Turkish foreign policy
475 theses under this subject heading
Toplumsal cinsiyet ve dış politika:Türk dış politikasında Tansu Çiller Dönemi 1996-97
Bu tezin amacı, toplumsal cinsiyet çalışmaları ile Uluslararası İlişkiler çalışmalarını Türkiye'nin ilk kadın dışişleri bakanı olanı Tansu Çiller üzerinden birleştirmeye çalışmaktır. Bu çalışmada dış politika kurumunda toplumsal cinsiyet ilişkilerinin varlığı incelenecektir. Bu incelemenin temel amacı da kadınlar karar verici olarak dış politika kurumuna dâhil olduğunda nasıl davrandıkları ve toplumsal cinsiyetin performatif edimler aracılığıyla kurumun yapısını nasıl etkiledikleri sorularını cevaplamaktır.Dış politika kurumunda tahakküm ilişkilerini toplumsal cinsiyet üzerinden anlamak için, analizin odak noktası Çiller'in söylemleri olacaktır. Burada amaç Çiller'in söylemlerinde eril-dişil kimlikleri nasıl konumlandığını ve bunun dış politika ile geleneksel eril zihniyet arasındaki ilişkiye etkisinin nasıl olduğunu açıklamaktır.
Soğuk savaş döneminde Türkiye'deki siyasal İslamcılık hareketinin dış politika söylemlerinin hidayet romanları üzerinden incelenmesi
Türkiye Soğuk Savaş Döneminde, resmi bir politika olarak Batı Bloku ittifakı içinde yer almıştır. Diğer taraftan ülke içindeki siyasi hareketler kendi ilke ve menfaatleri çerçevesinde iki kutuplu uluslararası sisteme dair bir dış politika söylemi geliştirmişlerdir. Önce 1946 sonrası gelişen demokratik siyasi ortam ve ardından 1960 sonrasında genişleyen sivil özgürlükler sebebiyle bu söylemler daha görünür hale gelmişlerdir. İslamcılık, Türkiye'nin en eski ve etkili siyasi hareketlerinden biridir. Batıya karşı tepkisel gelişen ama batı değerlerini eklektik olarak alan İslamcı düşünce Cumhuriyetin ilanı sonrasındaki seküler inkılap süreci ile akademik ve resmi alandan çekilmiştir. Roman edebiyat türleri içinde en siyasal olan türlerden biridir. Bir kurgu bağlamında okura siyasal mesaj vermek hem etkili hem de adli açıdan güvenli bir metottur. 196o sonrasında yazılan hidayet romanları dönemin İslamcılık düşüncesi için birer propaganda ve doktriner eğitim aracıdır. Kitle medyası işlevi gören bu romanlar okuyucuyu İslamcı ideoloji etrafında toplumsallaştırmıştır. Her siyasi propaganda metni gibi hidayet romanlarında da savunduğu ideolojinin dış politika söylemi bulunmaktadır. Bu tezde, "Soğuk Savaş Dönemi Türkiye İslamcılığının dış politika söylemi nasıldır" sorusu, hidayet romanları üzerinden yapılan söylem ve metin incelemesi metodu ile incelenmiştir. Tezin sonunda iki çok satan hidayet romanı; Minyeli Abdullah ve Oğlum Osman romanları geliştireln tez çerçevesinde incelemeye tabi tutulmuştur.
Uluslararası hukuku çalışmak ve öğretmek: Türkiye'de erken Cumhuriyet Döneminde uluslararası hukuk eğitimi ve literatürünün analizi (1923-1945)
Bu tezde ilk olarak uluslararası hukuk eğitiminin Türkiye'de erken cumhuriyet döneminde kimler tarafından, ne şekilde, hangi kurumlarda verildiği, Osmanlı İmparatorluğu döneminde verilen uluslararası hukuk eğitimi ile benzerlikleri/ farklılıkları ve imparatorluktan cumhuriyete geçişte uluslararası hukuk eğitiminde devamlılık/değişimlerin neler olduğu sorularına yanıt aranacaktır. Bu çerçevede bu tez Türkiye'de uluslararası hukuk eğitiminin Osmanlı İmparatorluğu'ndan tevarüs eden kurumsal ve kuramsal bazı devamlılıklar gösterdiğini, ancak cumhuriyete geçişle beraber gerek yeni kurumların tesisi veya eski kurumların reformu, gerekse hukuk eğitiminin cumhuriyet ideallerine göre yeniden tasarlanması ile önemli farklılıkların da ortaya çıktığını iddia etmektedir. Bu tezde ikinci olarak Türk uluslararası hukuk akademyasının erken cumhuriyet döneminde hangi konuları tartıştığı, bu konuların Avrupa'daki tartışmaları takip edip etmediği ve uluslararası hukuk literatürünün gelişiminde Türkiye'nin dış politika sorunlarının nasıl bir rol oynadığı sorularına yanıt aranacaktır. Bu dönemde az sayıda özgün uluslararası hukuk tartışması yapılmış olmakla birlikte büyük ölçüde Avrupa'daki literatür takip edilmiş; ancak literatürde ağırlığı Türk dış politikasının birçoğu Lozan Antlaşması ile doğrudan ya da dolaylı olarak alakalı meselelerinin hukuki analizi oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Hukuk, Erken Cumhuriyet Dönemi, Hukuk Eğitimi, Türk Dış Politikası, Lozan Antlaşması.
