Bingol University
Discipline

Anesthesiology and Reanimation

Bingol University

674

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Off-pump koroner arter by-pass cerrahisi uygulanan hastalarda ultrasonografi eşliğinde yapılan pektointerkostal fasiyal bloğun postoperatif ağrı tedavisine etkisi

Pompasız koroner arter by-pass greftleme cerrahisi (KABG); kardiyopulmoner by-pass (KPB) cihazı kullanılmadan atan kalpte koroner arter cerrahisi yapılmasıdır. Genellikle mediyan sternotomi yöntemi ile yapılır. Büyük bir cerrahi olduğu için oldukça ağrılı bir işlemdir. Postoperatif analjezi yöntemleri hem ağrıyı azaltmak hem de ağrıya bağlı komplikasyonları önlemek için oldukça önemlidir. Sıklıkla multimodal analjezi yöntemleri tercih edilir. Pektointerkostal fasiyal blok son yıllarda artan ultrason kullanımı ile birlikte tercih edilen torasik duvar fasiyal blokları arasındadır. Bu çalışmada, off-pump koroner arter by-pass greftleme cerrahisi geçiren hastalarda ultrasonografi eşliğinde pektointerkostal fasiyal blok uygulayarak postoperatif ağrı kontrolü ve opioid gereksinimi üzerindeki etkinliğini değerlendirdik. Yerel Etik Kurulunun 30/03/2021tarih ve 2021/74 sayılı onamı ve hasta yazılı onamı sonrasında elektif pompasız koroner arter by-pass greftleme cerrahisi planlanan 18-70 yaş aralığında ASA II-III riskinde 50 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar operasyon öncesi randomize, prospektif ve kapalı zarf metodu ile Grup P (Pektointerkostal) ve Grup K (Kontrol) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. İzlem sürecinde 3 hasta çalışma dışı bırakıldı. Grup P (Pektointerkostal)'deki hastalara operasyon sonrası bilateral pektointerkostal fasiyal blok uygulandı. Operasyon tamamlandıktan ve göğüs kafesi kapatıldıktan sonra midklaviküler hatta üçüncü ve dördüncü kostaların üzerinde ultrason probu parasagittal düzlemde yerleştirilerek, probun uzun eksenine paralel olarak 50-80 mm'lik sonovisible iğne (Stimupleks B. Braun R, Melsungen AG) kaudalden kraniyal yönde ilerletildi ve ucu pektoralis majör ve interkostal kaslar arasına yerleştirildi. Aspirasyon ile hava veya kan gelmediği görülerek 2 ml serum fizyolojik ile test dozu yapıldıktan sonra 20ml %0.25'lik bupivakain (Buvasin %0,5 Vem İlaç İstanbul, Türkiye) pektoralis major ve interkostal kas planı arasına enjekte edilerek pektointerkostal fasiyal blok uygulandı. Aynı işlem karşı tarafa da yapıldı. Grup K (Kontrol)'deki hastalara postoperatif işlem yapılmadı. Her iki gruba da HKA v ile Tramadol HCL (Tramosel 100 mg/2 ml Haver Pharma İlaç A.Ş, İstanbul) 4mg/ml konsantrasyonda sürekli opioid infüzyonu 2cc/saat, 24 saat içinde maksimum 400mg dozda, 20dk'lık bir kilitlenme aralığı ile hastanın her butona bastığında iv bolus 20mg tramadol HCL verilebilen dozlar uygulandı. Vizüel Analog Skala (VAS) 4'ün üzerinde olduğunda kurtarıcı analjezik olarak 100 ml SF içinde, 0,05 mg/kg morfin (Morphine HCL® 0,01 g/ml amp Galen İlaç AŞ./ Türkiye) intravenöz verildi. Hastaların demografik verileri, postoperatif ekstübasyon süresi, extübasyon sonrası 1.,2.,4.,8.,12.,18. ve 24. saatlerdeki sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), vizüel analog skala (VAS) değerleri ile birlikte 0-1, 1-12, 12-24 saat dilimlerindeki analjezik tüketimi, bulantı, kusma, total analjezik tüketimi ve hasta memnuniyeti değerlendirilerek kaydedildi. Demografik verilerde, SAB, DAB, OAB, KAH ve yan etki görülme sıklığı gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Hastaların VAS değerlendirmesinde Grup P'de, Grup K'ya göre postoperatif ekstübasyon sonrası 1., 2., 4., 8. ve 12. saat VAS değerleri istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Tramadol tüketimi Grup P'de 0-1. ve 1-12. saatlerinde istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu görüldü (p<0,05). Toplam tramadol tüketim miktarları da Grup P'de istatistiksel olarak anlamlı düşük olduğu gözlemlendi (p<0,05). Sonuç olarak; koroner arter by-pass greftleme operasyonu sonrasında uygulanan bilateral pektointerkostal fasiyal bloğun multimodal analjezinin bir parçası olarak analjezik tüketimini azalttığını ve postoperatif etkili analjezi sağladığını tespit ettik.

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-kardiyovasküler+7
Özge Şahiner
Bolu Abant Izzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi uygulamalarında düşük akım desfluran ile yüksek akım desfluranın oksidatif stres ve DNA hasarı üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Günümüzde özellikle ekolojik kirlenme göz önünde bulundurularak yeni ve gelişmiş anestezi cihazlarının artması düşük akım anesteziye duyulan ilgiyi artmıştır. Aynı zamanda maliyeti azaltması, hastanın daha yakından takip edilmesi, intraoperatif ısı ve nem kaybının azalması gibi durumlar anestezistlerin düşük akım anestezi kullanımını arttırmıştır. Biz bu çalışmada düşük akım anestezi uygulamasının yüksek akım anesteziye göre oksidatif stress ve DNA hasarı açısından farklılığının olup olmadığını değerlendirmek istedik. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 18 – 70 yaş arası, ASA I-II fiziksel statüsüne sahip, üç saat ve üzerinde genel anestezi uygulanan 60 hasta dâhil edildi. Hastalar intraoperatif desfluran akım hızına göre iki gruba ayrıldı. Düşük akım anestezi uygulanan hastalar (0,5lt/dk) Grup I, yüksek akım anestezi uygulanan hastalar (4lt/dk) Grup II olarak isimlendirildi. Hastaların hemodinamik parametreleri, ETCO2 bazal değerleri, indiksiyon sonrası, entübasyon sonrası 5, 10, 20 ve sonrasında her 15 dakikada bir kaydedildi. Hastalardan preoperatif, intraoperatif üçüncü saat ve postoperatif yirmidördüncü saatte oksidatif stres ve DNA hasarı değerlendirilmesi için TAS, TOS, MDA, Sistatin-C,8-OHdG ve LPO parametreleri çalışıldı. Bulgular: Hastalardan preoperatif, intraoperatif ve postoperatif alınan kanlardan DNA hasarı için 8-OhdG, oksidatif stress için de MDA, LPO, Sistatin C, TAS, TOS bakıldı. Postoperatif bakılan MDA değeri yüksek akım grubunda düşük akım grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu.(p<0,05).TAS, TOS, Sistatin-C ve 8OhdG açısından gruplar karşılaştırıldığında gruplar arası anlamlı bir fark saptamadı (p>0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda düşük akım desflurane grubunda DNA hasarı açısından yüksek akım desflurane grubuna göre biyoistatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığını ve yüksek akım desflurane uygulamasında anlamlı olarak oksidatif stresin arttığını gördük. Anahtar Kelimeler: Düşük akım anestezi, oksidatif stress, dna hasarı

