön kamara parametrelerinde belirgin değişikliklere yol açmaktadır. Glokomatöz ve non glokomatöz hastalarda Sirius gibi çeşitli Scheimpflug kamera teknikleriyle ön kamara parametrelerindeki bu değişimler çok kolay ve kısa sürede saptanabilmektedir.Anahtar Sözcükler: Ön kamara parametreleri, Scheimpflug kamera, Sirius.

Cerrahi-gözKatarakt çıkartılmasıLensler+2
Dilek Topal
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fakik ve psödofakik olgularda pars plana vitrektomi sonrası silikon tamponat uygulamasının ön segment parametrelerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, pars plana vitrektomi (PPV) sonrası silikon tamponat uygulanan fakik ve psodofakik olgularda ön segment parametrelerindeki değişimlerin incelenmesi, bu değişimlerin PPV sırasında fakik olup kombine fakovitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olgularla, PPV sırasında psodofakik olup sadece vitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olguların karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem:Gaziantep Üniversitesi Göz Kliniği'nde pars plana vitrektomi uygulanan 50 olgunun 50 gözü çalışmaya dahil edildi. Olgular PPV sırasında fakik olup kombine fakovitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olgularla, PPV sırasında psodofakik olup sadece vitrektomi ve silikon tamponat uygulanan olgular olarak iki gruba ayrıldı. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası SiriusR (CSOTM, İtalya) topografi cihazıile elde edilen ön kamara hacmi (ÖKH), ön kamara derinliği (ÖKD), merkezi kornea kalınlığı (MKK), ön kamara açısı (ÖKA) parametreleri değerlendirildi. Bulgular: Her iki grupta da 25 hasta mevcuttu. Grup 1'de ÖKH, ÖKD ve ÖKA değerlerinde ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası anlamlı artış saptanırken (p<0,05); Grup 2'de ise anlamlı değişim izlenmedi (p>0,05). Grup 1 ve Grup 2'nin 1. hafta ve 1. aydaki ön kamara paremetrelerindeki değişim oranları arasında anlamlı fark izlenmedi. Her iki grupta da postoperatif 1. haftada MKK artışı ve 1. ayda MKK'nın yeniden azalması anlamlı bulundu (p<0,05). Sonuç: Kombine pars plana vitrektomi ve silikon tamponand uygulaması ön segment paremetrelerini önemli ölçüde etkilemektedir ve bu değişim ilk bir haftada en belirgin olarak görülmekle birlikte sonrasında bu değişiklikler korunmaktadır. Preoperatif psodofak olanlarda ise ön segment paremetreleri oldukça stabil seyretmiş, klinik anlamlı olmayan değişiklikler bulunmuştur (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Ön segment parametreleri, SiriusR (CSOTM, İtalya) topografi cihazı, silikon tamponat uygulaması