Tehdit ve yetersiz dengeleme: Ahmedinejad dönemi Türkiye'nin İran politikasının neoklasik realist analizi (2005-2013)
Tehdit dengesi teorisi devletlerin uluslararası sistemden gelen tehditlere karşı etkin dengeleme davranışı sergilediğini savunmaktadır. Ancak devletlerin her zaman bu davranışı sergilememesi yapısal realizm açısından bir anomali oluşturmaktadır. Neoklasik realist yetersiz dengeleme teorisi ise, devletlerin tehditlere karşı, uluslararası sistemin dikte ettiği etkin dengeleme davranışı yerine yetersiz dengeleme davranışı sergilemesinin iç politik faktörlerin etkisiyle olduğunu savunur. Bu tez, yukarıdaki anomalinin açıklanabilmesi için iki alt hipotez ortaya atmaktadır. Bu bağlamda tez, stratejik kültür ve/veya toplumsal bütünleşiklik değişkenlerinin etkilerinin, devletlerin, sistemik etkilerle uyumlu biçimde etkin dengeleme davranışı sergilemesine engel olabileceğini ve yetersiz dengeleme davranışı sergilemelerine sebep olabileceğini savunmaktadır. Bu tez, yetersiz dengeleme teorisini test etmek için vaka çalışması yöntemini kullanacaktır. Bu açıdan, Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikası en muhtemel vaka olarak dikkat çekmektedir. Değişkenlerin etkileri Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikasında görülmektedir.
Lozan Barış Konferansı ve iki aşamalı oyun
Uluslararası müzakereler ulusların ve dolayısıyla uluslararası ilişkilerin gidişatını etkileyen önemli süreçlerdir. Çalışmada; bu süreçlerde tarafların iç politikaları belirleyici değişken olarak ele alınmakta ve bu değişkenin, özellikle toplumun büyük kesimlerini yakından ilgilendiren ve derinden etkileyen konularda, müzakerelerin gidişatını şekillendiren bir unsura dönüşebildiği ileri sürülmektedir. Bu bakımdan çalışmanın savını desteklemek üzere uluslararası müzakerelere iyi bir örnek teşkil eden ve aynı zamanda bir ulusun kaderini tayin eden Lozan Barış Konferansı örnek olay olarak seçilmiştir. Bununla birlikte, seçilen bu örnek olayı açıklayıcı bir çerçevede incelemek üzere de Rasyonel Seçim Teorisi'ne dayalı olarak Robert Putnam tarafından geliştirilen "İki Aşamalı Oyunlar" modeli tercih edilmiştir. Lozan Barış Konferansı ve sonunda imzalanan antlaşma ile ilgili literatürde yapılan mevcut çalışmalar incelendiğinde, konferansın ve/veya antlaşmanın daha çok uluslararası hukuk ve siyasi tarih açısından ele alındığı görülmektedir. Bu nedenle çalışmada, literatürdeki mevcut çalışmalardan farklı olarak, Mütareke Dönemi ve Lozan Barış Konferansı, Uluslararası Politika alanındaki Rasyonel Seçim Teorisi'nin bir modeli olan Putnam'ın "İki Aşamalı Oyunlar" yaklaşımı çerçevesinde incelenmektedir. Bu anlamda; teorik bir çerçevede, öncesinde yaşanan gelişmelerle birlikte incelenen Lozan Barış Konferansı'nın sonuçlarına ilişkin yapılan bu değerlendirme; literatürdeki mevcut çalışmalara katkı yaparak, toplumun dönemin şahsiyetlerine ve antlaşmanın kazanımlarına ilişkin yargısını oluşturmasında bilimsel bir yol önermektedir. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu antlaşmasının imzalandığı Lozan Konferansı boyunca, tarafların tercihlerinin nasıl şekillendiğine dair varılan sonuçlar, çalışmada kullanılan teorik çerçevenin imkânlarıyla elde edilen kanıtlar doğrultusunda, somut gerekçeleriyle birlikte ortaya konulmaya çalışılmaktadır.