AnesteziDNADNA hasarı+2
Hülya Tosun Söner
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Off-PUMP koroner arter BY-pass greftleme cerrahisi uygulanan hastalarda ultrasonografi eşliğinde yapılan transversus torasik kas plan bloğu ve serratus interkostal plan bloğu uygulamalarının postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Off-pump koroner arter by-pass greftleme cerrahisi (KABG); kardiyopulmoner by-pass (KPB) cihazı kullanılmadan atan kalpte koroner arter cerrahisi yapılmasıdır. Genellikle mediyan sternotomi yöntemi ile yapılır. Büyük bir cerrahi işlem olduğu için oldukça ağrılıdır. Postoperatif analjezi yöntemleri hem ağrıyı azaltmak hem de ağrıya bağlı komplikasyonları önlemek için oldukça önemlidir. Sıklıkla multimodal analjezi yöntemleri tercih edilir. Tranversus torasik kas plan bloğu (TTMPB) ve serratus interkostal plan bloğu (SIPB) son yıllarda artan ultrason kullanımı ile birlikte tercih edilen torasik duvar fasiyal blokları arasındadır. TTMPB, sternal bölge ağrısında yeterli olmakla beraber, göğüsün lateral bölgesine takılan diren tüpü ağrısında kimi zaman yeterli analjezi sağlayamamaktadır. Bu durumda TTMPB'ye SIPB eklenerek postoperatif yeterli analjezi sağlanabilir. Bizim de çalışmamızdaki amacımız TTMPB ve SIPB'yi beraber kullanarak KABG sonrası postoperatif ağrı üzerine etkisini değerlendirmektir. Yerel Etik Kurulunun 08/06/2021 tarih ve 2021/149 sayılı ve hastaların yazılı onamı sonrasında elektif off-pump koroner arter by-pass greftleme cerrahisi planlanan 18-70 yaş aralığında ASA II-III riskinde 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar operasyon öncesi randomize, prospektif ve kapalı zarf metodu ile Grup T (TTMPB), Grup T+S (TTMPB+SIPB) ve Grup K (Kontrol) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. İzlem sürecinde 2 hasta çalışma dışı bırakıldı. Standart operasyon tamamlandıktan ve göğüs kafesi kapatıldıktan sonra postoperatif olarak Grup T'deki hastalara bilateral 20 ml %0,25'lik bupivakain, Grup T+S hastalarına buna ek olarak 10 ml %0,25'lik bupivakain ile SIPB uygulandı. Grup K'daki hastalara herhangi bir işlem uygulanmadı. Her üç gruptaki hastalara operasyon sonrası parol 1 gr IV flakon (parasetamol 10 mg/ml) 4x1 ve tramadol HCL 1 mg/kg (max 100 mg) (Tramosel 100 mg/2ml Haver Pharma İlaç A.Ş, İstanbul) 0., 6., 12. ve 18. saat olmaz üzere 4 doz uygulandı. iv Operasyon sonrası her hasta entübe olarak yoğun bakım ünitesine (YBÜ) alındı ve ekstübasyonları gerçekleştirildi. Hastaların ekstübasyon süresi, ekstübasyon sonrası 1., 2., 4., 8., 12., 18. ve 24. saatlerde vizüel analog skala (VAS) değerleri, sistolik arter basıncı (SAB), diyastolik arter basıncı (DAB), ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), SpO2, 0-1, 1-12 ve 12-24 saat dilimlerindeki ek kurtarma analjezi tüketimi (Morfin HCL) ve taburculuk öncesi hasta memnuniyet düzeyi kaydedildi. Demografik verilerden yaş, Grup T+S'nin Grup K'ya göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Ortalama kan basınçları karşılaştırıldığında Grup T+S'nin Grup K'ya göre ekstübasyon sonrası 1., 2. ve 4. saatte; Grup T'nin Grup K'ya göre 4. saatte istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Gruplar arası VAS skorları karşılaştırıldığında Grup T ve Grup T+S'nin Grup K'ya göre ekstübasyon sonrası 1., 2., 4., 8., 12., 18. ve 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p<0,05). Ekstübasyon sonrası 1., 2., 4. ve 8. saatte Grup T+S'nin VAS skorlarının Grup T'nin VAS skorlarından istatistiksel anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Sonuç olarak; çalışmamızda elektif off-pump KABG cerrahisi hastalarında USG eşliğinde TTMPB ve SIPB tekniklerinin kombinasyon şeklinde uygulanmasının postoperatif VAS skorlarını düşürdüğünü, ek kurtarma analjezisi olarak morfin tüketimini ve ortalama kan basıncını azalttığını, hasta memnuniyetini arttırdığını tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Koroner Arter By-pass Greftleme Cerrahisi, Postoperatif Ağrı, Serratus İnterkostal Plan Bloğu, Transversus Torasik Kas Plan Bloğu.

