Baskent University
Discipline

Family Medicine

Baskent University

485

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Polikliniği'ne başvuran hastalarda depresif bulguların ve metabolik sendromun eş zamanlı görülme sıklığının değerlendirilmesi

Amaç: Polikliniğimize başvuran hastaları farklı kılavuzlara göre metabolik sendrom tanısı alma ve depresif bulgulara sahip olma sıklığı, her iki durumun eş zamanlı görülme sıklığı yönünden değerlendirmek ve tanı, tedavi sürecine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamız 01.12.2013-01.04.2014 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran, gönüllü bireylerin katılımıyla gerçekleşen kesitsel bir araştırmadır. Katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgiler ve depresif bulguların şiddetini belirlemeye yönelik olarak Beck Depresyon Ölçeğinden oluşan bir anket yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Hastaların metabolik sendrom durumları Türkiye Endokrin ve Metabolizma Derneği Metabolik Sendrom kriterleri, National Chlosterol Education Programme ATP III ve International Diabetes Federation kılavuzlarına göre değerlendirilmiştir. Veriler SPSS 15.0 programında değerlendirilmiş, p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 246 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 34,98±14,90 yıl olup %60,6'sı kadın, %87,4'ü lise ve üzeri eğitim düzeyindeydi. Katılımcılar Beck depresyon ölçeğinden aldıkları puana göre; minimal %73,9, hafif %16,6, orta %9,3, şiddetli %0 bulundu. Beck depresyon ölçeğinden alınan puan arttıkça 2 kılavuzda metabolik sendrom tanısı alma sıklığında oransal bir artış görüldü.(p<0.05) Sonuç: Depresif bulgu şiddeti arttıkça metabolik sendrom sıklığında bir artış görülmektedir. Depresif bulgular gösteren hastaların birinci basamakta sık görülen metabolik sendrom ve komponentleri açısından aile hekimleri tarafından daha yakın izlemi önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Metabolik Sendrom, Majör Depresyon, Depresif bulgular

Belirti ve semptomlarDepresif bozuklukDepresyon+1
İlyas Erken
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir il merkezinde 65 yaş ve üstü yaşlılarda depresyon prevalansı

Giriş ve Amaç: Yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte bu popülasyona özgü hastalıklar da önem kazanmaktadır. Psikiyatrik hastalıklar içinde depresyon, yaşlılık döneminde özellikle öne çıkmaktadır. Çalışmada 65 yaş üstü hastalarda demans hastalığı dışlanarak depresyon prevelansının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel tanımlayıcı çalışma İzmir ili merkezindeki Aile Sağlığı Merkezlerine kayıtlı 65 yaş ve üstü bireyler evreninden yaşa tabakalı olmak üzere belirlenen 771 yaşlı ile yüzyüze görüşülerek ve anket doldurularak gerçekleştirildi. Bilinç durumu değişikliği, konuşma ve duyma problemi nedeni ile kooperasyon kurulamayan ve çalışmayı kabul etmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Değerlendirme Geriatrik Depresyon Ölçeği Kısa Formu, Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, Enstrümental Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, Mini Mental Test ve eğitimsizler için Mini Mental Testi kapsayan anket ile yapıldı. İstatiksel analizde Statistical Package for the Social Sciences (SPSS 15) kullanılarak tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde ile belirtilirken ki-kare testi ve t-testi kullanılmış ve p<0,05 değeri anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: İzmir ili merkezinde 65 yaş üstü 771 yaşlıda depresyon sıklığını araştırdığımız bu çalışmamızda Depresyon ve demansın benzer belirtileri nedeniyle demansı olan 134 kişi çalışma dışı bırakılmıştır. 637 kişi üzerinden yapılan değerlendirmeler sonucunda depresyon prevalansı %15,23 olarak tespit edilmiştir. 65-74 yaş arsında bu oran %10,95 iken, 75 yaş üstünde %20,34 olarak görülmüştür. Çalıştığımız nüfusta; ileri yaş, bekâr olmak, yalnız yaşamak, kadın olmak, düşük gelir seviyesi, düşük eğitim düzeyi, kronik hastalıkların varlığı, uyku sorunu olmak ve ruhsal hastalıkların varlığı depresyon riskini arttırdığı görülmüştür. Sonuç: Bu çalışmamız göstermektedirki, 65 yaş ve üstü nüfusta depresyon riski yaş ilerledikçe artmaktadır. Aile hekimi olarak bizler, yaşlı hastaların ASM başvurusunda depresyon tanısı açısından daha dikkatli olmalıyız.

Aile hekimliğiDepresyonPrevalans+3
Ergün Akyol
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı risk faktörlerinin önem sıralamasında cinsiyete göre farklılıklar

Amaç: Koroner anjiyografi ile koroner arter hastalığı (KAH) tanısı kesinleşmiş olgularda koroner risk faktörlerinin dağılımının araştırılması ve cinsiyet farkına göre önem sırasının belirlenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Araştırma; KAH tanısı ya da şüphesi ile 2009 Şubat-Mayıs ayları arasında DEÜTFH'nde koroner anjiyografisi yapılıp KAH olduğu saptanan 444 hasta (326 erkek, 118 kadın) ile yapılmıştır. KAH'nın oluşumunda birçok risk faktörü vardır; ancak çalışmada cinsiyet, yaş, sigara, diyabet, hiperlipidemi, hipertansiyon, obezite, aile öyküsü, sosyoekonomik durum, depresyon, anksiyete ve fiziksel inaktivite sorgulanmıştır. Uygulanan anket, Sürekli Kaygı Ölçeği, K.U.N.G. (M.I.N.I.) ölçeği (Kısa-Uluslararası Nöropsikiyatrik Görüşme, Klinisyen Değerlendirmesi (uyarlama 5.0)), Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (kısa form) ile hastaların risk durumları değerlendirilmiştir. Veriler SPSS 15.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatistik analiz olarak; tanımlayıcı analizler, ki kare testi ve göreli entropi kullanılmıştır.Bulgular: Kanıtlanmış risk faktörlerinin sıralamasında erkekte birinci sırayı yaş (%92,9), ikinci sırayı fiziksel inaktivite (%60,1), üçüncü sırayı hipertansiyon (%58,9) kadında ise birbirine çok yakın olarak sırasıyla hipertansiyon (%87,3), yaş (%85,6) ve fiziksel inaktivite(%84,7) almıştır. KAH açısından birden fazla risk faktörünün bir arada bulunması durumunda kadın hastalarımız dört ve üzeri risk faktörü varlığında erkek hastalarımızın önüne geçmiştir. Ayrıca kanıtlanmış ve olası risk faktörleri bir arada değerlendirildiğinde de iki cinsiyet arasında sıralamanın farklı olduğu görülmüştür.Sonuç: KAH her iki cinsiyet için de risk faktörleri açısından multifaktöriyel bir hastalıktır. Kadın ve erkekteki risk faktörü sıralamaları belli farklılıklar içermektedir. KAH ve buna bağlı ölümlerin engellenmesinde gerek bireysel bakımın gerekse ulusal programların bu farklılıkların gözönüne alınarak yapılması önemli bir katkı sağlayacaktır. Ayrıca kanıtlanmış risk faktörlerinin yanısıra halen kanıtlanmamış ancak olası KAH risk faktörlerinin de kanıtlanır hale getirilmesi için yeni araştırmalar geliştirilmesi önem arzetmektedir.Anahtar kelimeler: Koroner Arter Hastalığı, risk faktörleri, kadın, erkek

Cinsel kimlikCinsiyet farklarıErkekler+3
Didem Aytimur
Dokuz Eylül University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya il merkezinde 1. basamak sağlık kuruluşlarına başvuran yaşlı hastaların yaşam kalitesi ve rehabilitasyon ihtiyaçlarının değerlendirilmesi

Yaşlanma, ayrıcalıksız her canlıda görülen, tüm işlevlerde azalmaya neden olan, süregen ve evrensel bir süreç olarak tanımlanabilir. Dünyanın hızla yaşlanıyor olması insanların doğuştan yaşam beklentisinin giderek artması tüm dünyada demografik yapıyı değiştirmekte ve dünya nüfusu içinde yaşlıların oranı hızla artmaktadır. Günümüz gerçeğinde hızla artan yaşlı nüfusun yaşam kalitesinin korunabilmesi önem kazanmaktadır. Üretken ve başarılı bir yaşlanma süreci için doğuşta beklenen yaşam süresinin uzun olması tek başına eksik bir yaklaşım olmakta; yaşlı bireylerin yaşam kalitelerinin de uzayan ömürle birlikte korunabilmesi için gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bir durum tespiti ve ihtiyaçların belirlenmesi niteliğindeki çalışmamızda yaşlılık ile birlikte fonksiyonel kapasitede de ve yaşam kalitesi değerlerinde de dramatik olarak düşüşler gözlenmektedir. En fazla yaşam kalitesindeki azalma bedensel sorunlara bağlı rol kısıtlaması [(RP) 24.28± 37.828] alanında görülmekte, en az (61.40±17.952) değerleri ile mental sağlık (MH) alanında gerçekleşmektedir. Bedensel özet skorları (PCS) 33.61±11.427 ve mental özet skorlar (MCS) 42.34±9.893 olarak gerçekleşmiştir. Yaşlıların yaklaşık 1/3?i 435 (%30.8) kişi genel sağlıklarını kötü olarak nitelemekte ve yaşlıların yaklaşık %60ının ev dışı işlerde tam yada kısmi bağımlılığı olduğunu ve yine yaşlıların günlük öz bakım gibi ev içi işlerdede %30?lar oranında tam ya da kısmi bağımlılığı olduğunu düşündürmektedir. Yaşam kalitesi göstergeleri ayrıntılı incelendiğinde yaşam kalitesinin kişinin yaşı, sağlı kadar sosyoekonomik durumu, medeni hali, eğitim düzeyi gibi sosyokültürel faktörlerden de etkilendiği görülmektedir. Bazı grupların (kadınlar, ileri yaşlı yaşlılar, sosyoekonomik durumu kötü olanlar, eğitim düzeyi düşük olanlar) daha fazla risk altında olduğu da gözlenmiştir. Bu nedenle yaşlılar birinci basamak sağlık kurumlarına ilk başvurularında mümkünse geriyatrik değerlendirmeye tabi tutulmalıdırlar. Bu geriyatrik değerlendirmenin yaşam kalitesi ölçeklerini içermesi faydalı olabilir. Bu sayede yaşam kalitesi ölçekleri toplumsal göstergeler olmanın yanında bireysel uygulamalarada da kullanılabilir. Sağlık çalışanı yaşlının hangi alanlarda yaşam kalitesi düşüşü yaşadığını ve fonksiyonl kayıplarını değerlendirebilir ve buna yönelik ileri girişimlerde bulunabilir. Yaşlı bireyler büyük oranda sağlık sisteminden faydalanma ve giriş kapısı olarak birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanmaktadırlar. Yaşlı dostu bir sağlık merkezi ve hekim pek çok sağlık sorunu olan yaşlıların tedavilerine uyumlarını da artırmakta ve daha uzun süre etkin kalmalarını sağlamaktadır. Yaşlı sağlığı konusunda iyi eğitilmiş personel ve organize edilmiş birinci basamak sağlık hizmetleri yaşlanan toplumun sağlık sistemi üzerinde yapacağı baskıyı önemli oranda azaltmakla birlikte, bireylerin daha tatminkar ve mutlu bir yaşam sürmesini sağlayacaktır.

Aile hekimliğiAntalyaGeriatri+6
Hasan Hüseyin Avcı
Akdeniz University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş üstü bireylerin ilaç kullanımı ile düşmeye olan ilişkisi

Yaşlılıkla birlikte kronik hastalıkların görülme sıklığı ve buna bağlı olarak kullanılan ilaç miktarı artmaktadır. Kullanılan ilaç sayısındaki bu artış, ilaçla ilişkili bazı sorunların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Çoklu ilaç kullanımının en ciddi sonuçlarından biri düşmelerdir. Bu çalışmada 65 yaş üstü kişilerde hasta olduklarındaki tutumları ilaç kullanımları ve ilaç kullanımı ile düşme arasındaki ilişki araştırılmıştır. Araştırmaya Antalya ilindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran 65 yaş üstü gönüllü kişiler katılmıştır. Toplam 1000 kişiye anket uygulanmıştır. Ankete katılanların %50si kadın %50si erkektir. 65 yaş üstü kişilerin cinsiyetleri ile çoklu ilaç kullanımı arasında bir ilişki (p<0,05) vardır. Dolayısıyla kadınlar (%86) erkeklere (%76) göre, daha çok ilaç kullanmaktadırlar. Elde edilen verilere göre 65 yaş üstü kişilerin doktorun önerdiği ilaçları kullanması gereken süreden daha önce bırakması ile düşme sıklığı (p<0,05) arasında bir ilişki vardır. Dolayısıyla yaşlılar doktorun verdiği ilaçları gereken süreden önce bıraktığında düşme sıklığı da artacaktır. 65 yaş üstü kişilerin kullandığı ilaçların yan etkisi ile yaşlıların yardımcısız yürüyemeyecek kadar acı verici yaralanma geçirmesi (p<0,05) arasında bir ilişki vardır. Elde edilen verilere göre 65 yaş üstü kişilerin yürümek için bir şey kullanmasıyla düşme (p<0,05) arasında bir ilişki vardır. Dolayısıyla yürümek için bir şey kullanan yaşlıların düşme oranları da artmaktadır. Düşme ile cinsiyet farklılıkları arasında bir ilişki (p<0,05) vardır. Dolayısıyla kadın yaşlılar (%19) erkek yaşlılara (%11) göre daha fazla düşmektedirler. 65-75 yaş arasında olan kişilerin düşme sıklığı %15, 75-85 yaş arasında olan kişiler %22, 85-95 yaş arasında olan kişiler %35?dır. Bu çalışma ile Antalya merkezde yaşayan 65 yaş üstü bireylerin ilaç kullanma alışkanlıkları ve bunların düşme sıklıkları üzerine olan etkisi incelenmiştir. Elde edilen bulgular önemli bir toplum sağlığı sorunu olan düşmelerin önelnmesinde önemli katkıları olacaktır.

Düşme kazalarıKazalarMadde kullanım bozuklukları+2
Özen Özlem Güler
Akdeniz University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2000-2010 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesine düşme nedeniyle başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı 2000-2010 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesine başvuran 65 yaş üstü kişilerin ve düşme özelliklerinin tanımlanmasıdır. Yöntem: Retrospektif tipte olan bu çalışma 2000-2010 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Hastanesine düşme nedeniyle başvuran 65 yaş üstü kişilerin dosyaları incelenerek yapılmıştır. Düşme nedeniyle başvuran olgularda yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, eşlik eden hastalıkları, kullandığı ilaçlar, düşmenin oluş şekli, yeri, mevsimlerle ilişkisi, kazanın ciddiyeti, yaralanma tipi, kırığın hangi vücut bölgesinde oluştuğu, hastanede yatış süresi, tedavi şekli değerlendirilmiştir. Bulgular: Akdeniz Üniversitesi Hastanesine 2000-2010 yılında 555 yaşlı düşme nedeniyle başvurmuştur. Düşme nedeniyle başvuran olgular daha çok 75- 85 yaş arasındadır. Olguların, %32,1ini erkekler, %67,9unu kadınlar oluşturmaktadır. Düşmelerin oluş şekli olarak ilk sırada aynı seviyeden düşme, ikinci sırada yüksekten düşme ve üçüncü sırada merdiven ve basamaktan düşmedir. Sonuç: Bu çalışmada Akdeniz Üniversitesi Hastanesine 2000-2010 yılları arasında 65 yaş ve üstü düşme nedeniyle 555 yaşlı başvurmuştur. Kadınlarda düşme oranı erkeklerden fazladır. Düşme genellikle 75-85 yaş arasında daha fazladır. Tüm olguların 377?si (%67,9) 1 kere, 52si (%9,36) 2 kere, 13ü (%2,34) 3 kere, 6sı (%1,08) 4 kere, 2si (%0,36) ise 5 kere düşme nedeniyle hastanemize başvurmuştur. Bu çalışmanın retrospektif tipte olması ve düşmelerin belirlenen ICD koddaki dosyaların taranmasıyla yapılması, daha sonra istenilen bazı bilgilere erişimi imkansız kılmıştır. Merdivenlerde ergonomi tırabzanların varlığı, banyolarda tutunmayı sağlayacak yapıların varlığı, ışıklandırmanın yeterli olmadurumu gibi düşmelerle ilişkili olabilecek nedensel bağlantılarının araştırılamaması bu çalışmanın kısıtlılıklarından bazılarıdır. Evde alınabilecek basit ve ucuz önlemler ile düşmeler büyük ölçüde önlenebilir. Bu amaçla düzenlemeler yapılırken yaşlıların fiziksel yetersizliklerinin göz önüne alınması ve yaşlıların düşmeler hakkında bilgilendirilmesi ve periyodik sağlık muayenelerinde hekim tarafından düşmenin sorgulanması, düşmeye neden olan risk etmenlerinin belirlenmesi ve bu risk etmenlerine yönelik önlemlerin alınması ve gerekli düzenlemelerin yapılması yaşam kurtarıcı olabilir. Sonuç olarak yaşlıların çoğu için düşmeler bir saglık tehlikesi olarak gösterilse de, yaşlılar arasında düşme riskinin artmasına neden olan risk etmenlerini en aza indirmek için düzenlenecek egitim programları sayesinde düşme riski azaltılabilir.

AntalyaDüşme kazalarıHastaneye yatırma+6
Sezen Koparan
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimlerine ev ziyaretleri konusunda verilecek eğitimin bilgi,beceri ve tutumlarına etkileri

Ev ziyaretleri birinci basamak sağlık hizmetleri sunumunun önemli bir parçasıdır. Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi nüfusun yaşlanmasıyla ev ziyaretlerine olan ihtiyaç daha da artacaktır. Ev ziyaretlertüm yaş grupları için yapılabilir. Bu nedenle hekimlerin ev ziyaretleri gerekçelerini ve özelliklede 65 yaş üstü hastaların sağlık ihtiyaçlarının neler olabileceğini bilmeleri önemlidir. Ülkemizde ev ziyaretleri konusunda hekimler tarafından yapılan çalışmalar çok azdır. Bu çalışmada ev ziyaretleri hakkında aile hekimlerine verilecek bir eğitim ile ev ziyaretleri konusundaki bilgi, beceri ve tutumlarında olumlu yönde değişiklik yapmayı amaçladık. Çalışmamız ülkemizde yapılan ilk çalışmadır. Burdur İlinde ASMlerde çalışan toplam 72 (erkek %81,9, kadın %18,1) AHne ulaşıldı. Yüz yüze görüşme tekniğiyle ön anket uyguladığımız hekimleri eğitim (n:37) ve kontrol (n:35) grubu olmak üzere iki gruba ayırdık. Eğitim verildikten yaklaşık 3 ay sonra her iki gruba da tekrar anket sorularını sorduk. Eğitim alan gruba ayrıca core sınavı uyguladık. Bağımsız gruplar arasındaki farklılıklar Ki-kare Anlamlılık Testi ile bağımlı gruplar arasındaki farklılıklar Mc Nemar Testi ile istatistiksel olarak analiz edildi. Yaptığımız ön ankette hekimlerin ev ziyaretleri konusunda yeterli düzeyde yetkin olmadıkları görüldü. Ev ziyaretleri konusunda verdiğimiz eğitim ile hekimlerin bilgi ve becerileri beklentimiz doğrultusunda artmıştır. Ev ziyareti yapmaya isteklilik oranı artarken, ev ziyareti yapma oranlarında beklediğimiz artış olmamıştır. Ev ziyareti konusunda daha kapsamlı ve pratik uygulama içeren eğitimlerin, hekimlerin tutumlarında daha olumlu değişimler yapabileceği düşünülmüştür. Ev ziyaretleri konusunun mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimlerde yaygınlaştırılması, hizmet verilen nüfusun diğer ülkelere benzer sayılara çekilmesi, uygun ücretlendirme politikası, bilimsel ve yasal düzenlemelerle ev ziyaretlerinde standardizasyonun sağlanması, güvenlik sorunlarının çözülmesiyle ev ziyaretlerine isteklilik ve ev ziyareti yapma oranlarının daha da yükselebileceği düşünülmektedir. Ülkemiz için bu konuda daha fazla sayıda çalışmaya ihtiyaç vardır.

Aile hekimliğiEv ziyaretleriSağlık eğitimi+1
Mehmet Öner
Akdeniz University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi aile hekimliği üreme sağlığı / aile planlaması polikliniğine başvuran hastaların değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı; Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği AD Üreme Sağlığı/Aile Planlaması (ÜS/AP) Polikliniğine başvuran kadınların niteliklerini ve aldıkları sağlık hizmetleri tipini değerlendirmektir. 1 Ocak 2005 ile 31 Aralık 2014 tarihleri arasında Aile Hekimliği AD ÜS/AP Polikliniğine başvuran kadınların listesi kaydedildikleri poliklinik defterinden taranmıştır. Yaşları, öğrenim durumları, aldıkları tanı ya da aile planlaması yöntemleri retrospektif olarak derlenmiştir. Çalışmanın yapıldığı tarihler arasında ÜS/AP polikliniğine toplam 2591 kadın başvurmuştur. Kadınların ortalama yaşı 38±20'dir. Kadınların %52.64'üne bir kontraseptif yöntem verilmiştir. Geri kalan %47.36'sı kontrol ya da bir yakınma ile başvurmuştur. Kadınların %0,38'i 20 yaş altında, %30.30'u 20-29 yaş, %36.90'u 30-39 yaş, %24,98'i 40-49 yaş aralığındadır. 50 yaş üzeri kadınların oranı %7,44'dür. Kontraseptif yöntem talebiyle başvuran kadınların tüm yaş aralıklarında en sık tercih ettikleri yöntem OKs olmuştur (%42,89). Öğrenim durumlarına göre aldıkları kontraseptif yöntemlerin yüzde dağılımı RİA, OKs, kondom, EEHK için sırasıyla yüksekokul/üniversite mezunlarında %34.6, %45.4, %17.7, %2.3, lise mezunlarında %20.2, %38.5, %41.3, %0, ilköğretim 1 ve 2 mezunlarında %30.4, %40.3, %28.4, %0.9 idi. ÜS/AP Polikliniğine kontraseptif yöntem talebi dışında başvuruların en sık nedenleri; ürogenital sistemle ilgili yakınmalar, kontraseptif yöntem sonrası izlem danışmanlığı, menopoza dair yakınmalar ve serviks kanseri taramasıdır. Polikliniğimize başvuran kadınların en çok tercih ettikleri yöntem Türkiye genelinin aksine %42.89 ile OKs'lerdir. Öğrenim durumu kontraseptif yöntem seçimi üzerinde etkilidir. EEHK'ler %0.73 ile en az tercih edilen yöntem olmakta birlikte yüksekokul ve üniversite mezunları tarafından ilkokul ve lise mezunlarına göre daha fazla tercih edilmiştir. Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda ÜS/AP polikliniğinin olması araştırma görevlilerinin Kadın Hastalıkları ve Doğum rotasyonunda öğrendiklerini pekiştirmelerine yardımcı olmuş ve AP hizmetlerinin Aile Hekimliği'nin bir parçası olarak algılanmasını sağlamıştır