Uluslararası ilişkilerde kimlik: Mursi Dönemi Türkiye-Mısır ilişkileri
Türkiye ve Mısır ortak bir tarihsel geçmişe sahip olmalarına rağmen kuruldukları tarihten beri iyi ilişkiler kuramamış, iki devlet arasındaki ilişkiler genellikle rekabet ve krizlerin gölgesinde seyretmiştir. Uzun bir süre boyunca düşük bir düzeyde sürdürülen ve zaman zaman gerilimlere sahne olan ilişkiler, Arap baharı sürecinde Mısır'da yaşanan iktidar değişikliği ile farklı bir boyuta geçmiştir. Bu süreçte Müslüman Kardeşlerin Mısır'da iktidara gelmesi ile Türkiye-Mısır ilişkileri hızlı bir şekilde değişmiş, krizleri ve gerilimleri aşarak müttefik ilişkisine dönüşmüştür. Bu süreçte iki devlet arasında birçok alanda iş birliği ve ortaklıklar kurulmuş ve ikili ilişkilerin altın çağı olarak kabul edilebilecek bir döneme girilmiştir. İki devlet ilişkisinin kısa sürede hızlı bir değişim yaşaması bu araştırmanın yapılmasına kaynaklık etmiştir. Bu tezde Türkiye-Mısır ilişkilerinin değişen doğası sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. İki devletin birbirlerine yönelik algılarını ve politikalarını anlamak için iki tarafın kimliklerini ve kimliklerinin oluşum sürecini anlamak gerekmektedir. Türkiye ve Mısır tarihsel anlamda kimliklerini farklı şekilde tanımlamışlardır bu tanımlama ise birbirlerinden farklı çıkarlar belirlemeleri sonucunu doğurmuştur. Farklı kimlik ve çıkarlara sahip olmaları ise birçok alanda uyumlu eylem veya davranışlarda bulunmalarını zorlaştırmıştır. Sahip oldukları sosyal ortaklıklar sonucunda bir dönem birbirlerini algılamalarına "biz" bakış açısı hakimken ayrı devletler olarak kurulduktan sonra her iki devlet de birbirlerine göre "öteki" yi temsil etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ve bölgesel dinamiklerin de etkisiyle ikili arasındaki sistemik etkileşim karşıtlıklar üzerinden sürdürülmüştür. Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda bulunduğu Türkiye ile ilişkiler önemli ölçüde gelişme göstermiştir. Bu dönemde birbirleri ile uyumlu hale gelen kimlik yapıları ile beraber ortaya çıkan ortak kadere yönelik inanç ve bölgesel gelişmelerden kaynaklanan ortak kaygılar ilişkilerin doğasını değiştirmiştir. Bu anlatılanlar ışığında, bu tezde Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidarı döneminde Türkiye ile Mısır arasında değişen ikili ilişkiler her iki devletin kimliklerine odaklanılarak sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinden incelenmiştir.
İsviçre'de faaliyette bulunan Türk sivil toplum kuruluşlarının kamu diplomasisi faaliyetleri yürütüp yürütmediğine dair bir inceleme
Bu çalışmada Türkiye'nin İsviçre'deki kamu diplomasisi faaliyetleri araştırılmaktadır. Yapılan bu araştırmada araç olarak İsviçre'de yaşayan Türkler'in kurdukları sivil toplum kuruluşları seçilmiş ve bu kurumların uygulamaları incelenmiştir. Bu bağlamda İsviçre'de kurulmuş olan, Avrupa merkezli kurulan ve İsviçre'de de faaliyet gösteren ve Türkiye'de kurulmuş ancak İsviçre'de de şubesi bulunan kurumlar araştırılmıştır. Bu kurumların faaliyetleri, faaliyetlerinin nitelikleri ve üye profili gibi unsurlar incelenmiş, bu kurumların İsviçre toplumu ile ne kadar etkileşim içerisinde olduğu analiz edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sırasında zaman zaman İsviçre toplumunun Türkler ve Türkiye hakkındaki düşüncelerine ışık tutulmuş, Türk toplumunun İsviçreliler tarafından ne derece tanındığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Yapılan bu araştırma ile İsviçre'deki Türk sivil toplum kuruluşlarının İsviçre toplumunun düşüncelerinin şekillenmesinde ne derece etkili olduğu kamu diplomasisi perspektifinden incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda kamu diplomasisi uygulamaları konusundaki eksiklikler ve Türk kurumlarının potansiyeli ortaya konmaya çalışılmıştır.
Batı Trakya azınlığın sivil toplum örgütleri bağlamında Türkiye ve Yunanistan dış politikalarına etkileri
Batı Trakya, Balkan coğrafyasında Türklerin M.Ö. yerleştikleri bir coğrafi bölgedir. Tarihsel süreçte Kuzey'den sıcak denizlere Güneye ulaşmak isteyen Rusya için Boğazlar ile Dedeağaç Limanı ticaretin ve denizlere ulaşmanın iki önemli seçeneğidir. Bu dönemde Osmanlı hâkimiyeti yüzyıllar boyunca adil yönetim anlayışı içinde her tebaaya ve inanca özgürlük getirmiştir. İslam dini ve Türk kimliğinin Balkanlar'da her daim adalet ile anılması başka dinlere mensup halkların ilgisi ile karşılanmıştır. Böylece İslam ve Türklük beraber anılmaya başlanmış ve bütün olarak algılanmıştır. Fakat değişen koşullar ve hâkimiyet Balkan coğrafyasında birlik içinde yaşamanın zorluklarını etnik kimlik ve dini mücadeleye bırakmıştır. Türklerin Balkan coğrafyasındaki gücü zayıflamaya başladığından itibaren "Küçük Asya" olarak adlandırılan Anadolu topraklarından dahi sürülmek için planlar Türkler üzerine yapılmıştır. Türklerin kurtuluş savaşı ile birlikte gösterdikleri var oluş mücadelesi sonucu kurdukları yeni Cumhuriyet, Avrupa'nın Balkanlar üzerinde tekrar hesap yapmasına neden olmuştur. Yaşanan gelişmeler neticesinde Batı Trakya, Türklerin Avrupa'ya açılan üssü konumuna gelmiştir. Fakat bu coğrafya aynı zamanda etnik kimliği ve dini inançları farklı olan insanlara yapılan haksızlıklarla anılmaya başlamıştır. Tarihin hiçbir döneminde hukuk dışı yollara yönelmeyen Türkler, bu bölgede maruz kaldıkları baskı ve zulümleri duyurmak için örgütlü olarak, aynı zamanda hukuk dışına çıkmadan var olma mücadelelerini tüm dünyaya anlatmak zorunda kalmışlardır.