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi+4
Caner Kalay
Bolu Abant Izzet Baysal University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sezaryen operasyonlarında epidural tek doz morfin ve neostigminin analjezik etkilerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada; epidural anestezi ile sezaryen operasyonu geçiren olgularda postoperatif epidural mesafeye verilen tek doz neostigmin, morfin ve plasebonun klinik etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Sezaryen operasyonu uygulanacak ASA I-1I grubu 60 olgu rasgele üç gruba ayrıldı. Tüm olgulara bupivakainle epidural anestezi uygulandıktan sonra postoperatif 30. dk'de 6 mL serum fizyolojik içinde; neostigmin grubuna 10 ug.kg"1 neostigmin, morfin grubuna 3 mg morfin ve kontrol grubuna ise sadece serum fizyolojik epidural kateterden verildi. Daha sonra olgulara % 0.125 bupivakain solüsyonu içeren HKA cihazı epidural katetere bağlanarak 24 saatlik takip sonrasında; HKA'dan aldıkları toplam lokal anestezik volümü, ilk analjezi istem zamanlan, ilk gaz çıkarma ve ambulasyon zamanları, hemodinamik parametreleri, yan etkiler, ek analjezik gereksinimi, VAS değerleri ve 5 noktalı skala ile analjezi kalitesi değerlenledirildi. Epidural verilen neostigminin hemodinamik parametreleri etkilemeden, ilk analjezi ihtiyaç zamanını kontrol grubuna göre anlamlı derecede uzattığını ve 24 saatlik HKA'dan kullanılan lokal anestezik miktarını azalttığını belirledik. Ek analjezik gereksinimi kontrol gubunda anlamlı derecede yüksek bulundu. İlk gaz çıkarma zamanının, neostigmin grubunda morfin ve kontrol gruplarına göre anlamlı derecede kısaldığını tespit ettik. Kaşıntı oranı morfin grubunda anlamlı derecede yüksekti. Sonuç olarak; postoperatif dönemde tek başına epidural yoldan uygulanan neostigminin hemodinamik parametreleri etkilemeden analjezik etkisi olduğu ve 24 saatlik analjezik gereksinimini azalttığı tespit edilmiştir.

Metin Alkan
Gazi University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik girişimlerde hasta pozisyonunun end-tidal karbondioksit ve hemodinamiye etkisi

Çalışmamıza ASA I-II sınıflamasına giren 20 laparoskopik kolesistektomi ve 20 jinekolojik laparoskopi vakası dahil edildi. Gruplar arasında demografik özellikler, anestezi yöntemi ve karbondioksit pnömoperiton basıncı açısından fark olmadı. Anestezi indüksiyonunu takiben insuflasyon uygulandıktan sonra kolesistektomi hastaları 20° ters Trendelenburg ve jinekolojik laparoskopi hastaları 20° Trendelenburg pozisyonuna alındı. Indüksiyondan sonra, insuflasyondan sonra, pozisyon verildikten 10, 20, 30, 40, 50, 60, 75, 90 dakika sonra ve deflasyon yapılıp hasta düzeldikten 10 dakika sonra ortalama arteriyel basınç(OAB), kalp atım hızı(KAH), end-tidal karbondioksit(ETC02), periferik oksijen saturasyonu(Sp02), intraabdominal basınç(İAB), pik inspiratuvar basınç(PİB), ekspiratuvar volum(VE) değerleri kaydedildi. Her iki grupta da insuflasyon sonrası OAB ve ETCO2 değerlerinde insuflasyon öncesine göre anlamlı yükseklik bulundu. Gruplar arasında OAB, KAH, Sp02, VE, İAB değerleri açısından fark bulunmadı. End-tidal karbondioksit ve pik inspiratuvar basınç değerleri jinekolojik laparoskopi grubunda laparoskopik kolesistektomi grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulundu. Sonuçta ETCO2 farkının gruplar arasındaki pozisyon farkından kaynaklandığı düşünüldü.

Levent Öztürk
Gazi University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Artroskopik diz cerrahisinde intraartiküler bupivakain ve tramadolün analjezik etkilerinin ve preemptif tramadolün değerlendirilmesi

61 ÖZET Bu çalışmada artroskopik diz cerrahisinde intraartiküler tramadol ve bupivakainin analjezik etkileri ve preemptif tramadolün etkinliği araştırıldı. Çalışmaya elektif artroskopik menisektomi yapılacak ASA I-II risk grubundaki 60 olgu dahil edildi. Premedikasyon uygulanmayan olguların preoperatif dönemde çalışma ilacı uygulanmadan önce istirahat halinde ve hareket sonrası visual analog skala (VAS) değerleri kaydedildi ve kalp atım hızı (KAH), ortalama arteriyel kan basıncı (OAB ) ve periferik oksijen saturasyonu (SpCh) monitorize edildi. Olgular randomize olarak 20'şer kişilik 3 gruba ayrıldı: Grup I'de (Kontrol) operasyonun sonunda i. a. 20 mi % 0.25 bupivakain; Grup IF de operasyonun sonunda i. a. 20 mi % 0.25 bupivakain ve 100 mg tramadol hidroklorür ve Grup IIFte operasyondan 30 dk Önce i. a. 20 mi izotonik NaCl solüsyonu içinde 100 mg tramadol hidroklorür ve operasyonun sonunda ia 20 mi % 0.25 bupivakain uygulandı. Tüm olgulara standard genel anestezi uygulandı. Olgularda ağrı takibi postoperatif 1., 2., 4., 6., 8., 12. ve 24. saatlarde istirahat halinde ve mobilizasyon sonrası VAS değerleriyle yapıldı. Postoperatif dönemde olgulara VAS>4 olduğunda i.m. 75 mg diklofenak sodyum yapıldı (maksimum günlük doz 150 mg). Bu yetersiz kaldığında 500 mg oral parasetamol verildi. Ayrıca postoperatif aynı saatlarde olguların sedasyon skoru Ramsay Sedasyon Skalası ile değerlendirildi. Olgular postoperatif dönemde yan etki yönünden takip edildi. 24 saatin sonunda olguların memnuniyeti (0: yetersiz, 1: vasat, 2: iyi, 3: çok iyi, 4: mükemmel) değerlendirildi. Gruplar arasında intraoperatif kullanılan genel anestezik miktarı, yan etki ve sedasyon skoru açısından fark görülmezken, ilk analjezik ihtiyacı, postoperatif dönemde toplam kullanılan analjezik miktarı, postoperatif istirahat ve hareket halindeki VAS değerleri, Grup62 II ve IH'te, Grup I' e göre anlamlı şekilde düşük, hasta memnuniyeti de anlamlı şekilde yüksek bulundu. Preemptif tramadol grubu postoperatif tramadol grubu ile karşılaştırıldığında postoperatif dönemde toplam kullanılan analjezik miktarı ve ek analjezik kullanan olguların sayısı anlamlı derecede düşük bulundu. Sonuç olarak, ia tramadol ve bupivakain, hem postoperatif hem preoperatif dönemde uygulandığında, önemli bir yan etkiye neden olmadan, tek başına ia bupivakain uygulamasına göre postoperatif analjezi sağlamada daha etkili bulunmuştur. İntraartiküler tramadol preemptif olarak uygulandığında analjezik etkinlik daha belirgin hale gelmiştir. Artroskopik diz cerrahilerinden sonra etkin ve güvenli analjezi sağlamak amacıyla preemptif intraartiküler tramadolü bir alternatif olarak önermekteyiz.