Aile hekimliğiAile planlamasıAntalya+5
Aybegüm Yörümez Dursun
Akdeniz University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık hizmetlerine erişimin önündeki engeller (barrıers to access to care evaluatıon; Bace) ölçeğinin Türkçe çevirisinin psikometrik özelliklerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Üniversiteye adım atan gençler, yeni bir hayata başlama, gelişim dönemlerine ait özellikler ve bu dönemin gelişim görevleri, yeni bir eğitim sistemine girişle ilişkili zorluklar ve maddi sıkıntılar gibi nedenlerle, bu yeni sisteme uyum sağlamada zorluklar yaşayabilmektedirler. Bu gençleri yeni bir yaşam ortamı, eğitim süreci ile ilgili zorlanmalar ve sosyal ortam açısından birçok değişiklikler beklemektedir. Bazı öğrenciler bu değişikliklere kolayca uyum sağlayabilirlerken, kimileri ise zorlanabilmektedir. Sonuçta, mutlaka yaşayacakları bir uyum süreci söz konusudur ve bu süreçte okul ortamı ve sosyal çevredeki olanakların farkına varabilen ve daha iyi uyum sağlayabilenler, daha iyi gelişme gösterebilmektedir. Bu konuda üniversitelerimiz tarafından yapılabilecek çalışmaların, öğrencilerin uyum sürecini kolaylaştıracağı bilinse de ülkemizde bu tür uygulamalar henüz istendik düzeyde değildir. Dolayısıyla birçok yenilikle karşı karşıya olan bireylerin, bu süreçte kimi sorunlar yaşamaları normal karşılanabilir (42). Ancak öğrenciler, yaşadıkları sorunlar için anne-baba, yakın arkadaşlar gibi informal destek kaynaklarından destek arama eğilimindedirler. Profesyonel mental sağlık hizmeti (formal), ancak deneme ve başarısızlıklarından sonra söz konusu olmaktadır. Mental sağlık hizmetine erişimin önündeki engeller konusunda, birçok çalışma yapılmıştır. Bunu etkileyen bazı faktörler olarak; problemin tanımlanmasının ve değerlendirilmesinin yetersizliği, psikolojik ilişkiler, demografik etkenler, sosyal destek ve verilen hizmetlerden kaynaklanan etkenler sorumlu tutulmuştur. Çalışmamızda kullandığımız BACE ölçeği de bu amaçla geliştirilmiş bir ölçektir ve bugüne kadar ülkemizde çevirisi yapılmamış ve kullanılmamıştır. BACE ölçeği, Birleşik Krallık'ta psikiyatri bölümünce oluşturulmuş, 30 maddelik bir ölçektir. Mental sağlık hizmetilerine erişimin önündeki engelleri belirlemeye yönelik ve bir tedavi damgalaması alt-ölçeğini de içeren, 4'lü Likert tipi bir ölçektir. Çalışmamızda, mental sağlık hizmetlerine erişimin önündeki engelleri belirlemeye yönelik destek sağlayabileceğini düşündüğümüz BACE ölçeğinin Türkçeleştirilmiş halinin psikometrik özelliklerini belirlemeye çalıştık. Gereç ve Yöntem: Türkçeleştirdiğimiz BACE ölçeği ve Kişisel Bilgi Formundan oluşan nihai anketimiz, 2016-2017 eğitim-öğretim yılında, Tıp Fakültesi ile Fen ve Edebiyat Fakültesinde eğitim görmekte olan 662 öğrenciye uygulandı ve 615 öğrencinin anketleri değerlendirmeye alındı (47 form eksik veriler nedeniyle çıkarıldı). Uygulamadan 1 ay sonra, aynı sınıflarda 225 öğrenciye anket formu tekrar uygulandı. Anket çalışması bulgularından hareketle, BACE ölçeğinin Türkçe çevirisinin psikometrik özellikleri belirlendi. Sonuç ve Öneriler: Mental sağlık hizmetine erişimin önündeki engellerin belirlenmesine yönelik çalışmalar, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu konudaki araştırmalarda son yıllarda öne çıkmaktadır. Biz de çalışmamızda, BACE ölçeğini Türkçe'ye kazandırmaya çalıştık. Türkçeleştirilmiş haliyle, 615 katılımcının anket formlarının analizinde, ölçeğin güvenirliği iyi ancak geçerliği yeterince güçlü değildi. Ancak üniversite öğrencilerine uyguladığımız ölçeğin, bu uygulama grubuna ait kısıtlılıkları da göz ardı edilmemelidir. Mental sağlık hizmetlerine erişimin önündeki engelleri, özellikle de damgalama-ilişkili engelleri belirlemeye yönelik güçlü yönleri olan bu ölçeğin, ileride farklı gruplarda yapılacak çalışmalarla yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Psikometrik özelliklerin belirlenmesi aşamasında online uygulama ile kullanılan ölçeğin, bu kullanım şekliyle ileride yapılacak çalışmalarda yeniden değerlendirilebileceği ve psikometrik özellikleri hakkında yeni kanıtlar bulunabileceği yönünde olumlu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Üniversite öğrencileri, mental sağlık, mental sağlık hizmetleri, mental sağlık hizmetlerine erişim, mental sağlık hizmetlerine erişimin önündeki engeller, BACE ölçeği

PsikometriRuh sağlığıRuh sağlığı hizmetleri+5
Tolga Ekren
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak hastalarında depresyon ve anksiyete düzeyi ve ilişkili faktörler

ÖZET DİYABETİK AYAK HASTALARINDA DEPRESYON VE ANKSİYETE DÜZEYİ VE İLİŞKİLİ FAKTÖRLER Giriş ve Amaç Diyabetik ayak infeksiyonları; hızla artan prevalansı, major amputasyon ve mortalite oranlarının yüksekliği nedeniyle modern dünyanın önde gelen sağlık sorunlarındandır. Diyabetik ayak gibi işlev kaybıyla seyreden kronik hastalıklarda depresyon ve anksiyete sıklığının arttığı bilinmektedir. Bu bağlamda kronik hastalıkların izleminde hastaların mental, ruhsal ve psikososyal açıdan da değerlendirilmesi çok önemlidir. Bu çalışmanın amacı diyabetik ayak hastalarında depresyon ve anksiyete görülme durumunu ve ilişkili faktörleri belirlemektir. Yöntem 1 Mart 2017–31 Ağustos 2017 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kronik Yara ve İnfeksiyonları Bakım Ünitesine başvuran ve diyabetik ayak tanısıyla takip edilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik ve tıbbi özgeçmiş veri formuyla beraber, 'Hastane Anksiyete–Depresyon Ölçeği' yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmış; tanısal doğrulama ve tedavi planı oluşturma amacıyla hasta merkezli klinik görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın etik izni Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu'nun 09.03.2017 tarih ve 6 nolu kararı ile alınmıştır. İstatistiksel analiz SPSS 16.0 programında yapılmıştır. Bulgular Çalışmaya 47'si erkek (%72,3) 65 hasta alındı ve yaş ortalaması±SS 60,28±10,62 idi. Özgeçmişinde depresyon-anksiyete tanısı olan hasta sayısı 20 (%30,8) iken; halen antidepresan tedavi alan hasta sayısı 9 (%13,8) idi. Hasta görüşmelerinin sonucunda 26 (%40,0) hastaya uyum bozukluğu tanısı konuldu. Depresyon ve anksiyete düzeyini artıran, uyum bozukluğu varlığı ile ilişkili önde gelen faktörler; şiddetli ağrı varlığı (p:0,002), yakın dönem major amputasyon varlığı (p:0,036), immobilizasyon durumu (p:0,000), özgeçmişinde depresyon-anksiyete öyküsü olması (p:0,001), yatarak tedavi görme (p:0,006), nefropati varlığı (p:0,016), nörolojik komorbidite (p:0,018) ve kronik hastalık sayısıydı (p:0,015). Depresyon ve/veya anksiyete varlığını yatarak tedavi almak 5,5 kat, özgeçmişinde depresyon-anksiyete varlığı ve immobilizasyon yaklaşık 9'ar kat, şiddetli ağrı varlığı ise 17 kat artırıyordu. Sonuç Bizim çalışmamızdaki hastaların toplam tanı oranı %50'ye yakındı; fakat görüldü ki öncesinde birçok hekim tarafından değerlendirilen bu hastaların tedavi alma oranı çok düşüktü. Çalışmamıza göre hastaların etkili ağrı palyasyonunun sağlanması, erken dönemde mobilize edilip eve taburculuğunun planlanması ve tedavinin ayaktan sağlanması, depresyon ve anksiyete açısından koruyucu olabilir. Özellikle özgeçmişinde depresyon ve/veya anksiyete tanısı olan hastalar olmak üzere tüm DA hastaların mevcut tedavilerinin yanı sıra mutlaka psikolojik açıdan da değerlendirilip, uygun tedavilerin ivedilikle düzenlenmesinin tedavi başarısını ve sağ kalımı artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar sözcükler: diyabetik ayak, depresyon, anksiyete, HADS

AnksiyeteDepresyonDiabetes mellitus+2
Yahya Utlu
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabeti olan hastalarda yönetim planlarına uyum

GİRİŞ Diyabet tedavisinde amaç, yaşam kalitesini yüksek tutmak ve komplikasyon gelişimini önlemektir. Araştırmacılar son 10 yılda hastalarda tedaviye uyum konusuna yönelmiştir. Bunun için birçok ölçek geliştirilmiştir. En sık kullanılanı Morisky sekiz maddeli ilaç uyumu ölçeğidir (MMSA-8). Diyabete özgü olmadıkları gibi, ölçeklerin hepsi ilaç tedavilerine uyum üzerine odaklanmıştır. Oysa tip 2 diyabetli hastalarda yaşam tarzı değişikliği ilaç tedavisi kadar önemlidir. Çalışmanın amacı Aydın ilinde tip 2 diyabeti olan hastalarda yönetim planlarına hasta uyumunu değerlendirmek ve uyumun önündeki engelleri ve uyumu artırıcı kolaylaştırıcıları belirlemektir. YÖNTEM Çalışma Eylül 2016 ve Aralık 2017 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğinde ve 1 No'lu Aile Sağlığı Merkezinde yapıldı. Örneklem büyüklüğü 384 olarak hesaplandı. Demografik ve diyabetle ilişkili verilerin toplanması için bir anket geliştirildi. Tedaviye uyum için Morisky uyum ölçeği kullanıldı. Yaşam tarzı değişikliklerine uyumu ölçmeye yönelik üç yeni soru geliştirildi. Anket uygulaması bir araştırmacı (NT) tarafından yüz yüze yapıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra korelasyon analizlerinde Spearman ve Kendall's Tau_B korelasyonları, grup karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi kullanıldı. İlişkili değişkenleri belirlemek için çoklu lojistik regresyon analizi yapıldı. Sürekli değişkenlerin dağılım normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Anlamlılık düzeyi olarak p<0,05 kabul edildi. BULGULAR Çalışmaya katılan 308 diyabetli hastanın %54,2'si kadın ve yaş ortalaması 59,1±10,6 yıl idi. Ortalama 10,7±7,5 yıldır diyabetli olan hastaların günde kullandıkları diyabet ilaç dozu sayısı 3,8±1,6 ve toplam ilaç dozu sayısı ise 7,6±3,9 idi. Açlık kan şekeri ortalaması 162,5±68,8 mg/dl ve HbA1c ortalaması %7,3±2,0 g/dl olan katılımcıların Morisky uyum ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması ise 5,7±1,6 idi. Katılımcıların %58,8'inde (181 kişi) Morisky uyum ölçeğine göre tedaviye uyum yeterli idi. Kan şekeri kontrolünü de dikkate aldığımızda (tedaviye uyumun süreç ve çıktı bileşenleri birlikte) tedaviye uyum oranı %34,4'e (106 kişi) düşmekteydi. İkili analizlerde eğitim düzeyleri 9 yıl ve üzerinde olanlar, düzenli izlem tavsiyesi alanlar, insülin kullanmayanlar, evde ilaçlarını kullanmada yardımcısı olmayanlar, kan şekeri kontrolde olanlar, makrovasküler komplikasyonu bulunanlar, diyet ve egzersiz yapanlar ile verilen tavsiyelere uyanların tedaviye uyumlarının daha iyi olduğu saptandı. Oluşturulan lojistik regresyon modeline göre; kan şekeri kontrol altında olmayanlara göre kontrol altında olanlarda tedaviye uyum 4,3 kat, verilen tavsiyelere uymayanlara göre uyanlarda 6,3 kat daha fazla idi (p>0,05). SONUÇ Çalışma sonuçlarımıza göre verilen tavsiyelere uyum gösterenler tedaviye de uymaktadırlar. Tedaviye uyumun artması glisemik kontrolü artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: diyabet, tedaviye uyum, Morisky ölçeği

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Hasta uyumu+3
Nilüfer Turan
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlılarda fiziksel aktivite ile depresyon riskinin ilişkisi

ÖZET YAŞLILARDA FİZİKSEL AKTİVİTE İLE DEPRESYON RİSKİNİN İLİŞKİSİ Amaç Yaşlılık bir hastalık değil fizyolojik bir süreçtir. İnsan vücudunda ve zihninde meydana gelen değişimler sonucu organizmanın verimliliği ve kişinin çevreye uyum sağlayabilme yeteneği azalmaktadır. Fiziksel aktivitedir yaşlılık döneminde bireyi ruhsal ve bedensel hastalıklara karşı koruyucu faktörlerden birisidir. Fiziksel hareketsizlik dünya genelindeki ölümlerin %6'sını oluşturmakta ve risk faktörleri arasında dördüncü sırada yer almaktadır. Fiziksel aktivite hem mental hem de fiziksel kapasiteyi artırmakla kalmaz aynı zamanda kalp ve solunum hastalıkları, obezite, diyabet, kanser (kolon ve meme), kemik hastalıkları (osteoporoz ve osteoartrit), anksiyete ve depresyon gibi birçok kronik hastalığa karşı koruyucu bir faktör görevi görür. Çalışmamızın amacı 65 yaş ve üzerindeki bireylerde depresyon riski ile fiziksel aktivitenin ilişkisini ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem Çalışma tek merkezli, kesitsel bir çalışma olarak planlanmıştır. Çalışmanın evrenini Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi polikliniklerine 20 Nisan - 20 Temmuz 2017 tarihleri arasında başvuran 65 yaş ve üstü hastalar oluşturmuştur. Gönüllülerin sosyodemografik özellikleri, fiziksel aktiviteleri ve depresyon riski değerlendirilmiştir. Fiziksel aktivitenin değerlendirilmesi için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kısa formu, depresyon riskini belirlemek için Yesavage Geriatrik Depresyon ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca sosyodemografik özelliklerin sorgulandığı bir anket uygulanmıştır. Veriler toplandıktan sonra istatiksel analizler SPSS paket program aracılığıyla yapılmıştır. 35 Bulgular Çalışma grubunun yaş ortalaması 69,8±5,1 yıl (65-86) idi. Bunlardan 160 (%50)'ı kadın, 160 (%50)'ı erkekti. Katılımcıların %78,8 (s=252)'inin en az bir tane kronik fiziksel hastalığa sahip olduğu saptandı. Fiziksel aktivite ölçeğine göre katılımcıların %43,4 (s=139)'ünün inaktif, %35,9 (s=115)'inin yeteri kadar aktif olmadığı, %20,6 (s=66)'sının fiziksel olarak aktif olduğu saptanmıştır. Geriatrik depresyon ölçeği değerlendirildiğinde katılımcıların %24,4 (s=78)'ünün depresyon riski bulunurken, %75,6 (s=242)'sının depresyon riski olmadığı saptanmıştır. Fiziksel aktivite azlığı ile depresyon riski arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (X2 =25.221, p=0.000). Depresyon riskini fiziksel aktivite azlığı 3,7 kat, çocukları tarafından manevi olarak desteklenmeme 3,5 kat ve düşük gelir düzeyi 3,6 kat arttırmaktadır. Sonuç Çalışmamızda yaşlılarda depresyon riskini %24 olarak saptadık. Ayrıca fiziksel inaktivite depresyon riski ile ilişkiliydi. Bununla beraber fiziksel olarak inaktif olan yaşlı oranı %43'tü. Her yaşta fiziksel aktivitenin teşvik edilmesi sadece fiziksel sağlığın değil ruhsal sağlığın korunması için de önemlidir. Sonuçlarımız fiziksel aktiviteyi arttırmanın ruhsal sağlığa katkıları olacağını ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: yaşlı, IPAQ, depresyon, geriatrik depresyon ölçeği

DepresyonFiziksel aktiviteGeriatri+2
Muhammet Ateş
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rinosinüzit ön tanısı ile değerlendirilen hastalarda belirti ve semptomların irdelenmesi

Amaç:Akut Rinosinüzit hem dünyada hem de ülkemizde oldukça yaygın görülen prevalansı %6-15 arasında değişen önemli bir sağlık problemidir.Çalışmamızın amacı akut rinosinüzit düşünülen hastalarda sık görülen belirti ve bulguların tanımlanması ve akut rinosinüzit için duyarlılıklarının belirlenmesidir. Yöntem:Çalışmaya Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları polikliniğine 1 Ağustos 2017 - 31 Ocak 2018 tarihleri arasında başvurmuş ve ön tanı olarak akut rinosinüzit düşünülmüş hastalar alındı.Tüm hastaların bilgileri taranarak öykü ve fizik bakı bulguları tam olan 121 hasta çalışmaya dahil edildi. Aynı zamanda fizik bakı değerlendirilmesi olarak kulak, burun, boğaz bulguları elde edildi. Çalışmaya alınan hastaların burun bakısı kayıtlarında hem anterior rinoskopi, hem de nazal endoskopi ile değerlendirilme yapılmıştı. Bulgular:Çalışmaya alınan 121 hastanın 64'ü (%52,9) erkekti. Ortalama yaş 30,5±20,2 yıl saptanırken hastaların yaşları 2 yıl ile 79 yıl arasında değişiklik göstermekteydi.Çalışmaya alınan 121 hastada en sık ifade edilen yakınmalar burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve burun akıntısı iken; mukozal hiperemi, pürülan burun akıntısı ve alt konka hipertrofisi en sık saptanan fizik bakı bulgularıdır. Çalışmaya alınan hastaların tanı dağılımına bakıldığında en sık akut rinosinüzit (94 hastada; %77,7) tanısı konmuştur.Akut rinosinüzit tanısı alan hastalarda burun tıkanıklığı (74 hastada; %78,7) ve geniz akıntısı (76 hastada; %80,9) en sık başvuru yakınması idi. Post nazal pürülan akıntı (83 hastada; %88,3) ve burun içi pürülan akıntı (74 hastada; %78,7) akut rinosinüzit tanılı hastaların en sık fizik bakı bulguları olarak bulundu. Sonuç:Akut rinosinüzit tanısı alan hastalarda da burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı en sık başvuru yakınmasıdır. Post nazal pürülan akıntı ve burun içi pürülan akıntı ARS tanılı hastalarda en sık saptanan fizik bakı bulgularıdır. Pürülan burun akıntısı ve post-nazal pürülan akıntı akut rinosinüzit için ayırt edici özelliktedir ve duyarlılıkları sırasıyla %79 ve %88 bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Akut rinosinüzit, Burun akıntısı, Burun tıkanıklığı, Post-nazal pürülan akıntı

Belirti ve semptomlarBurun hastalıklarıNazal sekresyon+2
Şirvan Hande Toprak
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kas-iskelet ağrısı yakınması olan hastalarda ağrı algısının yaşam kalitesi ve depresif belirtiler üzerindeki etkisi

Amaç: Kas-iskelet ağrısının seyri, şiddeti ve sağaltıma yanıtı her bireyde farklılık göstermektedir. Bu farklılıkların ortaya konulup sağaltımda başarının artırılmasında; hem ağrıyı ortaya çıkaran, hem de iyileşme süresini uzatan nedenler araştırılmalı, organik nedenler kadar psikososyal özellikler de incelenmelidir. Bu bağlamda çalışmamızda; Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon polikliniğine kas-iskelet ağrısıyla başvuran hastalarda ağrı süresi ve ağrı algısının sosyodemografik özellikler, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyiyle ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Kas-iskelet ağrısı olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 302 hasta, sosyodemografik bilgi ve klinik görüşme formu, Görsel Analog Skala (GAS), Hastane Anksiyete ve Depresyon (HAD) Ölçeği, Kısa Form-36 Sağlık Taraması (SF-36) ile değerlendirildi. Verilerin analizinde bir istatistik programı kullanıldı. Tanımlayıcı analizlerde yüzdeler, ortalama ve standart sapma (SS) ile ortanca gibi değerler kullanıldı. Normal dağılıma uyan verilerin analizleri için T-testi ve Pearson Korelasyon testi; uymayanlar için Spearman Korelasyon ve Mann-Whitney U testleri; nominal veriler için gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-kare testi, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisini belirlemek için korelasyon analizi ve anlamlı bulunan veriler için de logistik regresyon analizi yapıldı. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların 212'si (%70,2) kadın, 90'ı (%29,8) erkek ve yaş ortalaması 48,5±15,1 yıl (18-86 yaş arası, ortancası 49) idi. Katılımcıların GAS skoruna göre ağrı algısı ortalaması 7,7±1,8 idi ve %73,5'inin ağrı algıları yüksekti. Ağrı süresi ortalaması 6,7±9,02 yıldı ve %41,7'sinin ağrı süresi 5 yıl ve üstündeydi. Katılımcıların %87,7'sinde birden fazla bölgede ağrısı mevcuttu ve bel ağrısı en sık gözlenen ağrıydı. SF-36 ile değerlendirilen fiziksel yaşam kalitesi ortalaması 42,9±22,6, mental yaşam kalitesi ortalaması 50,5±23,4 idi. Hastaların HAD ölçeğiyle değerlendirilen anksiyete ve depresyon riski puan ortalaması anksiyete için 8,1±5,3, depresyon için 6±5,2 idi. Katılımcıların %37,7'sinin (114 kişi) HAD anksiyete alt ölçeği puanı 10 ve üzerinde olup anksiyete riski yüksekken; %37,4'ünün (113 kişi) HAD depresyon alt ölçeği puanı 7 ve üzerinde olup depresyon riski yüksekti. Yaş ve çocuk sayısı arttkça, kadın cinsiyette, ev hanımı ve emeklilerde ve mesleğinden memnun olmayanlarda ağrı süresi artmaktaydı. Eğitim düzeyi düştükçe ağrı algısı artmaktaydı ve ağrı algısı yüksek olanlarda fiziksel yaşam kalitesi düşüktü. Ağrı algısı ve ağrı süresi ile ilişkili faktörlerin regresyon analizinde fiziksel yaşam kalitesinin düşük olmasının ağrı algısını artırdığı ve ağrı süresini uzattığı saptandı. Sonuç: Bu sonuçlara dayanarak kas-iskelet ağrısı tedavi başarısını artırmak için; yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon riski değerlendirilerek tedavi amaçlarına yaşam kalitesinin artırılması, depresyon ve anksiyetenin tedavisi eklenmeli, psikososyal etkenler değerlendirilerek değiştirilebilir risk faktörlerine gerekli müdahaleler yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Kas-iskelet ağrısı, yaşam kalitesi, anksiyete, depresyon

AnksiyeteAğrıAğrı algısı+7
Fatma Tezcan
Adnan Menderes University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk acil servisine başvuran adolesan dönem çocukların hastalık dağılım profillerinin değerlendirilmesi

"Çocuk acil servisine başvuran adolesan dönem çocukların hastalık dağılım profillerinin değerlendirilmesi" Giriş ve Amaç: Adolesan dönem, hızlı büyümenin son evresi olup, cinsel ve psikososyal gelişim tamamlandığı ve çocukluktan erişkinliğe geçiş evresidir. Travma, cinayet, intihar sık karşılaşılan adolesan dönem mortalite nedenleri olmakla; gelişmekte olan ülkelerde istenmeyen gebelik, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, alkol ve madde kullanımının istenmeyen düzeyde olduğu belirtilmektedir. Bu çalışmanın amacı çocuk acil servisine başvuran adolesan dönem çocukların hastalık dağılım profillerinin değerlendirilmesidir. Materyal ve Method: Tek merkezli ve retrospektif olarak tasarlanan çalışmaya, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Acil Polikliniğine 1 Ocak 2017 ile 31 Aralık 2017 tarihleri arasında başvuran 3807 adolesan hastadan sırasıyla her üç hastadan biri seçilerek 1269 hasta dahil edildi. Veriler SPSS Paket Program 20.0 sürümü ile analiz edildi. Bulgular: Olguların %57,1'inin kız, %43'ünün erkek olduğu, %61,1'inin şehir merkezinde yaşadığı ve kızlarda ve erkeklerde yaş ortalamasının, sırasıyla 13,5 ± 2,29 yıl ve 13 ± 2,25 yıl olduğu tespit edildi. Elde edilen bulgular tanılar sistemlere göre gruplandırıldığında, en sık olarak, sırasıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu, genitoüriner sistem hastalıkları ve gastrointestinal sistem hastalarının yer aldığı, üst solunum yolu enfeksiyonunun her iki cinsiyette de en sık konulan tanı olduğu ve en sık başvuru şikayetinin her iki cinsiyette de karın ağrısı olduğu bulundu. Başvuru semptomları sistemlere göre gruplandırıldığında, en sık olarak, sırasıyla, gastrointestinal sistem semptomları, solunum sistemi semptomları ve nörolojik/psikiyatrik sistem semptomları yer aldığı belirlendi. Olguların %49'unun ise herhangi bir ağrı şikayeti ile başvurduğu tespit edildi (p=0,000). Mevsimlere göre başvurular incelendiğinde en sık oranda kış döneminde başvuru olduğu (p=0.008), hastaların %48,3'üne medikal tedavi planlanırken, %26'sına acil serviste müdahale yapıldığı ve %14,9'una servis yatışı verildi belirlendi. Tetkik durumunun cinsiyete göre dağılımında, kız hastalardan daha fazla tetkik istendiği ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu (p=0,011). Hastaların konsültasyon isteme durumu, sevk edilme durumunun ve servise yatışın cinsiyete göre dağılımı incelendiğinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Tanı konulmayan 398 olgu (%31,4) tespit edildi. Tanı konan ve konmayan olgular cinsiyet, ağrı semptomu ile başvurma, konsültasyon isteme ve servise yatış durumlarına göre değerlendirildiğinde ağrı sikayeti ile gelenlerde tanı konma oranının anlamlı olarak daha düşük olduğu tespit edildi (p=0,000). Tanı konmayan olgulardan daha fazla konsültasyon istendiği (p=0,002) ve servislere daha az yatırıldığı belirlendi (p=0,027). Tanı konanlar ve konmayanlar arasında cinsiyet açısından anlamlı bir farklılık tespit edilmedi (p=0,492). Sonuç: Sonuç olarak, yapılan bu güncel çalışmada, adolesan olguların çoğunluğunun üst solunum yolu enfeksiyonu ile en fazla kış aylarında başvurduğu ve kız çocuklarının daha fazla oranda başvurduğu tespit edildi. Genel olarak değerlendirildiğinde; acil servisin sıklıkla acil vakalardan çok genel poliklinik hastalarının başvurduğu belirlendi. Olguların acil servise ulaşımının kolay olması, oluşan sağlık sorunlarında ailelerin hızlı ve tatmin edici sonuç alma isteklerinin olması nedeniyle uygun olmayan başvurularının olduğu tespit edildi. Acil servislerin ciddi vakalar dışında normal poliklinik hastaları tarafından meşgul edilmesinin önlenmesi için birinci basamak sağlık hizmetleri ve diğer basamaklardaki çocuk polikliniklerinin yeterli hizmet vermesi sağlanmalıdır. Ayrıca ebeveynlere çocuklarda sık karşılaşılan sağlık sorunlarıyla ve izleyecekleri yol ile ilgili eğitimlerin verilmesi çocuk acil servislerinin daha uygun kullanılmasını sağlayacaktır.

