Turks
355 theses under this subject heading
Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakarlığının batı algısı
Bu tezin amacı, Türkiye'de popülaritesi yüksek olan, milliyetçilik, İslamcılık ideolojileriyle de yakın ilişkisi nedeniyle karmaşık bir düşünce olan Türk muhafazakârlığının, Soğuk Savaş Dönemi'ndeki Batı algısını incelemektir. Bunun için ilk bölümde, Batı muhafazakârlığının doğuşu, gelişimi ve özellikleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, Türk muhafazakârlığının özellikleri ve Osmanlı Devleti'nden erken Cumhuriyet Dönemi'ne kadar ki gelişimine bakılmıştır. Üçüncü bölümde, Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakâr düşün adamlarının (Peyami Safa, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Nurettin Topçu) Batı algısı incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, bu dönemde siyasette aktif olarak yer alan, muhafazakâr Türk siyaset adamlarının (Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş) görüşlerine başvurulmuştur. Batı'nın tekniğine karşı olumlu tavır alan Türk muhafazakârları, Batı'nın kültürüne karşı çıkmışlar; teknik alanda Batı'dan yararlanılmasını savunurlarken; kültür alanında Batı değerlerine karşı çıkmışlardır. Bununla birlikte Soğuk Savaş Dönemi'nde komünizm ve SSCB tehdidinin etkisiyle Batı ile siyasal ve askeri ittifaklara da genelde sıcak bakmışlardır.
The formation of hybrid identity of the kurds and the Turks through interethnic marriages in Turkey
Identities are not "fixed and innate" but "fluid and multiple", formed out of the interactions with others; so each encounter adds new meanings to the identities. Based on different theories of the identity, the study aims to show the changing nature of the identity shaped by the processes of migration, globalization and interethnic marriages. The objective of this research is to shed light on the terms, in particular "hybridity, in-betweenness and ambivalence" and to connect them to the Kurds and the Turks who have become ethnically hybrids due to marriages between the Kurds and the Turks. Hybridity, developed from botanical and biological origins has started to be used as mixing of cultures of the colonized and the colonizer groups, in particular during post-colonialism. Hence, the study pursues to indicate hybridization of the identities and explores the processes of hybridization of the Kurds and the Turks through interethnic marriages in Turkey. The main question of the thesis is whether the hybrid Kurds and Turks consider themselves biethnic/bicultural or not. If so, it is assumed these hybrids will approach Kurdish and Turkish nationalism differently. In other words, rather than focusing on differences, they will concentrate on similarities and sharings, and they will be more willing to live together. Hence, in the research paper firstly, it is important to give information about what identity, hybridity and globalization are, and whether there are any marriages between the Turks and the Kurds or not. Soon, what hybridity was in the 19th century and is now will be clarified. Finally; with interviews, the thoughts of hybrids about their identity will be given. Data consist of 15 qualitative interviews conducted with the individuals at different ages and different jobs in Erzurum, Bursa and Istanbul. The main purposes of the study are to find how these people define themselves: whether as Kurds, Turks, in-between, or both, and to examine whether they have any differences from non-hybrid Turks and Kurds, and to see their approach to the Kurdish and Turkish nationalism.
Diasporaların anavatan ziyaretleri: Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi 2013 üzerine bir alan araştırması
İnsanoğlu var olduğundan beri çeşitli nedenlerle hareket halinde olmuş, münferit olarak ya da topluca bir yerden bir yere geçici veya sürekli olmak üzere göç etmiştir. Türklerin son 50 yıllık süreçteki göçlerine genel olarak bakıldığında ise en yoğun Türk göçünün olduğu kıta olan Avrupa'da günümüzde yaşayan yaklaşık beş milyonluk bir Türk Diasporası ortaya çıkmaktadır. Avrupa'da bulunan Türk varlığının çok büyük bir çoğunluğunu, yaklaşık üç milyonluk bir kitle ile Almanya barındırmaktadır. Yaşanan bu göçler sonucunda oluşan diaspora toplumlarının anavatanlarına gerçekleştirdikleri ziyaretler ise diaspora turizmi konusu kapsamında incelenmektedir. Bu araştırmayla, anavatanından göç ederek yaşadıkları yerlerde diaspora toplumu haline gelen insanların anavatanlarına yapmış oldukları kültürel turlardan beklentileri ve bu gezilerin onlar üzerinde bıraktığı sosyo-kültürel etkiler saptanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, Almanya Türk Federasyon'un düzenlediği "Türkiye Kültür Gezisi 2013" üzerinde bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı dokuz gün süren geziye bizzat katılarak gözlemde bulunmuş, amaçlı örneklemin maksimum çeşitlilik tekniği ile belirlenen 28 kişiye birer veri toplama günlüğü dağıtmış ve her gün için ne hissettiklerini yazmalarını istemiş, ardından ise geziden sonra Almanya'ya giderek, dokuz şehirdeki toplam 28 katılımcı ile görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşme esnasında söylenenler, söylendiği haliyle ve diyalog sırası değiştirilmeden yazıya dökülmüştür. Elde edilen veriler anlamlı bölümlere ayırmak için ilk önce kodlanmıştır. Bunun için bir kod cetveli oluşturulmuştur. Kendi içinde anlamlı bir bütün oluşturan kısımlar araştırmacı tarafından isimlendirilmiştir. Farklı bölümlerde yer alan ve anlam bakımından ilişkili olan veriler, bir araya getirilip ilişkilendirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler incelenip yapılan kodlama ve ardından kategorilere ayırma işlemi sonucunda ortaya dokuz ana tema ve bu ana temalar altında 22 alt tema ortaya çıkmıştır. Bu tür kültürel gezilerin, Türk Diasporası mensuplarının Türk kültürüne ve Türkiye'ye olan bağlarının güçlenmesine katkı sağladığı, Türklük aidiyetlerinin ve milliyetçilik duygularının artmasına etki ettiği, atalarına hayranlık oluşturduğu, Türk tarihine ve kültürüne merak uyandırdığı, bu çalışmada ulaşılan sonuçlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: Diaspora turizmi, turizm sosyolojisi, Almanya Türkleri, göçler, Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi.
Uluslararası işletmeleri başarıya götüren faktörler: Kosova'daki Türk işletmeleri
Bu araştırmanın temel amacı Kosova Pazarında faaliyette bulunan Türk firmalarının başarı faktörlerini ortaya koymaktır. Bu ana amacın dışında, aynı zamanda oradaki Türk firmaların özellikleri, Kosova pazarını seçmelerinde etkili olan faktörler, seçtikleri giriş stratejileri ve Kosova pazarında karşı karşıya kaldıkları engellerin de ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Türkiye ve Kosova arasındaki yakın dostluk ve ortak geçmiş tarihe sahip olmaları aralarında farklı anlaşmaların oluşmasında etkili olmuştur. Bu önemli anlaşmaların gerçekleşmesi, Türk yatırımcıların Kosova pazarında yer almasını teşvik etmiştir. Çok sayıda Türk firmasının Kosova pazarında faaliyete bulunması doğrultusunda bu araştırmanın yapılması gerekli görülmüştür. Araştırmanın sonuçlarına göre, firmaların çoğu küçük ve orta büyüklüktedir. Aynı zamanda, önemli büyük şirketler de Kosova'da yer almaktadır. Bununla beraber, seçtikleri pazara girme stratejileri ilk olarak doğrudan yeni yatırımlar ve ardından doğrudan ihracattır. Kosova pazarında yer alan Türk firmalar için en önemli başarı faktörleri ise hizmette kalite ve tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamaktır. Beraberinde yetenekli personel ile çalışmak, eğitimli personel ile çalışmak ve tüketicilerin beklentilerine uygun ürünler uygulamak gibi ifadeler de önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Başarı faktörleri, Doğrudan yeni yatırım, Anlaşmalar, Türk firmaları,Kosova pazarı
Kültürlerarası iletişim: Makedonya'da yaşayan Türkler ve Makedonlar arasındaki iletişim
Kültürlerarası etkileşimi anlamak için, iki veya daha fazla kültür arasındaki ilişki, aralarındaki iyi niyet veya çatışmalar, kültürlerin kendisi ve varsa sürdürdükleri iletişim incelenmelidir. Bu çalışmasının konusunu, Makedonya'da yaşayan Makedonlar ve Türkler arasındaki kültürlerarası iletişim oluşturmaktadır. Türk azınlık (Makedonya Türkleri) ve Makedonya Cumhuriyeti topraklarında yaşayan Makedon halk arasında varolan durumun belirlenmesi amacıyla, söz konusu insanların kültürel özellikleri, kimliği, kültürlerarası yaşam, daha da özelde kültürlerarası iletişim araştırılıp çözümlenmiştir. Çalışmada, veri toplama yöntemi olarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, Makedonya'nın başkenti Üsküp'te yaşayan 10 Türk (5 kadın/ 5 erkek) ve 10 Makedon (5 kadın/ 5 erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Her katılımcıya toplam 19 adet soru sorulmuştur. İlk 9 soru, iki kültürün genel kültürel karakteristiklerini araştırmak ve belirtmek için hem Türklere hem de Makedonlara aynı şekilde sorulmuştur. Sonraki 10 soru ise, Makedonların ve Makedonya'da yaşayan Türklerin kimlik özelliklerini, aidiyet ve kabullenme duygularını, ortak veya ayrışan sembolleri, gelenekleri ve yaşam tarzlarını tanımlamak için her bir gruba farklı olacak biçimde yöneltilmiştir. Ayrıca, toplam 19 sorudan her biri, Makedonlar ve Türkler arasında gerçekleştirilen kültürlerarası iletişimi daha iyi anlayabilmek için katkı sağlamıştır. Sonuçlara göre, Makedon ve Türk kültürlerinin yakın hatta benzer olduğu anlaşılmıştır. Bu toplumlar, sadece aynı topraklarda yaşamamaktadırlar, aynı ve benzer yaşam tarzıları, kültürleri, algıları, tutumları ve değerleri paylaşmaktadırlar. İkisi de özgür duyumsamakta, özgürce davranmakta, yaşamı aynı şekilde algılamaktadır. Makedonya'da iki kültürün aynı derecede güçlü ve belli bir kimliğe sahip olduğu, hiçbirinin kendini azınlık ya da çoğunluk olarak görmediği anlaşılmaktadır. Birlikte entegre olmaları dolayısıyla kültürel kimliklerinin de birbirine uyumlu olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Kültür, İletişim, Kültürlerarası iletişim, Kimlik, Etnisiteler.
Appearance management behaviors as the consequences of the beauty standards enforced by advertising a study of Turkish and Lebanese female university students
Several studies have examined the effects of the "beauty myth" that the media- in general and advertising in specific- has established and enforced in the international audiences' minds. Although here in my thesis study I do not disregard those effects, I focus more on the consequences of those effects, which are called AMBs (appearance management behaviors). Young women undergo a lot of AMBs to reach the proclaimed beauty myth. Some of these behaviors are considered daily acts such as using make-up products every morning to school or to work, or occasional such as dressing up for a date or a wedding party, and/or attending the gym on certain days of the week. On the other hand, other behaviors can lead to drastic changes on one's appearance such as eating disorders and cosmetic surgeries. Via this thesis research, an attempt is directed to study the AMBs in two countries; Turkey and Lebanon. Specifically, the study will be examining four of the AMBs; the use of makeup products, exercise as a way of losing weight, adapting to disordered eating behaviors and the forth aspect is undergoing cosmetic surgeries. Participants are female university students' with the age range of 18-28 years. I try through a survey questionnaire to study the extent of young females (in Turkey and Lebanon) realization of the beauty concept, and whether it is influenced by the beauty standards that advertising has been enforcing. In other words, the researcher will be studying the beauty definition(s) of the Turkish young females and in the Lebanese young females and whether the definition they have in mind is limited to the one presented by advertising. Female body image and social comparison theory and other interrelated aspects are also to be investigated in this thesis work. That is to add more clarification and avoid ambiguity to the study. Keywords: AMB, Advertising enforcement, Body-image, Social comparison, Makeup, exercise, Eating disorders, Cosmetic surgeries.
Immigrant entrepreneurship challenges and opportunities: Case study of Turkish immigrant entrepreneurs in Canada
Previous studies have explained that immigrants have made significant contributions to the economic and social change in Canada. Although waves of Turkish migration to Canada have started since the 1950s, very few studies exist about them, and there is inadequate knowledge about their business activities. The purpose of this case study was to investigate the challenges that encountered Turkish immigrants in Canada and to identify their opportunities within entrepreneurship. Also, it attempts to determine their business characteristics. A quantitative approach based on a questionnaire survey was employed and then analyzed by applying a descriptive statistical analysis. The findings indicate that, first, Turkish entrepreneur under the Business Program category have faced quite similar challenges with those who migrated by other categories. High operational costs considered as the main challenge, while discrimination was the least ranked. Second, Turkish entrepreneurs do not very much depend on their co-ethnic resources. It seems like they are more individualistic, and they find numerous opportunities within the other communities. Third, Turkish entrepreneurs are optimistic about their future of doing business in Canada. In addition, Turkish entrepreneurship in Canada can be considered as micro-business with less than 4 employees per business. A higher percentage of their businesses were in food and beverage industry and located in Toronto.
Kürtçü Aydın doktor Şükrü Mehmet (Sekban) ve "Kürtler Türklerden ne istiyor?" adlı kitabının transkripsiyon ve değerlendirmesi
Bu çalışmanın amacı, II. Meşrutiyet Döneminde ortaya çıkan serbestlik ortamında gelişen Kürtçülük hareketlerinin her aşamasında görev alan Dr. Şükrü Mehmet SEKBAN'ın Meşrutiyetten Cumhuriyete fikir ikilemlerini yazmış olduğu Kürtler Türklerden Ne İstiyor? Adlı kitapçığı çerçevesinde ortaya konulmuştur. "Kürtler Türklerden Ne İstiyor?" Mehmet Şükrü SEKBAN tarafından yazılan bu mektup kendisi gibi Diyarbakırlı olan 4 dönem vekillik, 3 dönemde Bayındırlık Bakanlığı yapmış Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU'na yazılmıştır. 1923 yılında kaleme alınan mektup, aslında kitapçık mahiyetindedir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında Milliyetçilik kavramı ve bu bağlamda ortaya çıkan Kürtçülüğün tarihsel gelişimi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. II. Meşrutiyet ve sonrasında kurulan Kürt Cemiyetlerinin hemen hepsinde Dr. Şükrü Mehmet yer almıştır. Bu cemiyetler II. Meşrutiyet Döneminde tam anlamı ile Osmanlıdan ayrılma politikasını izlememiştir. I. Dünya savaşına gelindiğinde ise Kürtçülük farklı bir boyut kazanmıştır. I. Dünya Savaşı ile birlikte parçalanan Osmanlı devleti toprakları içerisinde yeni bir bağımsız Kürdistan fikri Doğu Anadolu'da yayılmaya başlamıştır. Bu bağlamda Kürdistan Teali Cemiyeti kurulmuş ve etkin faaliyetlerde bulunmuştur. Dr. Şükrü Mehmet, Kürdistan Teali Cemiyetinin kurucuları arasında yer almıştır. Milli Mücadele sonrasında yurt dışına çıkmıştır. Yurt dışı dönemlerinde affedilmek için Diyarbakır Milletvekili Lütfü Beye ve Feyzi Beye birtakım mektuplar göndermiştir. Bu mektuplara cevap bulamayınca muhteviyatıını genişleterek kitapçık haline dönüştürmüştür. Çalışmamızın I. Bölümünde II. Meşrutiyetten itibaren Kürt Cemiyetlerinin kurucuları arasında yer alan Şükrü Mehmet Sekban hakkında bilgi verilmiştir. 1923 yılında dönemin Nafia vekili Feyzi PİRİNÇÇİOĞLU hakkında da bilgi verildikten sonra II. Bölüme geçilmiştir. II. Bölümde Şükrü Mehmet'in Feyzi Beye yazdığı "Kürtler Türklerden ne istiyor" adlı kitapçığın transkripsiyonu yer almaktadır. III. Bölümde ise kitapçığın değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışma ile Kürtçülüğün öncülerinden olan Mehmet Şükrü Sekban'ın yazdığı mektuba göre SEKBAN'ın bu dönemdeki düşünceleri ortaya konulmuştur. Faaliyetleri ile düşünceleri arasındaki bağın paralel ilerlemediği gözler önüne serilmiştir. Çalışmamızda öncelikle kaynak taraması yapılmıştır. Devlet Arşivleri, Milli Kütüphane Arşivi, TBMM Arşivi ve Ankara Üniversitesi Arşivi vd. yararlanılmıştır. Bu arşivlerde elde edilen verilerin yanında konumuzla alakalı diğer telif/tetkik eserler incelenmiştir. Ortaya konulan bulgular değerlendirilerek, analiz sonucu çalışmamızda yer almıştır.
Müdafaai Hukuk Cemiyeti ışığında Milli Mücadele Döneminde Türk halkı
Osmanlı Devleti'nin dağılma döneminin son aşamalarında siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamiklerinin I. Dünya Savaşı'nın etkisi ile ağırlığının yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı ve üst üste gelen yıpratıcı muharebelerin verdiği kalıcı hasarların etkisinden kurtulmak için son döneminden itibaren Anadolu'da oluşmaya başlayan ve gün geçtikçe filizlenen Milli Mücadele hareketinin, hayata geçirilmek istenen yenilikçi düşüncelerin, Mustafa Kemal önderliğin de gerçekleştirilen oluşumun Anadolu'daki etkileri ve halkın birlikte göstermiş olduğu dayanışmayı ve bu süreç içerisinde toplumda yaşanan Milli Mücadele hareketinin etkilerini görüyoruz. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Milli Mücadele Dönemi, Mustafa Kemal Paşa, Türk Halkı, Türk Kadını, Kamuoyu, Miting, Hatıra, Dinamik
Çanakkale Savaşları'na fiilen katılan Türk ve Alman generaller
Avrupa'da Sanayi İnkılâbı ile alevlenen sömürgecilik yarışı, hammadde ve Pazar arayışı ile Fransız ihtilali'nin getirdiği milliyetçilik akımı, Avrupa Devletleri'ni aralarında büyük rekabete, bloklaşmaya ve dünya savaşına götürdü.Osmanlı Devleti, I.Dünya Savaşı öncesi İtilaf Devletleri'nin yanında yer almak istedi. Fakat temel hedefi, Osmanlı topraklarını paylaşmak isteyen İtilaf Devletleri, bu teklife sıcak bakmadı. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, 2 Ağustos 1914'te İttifak Devletleri'nin yanında yer aldı. Rusya'nın yardım isteği, İngiltere`yi harekete geçirdi. I.Dünya Savaşı'nda Çanakkale Cephesi'nin açılmasıyla İngiltere, zor durumda kalan Rusya'ya yardın götürmek istedi. Hedefi, Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul`u ele geçirmek ve devlete son vermekti. Böylece, savaşın kısa sürede bitirilmesini sağlayacaktı.İngiltere, Osmanlı Devleti'ni ?Yenilmez Armada?sı ile dize getireceğini ve sadece deniz kuvvetini kullanarak boğazlardan geçebileceğini düşünerek, Fransa ile beraber büyük bir donanma hazırladı. Osmanlı Devleti de, Boğazları korumak için, Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa başkanlığında gerekli önlemlerini aldı. Tabyalarını güçlendirdi ve mayın hatları oluşturdu. Boğazın güçlendirilmesinde Alman General Merten Paşa da katkı sağladı.Çanakkale Savaşı'na fiilen 7 Türk General ile 5 Alman General katıldı. Türk Generaller; Esat Paşa, Mehmet Vehip Paşa, İsmail Cevat Paşa, Ali Mustafa Fevzi Paşa, Çolak Faik Paşa, Mehmet Ali Paşa, Mustafa Hilmi Paşa. Alman generaller ise; Liman Von Sanders Paşa, Von Der Goltz Paşa, Weber Paşa, Metren Paşa ve Trommer Paşa idi.Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa komutasında, Türk askeri, itilaf donanmasını Çanakkale boğazı'nda yenilgiye uğrattı. Kara savaşlarında ise, İtilaf Devletleri, Ian Hamilton komutasında hedeflerine ulaşmak istedi.Çanakkale cephesinde, Osmanlı Devleti Liman Von Sanders başkanlığında, 5. Ordu`ya bağlı olarak, düşmanla mücadele etti. 5. Orduya bağlı Gelibolu yarımadasında, 3. Kolordu Komutanı Esat Paşa Kuzey Grubu komutanı olarak, Anafartalar, Conkbayırı bölgesinde görev yaptı. Güney grubu komutanı olarak, Seddülbahir bölgesinde önce Weber Paşa bulundu. Daha sonra yerine Vehip Paşa geçti. Vehip Paşa komutasında, 5. Kolordu Komutanı Fevzi Paşa ve 14. Kolordu Komutanı Trommer Paşa görev aldı. Fevzi Paşa, Anafartalar Grup komutanı olarak da görev aldı. Ayrıca Güney grubunda Weber Paşa'ya bağlı olarak Seddülbahir cephesinde 1. Kolordu Komutanı Mehmet Ali Paşa ile 2. Kolordu Komutanı Faik Paşa mücadele etti. Anadolu yakasında Saroz bölgesinde Von Der Goltz 1. Ordu Komutanı ve ona bağlı 6. Kolordu Komutanı Hilmi Paşa görev aldı. Fakat doğrudan muharebeye katılmadı.Çanakkale Savaşları sonunda, generallerin yeteneği ve Türk askerinin savaş azmi, cesareti karşısında 9 Ocak 1916 yılında düşman çekilmek zorunda kaldıAnahtar Kelimeler: Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşları, Gelibolu Savaşı, Komutanlar, Türk Generaller, Esat Paşa, Vehip Paşa, Cevat Paşa, Fevzi Paşa, Mustafa Hilmi Paşa, Çolak Faik Paşa, Mehmet Ali Paşa, Alman Generaller, Liman Von Sanders Paşa, Von Der Goltz Paşa, Mert Paşa, Trommer Paşa, Weber Paşa.
Kırgız Türklerinin arkaik destanlarında mitik unsurlar
Destanlar, bir ulusu derinden etkilemiş bir olayın, uzun bir müddet şifahi gelenekte anlatılmasına müteakip bir ozan tarafından estetize edilmesiyle oluşmuş edebi ürünlerdir. Muhtevalarının ilkelliği bağlamında arkaik ve klasik olmak üzere iki grupta toplanabilirler. Arkaik destanlar, toplumların mitolojilerinin çözümlenmesinde önemli kaynaklardır.Türk destancılık geleneği içerisinde Kırgız sahası son derece canlı ve güçlü bir alandır. Bu araştırmada Kırgız Türklerinin Boston, Kocacaş, Er Töştük ve Coodarbeşim adlı dört arkaik destanındaki, Türk mitolojisine ait olan unsurlar tespit, tasnif ve tahlil edildi. Bu mitolojik unsurlar, Türk dünyasının çeşitli tarihi ve coğrafi uzantıları ile bağdaştırılarak, bilgi üretilmeye çalışıldı. Bu yönü ile çalışma, keşfedici bir araştırmadır.Çalışmanın birinci kısmında destan, arkaik destan, mitoloji gibi kavramlar tartışıldı, araştırma kapsamındaki dört destanın varyantları ve olay örgüleri hakkında bilgi verildi. Destanlarda tespit edilen mitik unsurlar, Türk kozmolojik algısının bölümlerine göre ?gök, yer ve yaraltı? olmak üzere üç grupta toplandı, tanımlandı ve taşıdıkları anlamlara ulaşılmaya çalışıldı. Bu gruplar sırasıyla çalışmanın ikinci bölümünün alt başlıklarını oluşturdu. Çalışmanın sonunda ise genel bir sonuca ulaşılmaya çalışıldı.Anahtar Kelimeler: Arkaik Destan, Destan, Kırgız Destan Geleneği, Mitoloji.
Türklük ve Kürtlük bağlamında birlikte yaşama ve iç içe geçişler: Başakşehir örneği
Toplumlarda yaşanan hızlı değişimler sonucunda, hayatın her alanında olduğu gibi sosyal alanda da soru ve sorunlar ortaya çıkmaktadır. Toplumsal alandaki en önemli sorunlardan biri de çokkültürlülük ve etnisitedir. Bu alanda meydana gelen toplumsal sorunlar genellikle birlikte nasıl yaşanabileceği sorusunu gündeme getirir. Oluşan bu sorunlar genellikle ayrışma yaratan sorunlardır. Toplumda yaşanan ani dönüşümler, ani kırılmalar bilim adamlarını yeni kavramlar üretmeye zorlamaktadır. Bu çalışma böyle bir birikimin birlikte yaşama kültürüne katkı sağlaması bakımından önemlidir. Etnikliğin Türk toplum yaşamındaki uygulaması ile Batı tecrübesi ve yaşantısındaki örnekleri birbirinden farklıdır. Türkiye'deki etnik gruplar Anadolu'nun yerel halklarıdır; Batı'nınkiler ise sonradan göç etmiş etnik gruplardır. Türkler tarih boyunca farklılıkları bir arada yaşatmayı bilmiş, Batı ise ötekileştirerek, asimile ederek kendi amaçlarına uygun davranmaya zorlamıştır. Eğer etniklik eksenindeki bu sosyolojik derinlik dikkate alınmazsa herhangi bir sonuca ulaşamayız. Etnisite hakkında Türkiye'de ve tüm dünyada inceleme konusu yapılabilecek birçok topluluk vardır. Bu çalışmanın konusunu etniklik bakımından Türklük- Kürtlük bağlamında birlikte yaşama ve iç içe geçişler oluşturmaktadır. Bu iç içe geçişler toplumsal bütünleşmeyi sağlamak için çok önemlidir. Böylece toplumdaki farklı etnik grupların birbirlerine olan önyargılarının, korkularının ve kuşkuların giderildiği bir güven ortamı oluşturulabilecektir. Anahtar Kelimeler: Etnisite, Kültür, Çokkültürlük ve Politikaları, Ulusçuluk, Kimlik, Kürt Kimliği, İç İçe Geçişler.
Kadirli ve çevre folklorunda eski Türk inançlarının izleri
ÖZET Her toplum, tarihî süreçlere uyarak değişik yönelimlerin içine girmiştir. Bu durum, bazen tarihî, coğrafî, siyasî, sosyolojik gibi ana sebeplerden, bazen de ticaret, etkileşim gibi yan sebeplerden kaynaklanır. Bu özellikleri Türkler de göstermiş, farklı kültürlerle, dinlerle, siyasî ekollerle tanışmaktan doğan inanç unsurlarını benimsemişlerdir. Bu benimseyiş, bazen yüzeysel, bazen de derinlemesine olmuştur. Ancak, hiçbir zaman asıl inanç öğelerinden ayrılmamışlar, sadece motif değişikliği ile yetinmişlerdir. Bu çalışmada, birinci bölümde Kadirli ve çevresi tarihî, coğrafik, kültürel, ekonomik, iklimsel ve sosyolojik anlamda incelenerek; diğer bölümlere nesnel temel oluşturulmaya çalışıldı. Böylece tezin daha gerçekçi bir temele oturtulması için gayret gösterildi. İkinci bölümde, Türkleri etkileyen dinler, bu dinlerdeki değişimler ve Türklere bu dinlerden hangi inançların geçtiği konusuna girildi; üçüncü bölümde de eski Türk dini olarak benimsenen Gök Tanrı Dini'yle, bu dinin asıl terimlerinin hem eski hem de Anadolu ve yöredeki biçimleri karşılaştırılarak verildi. Dördüncü bölümde, evlenme, doğum, ad verme; nişan, düğün, ölüm gibi geçiş törenleri, bazen tasvirî, bazen de bu tasvirlere bağlı ilmî tahliller biçiminde anlatıldı. Sonuç olarak da, Kadirli ve yöresinin inanç haritası çıkarılmaya çalışıldı. Bu haritadaki çizgilerin eski Türklerin inanç haritasıyla ne kadar paralellik arz ettiği, dönem dönem olarak incelenmiştir. Bu incelemede, Türklerin hangi inanç dairesine ya da haritasına dahil olursa olsun, kültürel hayatındaki değişimlerin hiçbir zaman içsel (tamamen farklılaşma ) değil, dışsal ( sadece motif değişikliği ) olduğu kararma varılmıştır.
Uygur devletleri döneminde Türk-Tibet ilişkileri (8.-13. yüzyıl)
Tarihi devirlerden itibaren birçok Türk devletinin yabancı milletlerle sosyo-kültürel ve siyasi bir takım ilişkileri gerçekleşmiştir. Türk ve Tibetli kavimlerin ilişkileri ise, Xiongnu ve onların çağdaşı olan Qianglara kadar tarihlendirilebilir. Çin kaynaklarında Tibetlilerin ataları olarak Batı Qiangları gösterilmiştir. Alanın uzmanı birçok akademisyen de bu fikri doğrulamıştır. Hunlardan Gök-Türklere, Gök-Türklerden de Uygurlara kadar birçok Türk devletinin yakın komşusu olan Tibetliler, çoğu zaman siyasi, ticari, sosyo-kültürel ve dini olaylarla Türklerle karşı karşıya geldiler. Uygurlar ve Tibetliler özelinde 8. yüzyıldan itibaren siyasi, sosyal ve dinî bir etkileşimin başladığını söylemek mümkündür. 7. yüzyılda devletlerinin siyasi ve kurumsal yapısını tamamlayan Tibetliler, 8. yüzyılla birlikte Uygurların en ciddi rakiplerinden bir oldular. İlk olarak 8. yüzyılda Çin'deki iç isyanlarda karşılaşan Uygurlar ve Tibetliler, zamanla Orta Asya sathında da mücadeleye giriştiler. Günümüzdeki Doğu Türkistan için Uygurlar ve Tibetliler asırlardır mücadele verdiler. Kimi zaman Tibetliler, kimi zaman da Uygurlar Doğu Türkistan'a hakim oldular. Doğu Türkistan'ın haricinde Gansu'da da bir Uygur-Tibet hakimiyet mücadelesi söz konusuydu. Tibet İmparatorluğu'nun ve Uygur Kağanlığı'nın düşüşü 9. yüzyılda gerçekleşti. Bu yüzyılla birlikte Tibet ve Uygur devletleri yine siyaseten birbirlerinin rakibi olarak devam ettiler. Gansu ve Qinghai'da toplanan Uygur ve Tibet göçleri, bu sahalarda komşu oldular ve hatta iç içe yaşadılar. Özellikle Gansu Uygurları döneminde hem dinî hem de siyasi alanda Tibetlilerle etkileşim içerisine girildi. Gansu Uygurları ile 10. yüzyılda siyasi ortamda görülen ve 11. yüzyılda güçlü bir şekilde devletleşen Tangutlar arasında nefes kesen mücadeleler yaşandı. Tangut Devleti, Tibetli bir kavim olarak eski Tibet devletinin bakiyesi üstüne kuruldu. Bu dönemde Uygurlar ve Tibetliler daha çok Tangutlara karşı birlikte hareket ettiler. 11. ve 12. yüzyıllarda bu iki topluluğu birleştiren en temel şey Budizm'di. 13. yüzyılda Moğolların gelişiyle birlikte artık hakimiyetlerini kaybeden Uygurlar ve Tibetliler, zamanla karışarak kaynakların dahi ayıramadığı topluluklar meydana getirdiler.
I. Alexios Komnenos döneminde Bizasn'ın doğu siyaseti (1081-1118)
Asya ve Avrupa'nın kesiştiği bir bölgede kurulan, Roma İmparatorluğu'nun devamı niteliğinde olan Bizans İmparatorluğu kurulduğu 330 senesinden siyasi hayatının bittiği 1453 senesine kadar yaklaşık 11 asır boyunca tarih sahnesinde kalmayı başarmıştır. Konumundan dolayı tarih boyunca doğu, batı, kuzey ve güneyden çeşitli kavimlerin baskısına maruz kalmıştır. Kavimler Göçü'yle birlikte kuzeyde Avrupa Hunları, Avar, Bulgar, Peçenek, Kuman, Kıpçak kavimlerinin tehditleri uzun asırlar boyunca kuzey sınırlarında İmparatorluk için önemli bir tehdit unsuru olmaya devam etmiştir. X. asrın sonlarında Selçuklu Türklerinin Turan'dan İran'a inmeye başlaması ve İslamiyeti kabul etmesi ile birlikte Doğu Roma İmparatorluğu için doğu sınırlarında bu kez daha öncekilerle kıyaslanamayacak güçte bir düşman ortaya çıkmıştır. Maveraünnehir ve Horosan'da teşkilatlanmaya başlayan Selçuklu Türkleri, kısa zamanda Anadolu sınırlarında görünmeye başlamışlardır. Önceleri bu tehditi çok fazla önemsemeyen Doğu Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu Devleti'nin güçlenmesi ve Pasinler Savaşı'nda alınan yenilgiyle birlikte Türk tehlikesinin ciddiyetini fark etmişlerdir. Bu andan itibaren Doğu Roma İmparatorluğu'nun en önemli hedeflerinden biri Türkleri doğu sınırlarından uzaklaştırmak olmuştur. Büyük bir heyecan ve ümitle tahta çıkarılan Romen Diyojen, Türkler'i Anadolu'dan atmak için hazırlıklarına başlamıştır. Büyük bir ordu toplayarak yola çıkan İmparatorun haberini alan Sultan Alparslan da Mısır seferine gitmek üzereyken bu kararından vazgeçmiş o da ordusunu hazırlayarak harekete geçmiştir. 26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı'nda Sultan Alparslan'ın, Romen Diyojen'i mağlup etmesiyle, Anadolu'daki Türk hâkimiyeti başlamıştır. Yapılan taht mücadeleri sonrasında 1081 yılında I. Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. 1118 yılına kadar tahtta kalacak olan bu imparator adeta Doğu Roma İmparatorluğu'nun kaderi üzerinde etkili olmuştur. İmparatorluk her ne kadar askeri, siyasi, ekonomik açıdan zayıflamış olsa da onun izlediği diplomasi sayesinde ayakta kalmayı başarmıştır. I. Aleksios Komnenos'un ilk hedefleri arasında imparatorluğu yeniden eski gücüne ulaştırmak ve Türkleri Anadolu'dan atmak ön planda yer almıştır.
Eski Türklerde Tanrı algısı
Tanrı algısı insanlığın varoluşundan bu yana tartışılan ve tartışılmaya devam edileceği düşünülen bir olgudur. İnsanoğlu yaratılışı merak ederken bir taraftan da kendini nasıl ve kimin yarattığını sorgulamıştır. Türk toplumları tarihin çok eski dönemlerinden bu yana bu olguyu sormuş ve kendi kültürü içerisinde bu olguya cevap aramıştır. Tarihi dönem içerisinde pek çok inanç sistemi ile karşılaşmış ve bu inançları kültürel yapılarında barındırmışlardır. İnancın temel ögesi olarak Tanrı olgusu görülmüş ve Tanrıya ulaşma yolları onu algılayış biçimleri oluşmaya başlamıştır. Tarihin belirli dönemlerinde yazılı kaynaklar vasıtası ile ulaşabildiğimiz eski Türklere ait inanç sistemleri bizlere Türklerin kültür yapısı inançları ve dünya görüşleri hakkında hakkında önemli bilgiler vermektedir. İnanç ile örf adetlerinin de bir arada yaşadığı bu ananelerin bir inanç gibi kutsal sayıldığı görülmüştür. Eski Türklerin dini inançları hakkında bilgi verdiğimiz çalışmamızda inanç sistemleri ve bu inanç sistemlerini algılayış şekilleri incelenmiştir. Yazılı kaynak ile kanıtlanamayan fakat inanç doğrultusunda kutsal sayılan kültler üzerinde durulmuştur. İnsanoğlunun gelişim düzeyi düşünüldüğünde somut bir tanrıdan soyut bir tanrıya geçiş süreci değerlendirilmiş bu doğrultuda eski Türk inanç sistemi içerisinde somut Tanrı ve soyut Tanrı algısı verilmeye çalışılmıştır. Eski Türklerin çok tanrılı mı ya da tek tanrılı mı olduğu konusu değerlendirilmiştir. Şamanist Türk Toplulukları ve inançları incelenerek onların eski Türklerin inanç sistemleri içerisindeki yeri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Şamanizm olgusu ve bu olgunun eski Türk inanç sistemindeki yeri verilmiştir. Günümüz Türk toplumlarında Şamanizm'e bakış ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Türk Hümanizmi?nin çeviri boyutu: Tercüme Bürosu ve Tercüme dergisi (1940- 1946)
Bu tezin amacı, başta Tercüme Dergisi olmak üzere, 1940 ? 1946 yılları arasında Tercüme Bürosu'nun gerçekleştirdiği çeviri çalışmalarını ?Türk Hümanizmi? düşüncesi çerçevesinde ele almaktır. Çalışmanın zaman açısından 1940 ? 1946 yılları ile sınırlandırılmasının nedeni, bu tarihlerde Milli Eğitim Bakanlığı görevini Hasan Ali Yücel'in yürütmesi, ?Türk Hümanizmi? düşüncesinin resmi kültür politikasını biçimlendirmesidir. Çalışmada öncelikle çevirinin ve hümanizm düşüncesinin tarihi hakkında bilgi verilmiştir. Ardından, Osmanlı dönemi ile Cumhuriyetin 1920'li, 1930'lu yıllarındaki çeviri çalışmaları aktarılmış, ?Türk Hümanizmi? düşüncesinin bu dönemlerdeki kaynakları araştırılmıştır. 1940'lı yıllardaki çeviri hareketi ise dönemin siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmeleri çerçevesinde ele alınmıştır. Çalışmada bir dizi sonuca ulaşılmıştır: Birincisi, 1940'lı yıllara gelinceye dek gerek Osmanlı döneminde, gerekse Cumhuriyet döneminde hümanist düşüncenin bütünlüklü bir biçimde topluma aktarılmasını sağlayabilecek kapsamda bir çeviri çalışması ortaya çıkmamıştır. İkinci olarak, ?Türk Hümanizmi? düşüncesi 1930'ların ikinci yarısından itibaren aydın kesimi içinde tartışılmaya başlanmış, Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde resmi kültür politikası olarak uygulama alanı bulmuştur. Ancak genel anlamda hümanist kültür çalışmaları, özelde ise çeviri etkinliği kültüre ilişkin özcü yaklaşımları savunanların tepkisini çekmiştir. II. Dünya Savaşı'nın ardından, giderek şekillenmeye başlayan Soğuk Savaş ortamının da etkisiyle, CHP içinde bir dönüşüm yaşanmıştır. Bu dönüşüm, ekonomik yönden liberalleşmeyi olduğu kadar, siyasal yönden de milliyetçi muhafazakarlığı ve antikomünizmi güçlendirmiştir. Değişimin bir yansıması olarak, hümanist kültür çalışmalarına katılan aydınlar ?komünizm suçlamasıyla? karşılaşmışlardır. Yönetici zümrenin Batı Bloku'nun desteğini sağlama kaygısı, ?komünist faaliyetler? olmakla suçlanan hümanist kültür çalışmalarından vazgeçilmesine neden olmuştur. Tercüme Bürosu'nun çalışmalarının kapsamı ve Tercüme dergisinin yayın anlayışı da bu nedenle değişime uğramıştır.
تأثير الأتراك السياسي والأجتماعي في العصرين الأول والثاني في التاريخ العباسي (320-132/932-750)
There have been many parties to influence and control in our Islamic history, especially after non-Arab peoples entered Islam, and the Turks were the most prominent ones who set a foothold in Islamic geography and politics with their various names and tribes. Palace of the Caliphate, and after a while they were able to control the military decision through their soldiers and leaders of Turkish origin, who later imposed their policy either through the Caliphs or through them directly as happened at the end of the Abbasid Caliphate era, and their control over the political and military decisions preceded their influence on the Abbasid society culturally And socially, they became an integral part of society after they were outsiders. They proved in many cases the extent of their loyalty to the state and their devotion to fighting the rebels who thought of separating from it. They also participated in wars and foreign conquests as leaders and individuals. The subject of the research focused on a limited period of time between (132- 320/750-932) and this is the period of the presence of the Turks in the Abbasid army, the state and the court, the period in which the state was based on the shoulders of the Turkish soldiers, and an attempt to merge the old writers who were eyewitnesses with the views of contemporary historians. Keywords: Turkish influence, Turks and Abbasids, Turkish social, political and military influence, Turks and caliphs.
Acquisition of English as a second language by a Turkish adult (Case study)
This study aims at investigating the acquisition of English as a second language in its natural setting by a twenty-seven year old Turkish adult. The study focuses on two aspects of her English acquisition: Grammatical Morpheme Acquisition and the preference of her Language Learning Strategies. Except our main data source `Diaries? that the participant sent through e-mails almost everyday, we applied The Michigan Test of English Language Proficiency (MTELP) to conceive her improvement, and Strategy Inventory for Learning Strategies (SILL) to figure out her strategy preference.The analysis of `diaries? gave different results from SILL on the strategy preference. It revealed that Cognitive Strategies were favored the most. Unlike `diaries? the results of SILL showed that our participant preferred the Communication Strategies more than other strategy groups, and Cognitive Strategies were the least group used by her. Though her Morpheme Acquisition Order showed similarities with the general sequence of order studies, unlike them, the first morpheme acquired by our participant was `Aux be? and the second one was `Irreg. Past?. Yet, the results of our study support the current theories of Second Language Acquisition of English.
Effects of podcasts on language learning beliefs and self-efficacy perceptions of first-year Turkish university students
This mixed method study described the language learning beliefs and self-efficacy perceptions of first-year Turkish university students engaged in learning English as a foreign language. It focused on beliefs and self-efficacy perceptions they held before and after using podcasts as language learning objects for twelve weeks, and compared the results to find out whether there was a significant change. It also focused on the description of participants? views and feelings concerning podcasts and related tasks that were covered by the program. In order to investigate learners? self-efficacy perceptions of and beliefs about foreign language learning, Turkish versions of two questionnaires were distributed to 187 Turkish university students (purposive sampling): the BALLI to investigate language learning beliefs, and the English Self-Efficacy Scale to analyze the perceived self-efficacy of English. Both instruments were given before and after the twelve-week podcast-based language learning program. Participants also filled in the Podcast Evaluation form four times during the course to express their views and feelings about repetitive listening to podcasts and doing related tasks. Sixteen participants (proportional quota sampling) were interviewed at the beginning and at the end of the course with the aim of triangulation and gaining deeper understanding of the process. The quantitative data were analyzed by using descriptive statistics and Wilcoxon signed rank test. The data from two rounds of interviews were analyzed by following coding procedures. Detailed analysis of data revealed that podcasts had positive effects on certain types of language learning beliefs and English self-efficacy perceptions. Descriptive analysis showed that participants had a great diversity of beliefs. Although some beliefs seemed to be interrelated and reflecting meaningful patterns, contradictory beliefs were also reported. Generally, participants had positive views about the podcasts and related tasks. However, the treatment improved self-efficacy perceptions concerning basic level skills and not advanced ones.Keywords: Podcast, Listening, Language Learning Beliefs, English Self-Efficacy Perception
Transkulturelle dimensionen der Deutschsprachigen literatur Türkischer migranten und ihre vermittlung im DaF-Unterricht
Die vorliegende Arbeit behandelt die Didaktisierungsmöglichkeit der deutschsprachigen Literatur türkischer MigrantInnen im DaF-Unterricht in der Türkei, weil die Migrantenliteratur hinsichtlich der interkulturellen Pädagogik in der Türkei bisher kaum berücksichtigt worden ist, obwohl in diesem Bereich viele wissenschaftliche Arbeiten verfasst wurden.Die Arbeit besteht aus fünf Kapiteln, in denen die Migration nach Deutschland und die Migrantenliteratur aus verschiedenen Zugangsweisen thematisiert werden.Wir haben uns bemüht, die Texte der Migrantenliteratur unter besonderer Berücksichtigung der Lehr? und Lernperspektive zu didaktisieren. Unser primäres Ziel ist zu zeigen, dass die Verwendung literarischer Texte türkischer MigrantInnen im DaF?Unterricht sinnvoll ist, da diese Literatur den Lernenden einerseits das soziale, kulturelle und politische Leben der in Deutschland lebenden MigrantInnen vor Augen führt, andererseits eine Auseinandersetzung mit Problemen der türkischen MigrantInnen und der Deutschen ermöglicht. Der Tatsache folgend, dass türkische Studierende beim Erlernen der deutschen Sprache auf viele Schwierigkeiten stoßen, kann die Migrantenliteratur beim Erwecken des Interesses an der deutschen Sprache eine bedeutende Rolle spielen, weil die Literatur türkischer MigrantInnen aus der Sicht türkischsprachiger Deutschlernender relativ einfachere Strukturen hat.Schlüsselwörter: Migrantenliteratur, Fremdsprachendidaktik, interkulturelle Pädagogik
Necla Kelek'in ?Die Fremde Braut? ve Nuran Joerissen'in ?Süsser Tee? isimli eserlerinde `öz' ve `yabancı' kavramlarının irdelenmesi
Türklerin en çok göç ettiği dış ülke Almanya'dır. Eserleri `Göçmen Yazını' adı altında toplanan Almanya'daki Türk kökenli bazı yazarlarda, köken kültürlerine ve Türk insanına yönelik bir takım önyargılı söylemler göze çarpmaktadır. Bu söylemler, hem Türk insanı hakkındaki mevcut önyargıları ve kalıpyargıları güçlendirecek hem de henüz bu önyargılara sahip olmayan birçok genç Alman okurun da, Türk insanını bu önyargılar doğrultusunda algılamasına ve tanımasına neden olacak boyuttadır. Eserlerini bu yönde ele alan yazarlarda `öz' ve `yabancı' kavramlarının birbirleri ile yer değiştirdiği de gözlemlenmektedir.Çalışmada, kendi ve ailesinin yaşam hikayesinden yola çıkarak bütün Türk Toplumunu önyargılı söylemleri ile genelleyen Necla Kelek'in `Die Fremde Braut' (Yabancı Gelin) adlı eseri ile benzer bir konuyu kaleme alan ama bunu yaparken salt yaşam hikayesine sadık kalan ve bütün topluma yönelik genellemelerden kaçınan Nuran Joerissen'in `Süsser Tee' (Şekerli Çay) adlı eserlerinde `öz' ve `yabancı' imgeler irdelenecektir.Çalışma, Karşılaştırmalı Yazınbilim altında imge çalışmasıdır. Ele alınan imgeler, kadın yazarların kendi hayat hikayelerinden yola çıkarak kaleme aldıkları eserlerinde tespit edilen ortak, benzer ya da farklı imgelerdir. Çalışma, hem bazı yazarlarda köken kültürlerine karşı oluşan önyargılarla çevrili ve düşmanca tutumların nedenlerinin tespit edilmesi hem de yazın alanında imge araştırmalarının, kültürlerarası boyutta ne denli önemli olduğunun altının çizilmesi bakımından önem taşımaktadır.Anahtar Kelimeler: imge, önyargı, stereotip, Göçmen Yazını
L2 influence on L1 collocational knowledge: The case of Turkish in the USA
In this study, Collocational Knowledge of 22 Turkish Immigrants in the USA were investigated. 12 of these immigrants were 1st generation immigrants, 10 of them were 2nd generation immigrants. 14 Turkish people living in Turkey formed the control group.All 1st generation immigrant participants have lived in the second language setting for at least 10 years to ensure enough contact with the mainstream language, the minimum age of arrival was set as 12 and they were all graduates of high education. 2nd generation immigrants were 12 and older and they were all born to Turkish parents.The aim of the study was to identify whether second language influence could be seen on the collocational usage in the first language. Collocational knowledge was chosen as the item to investigate because lexicon is claimed to be the most vulnerable area in mind and any sign of change in that area reflects the influence instantly.The data was collected through naturalistic use of Turkish, biodata forms, Multiple Choice Test, Translation Task and Cloze Tests were applied. The results were compared with some sociolinguistic factor that might be related with the performance levels. These sociolinguistic factors were age of arrival, length of residence and identity.As a conclusion of this study, it was found out that the lexicon of the immigrant group was affected from the second language. 1st generation immigrant results were close to control group while the difference between 2nd generation immigrant group and the control group was immense. Age of arrival and definition of the identity were not observed to be related with the performance levels in three tasks. However, there was a decrease as the length of residence increases.
Türk romanında Almanya'ya işçi göçü
Türkler 1950'li yıllardan itibaren bireysel çabalarla Almanya'ya işçi olarak gitmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Devleti arasında 30 Ekim 1961'de imzalanan "Türk Alman İş Gücü Antlaşması" ile yıllardır devam eden işçi göçü resmiyet kazanır. Bu antlaşma Türk tarihinde bir ilktir. Anlaşmada belirtilen şartları taşıyan ve bir ya da iki yıllık sözleşme imzalayarak Almanya'ya giden işçiler başta dil sorunu olmak üzere çeşitli sıkıntılar yaşar. İletişim kuramayan işçiler Almanya'ya ve Alman toplumuna uyum sağlamakta zorlanır. Türk işçilerinin yaşadığı zorluklar dil ve yiyecek sıkıntısı, uyum sorunu, iş ve yaşam şartları, ağır işler, tasarruf zorunluluğu, çocukların sorunları, aile hayatları göçün başlangıcından günümüze kadar Türk romanına konu olmuştur. Bu çalışmada işçi göçünü yaşayan ya da yakından gözlemleyen yazarlar tarafından yazılan Almanya'ya Türk işçi göçünü konu edinen roman örnekleri incelenir. Roman özetleri ve romanlardan metin örnekleri verilerek Türk işçisinin Almanya yolculuğunda yaşadıkları değerlendirilmektedir.