Bilge Tuncer
Gazi University
2004
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımda enteral ve parenteral nütrisyon desteği alan hasta gruplarının beslenmeye bağlı komplikasyonlarının karşılaştırılması

Yoğun bakım hastalarında nütrisyonel müdahaleler tedavinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Doğal beslenme yolumuz olan oral alım, yoğun bakım hastalarında genellikle mümkün olmamaktadır. Bu sebeple yoğun bakım hastaları genellikle enteral veya parenteral yol ile beslenmektedir. Her ne kadar yoğun bakımda yatış sırasında gelişen komplikasyonların engellenmesinde nütrisyonel desteğin faydalı olduğu vurgulansa da bu nütrisyon tipleri ile beslenmenin de kendine özgü komplikasyonları mevcuttur. Bu çalışmada amaç tedavileri süresince sadece enteral ve sadece parenteral nütrisyon desteği altında olan yoğun bakım hastalarında beslenmeye bağlı görülen komplikasyonları, yoğun bakım ünitesinde kalış süresi, mekanik ventilatörde kalış süresi, nozokomiyal enfeksiyon, sepsis gelişme oranı, mortalite ve morbidite açısından kıyaslanmasının retrospektif olarak araştırılmasıdır. Yoğun bakım ünitemizde takip ve tedavi edilen 100 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Sadece enteral nütrisyon ile beslenen 55 hasta ve sadece parenteral nütrisyon ile beslenen 45 hasta şeklinde iki grup oluşturuldu. Yoğun bakım ünitesinden taburcu edilinceye veya exitus oluncaya kadar hastaların verileri toplandı. Demografik verileri, yatış nedeni, ek hastalık durumu, yoğun bakım yatışın başlangıcında kaydedilen laboratuar değerleri, toplam izlem süresince kaydedilen morbiditeleri ve bunların her iki grup arasındaki karşılaştırılmaları sağlandı ve bu iki grubun kendi içlerindeki komplikasyonları incelendi. Bulgular olarak, enteral nütrisyon ile beslenen hastalarda nozokomial enfeksiyon gelişme oranı, enfeksiyon varlığı, sepsis gelişimi, mekanik ventilatörde kalış süresi ve yoğun bakım ünitesi yatış süresi parenteral nütrisyon ile beslenen gruba göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu. Yatış nedeni dikkate alındığında enteral nütrisyon ile beslenen hastaların daha çok medikal sebeple, parenteral nütrisyon ile beslenen hastaların ise daha çok cerrahi sebeple takip edildiği görüldü ve bu durum iki grup içinde istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. PN grubunda mortalite oranı daha fazla olmasına rağmen her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. Yine her iki grup arasında hiperglisemi ve hipoglisemi gelişimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Bu çalışmada daha fizyolojik olan ve daha az komplikasyon gelişmesi beklenen enteral yol ile beslenen hasta grubunda nozokomial enfeksiyon gelişme oranı, enfeksiyon varlığı, sepsis gelişimi daha yüksek oranda bulunmuştur. Bu durumun sebebi enteral yol ile beslenen hastaların cerrahiden çok medikal sebeplerle takip edilmesi, bunun sonucu olarak da yoğun bakım yatış ve mekanik ventilatörde kalış süresinin daha uzun olması ile ilişkili olduğu kanısına vardık. Parenteral yol ile beslenen hastaların yoğun bakım yatış süresinin ve mekanik ventilatörde kalış süresinin daha kısa olmasının ise daha sıklıkla cerrahi sebeple takip edilmelerine bağlı olduğu ve bu nedenle nozokomial enfeksiyon gelişme oranı, enfeksiyon varlığı, sepsis gelişiminin daha az görüldüğü düşüncesindeyiz. Sonuç olarak yoğun bakım hastalarında mortalite ve enfeksiyon gelişmesinde enteral veya parenteral beslenme yolundan ziyade yoğun bakım yatış süresi ve yatış nedeninin daha etkili olduğu kanısındayız.

BeslenmeBeslenme incelemeleriEnteral beslenme+7
Seyhan Sümeyra Aydın
Karadeniz Technical University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde 2015-2019 yılları arasında sezaryen operasyonu geçiren kalp hastalığı olan gebelerde uygulanan anestezi yöntemlerinin retrospektif değerlendirilmesi

Giriş Ve Amaç: Ülkemizde gebelerin çoğunluğunu genç ve sağlıklı kadınlar oluşturmakla birlikte, günümüzde cerrahi teknikler ve ilaç tedavilerindeki gelişmeler nedeniyle kalp hastalığı olan daha fazla sayıda kadın, gebe olarak anestezistlerin karşısına çıkmaktadır. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri'nde Ocak 2015 – Aralık 2019 yılları arasında sezaryen operasyonu geçirmiş kalp hastalığı olan 150 olgu incelenmiş ve sonuçların literatürler eşliğinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç Ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilen 150 hastanın demografik özellikleri, ASA skorlaması, yaş, gebelik haftası, mevcut kalp hastalığı, ek hastalığı, pulmoner arter basıncı, ejeksiyon fraksiyonu, sezaryen sayısı, yoğun bakımda kalış süresi, anestezi şekli, bebeğin 1. ve 5. dakika APGAR skoru her hasta için ayrı ayrı kaydedildi. Bulgular:Yaptığımız çalışmada; vakaların %72 sinde spinal anestezi tercih edildiği, kardiyak hastalıklarda %94 ile kapak hastalıklarının en fazla görüldüğü ve anne mortalitesinin görülmediği tespit edilmiştir. Genel anestezi yapılan gebelerde yoğun bakımda kalış süreleri ortalamaları 2 gün, spinal anestezi yapılan gebelerde ise 1 gün olarak bulundu. Bebeklerin 1. ve 5. dakika APGAR skorlarının spinal anestezi grubunda yüksek bulduk.1. ve 5. dakika APGAR skorları ASA skoru ile negatif korelasyon gösterdi (r -,194; r -,167). 5. dakika APGAR skoru ile annenin EF skoru arasında pozitif korelasyon görüldü (r ,181). Sonuç: Çalışmamızda Pulmoner Arter Basıncı(PAB) değerleri yüksek olan hastalar genellikle genel durumu kötü ve kardiyak hastalık açısından komplike hastalar (çoğu gebede birden fazla kardiyak hastalık mevcut) olduğundan, sezaryen için genel anestezi tercih edildiği görüldü. Genel anetezi grubunda APGAR skorlarının düşük olmasını; genel anestezi ile C/S alınan hastaların kardiyak açıdan kötü ve ek hastalığı olan, PAB yüksek, EF düşük ve ASA skorlarının yüksek olmasına bağladık. Çalışmamızla, önemli sonuçlar elde ettiğimizi düşünmekle birlikte kalp hastalığı olan gebelerde anestezi uygulamalarıyla ilgili geniş prospektif çalışmalara da ihtiyaç duyulduğunu düşünmekteyiz. Kalp hastalığı olan gebeler, multidisipliner yaklaşımla takip ve tedavi edilmelidir. Deneyimli ekiplerle (kardiyoloji, doğum, anestezi ve yenidoğan uzmanları) maternal ve neonatal riskin azalacağı kanaatindeyiz.