DağılımErgenlerHastalık+3
Pınar Macana
Adnan Menderes University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın ili efeler ilçesi aile sağlığı merkezlerine başvuran 65 yaş üstü kişilerde demans riski ve ilişkili faktörler

Amaç Ülkemizde demans riski ve risk ile ilişkili faktörlerin birlikteliğini araştıran az sayıda çalışma vardır. Bu çalışmada birinci basamak sağlık hizmetine herhangi bir nedenle başvuran 65 yaş üstü bireylerde demans riski ve ilişkili faktörlerin araştırılması amaçlanmaktadır. Gereç Ve Yöntem Araştırmamız tek merkezli, kesitsel bir çalışma olarak tasarlandı. Bu çalışma Aydın İli Efeler merkez ilçesinde bulunan Aile Sağlığı Merkezlerinde 65 yaş ve üzeri hastaları kapsayacak şekilde hazırlandı. Örneklem büyüklüğü 450 kişi olarak belirlendi. Çalışma yapılacak aile sağlığı merkezleri altı kentsel ve iki kırsal yerleşimli olmak üzere rastgele seçildi. Araştırmada görüşülen gönüllü hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alınarak Geriatrik Depresyon Ölçeği (kısa formu), Standartize Minimental Test, sosyodemografik özellikleri, kronik hastalıklar ve ilişkili faktörlerin sorgulandığı anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. İstatistiksel analiz SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 18.0 programında yapıldı. Araştırmamızda tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-wilk testi ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda ki-kare testi, anlamlı bulunan nominal veriler için de lojistik regresyon analizi yapıldı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular Çalışmamıza toplamda 65 yaş ve üzeri 450 kişi dahil edildi. Katılımcıların 209'u (% 46.4) kadın, 241'i (%53.6) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 71.7±5.9 idi. Çalışmaya alınan 450 kişinin %11.6'sında (52 kişi) demans riski tespit edildi. 75 yaş ve üzeri yaş grupta demans riski daha yüksekti (p<0.001). Evli olmayanlarda demans riski oldukça yüksekti (p<0.001). Sekiz yıl ve altında eğitim alanların demans riski yüksekti (p=0.001). Günlük aktivitelerden kitap okumayanlarda demans riski yüksekti (p<0.05). Kişilerin aletli günlük yaşam aktivitelerini yapmakta zorluk çekme durumları ile demans riski oldukça ilişkiliydi (p=0.000). Kişilerin beslenme özellikleri ile demans riski durumu karşılaştırıldığında, zeytinyağı tüketim miktarı ve yağlı tohum kullanımı dışında anlamlı ilişki tespit edilmedi (p<0.05). Kardiyovasküler hastalık tanısı olan bireylerde demans riski yüksekti (p<0.05). NSAİ kullanımı olan bireylerde demans riski daha düşüktü (p<0.05). Yapılan çoklu regresyon analizi sonrası 75 yaş ve üzerinde olmak demans riskini 2.359 kat, bekar/dul olmak 2.488 kat, eğitim süresi sekiz yılın altında olması ise 6.213 kat artırıyordu. Sonuç Özellikle 75 yaş üzeri grupta demans riski oldukça artmaktadır. Buna ek olarak dul ve eğitim süresi 8 yılın altında olan yaşlı bireylerde de demans riski anlamlı düzeyde artış göstermektedir. Birinci basamak hekimleri koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında demans riski konusunda dikkatli olmalıdır. Belirlenen risk artışı görülen gruptaki bireylerin mental durum muayenesini günlük rutinine eklemelidir. Anahtar kelimeler: Demans riski. 65 yaş üstü, Mini Mental Test

Aile sağlığı merkeziAydın-EfelerDemans+4
Betül Yılmaz
Adnan Menderes University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayak hastaları ve bakım verenlerine uygulanan eğitim ve izlemin tükenmişlik üzerine etkisi

Amaç:Diyabetik ayak yarası olan hastaya bakım verenler hastanın hareket yeteneğinde azalma, cerrahi girişim ve amputasyona bağlı olarak bakım yükü oluşturabilecek birçok rol ve sorumluluğu üstlenmek durumunda kalmaktadırlar. Bu durum da bakım verenin tükenmişliğine yol açabilmektedir. Çalışmanın amacı: diyabetik ayak hastalarına ve bakım verenlerine uygulanan eğitim ve izlemin, bakım verenlerde bakım işiyle ilişkili tükenmişlik düzeyine etkisinin araştırılmasıdır. İkincil amacımız ise diyabetik ayak hastalarına bakım verenlerde gözlenen tükenmişlik sendromuyla ilişkili faktörleri ortaya koymaktır. Yöntem:Araştırmamız tek merkezli, müdahale çalışması olarak planlanmıştır. 01.04.2019-31.05.2019 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama Ve Araştırma Hastanesi Kronik Yara ve Enfeksiyonlarım Bakım Ünitesine başvuran ve diyabetik ayak tanısıyla servise yatırılarak takip edilen hasta ve bakım verenleri müdahale (olgu) grubunu, 01.06.2019-31.07.2019 tarihleri arasında servise yatan hasta ve bakım verenleri kontrol grubunu oluşturdu. Ancak kontrol grubu yeterli sayıya ulaşmadığı için süre 09.08.2019 tarihine kadar uzatıldı. Olgu ve kontrol grubuna sosyodemografik ve tıbbi özgeçmiş veri formu (ek-4) ve Maslach tükenmişlik ölçeği uygulandı. Olgu grubundaki hastalara ve bakım verenlerine diyabetik ayak bakımı ve stresle başa çıkma yöntemleri ile ilgili yüz yüze eğitim (ek-1) verildi. Hastalar ve bakım verenleri iki ay süreyle iki haftada bir kez telefonla yapılandırılmış destek programı uygulanarak (ek-3) izlendi. İzlem sonunda bakım verenler telefonla aranarak anket ve 'Maslach Tükenmişlik ölçeği' tekrar uygulandı. Kontrol grubuna da hiçbir müdahale uygulanmayarak 2 ay sonra anket ve ölçek uygulandı. Veriler toplandıktan sonra istatistiksel analizi SPSS paket program aracılığıyla yapıldı. Çalışmanın gerekli etik kurul izinleri ise Adnan Menderes Üniversitesi Etik Kurul'undan alınmıştır. Bulgular: Uygulanan müdahale sonrasında olgu grubunda hem olgu hem kontrol gruplarında duygusal ve duyarsızlaşma alt boyutlarının düzeylerini anlamlı olarak azalmış saptadık. Kişisel başarı puan ortalamalarında istatistiksel fark mevcut değildi. Ayrıca, çalışmamızda DAE bulunan kişilere bakım veren bireylerdeki tükenmişliğin; hastanın cinsiyeti, hastanın çalışma durumu, DM tanısı aldıktan sonra geçen süre, hastanın tükenmiş hissetme durumu,bakım verme süresi, bakım verenin çalışma durumu, hastanın bakım işlerine yardımcı olması, bakım verenin ekonomik ve sağlık problemleri gibi faktörlerden etkilendiğini gözlemledik. Sonuç: DAE hastaları ve bakım verenlerine, hastalıklarıyla ve stresle başa çıkma yöntemleri ile ilişkili verilen eğitim ve sonrasında yapılan iki aylık izlemin bakım verenin tükenmişliği üzerine etkisini araştırdığımız çalışmamızda, hem olgu hem kontrol gruplarında duygusal ve duyarsızlaşma alt boyutlarının düzeylerini azalmış saptadık.

AyakAyak hastalıklarıBakım verenler+5
Yıldız Kızılay
Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Solunum havası karbonmonoksit düzeylerinin sigara kullanma ve bir yıllık sigara bırakma durumuyla ilişkisi: Prospektif kohort çalışması

Giriş ve amaç: Önlenebilir ölüm sebeplerinin başında sigara kullanımı gelmektedir. Sigara ile yoğun mücadele programları uygulanmasına rağmen sigara bırakma oranları halen tatmin edici seviyeye ulaşamamıştır. Çalışmamızın amacı, nikotin bağımlılık düzeyleri ile solunum havasındaki CO düzeyleri arasındaki ilişkiyi, solunum havası CO düzeylerinin bırakma başarısı üzerine etkisini ve bırakma başarısına etki eden diğer faktörlerin araştırılmasıydı. Gereç ve yöntem: İleriye dönük tanımlayıcı-analitik tipteki bu çalışmaya ADÜ aile hekimliği sigara bırakma polikliniğine Ekim 2018-Mart 2019 tarihleri arasında sigara bırakmak amacıyla başvuran sigara kullanıcıları katıldı. Kontrol grubu olarak da sigara içicilerin yakınları ve ADÜ aile hekimliği polikliniğine başvuran sigara kullanmayan gönüllüler seçildi. Veriler sigara bırakma polikliniği izlem protokolü formu aracılığı ile toplandı. CO ölçümleri Bedfont piCO Smokerlyzer cihazı kullanılarak yapıldı. Veri analizi SPSS 25.0 paket programı ile yapıldı. Tanımlayıcı istatiksel yöntemlerin yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U ve Student t testi, kategorik verilerin karşılaştırılmasında ki-kare ve Fisher's exact testi, korelasyonu saptamak amacıyla Spearman korelasyon testi kullanıldı. Korelasyon katsayısı (r) 0,000-0,249 arası zayıf; 0,250-0,499 arası orta; 0,500-0,749 arası güçlü; 0,750-1,000 arası çok güçlü ilişki olarak değerlendirildi. CO düzeylerinin nikotin bağımlılığını öngörme performansı için ROC eğrisi analizi yapıldı. Farklı kesme noktaları için duyarlılık ve seçiciliğin yanı sıra ROC eğrisi altında kalan alan rapor edildi. Anlamlılık düzeyi olarak 0,05 değeri kullanıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan 82 hastada sigara bırakma başarı oranımız %25,6 olarak saptandı. Solunum havasında ölçülen CO değeri ile Fagerström nikotin bağımlılık testi (p=0,000), SİYİ skoru (p=0,000) ve günlük içilen sigara miktarı (p=0,000) arasında anlamlı ilişki saptandı. Kontrol grubu ve çalışma grubu arasında ölçülen CO değerleri de anlamlı olarak farklıydı (p=0,000). Yapılan ROC eğrisi analizinde kesme noktası 4,5 ppm alındığında CO ölçümünün sigara kullanmayı öngörme duyarlılığı %86,6 ve seçiciliği %95,1 olarak saptandı. ROC eğrisi altında kalan alan (AUC) ise 0,961 (%95 Güven Aralığı 0,936-0,987; p=0,000) idi. Önceden sigarayı bırakmayı düşünmüş olma (p=0,050), bırakma sebebinin hastalık-hastalık korkusu olması (p=0,011), kontrollere düzenli gelmek (p=0,000), tedaviye uyum (p=0,000), reçete edilen ilaçları alma (p=0,016) ve başlangıçta ölçülen CO düzeyi (p=0,015) sigara bırakma başarısı üzerine etkili bulundu. Bırakma başarısı, bırakma girişimi sayısı ile ters orantılı olarak ilişkili saptandı (p=0,006). Yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda sigara bırakma başarısı tedaviyi düzenli kullanmayanlara göre düzenli kullananlarda 18,0 kat (%95 GA: 3,7-87,6) daha fazlaydı. Sigarayı bırakma başarısı daha önce yaptığı her bırakma girişimi için 1,8 kat (%95 GA: 1,0-3,1) ve ilk görüşmede ölçülen CO düzeyinde her 1 ppm artış için 1,2 kat (%95 GA: 1,013-1,379) daha düşük olarak saptandı. Sonuç: Solunum havası CO düzeyleri; bırakma başarısı, SİYİ ve Fagerström skorları ile anlamlı olarak ilişkilidir. Sigara kullanan ve kullanmayan bireyleri ayırt etmek, nikotin bağımlılığını değerlendirmek amacıyla kullanılabilir. Bırakma başarısı üzerine en etkili etken tedaviye uyumdur. Sonrasında önceki bırakma girişimi sayısı ve başlangıç CO düzeyi gelmektedir. Bu nedenle sigara bırakmak için başvuran tüm olgularda her denemenin önemli olduğu unutulmamalı ve tedaviye uyumu arttırmaya yönelik hasta-hekim işbirliğinde ortak stratejiler geliştirmelidir. Anahtar kelimeler: CO, karbonmonoksit, Fagerström, sigara bırakma, sigara kullanımı

BağımlılıkKarbonmonoksitNikotin+4
Hüseyin Ergin
Adnan Menderes University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sigara bırakma sürecinde hastaların kilo alma durumları: Sigarayı bırakma önünde engel mi?

Giriş ve amaç: Ülkemizde, sigara içiciliği prevalans yüksekliğinin nedenlerinden birisi de bırakma oranlarının düşük olmasıdır. Sigara bırakma başarısızlığına yol açan etkenlerden birisi de hastaların sigara bırakma sürecinde kilo alma endişelerinin olması ya da kilo almalarıdır. Çalışmamızdaki amacımız sigara bırakma sürecindeki hastaların kilo alma kaygılarının ve kilo alma durumlarının kısa dönem sigara bırakma başarısı üzerindeki etkisini belirlemekti. Gereç ve yöntem: İleriye dönük tanımlayıcı-kohort tipteki bu çalışmaya ADÜ aile hekimliği sigara bırakma polikliniğine Haziran 2020-Kasım 2020 tarihleri arasında sigara bırakmak amacıyla başvuran sigara kullanıcıları alındı. Veriler sigara bırakma polikliniği izlem protokolü formu aracılığı ile toplandı. Hastaların ilk geliş, birinci, ikinci ve üçüncü ay ağırlık ölçümleri "Vestel V-fit" elektronik tartı ile yapıldı. Veri analizi SPSS 25.0 paket programı ile yapıldı. Tanımlayıcı istatistiklerin yanı sıra sigara bırakma başarısına etki eden değişkenleri belirlemek için ki-kare testi ile ikili analizler yapıldı. Bırakma başarısına etki eden kategorik verilerin karşılaştırılmasında ki-kare ve Fisher's exact testi kullanıldı. Niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Student t testi ve Mann-Whitney U testi kullanıldı. Bulgular: Sigara bırakma polikliniğimize altı aylık dönem içinde sigara bırakma desteği için 115 içici başvurdu. Katılımcıların sigaraya başlama yaşı ortalaması 16,9±5,3 idi ve günlük ortalama 26,5±12 adet sigara içmekteydi; %14,8'i sigara bırakma sürecinde kilo alma kaygısı taşıyordu. Sigara bırakma desteği alan hastalardan 37'si (%32,2) üç aylık izlem sonunda sigara kullanmamaktaydı. İzlem devamsızlığı nedeni ile 44 içicinin ağırlık ölçümleri eksik olduğundan 71 hasta değerlendirmeye alındı. Değerlendirmeye alınan 71 hastanın %52,1'i üç aylık süre içinde kilo almış, %21,1'i kilo vermiş ve %26,8'i aynı kiloda kalmıştı. Üç ayın sonunda sigara kullanmayı bırakanlar (37,3 ± 11,6) bırakmayı başaramayanlara (41,6 ± 13,3) göre daha gençti (p=0,017) ve sigara kullanma süreleri daha kısaydı (29,7 ± 17,1'e karşılık 23,1 ± 15,4 paket/yıl; p=0,036). Kronik bir hastalığı olmayanların üç aylık sigara bırakma başarısı (%41,8) olanlara göre (%18,8) daha yüksekti (p=0,016). Tüm katılımcılar üç ayın sonunda başlangıç dönemine göre kilo almışlardı (p<0,05) ancak sigarayı bırakanlarla bırakmayanların kilo almaları arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Kilo alma kaygısı ve sigara bırakma sürecinde kilo düzeyindeki değişiklikler ile üç aylık bırakma başarısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Sigara bırakma süreci öncesinde sigarayı bırakma ile ilişkili kilo alma kaygısının olması kişinin sigara bırakma başarısını etkilememektedir ve sigara bırakma sürecindeki kişilerin kısa dönemdeki beden ağırlığı değişiklikleri ile sigara bırakma başarısı arasında ilişki saptanmamıştır. Sigarayı bırakmanın bilinen yararları nedeniyle, sigara bırakma sürecinde kilo alma olasılığı hakkında hastalar bilgilendirilmeli, kilo alma kaygısı olan hastalar cesaretlendirilmelidir. Ayrıca tedavinin bireyselleştirilmesi ve aşırı kilo alımından kaçınmak için sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmeye teşvik edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

AnksiyeteKilo almaSigara içme+1
Oğuzhan Çakır
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Efeler'de Aile Sağlığı merkezlerine başvuran 6-13 yaş arası çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu taraması

Giriş: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) yaş ve gelişim düzeyine uygun olmayan; aşırı hareketlilik, istekleri erteleyememe, kalıcı dikkatsizlik belirtileriyle kendini gösteren nöropsikiyatrik bir bozukluktur (1,2). DEHB, erken çocukluk döneminden başlayarak, kişinin gelişim basamaklarının tümünde, ciddi sosyal, akademik ve psikyatrik sorunlara yol açabilmektedir. Okul çağında DEHB tanılı çocukların, bu tanıyı almayanlara göre akademik işlevselliklerinin daha fazla bozulduğu, okul başarılarının daha düşük olduğu ve sınıf tekrarı yapma oranlarının arttığı bildirilmektedir (3). DEHB nedeniyle performans gerektiren işlerde, aile içinde veya kişilerarası ilişkilerde zorlanan bireylerde ruhsal iyilik hali etkilenebilmekte ve olumsuz davranışlar gelişebilmektedir. Çoğu zaman öğretmenler ve ailelerin, bu çocukların davranış problemleri karşısında kendilerini çaresiz hissetmeleri, DEHB konusundaki çalışmaların önemini artırmaktadır. Aydın Efeler'de Aile Sağlık Merkezlerine (ASM) başvuran 6-13 yaş arası çocuklarda Çocuk ve Ergenlerde Davranış Bozuklukları Tarama Ölçeği (ÇEDBÖ) tarama testini kullanarak DEHB riskini arttıran faktörleri belirlemeyi, DEHB riski yüksek olan çocukları saptamayı ve bu çocukların Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirip tanı almalarını sağlamayı, Aydın Efeler'de DEHB risk sıklığı hakkında ön bilgi edinmeyi ayrıca da DEHB konusunda farkındalık yaratmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: İlk aşamada Aydın Efeler'de belirlenmiş 4, 14, 24 nolu ASM'ler ile Çeştepe ve Tepecik ASM'lerine başvuran 6-13 yaş arası ve çalışmaya katılmayı kabul eden 266 katılımcıya ÇEDBÖ ölçeği ve anket formu uygulandı. DEHB açısından riskli bulunan 29 çocuk, tanıya yönelik ileri değerlendirme için Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Polikliniği'ne yönlendirildi. Bulgular: Çalışmamızda Aydın Efeler'de DEHB riski %10,9 saptandı. DEHB açısından riskli olan ve olmayan gruplar arasında, annenin gebelikte geçirdiği hastalıklar ve ailedeki çocuk sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05). Sonuç: Annenin gebelikte hastalık geçirmesi DEHB riskini artırmaktadır. Aynı zamanda ailede çocuk sayısı attıkça DEHB açısından risk azalmaktadır. Sağlık personellerinin ve ebeveynlerin DEHB konusundaki farkındalıklarını arttıracak ve bilgi düzeylerini ölçecek daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Aydın Efeler, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, ÇEDBÖ.

