Trade relations
93 theses under this subject heading
Gravity vs conflict: What determines internatinoal trade
This research aims to examine the impact of distance and conflict and their interrelations on the dynamics of foreign trade by using Turkish bilateral trade data. We accept the presumption the distance matter in international trade. However, the gravity model of international trade works only if there is no conflict. This study, therefore, incorporates international conflicts into gravity model of foreign trade. Three main questions have motivated this study: (1) What is the determination of trade performance? (2) Does conflict impacts international trade? (3) Does conflict between trading partners affect Gravity Model? In order to explain different types of conflict on trade relations we defined and measured two types of conflict: Diplomatic, and Security. In our analysis, we also checked the impact of Arab-Spring on trade relation of Turkey. The results based dynamic panel data models, Generalized Methods of Moments (GMM), based on UN COMTRADE data for Turkey from 1990 to 2013 show that our trade model fits well with gravity approach in the case of Turkish foreign trade. The estimation results shows that Diplomatic Conflicts have negative impact on trade in specific cases but also Security Conflicts and Arab Spring effects trade relation negatively. Moreover, in the case of Security Conflicts the positive impact of geographical proximity on trade relations disappears.
Geçiş sonrası Çin'in uluslararası ticarete entegrasyonu
Çin 1978 yılında ekonomik anlamda bir dönüşüm süreci başlatmıştır. Bu dönüşüm süreci kendi dinamikleri çerçevesinde ve herhangi bir özel stratejiye dayanmadan gerçekleşmiştir. Diğer geçiş ekonomilerinden farklı olarak Çin'de ekonomik anlamda bir serbestleşme yaşanırken bu durum siyasi anlamda bir serbestleşmeye dönüşmemiştir. Bugün hala ülkeyi tek parti olan Çin Komünist Partisi yönetmektedir. 1949-1978 yılları arasında merkezi planlamacı ekonomiyi benimseyen Çin 1978 yılından sonra serbest piyasa ekonomisine yönelik reformlar yapmıştır. Bu reformların sonuçları pek çok önemli makro ekonomik göstergeye olumlu olarak yansımıştır. Çin uzun yıllar boyunca yüksek büyüme oranları yakalamış buna ek olarak da ihracat, ithalat ve dış ticaret hacimlerinde dünyanın gelişmiş ülkeleri ile rekabet etmektedir. Yapılan reformlar ile Çin dünyanın fabrikası haline gelmiş ve pek çok önemli uluslararası yatırımcı için cazip bir ülke olmuştur. Başlangıçta ucuz işgücü sayesinde ülkeye gelen şirketlerden piyasa becerileri öğrenilerek ilerleyen dönemde Çin kendi ulusal markalarını yaratmıştır. Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne üyeliği ayrıca bir dönüm noktasıdır. Üyelikten sonra Çin'in dış ticaret hacmi hızla yükselmiş ve küresel ekonomiyle entegrasyon seviyesi artmıştır. Günümüz dünyasında ekonomik ilişkiler ile siyasi ilişkiler bir bütünlük arz etmektedir. Çin bu hususa dikkat ederek uluslararası aktörlerle olan karşılıklı ve çok taraflı ilişkilerine önem vermiştir. Tüm bunlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde Çin'in 1978 sonrasında uluslararası ticarette başarılı bir şekilde entegre olduğu görülmüştür.
Göçmenlerin bulunduğu lokasyondaki ticari ilişkilere yönelme sebebi: Giyim tekstili, Gaziantep Suriyeliler örneği
Gaziantep şehri gerek sınır şehri olması gerek ise ekonomik faaliyetlerin aktif olduğu bir mekân olması sebebiyle pek çok Suriyeli göçmene ev sahipliği yapmış bulunmaktadır. Burada ev sahipliği yaparken özellikle ekonomik anlamda göçmenleri etkilemiş olurken, göçmenlerden de etkilenmiştir. Özellikle tekstil sektörünün Türkiye'deki lokomotif şehirlerinden biri olan Gaziantep şehrinde pek çok Suriyeli göçmenlerinde tekstil alanında iş yeri açmaya başladıkları tespit edilmiştir. Burada özellikle bu sektörün seçilmesinde Gaziantep'in tekstil alanında öncü olması yadsınamazdır. Fakat bunun yanında özellikle bu göçmenlerin neden tekstil alanına yöneldikleri önemli bir konu olup göçmenlerin pek çok farklı sektöre yönelme sebeplerini anlamak için de önemli bir çıktı sağlayacaktır. Burada tekstil alanında iş yeri açan Suriyeli göçmenlerin bu sektörü seçmelerinin temel sebeplerinin kendi ülkelerinde bu sektörde çalışmış oldukları işi yapmak ve kendi kültürlerine uygun olan ürünlere daha çabuk ulaşma çabası olduğu karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Zorunlu göç, Tekstli sektörü, Suriyeli göçmenler, İş yeri Açma, Entegrasyon
Türkiye'nin Bosna-Hersek ile olan siyasi ve iktisadi ilişkileri (1990-2010 dönemi)
Uluslararası arenada devletler birbirleriyle diplomatik ilişkilerini geliştirmeye özen göstermektedir. Birçok ülke karşı tarafla kendi ulusal çıkarı için ilişkiler kurmaktadır. Fakat, Türkiye ve Bosna-Hersek'in ilişkileri bu çıkar ilişkisinden çok ötededir. Türkler ve Boşnaklar uzunca süre aynı kaderi paylaşmışlardır. Birbirlerine kültürel ve dini yönden sıkı sıkıya bağlanmışlardır. Günümüzde ise bu ilişkiler yine aynı özenle devam etmektedir. Bu çalışmada, Türkiye ve Bosna-Hersek'in 1990-2010 tarihleri arasındaki siyasi ve iktisadi ilişkileri ele alınmaktadır. Türklerin ve Boşnakların günümüzdeki ilişkilerini en iyi şekilde anlayabilmek için bu çalışma, Osmanlı Devleti dönemi Bosna'daki durumdan başlanılmıştır. İleriki bölümlerde Yugoslavya Krallığı ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti zamanlarındaki Bosna'da tez çalışmasında yer almaktadır. İki devletin siyasi ve iktisadi ilişkilerini zorlanmadan anlayabilmek için Bosna-Hersek'in idari ve siyasi yapısı detaylı bir şekilde bu çalışmada kendine yer bulmuştur. Tez çalışmasının esas bölümlerini oluşturan başlıklar ''Türkiye ve Bosna-Hersek Arasındaki Siyasi İlişkiler'' ve ''Türkiye ve Bosna-Hersek Arasındaki İktisadi İlişkiler'' olarak belirlenmiştir. Bu bölümlerde iki devletin siyasi ve iktisadi anlaşmaları ile birbirleriyle olan siyasi ve iktisadi işbirlikleri açıklanmaktadır. Bu çalışmanın hipotezi ise Türkiye'nin Bosna-Hersek'e olan yardımları ile Bosna-Hersek'in kendi ayakları üzerinde durabilecek bir devlet durumuna gelebileceği ve yeniden patlak verecek bir savaşı Türkiye'nin bölge ülkelerini diplomatik yöntemlerle bir araya getirme çabasıyla engellemeye çalıştığı ve başarılı olduğu üzerine belirlenmiştir.