AnesteziAnestezi-genelAnestezi-spinal+3
Abid Karagöz
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aksiller supraklavikular ve interskalen girişim yöntemleri ile uygulanan brakial pleksus bloğunun sensorial ve motor blok niteliği üzerine etkileri

Çalışmamızda el ve ön kol operasyonu yapılacak olgularda, plexus brachialis bloğu için aksiller (Grup A), supraklavikular (Grup B) ve interskalen girişim yöntemlerini uygulayarak (Grup C); bu farklı üç girişim yönteminde oluşan motor ve sensorial bloğun hız ve niteliğini araştırmayı amaçladık. Çalışmamız; blok girişim yöntemlerine göre rastgele olarak seçilmiş olan 25'er olguluk 3 grupta yapıldı. Tüm hastalar için lokal anestetik volümü, hastaların boylan ölçüt alınarak formüle göre [volüm (mi) = boy (cm)/5] hesaplandı ve daha önce hazırlanan % 2'lik lidokain ve % 0.5'lik bupivakainden her ikisinden de eşit miktarlarda olacak şekilde multipl injeksiyon yöntemiyle ve sinir stimülatörü yardımıyla injekte edildi. Plexus brachialis ve kısmen plexus cervicalis' e ait sinirlerde; sensorial blok niteliği sinirlerin innerve ettiği deri alanında pinprick testiyle (0 = blok yok, 1 = analjezi, 2 = anestezi); motor blok niteliği ise herbir sinirin innerve ettiği kasın fonksiyonuna göre, hastaya ilgili kasın hareketi yaptırılarak, hareketin güçlülüğüne göre değerlendirildi (0 = normal güçte, 1 = parezi, 1 = paralizi). Çalışmamızda, üst ekstremite operasyonlarında plexus brachialis bloğu için uygulanan her üç girişim yöntemiyle yüksek oranda yeterli blok elde edilmesi; sinir stimülatörü kullanılarak yapılan multipl injeksiyon yöntemine bağlanabilir. Literatürde belirtilen, özellikle supraklavikular ve interskalen girişim yöntemlerinin uygulanması sonucu oluşan ciddi komplikasyonların bizim çalışmamızda olmayışının; tüm girişim yöntemlerinin deneyimli anesteziyolojist gözetiminde yapılması sonucunda olduğu kanısındayız.

AnesteziAnestezi ve analjeziBrakiyal pleksus+1
Demet Coşkun
Gazi University
2000
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım enfeksiyonlarının değerlendirilmesi; retrospektif 5 yıllık analiz

Giriş Ve Amaç: Yoğun bakım üniteleri enfeksiyonların en sık görüldüğü birimlerdir. Buralarda gelişen hastane enfeksiyonları hastalar için yüksek mortalitenin ve hastaneler için artmış maliyetin en önemli nedenlerindir. Bu çalışma üniversitemiz anestezi yoğun bakım ünitesindeki enfeksiyon prevelansını, enfeksiyon gelişiminin yoğun bakım yatış süresi ve mortalite üzerine etkisini, enfeksiyon etkeni mikroorganizmaları ve bunların antibiyotiklere dirençlerinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Gereç Ve Yöntem: Bu çalışmada, 2016-2020 yılları arasında Dicle Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, III. Basamak YB hizmeti verilen, 48 saatten uzun süre takip ve tedavi edilen 18 yaş üstü hastalar retrospektif olarak değerlendirildi. Bu verilerden anestezi yoğun bakım ünitesinin enfeksiyon prevelansı, enfeksiyon gelişiminin yoğun bakım yatış süresi ve mortalite üzerine etkisi, enfeksiyon etkeni mikroorganizmalar ve bunların antibiyotiklere dirençleri belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 561 hasta dahil edildi. Yoğun bakım ünitesi kaynaklı enfeksiyon prevelansı %20,7, genel enfeksiyon prevelansı %64,9 olarak belirlendi. Enfeksiyon etkeni üremesi olan hastalarda ortalama yatış süresi 22.95±29.68 gün iken, üreme olmayan hastalarda ortalama yatış süresi 8.28±6.78 gün saptandı (p<0.001). Enfeksiyon etkeni üremesi olan 364 hastanın 104'ü (%28,6) hayatını kaybederken, enfeksiyon etkeni üremesi olmayan 197 hastadan 17'si (%8,6) hayatını kaybetti (p<0.001). A.baumanii'ye karşı en etkili antibiyotikler olan colistin ve trimethoprim-sulfamethoxazole karşı direnç oranlarının sırası ile %17,6 ve %58,3 olduğu, K.pneumoniae suşlarına en etkili antibiyotiklerin fosfomycin, imipenem ve gentamicin olduğu, ve colistin, direncinin %52,9'a ulaştığı görüldü. P. Aeruginosa'nın imipenem ve meropenem direncinin %70-80'lere ulaştığı, E.Coli'nin ampicillin, piperacillin, ceftazidime, cefepime ve cefuroxime sodium gibi B- laktam antibiyotiklere yüksek oranda dirençli olduğu saptandı. E. Faecalıs ve E. Faecıum'un vankomycin direnci sırası ile %2,9 ve %38,0 olarak saptandı. Sonuç: Enfeksiyon etkeni üremesi hastalarda ortalama 14.67 gün daha fazla hastanede yatış süresi ve 3,3 kat daha fazla ölüm oranı görülmesine neden olmaktadır. Çalışmamızda A.baumanii ve P. Aeruginosa için ciddi karbapenem direnci, K.pneumoniae'de artmış colistin direnci dikkat çekicidir. Anahtar Sözcükler: Yoğun bakım üniteleri, hastane enfeksiyonu, antibiyotik direnci,