Aile sağlığı merkeziAydın-EfelerDikkat+3
Rıta Nabıyeva
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi kadın çalışanlarının serviks kanseri ve HPV aşısı bilgi düzeyleri ve tutumları

Giriş ve Amaç: Mortalitesi yüksek olan ve ülkemizde görülme sıklığı giderek artan serviks kanseri koruyucu sağlık hizmetlerine yeterli önem verilerek engellenebilecek bir kanser türüdür. Henüz ulusal aşılama programımızda yer almayan HPV aşısının toplumun genelinde yaygınlaşmasında sağlık çalışanlarına önemli görev düşmektedir. Çalışmamızda, Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesindeki kadın sağlık çalışanlarının serviks kanseri ve HPV aşısı bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Literatür bilgileriyle hazırladığımız anket formumuzu 01.07.2020-31.12.2020 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesinde görev yapan kadın sağlık çalışanlarının (asistan hekim, hemşire, yardımcı sağlık personeli) hepsine ulaşma hedefiyle uyguladık. Çalışmamıza katılmayı kabul eden 246 çalışanın anket formlarından elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 31,1±6,8 olup hastanemizde çalışma süre ortalamaları 5,86±5,7'dir. Bilgi düzeyi puan ortancaları 22 puan üzerinden hekimlerde 15, hemşirelerde 11, yardımcı sağlık çalışanlarında 8 olarak saptanmıştır (p<0,001). Serviks kanseriyle ilgili eğitim alma oranı hekimlerde %74 olup diğer meslek gruplarından anlamlı düzeyde yüksektir. Eğitim alma isteği ise %84 oranıyla hemşirelerde en yüksek oranda saptanmıştır. Hekimlerin tamamı, hemşirelerin %31'i, yardımcı sağlık personellerinin %44'ü çevrelerine HPV aşısı önerdiklerini belirtmiştir. Beşi hekim, beşi hemşire on katılımcı HPV aşısı yaptırmış olup yakınına aşı yaptıran sağlık çalışanı yoktur. Aşı yaptırmama nedenlerinin başında aşı hakkında bilgilerinin olmaması (%38,6) gelmektedir. Diğer nedenler sırasıyla aşı maliyeti (%23,5), aşıya ulaşamama (%19,9), risk grubunda olmadığını düşünme (%18,6), yan etki korkusu (%11,7), aşının koruyucu olduğunu düşünmeme (%5,2) olarak saptanmıştır. Hekimlerin %65,9'u, hemşirelerin %36,2'si, yardımcı sağlık çalışanlarının %23,5'i yakınlarına aşı yaptırmayı düşündüklerini belirtmiştir. Sonuç: Eğitimlerle sağlık çalışanlarının serviks kanseri ve korunma yöntemleri ile ilgili bilgi düzeyleri yükseltilmeli ve aşıya karşı tutumlarında iyileşme sağlanmalıdır. Böylece sağlık çalışanları toplumu doğru bir şekilde yönlendirebilecek ve aşılanma oranları artacaktır. Anahtar Kelimeler: HPV aşısı, serviks kanseri, sağlık çalışanı

AydınBilgi düzeyiHIV+7
Hatice Köseoğlu
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın ilindeki Aile hekimlerinde iş doyumu

Sağlık hizmetlerinin sağlık sistemlerine ve toplum sağlığına katkıları düşünüldüğünde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin kalitesine katkı sağlayan faktörleri belirlemek çok önemlidir. Aile hekimleri, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bireylerin tanı ve tedavisi için ilk başvurulan birinci basamak hekimleridir. Aile hekimlerinin kendileri ve hizmet alanlar açısından verimlilikleri düşünüldüğünde beklentilerinin karşılanması büyük önem taşır. Bu doğrultuda aile hekimlerinin iş doyumu düzeylerinin incelenmesi ve etki eden faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, Aydın ilindeki 111 aile hekiminin yanıtladığı sosyodemografik veri formu ve Minnesota İş Doyum Ölçeğinden oluşan anket formu ile yürütülmüştür. Buna göre, Aydın ilindeki aile hekimlerinin iş doyumu düzeylerinin, orta seviyede olduğu saptanmıştır. İçsel iş doyumlarının, dışsal iş doyumlarından daha yüksek olduğu görülmüştür. Buna göre hekimler içsel iş doyumuna daha kolay ulaşmasına karşılık dışsal iş doyumuna daha zor ulaşmaktadırlar. Bu durum aile hekimlerinin beklentileri değerlendirilerek, ücret, çalışma koşulları, kurumsal kimlik gibi konularda düzenlemeler yapılması gerektiğini göstermektedir. Maaşından memnun olma, koşulları uygun olsa mesleğini bırakmak isteme, ruhsal bir problemin varlığı, sosyal desteğinin olması, kendine zaman ayırabilme, ASM'de birlikte çalışılan hekim sayısı ve iş arkadaşlarıyla kurduğu iletişimin gücü ile genel iş doyum puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada ortaya çıkan sonuçların, yerel çözümler üretme ve sonraki yıllarda yapılacak çalışmalara referans olma konusunda katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Aile hekimleri, Aydın ili, İş doyumu.

Aile hekimliğiAydınDoktorlar+2
Ecenur Şahin
Adnan Menderes University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın merkezde diyabet bilinci: Diyabetle ilgili bilgi düzeyi ve ilişkili faktörler

Aydın Merkezde Diyabet Bilinci: Diyabetle İlgili Bilgi Düzeyi ve İlişkili FaktörlerDiyabetes Mellitus, ömür boyu süren ve tedavi edilebilen, akut ve kronik komplikasyonları ile hastanın yaşam kalitesini azaltan, sosyal ve ekonomik maliyeti yüksek toplumsal bir hastalıktır. Diyabetin artan sıklığını da göz önünde bulundurursak diyabet eğitiminin önemi gündeme gelmektedir. Eğitim diyabet bilincini etkileyen önemli bir faktördür. Bunun etkilerini araştıran birçok çalışma mevcuttur. Biz de kendi bölgemizde özgün durumu belirlemek adına, diyabet bilinci, bilgi düzeyi ve ilişkili faktörleri saptayarak bu konulara dikkat çekmeyi amaçladık. Genellikle diyabetli hastalar üzerinde yapılan bilgi düzeyi araştırmasını, biz diyabetli olmayan gruba da uygulayarak diyabet hakkında genel bir bilgi düzeyi değerlendirmesi yapmayı ve iki grubu karşılaştırmayı hedefledik. Elde edeceğimiz verilerin daha sonra yapılacak diyabeti önleme ve komplikasyonlarından korunma amaçlı eğitim programlarına katkıda bulunacağını düşünüyoruz.Kesitsel tanımlayıcı nitelikteki araştırmamız, 1 Ocak 2012 - 31 Mart 2012 tarihleri arasında yürütüldü. Aydın Merkezde bulunan 16 ASM'den rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen 8 ASM'de, araştırmayı kabul eden 18 yaş ve üstü 1026 kişi üzerinde çalışmamızı uyguladık. Veri toplama aracı olarak iki bölümden oluşan anket formu kullanıldı. Birinci bölüm sosyo-demografik bilgileri içeriyordu, ikinci bölümde ise Michigan Diyabet Araştırma ve Eğitim Merkezi tarafından diyabet bilgi düzeyini ölçmek üzere geliştirilmiş olan 23 sorudan oluşan Kısa Diyabet Bilgi Testi kullanıldı, her bir soruya bir puan verildi ve bilgi düzeyi 23 puan üzerinden değerlendirildi. Katılımcılara anket formu verilerek doldurmaları istendi, ardından VKİ'nin belirlenmesi amacıyla kişinin boy, kilo ve bel çevresi ölçülerek kaydedildi.Tüm katılımcıların 23 puanlık testten aldıkları doğru cevap puan ortalaması 10,57±5,19 idi. Araştırmamız sonucunda eğitim düzeyi yüksek olan grubun bilgi düzeyini anlamlı olarak yeterli bulduk. Diyabet eğitimi alanların da bilgi düzeyi, almayan gruba oranla anlamlı olarak yüksekti. Yine sağlık mensubu kişilerin bilgi düzeyi, diğer meslek gruplarına göre anlamlı derecede yüksekti. Sosyoekonomik düzeyin düşüklüğü ise bilgi düzeyini anlamlı ölçüde düşürüyordu. Bilgi düzeyini arttıran diğer faktörler arasında gelir durumunun yüksek oluşu, egzersiz yapma ve 65 yaşın altında olmak geliyordu. Diyabetli olmanın bilgi düzeyini etkilememesi ise dikkat çekiciydi.Araştırmamız sonucunda, diyabetli olmanın tek başına diyabet bilgi düzeyine etkisi olmadığını ancak diyabet eğitimi almış olmanın diyabet bilgi düzeyini anlamlı ölçüde etkilediğini saptadık.Anahtar Kelimeler: Diyabet, diyabet bilinci, diyabet eğitimi, ilişkili faktörlerİletişim adresleri: ayfer64@yahoo.com, zeyneparda9877@gmail.com

AydınBilgiDiabetes mellitus+2
Zeynep Arda Dağdelen
Adnan Menderes University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Umurlu Aile Hekimliği Merkezi'ndeaile hekimliği uygulaması ve hasta profili: aile hekimliği alan eğitimi gereksinimini ne ölçüde karşılıyor?

Dünyanın birçok ülkesinde ulusal sağlık sistemlerinin iyileştirilmesi için "yeniden keşfedilen" birinci basamağın ülkemizde önem kazanmaya başlaması, yaklaşık yarım yüzyıl öncesine dayanır. Ülkemizde sağlıkta reform çalışmaları son 20 yıldır yoğunluk kazanmıştır. Birinci basamağın iyileştirilmesi, yeniden örgütlenmesi ve birinci basamak hekiminin yetkinleştirilmesi için aile hekimliği uzmanlık programları uygulanmaya ve aile hekimliği disiplini tıp fakültelerinde tıp öğrencisi ve uzmanlık eğitiminde yerini almaya başlamıştır. Bu araştırmanın amacı Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Umurlu Aile Hekimliği Merkezi'ndeki aile hekimliği uygulaması ve hasta profilinin, uzmanlık ve tıp öğrencilerinin eğitimi için gerekli olan alan eğitimi gereksinimini ne ölçüde karşıladığını saptamak, Umurlu Aile Hekimliği uygulama polikliniğine başvuran hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik verilerini, başvuru nedenlerini, tanılarını ve tıbbi uygulama alanlarına göre dağılımını incelemek, Aile Hekimliği uzmanlık eğitiminde önem verilmesi gereken, sık görülen rahatsızlık/hastalık ve uygulamalara dikkati çekmek ve Aile Hekimliği uzmanlık eğitiminin içeriğinin belirlenmesine katkıda bulunmaktır. 1 Kasım 2002 – 31 Aralık 2004 tarihleri arasında Umurlu Aile Hekimliği Merkezine yapılan tüm başvuruların elle tutulan kayıtlarından hastaların demografik bilgileri, ilk başvuru nedenleri, aldıkları tanılar, ilaç yazdırma, tetkik, kontrol, sevk edildikleri uzmanlık dalları, konsültasyon istemleri incelendi. Kayıtlara dayalı bir durum saptaması olan bu çalışma, tanımlayıcı niteliktedir. Araştırmanın istatistiksel analizleri SPSS 11.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Kasım 2002 – Aralık 2004 dönemi boyunca Umurlu Aile Hekimliği Merkezi'ne toplam 1961 kişi, 2618 kez yeni görüşme için, 631 (%24,9) kez kontrol için, 71 (%2,7) kez ise sadece ilaç yazdırmak için başvurmuştur. Kişi başına düşen ortalama başvuru sayısı 1,3'tür. Umurlu Aile Hekimliği Merkezi'ne kayıtlı 1961 hastanın %62,1'i kadındır. Merkezimize en fazla ev hanımları, okul öncesi çocuklar ve çiftçiler başvurmuştur. Başvuruda bulunan hastaların çoğunluğunun sosyal güvencesi SSK ve Emekli Sandığıdır. 1961 hastanın aile hekimliği merkezimize başvuru sıklıkları incelendiğinde %80,8'inin bir kez, %12,4'ünün iki kez başvurduğu saptanmıştır. 2618 başvuruda hastaların toplam 222 farklı yakınma ve 221 tanısı mevcuttur. Hastaların tüm yakınmaları incelendiğinde en sık belirtilen ilk beş yakınma sırasıyla öksürük, ateş, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve bel ağrısı idi. Hastalara en sık konulan tanılar incelendiğinde ise %26,3'üne tanı konulmadığı, %19,1'ine ÜSYE, %9'na hipertansiyon, tanısı konulduğu tespit edilmiştir. Hastalarımızın başka bir bölüme sevk oranı %5,2 olup en fazla acil ve pediatri polikliniğine sevk edilmiştir. Diğer klinik bölümlerden konsültasyon isteme oranı %9,7'dir. Konsültasyonlar en fazla kardiyoloji, KBB ve ortopedi kliniklerinden istenmiştir. 2618 başvuruda hastaların %44,5'inden tetkik istenmiştir

Nazlı Şensoy
Adnan Menderes University
2005
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adnan Menderes Üniversitesi öğrencilerinin sigara içme ve bırakma davranışlarının değerlendirilmesi

ÖZETADNAN MENDERES ÜN VERS TES ÖĞRENC LER N N S GARA ÇMEVE BIRAKMA DAVRANIŞLARININ DEĞERLEND R LMESAdnan Menderes Üniversitesi'ne bağlı Eğitim Fakültesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi,Tıp Fakültesi, Veteriner Fakültesi, Ziraat Fakültesi, Sağlık Yüksek Okulu ve Meslek YüksekOkulu'nda eğitim görmekte olan 849 öğrenciye anket uygulanarak, sigara içme alışkanlıkları,sigara içmeye ilişkin bazı davranışları, sigarayla ilişkili bazı hastalıklarla ilgili bilgi düzeyleri,davranış değişikliği döngüsündeki bulundukları evre, sigara konusunda hekimlerle olaniletişimleri ve sigarayı bırakmaya yönelik düşünce ve davranışları incelenmiştir. Öğrencilerarasında sigara içme prevalansı %29,9 (s=254) olarak bulunmuştur. Sigara içme yaygınlığıerkek öğrencilerde kız öğrencilerden belirgin olarak yüksek saptanmıştır (erkeklerde %39,1;kızlarda %19,7). Öğrencilerin %77,5'i 18 ve daha küçük yaşlarda, %25'i ise 15 yaşından öncesigaraya başlamıştır. Sigara içmeye başlamadaki en önemli etmenler çevre etkisi ile merak vearkadaş etkisi idi. Öğrencilerin sigara içme sıklığı okudukları okullara göredeğerlendirildiğinde, Sağlık Yüksek Okulu öğrencilerinin en düşük oranda (%14), ZiraatFakültesi öğrencilerinin en yüksek oranda (%41,2) sigara içtikleri saptandı. Herhangi birnedenle hekime başvuranların sadece %8,8'ine bırakmaları konusunda hekim tarafındanyardım teklif edilmiştir. %73,1'i ise, hekimden yardım teklifi alırsa sigarayı bırakabileceğiniifade etmiştir. Düzenli ya da düzensiz olarak halen sigara içmekte olan 254 kişinin %41,7'si(s=106) Davranış Değişikliği Döngüsünün niyetlenme öncesi evresinde, %28,3'ü (s=72)niyetlenme evresinde, %29,9'u (s=76) hazırlık evresindeydi. Niyetlenme öncesi evresindeki106 kişilik gruba yapılan girişimden 4-6 hafta sonraki değerlendirmede gruplar arasındaistatistiksel anlam taşıyan farklılık kaydedilmemiştir. Sonuç olarak üniversite öğrencileriyüksek oranlarda sigara içmektedir. Sigarayı bırakmayı düşündürmeyi hedefleyen broşüruygulaması etkili olmamıştır. Ancak öğrencilerin sigarayı bırakma niyeti umut verici olup,sigara salgınına dur diyecek önlemler alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bu konuda üniversiteyetkilileri ile hekimlerin daha fazla çaba içinde olmalarına ve üniversitelerdeki tüm eğitimprogramlarına sağlık ve sağlıklı yaşamla ilgili bölümlerin eklenmesine gereksinim vardır.

Mustafa Türkoğlu
Adnan Menderes University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Osteoporozlu hastalarda yaşam kalitesi ve etkileyen faktörler

Giriş ve Amaç: Osteoporoz kemik kütlesinde azalma ve kemik mikromimarisinde bozulma sonucu kırıklara neden olabilen ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Çalışmanın amacı morbidite ve mortalitesi yüksek bir hastalık olan osteoporozda yaşam kalitesini ve yaşam kalitesi üzerine etkili faktörleri değerlendirmektir. Yöntem: Çalışmaya, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı İlhami Ortekin Sağlık Merkezi'ne 1 Şubat?30 Mayıs 2007 tarihleri arasında ardışık olarak başvuran ve kemik mineral densitometrisi istenmiş hastalar alındı. Osteoporozlu 99 hastadan oluşan olgu grubu ile osteopenisi olanlar ve normal katılımcılardan oluşturulan kontrol grubuna (87 kişi), sosyodemografik özellikler ve osteoporoz risk faktörlerini sorgulayan soru formu ve yaşam kalitesi ölçekleri yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. İstatistiksel analizde ikili karşılaştırmalar t testi, çoklu karşılaştırmalar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve lineer regresyon analizi, sürekli değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile değerlendirildi. p<0,05 değerleri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Osteoporozun gerek SF-36, gerekse QUALEFFO-41 ile ölçülen yaşam kalitesini düşürdüğü saptanmıştır. Yaşam kalitesinin; yaş, kronik hastalık varlığı, kırık öyküsü ve iki aydan uzun süre yatağa bağlı kalma ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Egzersiz yapma ile yaşam kalitesi düzeyi arasında tüm alanlarda istatistiksel olarak anlamlı derecede ve pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Osteoporozlu olgular taranarak düşük yaşam kalitesi açısından risk altındaki kişilerin tanımlanması, osteoporoz risk faktörleri ve korunma yöntemleri konusunda kişilerin bilgilendirilmesi ve yaşam tarzı değişikliklerinin desteklenmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Yaşam kalitesi, osteoporoz, risk faktörleri, ölçek

OsteoporozRisk faktörleriYaşam kalitesi+1
Yavuz Ergün
Adnan Menderes University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağrı Yakınması olan Hastalarda Yaşam Kalitesi, Başa Çıkma Tutumları ve Depresif Belirtilerin Ağrı Algısı ile İlişkisi

Amaç: Psikososyal etkenler ile kas-iskelet ağrısı arasında bir ilişki olduğu bilinmektedir. Buradan hareketle bu çalışmada ağrı yakınması olan hastaların yaşam kalitesi, depresif belirtileri ve başa çıkma tutumlarının ağrı algısı ile olan ilişkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Kas-iskelet ağrısı tarifleyen 99 hasta, sosyodemografik bilgi ve klinik görüşme formu, Görsel Analog Skala (GAS), Beck Depresyon Envanteri (BDE), Kısa Form- 36 Sağlık Taraması (SF?36) ve COPE (Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği) ile değerlendirildi. Bulgular: Hastaların algıladığı ağrı şiddetinin yaş, VKİ, radyolojik bulgularla zayıf bağıntısı olduğu tespit edildi. Fiziksel ve ruhsal yaşam kalitesinin sosyodemografik özelliklerle bir ilişkisi saptanmazken, yüksek ağrı algısı ile bel ve alt ekstremite ağrısının fiziksel yaşam kalitesini diğer ağrı bölgelerine göre daha çok etkilediği, radyolojik bulguların ise yaşam kalitesi için her hangi bir öngörü değeri taşımadığı sonucuna ulaşıldı. Ruhsal yaşam kalitesi düşük düzeyde olan hastaların ise, daha çok meslek memnuniyeti olmayan ve depresif belirtileri olan hastalar olduğu saptandı. Depresif belirtiler gösterenlerin eğitim durumu düşük, ruhsal ve fiziksel yaşam kalitesi kötü olan hastalar olduğu belirlendi Depresif belirti düzeyi ile, ekstremite ağrıları, baş ağrısı ve ağrı şiddeti arasında anlamlı ilişki saptandı. COPE alt ölçekleri ve sosyodemografik özellikler arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, erkek cinsiyeti ile etkin tutumlar olan etkin başa çıkma, plan yapma ve yararlı sosyal destek kullanımı arasında olumlu ilişki olduğu saptandı. Başa çıkma tutumlarının yaşam kalitesi ile ilişkisi incelendiğinde edilgin bir tutum olan diğer meşguliyetleri bastırmanın ruhsal yaşam kalitesi ile olumsuz ilişki gösterdiği sonucuna ulaşıldı. Depresif belirtiler ile edilgin tutumlar içinde değerlendirilen soruna odaklanma ve duygularını açığa vurma, davranışsal olarak boş verme ve madde kullanımı arasında anlamlı olumlu ilişki, etkin başa çıkma ile de zayıf olumsuz ilişkisi olduğu saptandı. Sonuç: Bu sonuçlar, sağaltım ve rehabilitasyon programlarının bilişsel bir yapı ile zenginleştirilerek edilgin başa çıkma tutumları ve depresif belirtilerin de sağaltım amaçlarına eklenmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, yaşam kalitesi, depresif belirtiler, başa çıkma tutumları

Didem Salt Peker
Adnan Menderes University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansif hastalarda ilaç uyumu ve hastanın yaşamına etkileri

ÖZETGİRİŞ VE AMAÇ: Hipertansiyon, kardiyovasküler hastalık riskini arttıran önemli bir hastalıktır. Hipertansiyon yönetiminde, tedaviye başlamak ve hastanın tedaviye uyumunu sağlamak önemlidir. Bu çalışmada hipertansiyon tanısı almış hastaların, tedaviye uyumu ile demografik özellikleri, damgalanma etkisi ve yaşam kalitesinin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.YÖNTEM: Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği ve Hipertansiyon polikliniklerinde 1 Temmuz 2006 ? 30 Temmuz 2007 tarihleri arasında hipertansiyon tanısı almış 200 hasta çalışmaya alındı. Demografik, tedavi uyumu ve damgalanma etkisi ile ilgili bilgiler ve WHOQOL-Bref (TR) yaşam kalitesi ölçeğini içeren anket formu yüz yüze görüşülerek dolduruldu. Her hastaya hipertansiyon ile ilgili bilgilendirme yapıldı ve iki aylık izlem sonunda tedavi uyumunu sorgulayan anket formu dolduruldu. Hastalar tedaviye uyumlu ve uyumsuz olarak gruplandırıldı. İstatistiksel değerlendirmede ki kare testi, fisher exact test, lineer regresyon ve tek yönlü varyans analizi kullanıldı.BULGULAR: Katılımcıların 156'sı (%78) tedaviye uyumlu, 44'ü (%22) ise uyumsuz gruptaydı. Tedaviye uyumsuzluk nedenleri olarak en sık hekim tarafından bilgilendirme eksikliği ve yakınma yokluğu bildirilmişti. Tedaviye uyumsuz olan hasta grubunda hastalığı nedeniyle suçlanma ve çevresinin kişiye yaklaşımının değiştiği düşüncesi daha yaygın idi. Tedaviye uyumlu olanların mental alan puanlarının daha yüksek olduğunu saptadıkSONUÇ: Hasta eğitiminin bir parçası olarak hekim tarafından yapılan bilgilendirme tedavi uyumunu olumlu yönde etkilemektedir. Birinci basamak yaklaşımının önemli bir parçası olan hasta merkezli yaklaşım sürecinde hasta hekim arasında kurulan güven ilişkisi tedavi uyumunun sağlanması ve sürdürülmesine büyük katkı sağlayacaktır.Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, tedavi, uyum, yaşam kalitesi

HipertansiyonTedaviUyum+1
Zübeyde Anadol
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adnan Menderes Üniversitesinde okuyan 1. ve 4. sınıf öğrencilerinin sağlıklı yaşam konusundaki tutum ve davranışları