The perspective of Turkish companies' overseas investments between 2009-2019 and its interaction with Turkiye's policy choices
The goal of this thesis is to assess the evolution of Turkish outward foreign direct investment by geographies and sectors, together with the attitude of the Turkish Government's foreign policy choices after the global financial crisis of 2008 until the global pandemic of 2020. The article suggests that Turkish firms became stable investors after 2009 thanks to domestic macro-economic restructuring and strengthened corporate maturity at home. The deals in 2009–2019 show that major Turkish investor firms are mostly directed towards western developed countries in order to access new markets, like the regular behavior of developing country multi-national enterprises under liberal market commercial dynamics, but are not in line with the policy choices of the Turkish government. The root cause of the shifts in Turkish foreign policy is analyzed from a commercial perspective, together with the attitude of Turkish firms toward cross-border acquisitions. The findings show that policy-making processes in Turkiye can be evaluated from a constructivist dimension during the 2010s due to the identity and material interests of the ruling elite instead of a mercantilist trading state view like before 2009.
Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal, kültür, eğitim ve ekonomi alanındaki ilişkiler (1990-2022)
Bu araştırmada Bosna-Hersek Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki siyasi, sosyal, kültür, eğitim ve ekonomi alanındaki ilişkiler 1990-2022 yılları arasında incelenmiştir. Araştırmanın birinci bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek arasındaki ilişkilerin tarihsel arka planı incelenmiş ve tarihsel kökleri olan ilişkilerin ortaya konulmasına çalışılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal ve kültürel ilişkiler başlıklar halinde incelenerek ilişkilerin genel yapısı analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki eğitim ve ekonomik ilişkiler başlıklar halinde incelenerek ilişkilerin genel yapısı analiz edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihsel kökleri nedeniyle özellik taşıyan Bosna-Hersek Devleti arasındaki kültürel ilişkilerin yoğun olduğu siyasi ve ekonomik ilişkilerin de gelişme gösterdiği belirlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasında eğitim alanında yapılan anlaşmaların da önemli olduğu eğitim iş birliğinin de son derece gelişmiş olduğu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti ile Bosna-Hersek arasındaki siyasi, sosyal, kültürel, eğitim ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için önümüzdeki yıllarda uluslararası konjonktürel yapıya uygun yeni iş birliklerinin geliştirilmesi gerekmektedir.
Türk dış politikasında süreklilik unsuru: İdeoloji, eylem ve güvenlik 1876-1960
Osmanlı Devleti gücünün azalmasıyla birlikte devletler karşısında üstün konumunu da kaybetmiştir. Savaşlarda eski başarının sağlanamaması, başarılı olunan durumlarda da devletlerin uyguladıkları politikalar istenen sonuçların alınmasını engellemiştir. Osmanlı Devleti zamanla diplomasinin önemini daha iyi kavramış ve bu alana gerekli ilgi gösterilmeye başlanmıştır. Hariciye alanında yapılan reform çalışmaları diplomasinin ve diplomatik personelin yetişmesi açısından faydalı olmuştur. Devletin yıkılış döneminde diplomasiye önem verilmişse de çöküş engellenememiştir. Birinci Dünya Savaşı sonunda yıkılan Osmanlı Devleti'nin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti pek çok konuda ve özellikle diplomasi alanında Osmanlı Devleti'nin mirasçısı olmuştur. Bu çalışmada ki amaç Osmanlı Devleti'nin son döneminden itibaren uygulanan dış politika ile Türkiye Cumhuriyeti'nde uygulanan dış politika arasındaki sürekliliğin incelenmesidir. Dış politikadaki süreklilik özellikle ideoloji, eylem ve güvenlik açısından ele alınarak daha detaylı ve sistematik bir çalışma olmasına özen gösterilmiştir. Çalışmada öncelikle arşiv, meclis tutanakları olmak üzere kitap ve makalelerden yararlanılarak sürekliliğin varlığı ve ne derecede olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu detaylı çalışmanın sonucunda Osmanlı Devleti'nin son döneminden itibaren uygulanan dış politika ile Türkiye Cumhuriyeti'nde uygulanan politikalar arasında bazı istisnai durumlar olsa da çoğu uygulamada süreklilik olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Dış Politika, Osmanlı Hariciyesi, Türk Dış Politikası, Dış Politikada Süreklilik
Türk siyasal hayatında sosyal medya ve dijital platformların kullanımı: 2002- 2020 dönemi
Sosyal medya ve dijital platformlar bugün hayatımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Basit iletişim, haber alma gibi faaliyetlerden, eğlence amaçlı içeriklerin takibine kadar pek çok amaçla kullanılmakta, gündelik hayatımızın önemli bir kısmını kaplamaktadır. Öyle ki, pandemi ile hemen hemen her alanda hızlanan dijitalleşme neticesinde, sosyal medya ve dijital platformlardan da ziyade, pek çok sosyal, toplumsal aktivite için Metaverse'de buluşacağız. Durum böyle iken, bahse konu araçların ulusal ve uluslararası aktörler tarafından araçsallaştırılması kaçınılmazdır. Özellikle Cambridge Analytica Skandalı ya da son dönemde Rusya-Ukrayna Savaşı gibi örnekler bu yöndeki ihtimallerin ciddiyetini gözler önüne sermektedir. Bu çerçevede, hem Türk dış politikasında hem de iç siyasette, sosyal medya ve dijital platformların, temel hak ve özgürlükler muhafaza edilerek, toplumun nabzını ölçmek, simetrik iletişim ile toplumun sivil ve siyasi kanadı arasında bağ kurmak, algı yönetimi faaliyetlerine girişmek için kullanılabilir. Bu minvalde, yaklaşık 10 yıldır ülkemizdeki siyasi aktörlerin sosyal medya ve dijital platformlara yönelik ilgisi artmıştır. Örneğin, en son 2019 Yerel Seçimlerinde bahse konu platformların, yeni adayların imaj inşa süreçlerinde olumlu rol oynadığı savunulmaktadır. Ayrıca, teknolojinin neredeyse içine doğan genç kuşakların, kısa vadede siyasi karar alma süreçlerinde etkin hale geleceği de düşünülürse, ilgili platformların Türk siyasetindeki ehemmiyeti artacaktır.