AntibiyotiklerEnfeksiyonlarRetrospektif çalışmalar+5
Bayram Güvenç
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plasenta acreata spektrumu ve plasenta previa tanılı hastalarda 10 yıllık anestezi yönetiminin retrospektif değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Ülkemizde ve dünyada artan sezaryen sayısı ve buna bağlı olarak artış gösteren plasenta akreata spektrumu ve plasenta previa tanılı gebeler anestezistlerin karşısına sıklıkla çıkabilmektedir.Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri'nde Ocak 2010 – Aralık 2020 tarihleri arasında plasenta akreata spektrum bozukluğu ve plasenta previa tanılı sezaryen operasyonu geçirmiş 631 olgu anestezi yönetimi incelenmiş ve sonuçların literatürler eşliğinde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilen 631 hastanın yaş, gestasyonel yaş, gravida, parite, önceki sezaryen sayısı, uygulanan anestezi yöntemi, preoperatif hemoglobin, platelet değerleri ve postoperatif hemoglobin değerleri kaydedildi. Transfüzyon uygulamaları (eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma), kolloid, traneksamik asit, fibrinojen konsantresi kullanımı kaydedildi. Peroperatif dönemde gelişen komplikasyonlar (DİC, ABY) 3. basamak yoğun bakım ünitesinde kalış süresi ve mortalite gelişip gelişmediği rapor edildi. Bulgular: Vakaların %40,1'inde genel anestezi, %59,9'unda spinal anestezi tercih edildiği ve anne mortalitesinin görülmediği tespit edildi. Genel anestezi yapılan gebelerde 3. basamak yoğun bakım ihtiyacı oranı %9,9 ve spinal anestezi uygulanan gebelerde oran %0,8 olarak bulundu. Genel anestezi alan gebelerin kan ürünü ve fibrinojen konsantresi ihtiyacı spinal anestezi alanlara göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı. Sonuç: Çalışmamızda acil, kanama ihtimali yüksek, histerektomi endikasyonu olanlarda genel anestezinin daha çok tercih edildiği görüldü. Çalışmamıza dâhil olan gebelerde mortalite saptanmadı. Genel anestezi grubunda daha fazla kan ürünü ihtiyacı ve 3. basamak yoğun bakım ihtiyacı olduğu bulundu. Uygun olan hastalarda spinal anestezinin genel anesteziye göre tercih edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Plasenta Akreata Spektrum Bozukluğu, Plasenta Previa, Anestezi yönetimi, Kan ürünleri transfüzyonu, Yoğun bakım ihtiyacı

AnesteziPlasentaPlasenta akreata+2
Ömer Oygen
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düşük akım anestezi ve normal akım anestezi uygulanan kolorektal cerrahi geçiren geriatrik hastalarda postoperatif derlenme ve deliryum insidansı

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada; Dicle Üniversitesi Hastanesi ameliyathane biriminde gastrointestinal cerrahi geçirecek geriatrik hasta popülasyonunda düşük akım anestezi yönteminin derlenme ve postoperatif deliryum gelişimine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya elektif gastrointestinal cerrahi geçirecek 50 yaşın üstündeki 50 Genel cerrahi hastası dahil edildi. Çalışma dışı bırakılma kriterleri: - Demans, uyku bozukluğu, psikoz öyküsü olanlar - Opioid, alkol ve madde kullanımı öyküsü olanlar - Kardiyomyopati, karaciğer ve böbrek yetmezliği ve serebrovasküler hastalığı olanlar, - önceki 6 ay içinde cerrahi operasyon geçirenler, - işitme ve görme bozukluğu olanlar, - kanama bozukluğu, koagülasyon sistemini etkileyecek ilaç kullananlar, - hipoalbuminemi (<3gr/dl), - preoperatif hematokrit düşüklüğü olanlar(<30) - ilaç alerjisi - immobilite ve malnutrisyonu olanlar çalışma dışı bırakıldı. Hasta veya hasta yakınlarından çalışma için aydınlatılmış onam alındı. Tüm hastalara standart anestezi monitörizasyonu sağlandı. Hastaların yarısı (25) rastgele seçilerek normal akımlı anestezi uygulandı. Diğer yarısına da (25) düşük akımlı anestezi uygulandı. Uyanma sonrası derlenme odasına alınan hastalara postoperatif 5./15./60. dakikalarda Richmond Ajitasyon ve Sedasyon skoru bakıldı. Hastalar RASS puanına göre hipoaktif(RASS ≤ -2), normal(RASS 0 veya -1), hiperaktif(RASS ≥ +1) olarak gruplandırıldı. Normalin dışı RASS skorları ≤-2 ve ≥1 olarak kabul edildi. Hastaların cerrahi süresine göre postoperatif RASS puanları karşılaştırıldı. Bulgular: Postoperatif 60. dakikada bakılan RASS puanı normalin dışındaki herhangi bir değer olan hastalar postoperatif deliryumda kabul edilerek bu hastaların gruplara göre dağılımına bakıldı. Normal akım anestezi uygulanan gruptaki hastalarda postoperatif deliryum insidansı %28 bulundu. Düşük akım anestezi uygulanan hastalarda ise postoperatif deliryum insidansı %8 olarak bulundu. Çalışmamızda cinsiyet ile postoperatif deliryum arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Fakat ileri yaş ile deliryum arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0.05). Çalışmamızda uygulanan anestezi yönteminden bağımsız olarak cerrahi süresi ile derlenme ve postoperatif deliryum insidansı arasında anlamlı farklılık gözlemlenmedi (p>0,05). Sonuç: Sonuç olarak anestezi iş istasyonunun modern ve etkin olduğu şartlarda uygulanan düşük akım anestezi yöntemi ekonomik, çevre ve çalışan güvenliğini sağlamasının yanında özellikle geriatrik hastanın anesteziden derlenme döneminde deliryum insidansını düşürdüğünü saptadık. Bu konuda ön hazırlık yaparken özellikle düşük akımlı anestezi ve deliryum ile ilgili az sayıda çalışmaya rastladık. Bu da gösteriyor ki bu konuda daha geniş serili çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Düşük Akımlı Anestezi, Postoperatif Deliryum, Deliryum, Richmond Ajitasyon-Sedasyon Skalası, Genel Anestezi.