Amaç: Bu çalışmanın amacı Adnan Menderes Üniversitesinde okuyan 1. ve 4. sınıf öğrencilerinin sağlıklı yaşam konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemektir. İlk ve son sınıflarda yapılmasının amacı ise üniversite öğrenim sürecinin, sağlıklı yaşam düşünce ve davranışlarına olumlu ya da olumsuz etkilerini saptamaktır.Yöntem: Bu çalışmanın evrenini 2006?2007 eğitim-öğretim yılında Adnan Menderes Üniversitesi fakülte ve yüksek okullarında öğrenim gören 1. ve 4. sınıf öğrencileri oluşturdu. Çalışmaya Tıp, Veteriner, İktisat, Ziraat, Eğitim, Fen-Edebiyat Fakülteleri ile Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu, Sağlık Yüksekokulu katıldı. Çalışmaya katılmayı kabul eden fakülte ve yüksek okulların 1. ve 4. sınıf öğrencilerinin toplam sayısı 2021 idi. Her okulun ilgili sınıflarına bir kez gidildi ve o gün sınıfta bulunan öğrencilere anket uygulandı. Bu şekilde toplam 1400 öğrenciye ulaşıldı. Öğrencilere toplam 44 sorudan oluşan ` Sağlıklı yaşamı değerlendirme anket formu' dağıtıldı. ?Gözlem altında anket uygulaması? tekniğiyle öğrencilerin soruları yanıtlamaları sağlandı. Öğrencilere anne eğitimi (5 puan), baba eğitimi (5 puan), annelerinin ev hanımı olup olmaması (2 puan), oturdukları evin kira olup olmaması (2 puan), ailelerinin gelir durumu (5 puan) soruldu. Öğrencilerin sosyoekonomik düzeyleri toplam 19 puan üzerinden belirlendi ve SED gruplaması, Düşük SED (5-8 puan arası), Alt orta SED (9?12 puan arası), Üst orta SED (13?16 puan arası) ve Yüksek SED (17?19 puan arası) şeklinde oluşturuldu. Öğrencilerin fiziksel etkiklik düzeylerini belirlemek için toplam 7 sorudan oluşan International Physical Activity Questionnaire (IPAQ) anket formu uygulandı. Öğrencilerin sorulara vermiş oldukları cevaplar değerlendirilerek IPAQ değerlendirme formunda belirtildiği üzere katsayılar ile çarpılarak öğrencinin egzersiz MET değerleri ayrı ayrı bulunmuş ve toplanmıştır.Öğrencilerin beslenme durumları beslenme grupları 6'ya bölünerek (et grubu, baklagiller, süt ve süt ürünleri, sebzeler, meyveler ve ekmek grubu) değerlendirilmiştir. Öğrencilere haftada 1 porsiyondan az, haftada 1?3 porsiyon, haftada 4?6 porsiyon, günde 1 porsiyon, her gün 2?3 porsiyon şeklinde ne sıklıkta tükettikleri sorgulanmıştır. Beslenme Ve Egzersiz Davranış Değişikliği Bilgi Düzeyleri ve evreleri ise Procheska ve Norcross (2001) tarafından belirtilen 4 adet soru ile belirlenilmeye çalışılmıştır.Bulgular: Çalışmamıza katılım %69,3 oranında olmuştur. Öğrencilerin yaşları ortalama 21,1±2,2 (17 ? 33 yaş arası) olup %54'ü kız, %46'sı ise erkektir ve %84,8'i çekirdek ailelerden gelmektedir. Öğrencilerimizin anne ve babalarının kültürel durumları incelendiğinde anne ve babaların çoğunlukla ilköğretim mezunu olduğu görülmektedir. Annelerin ¾'ünden fazlasının ev hanımı ve %12,1'inin ise ev dışında çalışmakta olduğu belirlenmiş olup, babaların ise çoğunluğu serbest çalışmakta (%31,6'ü) ya da sağlık çalışanı dışı memurdur (%31,1). Ailelerin sosyoekonomik düzeyleri (SED) göz önüne alındığında Adnan Menderes Üniversitesi 1. ve 4. sınıf öğrencilerinin genel olarak alt orta grup (%55,3) ailelerden geldikleri görülmektedir. Kendileri için harcadıkları parayı yeterli ve kesinlikle yeterli gören öğrencilerin sayısı 559 (%41,8) iken yetersiz ve kesinlikle yetersiz bulanların sayısı 709'dur (%53). Öğrencilerin alkol kullanma durumları incelendiğinde; 4. sınıf öğrencilerinin ve erkek öğrencilerin 1. sınıf ve kız öğrencilere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha çok alkol kullandıkları ve sosyoekonomik düzey yükseldikçe alkol kullanma alışkanlığının anlamlı ölçüde arttığı görülmektedir (p<0,001). Dördüncü sınıf öğrencileri ile erkek öğrencilerin anlamlı ölçüde daha çok sigara içtikleri, sosyoekonomik düzey yükseldikçe sigara kullanma eğiliminin anlamlı ölçüde arttığı ve parçalanmış aile çocuklarının daha çok sigara içme eğiliminde oldukları saptanmıştır (p<0,001). Erkek öğrenciler kız öğrencilerden anlamlı ölçüde daha çok uyarıcı madde kullanmakta (p<0,001). Kız öğrenciler erkeklere göre anlamlı düzeyde daha sık diş fırçalamakta (p<0,001) ve Dördüncü sınıf öğrencileri 1. sınıf öğrencilerine göre anlamlı ölçüde daha çok uyumaktadırlar (p=0,044). Öğrencilerin et ve süt ürünleri tüketimi SED düzeyi yükseldikçe anlamlı ölçüde artmaktadır (r=0,183 ; p<0,001ve * r=0,113 ; p<0,001). Erkekler, kız öğrencilere göre ve parçalanmış aile çocukları diğer aile tiplerine göre anlamlı ölçüde daha çok fiziksel etkinlik göstermektedirler (sırasıyla p<0,001 ve p=0,048). Öğrencilerin egzersiz ile ilgili davranış değişikliği düzeyleri düzeyleri ise kız öğrencilerin eylem aşamasında diğer cinse göre anlamlı ölçüde daha yüksek oranda bulundukları göstermektedir (p<0,001). Erkek öğrencilerin anlamlı bir şekilde yüksek olarak kızlara göre beslenme düzeylerinde bir değişiklik düşünmediklerini belirlenmiştir (p<0,001).Sonuç: Çalışmamız, genelde alt orta SED grubundan gelen üniversitenin değişik fakülte ve yüksek okullarının 1. ve 4. sınıflarında öğretimlerini sürdüren, kendileri için harcadıkları paranın yeterli olmadığını ve kesinlikle yetersiz olduğunu belirten öğrenciler üzerine uygulanmıştır. Sosyoekonomik düzey düşüklüğü özellikle hayvansal protein alımını azaltmakta ve düşük SED grubu öğrencilerin bu besin maddelerini tüketebilmeleri zorlaşmaktadır. Öğrencilerimizin %25,35'i yeterli aktif değildir. Fiziksel etkinlik açısından ise cinsiyet ve aile tipinin etkili olduğu görülmektedir. Genel olarak kız öğrenciler sağlık durumlarını daha yüksek oranda iyi olarak tanımlamakta ve ağız sağlığına daha fazla önem vermektedirler. Erkek öğrenciler sağlık riski davranışları, sigara ve alkol tüketimi gibi, kız öğrencilere göre daha fazla yapmaktaydılar. Erkeklerin daha fazla oranda fiziksel etkinliklere katıldıkları ve beslenme ile ilgili davranış değişikliği düşünmedikleri görülmekteydi.

Besleyici maddelerDavranış değişiklikleriFiziksel aktivite+1
Funda Soner Göksoy
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Doğumevi'ne aile planlaması için başvuran kişilerin kontraseptif yöntem tercihleri ve etkileyen faktörler

Giriş ve Amaç: Bu araştırmada, 2002-2006 yılları arasında Aydın Doğumevi'ne aile planlaması (AP) için başvuran kişilerin kontraseptif yöntem tercihleri, tercihlerini etkileyen faktörler ve verilen aile planlaması hizmetlerinin değerlendirilmesi, kontraseptif yöntemlerin tercihi ile sosyodemografik değişkenler arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır.Yöntem: Çalışmamız, Aydın Zübeyde Hanım Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi (Aydın Doğumevi) Aile Planlaması Polikliniği'ne 01.01.2002 ile 31.12.2006 tarihleri arasında Aile Planlaması konusunda eğitim ve danışmanlık hizmeti almak için başvuran kişilerin kayıtları taranarak yapılmıştır. Bu dönemde yapılan toplam 17353 başvurunun tümü incelenmiştir. İzlem danışmanlığı alanlar tüm başvuru sayısından çıkarılarak, yeni bir kontraseptif yöntem seçimi için ve/veya ilk kez başvuranların sayısı bulunmuştur. Veriler SPSS 11.0 ile değerlendirilmiş ve analizde student t testi, çok gözlü düzenlerde ki-kare testi ile korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir.Bulgular: Merkeze başvuran 17353 kişinin sadece 184'ü (%1,1) erkekti. Bunların %87,5'i kondom kullanıyordu. Üç kişi vazektomi özel danışmanlığı, gerisi kondoma özel danışmanlık ve izlem danışmanlığı almıştı. Kadınların %90,2'si son üç ayda herhangi bir yöntem kullanmasına karşın, ancak %74,2'i etkili bir yöntem kullanmaktaydı. Bunlar arasında en sık kullanılan kondomdu (%41,1). Kadınların % 58'i izlem danışmanlığı almıştı. Yeni bir yöntem seçimi için başvuran %42'lik kesim en çok %11,9'la RİA ve %11,3'le kondom danışmanlığını tercih etmişti. Gebeliği olan kadınların son gebeliklerinin %82,8'i canlı ve %15,6'sı küretajla sonlanmıştı.Merkeze ilk defa başvuranların sayısı ise 7207 idi. Bunların toplam gebelik sayısı ortalaması 2,76±1,9; canlı doğum ortalaması 2,07±1,3; ölü doğum sayısı ortalaması 0,29±0,7; küretaj sayısı ortalaması 0,40±0,9 idi. Yüzde 24,3'ü kırsal kesimden başvurmaktaydı. %56,3'ü ilkokul, %17,4'ü lise, %8,6'si yüksek okul mezunu iken %8,2'i okur-yazar değildi. Hiç gebeliği olmayanların oranı %5,2 (377 kişi) iken; %21,4'ünün bir; %28,1'nin iki; %18,6'sının üç; %11,2'sinin dört gebeliği mevcuttu ve en fazla olarak onbeş gebeliği olan iki kişi vardı. Hiç doğum yapmayanların oranı %5,9 (427 kişi) idi. Kadınların son üç ayda kullandığı yöntem oranları sıklık sırasına göre geri çekme %37,4; RİA %18,2; kondom %13,9; hap %5 ve enjeksiyon yöntemleri %0,3 (23 kişi) iken %23,3'ü herhangi bir yöntem kullanmamaktaydı. Son gebeliklerin %70 normal vajinal doğum, %17,2 küretaj, %5 sezaryen ve %1,5 düşük ile sonuçlanırken, kadınların %31,7'si son gebelik aralığının ilk altı ayında başvurmuştur.Sonuç: Çalışmamızdaki kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe etkili AP yöntem kullanımı ve devamlılığı artarken, hormonal yöntem tercihi azalmakta idi. Son gebeliği normal vajinal doğumla sonuçlanan kadınlarda etkili AP yöntem kullanımı ve AP hizmetlerinden yararlanma oranları az; hormonal yöntem tercihleri ise son gebeliği diğer şekillerde (sezaryen, düşük, küretaj gibi) sonuçlananlara göre artmıştır. Aydın merkez dışından başvuranlarda, etkili AP yöntem kullanımı, yöntem kulanım devamlılığı ve hormonal yöntem tercihleri daha az olarak bulunmuştur. Çalışmamızda, son iki yılda başvuran kadınlarda etkili AP yöntem kullanımı ve AP hizmetlerinden yararlanma oranı ile hormonal yöntem kullanımı artmıştır. Gebelik sayısı fazla olanlarda etkili AP yöntem kullanımı ve AP hizmetlerinden yararlanma oranı az iken, hormonal yöntem tercihi artmaktaydı.Anahtar Kelimeler: Aile planlaması, kontrasepsiyon, yöntem, sosyodemografi, eğitim, kadın

Aile planlamasıEğitim
Mehmet Halim Arviş
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın doğumevinde doğum yapmış olan kadınların doğum öncesi bakımları ve gebelikleri süresindeki tutum ve davranışlarının incelenmesi

Giriş ve Amaç: Doğum öncesi bakım (DÖB), anne ve fetusun tüm gebelik boyunca düzenli aralıklarla, gerekli muayene ve önerilerde bulunarak, eğitimli bir sağlık çalışanı tarafından izlenmesidir Gebeliğin hem anne hem de bebek için sağlıklı devam etmesi, gebeliğin başlangıcından sonuna kadar tıbbi kontrolleri gerektirir. Araştırmanın amacı Aydın Doğumevi'nde doğum yapmış kadınların doğum öncesi bakımlarını, doğum öncesi bakım alma üzerine etkili faktörleri ve gebelik sürecindeki tutum ve davranışlarını incelenmektir.Yöntem: Araştırmaya Aydın Doğum Evinde 2007 yılı Mart ve Temmuz ayları arasında doğum yapan, çalışmaya katılmaya gönüllü ardışık 150 kadın dahil edildi. Katılımcılara çalışma açıklandıktan ve sözlü onamları alındıktan sonra yüz yüze görüşme yöntemi ile anket formu uygulandı. Anket formu katılımcıların sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini, DÖB alma durumunu ve DÖB ile ilgili bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemeye yönelik toplam 67 sorudan oluşuyordu. İstatistiksel değerlendirmede tanımlayıcı istatistikler, ki kare testi ve Pearson korelasyon testi kullanıldı. p<0,05 değerleri anlamlı kabul edildi.Bulgular: Yaş ortalaması 22,6±2,9 olan katılımcıların %61,3'ü ilköğretim mezunu idi, % 58'i ev hanımıydı ve %99'unun sosyal güvencesi bulunmaktaydı. Önceki gebelikte en sık karşılaşılan sağlık sorunu olarak kanama (%14), en son gebeliklerinde en sık karşılaşılan sağlık sorunu olarak %12,7 oranıyla idrar yolu enfeksiyonu bildirilmişti. Kadınların %4,7'si gebeyken sigara kullandığını belirtti. Katılımcılarımızın bir önceki gebeliklerinde en az bir kez DÖB alma oranı %72,1 iken, son gebeliklerinde bu oran %96 olarak saptanmıştır, ancak bu artış anlamlı değildir (p= 0,484). DÖB almayanların %83,3'ü DÖB almama gerekçesi olarak maddi olanaksızlığı göstermiştir. Kadınların %84,7'si DÖB hizmetini birinci basamak sağlık kuruluşlarından ve %81,2'si doktordan almıştı. Katılımcıların %21,3'ünün son doğumlarını sezaryen doğum şeklinde yaptığı, üniversite mezunlarının ve yeşil kart dışı sosyal güvencesi olanların sezaryen olma oranlarının anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır (p=0,001). Yeşil kartlılarda DÖB alma ve yeterli DÖB alma oranları diğer sosyal güvence sahiplerine kıyasla daha düşüktü ancak bu düşüklük anlamlı değildi (sırasıyla p= 0,772 ve p=0,069). Lise ve üstü eğitimlilerde yeterli DÖB alma oranı ilkokul ve altı eğitimlilerden anlamlı olarak daha yüksekti (p= 0,042). Ev hanımlarının yeterli DÖB alma oranları diğer meslek gruplarındaki kadınlara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşüktü (p=0,001). Yaş, yaşayan çocuk sayısı, gebelik sayısı ve düşük sayısı ile yeterli DÖB alma arasında korelasyon saptanmazken; küretaj ve ölen çocuk sayısı ile yeterli DÖB alma arasında zayıf negatif korelasyon vardı (sırasıyla r= -0,173, p=0,034 ve r= -0186, p=0,023).Sonuç: Aydın merkezde doğum öncesi bakım hizmetlerinin beklenen düzeyde olduğu sonucuna varılmakla birlikte, eğitim ve sosyokültürel düzeyi düşük, sosyal güvencesi olmayan kadınlara da ?yeterli? ve ?nitelikli? DÖB hizmetlerini ulaştırabilmek hedeflenmeli ve buna yönelik planlamalar yapılmalıdır.Anahtar Kelimeler Doğum öncesi bakım, gebe, kadın sağlığı, hizmet

Ceyda Elveren
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın doğum evi aile planlaması polikliniğine başvuran kişilerin aile planlaması hakkındabilgi, tutum ve davranışlarının ve aile planlaması danışmanlık hizmetlerinin değerlendirilmesi

ÖZETGİRİŞ VE AMAÇ: Aile Planlaması, Temel Sağlık Hizmetleri içerisinde önemli bir yere sahiptir. Gebeliği önleyici yöntemlerin yeterli düzeyde kullanılmaması durumunda, sağlık ve sosyal alanlarda pek çok sorun yaşanmaktadır. Bu çalışmada kişilerin Aile Planlamasına ilişkin bakış açılarını değerlendirmek, kadınların koruyucu yöntem tercihleri ve bunu etkileyen faktörleri tespit etmek ve verilen danışmanlık hizmetleri ile eğitimin etkinliğini belirlemek amaçlanmıştır.YÖNTEM: Aydın Doğum Evi Aile Planlaması Polikliniği'ne 1 Eylül 2007-30 Kasım 2007 tarihleri arasında kontraseptif yöntem malzemeleri ve danışmanlık hizmeti almak için başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden ardışık 141 kişiye, çalışmacı tarafından Aile Planlaması yöntemleri ile ilgili bilgilendirme ve danışmanlık hizmeti yapıldı. Danışmanlık hizmeti öncesi 39 ve sonrasında 9 açık ve kapalı uçlu soru içeren anket formu, yine çalışmacı tarafından yüz yüze görüşülerek uygulandı. İstatistiksel değerlendirmede student t , ki kare t, McNemar, fisher exact test ve korelasyon analizi kullanıldı.BULGULAR: Katılımcıların 112'si (%79,4) herhangi bir yöntemle korunmakta iken, 29'unun (%20,6) herhangi bir yöntem kullanmadığı saptandı. Katılımcılardan 81'i (%57,4) modern yöntem kullanırken, 60'ı (%42,6) geleneksel yöntemler kullanmakta idi. En sık kullanılan yöntemler RİA, geri çekme ve prezervatif olarak bulundu. Katılımcıların danışmanlık hizmeti sonrasında aldıkları bilgi puanların yükseldiği görüldü.SONUÇ: Kontraseptif yöntemlerin yaygın ve doğru bir şekilde kullanılmasını sağlayacak en önemli faktör, bu konuda yetkili, eğitimli sağlık personeli tarafından verilen danışmanlık hizmetleridir. Aile Planlaması danışmanlık hizmetleri, başvuran kişinin yöntemler konusunda bilgilenmesine, başvuranın kendisini daha güvenli hissetmesine, önerileri doğru bir biçimde uygulamasına ve sağlık hizmetlerini uygun olarak kullanmasına büyük katkılar sağlayacaktır.Anahtar kelimeler: Aile Planlaması, yöntem kullanımı, danışmanlık

Özlem Kalak
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hasta beklentileri ve bu beklentiler açısından hasta- hekim görüşmesinin sonuçları

Amaç: Hastayla görüşme Birinci Basamakta Aile Hekimliği uygulamasının temelini oluşturur. Hasta merkezli klinik yaklaşımın bileşenlerinden olan hasta beklentilerinin ve önceliklerinin tanınması ve karşılanması, hastayla görüşmenin yapılandırılmasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada Aydın il merkezindeki Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran hastaların beklentilerini, bu beklentiler açısından hasta-hekim görüşmesinin sonuçlarını ve hekimlerin hasta beklentilerini karşılama konusundaki farkındalıklarını belirlemeyi amaçladık.Yöntem: Bu araştırmada, Kasım 2007 ? Haziran 2008 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaşın üzerindeki, anket formlarını kendi başına doldurabilecek durumda olan 200 gönüllü hasta çalışmaya alındı. Çalışmada hasta beklentilerini içeren, görüşme öncesi ve sonrası hastaların ve görüşme sonrası hekimlerin doldurması için hazırlanmış üç anket formu kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya katılan 200 hastanın 49'u (%24,5) erkek, 151'i (%75,5) kadındı. Katılımcıların yaş ortalaması 44,8 (SD:13,8) yıl ve yaş aralığı 18 ? 83 yaş idi. Görüşmeden önce hastaların ifade ettikleri görüşmeyle ilgili beklentiler için yapılan faktör analizi, dört faktör (bileşen) ortaya koydu: `Medikal konular ve bilgilenme' beklentileri (Cronbach's alfa değeri 0,85), `ilişki ve katılım' beklentileri (Cronbach's alfa değeri 0,81), `iletişim' beklentileri (Cronbach's alfa değeri 0,79) ve `ortaklık ? karşılıklı anlayış oluşturma' beklentileri (Cronbach's alfa değeri 0,73). Bu faktörler varyansın %57,8'ini açıklamaktaydı.Medikal konular ve bilgilenme konularında beklentisi yüksek olan hasta grupları daha büyük olasılıkla o günkü yakınmalarını daha hafif bulanlar, son bir yıl içindeki sağlık durumlarını orta düzeyde değerlendirenler ve polikliniğimizden düzenli olarak hizmet alanlardı. İlişki ve katılım isteği yüksek olanlar da benzer şekilde daha büyük olasılıkla o günkü yakınmalarını daha hafif bulanlar, son bir yıl içindeki sağlık durumlarını orta düzeyde değerlendirenler ve polikliniğimizden daha sık hizmet alan hasta gruplarıydı. Daha iyi iletişim konusunda yüksek beklentisi olan hasta grupları o günkü yakınmalarını daha hafif bulanlar, o gün akut bir nedenle başvuranlar, son bir yıl içindeki sağlık durumlarını orta düzeyde değerlendirenler ve ortaokul ve daha alt düzeyde eğitimi olanlardı. Son olarak, cinsiyet, yaş ve medeni durum gibi kişi özellikleriyle kendini nasıl hissettiği gibi alanlar hasta merkezli yaklaşımın herhangi bir bileşeni ile ilişkili görünmüyordu.İletişim beklentileri bakımından karşılanmış hasta beklentileriyle hasta beklentileri ve hekimlerin beklentileri karşılamaları arasında iyi düzeyde anlamlı bir uyum vardı. Medikal konular ve bilgilenme beklentileri bakımından karşılanmış hasta beklentileriyle hasta beklentileri ve hekimlerin beklentileri karşılamaları arasında orta düzeyde anlamlı bir uyum vardı. Ortaklık ve karşılıklı anlayış oluşturma beklentileri bakımından karşılanmış hasta beklentileriyle hasta beklentileri arasında iyi düzeyde anlamlı bir uyum vardı. İlişki ve katılım beklentileri bakımından hasta beklentileri, karşılanmış hasta beklentileri ve hekimlerin beklentileri karşılamaları arasında zayıf düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı bir uyum saptandı.Sonuç: Aile Hekimliği polikliniğinden hizmet alan hastalar bilgilenme, ilişki ve katılım, iletişim ve ortaklık-karşılıklı anlayış oluşturma beklentileriyle ağırlıklı olarak hasta merkezli bir yaklaşım istemektedirler. Eğitim gören uzmanlık öğrencilerinin hasta merkezli davranış geliştirmiş olması, anabilim dalı eğitim programımızın hasta merkezli klinik yöntemin öğrenilmesini sağlaması açısından başarılı olduğunu göstermektedir.Anahtar kelimeler: Hasta beklentileri, hasta görüşmesi, sonuçlar, doktor algısı

Ayfer Oklay Bozkaya
Adnan Menderes University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deri kanseri risk faktörleri ve riskli davranışların sıklığının belirlenmesi: Aydın il taraması

AmaçDeri kanseri önlenebilir bir kanser türü olmasına rağmen dünyada sıklığı gittikçe artmaktadır. Başlıca risk faktörü güneşe maruziyettir. Bu çalışmada güneşe maruziyetin yoğun olduğu Aydın ilinde deri kanseri risk faktörlerini, riskli davranış ve korunma davranışlarını incelemeyi amaçladık.YöntemÇalışmamız kesitsel tanımlayıcı bir araştırmadır. Aydın'ın kentsel ve kırsal alanlarından rastgele yöntemle seçilen 800 erişkin, 205 çocuk ve genç çalışmaya dâhil edilmiştir. Erişkin ve çocuklar için hazırlanan anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle doldurulmuştur. Demografi, risk faktörleri, riskli davranışlar ve korunma davranışlarıyla ilgili tanımlayıcı ve analitik istatistiksel yöntemler kullanılmıştır.BulgularToplam katılımcı sayısı 1005 kişiydi. Sekiz yüz erişkinin 163'ü (%20,4) herhangi bir risk faktörü taşımıyorken 205 çocuğun hepsinin en az 1 risk faktörü vardı. En sık rastlanan risk faktörü erişkinlerde de çocuklarda da bronzlaşamama idi. Güneş yanığı öyküsü olan erişkinlerde herhangi bir deri hastalığı geçirme sıklığı daha fazlaydı. Çocukların çoğunluğu son 3 yıl içinde ciddi veya hafif güneş yanığı geçirmişti. Üç erişkinin sadece biri gölgede bulunmaya dikkat ederken daha da azı güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarıda bulunmamaya, koruyucu giysilerle, şapka ve güneş gözlüğü ile korunmaya dikkat ediyordu. Şapka kullanımı çocuklar arasında daha yaygındı. Ancak geniş kenarlı şapka kullanımı erişkinlerde de çocuklarda da çok azdı. Herhangi bir risk faktörü taşıyan erişkinler daha iyi korunma davranışı sergilemiyordu. Benzer olarak düşük ve yüksek risk grubunda olan çocuklar arasında da korunma davranışları açısından bir fark yoktu. TV-radyo erişkinler arasında, anne-baba ise çocuklar arasında en sık bildirilen bilgi kaynağı idi.SonuçGüneşe maruziyetin yoğun olduğu Aydın'da risk faktörü taşıyan erişkinler ve çocuklar yeterli korunma davranışı sergilememektedir. Bölgemizde, deri kanserinden korunma programlarının geliştirilmesine ve bu programların aile hekimliği uygulama alanlarında uygulamaya konmasına ihtiyaç vardır.Anahtar sözcükler: deri kanseri, korunma, risk faktörleri, riskli davranışlar, güneşe maruziyet, UVR