Kuşak ve Yol Girişimi'nin Türkiye-Çin ilişkilerine etkisi
2013 yılında Xi Jinping tarafından önerilen "Kuşak ve Yol Girişimi" Çin'in artan ekonomik nüfuzunun küresel siyasi manzarayı da değiştirmekte olduğu konusunda kapsamlı bir veri sunmaktadır. Bir dış politika yaklaşımı olarak ele alınan bu girişim, Çin'in uluslararası sistemdeki konumunu da değiştirmektedir. Çin'in yeni dış politikası ile birlikte artan Avrasya ve Avrupa ilişkileri Çin'in değişim ve dönüşüm sürecini ortaya koymaktadır. Türkiye Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti ilişkilerinin yönü ise ikili ilişkilerin geliştirilmesi konusunda atılacak adımlar sonucunda belirlenecektir. Bu çerçevede değerlendirilecek olursa, Kuşak ve Yol Girişimi birçok fırsat ve riski barındırırken, Türkiye ile Çin ilişkilerinin pozitif yönlü değişmesine de katkı sunacaktır. Türkiye'nin Orta Koridor Girişimi ile Kuşak ve Yol Girişimi arasındaki bağlantısallık üzerinden incelemelerde bulunulurken, uluslararası sistemde meydana gelen değişikliklerin ikili ilişkiler üzerindeki etkilerine de yer verilecektir. Bu girişim ile kara ve deniz güzergahında yapılması öngörülen yatırımların iki ülkenin kalkınmasına fırsatlar sunacağı değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra girişimin bölge ve dünya ülkeleri ile ilişkilerde birtakım riskleri de ortaya çıkartacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada Kuşak ve Yol Girişimi ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında gelişen dış politika ve gelişmesi mümkün olan dış politika senaryoları incelenmeye çalışılacaktır. Bu konu hakkında mevcut uluslararası ilişkiler literatüründe eksiklikler söz konusudur. Çalışma kapsamında girişimin iki ülke arasındaki ilişkileri geliştireceği hipotezi üzerinde durulacaktır. Nitel araştırma yöntemlerinden vaka analizi deseniyle yapılacak olan bu çalışmada veriler doküman analizi yöntemiyle elde edilecektir.
Türk Devletleri Teşkilatı'nın sosyal inşacı teori çerçevesinde analizi
Bu tez çalışmasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin 1991'de dağılmasının ardından bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan ile Türkiye arasında Türk kimliği etrafında geliştirilen ilişkiler ele alınmıştır. İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, Fikirde, İşte Birlik" ülküsü ile fikirsel altyapısını oluşturduğu ve 2009 Nahçıvan Anlaşmasıyla kurumsallaşma sürecini tamamlayan Türk Devletleri Teşkilatı bu ilişkilerin doruk noktasıdır. Bu çalışmada Türk Birliği idealinin ve bu yönde harcanan çabaların ilerleyen süreçlerde de bölgesel ve küresel ölçekte uluslararası ilişkilerin şekillenmesinde önemli bir rol oynayacağı değerlendirilmektedir. Uluslararası ilişkilerin anarşik yapısından yola çıkarak, uluslararası sistemi sadece maddi yapılar üzerinden ele alan Neo-Realist kuramın aksine sosyal inşacı kuram, uluslararası ilişkilerde sosyal ve fikirsel yapıların en az maddi yapılar kadar etkili olduğunu savunmaktadır. Sosyal inşacı yaklaşıma göre sistemdeki aktörlerce paylaşılan fikir, inanç ve değerler sistemi yapısal bir özellik gösterir ve sosyal-siyasal eylemler üzerinde belirleyici bir etkiye sahiptir. Paylaşılan ortak kimlik, kültür, inanç ve değerler sayesinde bir araya gelen Türk Cumhuriyetlerinin, Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde zirveler süreciyle başlayan ve yeni kurumlarla desteklenen entegrasyon süreçleri olumlu bir yapıya evrilmektedir. Bilim, kültür, eğitim, ekonomi, diplomatik, siyasî, hukukî alanlarındaki ilişkiler ve iş birlikleri sosyal inşacı teorinin sadece maddi yapılar değil, fikirlerden ve ülkülerden doğan yapılar da uluslararası alanda egemen devletleri belli oluşumların içerisinde oynadıkları rol itibariyle ulusal çıkarlarını yeniden belirlemeye yönlendirebileceği iddiasını doğrulamaktadır. Bu tezin temel savı uluslararası ilişkilerde sosyal inşacı bakış açısından yola çıkarak, Türk Devletleri Teşkilatı'na üye olan Türk Devletleri'nin Teşkilat bünyesinde mevcut olan ve süreç içerisinde oluşturulacak iş birliği yapıları çerçevesinde uluslararası alanda ulusal çıkarlarını ortaklaşa belirleyebilecekleri bir aşamaya gelmelerinin mümkün olacağı yönündedir.
