Medical SpecialtyOpen Access

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev yapan doktorlar, intörn doktorlar ve hemşirelerin iş yeri şiddeti maruziyetinin adli tıbbi açıdan değerlendirilmesi ve iş doyumu ile tükenmişlik düzeylerine etkisinin belirlenmesi

2021
0 views
0 downloads
Advisor: Prof. Dr. Sema Demirçin

Abstract (TR)

Yapılan çalışmalar dünyada sağlıkta şiddet olaylarının her geçen yıl arttığını ve iş yerinde şiddete maruz kalan çalışanlarda psikolojik problemlere, iş doyumunda azalmaya, kurumdan ayrılmaya, hatta işi bırakmaya kadar giden olumsuz sonuçlara neden olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırma yöntemi kullanılarak Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev yapan doktorlar, intörn doktorlar ve hemşirelerin iş doyumu ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi, iş yeri şiddetine maruz kalmanın bu düzeyler ve ruh sağlığı üzerinde oluşturduğu etkilerin ve iş yeri şiddetinin özelliklerinin saptanması hedeflenmiştir. Bu amaçla Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev toplam 759 gönüllüye (279 doktor, 271 hemşire, 209 intörn doktor) ulaşılmış, veriler anket yoluyla toplanılmıştır. Katılımcılara dağıtılan anketler; sosyodemografik bilgiler, maruz kalınan şiddetin türü, sıklığı, özellikleri ile ilgili ve çalışma koşullarına yönelik sorulardan oluşmuştur. Katılımcılara Genel Sağlık Anketi (GSA-28), Minnesota İş Doyum Ölçeği (MİDÖ), Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılanların % 36,8'i (n=279) doktor, %35,7'si (n=271) hemşire ve %27,5'i (n=209) intörn doktor; %69'u (n=524) kadın, %31'i (n=235) erkek ve ortalama yaş 30,6±7,9'dur. Çalışmamızda doktorların %84,9'unun (n=237), hemşirelerin %81,2'sinin (n=220), intörn doktorların %40,7'sinin (n=85) ve genel olarak katılımcıların %71,4'ünün (n=542) meslek hayatları boyunca en az bir defa herhangi bir iş yeri şiddeti türüne maruz kaldığı; doktorların %56,3'ünün (n=157), hemşirelerin %55,7'sinin (n=151), intörn doktorların %36,8'inin (n=77) ve genel olarak katılımcıların %50,7'sinin (n=385) son 12 ayda en az bir iş yeri şiddetine maruz kaldığı tespit edilmiş olup şiddete uğrayan grubun tükenmişlik, iş doyumsuzluğu ve ruhsal etkileniminin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %70,8'inin (n=537) meslek hayatı boyunca iş yerinde sözel şiddete, %14,9'unun (n=113) fiziksel şiddete, %3,2'sinin (n=24) cinsel şiddete maruz kaldığı belirlenmiştir. Sağlık çalışanlarına yönelik iş yeri şiddetinin en fazla hasta yakınları (n=475; %70,5), 30-44 yaş grubu kişiler (n=328, %48,7) ve erkekler (n=437; %64,8) tarafından uygulandığı saptanmıştır. En sık muayene tedavi işlemi yapılırken (n=260; %38,6) ve hasta odasında çalışırken (n=209; %31) şiddete maruz kalındığı tespit edilmiştir. Şiddete maruz kalan gruplar arasında (doktor, hemşire ve intörn doktor) ve maruz kalınan şiddet türleri (sözel, fiziksel ve cinsel) açısından bazı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. İntörn doktorlar ve hemşirelerin diğer sağlık çalışanlarından sözel şiddet görme sıklığının, doktorlara kıyasla daha fazla olduğu; doktorların şiddet olaylarını adli makamlara taşıma, beyaz kod çağrısında bulunma ve güvenlik çağırma sıklığının hemşirelere göre daha fazla olduğu, intörn doktorların çok küçük bir kısmının bildirim, beyaz kod gibi mekanizmaları kullandığı saptanmıştır. Sağlık çalışanlarına iş yerinde sözel ve fiziksel şiddet uygulayanların kişilerin sıklıkla hasta yakınları, cinsel şiddet uygulayanların ise daha çok hastalar olduğu tespit edilmiştir. Fiziksel şiddet olaylarında diğer iki şiddet türüne göre güvenlik çağırmak, adli makamlara taşımak gibi yöntemlerin daha fazla kulanıldığı, sözel şiddet ve özellikle de cinsel şiddet konusunda bir bildirimde ya da eylemde bulunmama gibi tavırların daha sık tercih edildiği