AydınDeri hastalıklarıDeri neoplazmları+4
Ahmet İşcibaşı
Adnan Menderes University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uzmanlık eğitimi programlarıyla ilgili gelişmelerin aile hekimliği asistanlarının kendi eğitimlerine bakışları ve gelecekle ilgili beklentileri üzerine etkisi

Aile hekimliği uzmanlık eğitimi alan asistanlar, aynı zamanda bu eğitimin bir parçasıdır. Dolayısıyla eğitimleri konusunda duygu ve düşüncelerini öğrenmek uzmanlık eğitimini yönlendirmede bizim için bir kılavuz görevi yapacaktır. Ayrıca ülkemizde, son yıllarda aile hekimliği uzmanları ve asistanları ilgilendiren hızlı değişimler söz konusudur. Bu değişimlerle birlikte, asistanlarımızın beklentilerinin de değişeceği açıktır. Çalışmayı planlamaktaki birincil amacımız, asistanlarımızın uzmanlık eğitimleri ve aile hekimliği uygulaması konusundaki düşüncelerini öğrenmekti. Ayrıca, bu konulardaki düşünceleri ve beklentilerini belirleyerek uzmanlık eğitim programına ışık tutmak bir diğer amacımızdı. Yöntem Çalışmamız, tanımlayıcı, kesitsel bir anket çalışmasıdır. Evrenimizi, ülkemizde halen uzmanlık eğitimi alan tüm aile hekimliği asistanları olarak belirledik. Anket formu, katılımcılara `Surveey Online Anket Sistemi? kullanılarak iletilmiştir. Anket doldurma için belirlenen zaman aralığı, 15/07/2012-15/09/2012 tarihleri idi. Bu süre zarfında anketimizi yanıtlayan tüm aile hekimliği asistanları çalışmamıza dahil edildi. Verilerin analizi için SPSS 17 paket programı kullanıldı.Bulgular Çalışmamıza toplam 99 aile hekimliği asistanı katılmıştır. Asistanların büyük çoğunluğu aile hekimliği asistanlığını sosyal sebepler nedeniyle tercih etmişlerdi. Aile hekimliği uzmanlık eğitimini 51 asistan yeterli bulurken, 41 asistan yeterli bulmadığını belirtmiştir. Birinci yıl asistanlarının 26?sı, ikinci yıl asistanlarının 17?si ve üçüncü yıl asistanlarının 32?si aile hekimliği uzmanlık eğitiminin süresinin yeterli olduğunu düşünmektedirler. Kurumu üniversite olan 34 asistan, eğitim ve araştırma hastanesi olan 14 asistan rotasyon süresini yeterli bulmuşlardır. Asistanların 39?u ülkemizdeki aile hekimliği uzmanlığının geleceğinden `umutlu?, 47?si ise `umutsuz? olduklarını belirtmişlerdir. Ülkemizdeki mevcut aile hekimliği uygulamasının geleceğinden ise 35 asistan umutlu ve 48 asistan umutsuz idi. Asistanların 84?ünün ?yarı zamanlı uzaktan uzmanlık eğitimi? modeli hakkında bilgisi bulunurken, altı asistan konu hakkında bilgisinin olmadığını belirtmiştir. ?Yarı zamanlı uzaktan uzmanlık eğitimi? modelinin olumsuz olduğunu düşünen 59 asistan, böyle bir olasılığın varlığından olumsuz yönde etkilendiğini bildirirken, 10 asistan bunun kendisini etkilemediğini belirtmiştir. Asistanların 56?sı aile hekimliğinde yan dal uzmanlık eğitimi olması gerektiğini belirtmiştir. Bunlardan 37 asistan ise yan dal branşı olarak geriatriyi önermişlerdir Sonuç Asistanlarımız uzmanlık eğitimi boyunca yeterli eğitim almadıkları, saha eğitiminin uygulanması gerektiği kanısındaydı. Aile hekimliği uzmanlığının geleceği ve şu andaki sağlık sistemi modelinin durumu hakkında karamsar düşüncedeydiler. Yaklaşık üçte birinin uzmanlık eğitimini bırakmayı düşünmesi bu sonucu desteklemektedir. Anahtar Sözcükler: Aile hekimliği, uzmanlık eğitimi, anket, kesitsel çalışma

Aile hekimliğiAnketlerTıp eğitimi+1
Özlem Sancaktar
Adnan Menderes University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bireye yönelik bakımın koordinasyonu ve sistem uzmanlarına başvuran hastaların sağlık hizmeti kullanma özellikleri

Giriş ve amaç Hastaların sağlık hizmetlerini kullanım özellikleri bakımın koordinasyonunun sağlanmasında önemli bir etkendir. Çalışmamızın genel amacı üniversite hastanesindeki sağlık hizmetlerinin kullanımını ve aile hekimine başvurmaksızın üniversite hastanelerindeki uzmanlara yapılan başvuruları değerlendirmektir. Ayrıca kapı tutuculuğun olmadığı sağlık sistemimizde 3. basamak sağlık kuruluşuna başvuran hastaların sağlık sistemlerine ilk giriş noktalarını ( aile hekimleri, ayaktan bakım hizmeti veren uzmanlar, ikinci basamak hastaneler ve 3. basamak ) belirlemeyi amaçladık. Son olarak da hastaneye başvuranların sosyodemografik özelliklerini değerlendirdik. Gereç ve yöntem Kesitsel tanımlayıcı bir araştırma olarak düzenlenen bu çalışmada sağlık hizmeti kullanımına ilişkin veriler Adnan Menderes Üniversitesi hastanesine 2013 yılı mayıs-haziran aylarında başvuran, yaşları 18-95 arasında olan, 318'i çocuk hastaların ebeveynleri olmak üzere toplam 1573 kişiye yüz yüze anket uygulanarak elde edildi. Asıl olarak katılımcıların şimdiki rahatsızlıkları nedeniyle sağlık sistemine ilk başvuru noktaları ve hastanedeki işlemleri bitince bilgi vermek amaçlı aile hekimine başvurma durumları sorgulandı. İstatistiksel değerlendirmelerde tanımlayıcı istatistikler, tekli (univariate) analizler ve çoklu (multivariate ) regresyon analizleri yapıldı. Bulgular 1573 katılımcının %62'si kadındı ve katılımcıların %82,6'sı aile hekimlerini tanıyorlardı. Katılımcıların %79,5 i son 1 yılda en az bir kez aile hekimine başvurmuştu. Katılımcıların yarısı yeni bir klinik durum ve yakınma nedeniyle, üçte biri daha önceki bir başvurularıyla ilgili izlem görüşmesi için başvurmuştu. Katılımcıların %17,7'si şimdiki rahatsızlıkları nedeniyle daha önce hiçbir hekime başvurmadan direk üniversite hastanesine başvurmuştu, % 59,5'i şimdiki rahatsızlığı için aile hekimine başvurmadan hastane uzmanına başvurmuştu. Katılımcıların %24,5'i hastanedeki işlemleri bittikten sonra bilgi vermek amacıyla aile hekimine gideceğini ifade etti. Son bir yıl içinde herhangi bir nedenle aile hekimine gitmiş olanlar, şimdiki rahatsızlığı nedeniyle daha önce aile hekimine başvurmuş olanlar ve sağlıklarıyla ilgili kararlar verirken aile hekimlerine danışanlar hastanedeki işlemleri bitince bilgi vermek amacıyla aile hekimine yeniden gitmeyi daha çok istemektedirler. Sonuç Kırsal bölgede yaşayan, 12 yıldan daha az eğitimli olan, hastanede dahili dallara başvuran, aile hekimini tanıyan, son bir yıl içinde aile hekimine gitmiş olan ve sağlıklarıyla ilgili kararlarda daha çok aile hekimine danışanlar hastane öncesi ve sonrasında aile hekimlerine daha sık başvurmaktadırlar. Bakımın koordinasyonu açısından aile hekimine kayıtlı nüfusun aile hekimleriyle iyi ilişkiler kurmuş olması önemli gözükmektedir. Anahtar kelimeler: Üçüncü basamak, kullanım, sağlık hizmetlerine erişim, koordinasyon

Aile hekimliğiDoktorlarHasta bakımı+6
Nazım Uzunca
Adnan Menderes University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Evde bakım hizmeti alan kişilerde sık karşılaşılan tıbbi ve sosyal sorunlar

Giriş ve amaç: Artan yaşlı ve engelli nüfusun sağlık ve bakım ihtiyaçlarını karşılamak için evde bakım hizmetlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Biz bu çalışma ile Aydın ilinde evde sağlık ve bakım hizmeti alanların; genel profilini, mevcut durumlarıyla ilgili yaşadıkları, hizmet sunumu sırasında karşılaştıkları, tıbbi ve sosyal sorunları, günlük yaşamlarındaki bağımlılık düzeylerini ve bakım verenlerin yaşadıkları sorunları ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Kesitsel tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada, Aydın ilindeki evde sağlık hizmetleri koordinasyon merkezine kayıtlı kişilere (s=718), 2013 yılı haziran-aralık ayları arasında ulaşılarak, sözel onamlar alındıktan sonra, yüz yüze görüşerek anket ve günlük yaşam aktiviteleri ölçekleri uygulanmıştır. Evde sağlık ve bakım hizmeti alan ve bakım veren kişilere, demografik bilgileri, tıbbi ve sosyal durumları, yaşadıkları tıbbi ve sosyal sorunlar sorulmuştur. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: ESH alan ve çalışmaya katılan 451 kişiden 303'ü (%67,2) kadındı ve yaş ortalaması 70,5 yıldı. Yaş dağılımında çoğunluğu ileri yaş grubu oluşturmaktaydı (75-84 yaş s:154, %34,1 ve ≥85 s:115, %25,5). Yatağa bağımlılar 192 kişi (%42,6) olarak saptanmış olup, kadınlarda yatağa bağımlılık oranı daha yüksekti. İlk 3 sırada yer alan tanılar sıklık sırasına göre hipertansiyon (s:219, %48,6), serebrovasküler hastalık (SVO) (s:115, %25,5), diabetes mellitustu (DM) (s:95, %21,1) ESH alanların yarıya yakını yardımcı cihaz kullandıklarını belirtmişlerdi (s=179, %39,7). Günlük yaşam aktivitelerinde bağımlılık durumları değerlendirildiğinde önemli bir kısmının hem temel hem de aletli günlük yaşam aktivitelerinde bağımlı olduğu görülmüştür. Yaş ilerledikçe bağımlılık düzeyi de artmıştır. Hizmet kapsamında en çok muayene yapıldığı (s=414; %91,8) ve sevk oranın %9,3 olduğu görülmüştür. Günlük sosyal aktivite olarak en çok televizyon (TV) izlendiği (ortalama=3,24±1,99 saat) belirtilmiştir. Sosyal sorunlar değerlendirildiğinde ise hastaların, yaklaşık üçte ikisinin kendilerini hayattan kopmuş (izolasyon) hissettiklerini bildirdikleri görülmüştür. Evde bakım verenlerin 402'sinin (%89,1) kadın olduğu saptanmış olup, yaş ortalaması 52,6 yıl olarak bulunmuştur. Önemli bir kısmı anksiyete (s:93; %20,7) ile ilgili bir tanı almış olduğunu bildirmiştir. Sonuç: Evde sağlık hizmetlerinin (ESH) önemi giderek artmaktadır. ESH sunumunun kamusal düzeyde (devlet desteğiyle) verilmeye başlaması önemli bir adım olmuştur. Sağlık desteğinin yanında, sosyal ve toplumsal destekleri de içerecek biçimde kapsamlı bir evde bakım hizmeti modeli, gereksinimlere daha iyi yanıt verebilecektir. Anahtar kelimeler: Evde bakım, evde sağlık, tıbbi, sosyal, Katz, Lawton, günlük yaşam aktiviteleri

Evde bakım hizmetleriGünlük yaşamHasta bakımı+4
Mehmet Aydın
Adnan Menderes University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde meme kanseri tanısı almış hastaların tanımlayıcı özellikleri ve tanı süreci

GİRİŞ Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi'nde meme kanseri tanısı alan hastaların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesi ve hastaların tarama programlarına dahil olmama nedenlerini, tanı ve tedavi gecikmelerinin olası nedenlerini ve tanısal süreçte hastaların karşılaştıkları sorunları ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. MATERYEL METOD Çalışmamız tanımlayıcı, kesitsel bir araştırma olarak tasarlandı. Çalışmanın evreni Adnan Menderes Üniversitesi Patoloji Anabilim Dalı'nda, 01 Ocak 2010-30 Haziran 2013 tarihleri arasında meme biyopsisi sonucunda meme kanseri tanısı alan hastalardan oluşturuldu. Bu tarihler arasında tanı alan 503 hastadan 282 hastaya ulaşıldı. Hastalardan randevu alındıktan sonra yüzyüze görüşülerek, araştırmacılar tarafından oluşturulmuş olan; hastaların demografik verilerini, tarama davranışlarını ve tanısal süreci sorgulayan anket formu dolduruldu ve onam formu imzalatıldı. Veriler SPSS 17.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. BULGULAR Çalışmadaki hastaların yaş ortalamaları 53,6 ±10,7 idi (28-78). Hastaların %18,4'ünün birinci derece yakınlarında meme kanseri vardı. Hastaların tanı öncesindeki dönemlerde tarama davranışları incelendiğinde %59,2'sinin (s=167) kendi kendine meme muayenesi yaptığı, %56,4'ünün (s=159) klinik meme muayenesi yaptırdığı saptandı. Hastaların %31,6'sı (s=89) tarama amaçlı mamografi çektirmişti. Hastaların yalnız %7,5'i doktor önerisi ile tarama yaptırmıştı. Tanı öncesinde herhangi bir şikayeti olmayan 56 kişi (%19,9) vardı. Şikayeti olanlar arasında memede kitle %65,4 ile ilk sıradaydı. Hastalar tanı için ortalama 2,1 kere doktora başvuruyorlardı. Hastaların %62,4'ü ilk olarak devlet hastanesine ve %70,2'si genel cerrahi uzmanına başvuruyorlardı. Hastaların %58,5'i erken evrede tanı almışlardı. Ev hanımları diğer meslek gruplarına göre anlamlı olarak daha ileri evrede tanı alıyorlardı. Birinci derece akrabada meme kanseri olması, tarama yaptırma, normal kiloda olmak, kentsel bölgede yaşamak erken evrede tanı alma şansını arttırmaktaydı. Çalışmamızda hastaya bağlı gecikme süresi ortalama 8,05 hafta, sisteme bağlı gecikme süresi ise 3,53 hafta olarak saptandı. Hastaların yaşı arttıkça tanı alma süreleri kısalıyordu. Kırsal bölgede oturmak, düşük gelire sahip olmak, daha az eğitimli olmak, daha çok doktora başvurmak, ilk olarak KETEM'e başvurmak, ilk olarak kadın doğum uzmanına başvurmak tanı sürecini uzatıyordu. Aile hekimleriyle tanı sürecinde iletişim kuranların hastaya bağlı gecikme süresi, sisteme bağlı gecikme süresi anlamlı olarak daha kısaydı. Hastaların % 25,2'i tedavilerinin yanında alternatif tedavi yöntemlerini de kullanmışlardı. En sık olarak beslenmeyi destekleyici bitkisel ilaç ve ısırgan otu kullanımı saptandı. Tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullananların tanı sürecinde hastaya bağlı gecikme süresinin uzun olduğu saptandı. SONUÇ Çalışmamıza göre bölgemizde ortalama tanı süresi Türkiye ortalamasının altındadır. Özellikle sisteme bağlı gecikme süresi belirgin olarak kısa saptanmıştır. Buna rağmen tanı süresi halen gelişmiş ülkeler düzeyinde değildir. Çalışmamızda aile hekimleri ile iletişim düşük oranda saptanmıştır. Birinci basmağın güçlenmesinin tanı sürecinde hasta kaynaklı gecikmeyi azaltacağı düşünülmektedir.

KadınlarKanser hastalarıMeme neoplazmları+3
Bayram Ali Üner
Adnan Menderes University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon yönetiminde hasta uyumu ve hastaların sağlık anlayışlarına yönelik bir girişimin uyum üzerine etkisi

Giriş ve amaç Çalışmamızın amacı, Aydın ili 18 yaş ve üzeri nüfustaki hipertansiyon sıklığı, farkındalık, tedavi ve kontrolde olma oranları ve uyuma ilişkin tanımlayıcı verilerin saptanması ve uyumu artırmaya yönelik bir girişimin etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve yöntem Araştırma kesitsel bir alan çalışması ve devamında girişimsel çalışma olarak tasarlanmıştır. TUIK nüfus verileri kullanılarak Aydın ili ve ilçelerindeki 18 yaş ve üstü nüfustan tabakalı, sistemik rastgele örnekleme yapıldı. Örneklem büyüklüğü 1075 olarak belirlendi. Haziran-Temmuz 2013 aylarında, çalışmaya alınacak kişilere bizzat yaşadıkları ortamlarda, yüz yüze görüşme yöntemi ile anket uygulandı ve standardize edilmiş yöntemle kan basınçları ölçüldü. HT tanısı olan kişilerin tedaviye uyumlarını ölçmek için MMAS(Morisky Medication Adherence Scala) ölçeği kullanıldı ve 7 ve altı puan alanlar tedaviye uyumlu,8 ve üstü alanlar tedaviye uyumsuz olarak kabul edildi. Çalışmanın girişimsel kısmında, daha önce HT tanısı alan ve çalışmamıza katılmayı kabul eden 11 kişiyle küçük grup tartışması gerçekleştirildi. Küçük grup tartışmaları öncesinde, 3 ve 6 ay sonrasında hasta uyumları MMAS ölçeğiyle değerlendirildi ve kan basıncı ölçümleri yapıldı. Veriler SPSS 17.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. Bulgular Katılımcıların yaş ortalaması 45,6±15,5 idi; %51,3'sı (s:551) kadın, %54,6'sı(s:587) ilkokul mezunu, %81,1'i(s:872) evli ve %65,4'ü(s:703) kentsel bölgede yaşıyordu. Katılımcıların %38,4'ü(s:413) yemeklere başlamadan önce hiç tuz kullanmıyordu. Yüzde 5,3'ü(s:57) düzenli olarak alkol ve %30,6'sı(s:329) sigara kullanırken ve %64,0'ü(s:688) egzersiz yapmamaktaydı. Yüzde 24,6'sı(s:264) daha önce hiç kan basıncını ölçtürmemiş olan katılımcıların %46,5'i(s:500) normal kan basıncı değerlerini tam olarak bilmekteydi. Bölgemizde HT prevalansı ( KB yüksek çıkanlar+KB normal çıkıp daha önce HT tanısı alanlar) %29,4 (s:316) olarak saptandı. Çalışmaya katılanların %20,6'sı(s:221) daha önce HT tanısı almıştı, %8,8'i(s:95) ise yeni olarak saptanmıştı. Tüm HT hastalarının %70,1'i(s:221) hipertansiyon hastası olduğunun farkında idi. Farkında olanların %87,3'ü(s:193) (%69,9'u düzenli, %30,1'i ara sıra) ve tüm tanı almışların %61,0'i (s:193) tedavi alıyordu. Yüzde %68,3'ü (s=151) ilacının ismini bilmiyordu. İlaç ismini belirtenler veya yanında olan hastalar arasında en sık kullanılan ilaç grubu %14(S:31) ile ARB-diüretik kombinasyonu olarak bulundu; hiç ilaç kullanmayanların oranı ise %12,7 (s=28) idi. Tüm HT hastalarının % 35,4'ünün (s=112) , tedavi alanların %54,9'unun (s=106) kan basınçları kontrol altındaydı. Hastaların MMAS puan ortalaması 5,82±2,91 idi ve daha önce tanı alan hipertansif hastaların %66,5'i(s:147) ilaç tedavisine uyuyordu. İlaçlarını düzensiz kullandığını veya hiç kullanmadığını belirten 86 (s=%38,9) hastanın tedaviye uyumsuzluk nedenleri sorgulandığında ilk sırada hastalığın semptom yaratmaması (%24,9; s=55), ikinci sırada ise ilaç almayı unutma (%23,1;s=51) yer almaktaydı. Tedaviye uyum ile yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum, meslek, gelir düzeyi, sigara içme ve alkol Kullanma alışkanlıkları, egzersiz yapma ve ek hastalığı olma durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Kentsel bölgede yaşamak ve hastanın herhangi bir sağlık güvencesinin olması tedaviye uyumu anlamlı ölçüde artırıyordu (sırasıyla χ2=13,357; p<0,001 ve χ2=9,681; p=0,008). Ayrıca yemeklere başlamadan önce hiçbir zaman tuz kullanmayanlarda tedaviye uyum oranı anlamlı ölçüde daha yüksek iken (χ2=13,594; p=0,004) düzenli tansiyon ölçtürmeyen ve düzenli kontrole gitmeyen hastalarda uyum oranı anlamlı ölçüde daha düşüktü (sırasıyla χ2=13,971; p=0,007 ve χ2=33,838; p<0,001). Hastaların sağlık anlayışlarını değiştirmeye yönelik yapılan küçük grup görüşmelerinden üç ay sonraki kontrollerde saptanan ilaç uyumu, çalışma öncesine ve altı ay sonrasındaki kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde daha yüksekti (χ2=7,364; p=0,007). Bunun yanı sıra katılımcıların grup çalışması öncesindeki, üç ve altı ay sonrası kontrollerindeki SKB ve DKB ortalamaları arasında da istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (sırasıyla χ2R=6,465; p=0,039 ve χ2R=6,000; p=0,05). Sonuç Çalışmamızda Aydın ili HT prevalansı Türkiye ortalamasına yakın değerde bulunmuştur ve son 20 yılda önemli bir değişiklik olmamıştır. Farkındalık, tedavi alma ve kontrol oranlarında ise önemli artış gözlenmektedir. Buna rağmen tedaviye uyum konusunda halen sıkıntılar yaşanmaktadır. Hastaların ilaç kullanımı ve yaşam tarzı üzerine görüşlerini paylaşarak sağlık inanışlarını değiştirmeye yönelik yapılan grup toplantıları tedaviye uyumu artırsa da etkisi zamanla azalmaktadır. Bu nedenle sağlık inanışlarını değiştirmeye yönelik kalıcılığı olan girişimlerin tedaviye uyumu artıracağı düşünülmektedir.