Turkey and USA foreign relations between 2009 and 2015
This thesis focuses on Turkey and USA foreign relations between 2009 and 2015 with considering historical perspective. Starting from the first period of the Ottoman Empire, until 11 September 2001, terrorist attacks, and the period after the lengthy process of Turkish-American relations are examined. Then in 2009 with the election of Barack Obama as US president from the strategic partnership between Turkey and the United States began the process of transition to model partnership. In this context, this thesis dealt with Turkey and the US foreign policy formation processes at work, the problems created by external factors in the foreign policy and bilateral relations, reconciliation points and decomposition points were explained in the axis.
Turkey-Africa relations in the 21st century: Economic diplomacy
Bu tez, özellikle potansiyeller, gelecek perspektifleri ve ilişkilerin sınırları açısından Türkiye'nin Afrika'ya yönelik artan angajmanına yönelik genel bir bakışa odaklanmıştır. Türkiye'nin Afrıka dış politikasının temel özünü inceler ve 21. yüzyılda Afrika ile ilişkilerin arkasındaki temeli analiz eder. Türkiye'nin Afrika'ya neden daha fazla ilgisi var sorusuna cevap vermeye çalışır. Diğer bir deyişle, bu çalışma 21. yüzyılda Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkileri canlandıran ekonomik etkileşimleri (diplomasi) inceler. Aynı zamanda Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkilerin kurulmasında anahtar araç olarak ekonomiyi gösterir. 90'lı yıllarda Afrika olarak bilinen kıta, 21. yüzyıldaki kadar Türkiye'yi ilgilendirmemekteydi; çünkü Türkiye Batı ile Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya gibi yakın komşularıyla ilişkilerine daha fazla önem vermekteydi. Bu çalışmada 21. yüzyılda Türkiye'nin Afrika'ya ilgisinin arkasındaki temel siyasi, ekonomik dini, kültürel ve stratejik motivasyonlarla birlikte süreçte karşı karşıya kalınan bazı zorluklar tartışılmaktadır. Bu tez üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm tezde kullanılan dış politika, uluslararası ilişkiler, ekonomi, diplomasi, yumuşak güç ve politik ekonomi gibi bazı temel kavramları tanımlar. İkinci bölüm Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkiye ile Afrika arasındaki ilişki, Soğuk Savaş döneminde Afrika'ya yönelik Türk dış politikası, Afrika kavramı, Kamerun kavramı ve Türkiye kavramını sunmaktadır. Türkiye'nin Afrika ile ilişkilerine genel bir bakış sağlar. Aynı zamanda Türkiye'nin Afrika politikasını ve Afrika Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkilerini şekillendiren ana unsurları ortaya koymaktadır. Üçüncü bölüm, 21. yüzyılda Türkiye ile Afrika arasındaki ilişkilerin sürdürülmesinde temelde ekonomik diplomasi olmak üzere çeşitli yaklaşımları sunar.
Turkish foreign policy towards Africa
After the Cold war, Turkey embarked on a process of refining its foreign policy to position itself strategically in the global scene. This resulted in a shift in its foreign policy towards Africa such that it is now more open to Africa. This thesis aims at analyzing the shift towards Africa and reflects on the policy formulation. The areas to be covered include the traditional foreign policy, new foreign policy changes, focus of Turkish foreign policy on Sub-Saharan Africa. The nature of Turkey's relationship with its traditional allies has significantly influenced its foreign policy towards Africa. The extents to which the different players have been involved in the realization of the Turkey's policy objectives will be analyzed too. The transformation of Turkish foreign policy in favor of Africa is not a reorientation of Turkey from its Western or Eurasian allies, but an autonomous reposition driven by domestic and international dynamics of politics and economy.