Brexit sürecinin Birleşik Krallık'ın uluslararası ticareti üzerindeki etkileri
Bu tezin amacı, Brexit sürecini, Brexit'in Birleşik Krallık dış ticareti üzerindeki etkilerini başta Avrupa Birliği olmak üzere araştırarak ortaya koymaya çalışmaktır. Birleşik Krallık 'ta 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan oylama sonucu %51,9 çoğunluk elde edilerek Avrupa Birliği'nden ayrılma yönünde karar çıkmış ve Avrupa Birliği tarihinde ilk defa ayrılış süreci başlatılmıştır. Brexit sürecine nasıl gelindiği, kararların nasıl alındığı, Avrupa Birliği içerisindeki kurumsal yapının nasıl olduğu ve ayrılış sonrası nasıl değişime uğrayacağı, bu zamana kadar türlü senaryolar sonrası en son hangi senaryoda karar kılınıp nasıl hizmete konulduğu sorularına cevaplar bulunacaktır. Ülkeler, firmalar ve bireyler kendi içlerinde ekonomik planlamalar yaparken riskleri ve belirsizlikleri en düşük ölçüde tutmaya çalışarak planladığı hedefe ulaşmayı arzulamaktadır. Birleşik Krallık, Brexit referandumu ile daha önce hiçbir ülkenin ayrılma talebinde bulunmadığı ve sonuçlarının bugüne kadar yaşanmadığı belirsizliklerle dolu bu yolda ilk adımını atmıştır. Sonuçlarının ne olacağı konusunda risk ve belirsizliklerin başlangıç noktasını oluşturan Brexit referandumu milat olarak kabul edilmiş ve araştırma noktasına referandum öncesi ve sonrası olarak Birleşik Krallık'ın başta coğrafi olarak en yakın komşuları ve Birlik üyeleri olan Avrupa Birliği üye ülkelerinin dış ticaret verileri Trade Map'den yararlanılarak beşer yıldan 10 yıllık süreç içerisinde kalem kalem irdelenerek taraflar açısından olumlu olumsuz yönleri yansıtılmıştır. Brexit süreci doğrultusunda BK'nin uluslararası ticaretinin ne yönde etkilendiği oluşturulan araştırma modelleri kapsamında, BK'nin 2012-2022 yılları arasındaki çeyreklik verileri kullanılarak zaman serisi analizleri vasıtasıyla analiz edilmeye çalışılmıştır. Analizde, BK'nin ihracatı, ithalatı, toplam uluslararası ticareti, gayrisafi yurtiçi hasılası, brüt sermaye yatırımları ve Sterlin/Amerikan Doları döviz kuru değişkenlerine ilişkin veriler OECD veri tabanından elde edilerek Brexit sürecinin BK'nin uluslararası ticareti üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Brexit ile BK-AB ülkeleri arasında dış ticaretinin fazlasıyla etkileneceği düşünüldüğünden yapısal kırılma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle analizlerde serilerdeki kırılmaları içsel olarak tahminleyen Zivot-Andrews birim kök testi gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen test sonucundaki yapısal kırılma tarihleri değerlendirildiğinde, BK'nin toplam ticaret hacminde 2020 yılının ikinci ve üçüncü çeyreği ile 2021 yılının ikinci çeyreklerinde yapısal kırılmaların oluştuğu sonucuna ulaşılmıştır. 2020 yılında yürürlüğe giren tam ayrılış sürecinin BK'nin toplam uluslararası ticaretinde yapısal değişim ve kırılmalar oluşturduğunu sonucuna varılmıştır. BK'nin ithalatında 2020 yılında ve 2021 yılının üçüncü çeyreğinde yapısal kırılmaların gerçekleştiği gözlemlenmiştir. Tüm değişkenlerin tek yapısal kırılma altında birim köklü olmadığı tespit edilmesinin ardından, araştırma modeli En Küçük Kareler (EKK) tahmin tekniği vasıtasıyla test edilmiştir. BK'nin gayrisafi yurtiçi hasılasındaki artış oranının toplam ticaret hacmi oranını daha yüksek seviyede arttıracağı, ihracatını toplam ticaret hacmine göre daha az oranda arttıracağı, ithalatını ise daha da fazla oranda arttıracağı tespit edilmiştir. Döviz kurunda yükselme oranının toplam ticaret hacmi oranına göre daha az düzeyde arttıracağı, ihracatı hemen hemen yakın oranda yükselteceği, ithalatı ise daha az oranda arttıracağı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın araştırma değişkeni olan Brexit sürecinin yaşanması BK'nin ithalatında %0.08'lik bir artış sağladığı tespit edilmiştir. Sabit sermaye yatırımlarının ise BK'nin uluslararası ticaretinde istatistiki olarak etkisinin bulunmadığı saptanmıştır.
XXI.yüzyılda Türk-Rus ilişkileri (2000-2020)
Bu çalışmada 21. Yüzyılda Türk-Rus ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele alınmaktadır. Türk-Rus ilişkilerinin geçmişine baktığımız zaman iki toplum arasındaki ilişkileri VI. asırdan itibaren başlatmak mümkünse de kaynaklar ilk resmi ilişkiyi 1492 yılından itibaren başlatırlar. Türkiye-Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş sonrası 1990'lı yıllarından itibaren daha da önemli hale geldiği görülür. SSCB'nin dağılmasından sonra Türk-Rus ilişkileri yeni bir boyut kazanır. 1990'lı yıllar, iki ülke arasındaki münasebetlerde birçok sorunlarla karşılaşıldığı yıllar olarak da bilinir. Rekabetin de ağır bastığı bu dönemin en önemli alanını ekonomik-ticari ilişkiler oluşturur. 1990'lı yıllardan günümüze kadar olan sürede ekonomik ve ticari ilişkilerin her zaman siyasi ilişkilerini gölgede bıraktığını söylemek yerinde olur. Üç bölüm halinde ele aldığımız bu çalışmanın birinci bölümünde 2000 yılına kadar Türk-Rus ilişkilerinin tarihi gelişimi, ikinci ve üçüncü bölümlerde ise 2000-2020 yılları arasındaki siyasi, diplomatik, askeri ve güvenlik konularındaki ilişkiler ile ekonomik ve ticari ilişkiler detaylı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Araştırmamızda gördüğümüz kadarıyla ekonomik ve ticari ilişkiler iki ülke arasındaki işbirliğinde lokomotif rolünü üstlenerek siyasi, askeri iv ve güvenlik konuları ile üçüncü ülkelerle olan ilişkilere de farklı bir nitelik kazandırmıştır. Bunun en dikkat çekici göstergesi olarak iki ülke arasında hızla artan dış ticaret cirosunu ve 2000'li yılların başından itibaren günümüze kadar iki ülkenin yönetiminde bulunan liderlerin büyük çabasını belirtmek gerekir. Bu yıllarda ekonomik ortaklık zemininde yeniden şekillenen ikili ilişkiler bağlamında birçok stratejik projeye imza atılıp hayata geçirilmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilerinde genel olarak henüz tam anlamıyla stratejik ortaklık seviyesine ulaşmasa da ekonomik-ticari ve enerji gibi alanlarda stratejik boyuta çıktığı görülür. Çalışmamızda şu da görülmüştür ki, Türk-Rus ilişkilerinde yakalanan ivme ve ilişkilerin iyi bir düzeyde olması, bölgesel istikrar ve ortak çıkarlara da hizmet etmektedir. Bu noktadan hareketle yaptığımız araştırmada 2000-2020 yılları arasında Türk-Rus ilişkilerinin nasıl bir seyir izlediği ve iki ülke arasında siyasi-diplomatik, ekonomik-ticari, askeri-güvenlik ve enerji alanındaki ilişkilerin nedenleri ve sonuçları kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır.
Afganistan ve iran arasındaki ticari ve siyasi ilişkiler
Asya kıtasının kalbine yakın Orta Asya'nın bir parçası olan Afganistan, Kıta'nın doğu ile batı ve kuzey ile güney arasında önemli geçiş noktasıdır. Orta Asya ülkelerin doğal gazı, petrolü ve elektriği Güneydoğu Hindistan boru hattıyla Afganistan üzerinden Pakistan, Hindistan ve uluslararası piyasalara aktarılmaktadır. Afganistan'ın Stratejik önemi, komşu ülkeleriyle mücadele etmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Afganistan'ın komşularından İran ile Ticari ve siyasi ilişkileri incelenmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezine gerçekleştirilmiş olan terör saldırılarından sonra ABD Afganistanı karşı askeri harekatı başlattı. Taliban rejiminin devrilmesinden sonra, Afganistan'deki yeni yönetim ülkenin kalkınması, ekonomik büyümesi, yeniden yapılandırılması ve muhtelif alanlarında reformlar yapmıştır. İran ekonomisi, büyük ölçüde petrole dayalıdır. İhracat gelirleri %80 petrol ihracatından elde etmektedir. İran'in Irak ile 8 yıllık savaş aynı zamanda ABD ve Avrupa Birliğin İran'a uygulanan ambargoları İran ekonomisine olumsuz etkilemiştir. 2001'dan sonra Afganistan ve İran arasındaki ticari ilişkiler genişlemiştir. 2016 yılında Hindistan, İran ve Afganistan arasında transit konusunda yapılan Çabahar Limanı analşmanın sonucunda, Afganistan denize çıkış alternatif yolu bulmuştur. Etnik, tarihî, kültürel, ekonomik, güvenlik ve dış unsurlar, ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan, Afganistan ve İran arasındaki ilişkileri belirleyen unsurlardır. Ayrıca, su ve sınır problemi Afganistan ve İran arasındaki ilişkilere olumsuz etkilemiştir. İran, etnik ve kültürel faktörlerden yararlanarak Afganistan'da nüfuz alanı genişletmiştir. Anahtar Kelimeler: Afganistan, İran, Genel Ekonomi, Afganistan Dış Ticareti, Afganistan Siyasi İlişkiler.
KOBİ'lerin ihracat performanslarında karşılaştıkları sorunlar ve çözüm önerileri:Gaziantep ili örneği
KOBİ'ler büyük çaplı işletmeler ile karşılaştırıldığında daha az yatırımla çok çeşitli olan talep değişiklerine cevap verebilme, istihdama olan katkıları ile ekonomik ve sosyal hayatın temel taşı olmaları özelliklerinden dolayı tüm ülkelerin vazgeçilmez yapı taşlarıdır. Ülkelerin gelişimi, ekonomik sorunların aşılması ve dış ticaret açıklarının kapatılması için ihracat yapılması zorunludur. Bunun gerçekleşebilmesi içinde KOBİ'lerin ihracatta karşılaştıkları sorunları giderme yolunda önlemler alınması gereklidir. Ülkenin sosyoekonomik yapısı için oldukça önemli olan KOBİ'lerin Türkiye ihracatında yeterli düzeyde olmadığı söylenebilir. Bu eksikliğin başında küresel rekabet gelirken firmaların kapasite eksikliği ve inovatif gelişimlerindeki sorunlar da sayılabilir. Bu kapsamda çalışmanın temel amacı, KOBİ'lerin ihracat performanslarında karşılaştıkları sorunların tespiti ve bu sorunların çözümü üzerine politika önermeleri gerçekleştirmektir. Amacın gerçekleştirilmesi için belirlenen hipotezlerin gerçekliğini test etmek üzere Gaziantep ilinde ihracat yapan 112 firma üzerinden anket yöntemiyle bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Gerçekleştirilen analizlerde firmaların çalışan sayısı, faaliyet gösterdiği süre, ihracat miktarı gibi demografik unsurlarla İhracat Sorunları Algısı Ölçeğinin alt boyutları olan Pazarla İlgili Genel Bilgiler, Yurtdışı Talep Koşulları ve İhracat Maliyeti etkisi Çoklu Regresyon Analizi ile test edilmiştir. Saha araştırması sonucu elde edilen bulgulardan, firmalarda İhracat Sorunları Algısı Ölçeğinin alt boyutları üzerinde etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Türkiye-Afganistan ekonomik ilişkileri ve sonuçları: Tarihsel bir bakış
Türkiye'nin Osmanlı Devletinden itibaren ortak sınırı sahip olmasa da kardeş, dost ülke olarak tanımladığı, ilişkilerinin her daim samimi olduğu Orta Asya ülkesi Afganistan olmuştur. Afganistan'ın Türkiye için özel bir öneme sahip olması Türkiye'nin stratejik derinliği bağlamında Afganistan ile güçlü tarihi bağlarının bulunmasıdır. Türkiye'nin Afganistan'a yönelik izlediği politika diğer Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerinden farklı kendine has özellikleri bünyesinde barındıran bir özel ilişki türüdür. Osmanlı Devleti döneminde işbirliği anlamında bir ortaklıktan söz etmek mümkün olmasa da Afganistan liderleri tarafından rol model olarak alınmış, ilişkiler dostane şekilde gelişmiştir. Atatürk döneminde ilişkiler restore edilmiş Afganistan uluslararası alanda desteklenmiştir. Soğuk savaş döneminde iki ülkenin farklı politikalar izlemesi ilişkilerde durgunluk dönemine girilmesine neden olmuştur. 11 Eylül sonrası Türkiye'nin özel konumu Afganistan'da barış ve istikrarın sağlanması açısından önem arz etmektedir. Bu tezin ana konusu Türkiye Afganistan arasındaki ekonomik ilişkileri tarihi arka plana değinerek kronololojik şekilde incelemek ve açıklamaktır. Tez konusu olarak Türkiye Afganistan ilişkilerinin tercih edilmesinde uluslararası ilişkiler alanında iki ülke ilişkilerinin kendine has özel bir ilişki türü olduğunu gösteren çalışmaların yetersiz olması yatmaktadır. Afganistan bulunduğu konum itibariyle jeostratejik açıdan Orta Asya'ya açılan kapı, Orta Asya ülkeleri ile ilişkilerin kesiştiği hassas ülkedir. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Afganistan'ın yapısıyla ilgili genel hususlar, coğrafi konumu ve bugünkü durumu çözümlenmiştir. İkinci bölümde Afganistan'ın sosyal yapısı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ekonomi ve dış ticarete yer verilip değerlendirilmiştir. Son bölümde ise soğuk savaş sonrasi türk-afgan ilişkileri incelenmiştir.