FarkındalıkHipertansiyonKan basıncı+4
Nur Şeyda Şahin
Adnan Menderes University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sağlık arama davranışı ve etki eden etkenler

Giriş ve Amaç Sağlık; yaşamının devamlığı ve kalitesinin en önemli ve değerli göstergesidir. Günümüzde sağlık; bedensel, ruhsal ve sosyal yönleriyle tüm insanların temel beklentisi ve ihtiyacı olan mutlak iyilik halinin bir ifadesi olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı; bireyler için " sağlık " ve "sağlıklı olma" kavramın ne anlama geldiği, sağlıklarında bir bozulma veya anormallik hissettiklerinde oluşan duygu ve düşünceler, bundan sonraki süreçte sağlık arama davranışlarının nasıl olduğunu öğrenmeye çalışmak şeklinde belirlenmiştir. Ek olarak sağlık arama davranışının oluşmasında ve sürdürülmesinde etkili olan faktörler, kişilerin hastalık davranışı sırasında kullandıkları danışma sistemi ve etkilerini anlamaya çalıştık. Ayrıca kişilerin sağlık hizmeti kullanımı ile ilgili düşünce ve beklentilerini kavramaktır. Gereç ve Yöntem Çalışma niteliksel araştırma olarak tasarlandı. Veriler yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme tekniği ile toplandı. Verilerin analizinde ise tematik analiz yöntemi kullanıldı. Çalışma evreni Aydın'da yaşayan 18 yaşın üzerindeki erişkinler olarak tanımlandı. Örneklem büyüklüğü en az 30 erişkin kişi olarak belirlendi. Görüşmeler, iki araştırmacı tarafından Eylül – Aralık 2014 tarihleri arasında ve yüz yüze bireysel görüşme şeklinde gerçekleştirildi. Sesli kayda alınan tüm görüşmeler yazılı dokümanlara çevrildi. Bu dokümanlar birkaç kez okundu ve temalar saptandı. Bu temalar arasında açıklayıcı ilişkiler belirlendi ve bulgulara ulaşmaya çalışıldı. Bulgular Çalışmamıza Aydın'da yaşayan 18 yaşından büyük erişkin nüfustan 30 kişi katıldı. Katılımcıların yaş ortalaması 44,3±11,5 olarak saptandı. Katılımcıların 8'i kadın (% 26,7), 22'si erkek (% 73,3)'ti. Görüşmeler sırasında katılımcılardan konuyla ilgili beş temel başlık hakkında bilgi alınmaya çalışıldı: sağlıklı olma algısı, sağlıktaki bozulmanın farkına varılması, sağlıktaki bozulmayı yorumlama ve oluşturulan tepkiler, yardım arama davranışı ve sağlık hizmeti kullanımı. Başlıca bulgular olarak : Katılımcılar sağlığı kapsayıcı bir şekilde anlamlandırmaktadırlar ve kendileri için öneminin farkındadırlar. Sağlıklarında bir bozulma olduğunda kendilerini dinlemekte, bedenlerindeki değişmeleri anlamaya ve kendini tanımaya çalışmaktadırlar. Katılımcıların sıkıntı çektikleri en önemli sorunları; sorunun ne olduğunu anlayamamak, bir sağlık sorunu olduğunda nereye gideceğini ve nerede çözüm bulacağını bilememektir. Tüm sağlık sorunlarında çare arama davranışı çeşitlilik göstermektedir. Çare arama davranışında, internet kullanımı ve danışma sisteminin işletilmesi davranışı etkileyen önemli faktörlerdendir. Sağlık hizmeti almada en temel sorunlar ; para, ulaşım sorunları, sağlık güvencesi, yardımcı olabilecek birilerini bulamama , bürokratik süreçler ve sistemsel engeller olarak gözlenmiştir. Hasta ile doktor arasındaki iletişim sağlık hizmeti almada önemli rol oynamaktadır. Sonuç Sağlığın tanımı herkes için farklılık göstermektedir. Ancak önemi ve değerinin yüksek olduğu konusunda tüm katılımcılar fikir ortaklığı göstermiştir. Bu yüksek farkındalık kişilere sağlıklarını iyi durumda tutabilme konusunda motivasyon sağlamaktadır. Bu farkındalık bireysel ve toplumsal iyi sağlık hedeflerine ulaşmada başlangıç noktası olarak kullanılabilir. Kişilerin sağlıklarında bozulma olduğunda ilk başvuru noktası konusundaki sıkıntıları sağlık hizmetlerinin akış şemasına ciddi zarar vermektedir. Sağlık hizmeti sunumu, kişilerin sağlık arama davranışının belirlenmesinde önemli bir faktördür. Sağlık hizmet sunumuna ulaşmayı ve ondan yararlanmayı engelleyen etkenlerin azaltılması sağlık arama davranışını olumlu olarak etkileyecektir. Sağlık arama davranışının tüm bileşenlerini kapsayan yeni niceliksel çalışmalar tasarlanması ve bunların sonuçlarının bizim çalışmamızla beraber değerlendirilmesi, çalışma alanımızla ilgili daha ayrıntılı sonuçların alınmasını sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Sağlık arama davranışı, hastalık davranışı, sağlık hizmeti kullanımı , sağlıklı olma , sağlıkta bozulma

AlgıHastalıkSağlık+4
Rıfkı Önder
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın İli merkez eczanelerinde reçetesiz satılan alternatif tıp ilaçlarından satın alan kişilerin beklentileri ve bilgi düzeylerine yönelik anket çalışması

Giriş: Tüm dünyada, reçete dışı ilaç kullanımı son derecede yaygındır. Kişiler, çok çeşitli nedenlerle reçete dışı ilaç kullanmaktadır. Bunların bir bölümü de alternatif yöntem olarak bilinen bitkisel ilaçlardır. Bu çalışmada, Aydın ili merkez eczanelerine reçetesiz ilaç almak için başvuran kişilerin sosyodemografik özellikleri ile kullandıkları ürünler arasında bir ilişkinin olup olmadığının, hangi tür ilaçları, ne amaçla ve ne oranda aldıklarının tespit edilmesi ve bu kişilerin TAT hakkında ne düşündüklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışma, gönüllülük esasına dayalı, kesitsel, tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlandı. Çalışma öncesinde, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alındı. Evrenimiz, Aydın il merkezi 18 yaş üstü nüfusu olarak belirlendi. Örneklem büyüklüğü, EPİ İNFO STATCALC istatistik programında beklenen prevalans %50 (p %50), tip 1 alfa hata payı 0,05 alınarak %95 güven aralığında, 842 olarak tespit edildi. Bu amaçla, 1 Eylül 2014-31 Aralık 2014 tarihleri arasında, Aydın Eczacılar Odası Başkanlığı'nın kayıtlarından rastgele örneklemle tespit edilmiş olan eczanelere başvuran ve reçetesiz satılan ilaç kullanan kişilere, hazırlanan anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile anketörler tarafından dolduruldu. Anket formuna son şekil verilmeden önce, 25 kişilik bir gruba uygulanmıştır. Anketörün ziyareti sırasında eczaneye gelen ve çalışmaya katılmayı kabul eden ardışık 851 erişkin (18 yaş üstü) çalışmaya alındı ve onam formu imzalatıldı. Daha sonra toplanan bilgiler, SPSS 18.0 paket programıyla değerlendirildi. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 851 kişi katıldı. Katılımcılarımızın 393'ü kadındı. Yaş aralığı 18-87 olan katılımcılarımızın yaş ortalaması 40,25±13,85 olarak saptandı. Çalışmaya katılanların %56,1'i üniversite mezunu idi. Çalışma grubumuzun %29,5'nun sürekli takibi altında olduğu bir hekimi yoktu. Geri kalanların yaklaşık yarısı aile hekimi tarafından takipliydi. Katılımcıların %46,2'sine şimdiye kadar bir hastalık tanısı konmuştu. Evli olanların, 8 yıllık eğitimi bitirmiş olanların, sigara içenlerin ve bırakmış olanların, aile hekimi tarafından takipli olmayanların daha fazla kronik hastalığı vardı. Kronik hastalığı olduğu halde ilaç kullanmayanlar %37,5'di. Çalışma grubumuz, reçete dışı ilaç olarak en çok ağrı kesici almakta idi. Bunu, %10,5 ile grip ilacı takip ediyordu. Kronik hastalığı olan katılımcılarımız eczaneden daha çok hastalığına yönelik ilaçları alıyordu. Çalışmamızda, kişilerin %85,4'ü doktor, özellikle de aile hekimlerinin önerilerine uyduklarını belirttiler. Çalışma grubumuzun çoğu hastalandığında ilk olarak bir resmi sağlık kuruluşuna gidiyordu. Hayatı boyunca bitkisel tedavi ya da ilaç kullananların oranı, %37,5 idi. Kadınlar, geliri yüksek olanlar, kronik hastalığı olanlar, aile hekimi takipli olmayanlar ve sağlık çalışanları anlamlı düzeyde daha fazla bitkisel tedavi ya da ilaç almışlardı. Çocuğu olan katılımcıların %22,9'u çocuklarına son bir yılda bilinen tıbbi yöntemler dışında bir yöntem uygulamıştı. Kadınlar, geliri yüksek olanlar ve sağlık çalışanları anlamlı derecede daha fazla çocuklarına son bir yılda tıp dışı yöntem uygulamıştı. Katılımcılarımızın %71,2'si bitkisel tedavilerin modern tedavileri destekleyebileceğini, %19,1'i ise kesinlikle zararsız bulduğunu belirtti. Sonuç: Çalışmamızda, katılımcılarımızın, eğitim düzeyi yüksek, gelir düzeyi yüksek, daha çok kentte yaşayan, büyük çoğunlukta sosyal güvencesi olan kişiler olduğunu ve reçetesiz ilaç olarak büyük çoğunlukla ağrı kesicilerin satın alındığını tespit ettik. Aile hekiminin takibinde olanlar, hekim önerilerine daha çok uymaktaydı. Katılımcılarımız genellikle TAT yöntemleri hakkında, modern tıbbi tedavileri destekleyebileceğini düşünmekteydi. Anahtar kelimeler: Eczane, reçetesiz ilaç, aile hekimi takibi, TAT hakkında düşünce

Aile hekimliğiAydınDoktorlar+4
Ayşen Akcan
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite aile hekimliği polikliniğinin hasta profili ve başvuru nedenleri

Giriş ve amaç: Birinci basamak sağlık hizmetleri, sağlık hizmeti sunumunda giriş kapısı olup bireye en yakın ve en kolay ulaşılabilecek konumdadır. Biz bu çalışma ile ADÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik verilerini, başvuru nedenlerini, tanılarını, danışmanlık hizmetlerini, uygulanan yönetim planını, sevk ve konsültasyon işlemlerini değerlendirerek polikliniğimize başvuran hasta profilini ortaya koymayıamaçladık. Gereç ve yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanan çalışmamızda; 07.05.2010 - 21.03.2013 tarihleri arasında ADÜ Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 1420 hastanın; demografik bilgileri, başvuru nedenleri, sıklığı, tanıları, danışmanlık konuları, yönetim planı, tetkik ve tedavileri, izlem, sevk ve konsültasyon işlemleri ile ilgili bilgilerinin hasta kayıt sisteminden elde edilerek değerlendirildi. Bulgular: ADÜ Tıp Fakültesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran kişi sayısı 1420 olup, toplam 2472 başvuru olmuştur. Ortalama başvuru sayısı 1,7 olarak saptanmıştır. Başvuranların 1636 kişisi kadın, 836 kişisi ise erkektir. Başvuranların yaş ortalaması 47 (0-92 yaş) olup, en sık başvuruda bulunan yaşaralığı 25 - 64 yaş, En az başvuruda bulunan yaş aralığı ise 0 - 6 yaş olmuştur. Hastaların en sık belirttikleri başvuru nedenleri genel kontrol, reçete yazdırma, öksürük, boğaz ağrısı, halsizlik, bel ağrısıydı. En sık konan tanılar, demir eksikliği anemisi, hipertansiyon, dislipidemiler, diabetes mellitus ve osteoporozdu. Başvuran hastaların 1084'ünden (%43,9) tetkik istenmiş, 469'una (%19) reçete yazılmış,187'sine (%7,6) danışmanlık verilmiş, 5'i (%0,02) sevk edilmiş, 16'sından (%0,06) ise konsültasyon istenmiştir. Sonuç: Aile hekimliği uzmanlık eğitimi ve uygulamasında düzenli kayıt tutma, periyodik muayene, bakımın sürekliliği, kronik hastalık yönetimi ve danışmanlığına daha fazla yer verilmelidir. Anahtar kelimeler: Aile hekimi, birinci basamak sağlık hizmeti, danışmanlık

Aile hekimliğiHastalarPoliklinikler-hastane+3
Eren Gökçe
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kadın kuaförü çalışanlarının kan yoluyla bulaşan enfeksiyonlar konusundaki bilgi, tutum, davranışları ve etkileyen faktörler

GİRİŞ Kadın kuaförü çalışanlarının kan yoluyla bulaşan enfeksiyonlar ile ilgili bilgi, tutum, davranışları ve bunları etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi, bilginin tutum ve davranışa dönüşüp dönüşmediğinin irdelenmesi ve bunun nedenlerini belirlemek hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM Çalışma kesitsel tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlandı. Aydın Esnaf ve Sanatkarlar Odası'na kayıtlı olan 150 kuaför salonu çalışmanın evrenini oluşturdu. Örneklem seçilmedi ve evrenin tamamına ulaşılması planlandı. Yüzelli kuaför salonunun telefon ve adres bilgileri elde edildi. Telefon ve adres bilgileri yanlış, eksik veya değişmiş olan 9 kuaför salonuna ulaşılamadı. Ulaşılan 141 kuaför salonundan 8 kuaför salonu çalışmaya katılmayı kabul etmedi. Sonuçta 133 kuaför salonunda 18 yaş ve üzeri 500 kuaför çalışanı çalışmaya dahil edildi. Gerekli izinlerin alınmasını takiben 01.09.2014-31.11.2014 tarihleri arasında katılımcılar ile yüz yüze görüşülerek anket uygulandı ve onam formu imzalatıldı. Veriler istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. BULGULAR Çalışmaya katılanların 289'u (%57,8) kadın, 211'i (%42,2) erkekti ve yaş ortalamaları 25.27±9.1 yıl idi. Katılımcıları mesleklerine göre gruplandırdığımızda 147'si (%35,3) çırak, 110'u (%26,5) kalfa, 159'u (%38,2) usta, 84'ü (%16,8) manikürcü idi. Kuaför çalışanlarının %86,8'i mesleki riskler ve kan yoluyla bulaşan hastalıklar konusunda eğitim aldığını belirtti. Bilgi kaynakları olarak en fazla okul (Çıraklık Eğitim) (%52 ), daha sonra Meslek Odasından (%46,2) bilgi aldıklarını belirttiler. Araştırma grubunda kan yoluyla bulaşan hastalıklar açısından mesleğini riskli görenlerin oranı %81,8 idi. Katılımcıların %24,6'sı işyerini tehlikesiz görmekteydi. HBV, HCV, AIDS gibi hastalıkların kan yoluyla bulaştığını doğru bilenlerin oranı %87,6 iken, bu hastalıkların havlu, çatal, bardak kullanımıyla da geçebileceğini ifade edenlerin oranı %67 idi. Makas, jilet vs. yoluyla geçebileceğini ifade edenlerin oranı ise %77,2 bulundu. Katılımcıların sadece %43,4'ü Hepatit-B aşısı yaptırdığını belirtti. Son bir ay içinde kesici-delici alet ile yaralandığını ifade eden 160 kişi (%32) bulunmaktaydı. Çalışma sırasında her işte eldiven kullanan sadece 32 kişi vardı (%6,4). Aletlerin temizliğinde(dekontaminasyon işleminde) %55,2 ile alkol kullanma oranı en yüksek bulundu. İşlemlerden önce ve sonra el yıkayanların oranı %76,4 idi. Sterilizasyonda kuru ısı yöntemini kullananlar %54,8 olarak bulundu. Katılımcıların bilgi puanı ortalaması 12 üzerinden 8,81±1,81 olarak bulundu. Bilgi puanını cinsiyet, yaş, eğitim, manikürcü olmak, medeni durum, meslek içi eğitim alma, meslekte sürenin olumlu etkilediği gözlendi. Katılımcıların davranış puanı ortalaması 10 üzerinden 6,63±1,4 saptandı. Davranış puanını cinsiyet, yaş, eğitim, manikürcü olmak, meslekte sürenin olumlu etkilediği gözlendi. SONUÇ Çalışmamızda katılımcıların kan yoluyla bulaşan hastalıklar konusunda bilgi düzeyinin ve uygulamalarının yetersiz olduğu görülmüştür ve bu durum toplum sağlığı açısından risk oluşturmaktadır. İlgili kurumların hizmet öncesi ve hizmet içi eğitim çalışmalarının daha etkin hale getirilip çalışanları biliçlendirmeleri önem taşımaktadır. Özellikle genç ve tecrübesiz katılımcıların eğitimine öncelik verilmesi önemlidir. Ülkemizde Hepatit B aşısı ücretsiz olmasına rağmen katılımcı kuaför çalışanlarının aşılı olma oranları yeterli değildir. Gerek kuaför çalışanlarına gerekse erişkinlere yönelik bağışıklama programlarının aktif bir şekilde uygulanması hastalık bulaşını önemli ölçüde azaltacaktır. Toplum sağlığı açısından berber ve kuaförlerin sorumlu kuruluşlar tarafından yapıcı bir şekilde denetlenmesi, çalışanların sağlık kontrollerinin düzenli olarak yapılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Kadın kuaförü, kan yoluyla bulaşan hastalıklar, bilgi ve davranış

EnfeksiyonHastalıkKadınlar+3
Semra Sümer
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alıcılar ve aktarlar açısından şifalı bitkilere kişisel yaklaşım

Giriş: Son yıllarda dünya genelinde bitkisel tedavilere ilgi giderek artmaktadır. Doğal ürünlere dönüş sloganıyla organik gıda ürünleriyle başlayan akım, tedavilerde bitkisel ürünlerin kullanılması şekline dönüşmüştür. Artan taleple birlikte, bugün oldukça büyük bir ekonomi haline gelen şifalı bitkiler piyasasında zincirin son halkasında aktarlar ve bu ürünlerin müşterileri konumundaki alıcılar yer almaktadır. Çalışmamızın amacı Aydın ili merkez ilçesinde yaşayan fertlerin sosyodemografik özelliklerinin aktar ürünlerini kullanmalarıyla olan ilişkisini, hangi amaçla hangi bitkiyi tercih ettiklerini, bu konudaki düşüncelerini ve aktar ürünlerinin kullanımında etkili faktörleri tespit etmek ve bu konuya dikkat çekmektir. Bu çalışmayla ayrıca, Aydın'daki aktarların şifalı bitkiler hakkındaki görüşleri, meslekle ilgili eğitim durumları, modern tıp hakkında ve mesleklerinin geleceğiyle ilgili düşüncelerini ortaya çıkarmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel, tanımlayıcı, gönüllülük esasına dayanan bir anket çalışması olarak tasarlandı. Çalışma öncesinde, Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan onay alındı. Evrenimiz, Aydın il merkezi 18 yaş üstü nüfusu (180.506 kişi) olarak belirlendi. Örneklem büyüklüğü, EPİ İNFO STATCALC istatistik programında beklenen prevalans %50 (p %50), tip 1 alfa hata payı 0,05 alınarak %95 güven aralığında, 842 olarak tespit edildi. Bu amaçla Aydın Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü'ne Aydın Valiliği üzerinden başvuru dilekçesi ile başvurularak Merkez İlçe'de kendilerine resmi kayıtlı aktar sayısı öğrenildi ve Aydın Merkez İlçe'de resmi kayıtlı 15 aktarın tümü çalışmaya alındı. 1 Eylül 2014-31 Aralık 2014 tarihleri arasında, Aydın il merkezindeki kayıtlı 15 aktarın tümüne araştırmacı tarafından önceden bilgilendirilerek, yüz yüze görüşme yöntemiyle aktarlara yönelik hazırlanmış veri formu dolduruldu. Araştırmacı tarafından, aktarda alıcıların özellikle yoğun olduğu gün ve saatler belirlendi. Bu saatlerde, alıcılar için hazırlanmış anket formu anketörler tarafından dolduruldu. Kişiler çalışma hakkında bilgilendirildi, onam formu ve anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle dolduruldu. Anketörün ziyaret ettiği aktarlara gelen alıcılardan çalışmayı kabul eden 18 yaş üstü, gönüllü alıcılardan ardışık seçilen 842 kişi çalışmaya alındı. Daha sonra toplanan bilgiler, SPSS 18.0 paket programıyla değerlendirildi. İstatistiksel olarak p<0,05 değeri anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya Aydın İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'ne resmi olarak kayıtlı 15 aktarın tümü alınmıştır. Çalışmaya katılan aktarların yaş ortalaması 44,6 ve 4'ü kadındı. Aktarların çoğunluğu lise mezunuydu ve yarısına yakını 10 yıldan daha az süredir bitkisel ürün ticaretiyle uğraşmaktaydı. Aktarlık mesleğini bu işi yapan ustalarından ve ailesinde bu işle uğraşanlardan öğrendiklerini söyleyenler çoğunluktaydı. Alıcıların bitkisel ürünleri satın alırken tercih ettikleri yol, ağırlıklı olarak televizyon programlarında gördükleri ürünleri alma şeklindeydi. Aktarların çoğunluğu mesleklerinin, modern tıbba tamamlayıcı bir rolü olduğunu söylese de, yarısından fazlası doktorların bitkisel ürünler hakkındaki bilgilerinin düşük ve ön yargılı olduğu fikrindeydi. Çalışmaya aktarlardan alış-veriş yapan toplam 842 kişi alınmıştır. Alıcıların yaş ortalaması 41,6'dır. Alıcıların çoğu kadındı, orta ve üst gelir grubunda ve yarısından fazlası lise ve üniversite mezunuydu. Alıcıların neredeyse tamamının sağlık güvencesi mevcuttu. Alıcıların hastalanınca ilk ne yaparsınız sorusuna yarısından çoğu bir sağlık kuruluşuna ya da doktora başvururum şeklinde cevapladı. Alıcıların denedikleri tıp dışı tedavi yöntemleri arasında bitkisel ürünler ilk sırayı aldı. Alıcılar tarafından en çok satın alınan zencefil ve zerdeçal gibi bitkisel ürünler, aynı zamanda en pahalı ithal ürünler arasındaydı. Alıcıların yarısından çoğu, aldıkları ürünü sağlığı destekleyici amaçlı aldığını bildirdi. Alıcılardan kronik hastalığı olanlar hastalanınca anlamlı oranda kendi kendilerini tedavi ettiklerini belirttiler. Eğitim durumunu üniversite olarak belirtenler, sağlıklarını anlamlı oranda çok iyi ve iyi olarak tanımladı. Mevcut şikayetleri olanların aktara gelmeden önce anlamlı oranda başvurdukları daimi hekimin aile hekimi olduğu, ancak kendi diyetlerini ve çocuklarının diyetlerini desteklemek için bitkisel ürünleri tercih edenlerin daimi doktorlarının anlamlı olarak diğer branş hekimleri olduğu görüldü. Sonuç: Aktarların en çok sattıkları ürünler arasında yer alan zencefil, zerdeçal gibi ürünler, aynı zamanda en pahalı ithal ürünler arasındaydı. Alıcıların çoğu orta ve üst gelir grubunda, yarısından fazlası lise ve üniversite mezunu ve sosyal güvencesi olan kadın cinsiyet ağırlıklı kişilerdi. Alıcılar hastalanınca ilk olarak daha çok bir sağlık kuruluşuna başvurduklarını belirtmişlerdir. Aile hekimleri, kullanımının oldukça yaygın olduğu bitkisel ürünler hakkında bilgi sahibi olmalıdır. Standardize edilmiş teorik derslerle birlikte pratik eğitimin de yer aldığı bir müfredatın tıp fakültesi lisans eğitimi ve aile hekimliği uzmanlık eğitim programlarında yer alması bu konudaki eksiklikleri gidermekte yararlı olabilir. Anahtar kelimeler: Bitkisel tedavi, şifalı bitkiler, aile hekimi

Aile hekimliğiAktarlarBitkisel ilaçlar+2
Mehmet Salih Akçakaya
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Efeler'de erken ek gıdaya başlamanın anne sütüyle beslenme üzerine etkisi: 2015 yılında kesitsel bir çalışma