saptanmıştır. Katılımcıların %70,6'sı (n=476) sağlık çalışanı olarak yaşadıkları iş yeri şiddeti sonrasında saldırgana hiçbir şey olmadığını belirtmiştir. Katılımcıların, meslek hayatları boyunca iş yerinde maruz kaldıkları şiddet olaylarının sadece %13,1'ini (n=88) adli sürece taşındığı, beyaz kod çağrısı yapma sıklığının %16,6 (n=112) olduğu; son 12 ayda (tanık olunan ya da bizzat maruz kalınan) bir iş yerinde şiddet olayını raporlandığını/bildirildiğini belirten kişilerin sıklığının %6,2 (n=47) olduğu saptanmıştır. Katılımcıların yarısından fazlasının (n=306; %56,3) sürecin işe yaramayacağını düşündüğü için bildirim yapmadığını ifade ettiği tespit edilmiştir. Tükenmişlikle iş doyumu arasında negatif, tükenmişlikle ruhsal yakınmalar arasında pozitif, iş doyumu ile ruhsal etkilenim arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu; şiddet tipi ve sayısı (hiç şiddete uğramamış- her üç şiddet türüne de maruz kalmış) arttıkça iş doyumunun azaldığı, tükenmişliğin ve ruhsal etkilenimin arttığı; kadınların erkeklere göre MTÖ duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt boyutlarında tükenmişlik düzeylerinin daha düşük, GSA-28 alt boyutlarından somatik semptom düzeylerinin daha yüksek olduğu; evli olmayan kişilerin evli olanlara göre MTÖ duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt boyutlarında tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu; hemşirelerin GSA-28 alt boyutlarından somatik semptom düzeylerinin daha yüksek olduğu, diğer iki gruba göre iş doyumlarının daha düşük olduğu; yaş ve meslekte çalışma süresi arttıkça tükenmişlik ve ruhsal etkilenim düzeyinin azaldığı; iş yerinde şiddete uğrama endişesi arttıkça iş doyumunun azaldığı, tükenmişliğin ve ruhsal yakınmaların arttığı; geçmişte ev içi şiddet ya da partner şiddetine maruz kalan kişilerde ruhsal yakınmaların daha yüksek olduğu saptanmıştır. Doktorların %42,3'ü (n=118) genel olarak katılımcıların %19,2'si (n=146) hakkında BİMER, CİMER, SABİM vb. birimlere yapılmış bir şikayet bulunduğu; hakkında hiç şikayete rastlanmayanlara oranla bu grupta, duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma düzeylerinin istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Çalışmamız sonuçlarına göre; doktor, hemşire ve intörn doktorların maruz kaldıkları şiddetin türleri, yeri ve koşulları başta olmak üzere bazı özelliklerinin meslek grubuna göre farklılıkları olduğu saptanmış olup, tüm sağlık çalışanlarına şiddet olaylarının önlenmesi ve kendilerini koruyabilmeleri açısından verilmesi gereken eğitimler yanında; her bir gruba yönelik olarak, özgül eğitimler de verilmesinin uygun olacağı ortaya çıkmıştır. Şiddet olaylarının bildirim düzeyi oldukça düşük bulunduğundan, çalışanların yasal hakları, bildirim ve prosedürler konusunda da eğitimi gereklidir. Sağlık çalışanlarının şiddet maruziyetleriyle ilgili hukuksal mücadelelerinin desteklenmesi ve kolaylaştırılması, saldırganların suçlarına uygun cezaları alması ve bu sonuçların yaygın olarak bilinir hale gelmesinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarının azaltılmasında/önlenmesinde önemli rol oynayacağı düşünülmektedir. İş yeri şiddeti mağduru olguların adli rapor sürecinde, adli tıbbi muayenelerde, şiddetin tanısı ve mağduriyetin tazmini açısından önemli olan, ruhsal etkilenimlerin değerlendirmesi de unutulmamalıdır.

Author

Dr. Ceren Şibka Sayar

How to Cite

Ceren Şibka Sayar (Tıpta Uzmanlık Tezi). Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde görev yapan doktorlar, intörn doktorlar ve hemşirelerin iş yeri şiddeti maruziyetinin adli tıbbi açıdan değerlendirilmesi ve iş doyumu ile tükenmişlik düzeylerine etkisinin belirlenmesi, 2021, Akdeniz University.

License

Tüm Hakları Saklıdır

This work is shared under the specified license terms.

More theses from Akdeniz University