Cerrahi tedaviCerrahi-gözGöz+4
Serhat Kenan
Gaziantep University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaş tip yaşa bağlı maküla dejenerasyonu olan hastalarda fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkilerinin optik koherens tomografi - Anjiografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Yaş tip yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastalarda komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisinin etkisini non invazif olarak Optik Koherens Tomografi – Anjiografi (OKTA) ile değerlendirmek ve uygulanacak anket ile hastaların görsel olarak yaşam kalitelerinin araştırmak Yöntem: Çalışmaya Eylül 2019 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında Yozgat Bozok Üniversitesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Retina Birimi'nde yaş tip makula dejenerasyonuna bağlı neovasküler membran tanısıyla takip edilen hastalardan fakoemülsifikasyon cerrahisi endikasyonu olan 44 hasta ve katarakt cerrahisi endikasyonu olmayan 44 hasta alındı. Özellikle son 6 ay içinde anti-VEGF tedavisi almış hastalar çalışma dışı bırakıldı. Fakoemülsifikasyon öncesi ve postoperatif 1, 3 ve 6. ay kontrollerinde hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinlikleri (EİDGK) kaydedilerek optik koherens tomografi (OKT), OKTA ve fundus otoflöresans (FOF) çekimleri yapıldı. Postoperatif 3 ve 6. aylarda NEI VFQ-25 görsel yaşam kalitesi anketi uygulandı. OKT ve OKTA parametreleri 2 ayrı çalışmacı tarafından değerlendirilerek kaydedildi. Bulgular: Çalışma başlangıcında gruplar arasında yaş, cinsiyet, koroidal neovasküler membran (KNV) tipi ve alanı ile KNV akım alanı ölçümleri açısından fark yok idi. Takiplerde cerrahi ve kontrol grupları arasında membran alanı açısında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Fakat cerrahi grubunda başlangıç ve 6. ay arasında membran alanı değişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001). Cerrahi ve kontrol grupları arasında akım alanı açısından anlamlı fark yoktu (p>0,05). 6. ay vizitinde cerrahi grubunda küçük kalibreli damarda anlamlı azalma (p<0,05), perilezyonel haloda anlamlı artış (p<0,05) tespit edildi; diğer aktivasyon kriterlerinde anlamlı değişim görülmedi (p>0,05). Süperfisial Foveal Dansite (SFD) ölçümleri değerlendirildiğinde cerrahi grubunda preoperatif dönemden 6. aya kadar olan ölçüm sonuçları arasındaki değişim istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştur (p˃0,05). Perilezyonel halo mevcut olan cerrahi ve kontrol grubu hastalarının sadece OKTA ile değerlendirilen 6. ay neovasküler membran alanları anlamlı olarak farklıydı (p˂0,05). OKT ölçümlerinde subfoveal koroid kalınlığında başlangıç ve 6. ay arasında anlamlı fark görülmedi (p>0,05). Başlangıç ve 3. ay değişimine bakıldığında ise gruplar arasında anlamlı fark görüldü (p<0,05). Diğer OKT ölçümleri için gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değişim görülmemiştir (p>0,05). NEI VFQ-25 alt ölçek analizinde kontrol grubunda anlamlı değişiklik görülmezken cerrahi grubunda uzak aktivite puanında anlamlı artış görüldü. Sonuç: Katarakt cerrahisi komplikasyon olup olmamasından bağımsız, neovasküler YBMD progresyondaki risk faktörlerinden biri olarak düşünülmüştür. Katarakt cerrahi yaşa bağlı makula dejenerasyonu olan hastaların görsel yaşam kalitelerini artırıyor olsa da günlük hayatını etkilemeyen kataraktı olan hastalarda fakoemülsifikasyonun ertelenmesi daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Anahtar kelimeler: Yaşa bağlı makula dejenerasyonu, fakoemülsifikasyon, optik koherens tomografi anjiografi.

AnjiyografiCerrahi-gözFakoemülsifikasyon+4
Eyüp Erkan
Yozgat Bozok University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Soğuk ringer laktat ile yapılan vitrektomi ile standart pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Amaç: Soğuk ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektomi ile oda sıcaklığında ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması Materyal-Metod: Bu prospektif karşılaştırmalı çalışmada posterior vitrektomi uygulanan 68 hasta çalışmaya alındı.Hastalar iki gruptada preoperatif randomize olarak seçildi.Soğuk ringer laktat (+4 C°) ile vitrektomi yapılan 36 hasta grup 1 ve oda sıcaklığında ringer laktat (+25 C°) ile vitrektomi yapılan 32 hasta Grup 2 olarak tanımlandı. Hastalar fakik, psödofakik olmalarına ve tamponad olarak silikon ve gaz konulmalarına göre alt gruplarına ayrıldı. Hastaların preoperatif ve postoperatif 1.aydaki santral korneal kalınlık,endotel hücre dansitesi,ortalama hücre alanı,variabilite katsayısı ve hekzogonalite parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Grup 1 ve 2 de preoperatif ve postoperatif korneal parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik yoktu. (p>0,05) Alt gruplara bakıldığında da Grup 1 deki alt gruplarda anlamlı bir değişiklik olmamasına rağmen (p>0,05) , Grup 2 de psödofakik olup gaz konan hasta grubunda santral korneal kalınlık, endotel hücre dansitesi, ortalama hücre alanı ve variabilite katsayısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik mevcuttu. (p=0.008,p=0,011,p=0,011,p=0,048) Sonuçlar: İki grupta da kornea endotel parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmadı.Alt grup analizlerinde ise psödofakik olup gaz konan hastalarda kornea endotel parametrelerinde Grup 1 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişim yokken grup 2 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olması psödofakik hastalarda soğuk ringer laktat kullanmanın daha koruyucu olabileceğini düşürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: İrrigasyon sıcaklığı, kornea endotel parametreleri,vitreoretinal cerrahi