AnestetiklerAnesteziAnestezi-genel+7
Ferhat Şimşek
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi etkinliğinin pleth variabilite indeksi ve perfüzyon indeksi ile değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Günümüzde çoğu alt batın, perine ve alt ekstremite cerrahisi girişiminde hasta isteği de göz önünde bulundurularak spinal blok uygulanmaktadır. Perfüzyon indeksi birçok pulse oksimetrede gösterilen bir ölçüttür. Bu çalışmada; Dicle Üniversitesi Hastaneleri ana bina ameliyathanesinde elektif veya acil cerrahi operasyona alınan ve spinal blok uygulanan hastalarda yatak başı pulse oksimetre cihazı ile pleth variabilite indeksi (PVİ) ve perfüzyon indeksi (Pİ) ölçümü değerleri ile blok başarısını öngörme açısından değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya alt batın, perine ve alt ekstremite cerrahisi geçirecek, acil veya elektif operasyon planlanan ve spinal anestezi uygulanan hastalar dahil edildi. Çalışmaya ASA I-II olan ve 18-65 yaş arasında 53 kadın ve erkek hasta dahil edildi. Tüm hastalara standart anestezi monitörizasyonuna ek olarak PVİ ve Pİ ölçümleri için spektrofotometrik yöntemle sonuç veren pulse oksimetre cihazı ile monitorize edildi. Hastaların hemodinamik parametreleri, PVİ ve Pİ değerleri bazal değer ve 1., 3., 5., 10. ve 20. dakikalarda kaydedildi. Aynı sürelerde pinprick testi ile ağrı olmayan dermatom alanı duyusal bloğun seviyesi olarak kaydedildi. Ayrıca aynı sürelerde alt ekstremitede Modifiye Bromage Skalası ile motor kuvvet değerlendirildi. Bulgular: El parmağı ve ayak parmağındaki Pİ ortalamalarına bakıldığında; ayak parmağındaki bazal değerler anlamlı olarak düşük görülürken (p<0,05), 3. dk, 5. dk, 10. dk ve 20. dk'lardaki Pİ ortalamaları anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü (p<0,05) ve 1. da'daki fark anlamlı değildi (p>0,05). Ayak parmağından değişik zamanlarda ölçülen Pİ ortalamaları karşılaştırıldığında; bazal değer ile 1. dk, 3. dk, 5. dk, 10. dk, 20. dk arası farklılık anlamlı bulundu (p<0,05). Hastaların 1., 3., 5., 10. ve 20. dk'lardaki OAB ve ayak parmağından elde edilen Pİ ve PVİ ortalamaları arasında anlamlı korelasyon bulunamadı. Sonuç: Sonuç olarak spinal blok sonrası ayak parmağından ölçülen Pİ değerlerinin 1. dk'dan itibaren bazal değerlere göre anlamlı olarak artmaya başladığını gördük. Pİ ölçümünün spinal blok başarısının erken, kolay ve objektif olarak değerlendirilmesinde değerli ve kullanılabilir olduğu sonucuna vardık. Anahtar Kelimeler: Spinal anestezi, pleth variabilite indeksi, perfüzyon indeksi

AnesteziAnestezi-spinalPerfüzyon+1
Ahmet Gündüzalp
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Benzodiazepin antagonisti flumazenilin poliklinik olgularında postoperatif derlenme zamanı ve kalitesi üzerine etkisi

Çalışma dilatasyon-küretaj = D&C (Grup A) ve laparoskopi (Grup B) operasyonları geçiren 80 kadın olguda gerçekleştirildi. Primer anestezi ajanı olarak midazolam, diazepam ve flunitrazepam kullanıldı ; D&C Terde alfentanıl, laparoskopilerde alfentanil ve N20 ile analjezi sağlandı. Postoperatif dönemde olgular rastgele ikiye ayrı İdi. Çift kör yöntemle bir gruba plasebo, diğer gruba flumazenil verildi. Postoperatif derlenmeyi ölçmek için modifiye Steward skalası,kısa kognitif muayene cesimi"* kart testi kullanılıp, sübjektif olarak kooperasyon - algılama zamanları belirlendi.Flumazenilden sonra D&C olguları (Grup A1-A3) 5. dakikada, laparoskopi olguları (Grup B5-B7) 10. dakikada, tamamen uyandılar.Uyanma süresi plasebo olgularından çok kısa bulundu (p<0.05). Flumazenil olguların tümünde, benzodiazepinlerin neden olduğu anterograd amneziyi düzeltirken, plasebo olgularında amnezi devam etti (p<0. 05). Yeterli flumazenil dozu ortalama 0.4 mg. olarak bulundu. Flumazenil kardiyorespiratuar parametrelerde değişikliğe yol açmadı ve olgularda ciddi bir yan etki görülmedi. Flumazenil, benzodiazepinlerin uzayan etkilerini ve sedasyonu kısa sürede ve etkili bir şekilde antagonize eden mükemmel bir ajandır.

BenzodiazepinlerFlumazenilPostoperatif dönem
H. Zerrin Özköse
Gazi University
1992
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Halotan ve izofluranın akciğer fonksiyonlarına etkileri: Klinik ve deneysel çalışma

Klinik çalışmada yaşlan 20-53 arasında değişen genel anestezi altında parsiyel hemilaminektomi ve diskektomi geçirecek premedikasyonsuz 16 olgu, halotan ve izofluranın akciğer fonksiyonlarına olan etkilerini araştırmak amacıyla randomize olarak iki eşit gruba ayrıldı. İndüksiyon tiyopental sodyum, fentanil hidroklorür ve atrakuryum besüat ile sağlanırken, anestezi idamesinde bir grupta halotan, diğer grupta izofluran kullanıldı. Rutin tetkikleri yapılan olgulara ayrıca ameliyattan 3 gün önce solunum fonksiyon testleri uygulandı ve dinamik radyonüklid görüntüleme ile akciğer klirensi değerleri belirlendi. Bu tetkikler ameliyattan 3 gün sonra tekrarlandı. Deneysel çalışmada ise volatil anesteziklerin akut dönem etkilerini görmek için tavşanlarda benzer bir protokol uygulandı. Çalışmaya alman 12 adet tavşanın 4'üne ilaç verilmeden (kontrol), 4'üne sedasyon sağlandıktan sonra inhalasyon yoluyla halotan, 4'üne izofluran uygulanırken akciğer klirensi tayini yapıldı. Bu 8 tavşanda 3 gün sonra radyonüklid görüntüleme yinelendi. Sonuçta, klinik çalışmada halotan grubunda, postoperatif akciğer klirensi anlamlı ölçüde bozulurken, izofluran grubunda böyle bir fark oluşmadı. Solunum fonksiyon testleri ve diğer değişkenlerin tamamında postoperatif dönemde hiçbir anlamlı fark izlenmedi. Tavşanlarda akut dönemde halotan akciğer klirensini anlamlı ölçüde bozarken, bu etki 3. günde ortadan kalktı. İzofluran ise gerek akut dönem, gerekse 3. gün incelemelerinde tavşan akciğer klirenslerinde anlamlı bir değişiklik oluşturmadı. Halotan, izofluranla karşılaştınldığuıda gerek tavşan akciğerlerinde izlendiği gibi akut dönem, gerekse klinik çalışmada ortaya konduğu gibi geç dönemde akciğer fonksiyonlarını anlamlı şekilde bozmaktadır.