Dağlık Karabağın tarihi: Türkiye'nin Karabağ politikasında istikrarlı tutumu
Dağlık Karabağ Azerbaycan toprakları içinde bölgedir. Ermeniler tarafından işgal olunub. Bölgenin toprak nüfüsu 4,400 .İnsan nufusu 1990'da nüfusu 192.000'e ulaşmış. Nüfus Ermeniler (% 25), Azerbaycan türkleri (% 70), Kürtler, Ruslar ve Rumlardan oluşmaktadır. Orta Hankendi (Stepanakert) ve başka büyük şehir Şuşa ilidir. Eskiden Albaniya (Kafkas Albaniyası). M.Ö. MS 95 yılında Tigran tarafından işgal edildi. IV. Yüzyılın başında Albanlar Albanıya geri döndüler ve M.Ö 387'de tekrar Albanıya girdiler. Sekizinci yüzyıldan beri Albaniya topraklarında büyümüş ve Batı'da Pers olarak var olmuştur. XVII yüzyılın başında İran, XVIII. Yüzyılda Karabağ hanlığı içinde (meliklik) özerklik sahibi oldular. 1813 yılında Dağlık Karabağ (Dağlık Karabağ) Anlaşması Rusya'ya devredildi. 1822 yılında Karabağda hanlığı kaldırıldı ve Rus hükümeti, Türkiye ve İran'dan 1 milyondan fazla Ermeni Karabağa köç etdi. 1923'te Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi kuruldu. 1989'da Azerbaycan Parlamentosu kararı ile özerklik kaldırıldı. 1980'lerin sonunda ve 1990'lı yılların başında bölgede meydana gelen etnik çatışmalar ve Ermenistanın birleşmesi talepleri Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir savaşa dönüştü. 1994'te Bişkek'te ateşkes anlaşması imzalandı. Dağlık Karabağ'taki yerel "hükümet" 1991'de bağımsızlığını ilan etti. Ancak şu ana kadar bu "bağımsızlık dünyadaki herhangi bir ülke tarafından tanınmadı.
Türk-İsrail ilişkilerinin Türkiye'nin Arap devletleriyle ilişkilerine etkisi
The dissertation analysis the historical aspects of Turkish – Israeli relations and how the Turkish – Israeli relations affected to Turkey‟s relations with Arab states. The main important point is that how these two of non-Arab states of the Middle East region build strategic relations despite of Arab States. Using comparative historical approach, I will analyze in detail the ideological and political problems of contemporary bilateral relations, as well as to consider the impact of Turkish-Israeli relations to the Turkish-Arab relations. Turkey and Israel have tried filling lack of balance of power in the Middle East which emerged after Cold War era as becoming regional powers amongst Arabs. In the thesis it has been analyzed how these rival states need strong strategic partnership with each other despite of Arabs in the region.
Hitler dönemi Türkiye Almanya ilişkileri kapsamında Türk dış politikası
Türkiye, I. Dünya Savaşı sırasında Almanya ile yakınlaşan ilişkilerini devam ettirmiştir. Ekonomik alanda dış ticaretin en yoğun yapılan ülke olarak Almanya'ya karşı Türk dış politikasında II. Dünya Savaşının neredeyse sonuna kadar Almanya'ya sert politikalar uygulanmaktan kaçınılmıştır. Bununla birlikte İngiltere ile olan ilişkilerin devamına özen gösterilmiş ve en sonunda taraf olarak Demokratik Batı tercih edilmiştir. Alman Nazi iktidarı döneminde Türkiye ile ilişkilerde tedbirli olunmuş ve Türkiye kendini güvence altına alacak paktlarda yer almıştır. Türkiye bulunduğu coğrafi konumun getirdiği hassas durumu gözeterek dış politika belirlemiştir.
2002 sonrası Türkiye Cumhuriyeti - Rusya Federasyonu ilişkileri
Türkiye – Rusya ilişkilerinin tarihi bir derinliği vardır. Bu tarihsel süreç içerisinde ilişkilerin seyri Rusların sıcak denizlere inme ve boğazlara hâkim olma üzerine sergiledikleri bir siyasal davranış biçimine karşın Türklerin, Rusların bu politikalarına karşı çıkması, karşılıklı bir tehdit algılaması ve güven bunalımını ortaya çıkarmıştır. Son dönemde Rusların çok kutuplu dünya düzeni talebi, Arap Baharı sürecindeki gelişmeler, Suriye krizi ekseninde ortaya çıkan gelişmeler, enerji paylaşımları, Şanghay işbirliği örgütünün (ShanghaiCooperationOrganization) işlev kazanması ve 15 Temmuz darbe kalkışmasına karşı Rusya Federasyonunu yaklaşımı gibi birçok faktör ilişkilerin çok daha derinleşmesine zemin hazırlamıştır. Rusya'nın sınır komşumuz olması, jeopolitik ve jeostratejik bir noktada bölgesel ve küresel güç olması Türk - Rus ilişkilerinin seyri ve ilişkilerin ekonomik, politik açıdan ne denli iyi olması gerektiğini sonuçlarıyla beraber bu tezin kapsamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir.
Doğu Akdeniz'de doğalgaz anlaşmazlıkları ve Türkiye
Dünyanın, ispatlanmış en büyük hidrokarbon yataklarını bölgesinde barındıran Ortadoğu ve enerji tüketiminde küresel anlamda ilk sırada yer alan Avrupa Birliği ülkeleri arasında bir köprü ve geçiş güzergâhı oluşturan Doğu Akdeniz Bölgesi, son yıllarda keşfedilen hidrokarbon rezervleri ile gündemin ön sıralarında yer almıştır. Doğu Akdeniz, stratejik öneme sahip bir deniz olmasından dolayı, yeni dönemde enerji havzası olmaya adaydır. Bu bölgeyi daha önemli hale getiren yeni enerji kaynakları Avrupa'nın Rusya'ya bağımlılığının azaltmış olabilecektir. Doğu Akdeniz'in uluslararası enerji sektörünün önemli bir parçası olması ve jeopolitiğinin artması, münhasır hakların paylaşımında ciddi diplomatik çaba gerektirmektedir. Doğu Akdeniz'deki yeni doğalgaz kaynakları Türk Dış Politikasında Türkiye'nin önemini uluslararası siyasal sistemde artırmış ve Türk Dış Politikasına olumlu yönde etki etmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde, değişen bölgesel ve küresel durum bu çerçevede bölgede son yıllarda gelişen süreçler, dünyadaki enerji haritasını derinden değiştirmiştir. Bu yeni harita içerisinde Türkiye'nin yeri son derece önemli bir hale gelmiştir. Doğu Akdeniz'i, uluslararası enerji sektörü ve jeopolitiğin odak noktalarından biri haline getirmiştir. Doğu Akdeniz havzasındaki enerji tablosunu olduğu gibi bölgesel dinamikleri de değiştirmesi beklenmektedir. Bu bağlamda Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşılmasına yönelik işbirliği ihtiyacını da gündeme getirmiştir. Anahtar Kelime: Doğu Akdeniz, Enerji Kaynakları, jeopolitik, Türkiye.