GİRİŞ Aydın Efeler'de 6-24 ay bebeği olan annelerin emzirme durumlarını, süresini ve etkileyen faktörleri, bebeklerin anne sütü alma, ek gıdaya başlanma durumlarını ve etkileyen faktörleri, erken ek gıdaya başlamanın anne sütüyle beslenme üzerine etkisini ortaya çıkarmak hedeflenmiştir. GEREÇ VE YÖNTEM Araştırmamız tanımlayıcı ve kesitsel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Aydın ili Efeler ilçesinde bulunan Aile Sağlığı Merkez'leri (ASM) çalışmanın evrenini oluşturdu. Örneklem seçiminde çok aşamalı örneklem metoduyla kullanıldı. Örneklem büyüklüğü 348 olarak belirlendi. Seçilen ASM'lere 01 Şubat-30 Nisan 2015 tarihleri arasında başvuran 6-24 aylık bebeği olan annelerle (n=348) yüz yüze görüşülürek anket uygulandı ve onamları alındı. Anket uygulandığı sırada emzirmekte olan annelere 6 ay sonra ulaşarak anket formundaki iki soru tekrar soruldu. Veriler SPSS 18.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. BULGULAR Annelerin yaş ortalaması 29,21±5,11 idi. Bebekler ortalama olarak 13,45±5,08 aylıktı. Bebeklerin %46,3'ü erkek, %53,7'si kızdı. Bebeklere ilk gıda olarak annelerin %95,7'si kolostrum vermişti. Gelir düzeyi yüksek olan annelerin ilk besin olarak anne sütünü tercih etme oranları diğerlerine göre daha fazla idi.. Doğum sonrası annelerin %88,2'si ilk 1 saat içinde anne sütüne başlamıştı. Bebeklerin %64,5'i halen emzirilmekteydi, %42,2'si emzik kullanıyordu. Bebekler ortalama olarak 10,62±5,06 ay emzirilmişti. Doğum şekli ve emzik kullanılmasının emzirme süresini etkilediği saptandı. Sezaryenle doğan ve emzik kullanan bebeklerin diğerlerine göre daha kısa emzirildiği görüldü. Emzirme döneminde annelerin %90,2'si bebeği ile geceleri aynı odada kalmıştı. Bebekleri ile geceleri aynı odada kalan annelerin toplam emzirme süreleri daha uzundu. Tek başına anne sütü alma süresi ortalama 5,07±1,62 ay ve ilk 6 ay tek başına anne sütü alma oranı %56,0'dı . Annelerde en sık görülen emzirme problemleri sırasıyla meme başında yara ve çatlak oluşması (%49,7), tecrübesizlik (% 6,6) , mastit (%3,7) idi. Annelerin %35,5'i emzirmeyi kesmişti ve en sık emzirmeyi kesme nedenleri sırasıyla bebeğin memeyi almaması (%17,5), sütün yeterli miktarda gelmediğini düşünme (%13,2), bebeğin yeterli kilo alamaması (%4,6) idi. Emzirmeyi kesen annelerin toplam emzirme süreleri emzirmeye devam edenlere göre daha kısaydı. İlk ek gıda olarak; annelerin %49,1'i yoğurdu tercih etmişti. Annelerin %37,9'u altı aydan önce ek gıdaya başlamıştı. Anneler en sık ek gıda başlama nedeni olarak sırasıyla doktor önerisi (%58,9), bebeği daha iyi beslemek (%26,2) anne sütünün yetmemesini (%23,6) belirtmişlerdi. Emziren annelerle 6 ay sonra tekrar görüşüldüğünde %63,6'sı emzirmeye devam etmekteydi. Emzirmeyi kesenlerin en sık kesme nedeni sırasıyla bebeğin 2 yaşına gelmesi (%30,8), bebeğin memeyi almaması (%21,8) ve sütün yeterli gelmemesi (%20,5) idi. Annenin yaşı, emzirme durumu, emzik kullanma durumu ile erken ek gıda başlama zamanı arasında anlamlı ilişki görüldü. Annenin 29 yaşından genç olması, emzirmeye devam etmemesi ve emzik kullanımı erken ek gıdaya başlanması açısından risk faktörleriydi. SONUÇ Çalışmamızda Aydın Efeler'de erken ek gıdaya başlama oranı Türkiye ortalamasına göre yüksek bulunmuştur. Ek gıdaya başlanma konusunda halen sıkıntılar yaşanmaktadır ve ülkemizde son beş yılda erken ek gıdaya başlama oranı artmıştır. Bu sonuç eğitimin en etkili biçimi olan yüz yüze eğitimin yetersizliğini göstermektedir. Kalıcılığı olan eğitici uygulamaların gerçekleştirilmesi ile bebeklerin tek başına anne sütü ile beslenme süresini uzatacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, emzirme, emzirme süresi, ek gıda.

Anne sütüBebek bakımıBebek beslenmesi+5
Tuğba Akbaş
Adnan Menderes University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp öğrencilerinde tütün bağımlılığı ve bırakma girişimleri: Engeller ve başarıyı etkileyen faktörler

Giriş ve Amaç: Tütün bağımlılığı mortalite ve morbidite açısından önemli bir toplum sağlığı sorunudur. Yapılan çalışmalar ülkemizde tütün kullanımı oranının %27,1 olduğunu göstermektedir. Ülkemizde 15 yaş altında sigaraya başlama oranı %16,1, 18 yaş altında ise bu oran %58,7'dir. Bu nedenle erken erişkin dönemde tütün alışkanlığının incelenmesi ve tütünle mücadelenin başlatılması önemlidir. Bu çalışmada sağlıkla ile ilgili bir meslek grubunu seçmiş olan bir grup gencin; sigara kullanma durumunu, başlama nedenlerini, bırakma girişimlerini, girişimlerinin başarı oranları ve nedenlerini, bırakma girişimlerinin önündeki engelleri ve başarısızlık nedenlerini, doktorların öğrencilerin sigara kullanımını sorgulama durumunu belirlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Kesitsel analitik bir araştırma olarak planlanan çalışmada, Adnan Menderes Tıp Fakültesinde 2014-2015 yılında okumakta olan 965 öğrencinin 869 u katılmıştır. Katılan öğrencilere 2015 yılı mart ayında hazırlanmış olan anket formu uygulanmıştır. Anket formunda öğrencilerin sigara içme öyküleri, bırakma girişimleri, başarı ve başarısızlık nedenleri sorulmuştur. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan 869 öğrencinin 225 i (%25,9) tütün mamulü kullanmaktaydı. Düzenli olarak tütün kullanmaya başlama yaş ortalaması 18 olarak bulunmuştur. Düzenli tütün kullanmaya başlama nedenleri arasında merak (s=77; %44), rahatlatıcı ve keyif verici özelliğinin olması (s=27; %15,4), stres ve sorunlar (s=24; %13,7) ilk üç sırada yer almaktaydı. Tütün mamulünün kullanımının arttığı dönemler sıklık sırasına göre sınav zamanı (s=118; %58,4) ve duygusal stres (s=103; %51), azaldığı dönemler ise evde (s=57; %30,5) ve tatilde (s=49; %26,2) olarak bildirilmiştir. Öğrencilerin stresli olduğu dönemlerde tütün kullanımının arttığı, rahatladıkları dönemlerde ise kullanımın azaldığı fark edilmiştir. Sigarayı bırakmayı düşünme nedenleri arasında sağlığa zararlı olduğu için (s=108; %71,1), mali yük getirdiği için (s=67; %44,1) ve ilerde sağlık sorunlarına yol açacağı için (s=63; %41,4) ilk üç sırada yer almaktaydı. Hekimlik mesleğini seçmiş olmak ise sıralamada daha aşağılarda yer almaktaydı. Sigara içen öğrencilerden 99'u (%53,2) son bir yılda en az bir kez sigarayı bırakmayı denediğini belirtmişti. Sigarayı bırakma deneme nedenleri de yine en sık sağlığa zararlı olduğu için (s=77; %66,4), mali yük getirdiği için (s=58; %50), ileride sağlık sorunlarına yol açacağı için (s=47; %40,5) olarak belirtilmişti, hekimlik mesleğini seçmiş olmak (s=18, %15,5) ise sekizinci sırada yer almaktaydı. Sigarayı bırakmayı deneme nedenlerinin başarılı olmasındaki en sık etkenler irade (s=41; %71,9) ve arkadaş desteği (s=12; % 21,1) iken; başarısız olmasındaki en sık nedenler ise sigaraya özlem duyma (s=42; %51,2) ve sınav zamanında ders çalışmada zorlanma (s=28; %34,1) olarak bulundu. Görüştükleri herhangi bir doktorun tütün kullanma durumlarını sorgulamaları ile ilgili soruya ise 149 (%33,9) öğrenci sadece sorulduğunu; sigara kullanan öğrencilerden 58 (%45,3) öğrenci ise doktorun sigarayı bırakmasını önerdiğini belirtmişti. Profesyonel yardım önerisinde bulunulduğunu belirten öğrenci sayısı ise 14 (%30,4) idi. En sık göğüs hastalıkları uzmanları tütün kullanımını sormuş, bırakmayı önermiş ve profesyonel yardım teklif etmişti. Sonuç: Hekimlik mesleğini seçmiş olan öğrencilerimizin; yarısından fazlası tütün mamulü ile karşılaşmıştı. Tütün kullanımı sınav dönemi ve duygusal stresle artarken, stresin azaldığı dönemlerde örneğin evlerinde veya tatillerde azalmaktaydı. Öğrencilerin yaklaşık yarısına herhangi bir sağlık sorunu için gittikleri doktorlar tütün kullanımlarını sormakta ancak çok daha azı bırakmalarını önermekte ve profesyonel yardım tektif etmekteydi. Öneride bulunanların çoğunluğunu göğüs hastalıkları uzmanları oluşturmaktaydı. Aile hekimlerinin sigara kullanımını sorguladığını ancak bırakmak için destek vermeyi önerenlerin çok az sayıda olduğu dikkat çekmekteydi. Anahtar kelimeler: Tıp Fakültesi öğrencileri, tütün kullanımı, tütün bağımlılığı, sigarayı bırakma,

BağımlılıkNikotinSigara içme+3
Mavişe Esra Ünüvar
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yaşlılarda aşılanma durumu ve bilgilendirmenin etkisi

Araştırmamızda yaşlı bireylerin, yaşlı aşıları hakkındaki bilgi düzeylerini ve bu aşılarla aşılanma oranlarını saptamak ve yaşlılık dönemi bağışıklaması hakkında bireylerin farkındalıklarının artırılması ve aşılanma oranlarında artış sağlanması amaçlanmaktadır. Gereç ve yöntem Ocak 2010- Mayıs 2014 yılları arasında Adnan Menderes Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvurmuş ve çalışmaya katılmayı kabul eden 60 yaş ve üzeri hastalardan toplam 400 kişiye telefonla görüşme yoluyla anket çalışması uygulanmıştır. Hastalara demografik bilgileri, yaşlı dönemi aşıları hakkındaki farkındalık durumlarını ve bu aşılarla aşılanma durumlarını içeren sorular yöneltilmiştir. Anket bitiminde hastalara yaşlılık dönemi aşıları hakkında kısa bilgilendirme yapılmıştır. Aynı hastalar üç ay sonra tekrar aranarak aşılanma durumları sorgulanmıştır. Bulgular Çalışmaya 279 (%69,8)'u kadın, 121 (%30,3)'i erkek, toplam 400 kişi katılmıştır. Katılımcılardan çok azı (s=17, %4,3) "65 yaş üzerinde aşı gerekli midir?" sorusunu "evet, gereklidir." şeklinde cevaplamışlardır. "Evet" şeklinde cevaplayan 17 kişinin tamamı aşıların hastalıklardan koruduğunu ifade etmişlerdir. 65 yaş üzerinde hangi aşıların yapıldığını bilenlerin sayısı oldukça azdı. Aşılananlardan hekim önerisi belirten katılımcı sayısı sınırlıdır. Bilgilendirme öncesi influenza aşılanma oranı %1, pnömokok aşılanma oranı %1 ve tetanoz aşılanma oranı %1,3 olarak bulunmuştur. Bilgilendirme öncesi toplam aşılanan 10 (%2,5) kişi iken, bilgilendirme sonrasında bu oran 43( %10,8) kişiye çıkmaktadır. Sonuç Bulgular bireylerin yaşlı bağışıklaması hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarını göstermektedir. Özellikle bütüncül yaklaşım ve kapsamlı bakım ilkeleriyle klinik süreci yöneten aile hekimlerinin bu konuda duyarlı olmaları aşılanma oranlarının yükselmesine büyük katkı yapacaktır. Anahtar kelimeler: Yaşlılık dönemi, yaşlılık dönemi bağışıklaması, aile hekimliği, koruyucu hekimlik, bilgilenme

AşılamaAşılarHerpes zoster+6
Sıdıka Büşra Korkmaz
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aile hekimliğinde kronik hasta yönetimi: PACIC (The patient assessment of chronic illness care) ölçeğini modifiye etme ve ölçeğin geçerlik ve güvenirliği

Giriş Ve Amaç Kronik hastalıklar toplumda mortalite ve morbiditenin en önemli nedenidir. Bu nedenle kronik hastalıkların kontrolu ve yönetimi için çeşitli program ve modeller geliştirilmiştir. Bunlardan birinci basamakta en bilineni ise Kronik Bakım Modelidir. Bu modele dayalı olarak 2005 yılında Glasgow ve arkadaşları tarafından kronik hastalara sunulan sağlık hizmetinin hasta bakış açısından değerlendirildiği Patient Assesment of Chronic Illnes Care (PACIC) ölçeği geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, kronik hasta bakımını hasta bakış açısından değerlendiren PACIC ölçeğinin Türkçe uyarlamasının toplumumuzun sosyokültürel özelliklerine ve ülkemiz sağlık sisteminin birinci basamak örgütlenmesine özgü olarak modifiye edilmesi ve bu şekilde oluşturulan Türkçe modifiye PACIC ölçeğinin geçerlik ve güvenirliğinin çalışılmasıdır. Gereç Ve Yöntem Çalışmamız iki aşamalı gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada PACIC ölçeği Türkçe çevirisi toplumumuzun sosyokültürel özelliklerine ve ülkemiz sağlık sisteminin birinci basamak örgütlenmesine uyumlu olarak modifiye edilmiştir. İkinci aşamada ise, oluşturulan Modifiye Türkçe PACIC ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmıştır. Bunun için metodolojik tipte bir araştırma planlanmıştır. Çalışma Aydın ili merkez ilçesinde 18 yaş üstü erişkin nüfusta gerçekleştirilmiştir. Örneklem grubunun belirlenmesi için sistemik rastgele örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya bulaşıcı olmayan kronik hastalıklarından en az birinin en az bir yıl önce tanı konduğu kişiler alınmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak SPSS 20.0 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular Yaş ortalaması 60,2±13,3 olan katılımcıların çoğunluğu evli (%80,8), eğitim durumu sekiz yılın altında (%64,4) ve emekli (%43) idi. En sık görülen hastalıklar sırasıyla hipertansiyon (%58,8), kardiovasküler hastalık (%33,2) ve diyabetti (%29,6). Ölçeğin Kapsam Geçerlik İndeksi 0,80 olarak bulundu. Madde toplam puan korelasyonları 0,27 ile 0,68 arasında değişmekteydi. Cronbach alfa katsayısı ise 0,93 ve iki aylık test-tekrar test korelasyonu 0,94'tü. Açıklayıcı faktör analizi ölçeğin beş faktörlü yapıda olduğunu gösterdi. Ölçek toplam puan ortalaması 2,78±0,83'tü. Alt ölçeklerin ortalamaları sırasıyla hasta katılımı 2,99±1,04; karar verme desteği 3,24±0,97; hedef belirleme 2,73±0,98; sorun çözme 3,14±1,07; izlem/koordinasyon 2,12±0,86 idi. Eğitim ve gelir düzeyi, ilgili uzman hekime başvurma, kentte yaşama, hasta eğitimi ve yaşam tarzı değişikliği önerisi alma ve kanser hastası olma ölçek puanlarını etkilemekteydi. Sonuç Kronik hasta bakımını hasta bakış açısından değerlendirmek için geliştirilen Türkçe Modifiye PACIC ölçeğinin geçerli-güvenilir olduğu saptanmıştır. Kronik hastalıkların bakım kalitesini değerlendirmek için kullanılabilecek bir ölçek olarak düşünülmektedir.

Aile hekimliğiGüvenilirlik ve geçerlilikHasta bakımı+5
Handan Özdemir
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp öğrencilerinde tükenmişlik ve etkileyen faktörler

Giriş ve amaç: Son yıllarda tükenmişlik ile ilgili yapılan araştırmaların önemli bir grubunu tıp öğrencileri oluşturmaktadır. Bu çalışma ile Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin tükenmişlik durumlarını etkileyen faktörleri tespit etmeyi amaçladık. Ayrıca tespit edeceğimiz risk faktörlerinin, tükenmişliği önleyici müdahale programlarına rehberlik edeceğini düşünüyoruz. Gereç ve yöntem: Kesitsel analitik bir araştırma olarak planlanan çalışmada, Adnan Menderes Tıp Fakültesinde 2014-2015 yılında eğitim görmekte olan 965 öğrencinin 861'i katıldı. Çalışmaya katılan öğrencilerden, araştırmacının gözetimi altında anket formlarını doldurmaları istendi. İki bölümden oluşan anket formunun ilk kısmında; sosyodemografik özellikler ile tükenmişlikle ilişkili olabilecek çeşitli faktörleri araştıran sorular yer alıyordu. Anket formunun ikinci kısımda ise, öğrenci tükenmişliğini değerlendiren Maslach Tükenmişlik Envanteri – Öğrenci Formu (MTE – ÖF) kullanıldı. Veriler SPSS 17.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan erkek öğrencilerin kadınlara göre, daha fazla duyarsızlaşma gösterdikleri saptandı. Sınıf düzeyi bakımından; 1. ve 6. sınıf öğrencileri, 3. ve 4. sınıf öğrencileri göre daha fazla duyarsızlaşma gösteriyordu. Ayrıca 1. sınıf öğrencileri daha düşük yetkinlik puanlarına sahipti. Öğrencilerin kardeş sayısı, aylık geliri, sosyal güvencesi, anne-babalarının eğitim ve çalışma durumları gibi çeşitli sosyodemografik özelliklerin tükenmişlik puanlarına etkisinin çok sınırlı olduğu veya hiç olmadığı saptandı. Öğrenim süresince aileleriyle yaşadıklarını belirten öğrenciler, diğer öğrencilere göre daha düşük tükenmişlik gösteriyordu. Tıp öğrencisi olduğu için mutlu olduğunu ve hekimliğin kendine uygun meslek olduğunu düşünen öğrenciler daha az tükenmişti. Tıp fakültesini kendi isteği ile seçen ve hekimlik mesleği hakkında ön bilgiye sahip olan öğrenciler daha az tükenmişlik gösteriyordu. Yıl/staj kaybı olduğunu ve daha önce tıp fakültesini bırakmayı düşündüğünü belirten öğrenciler ise daha fazla tükenmişliğe sahipti. Fakültemizde verilen eğitimi yeterli bulmayan ve TUS'a hazırlanmadığını ifade eden öğrenciler daha fazla tükenmişlik gösteriyordu. Maddi güçlük çektiğini, uyku sorunu yaşadığını, kendine yeterince zaman ayıramadığını belirten öğrencilerin de daha fazla tükenmişlik gösterdikleri saptandı. Sonuç: Çalışmamızda öğrencilerin tıp öğrencisi olma ve hekimlik mesleği ilgili görüş ve tutumları ile bazı diğer özelliklerin; tükenmişlik puanlarını yordalamada, sosyodemografik özelliklere göre daha etkili olduğu görülmüştür. Bu anlamda saptanan risk faktörlerine yönelik hazırlanacak eğitim ve müdahale programlarının, tükenmişliğin fark edilmesi ve önlenmesinde etkili olacağını düşünmekteyiz.

TükenmişlikTükenmişlik sendromuTıp eğitimi+2
Özer Çelik
Adnan Menderes University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanser hastaları ve bakım veren yakınlarının tükenmişlik durumları ve stresle başa çıkma tarzları

Giriş ve amaç: Tükenmişlik sendromu son yıllarda çeşitli araştırmalara konu olan ve bireylerin iş yaşamlarını etkileyen bir durum olarak göze çarpmaktadır. Yapılan araştırmaların önemli bir grubunu ise kronik hastalıkları olan hastalara bakım veren yakınları oluşturmaktadır. Ortaya çıkan kronik stresin tükenmişlik durumuna neden olabildiği düşünülmektedir. Bu açıdan kişilerin stresle başa çıkma tarzları ile tükenmişlik arasında ilişki olduğu düşünülebilir. Bu çalışma ile ADÜ Tıp Fakültesi hastanesinde tedavi alan hastaların stresle başa çıkma tarzlarını ayrıca hastalara bakım veren yakınlarının tükenmişlik durumlarını etkileyen faktörler ile stresle başa çıkma tarzlarını tespit etmeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Kesitsel analitik bir araştırma olarak planlanan çalışmaya, ADÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji kliniği ve Ayaktan Kemoterapi Ünitesi‟nde 01.02.2016-31.05.2016 tarihleri arasında tedavi almakta olan 240 hasta ve 240 yakını katıldı. Anket formu hastalara yöneltilen iki, bakım veren yakınlarına yöneltilen üç bölümden oluşmaktaydı. Anket Formlarının ilk bölümlerinde sosyodemografik özellikler ve tükenmişlikle ilişkili olabilecek çeşitli faktörleri araştıran sorular yer alıyordu. Anket formunun ikinci kısımda ise, bireylerin stresle başa çıkma tarzlarını değerlendiren Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ) kullanıldı. Bakım vericilere uygulanan üçüncü bölümde ise bireylerin tükenmişlik durumlarını değerlendiren Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) kullanıldı. Katılımcılara, araştırmacı tarafından sosyodemografik bilgileri içeren anket formu yüzyüze uygulanmıştır. Hastalardan ve yakınlarından MTÖ ve SBTÖ formlarını ise kendilerinin doldurmaları istendi. Veriler SPSS 17.0 istatistik programıyla oluşturulan veri tabanına işlenerek istatistiksel değerlendirme yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza katılan kadın bakım vericilerin erkeklere göre, daha fazla duygusal ve toplam tükenme yaşadıkları saptandı. Hastaların hastalık evresinin ilerlemesi ile bakım veren yakınlarının tükenmişlik düzeylerinin arttığı tespit edildi. Bakım verme süresi arttıkça bireylerin daha fazla duyarsızlaĢma yaşadıkları tespit edildi. Bakım verenlerin gelir durumu, sigara ve alkol kullanımı, daha önce bakım verme tecrübesinin olması, evde bakıma muhtaç başka birey varlığı gibi çeşitli sosyodemografik özelliklerin tükenmişlik durumlarına etkisinin çok sınırlı olduğu veya hiç olmadığı saptandı. Bakım veren bireylerden bir işte çalışan bireylerin daha az tükenmişlik yaşadıkları tespit edildi. Ayrıca bakım veren bireyin kronik hastalığının olması, eğitim durumu, medeni durumu, hasta ile aynı evde yaşaması, hastaya yakınlık durumu, bakıma yardımcı başka bireyin olmaması gibi faktörlerin tükenmişlik üzerinde etkili olduğu tespit edildi. Hastaların ve yakınlarının stresle başa çıkma tarzlarında etkili yöntemler olarak düşünülen tarzları daha fazla kullandıkları tespit edildi. Bakım verenlerden kadınların erkeklere oranla etkisiz yöntemlerden olan çaresiz yaklaşımı daha fazla kullandıkları tespit edildi. Stresle başa çıkmada etkili yöntemi kullananların diğerlerine oranla daha az tükenmişlik yaşadıkları görüldü. Etkisiz yöntemi kullananların ise daha fazla tükenmişlik yaşadıkları tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda bakım veren bireylerin sosyodemografik özelliklerinin ve stresle başa çıkma tarzlarının tükenmişlik üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bu anlamda saptanan risk faktörlerine ve stresle etkin başa çıkma tarzlarının benimsenmesine yönelik hazırlanacak eğitim ve müdahale programlarının, tükenmişliğin fark edilmesi ve önlenmesinde etkili olacağını düşünmekteyiz.

Hasta bakımıHasta bakımı-hastane sonrasıHasta yakınları+6
Fatih Uludağ
Adnan Menderes University
2016
00