Türkiye'nin Rusya ile olan siyasi ilişkisinin ticari ilişkisine etkisi
Türkiye ile Rusya arasındaki siyasi ilişkilerin, iki ülke arasındaki ticari ilişkilere etkisi, Türk ve Rus devletleri arasında resmi diplomatik ilişkilerin kurulmasına kadar uzanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, 1991 yılından günümüze Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında gerçekleşen siyasi ilişkilere bağlı olarak, bu siyasi ilişkilerin iki ülke arasındaki ticari ilişkilere, özellikle de Türkiye'nin dış ticareti üzerindeki etkilerini incelemektir. 1991 yılında SSCB'nin dağılmasının ardından Türkiye ve Rusya arasında yıllardır süregelen ilişkiler, günümüzde yeni bir boyuta taşınmıştır. Özellikle son yıllarda meydana gelen uçak krizi sonrası yaşanan sorunlar Türkiye'nin dış ticaretini doğrudan etkilemekte olduğundan, akademik anlamda da incelenmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada son yılların siyasi gelişmeleri (olumlu/olumsuz) incelenmiş ve bu gelişmeler sonrası iki ülke arsındaki ticari ilişkiler rakamlarla ortaya konmuştur. Ortaya konan bu rakamsal verilerden yola çıkarak iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin ticari ilişkiler üzerinde önemli etkileri olduğu saptanmıştır. İki ülke arasındaki siyasi ilişkiler istikrarlı ve olumlu bir şekilde geliştiğinde, bu durum ticari ilişkilere de olumlu yansımakta ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi artmaktadır. Ancak, ülkeler arasında bir siyasi kriz yaşandığında, bu durum ticari ilişkileri de olumsuz etkilemektedir. Türkiye ve Rusya arasında yıllar boyunca süregelen inişli çıkışlı ilişkiler sebebiyle iki ülke arasında güven sorununu oluşmuştur. Ayrıca birkaç önemli siyasi konuda fikir ayrılığı da mevcuttur. Bu nedenlerle iki ülke arasında siyasi sorun çıkma olasılığı her zaman yüksektir. Bu sorunların da ülke ekonomilerine olumsuz etkileri göz önünde bulundurularak iki ülke liderleri son yıllarda hassas bir dış politika yürüterek yaşanabilecek krizleri önlemeyi başarmaktadırlar. Anahtar kelimeler: Türkiye, Rusya, ticari ilişkiler, siyasi ilişkiler, dış ticaret
Türkiye-ABD ilişkilerinin uluslararası ticaret açısından analizi (2008-2018)
Bu araştırma ile Türkiye ve ABD dış ticaret ilişkilerinin 2008-2018 yılları arasındaki dönemi kapsayacak şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma sürecinde öncelikle Türk Amerikan ilişkileri ele alınmış, karşılıklı ticari anlaşmalar ve ilişkilerde karşılaşılan sorunlar ile ticareti geliştirmeye yönelik olarak atılabilecek adımlardan bahsedilmiştir. Bu bağlamda Türkiye ve ABD ekonomilerinin söz konusu döneme ait dış ticaret faaliyetleri ülkeler ve ürün grupları bazında incelenmiş, ayrıca her iki ülke ekonomisi büyüme, istihdam, enflasyon ve dış ticaret kapsamında karşılaştırılmıştır. On bir yıllık (2008-2018) bir periyod kapsamında yapılan çalışmada Türkiye-ABD arasındaki ticari ilişkilerin gelişimi ve geleceği ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde, 2008-2018 zaman diliminde Türkiye'nin en fazla ihracat ve ithalat yaptığı ülkeler arasında ABD'nin ilk 10 ülke içinde yer aldığı, 2014'ten bu yana ise Türkiye'nin toplam ihracattaki payının giderek artış gösterdiği belirlenmiştir. Bu süreçte ABD'den ithalat değerlerinde dramatik bir değişim yaşanmamasına karşılık ABD'ye yönelik olarak sürekli dış ticaret açığının oluştuğu saptanmıştır. Ekonomik yapı karşılaştırması açısından değerlendirildiğinde ise ABD'nin büyüme oranları düşük olmasına rağmen istikrarlı olduğu, Türkiye'nin ise dalgalı, değişken ve istikrarsız olduğu gözlenmiştir. İstihdam ve enflasyon açısından yapılan değerlendirme kapsamında ise ABD'nin 2008 krizinden Türkiye'ye oranla bu alanlarda daha fazla etkilendiği saptanmıştır. ABD istikrarlı bir şekilde iyileşme sergilerken, Türkiye'nin işsizlik oranlarında bir iyileşme olmadığı ve enflasyon oranının iki katına çıktığı gözlemlenmiştir. ABD ekonomisinin SWOT analizinde ABD'nin dünyanın en büyük pazarı olması, inovatif ve zengin kaynaklara sahip olmasına rağmen, güncelliğini yitirmiş altyapı sistemleri, yüksek maliyetli askeri müdahaleleri, siyasi kutuplaşmalar ve ticaretteki korumacı önlemlerinin tehdit olarak karşısına çıktığı görülmüştür. Son olarak, ABD ile karşılaştırmalı ihracat analizi, Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler (AKÜ) Katsayılarını belirlemede kullanılan Balassa Endeksi'ne göre incelendiğinde ise, Türkiye'nin 18 ürün grubunda güçlü açıklanmış karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu ve ABD'ye ihracatını birçok farklı ürün grubunda arttırabilecek potansiyeli bulunduğu gözlemlenmiştir.
Rusya federasyonu ve Avrupa Birliği ticari ve siyasi ilişkilerinde enerjinin yeri
Her geçen gün küresel enerji tüketimi hızlı bir şekilde artmaktadır. Daralan enerji kaynaklarıyla birlikte enerji rezervleri yetersiz olan ekonomiler, enerji rezervlerine hakim olma mücadelesine girmekte ve enerji ihtiyaçlarını karşılamak için enerji ithal etmek zorunda kalmaktadır. Avrupa Birliği (AB) doğal gaz ve petrol kaynaklı enerji ihtiyacını özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sırasında Rusların ilgili kaynakları diplomatik bir araç olarak kullanmasından rahatsız olmakta ve bağımlılığını azaltmaya gayret etmektedir. Enerji kaynaklarının ihracatından elde edilen gelirle ekonomisi büyüten Rusya Federasyonu (RF), enerji ihracatının sürdürülebilirliğini sağlayacak politikalar yürütürken, bölgedeki ulusal güvenliğini ve çıkarlarını korumayı hedeflemektedir. Bu nedenle enerji ihracatının büyük bölümünün AB ülkeleriyle işbirliği içinde kalmaya çalışarak yakın çevresinde de gücünü kaybetmemek için politakalar izlemektedir. Enerji ticareti, AB ve RF ilişkilerinin uzun süredir devam eden bir koludur. RF, AB'nin petrol, gaz ve katı yakıtlarının ana tedarikçisidir. AB'nin yurtdışından güvenilir enerji kaynakları talebi ve RF'nin geniş fosil yakıt kaynaklarından yararlanma arzusu, enerji sektöründe güçlü bir karşılıklı bağımlılığa yol açmıştır. Araştırma çerçevesinde, RF ve AB arasındaki enerji işbirliği ile ilgili çok çeşitli konular ele alınmıştır. RF ve AB ithalat-ihracat rakamları, sahip oldukları enerji rezervleri, imzaladıkları siyasi, çok çeşitli ticari ve kültürel anlaşmalardır. RF ve AB'nin küresel enerjideki rolü, aralarında enerji diyaloğunun ana yönleri ve eğilimleri, sorunlar ve beklentiler, mevcut aşamada enerji işbirliğinin önemi, enerji verimliliği, enerji güvenliği, işbirliğinin jeopolitik ve jeo-ekonomik yönleri de incelenmiştir. Üç bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde RF'nin tarihi, sahip olduğu enerji kaynakları ve potansiyelinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde AB'nin kuruluşu, enerji rezervleri ve politikaları, enerji üzerinden işbirliği yaptığı ve bağımlı olduğu ülkeler incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Rusya-AB ilişkilerin tarihi, onları birbirine bağlayan doğal gaz boru hatları, işbirlikleri, ilişkilerindeki krizler ve öneriler ele alınmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmamızda ulaştığımız neticeler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: AB, Rusya, Rusya-AB enerji ilişkileri, Doğal Gaz Boru Hatları, Enerji Politikaları.
Recent rapprochement of Turkish and Qatari relations and the collapse of the GCC
Qatar, that is referred as a "small but effective state" in the literature, has differentiated itself from the others with its independent foreign policy from the neighboring countries in its region, competing with them and implementing an active foreign policy during the Arab Spring process in the region, and the investments it has made to develop alliances and has come to the fore more than the countries in the region. Qatar, which may face many external threats in its region for these reasons, has come under the influence of the United States of America (U.S), which cares primarily about its natural resources, in order to protect its national integrity and minimize security problems, and on the other hand, it has taken steps to create other allies by using its financially powerful instruments in its foreign policy. Qatar has investments worth 335 billion dollars in the countries of the world from fashion to real estate, from finance to industry, and from tourism to retail. With an investment volume of 18 billion dollars, Turkey has become the seventh country that invests the most in Turkey and has been frequently featured in the press in this respect. Qatar has created the image of a rich country with its large volume of investments and has managed to become popular in the world agenda with this aspect. As of 2015, Qatar accelerated its company investments and made approximately 7 billion dollars of company purchases in Turkey. Economic and trade relations between the two countries have begun to develop with these investments. Along with the Gulf Crisis, the development of military and diplomatic relations makes Qatar an important actor for Turkey as well. Keywords: Türkiye, Foreign Policy, Qatar Relations, Gulf Cooperation Council, Tamim, Erdoğan
85/3 numaralı Rusya Ahkam Defteri'nin değerlendirme ve transkripsiyonu
Çalışmamızda 85/3 Numaralı Rusya Ahkam Defteri'nin tamamında konu olan Rusya ve Osmanlı devletleri arasındaki ile siyasi, ekonomik ve güvenlik meseleleri ayrıca, karşılaşılan problemlerin çözümlerini içeren belgeler incelenmiştir.Bunun yanı sıra hükümlerde önemli bir yere sahip olan ticari faaliyetlere Rus tüccarların, karadan ve denizden Osmanlı pazarına dahil olduklarını Rus gemileri Karadeniz tarafına Osmanlı Devletinden aldığı ürünleri taşıdığını beyan eden belgeler defterde yer almaktadır
Yahudi lobileri örneğinde lobilerin siyaset ve ticaretteki yeri
Lobiler, ülkelerin yasama ve yürütme gibi siyasî karar alma mekanizmalarını etkileyen önemli aktörlerdendir. Yahudi lobiciliği yapmakta olan lobiler bazı ülkelerin iç ve dış siyasî ve ticarî politikalarını çeşitli şekillerde etkilemektedir. Yahudi lobilerinin hangileri olduğu, nasıl çalıştıkları, ekonomik ve siyasî politikaları nasıl etkilediklerinin ele alınarak önemlerinin kavranması ve konunun analizi, siyaset ve ekonomi mekanizmaları işleyişini anlama ve kavramada oldukça önemlidir. Yahudi lobileri bulundukları ülkelerin içinde etkin faaliyetlerde bulunarak siyasî karar alıcıları ve organlarını doğrudan/yahut dolaylı şekillerde etkilemektedir. Siyasî ve ekonomik etki için çalışan insanların oluşturduğu faaliyetlere lobicilik denmektedir. Lobiler, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Avrupa ülkeleri gibi birçok demokratik ve dahi anti demokratik sistemlerde faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu çalışma, Yahudi lobilerinin Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Türkiye gibi birçok ülke ve bölgedeki karar alma sürecinde etkin olan lobicilik ile ilgili faaliyetlerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Bu hedefin ortaya konulabilmesi için Türkiye'nin de içinde yer aldığı bölgelerdeki siyaset ve ticarette lobiciliğin temel unsurları, ülkelerin özellikle yasama ve yürütme gibi karar mekanizmalarının lobicilik doğrultusunda etkilenme süreçleri ele alınacaktır.
Osmanlı Devleti-Amerika Birleşik Devletleri ticari ilişkileri (Zirai ürünler, 1850-1917)
Bu çalışmada 19. yüzyılın ikinci yarısından I. Dünya Savaşı'na kadar olan dönemde Türk-Amerikan ticari ilişkilerinde en çok ticareti yapılan zirai ürünler ele alınmıştır. Çalışmada yerli ve yabancı tetkik eser, gazete ve dergilerin yanısıra, Osmanlı Arşivi ve Amerikan Ulusal Arşivi'nden istifade edilmiştir. ABD, 1783 yılında bağımsızlığını kazandıktan sonra gelişip genişlemek için ticarete yönelmiştir. Bu bağlamda ilk ilişkiler Garp Ocaklarında başlamıştır. 1827'de Osmanlı donanmasının Navarin'de yakılması hadisesi Osmanlı Devleti'ni ABD'ye yakınlaştırmıştır. Bunun neticesinde de iki devlet arasında 1830 yılında Dostluk ve Ticaret Anlaşması yapılmış, ABD'ye "en ziyade müsaadeye mazhar devlet" statüsü verilmiştir. Böylelikle resmi ilişkiler başlamış ve 19. yüzyılda sömürgecilikle gelişen emperyalizm Osmanlı topraklarında kendisini iyice hissettirmiştir. Osmanlı Devleti ise batıya karşı uyguladığı "denge politikası" gereğince ABD'nin topraklarında gözü olmadığını düşünerek ABD'ye yakınlaşmıştır. Kırım Savaşı'ndan sonra Osmanlı Devleti'nin dışa bağımlılığı iyice artmış ve bu durum devletin dış politikadaki manevra alanını fazlaca daraltmıştır. Bu dönemde Osmanlı Devleti'nin daha çok hammadde ihraç eden, mamul madde ithal eden bir devlet konumunda olduğunu görüyoruz. İki devlet arasında en fazla ticareti yapılan zirai ürünler, afyon haricinde, hububat, pamuk, meyan kökü, tütün, incir ve kuru üzümdür. Dünya çapında yaşanılan ekonomik bunalımlar, savaşlar, salgın hastalıklar, aşırı soğuk ya da sıcaklar gibi nedenlerle iki ülke arasındaki ticaret zaman zaman durma noktasına kadar gelmiştir. Yapılan devlet teşvikleri ile fazlaca mahsul alınması ve ihtiyaç fazlasının ihraç edilmesi, yine savaşlar nedeniyle bazı devletlerin hammadde ihtiyacını karşılama telaşlarına düşmeleri ve ithalata yönelmeleri gibi nedenlerle zirai ürünlerde ticari münasebetlerin arttığı olmuştur.
19. yüzyılda Osmanlı-İran ticari ilişkileri (Osmanlı arşiv kaynaklarına göre)
Tarihin kadim ve güçlü milletleri tarafından kurulan Osmanlı-İran devletlerinin ilişkileri, çeşitli dinamiklere bağlı olarak siyasi ve askeri rekabetiyle ön plana çıkmıştır. Son üç yüz yılda yoğunlaşan rekabet, her iki devletin mukadderatında mühim sonuçlar doğurmuştur. Her ne kadar siyasi ve askeri mecrada ciddi hadiseler yaşanmış olsa da iki devlet arasındaki ticari ve sosyal ilişkiler devam etmiştir. Bilhassa ticari ve iktisadi ilişkileri dönemsel şartlara bağlı olarak gelişim göstermiş ve bu ilişkiler her devirde ehemmiyetini korumuştur. Bu araştırmada 19. yüzyılda Osmanlı-İran ticari ilişkileri ele alınmıştır. Bu bağlamda söz konusu devletlerin ticari ilişkilerinde kullanılan ticari güzergâhların tespit edilmesi ve bu güzergâhların iki devlet açısından öneminin ortaya konulması, Osmanlı-İran transit ticaretinin değişimi, ticari ilişkilerde uygulanan gümrük tarifeleri ve işlemlerinin belirlenmesi, ticarete konu olan malların ve ticari ilişkileri sekteye uğratan sorunların tespiti ve bu sorunların ticari ilişkilere olan etkisinin açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonucunda; Osmanlı-İran ticari ilişkilerinin ekseriyetinin Trabzon-Erzurum-Tebriz güzergâhı üzerinden yürütüldüğü, gümrük ilişkilerinin mütekabiliyet ilkesi çerçevesinde şekillendiği, İranlı tüccarların Erzurum Gümrüğü'ne getirdikleri ticaret mallarının dokumacılık, boya, deri ve maden ürünlerinden oluştuğu, alacak meselesi, gasp ve eşkıyalık faaliyetleri, tüccarların etik dışı davranışları ve gümrük memurlarının keyfi tutumları gibi unsurların ticareti sekteye uğratan temel sorunların olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye - Suriye ekonomik ilişkilerinde Gaziantep'in yeri
90 yıllık aradan sonra birbirlerine yakınlaşan Türkiye ve Suriye ülkeleri arasında sosyal, siyasal, ticari, kültürel ve bilimsel alanlarda birçok işbirliğine gidilmiştir. İki ülke arasındaki coğrafi yakınlığın yanı sıra tarihi ve kültürel bağlar da ticaret hacminin artırılmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusunda imzalanan Serbest Ticaret Anlaşması ile iki ülke arasında ticareti engelleyen faktörlerin ortadan kaldırılması amaçlanmış; böylelikle ticarete hızlı bir ivme kazandırılmıştır. Ayrıca Suriye ile mevcut sınır kapılarında kurulması hedeflenen Sınır Ticaret Merkezleri de, iki ülke sınır ticaretini iyi bir noktaya getirerek Türkiye-Suriye dış ticaretinin daha da gelişmesini sağlayacaktır.Gelişmiş sanayi yapısı ve yüksek ticaret hacmi ile geniş bir bölgesel pazara hitap eden Gaziantep İli, komşu ülke Suriye ile Karkamış Sınır Kapısı'ndan sınır ticaretini gerçekleştirmekte; sanayi yönünden olduğu kadar ticaret yönünden de dikkatleri çekmektedir.Tarih boyunca ortak bir kültürü paylaşmış olan Gaziantep-Halep İlleri arasında var olan ortak kültürün devamlılığı ve kültürel altyapının geliştirilmesine yönelik gerçekleştirilen projelerle birlikte; ekonomi, ticaret, sanayi, ulaşım, turizm, enerji, basın ve eğitim alanlarındaki ikili işbirlikleri hızla devam edecek ve bu illerin gelişmesine katkıda bulunacaktır.
Türkiye Gine dış ticaret ilişkilerinin incelenmesi
Uluslararası ticaretin her geçen gün yaşanan gelişmelerle daha da önem kazandığı ve çok sesli bir hâl almaya başladığı zamanları yaşıyoruz. Bu durumda, her devletin ve toplumun bir diğeri ile mutlaka ticari ilişki içine girmeye çalıştığı, az da olsa ticaret yapmanın hedeflendiği gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Ticaretin para kazanma çabasının yanı sıra, bir dost kazanma çabası esasıyla yürüten devletlerin sayılarının da gün geçtikçe arttığını biliyoruz. Tüm bu gerçeklerden yola çıkarak bu tezde hedeflenen, Türkiye Cumhuriyeti ve Gine Cumhuriyeti arasında 2002 yılında başlayan ve günümüze dek süregelen ticaret ilişkileri örneğinden yola çıkarak, ticari geçişkenliğin iktisadi boyutlarını da göz ardı etmeden, sosyal ve kültürel açılardan kazanımlarını incelemektir.