Cerrahi-gözEndotelyumGöz hastalıkları+3
Seda Çeri
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Katarakt cerrahisi hastalarında perioperatif hemodinamik değişikliklerin ve bilişsel fonksiyonların değerlendirilmesi

Amaç: Lokal anestezi altında katarakt operasyonu olan hastalarda sedayon amacıyla feniramin, meperidin ve deksmedetomidinin sedatif, hemodinamik ve postoperatif erken dönem bilişsel fonksiyonlar üzerine etkilerini incelemeyi amaçladık. Yöntem ve Gereç: Prospektif gözlemsel olan çalışmamıza Aydın ADÜTF Ameliyathanesinde lokal anestezi ve sedasyon altında katarakt operasyonu planlanan, 30- 80 yaş arası, ASA I-III 112 olgu alındı. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif dönemde rutin monitorizasyon uygulandı. Sedasyon düzeyleri preoperatif, intraoperatif 20.dakika, postoperatif derlenme odasında Ramsey Sedasyon Skoruyla değerlendirildi. Bilişsel fonksiyonlar için preoperatif, postoperatif 24.saat Mini Mental Test (MMT) uygulandı. Hazırlık odasında hastaların demografik özellikleri, hemodinamik verileri kaydedilip sedasyon uygulandı. Meperidin grubuna 0.5-0.7 mg/kg, feniramin grubuna 0.7- 1 mg/kg, deksmedetomidin grubuna 0,6 mcg/kg yükleme dozunda ilaç 10 dakikalık infuzyon olarak verildi. İntraoperatif ve postoperatif dönemde 10 dakikada bir hemodinamik veriler (OAB, KAH, SpO2), yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Gruplar arasında demografik özellikler açısından farklılık bulunmadı. İntraoperatif dönemde deksmedetomidin grubundaki hastalarda RSS'nun feniramin ve meperidin grubundaki hastalara kıyasla daha yüksek olduğu, daha derin sedasyon sağladığı görüldü (p<0.05). Ayrıca diğer iki gruba kıyasla deksmedetomidin grubunda nabız ve kan basıncı istatistiksel olarak anlamlı oranda azalma gösterdi. Preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki MMT sonuçları üç grupta da benzer bulundu. Her üç ilacın kullanılan dozlarda postoperatif bilişsel fonksiyona önemli etkisinin olmadığı gözlendi. Sonuç: Deksmedetomidin, feniramin ve meperidine kıyasla daha iyi sedasyon sağladığı, postoperatif erken dönem bilişsel fonksiyonlar üzerine olumsuz etkisinin 62 olmadığı, ancak nabız ve kan basıncında azalma yapabileceği göz önüne alınarak katarakt cerrahisi için kullanılabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Fonksiyon, Sedasyon, Katarakt, Deksmedetomidin, Feniramin, Meperidin, Hemodinami. İletişim Adresi: dryaseminhatiboglu@gmail.com

BilişBilişsel işlevlerCerrahi-göz+7
Yasemin Hatiboğlu
Aydın Adnan Menderes University
2019
00

Related subjects