Türk dış politikasında uluslararası örgütler
Cumhuriyet'in ilk yıllarından başlayarak günümüze kadar süren Türk Dış Politikasının, bazı belirgin özellikleri ön plana çıkmaktadır. Başlangıçtan itibaren statükoyu koruma çabası buna verilebilecek en önemli örnektir. Devletlerarası ilişkilere önem ve çeşitli anlaşmalar ile güvenlik sağlamaya yönelik bir dış politika iki savaş arası dönemde göze çarparken, II. Dünya Savaşının sona ermesi ile Türk dış politikasında önemli bir değişim yaşanmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası uluslararası siyasal sistem de bir dönüşüm yaşamış ve bu yeni güç dengesi birçok ülkeyi etkilediği gibi, Türkiye açısından da önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Soğuk Savaş döneminin başlaması ile beraber ortaya çıkan yenidünya düzeni, tüm devletlerin dış politikalarında o veya bu şekilde etkili olmuştur. II. Dünya Savaşı'nın sonlarında belirginleşmeye başlayan bu bölünme, iki kutuplu bir dünya ile sonuçlanmıştır. Türkiye Batılı liberlizmini temel alan, çok partili, serbest piyasa ekonomisi temelinde örgütlenmelerde yer almış, savunma çabasını da NATO ittifakı ile belirlemiştir. 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye özellikle bölgesel seviyede oldukça etkili bir dış politika takip etmeye başlamıştır. Takip etmeye başladığı çok yönlü aktif ve birleştirici dış politika Türkiye'nin kendi önceliklerinden ziyade ortaya çıkan ilerlemelerin bir direnmesi sonucu olmuştur. Uluslararası siyasetin ülkeler arasında ilişkileri mecburi kıldığı ve toplumların birbirlerine karşı bağımlılığının giderek fazlalaştığı küreselleşme sürecinde, Türk dış politikasında uluslararası örgütlerin rolünü giderek daha bariz hale geldiği gözlenmektedir. Uluslararası ilişkilerde gün geçtikçe önem arz eden askeri, siyasi, ekonomik ve kültürel örgütlenmeler, Türk dış politikasına da etki etmekte ve çoğu zaman bu dış politikayı yönlendirmektedir.
Türkiye'nin göç politikası ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
Türkiye'deki göç hareketleri, insanlığın oluşturduğu ilk medeniyetlerden beri önemli sosyal hareketlerden biri olmuştur. Göçü oluşturan dinamiklerin uluslararası bir hüviyet taşıması, sorunun bir ülke tarafından tek başına çözülmesini imkânsızlaştırmıştır. Bu nedenle teknoloji ve komünikasyonun ilerlemesiyle uluslararası iş birliği hız kazanmış, devletler uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla bu sorunların çözümüne çaba sarf etmiştir. Kuşkusuz, göç hareketlerini düzenleyen kurallar dizayn edilirken, bu kuruluşların önceden öngördüğü kalıplara uyulmuştur. Birleşmiş Milletler'in (BM) en önemli alt kuruluşlarından biri olan Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği'nin (BMMYK), bütün üye devletlerin göç politikalarında yer alması bu şekilde mümkün olmuştur. BMMYK'nın amacı, dünyada göç hareketleri sonucunda insanların mağdur olmasını engellemektir. Türkiye'de üye ülkelerden olduğu için bu kuruluşun görevini tanımıştır. Türkiye'nin aynı zamanda 20. yüzyılın sonuna doğru artan göç hareketlerinin merkezinde bulunması BMMYK'nın Türkiye'deki faaliyetlerini artırmıştır. Dolayısıyla bu faaliyetlerin ne ölçüde Türk göç politikalarını etkilediğini anlamak önem iktiza eder. Bu etkinin daha iyi anlaşılabilmesi için Komiserliğin tarihçesi ve görevlerini irdelemek gerekmektedir. Türkiye'deki geçmişten günümüze göç hareketleri de bu ilişkiyi direk olarak etkilemiştir. Etkinin daha iyi ortaya konabilmesi için göç politikalarını düzenleyen kanun ve yönetmeliklerin değişimi analiz edilmelidir. Eğer bu analizler doğru yapılırsa, daha verimli göç politikalarının oluşturulması için teklifler sunulabilecektir. Anahtar Kelimeler: Göç, Birleşmiş Milletler (BM), Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK).