Sleep

332 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Gebelikte uyku bozuluklarının yaşam kalitesine etkisi

Annelik gebelik ve doğumla başlayıp kadının yaşamı boyunca devam eden doğal bir olay olmasına rağmen fizyolojik, psikolojik ve sosyal birçok değişikliği de beraberinde getirmektedir. Bu değişiklikler arasında günlük yaşam kalitesi ve gebelik seyrini etkilemesi bakımından uyku önemli bir faktördür. Bu çalışma gebelerde uyku bozukluklarının saptanması ve uyku sorunlarının yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Haziran-30 Temmuz 2014 tarihleri arasında Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran ve araştırmaya katılım kriterlerine uyan 267 gebe oluşturmuştur. Araştırmada; "Bireysel Bilgi Formu", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ)" ve "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" olmak üzere üç ayrı veri toplama aracı kullanılmıştır. Çalışmada gebelerin yaş ortalaması 27.5±4.9 olup yarıdan fazlasında uyku sorunu (%68.5) olduğu tespit edilmiştir. İleri yaş grubundakiler, primiparlar, gelir düzeyi düşük olanlar, obez olanlar, gebeliği boyunca 16 ve üzeri kilo alanlar, gebeliğin son trimesterinde bulunanlar ve sigara kullananların uyku kalitesinin daha kötü olduğu saptanmıştır (p<0.05). Gebelerin SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt bileşen puan ortalamaları; fiziksel fonksiyon 36.9±14.6, rol güçlüğü (fiziksel) 21.6±20.5, ağrı 33.8±18.5, genel sağlık 35.3±9.5, vitalite (enerji) 34.1±15.3, sosyal fonksiyon 34.6±14.7, rol güçlüğü (emosyonel) 25.3±20.0, mental sağlık 36.3±10.4 dür. Buna göre gebelerin yaşam kaliteleri ortalamanın altında olup, eğitim, aile tipi, gebelikte alınan kilo, gebelik haftası, sigara kullanımı ve uyku sorunu yaşama durumlarıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, gebelerin yaklaşık üçte ikisinin uyku kalitesinin kötü olduğu ve gebeliğe bağlı pek çok faktörle ilişkili olduğu, dolayısıyla yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Bu anlamda gebelerin yaşadığı uyku sorunlarını en kısa sürede azaltarak yaşam kalitelerini geliştirmek için ebe ve hemşireler başta olmak üzere tüm sağlık ekibine önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebe, uyku kalitesi, uyku sorunu, yaşam kalitesi.

GebelikGebelik komplikasyonlarıUyku+2
Dilek Çelikgöz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apnesi sendromunda allerjik rinitin rolü

Obstrüktif uyku apnesi sendromu (OSAS) uykuda solunum bozukluğu ile karakterize toplumun büyük bölümünü etkileyen bir hastalıktır. Etyolojisinde bir çok faktör suçlanmıştır. Santral, periferik veya mikst tipte bir apne olabilir. Klinik pratikte kulak burun boğaz hastalıları olarak daha çok periferik apnelerle karşılaşılmaktadır. Alerjik rinit hastalığı nazal, nazofaringeal ve faringeal mukozalarda ödem ve konjesyona sebep olabilen bir hastalıktır. OSAS hastalarında alerjik rinit bulgularının da olması OSAS semptomlarını ağırlaştırmaktadır. OSAS tanısı koymadan önce basit bir testle alerjik rinit hastalarının ortaya koyulması ve bu hastaların tedavi edilmesi OSAS'ın tanı ve tedavisini kolaylaştıracaktır. 54 hasta üzerinde yaptığımız bu çalışmada alerjik rinit tarama testi olarak kullanılan SFAR (score for allergic rhinitis) skorlaması ile OSAS'lı hastalarda alerjik rinitin normal hastalara göre daha sık görüldüğünü ve alerjik rinit semptomlarının OSAS'ı yalancı bir şekilde oluşturabileceğini veya alevlendirebileceğini göstermeye çalıştık. OSAS tanısı koymadan önce basit bir tarama testi ile alerjik rinit hastalarını ekarte ederek daha doğru tanı ve tedavi uygulanabileceğini vurguladık.

RinitRinit-alerjikUyku+3
Hayati Kale
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Huzur evinde yaşayan yaşlılarda kapsamlı geriyatrik değerlendirme ile uyku bozukluğu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı huzurevinde yaşayan 65 yaş ve üstü bireylerde kapsamlı geriatrik değerlendirme ile uyku kalitesini etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Gereç-Yöntem: Çalışmaya huzurevinde kalan, yaş ortalaması 82.40 ± 6.33 olan 107 (67 kadın 49 erkek) yaşlı birey alınmıştır. Yaşlı bireylere kapsamlı geriatrik değerlendirme yapılmış bilgileri kaydedilmiştir. Uyku kalitesi (PUKİ-Standford) değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada yer alan bireylerin %34,7sinin Uyku Pitsburg Ölçek puanı 5'den az (uyku bozukluğu yok), % 65,3 ünün ise 5'den fazla olduğu (uyku bozukluğu var) hesaplanmıştır. Olgular SF-36 skorları açısından gruplandırıldığında Standford uykululuk ölçeği puanları ile SF-36 ölçek alt boyutlarından fiziksel fonksiyon, genel sağlık durumu, canlılık, sosyal fonksiyon ve emosyonel fonksiyon puanları arasında negatif yönlü, zayıf doğrusal bir ilişki saptanmıştır. İstatistiksel olarak anlamlıdır (sırasıyla; rho= -0.307, p=0.002, rho=-0.274, p=0.006, rho= -0.349, p<0.001, rho= -0.242, p=0.015, rho= -0.248, p=0.012).PUKİ puanları ile SF-36 ölçek tüm alt boyutlarının tümü ile pozitif yönlü doğrusal ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır.(p<0,001) Sonuç: Çalışmamız huzurevinde yaşayan yaşlı bireylerde kötü uyku kalitesinin sık rastlanan bir problem olduğunu göstermiştir. Çalışmamızda uyku kalitesinin kötü olmasında önemli risk faktörlerinden birinin yaşlı bireyin yaşam kalitesi düzeyi olduğu tespit edilmiştir.

GeriatriHuzurevleriUyku+4
Fatma Gül Gürsoy
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Menopozal dönemdeki kadınlarda huzursuz bacak sendromunun (HBS) görülme sıklığı, yaşam ve uyku kalitesi üzerine etkisi

Araştırma, menopozal dönemdeki kadınlarda Huzursuz Bacak Sendromunun görülme sıklığı, yaşam ve uyku kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı ve karşılaştırmalı bir çalışma olarak planlanmıştır Araştırmanın örneklemini Menopoz Polikliniğine başvuran ve HBS'li olan 256 ile HBS'li olmayan 359 menopoz dönemindeki toplam 615 kadın oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak, "Bireysel Bilgi Formu", "Huzursuz Bacak Sendromu Tanı Kriterleri", "Huzursuz Bacak Sendromu-Şiddet Değerlendirme Ölçeği", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi", "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 53.72±5.92 yıl olup, %50.4'ünün HBS'li olduğu ve %46.8'inin ise HBS'li olmadığı belirlenmiştir. Araştırmadaki her iki gruptaki kadınların çoğunluğunun ilkokul eğitim düzeyinde eğitim aldıkları, çoğunluğunun evli olduğu ve gelir getiren bir işte çalışmadıkları belirlenmiştir. Araştırmada HBS'li olan ve HBS'li olmayan grup karşılaştırıldığında; HBS farkındalığı, ailede HBS tanısı ve ailede HBS olan bireyler yönünden gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar olduğu ortaya çıkmıştır (p<0.05). HBS'li olan kadınların %96.1'inin ve HBS'li olmayan kadınların %88'inin menopozda sağlık sorunları yaşadıkları ve bu sorunların çoğunluğunun sıcak basması sorunu olduğu belirlenmiştir. HBS'li olan ve olmayan iki grup Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi Ölçeği puanları açısından karşılaştırıldığında uyku kalitesi, öznel uyku kalitesi, uyku latensi, uyku süresi, alışılmış uyku etkinliği ve uyku bozukluğu alt ölçek puanları HBS'li olan grupta istatistiksel anlamlılık düzeyinde daha kötü olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Benzer şekilde HBS'li olmayan kadınların yaşam kalitesinin HBS'li olanlara göre daha iyi olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Özellikle HBS'li olan ve olmayan kadınların Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin fiziksel fonksiyon (p=0.00), fiziksel-rol sınırlamaları (p=0.00), ağrı (p=0.00) genel sağlık algısı (p=0.00), enerji ve zindelik (p=0.00), sosyal fonksiyonellik (p=0.00) ve mental-rol (p=0.00) alt ölçeklerinde istatistiksel anlamlılık düzeyinde farklılıklar olduğu belirlenmiştir.

Huzursuz bacak sendromuKadınlarMenopoz+4
Hamide Altundağ
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Atatürk Eğitim Aaraştırma Hastanesi evde sağlık biriminden hizmet alan hastaların bakım veren yakınlarının yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

AMAÇ: Günümüzde tıbbın ilerlemesi neticesinde beklenen yaşam süresi uzamakta bakıma muhtaç nüfus giderek artmaktadır. Evde Sağlık Hizmetleri; bakım ihtiyacı olan bireye hastalığının akut ve kronik döneminde, ev ortamında, sosyal ve psikolojik danışmanlık hizmet vermektedir. Bu araştırmada Evde Sağlık Hizmeti alan hastaların bakım veren yakınlarının yaşam kalitesinin hangi faktörlerden ve ne şekilde etkilendiğinin belirlenmesi amaçlandı. MATERYAL ve METOT: Tanımlayıcı tipteki çalışmaya, 25 Ekim 2017 – 28 Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara Atatürk Eğitim Araştırma Hastanesi Evde Sağlık Biriminden hizmet alan ve çalışmaya katılmayı kabul eden hasta bakım verenleri dahil edildi. Katılımcılara tanıtıcı bilgi formu, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Formu ve Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği uygulandı. Analizlerde SPSS 23.0 paket programı kullanıldı. BULGULAR: Çalışmaya 141 bakım veren dahil edildi. Katılımcıların %75,9'u kadındı ve yaş ortalaması 57,3±10,9 yıl olarak saptandı. Bakım verenlerin %73,8'i çalışmadığı saptandı. Bakım verilen hastaların %42,5'i yatağa bağımlıydı ve yaş ortalaması 73,3±20,1 yıl olarak saptandı. Hastaların %42,6'sının demans tanısı mevcuttu. Çalışmadaki bakım verenlerin %35,5'i hastanın bakımını üstlenen tek kişi olduğu belirlendi. Bakım verenlerin verdikleri bakıma bağlı olarak sağlık durumunun %56,7'sinde kötü yönde değiştiği belirlendi. Bakım verenlerin DSÖ yaşam kalitesi ölçeği puan ortalamaları; genel alanda 45,2, fiziksel alanda 50,4, psikolojik alanda 51,3, sağlık alanında 51,8 ve çevre alanda 51,1 olarak bulundu. Ayrıca Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği puan ortalaması 7,89 olarak saptandı. Yaşam kalitesi ve uyku kalitesinin; bakım verenin kronik hastalık durumu, gelir durumu, çalışma durumu ve bakım işini üstlenen tek kişi olması ile ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Ancak hastanın yatağa bağımlılık ve demans düzeyi ile ilişkisinin olmadığı saptandı. Kronik hastalığı bulunan, gelir düzeyi düşük, bir işte çalışmayan ve bakımı tek kişi üstlenen bakım verenlerin yaşam ve uyku kalitesi daha kötü olarak saptandı (p<0,05). SONUÇ: Bu çalışmanın sonucunda evde bakım ihtiyacı olan hastalara bakım verenlerin yaşam ve uyku kalitelerinin verdikleri bakım neticesinde olumsuz olarak etkilendiğini saptandı. Özellikle kronik hastalığı olan, gelir düzeyi düşük, herhangi bir işte çalışmayan ve bakım sorumluluğunu tek kişi olarak üstlenen bakım verenlerin yaşam ve uyku kaliteleri daha düşük olduğu görülmüştür. Bu saptamalar ışığında Evde Sağlık Hizmetleri kapsamının bakım verenlerin birtakım ihtiyaçlarını göz önüne alacak şekilde düzenlenmesinin ve özellikle bakım verenlerin psiko-sosyal alanda desteklenmesinin yaşam ve uyku kalitesinin yükseltilmesine yararlı olabileceği düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Evde Sağlık Hizmeti, Yaşam Kalitesi, Uyku Kalitesi, Bakım Veren

Bakım verenlerBakım verme yüküEvde sağlık hizmetleri+4
Merve Beşer Tunç
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlıklı erişkinlerde sigaranın uyku kalitesi üzerine etkisinin araştırılması

GiriŞ: Sigara tüm dünyada pek çok kronik hastalığın etiyolojisinde yer alan halk sağlığı sorunudur. Toplumumuzda buna rağmen sigara kullanımı yaygındır. Sigaranın suçlandığı sağlık sorunlarından biri de uyku bozukluklarıdır. Nikotinin kendisinin uyandırma etkisine sahip olduğu bilinmektedir ve genellikle sigara içimi uyku bozukluklarıyla birliktelik göstermektedir. Bu nedenle çalışmamızda sigara içiciliğinin uyku kalitesi üzerine etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza hastanemizin aile hekimliği polikliniklerine başvuran ve dâhil etme kriterlerini karşılayan sağlıklı gönüllüler katıldı. Katılımcılara demografik bilgi anketi, Pittsburgh uyku kalitesi indeksi, Epworth uykululuk ölçeği ve Fagerström nikotin bağımlılık testi uygulandı. Bulgular: Çalışmamıza toplam 513 sağlıklı gönüllü katıldı (312 aktif ve pasif sigara içicisi, 201 kontrol grubu). Sigara maruziyeti olan grupta kötü uyku kalitesine sahip olanların oranı kontrol grubunun oranına göre anlamlı derecede yüksekti(%45,83'e karşı %32,33, p<0,001). Kötü uyku kalitesine sahip olanların oranının yüksekliği alt grup (aktif içici / pasif içici / kontrol grupları) analizlerinde de bulundu (sırasıyla oranlar %46,90, %44,06, %32,33, p=0,009). Sonuç: Sigara maruziyeti olanlarda uyku kalitesi hiç sigara içmeyenlere göre anlamlı derecede bozulmuştu. Bu bozukluk hem aktif hem de pasif sigara içicilerinde mevcuttu. Pasif sigara maruziyeti de en az aktif içiciler kadar kötü uyku kalitesi ile ilişkiliydi.

Sigara dumanı kirliliğiSigara içmeUyku+2
Ayşe Yılmazer
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıkayıcı uyku apnesinde cerrahilerin uyku mimarisine, pozisyonuna ve polisomnografi parametrelerine etkisi

Tıkayıcı uyku apnesinde ilk tercih tedavi yöntemi PAP olup, kompliyans geliĢen durumlarda cerrahiye baĢvurulmaktadır. Teknolojinin geliĢimiyle transoral robotik dil kökü cerrahisi günümüze popülaritesi artan bir cerrahi olarak görülmektedir. Bu çalıĢmada robotik dil kökü ve epiglot cerrahilerinin uyku mimarisi üzerine etkisini göstermeyi amaçladık. 2016 Ocak-2018 yılları arasında kliniğimizde izole dil kökü patolojisi olan 72 hastaya TORS epiglot cerrahisi ve/veya dil kökü cerrahisi yapıldı. Preoperatif ve postoperatif 6. ayda polisomnografi testi yapıldı. Apne-hipopne skorları, uyku zamanları ve pozisyonları karĢılaĢtırıldı. Hasta verileri ve komplikasyonlar hastane elektronik veritabanından bulundu ve not edildi. Dahil edilme kriterlerini sağlayan 63 hasta çalıĢmaya alındı. Dil kökü eksizyonu (DK) yapılan 41 hasta, dil kökü eksizyonu ve epiglot peeling (DK+EP) yapılan 22 hasta polisomnografik veriler, Epworth Uykululuk Skalası (EUS), Horlama Vizüel Analog Skalası (VAS), komplikasyonlar bakımından karĢılaĢtırıldı. DK grubunda AHĠ skorunda %64.1, DK+EP grubunda AHĠ skorunda %59.38 oranında düĢüĢ oldu. Supin AHĠ skorunda ise sırasıyla %65.17 ve %78.29 oranında düĢüĢ oldu. Uyku mimarisi üzerine etkileri bakımından da karĢılaĢtırma yapıldı. Uyku pozisyonlarında geçirilen sürelerde ve uyku etkinliğinde istatiksel olarak bir farklılık oluĢmadı. EUA bakımından istatiksel olarak farklılık gözlenmedi.

CerrahiPolisomnografiUyku+2
Kemal Caner Delioğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumu üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 2 Diabetes Mellitus (DM)'li hastalarda uyku kalitesi ve depresyonun iyilik durumuna etkisini araştırmaktır. Yöntem: 01 Nisan 2019- 30 Haziran 2019 içerisinde Aile sağlığı merkezlerine başvuran son bir ay içerisinde kan tetkiki yapılmış olan Tip 2 Diyabet tanılı hastalar ile gerçekleştirildi. Hastalara iki aşamalı anket çalışması uygulandı. Anketin ilk kısmında demografik ve klinik özellikler, ikinci kısımda ise Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ), WHO-5 İyilik Durumu indeksi ve Beck depresyon ölçeği (BDÖ) kullanıldı. Analiz için SPSS 21 paket programı kullanıldı ve p<0.05 anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 56,25 yıl olup 79 (%53)'u kadındı. Kadın hastaların BDÖ skoru yüksek saptandı (p=0,025). Yaş, medeni hal, eğitim, sigara, takip yeri, takip süresi, diyet, DM süresi, insülin kullanma süresi, açlık kan şekeri ve HbA1c düzeyini, HT ve HT dışı kronik hastalık varlığının; WHO 5 iyilik durumu, BDÖ ve PUKİ skoru ile arasında ilişki saptanmadı. Çalışılan meslek ile kategorize edilmiş BDÖ skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p=0,045). Gelir düzeyi ile PUKI arasındaki ilişki, gelir düzeyi arttıkça PUKİ skorunun "Kötü" kategorizasyonunda artış olması yönündeydi (p=0,024). Hastalarımızın VKI ortalaması 29,94±4,85 kg/m2 (min:19,7 kg/m2–mak:47,6 kg/m2) olarak saptandı. VKİ'nin BDÖ (r=0,112; p=0,175) ve PUKİ (r=0,172; p=0,036) skoru arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı. Tedavi şekli ve uyku kalitesi arasında ilişki istatistiksel olarak anlamlı olup OAD alan ile OAD ve insülini beraber alan hastaların uyku kalitesi anlamlı olarak daha kötüydü (p=0,008). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ depresyon skoru anlamlı olarak yüksek bulundu (p=0,007). Aynı zamanda bu hastaların uyku kalitesinin anlamlı olarak kötü olduğu saptandı (p=0,003). Retinopati gelişen hastaların BDÖ skorları anlamlı olarak yüksek saptandı (p=0,003). Nöropati gelişen hastaların uyku kalitesinin kötü olduğu istatistiksel xi olarak anlamlı bulundu (p=0,028). Uyku ilacı kullanan hastaların BDÖ skoru yüksek (p=0,007) ve uyku kalitesi anlamlı olarak bozuktu (p=0,003). BDÖ ile WHO 5 indeksi skorları arasında negatif korelasyon saptanmış olup istatistiksel olarak anlamlı bulundu (r=-0,344; p=0,001). PUKI ile WHO 5 indeksi skorları arasında da istatistiksel olarak anlamlı olan negatif korelasyon saptandı (r=-0,288; p=0,001). Sonuçlar: DM'de gerek hastalığın kendisi gerekse yol açtığı komplikasyonlar hastalarda depresyon, iyilik hali ve uyku kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Anahtar kelimeler: Diyabet, Depresyon, İyilik durumu, Uyku kalitesi

DepresyonDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+3
Demet Yiğitbaş
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve uyku kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Akıllı cep telefonlarının işlevleri her geçen gün gelişmektedir. Akıllı cep telefonlarının kullanım sıklığı da ülkemizde ve dünyada giderek artmaktadır. Bunun sonucunda da bazı kişilerde bağımlılık belirtilerinin görülmesi ile birlikte davranışsal bir bağımlılık türü olarak akıllı cep telefonu bağımlılığı kavramı gündeme gelmiştir. Bu çalışmada amacımız, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerindeki akıllı telefon bağımlılığı ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, depresyon ve uyku kalitesi arasında olabilecek ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Mustafa Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okuyan ve akıllı cep telefonu bulunan 200 öğrenci çalışmamıza dahil edildi. Çalışmaya katılan tüm bireylere sosyodemografik veri formu, akıllı telefon bağımlılığı ölçeği, erişkin dikkat eksikliği hiperaktivite ölçeği, beck depresyon ölçeği ve Pitssburgh uyku kalitesi indeksi uygulandı. Veriler yüzdelik ve istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınanların yaş ortalaması 23,26±2,22, Katılımcıların %57,5'i 15-20 yaş aralığında ilk telefonlarını edinmişlerdi. % 67,5'i telefonu internet erişimi amacı ile kullanıyordu. Bunların %73,0'ı da sosyal ağ içindi. Kadınlarda erkeklere göre BDÖ skorlarında anlamı fark bulundu (p= 0,047). ATBÖ'ye göre katılımcıların % 32'si bağımlıydı. PSQI'ya göre de % 51,5'da uyku kalitesi kötüydü. ATBÖ'ye göre bağımlı olan grupla olmayanlar arasında BDÖ, ASRS ve PSQI skorlarında anlamlı fark bulunmadı. ASRS'ye bakıldığında DEHB olanlarda, olmayanlara göre BDÖ ve PSQI skorları anlamlı derecede fazla bulundu (cf 0,036, p= 0,05). BDÖ'ye baktığımızda Depresyon olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve PSQI anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). PSQI'ya bakıldığında uyku kalitesi kötü olanlarda, olmayanlara göre ASRS ve BDÖ skorları anlamlı derecede yüksek bulundu (p= 0,001, p< 0,001). ATBÖ ile ASRS arasında hafif düzeyde pozitif korelasyon, ASRS ile BDÖ ve PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon, BDÖ ile PSQI arasında orta düzeyde pozitif korelasyon tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda tıp fakültesi öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığı olanlar ile olmayanlar arasında Depresyon, DEHB ve Uyku kalitesi arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptayamadık. Anahtar kelimeler: Akıllı cep telefonu bağımlılığı, depresyon, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, uyku

Akıllı telefonlarBağımlılıkCep telefonu+6
Bilge Uzun
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının klinik bulgular ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmaya 01.11.2021-01.11.2022 tarihleri arasında 18-65 yaş arası, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, psoriasis tanısı alan 250 hasta ve 145 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Bir sosyodemografik veri formu hazırlanarak katılımcıların yaşı, cinsiyeti, boyu, vücut ağırlığı, medeni hali gibi veriler kaydedildi. Psoriasisin klinik alt tipi, başlangıç yaşı, hastalığın süresi, aile öyküsü, kullanılan tedavi, kronik hastalık öyküsü gibi bilgiler kaydedildi. Egzersiz alışkanlıkları Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi soruları (IPAQ) ile değerlendirildi. Beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesinde DSÖ'nün beslenme kılavuzundaki tanımlamalar esas alınarak, hastaların yağ, sebze-meyve, kırmızı et ile tuz tüketimi sorgulandı. Diyet özellikleri, glisemik indekse göre sınıflandırılmış yiyeceklerin alımı hakkındaki bilgiler sorgulanarak kaydedildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PSQI) ile yaşam kalitesi Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ) ile değerlendirildi. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre azalmış fiziksel aktivite saptandı. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre düşük sebze meyve tüketimi ve yüksek tuz tüketimi alışkanlığı izlendi. Yüksek et tüketimi ve düşük sebze meyve tüketimi olan hastalarda psoriasisin erken yaşlarda başladığı izlendi. Psoriasis şiddeti ile beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, çekirdek tüketimi arasında pozitif yönde korelasyon saptandı. Psoriasis hastalarında PSQI skoru kontrol grubuna göre yüksek saptandı. Psoriasis süresi ve psoriasis başlangıç yaşı ile PSQI arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Psoriasis hastalarında azalmış fiziksel aktivite ve buna bağlı obezitede artış, kötü beslenme alışkanlıkları ve uyku bozuklukları sık izlenmektedir. Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, hastalığın kontrol altına alınması ve hastalık şiddetinin gerilemesinde etkili olabileceği görülmüştür. Fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları ve uyku bozukluklarının psoriasis hastalarına etkilerini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+5
Esra Kaymaz
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerinin belirlenmesi

ÖZET Başlık: Aşılama ve Embriyo Transferi Öncesi Kadınların Uyku ve Depresyon Anksiyete Stres Düzeylerinin Belirlenmesi Amaç: Bu araştırmanın amacı aşılama ve embriyo transferi öncesi kadınların uyku ve depresyon anksiyete stres düzeylerini belirlemektir. Yöntem: Araştırma Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İnfertilite ve Üreme Sağlığı Merkezinde 01.01.2023 ve 30.08.2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmacı aşılama ve embriyo transfer işlemlerini yaptıracak ve tanı almış uyku bozukluğu olmayan çalışmaya katılmayı kabul eden 170 kadın ile araştırmayı gerçekleştirmiştir. Çalışmaya dahil edilenlerden sözlü ve yazılı izin alarak yüz yüze görüşme ile veriler toplanmıştır. Veriler Sosyo-Demografik Özellikleri Belirleme Formu, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği, Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçeği ile toplanıp IBM SPSS V23 analiz edilmiştir. Bulgular: Gruplara göre katılımcıların depresyon puanı kategorilerinin dağılımları istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermiştir (p=0,031). Aşılama yapılacak kadınlarda hafif depresyon kategorisinde olanların oranı %5,9 iken embriyo transferi yapılacak kadınlarda bu değer %17,6 olarak bulunmuştur. Her iki grupda katılımcıların Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği ve Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanları arasındaki ilişki pozitif yönlü bulunmuştur (p<0,001). Depresyon Anksiyete Stres Ölçek puanı arttığında Pittsburg Uyku Kalitesi Ölçek puanı da artmaktadır. Sonuç: Depresyon, anksiyete, stres düzeylerinin ve uyku kalitesinin infertilite tedavisi alan kadınlarda olumsuz etkilendiği düşünülmektedir. Ancak depresyon, anksiyete, stres düzeyleri ve uyku kalitesinin infertilite tedavisinin basamaklarına göre farklılaştığı gerçeği göz ardı edilebilmektedir. Genellikle tedavinin ilerleyen aşamasında düşünülen embriyo transfer işleminde hafif depresyon puanının daha yüksek çıkması alınan tedavi süresi uzadığında psikolojik zorlanma düzeyinin de arttığı sonucunu bize göstermektedir. Dolayısıyla sağlık profesyonelleri tarafından kadınlar değerlendirilirken içinde bulundukları tedavinin aşamalarına göre yaklaşımda bulunmak önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: İnfertilite, depresyon, anksiyete, stres, uyku

AnksiyeteDepresyonStres+2
Elif Boz
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uyku apne sendromlu bireylerde CPAP tedavisinin EEG'de izlenen uyku iğcikleri üzerine etkisi

ÖZET: Amaç:Bu çalışmada polisomnografi ile OSAS tanısı konmuş hastalarda CPAP tedavisi öncesi ve CPAP tedavisi sonrası uyku iğcikleri karşılaştırılarak nasıl değişiklikler ortaya çıktığını bulmayı amaçladık. Gereç-Yöntem:Çalışmaya yaşları 18?den büyük PSG ile OSAS tanısı konan 73 hasta (E/K:61/12) çalışmaya alındı. Konjestif kalp yetmezliği, KOAH, bronşial astım, nörolojik hastalığı olan hastalar çalışmaya alınmadı. Hastalara tüm gece polisomnografik test yapıldı. PAP titrasyonu otomatik- CPAP (APAP remstar, respironics, Germany) ile yapıldı. Hastaların uyku iğcikleri NREM-S2 evresinde sayıldı. Minimum 15 dakikalık S2 uykusundaki iğcikler sayılıp bir saate uyarlandı, saatlik uyku iğciği indeksi hesaplandı. Bulgular: Çalışmaya OSAS tanısı olan 73 hasta alındı. PAP tedavisi öncesi ortalama saatlik uyku iğciği sayısı PAP tedavisi sonrası tekrar sayıldığında anlamlı artış saptandı.(288+-55 392+-40) Ayrıca uyku iğciği sayısı ile hasta yaşı arasında anlamlı korelasyon bulundu.(r :0.74 p<000) Tartışma: Uyku ve bellek arasında çok yönlü bir ilişki tanımlanmıştır. Uyku iğciklerinin aynı zamanda uyku kalitesinin bir belirteci olduğu düşünülmektedir. Uyku iğciği ile eşleşmiş beyin aktivitesi öğrenme bağımlı olarak artar. Öğrenme sonrası uyku iğciği amplitüdünde artış ve hipokampal aktivasyonunda artış izlenir. Bu artış özellikle topografik öğrenme sırasında oluşur. OSAS tanılı CPAP kullanan hastalar üzerinde yaptığımız çalışmamızda tedavi öncesi ile kıyaslandığında uyku iğciklerinin sayısında CPAP tedavisi sonrasında anlamlı artış saptandı. Genç hastalarda yaşlı hastalara göre uyku iğcik sayısının daha fazla olduğu gösterildi. Anahtar Kelimeler:Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, PAP tedavisi, Uyku iğciği

Akciğer hastalıkları-obstrüktifElektroensefalografiPozitif basınç solunumu+3
Deniz Aydoğan Tavlı
İnönü University
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin ani bebek ölüm sendromu ve güvenli uyku konusundaki bilgi düzeyleri

Ani Bebek Ölüm Sendromu (ABÖS), "kapsamlı bir olay soruşturması, klinik öykü ve otopsi sonrasında açıklanamayan bir nedenle bir yaşından küçük bebeklerin ani ve beklenmedik bir şekilde ölümü"dür. ABÖS risk faktörlerinin azaltılması için güvenli bir uyku ortamının oluşturulması gerekmektedir. Bu nedenle bebeğe, ailesine doğrudan bakım ve danışmanlık hizmeti veren hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusunda bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi önemlidir. Bu çalışma ile hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeylerini belirlemek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Mart-Temmuz 2021 tarihleri arasında Orta Karadeniz Bölgesindeki bir il merkezi ve ilçelerinde bulunan Aile Sağlığı Merkezleri'nde çalışan, örneklem seçim kriterlerine uyan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 115 hemşire ile yürütülmüştür. Veriler "Hemşirelere İlişkin Tanıtıcı Özellik Formu" ve "Bebeklerde Ani Bebek Ölüm Sendromu (ABÖS) ve Güvenli Uyku Konusunda Bilgi Düzeyi Değerlendirme Formu" ile toplanmıştır. Otuz maddeden oluşan bilgi formundan alınabilecek en düşük puan 0, en yüksek puan 30'dur. İstatistiksel analizlerde SPSS paket programı kullanılmış, uygun istatistiksel değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmaya katılan hemşirelerin %93,9'unun ABÖS'ü, %80,0'ının güvenli uykuyu duyduğu, %76,5'inin ABÖS ile ilgili herhangi bir eğitim almadığı görülmüştür. Hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeyi puan ortalamalarının 19,59±3,36 ile ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Araştırmadaki hemşirelerin medeni durumuna, sahip olduğu çocuk sayısı ve öğrenim durumuna göre ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeyi puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmaya katılan hemşirelerin ABÖS ve güvenli uyku konusuna ilişkin bilgi düzeyleri ortalamanın üzerindedir ancak istendik düzeyde değildir. Hemşirelere APA önerileri kapsamında ABÖS ve güvenli uyku konusu ile ilgili hizmet içi eğitimin verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ani bebek ölüm sendromu, bilgi düzeyi, güvenli uyku, hemşire

Ani bebek ölümüBebek sağlığıBebek ölümleri+6
Dilara Aydın Tozlu
Hitit University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi

Migren, bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kronik bir hastalıktır. Bu araştırmada, migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya nöroloji polikliniğine başvuran ve migren tanısı alan gönüllü 80 kadın (yaş ort: 37,04±9,0) hasta katılmıştır. Bu bireyler için kişisel bilgi formu hazırlanmış ve vücut kompozisyon ölçüleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi) alınmıştır. Katılımcılara, Küresel Fiziksel Aktivite Anketi, Kafein Tüketim Bozukluğu, Hedonistik Yeme, Sabahçıl-Akşamcıl Anketi ve Epworth Uykululuk Skalası, Baş Ağrısı Etki Ölçeği (HIT-6) Migren Özür Değerlendirme Skalası (MIDAS), Vizuel Ağrı Skalası (VAS) uygulanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte, bağımsız örneklem T testi ve Mann-Whitney U testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bireylerin kronotiplere göre fiziksel aktivite düzeyleri, uyku, kafein kullanımı ve yeme tutumu arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). MIDAS, HIT-6 ve VAS ağrı değerleri ile karşılaştırıldığında ise yalnızca MIDAS puan kategorisine göre anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Migren yaşı ile kronotip puanları ve kronotip kategorileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronotipe göre akşamcıl olan birey sayısının daha fazla olduğu, migren yaşı fazla olan bireylerin ise kafein kullanımlarının, yeme tutumlarının daha düşük düzeyde olduğu ve uykululuk düzeyleri normal olan birey sayısının daha fazla olduğu görülmektedir.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+7
Eda Alparslan Kaya
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Uyku bozukluklarının ve döngüsel değişen örüntü olaylarının derin öğrenme tabanlı sınıflandırılması

Uyku, insan sağlığının korunması, fizyolojik yenilenmenin sağlanması ve bilişsel işlevlerin sürdürülmesinde kritik rol oynayan temel bir biyolojik süreçtir. Bu hayati sürecin yapısını, kalitesini ve sürekliliğini bozan durumlar uyku bozuklukları olarak tanımlanmaktadır. Uyku bozuklukları, bireyin fiziksel ve psikolojik sağlığını olumsuz etkilemekte ve uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Bunun yanında, uykunun mikroyapısal bir göstergesi olan Döngüsel Değişen Örüntü (Cyclic Alternating Pattern, CAP), uyku kalitesinin değerlendirilmesi ve özellikle uyku bozukluklarının tespiti açısından önemli bilgiler sunmaktadır. Günümüzde uyku bozukluklarının teşhisi ve CAP olaylarının tespiti, polisomnografi kayıtlarındaki fizyolojik sinyallerin genellikle manuel analiz edilmesine dayanmaktadır. Ancak bu süreç zahmetli, zaman alıcı ve öznel hatalara açık bir yapıya sahiptir. Bu nedenle, uyku bozukluklarının ve CAP olaylarının doğru, hızlı ve nesnel biçimde analiz edilmesini sağlayacak otomatik yaklaşımların geliştirilmesi klinik tanı süreçlerinde büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda yapay zekâ ve özellikle derin öğrenme (DÖ) yöntemleri, birçok karmaşık problemde olduğu gibi uyku tıbbında da başarılı sonuçlar elde etmiş; uyku bozukluklarının ve CAP olaylarının otomatik olarak tespitine yönelik çok sayıda çalışma gerçekleştirilmiştir. Ancak uyku bozukluklarının sınıflandırılması için mevcut yaklaşımların büyük çoğunluğu tek bir bozukluk türüne odaklanmış, sınırlı sayıda veri setiyle eğitilmiş ve genellenebilirliği düşük sonuçlar üretmiştir. CAP olayları tespitine yönelik çalışmalar ise alt tip sınıflandırması, sınıf dengesizliği ve açıklanabilirlik gibi konular yeterince ele alınmamıştır. Bu tez çalışmasında, söz konusu eksikleri gidermek amacıyla, uyku bozukluklarının çok sınıflı sınıflandırılması ve CAP olaylarının otomatik tespiti için yüksek doğruluğa sahip DÖ tabanlı modeller geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, uyku bozuklukları için çok girişli özgün bir model olan MAF-SleepNet; CAP A fazı ve alt tiplerinin tespiti için ise çok kanal girişli MuRAt-CAP-Net modelleri önerilmiştir. Deneysel sonuçlar, MAF-SleepNet'in denek bağımsız ve denek bağımlı doğrulama stratejileri için sırasıyla %88,41 ve %99,72 doğruluk oranlarına ulaştığını ve mevcut yaklaşımlardan daha yüksek performans sergilediğini göstermiştir. MuRAt-CAP-Net ise A fazı tespiti için dengeli ve dengesiz veri setlerinde sırasıyla %81,26 ve %83,68; alt tiplerin sınıflandırılmasında %83,34 ve %87,31 doğruluk oranlarına ulaşarak önceki çalışmalardan daha başarılı sonuçlar elde etmiştir. Elde edilen bulgular, geliştirilen modellerin uyku bozukluklarının tanısında ve CAP olaylarının analizinde klinik karar destek sistemleri olarak kullanılabilecek düzeyde performans sunduğunu ortaya koymuştur.

Sayısal işaret işlemeUykuYapay zeka
Süleyman Yaman
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerde kronotip özelliklerinin duygusal yeme ve uyku davranışları, emosyonel sorunlar ve glisemik kontrol üzerindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada çocuk yaş grubunun en yaygın kronik hastalıklarından olan tip 1 diabetes mellitus (T1DM) tanılı çocuk ve ergenlerde kronotipik özellikler ile glisemik kontrol, uyku kalitesi, duygusal yeme davranışı ve sorunları arasındaki ilişkinin araştırılması ve elde edilen verilerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya T1DM tanısı olan 9-18 yaş arası 50 çocuk ve ergen hasta ile hasta grubuyla yaş ve cinsiyet olarak eşleşmiş 46 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Bireylerin ruhsal belirtileri; Güçler Güçlükler Anketi, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği; yeme davranışları, Çocuklar için Üç-Faktörlü Yeme Ölçeği; uyku alışkanlıkları, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi; kronotipik özellikleri, Çocuk Kronotip Anketi; işlevsellik düzeyleri, Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği; bilişsel ve yürütücü işlev düzeyleri ise Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği-4 ile değerlendirilmiştir. T1DM grubu çocukların 25'i kız, 25'i erkek; kontrol grubunun ise 24'ü kız, 22'si erkektir. T1DM'li çocukların kontrol grubuna göre; ekran maruziyeti sürelerinin, akran sorunlarının, yaygın anksiyete puanlarının daha yüksek, sözel kavrama ve algısal akıl yürütme dönüştürülmüş zekâ puanlarının ve işlevselliklerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. T1DM grubunda kronotipi ile uyku kalitesi, bilişsel kısıtlayıcı yeme davranışı, toplam dönüştürülmüş zekâ puanı ile sözel kavrama ve çalışma belleği dönüştürülmüş puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronotipi ile her iki grupta da duygusal yeme davranışı, duygusal sorunlar ve T1DM gurubunda HbA1c ile arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çalışmamız T1DM'li hastalar ile sağlıklı kontrol grubunu kronotipik özelliklerine göre karşılaştırması bakımından özgünlük taşımaktadır. Ancak bu ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için geniş örneklemli ve objektif yöntemlerin kullanıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 diabetes mellitus, kronotipi, uyku, yeme davranışı, metabolik kontrol

Beslenme bozukluklarıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+7
Özlem Yıldırım
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD-19 pnömonisi geçiren olgularda uykusuzluk şiddeti ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi

Uykusuzluk genel olarak uykuya başlamada güçlük, yeterli zaman ya da fırsat olmasına karşın uykunun süresinde, bütünlüğünde ve kalitesinde yetersizlik ve gün içine yansıyan olumsuz sonuçları ile tanımlanır. Çalışmada COVID-19 pnömonisi geçiren olgularda uykusuzluk şiddeti ve uyku kalitesinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mart 2020 - Ekim 2021 arasında COVID-19 pnömonisi geçiren, Bursa Uludağ Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Polikliniği'ne ayaktan başvuran, pandemi kliniklerinde ve pandemi yoğun bakım ünitelerinde yatarak tedavi görmüş 250 hasta retrospektif olarak değerlendirildi.Çalışma yapılırken Obstruktif Uyku Apnesi Sendromu(OSAS) açısından hastaların semptomları sorgulandı.OSAS tanısı ve genel olarak uyku ile ilişkili solunum bozuklukları tanısı olan hastalar çalışmaya alınmadı.Hastaların demografik özellikleri, sigara kullanımları, komorbid hastalıkları, uyku süreleri, tedavi şekilleri, pandemi klinik ve yoğun bakım ünitesinde yatış süreleri not edildi.Uyku kalitesi Pitssburgh Uyku Kalitesi ölçeği (PSQI) ile Uykusuzluk Şiddeti İndeksi (ISI) ile değerlendirildi. Olgulara Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi uygulandığında, total ortalama skor 6 [0-18] olarak saptandı. Hastaların 164'ü (%65,6) 5 ve üzerinde skor alarak kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptandı. Pandemi kliniğinde daha uzun süreyle yatan hastaların uyku kalitesinin istatistiki anlamlı olarak daha kötü olduğu saptanmıştır. İmmünsüpresif hastalığı olan COVID-19 olguları insomnia açısından değerlendirildiğinde, immünsüpresif hastalık varlığının şiddetli insomnia riskinde artış ile ilişkili, istatistiki anlamlı olduğu belirlendi (p=0,001). Yoğun bakım ünitesinde takip edilen olguların Uykusuzluk Şiddeti İndeksi(ISI) total skoru ortalama değeri 7,5 [0-28], ayaktan tedavi verilen hastaların 7 [0-27] saptanmış iken kliniklerde takip edilen hastalarınki 5 [0-28] olarak saptanmıştır (p=0,023). Özellikle COVID-19'u ağır geçiren, yoğun bakımda ve hastanede uzun süre yatan hastalar olmak üzere, COVID-19 pnömonisi geçiren tüm hastalar taburculuk sonrasında psikiyatrik durum ve uyku bozukluklarının ortaya çıkabileceği unutulmamalı ve bu açıdan değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: COVID-19, uyku bozukluğu, insomnia

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+5
Gamze Yazıcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Obstrüktif uyku apne sendromu olan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisi

Bu araştırma obstrüktif uyku apne sendromu (OUAS) tanısı alan hastalara uygulanan solunum egzersizinin gündüz uykululuğa ve yorgunluğa etkisini incelemek amacıyla randomize, kontrollü ve deneysel olarak yapıldı. Araştırma 22 Ocak-26 Mayıs 2021 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin göğüs hastalıkları polikliniğine başvuran OUAS tanısı almış hastalarla yapıldı. Çalışmanın evrenini ilgili polikliniğe başvuran OUAS tanısı almış tüm hastalar, örneklemini ise dahil edilme kriterlerini taşıyan hastalar oluşturdu. Araştırma öncesi etik kuruldan, kurumdan ve hastalardan izin alındı. Çalışmaya alınan hastalar bir program yardımıyla müdahale (n=30) ve kontrol (n=30) grubuna ayrıldı. Müdahale grubundaki hastalara yüzyüze görüşme tekniği ile diyafragmatik ve büzük dudak solunumunu içeren solunum egzersizleri öğretilerek ilk uygulama yapıldı. Daha sonra bu gruptaki hastalara araştırmacı tarafından online görüşme yöntemi ile, her bir seans her sabah/akşam, 10-15 dakika ve toplamda 20-30 dakika olacak şekilde solunum egzersizleri sekiz hafta boyunca uygulandı. Veriler, Soru Formu, Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ) ve Piper Yorgunluk Ölçeği (PYÖ) ile toplandı. EUÖ, 0-3 şeklinde puanlanmakta ve yüksek puan gündüz uykululuğunu göstermektedir. Dört alt boyuttan oluşan PYÖ'de ise ölçekten alınan toplam puan 0-10 arasında değişmekte ve puan arttıkça yorgunluk düzeyi de artmaktadır. Soru formu, EUÖ ve PYÖ çalışmanın başında, EUÖ ve PYÖ ise dördüncü ve sekizinci haftanın sonunda her iki gruba tekrar uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde Ki-kare, Student t ve Mann Whitney U, Paired Sample t ve ANOVA testleri kullanıldı. Müdahale grubunda yer alan hastaların uygulama öncesi 6.15±1.65 olan PYÖ toplam puan ortalamasının, dördüncü haftada 5.66±1.92, sekizinci haftada 5.34±1.94'e düştüğü, kontrol grubunda ise uygulama öncesi 5.59±1.76 olan PYÖ toplam puan ortalamasının dördüncü haftada 5.72±1.81, sekizinci haftada 5.77±1.81'e yükseldiği belirlendi. Müdahale grubundakilerin EUÖ puan ortalamasının başlangıçta 12.13±4.34, dördüncü haftada 9.83±4.7 ve sekizinci haftada 9.13±4.71'e düştüğü, kontrol grubunda ise başlangıçta 10.37±2.77 olan EUÖ puan ortalamasının, dördüncü haftada 10.4±2.79, sekizinci haftada 10.5±2.85'e yükseldiği tespit edildi. Uygulanan solunum egzersizinin grup-zaman etkileşiminin de anlamlı olduğu ve bu durumun müdahale grubundan kaynaklandığı sonucuna varıldı. Bu doğrultuda OUAS hastalarına uygulanan solunum egzersizinin primer tedavi ile birlikte uygulanabileceği düşünülmektedir.

Egzersiz tedavisiSolunum kaslarıSolunum sistemi+5
Sibel Serçe
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adheziv kapsülitli hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesine etkisi

Adheziv kapsülit tanısı almış ve omuz ağrısı şikayeti olan hastalarda ağrının fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla 50 hasta çalışmaya alındı. Ağrı şiddetleri Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyonellikleri Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi (DASH), kinezyofobileri Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), uyku kalitesi Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve yaşam kalitesi Notthingham Sağlık Profili (NSP) ölçekleri ile değerlendirildi. Ağrı şiddeti ile TKÖ, DASH toplam skor, PUKİ'nin bazı alt başlık skorları ve NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). DASH skoru ile PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişk bulundu (p<0,05). Ayrıca DASH skoru ile yaşam kalitesinin NSP Uyku alt başlığı hariç tüm başlıkları ile anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Kinezyofobi skoru ile NSP Ağrı alt başlığı dışındaki tüm alt başlıklar ve PUKİ'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Ayrıca, PUKİ ile NSP'nin bazı alt başlık skorları arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, bu çalışma AK'li hastalarda sık görülen ağrı semptomunun fonksiyonellik, kinezyofobi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğunu gösterdi.

AğrıBursitHareket+5
Ceren Bilge
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Sigara içen üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Dünya'da 21. yüzyılda, prematür ölümlerin ve morbiditenin önlenebilir en büyük sebeplerinden birisi sigara içmektir. Sigara kullanımı KOAH, inme, akciğer kanseri, amfizem, ateroskleroz, Alzheimer hastalığı ve Parkinson hastalığı gibi çok sayıda hastalığa sebebiyet vermektedir. Sigara kullanımı günümüz toplumlarında en sık karşılaşılan bağımlılık türüdür. Sigaranın genç populasyonda yaygınlaşmasında cinsiyet, yaş, ekonomik düzey, meslek problemleri, aile ortamı, eğitim durumu gibi faktörler de etkili olmaktadır. Buna bağlı olarak sigara kullanımının sağlık üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma, sigara içen ve sigara içmeyen üniversite öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyi, uyku kalitesi ve yaşam kalitesinin araştırılması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında yaş ortalaması 19,00 (17-25) yıl, vücut kütle indeksi 21,48 (15,60-40,09) kg/m2 olan 187 kız, 74 erkek öğrencinin katılımı ile tamamlandı. Katılımcılar demografik bilgileri kaydedilerek sigara içen (Grup 1) ve içmeyen (Grup 2) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Sigara içen üniversite öğrencilerinin nikotin bağımlılık düzeyleri Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FNBT) ile değerlendirildi. Tüm katılımcıların uyku kaliteleri Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ile fiziksel aktivite düzeyleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Formu (IPAQ) ile, yaşam kaliteleri ise Yaşam Kalitesi Kısa Formu (SF-36) kullanılarak değerlendirildi. İstatistiksel analizlerin uygulanması için Windows IBM SPSS Statistics 22 paket programı kullanıldı. Çalışmadaki grupların kilo, boy, VKİ değerleri karşılaştırıldığında, ikinci gruptaki değerler anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,05). İki grup arasındaki istatistiksel analizde yüksek şiddetli fiziksel aktivite ve IPAQ toplam skorları birinci grupta anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). İki grubun PUKİ ve SF-36 alt parametreleri arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Birinci gruptaki öğrencilerin nikotin bağımlılığı arttıkça uyku kalitesinin kötüleştiği, uyku süresi arttıkça VKİ değerlerinin de arttığı, paket yılı ve nikotin bağımlılığı arttıkça uykuya dalma süresini anlamlı düzeyde arttırdığı saptandı (p<0,05). Birinci grubun nikotin bağımlılığı arttıkça yaşam kalitesiyle ilişkili fiziksel fonksiyon ve vitalite değerlerinin olumsuz etkilendiği, paket yılının artışının fiziksel fonksiyon skorunu anlamlı düzeyde azalttığı bulundu (p<0,05). Birinci grupta fiziksel aktivite toplam skorunun artışının sosyal fonksiyon ve genel sağlık durumuna ait değerleri anlamlı düzeyde arttırdığı saptandı (p<0,05). Orta şiddetli fiziksel aktivitenin artışı, yaşam kalitesiyle ilişkili ağrı durumunu ve genel sağlığı anlamlı düzeyde pozitif etkilediği bulundu (p<0,05). Birinci gruptaki öğrencilerde uyku süresi ve ilaç kullanımı haricindeki PUKİ alt parametreleri ile yaşam kalitesine ait skorlar arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyonlar saptandı (p<0,05). Çalışmamız sonuç olarak, birinci gruptaki öğrencilerin yüksek şiddetli fiziksel aktivite ve fiziksel aktivite toplam skorlarının ikinci gruba göre daha fazla olduğunu ve iki grup arasında uyku ve yaşam kaliteleri bakımından fark bulunmadığını göstermiştir. Öğrencilerin uyku kalitesinin kötü olduğu ve yaşam kalitelerinin Türkiye norm değerlerine göre daha düşük seviyelerde yer aldığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Sigara, üniversite öğrencileri, fiziksel aktivite, uyku kalitesi, yaşam kalitesi

Fiziksel aktiviteFiziksel aktiviteSigara içme+6
Nizameddin Fatih Karamus
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı çalışanlarında uyku kalitesi ve iş performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı çalışanlarında uyku kalitesi ve iş performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma 01.09.2019 – 15.12.2019 tarihleri arasında Aydın Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında çalışan 187 kişiyle gerçekleştirildi. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi(PUKİ) ve İş Performans Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Araştırmaya katılan çalışanların yaş ortalaması 34,36±8,18 olup tamamı erkektir. %21,8 'i lisans %34,1 'i önlisans %26,8 'i lise %17,3 'ü diğer eğitim grubundadır. %59,2 'si evlidir. Çalışanların %14,5 'i büro personeli %67,6 'sı itfaiye eri %13,4 'ü şoför %4,5 'i teknisyendir. %20,1 'i sürekli gündüz %79,9 'u gece ve gündüz değişen vardiyada çalışmaktadır. Çalışanlardan %79,3 'ü mesai saatlerindeki değişimin uyku problemine yol açtığını belirtti. Çalışanlar geçen ay boyunca uyku kalitesini %15,6 'sı çok iyi %40,8 'i neredeyse iyi %26,8 'i neredeyse kötü %16,8 'i ise çok kötü olarak ifade etti. Geçen ay boyunca uyku problemlerinin işlerini istekle yapmasında problem olma derece sıklığı dağılım bilgileri incelendiğinde %29,1 'i hiç %27,9 'u haftada 1'den az %31,8 'i haftada iki kez ve %11,2 'si haftada 3 veya daha fazla yanıtını verdi. Ankete katılanların iş performansları genel olarak orta seviyede (3,73) bulundu. Çalışanların iş performansları ile yaşları arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişki bulunamazken (p=.388>.05), eğitim durumlarının da, iş performanslarını anlamlı etkilemediği görüldü. Çalışanların mesai saatlerindeki değişimin uyku problemine yol açtığını düşünmeyenlerin iş performansı, düşünenlere göre istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksekti. Uyku kalitesi çok iyi olanların; neredeyse kötü ve çok kötü olanlara göre iş performansları istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksekti. Ayrıca uyku kalitesi neredeyse iyi olanların çok kötü olanlara göre iş performansları istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksek bulundu. Çalışmanın sonunda kötü uyku kalitesinin itfaiye çalışanlarının performansını olumsuz yönde etkilediği sonucu ortaya çıkmıştır. Uyku kalitesinin sık aralıklarla değerlendirilmesinin vardiyalı çalışan itfaiye personelinin iş performansını etkileyeceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: İtfaiye, Uyku kalitesi, İş performansı, Vardiya.

PerformansUykuUyku kalitesi+2
Tuğba Demir
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Müziğin kanser hastalarının uyku kalitesi üzerine etkisi

İnsan yaşamının devamlılığının sürdürülmesinde temel insan gereksinimlerinin karşılanması önemlidir. Uyku, patofizyolojik, fiziksel, psikolojik ve çevresel faktörlerden etkilenen kompleks, fizyolojik temel bir yaşam gereksinimidir. Uyku problemleri, özellikle uzun dönem yaşama şansı olan meme kanserli hastalarda sürekli görülen bir rahatsızlıktır. Meme kanserli hastaların tedavisinin hedefi; son dönem olan hastanın yaşamını korumanın yanı sıra alternatif terapotik yaklaşımlar olarak bilinen; ilerleyici gevşeme, derin nefes alıp verme egzersizi, terapotik dokunma, müzik terapisi, yoga, hayalde canlandırma, biyofeedback ve meditasyon gibi davranışsal yöntemleri kullanarak rahatlamasını sağlamaktırAraştırma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Hastanesinde 01 Ekim-15 Ağustos 2007 tarihleri arasında tedavi amacıyla yatmakta olan III. ve IV. Evre meme kanserli hastalara yatmadan önce dinletilen müziğin uyku kalitesine ve memnuniyetine olan etkisini belirlemek amacı ile kontrollü ve deneysel bir klinik çalışma olarak yapılmıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu (Ek-1), uyku kalitesini ölçmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) (Ek-2) ve hastaların işlemden memnuniyetlerini ölçmek için Visual Analog Scales-VAS (Görsel Eşdeğerlik Skalası) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Ki ? Kare, Korelasyon, Evren Ortalaması Önemlilik Testi, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, İki Bağımlı Değişken Arasındaki Farkın Önemlilik Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Two-İndependent Samples Test, K İndependent Samples Test kullanılmıştırAraştırmadan elde edilen sonuçlara göre, deney grubundaki hastalara yatmadan önce dinletilen müziğin uyku kalitesini etkilediği, kontrol grubunun ise hastanede kadığı süre boyunca uyku kalitelerinin daha kötü olduğu, deney grubundaki hastalarda hasta memnuniyeti ve uyku kalitesi değerleri arasında negatif yönde güçlü bir korelasyon olduğu fakat bu ilişkinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda, müziğin uyku kalitesine olumlu etkisi nedeniyle, bağımsız hemşirelik girişimi olarak müziğin hemşirelik uygulamalarına dahil edilmesine yönelik uygun önerilerde bulunulmuştur.Anahtar kelimeler: Hasta, hemşirelik, kanser, müzik, uyku kalitesi.

HastalarHemşirelikKanser hastaları+5
Diğdem Lafçı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeni tanı almış epileptik çocuklarda interiktal eeg ve uyku deprivasyonlu kısa süreli video eeg monitörizasyonunun tanısal değeri

Amaç : Anamnez ve klinik bulguları ile idiopatik/kriptojenik epilepsi tanısı almış çocuklarda interiktal EEG ile uyku deprivasyonlu video EEG monitörizasyonunun tanısal işlemdeki değerlerinin karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Polikliniği' ne 01.06.2010 ile 30.06.2012 tarihleri arasında başvuran hastalar üzerinde yapılan prospektif çalışmada; 6-17 yaş arasında olup anamnez ve klinik bulguları ile idiopatik/kriptojenik fokal ve jeneralize epilepsi tanısı alan, henüz antiepileptik ilaç başlanmamış ve interiktal EEG'leri normal hastalar incelendi. Hastaların tümünün demografik bilgileri, tıbbi ve aile öyküleri, febril ve yenidoğan döneminde nöbet varlığı, klinik olarak nöbet ve epilepsi tipi, sıklığı, geçirilen nöbet sayısı, nöbeti presipite eden faktörler, nöbetlerin gün içindeki zamanı (uyku, uyanıklık, karışık) ve interiktal EEG'lerin çekim zamanı (uyku/uyanıklık) kaydedildi. Tüm hastalara uyku deprivasyonlu kısa süreli VEM (3-4 saat) uygulandı.Bulgular: Parsiyel uyku deprivasyonu yapılarak alınan kısa süreli (3-4 saat) VEM kayıtları sonucunda hastaların 21 tanesinde (%42) epileptiform anomaliye rastlanmazken, 29'unda (%58) epileptiform anomali saptandı. VEM'de epileptiform anomali saptanan 29 hastanın 14'ünde (%48,27) fokal, 6'sında (%20,68) jeneralize anomali varken, 9 hastada ise (%31,03) hem fokal hem jeneralize anomali mevcuttu. Hastaların 12'sinde (%41,4) epileptik deşarjlar sadece uyku döneminde ortaya çıkarken, 17'sinde (%58,6) hem uyku hem de uyanık dönemde (karışık) ortaya çıkmaktaydı. Temporal lob epilepsili 5 hastanın 1'inde (%20) VEM normalken, 4 hastada (%80) anormaldi. Frontal lob epilepsisi olan hastanın VEM bulguları normaldi. Oksipital lob epilepsili 11 hastanın 6'sının (%54,5) VEM'i normalken 5'inin (%45,5) anormaldi. Epileptik sendrom olarak juvenil absans epilepsisi tanısı alan tek hastanın VEM'i anormaldi (%100). Otozomal dominant frontal lob epilepsili 2 hastanın ise VEM'i anormaldi(%100). BRE tanılı 5 hastanın 2'sinin (%40) VEM' i normalken 3 hastanın (%60) VEM'i anormaldi. OPÇE tanılı 2 hastanın 1'inin (%50) VEM'i normalken diğerinin anormaldi (%50).Sonuç: Çocukluk döneminde parsiyel uyku deprivasyonu uykunun sağlanmasında güvenilirdir. Epilepsi tanısının konmasında ve sınıflandırılmasında uyku deprivasyonu yöntemiyle çekilen kısa süreli VEM kolay ve ucuz bir yöntemdir. Çocuklarda interiktal EEG'nin yetersiz kaldığı durumlarda rahatlıkla tercih edilebilir. Bizim vakalarımızda anlamlı fark gösterilemese de, özellikle bazı nöbet tipleri ve bazı epileptik sendromlarda tanı koymada önemli olabilir. Hasta sayısının arttırılması ile bu bulgular daha anlamlı olabilir.Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Video EEG monitorizasyonu, Uyku deprivasyonu

ElektroensefalografiEpilepsi-genelUyku+1
Nuriye Aslı Melekoğlu
Çukurova University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adenoidektomi/adenotonsillektomi olan çocuklarda bilişsel,davranışsal,ruhsal sorunlar

Amaç: Adenotonsillektomi en sık görülen pediatrik cerrahi girişimler arasında bulunmaktadır. Sıklıkla rekürren enfeksiyonlar ve obstruktif nedenlerle yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı uykuyu bozan solunum sorunları ve rekürren adenotonsil enfeksiyonu nedeniyle adenoidektomi ya da adenotonsillektomi planlanan çocukların sahip oldukları patoloji ile ruhsal, bilişsel, davranışsal sorunlar arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu nedenle adenoidektomi veya adenotonsillektomi uygulanan 3-5 yaş arasındaki 36 çocuk ile eşleştirilmiş 36 sağlıklı çocuğun sosyodemografik bilgileri, Ankara Gelişim Tarama Envanteri'ne göre gelişim ve becerileri ile ailelerin doldurduğu Erken Çocukluk Envanteri-4'e göre davranışsal, duygusal ve bilişsel belirtileri karşılaştırılmıştır.Bulgular: Adenoidektomi/adenotonsillektomi uygulanan çocuklarda kontrollere göre dil bilişsel ve ince motor alanlarında gerilik olduğu, ruhsal ve davranışsal belirtilerin daha fazla olduğu, literatür bilgilerinin aksine rekürren enfeksiyon grubunda bu geriliklerin ve ruhsal belirtilerin daha belirgin olduğu, rekürren enfeksiyonların da en az uykuda solunum bozukluğu kadar bilişsel, ruhsal ve davranışsal sorunlara neden olduğu düşünülmüştür.Sonuç: Rekürren enfeksiyon ve uykuda solunum bozukluğu nedeniyle adenotonsillektomi uygulanan çocuklarda geç kalınmadan tedavinin gerçekleştirilmesinin ileride daha karmaşık hale gelebilecek, bir kısmı geriye dönüşsüz nörobilişsel ve davranışsal sorunları engelleyebileceği, morbiditeyi azaltacağı, yaşam kalitesini artıracağı ve bunların gösterilebilmesi için takip çalışmalarına ihtiyaç olduğu düşünülmüştür.

AdenoidektomiAdenoidlerNöropsikoloji+5
Özlem Keskiner
Çukurova University
2012
00

Related subjects