Başlangıcından M.Ö. 2. binyılın sonuna kadar Kıbrıs Mısır ilişkileri
Akdeniz'in üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, Doğu Akdeniz'de bulunan Mısır, Levant ve Anadolu'ya komşudur. Coğrafi konumundan ötürü geçiş güzergâhı görevi üstlenen Ada, siyasi ve ticari ilişkilerde aktif rol oynamıştır. İlişki içerisinde olduğu kültürleri etkileyen ve onlardan etkilenen Kıbrıs, ticari aktivitenin altın çağını yaşadığı Geç Tunç Çağı'nda bakır, kereste ve keramik gibi aranan birçok hammadde ve işlenmiş ürüne sahip olduğu için kısa zamanda politik ve ekonomik açıdan güç kazanır. M.Ö. 2. Binyıl Ada'nın Mısır, Yakın Doğu ve Ege medeniyetleri ile yakın ilişkiler kurduğu bir dönemdir. Konumuz gereği Kıbrıs Mısır özeline baktığımızda Mısır kralı (Firavunu), Alašia kralı arasındaki yazışmaları gösteren Amarna Mektupları, Geç Tunç Çağı'nda yapılan ticareti gösteren en önemli bulgulardan biri olan Uluburun Batığı, mütevazı yükü ile Gelidonya Batığı, karada birçok noktada ele geçen arkeolojik buluntular ikili ilişkilerin ne denli sık bir dokuya sahip olduğunu gösteren kıymetli kaynaklardır. Bahsi geçen kaynaklar aracılığıyla başlangıcından M.Ö.2. binin sonuna kadar Kıbrıs Mısır ilişkileri ayrıntılı bir şekilde gösterilmeye çalışılmıştır. Coğrafyanın toplumların değişmez kaderi olduğu bilgisinden yola çıkarak Kıbrıs'ın ve Mısır'ın etkileşimde olmasını sağlayan siyasi ve ticari ilişkiler gözler önüne serilmiştir. Anahtar Sözcükler: Kıbrıs, Mısır, Doğu Akdeniz, Amarna Mektupları, Uluburun Batığı.
Erken Demir Çağı'nda Kıbrıs Anadolu ilişkileri
Anadolu yarımadasının en yakın komşularından biri olan Kıbrıs adası gerek jeopolitik konumu gerek önemli hammadde kaynakları açısından çağlar boyunca ilgi odağı olmayı başarmıştır. Geçiş güzergahında yer alan ada Anadolu ile ilk çağlardan itibaren yakın ilişkiler kurmuş ve bu ilişkiler neticesinde kültürler arası etkileşimler yaşanmıştır. En yoğun ilişkilerin yaşandığı dönem ise Geç Bronz Çağı'dır. Ancak MÖ. II. binin ikinci yarısında Anadolu'dan Mısır'a kadar birçok medeniyet üzerinde tarihsel ve toplumsal değişikliğe sebep olan Ege Göçleri yaşanmıştır. Bu göç dalgası neticesinde Anadolu'nun çehresi tamamen değişmiş dönemin en önemli imparatorluklarından olan Hitit İmparatorluğu yıkılmış, bu yıkımlar neticesinde de Kıbrıs adası üzerindeki Hitit hegomanyası son bulmuş ve adada çeşitli krallıklar ortaya çıkmıştır. Anadolu'da ise Geç Hitit Beylikleri, Phrygia, Urartu, Lydia, Lykia gibi yeni devletler kurulmuştur. Göçler sonrasında, Karanlık Çağ olarak adlandırılan, iki yüz yıllık bir zaman dilimini içerisine aldığı düşünülen bir dönem yaşanmıştır. Bu dönemde her ne kadar ekonomik faaliyetler devam etmiş olsa da, yazının ortadan kalkması neticesinde metin ve verilerdeki eksiklikler sebebiyle Erken Demir Çağı'ndaki ticari ve kültürel faaliyetlerin ne düzeyde olduğu tam olarak bilinememektedir. Yapılan çalışmada Erken Demir Çağı Anadolu'su ve Kıbrıs arasındaki kültürel ve ticari ilişkiler ele alınmıştır. Daha çok Anadolu'nun kıyı kesimlerinde ele geçen buluntular ışığında kültürler arası ilişkiler incelenmiştir.
26/1 Numaralı ve 1634-1666 tarihli Fransa Atik Ahkâm Defteri - Sayfa 80-156 (değerlendirme-transkripsiyon-dizin)
Bir milletin siyasi ve kültürel tarihi açısından ana kaynakların önemi çok büyüktür. Bu kaynaklar devletlerin yapılarına bağlı olarak çeşitlilik gösterirler. Osmanlı tarihi ile ilgili arşiv kaynakları da Osmanlı döneminin aydınlatılması açısından oldukça önemlidir. Divan-ı Hümayun'a bağlı kalemlerden biri olan Amedi kalemi, her çeşit anlaşma ve ahidnâme, görüşme mazbatalarını, protokolleri, yabancı elçilerle ve tüccarlarla yapılan yazışmaları içermektedir. Bu kalemde tutulan defterlerin bir kısmına Düvel-i Ecnebiyye Defterleri adı verilmiştir. Diğer devletlerle ilgili ahidnamelerin yanı sıra ahkâm, nişan, konsolosluk beratlarına dair kayıtlar da bu defterlerde tutulmuştur. Çalışmamızda Düvel-i Ecnebiyye Defterleri içerisinde yer alan 26/1 Numaralı ve 1634-1666 Tarihli Fransa Atik Ahkâm Defterinin tamamında Fransa ve Osmanlı devletleri arasındaki siyasi, ekonomik ve güvenlik vb. meseleler ile bu konularda karşılaşılan sorunların çözümlerini içeren belgeler incelenmiştir. Bunun yanı sıra otuz iki yıllık dönemde iki ülke arasındaki ticari faaliyetlere, Fransız tüccarlarının karadan ve denizden Osmanlı pazarına dâhil olmaları, Fransız gemilerinin birçok Osmanlı limanında diğer devletlere nazaran daha ayrıcalıklı olarak ticari münasebetlerde bulunduklarını ve diğer Avrupalı tüccarların da Fansızlara verilen haklardan yararlanmak istediklerine dair belge ve bilgiler yer almaktadır.
XVI. yüzyılda ticarî alanda Osmanlı - Hindistan ilişkileri
Osmanlı iktisadî anlayışında, önce ihtiyaçlar karşılanır, arzın yetersizliği durumunda dış alıma ihtiyaç duyulurdu. Başka bir ifadeyle, devlet ihtiyacı karşılar, ihtiyaç fazlasını satardı. Ancak Osmanlı?nın jeopolitik ve jeostratejik öneme sahip bir coğrafya?da bulunması -tüccar bir yapıya sahip olmasa bile- Osmanlı?yı tam da transit ticaretin hareketliliğine itmiştir. Böylece emtia ticaretine, özellikle ihracata, ekonomisinde birinci derecede yer vermeyen Osmanlı, transit ticaretin gereklerini yapmış ve ticaretin rahat sağlanması için her türlü önlemleri almaya çalışmıştır. Bunun için yerel yönetimlere çeşitli emir ve hükümler vermiş, hatta ticaretin rahat sağlanması için güzergâhın güvenliği ve rahatlığı için derbent teşkilatı, bedesten, han ve kervansarayların temini konusunda gerekli uygulamaları gerçekleştirmiştir.Hindistan ticareti ise, genel anlamda ihracata dayalıydı. Bu anlamda Hindistan tüccar bir memleket konumundaydı. Hindistan?da at, silah yapımı için çelik ve demir, üretimde çalıştırılmak üzere köle, stratejik anlamda korunmak için bilgili ve teknik anlamda donanımlı asker ve harp gereçleri, altın, gümüş ve lüks süs eşyaların ithali dışında hemen hemen hiçbir ithalat hareketi yoktu. Zaten, Hindistan?ın zengin coğrafyası kendi ihtiyaçlarını karşılamaya yetmekteydi.Her iki ülke arasında gerçekleşen ticarette ise, ticaretin muhatabı sadece iki ülkeden ibaret kalmıyordu. Çünkü ticaretin kendisi kıtalar arası bir konuma sahipti. IIIBöylece Avrupa, Arap Yarımadası, İran ve Afrika, gerçekleşen ticarete muhatap olmaktaydı.Osmanlı-Hindistan ticaretinin XVI. yüzyılda yoğunluk kazanmasındaki en önemli rol XV. yüzyıl ortalarında Fatih Sultan Mehmed?in İstanbul?u fethetmesidir. Tebrik için Hindistan?dan gelen elçiler, ticaret bağlantılarında da bulunmuşlardır. Ticaretin yoğunluğu ise, XVI. yüzyıl başlarında zayıf Memlûk siyaseti ile yaklaşan Portekiz tehlikesine karşı, hem Akdeniz ticaretini hem de Osmanlı topraklarını tehlikeye atabilecek durumda olduğu için, Osmanlı?nın 1516-1517 Suriye, Filistin Mısır seferleri sonucunda Doğu ticaretinin güzergâhında bulunan önemli ticaret merkezlerini almasıyla başlamıştır. Bu bağlamda Osmanlı, tam da XVI. yüzyılda, Akdeniz?de ve Kızıldeniz?de Doğu ile bağlantılı bir ticaret yoğunluğuna girmiştir. Ancak bu durum Avrupalıları rahatsız etmiştir.Dünya ticaret tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilecek XVI. yüzyıl, siyasî ve iktisadî alandaki gelişmeleriyle ön plana çıkmaktadır. XV. yüzyılın sonunda yeni yolların keşfi ve bu keşifler neticesinde ticaret yollarının Orta Doğu?dan Güney Afrika yoluna kayması ve böylece Avrupa?nın gelişen ekonomisinin karşısında dünya ekonomisinin dengelerinin değişmesi, XVI. yüzyıla damgasını vuran olaylardır.Avrupalılar, Osmanlıların Hindistan ticaretini ve tarihi İpek Yolu'nun Orta Doğu bölgesini elinde tutmalarından rahatsızlık duyuyorlardı ve yol güvensizliği, yol boyunca alınan vergileri, deniz, nehir ve kara ticaretinin yoruculuğu gibi durumları yaşamak istemiyorlardı. Bunun için Yeni yolları kullanıp, Ümit Burnu?nu dolaşarak Hint mallarını ülkelerine götürdüler.Hindistan ticaretini tekellerine almak isteyen Portekizliler, Kızıldeniz?de Müslümanların gerçekleştirdiği ticarete de darbe vurmak istediler. Artık Hint sularında ve Kızıldeniz?de Portekiz mücadelesi beraberinde İran ile mücadele, Osmanlı?nın ticaretini iyiden iyiye etkilemişti. XVI. yüzyıl başlarında kötü giden bu durum fazla uzun sürmedi. Yüzyılın ortasından itibaren, Osmanlı, çeşitli imtiyazlarla tüccar devletleri tekrar Akdeniz?e çekmeyi başardı. Böylece Venedik, Ceneviz, Fransa ve İngiltere verdiği ticaret vergileriyle Osmanlı?nın ticaretini yeniden canlandırdı. Ancak durum XVII. yüzyıldan itibaren tekrar kötüye gitmeye başladı. Halep, Trablusşam, İskenderiye, Kahire, Bursa ve İstanbul gibi daha pek çok ticaret şehirlerine artık, eski yoğunluktaki gibi, baharat ve ipek gelmiyor; yeni dünya ticaretinde yaşanılan yol IVuzunluğuna, İngiliz korsanlarına, iklimsel şartlardan dolayı okyanus tehlikesine rağmen, Avrupa?nın dağıtım merkezi olan Lizbon?a gidiyordu.Hindistan?dan gelen baharat, ipek, pamuklu kumaşlar, boya gibi emtianın Osmanlı kara ve sularına az gelmesi, fiyatlara ve vergi gelirlerinin düşmesine de yansımaktaydı. Öte yandan Avrupa?nın para devrimi ile piyasaya yüksek miktarda altın ve gümüş arzını gerçekleştirmesi de Osmanlı ekonomisini sarsmıştır. Ancak, dünya ticaret tarihinde önemli bir yere sahip olan Hindistan ve onun zenginlikleri, her halükarda dünyaya akmaya devam etmiştir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Hindistan, XVI. Yüzyıl, ticaret, Akdeniz, ticaret güzergâhı, İpek Yolu, ticaret emtiası, baharat, İpek, fiyatlar, Osmanlı ticaret şehirleri, Hindistan ticaret şehirleri, Kızıldeniz, Portekiz, İran, Avrupa, Coğrafî Keşifler
Türkiye-Rusya Federasyonu arasındaki tarım ürünleri ticareti kapsamında bir inceleme
Bu çalışmanın amacı, Türkiye ve Rusya Federasyonu arasında gerçekleşen tarım ürünleri ticaretinin hacmini ve yıllar içindeki değişimini incelemektir. Çalışma kapsamında hem ulusal hem de uluslararası veri tabanları incelenmiş, Türkiye ve Rusya Federasyonu'na ait tarım ticareti verileri toplanmıştır. Tablolar halinde incelenen ikili ilişkilerin sadece ticari değil siyasi ve politik durumdan da etkilendiği sonucu görülmüştür. Bu durum iki ülke arasında gerçekleşen ticarette Türkiye aleyhine sonuçlar doğurmuş ve Rusya Federasyonu ile olan dış ticaret açığını derinleştirmiştir. İki ülke arasındaki tarımsal ürün ticareti incelendiğinde en fazla yaş meyve ve sebze ile buğday ticaretinin yapıldığı görülmüştür. Türkiye tahıl üretmesine rağmen Rusya Federasyonu'nun önemli buğday alıcısı olduğu da yine karşılaşılan bir durumdur. Türkiye açısından bakıldığında Rusya Federasyonu, yaş meyve ve sebze, özellikle de narenciye ürünleri alıcısı konumundadır. Son dönemlerdeki veriler incelendiğinde, Covid 19 salgını ve Rusya-Ukrayna arasında gerçekleşen savaşın hem Türkiye'yi hem de tüm dünyayı olumsuz etkilediği görülmektedir. Bu küresel sorunda Türkiye'nin girişimleri ile oluşturulan Tahıl Koridoru, tahıl sorununu çözüme kavuşturmuş ve iki ülke arasındaki hem diplomasi hem de ticari ilişkileri olumlu yönde etkilemiştir. Sonuç olarak, iki ülke arasında büyük öneme sahip olan tarım ürünleri ticaretinin devam etmesinde, ikili ilişkilerin de iyi olmasının önemli olduğu görülmektedir. Tarım ürünleri ithalatında en fazla paya sahip olan buğdayın, yurtiçinde üretiminin desteklenip üretim artışı sağlanmasıyla, buğdayda Rusya Federasyonu'na olan bağımlılığın azaltılması Türkiye için faydalı olacaktır.