AkciğerAnestetiklerAnestezi+2
Berrin Günaydın
Gazi University
1994
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laringoskopide mccoy blade ve C-MAC® videolaringoskopun entübasyon koşullarının karşılaştırılması

ÖZET Giriş ve Amaç: Anestezi uygulaması sırasında entübasyon işlemi; hava yolunun açık tutulması, solunumun kontrolü, solunum eforunun ve aspirasyon tehlikesinin azaltılması, anestezistin ve ekipmanın cerrahi sahadan uzaklaştırılması ile cerrahi rahatlık sağlanması ve resüsitasyon esnasında hava yolu kontrolü gibi faydalar sağlar. Ancak laringoskopi ve endotrakeal entübasyon her vakada kolaylıkla gerçekleştirilememektedir; vakaların çeşitli zor anatomik özellikleri, mevcut sistemik hastalıkları (örn: akromegali, ankilozan spondilit, guatr vb.) nedeniyle entübasyon işleminin başarıyla sonuçlandırılması her zaman mümkün olmamaktadır. Ayrıca laringoskopi ve entübasyon larinks ve trakeanın mekanik uyarımına bağlı refleks sempatik bir yanıt oluşturarak taşikardi, hipertansiyon, aritmiler ve özellikle kalp rezervi kısıtlı hastalarda miyokardial iskemiye sebep olabilir. Laringoskoplar bleydin şekline göre düz ve eğri bleydli olarak tiplere ayrılırlar. Düz bleydli olanlar Magill, eğri bleydli olanlar Macintosh tipi olarak bilinir. Laringoskopi işleminde, bleydin ucunun yerleştirilmesinde epiglot yönünden farklılık gösterirler. Erişkinlerde, genellikle eğri bleydli, laringoskop tercih edilmektedir. McCoy laringoskop bleydi standart laringoskop bleydinden farklı olarak proksimal bir kaldırıcı uça sahiptir. Kaldırıcı uç entubasyon sırasında epiglotun elevasyonunu sağlıyor. McCoy laringoskop bleydinin bu özelliği bize iki avantaj sağlar. Birincisi McCoy laringoskop bleydi daha az kuvvet kullanıldığı için stres cevap daha az oluyor. İkincisi zor entübasyon da epiglotu kaldırarak daha iyi bir görüş alanı sağlar. Video teknolojisi ve fiberoptik sistemlerdeki son gelişmeler videolaringoskoplar (VL) gibi yeni entübasyon araçlarının ve teknolojilerinin gelişmesiyle sonuçlanmıştır. Videolaringoskoplar, blade'inin uç kısmına yerleştirilmiş bir optik sistem aracılığıyla indirekt bir görüşe izin verdiği için entübasyon ve laringoskopide farklı bir yaklaşım olarak kabul edilirler. Videolaringoskop'un gelişimi, standart laringoskop blade'ini içeren endoskopik sistemin birleştirilmesi esasına dayanmaktadır. Bu sistemlerde kamera ergonometrik olarak tasarlanmış handle ile birleştirilmiştir. Böylece anatomik yapılar monitor üzerinde büyütülmüş olarak görülebilir ve görüntü alanı artırılabilir. Videolaringoskop, tamamen vizüel kontrol altında rutin alıştırma ve öğrenmek için iyi bir çözüm olarak görülmektedir, videolaringoskop'un şekli görüntüyü hava yolunun genişlemiş video imajını kullanarak mükemmelleştirir. Yüksek çözünürlüklü imajlar ve ışık demetleri handle'da bütünleştirilerek video monitöre yansıtılan hava yolu yapılarının video imajları modifiye edebilir. Kamera modifiye handle içine basit ve hızlı bir şekilde katılmıştır. Kamera aynı zamanda fiberoptik entübasyonda da kullanılabilir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri (D.Ü.T.F.H) Aralık 2013 ile Aralık 2014 tarihleri arasında yapıldı. Hastalada cinsiyet, yaş, vücut ağırlığı gibi demografik özellikler bakıldı. Araştırmaya dâhil edilme kriterleri; 25-85 yaşları arasında, ASA І-ІІ sınıflamasında bulunan, Mallampati skoru II ve üzerinde olan, preoperatif değerlendirme formuna göre zor entübasyon öngörüsü oluşturan testlerin pozitif olduğu, elektif ameliyat planlanan 100 hasta çalışmaya dâhil edildi. Bulgular: Hastaların %43'ü kadın, %57'si erkek olduğu görüldü. Hastaların cinsiyetlerine göre yaş puan ortalamarı 47,82±12,71 kadın, 46,51±13,01 erkek idi. Hastaların Cormack-Lehane Skoru (D-Blade videolaringoskop) puanlarına bakıldığında %50'si I, %34'ü II, %16'sı III idi, Cormack-Lehane Skoru puan ortalamasına bakıldığında 1,66±0,74 olduğu görüldü. Cormack-Lehane Skoru istatistiksel değerlere göre gruplar arası anlamlı bir fark olduğu görüldü (p= 0,001). Hastaların Entübasyon Zamanı (D-Blade videolaringoskop) puan ortalamasına bakıldığında 18,94±11,22 olduğu görüldü. Maccoy ve D-Blade Videolaringoskop arasında Entübasyon sürelerine bakıldığında D-Blade Videolaringoskop'un süresinin Maccoy'a göre daha uzun olduğu görüldü. Entübasyon Zamanı Maccoy ve D-Blade Videolaringoskop arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görüldü (p=0,006). Sonuç: Videolaringoskopun primer rolü konvansiyonel yöntemlerle zor hatta olanaksız olan entübasyonda daha iyi bir performans elde etmek olmalıdır. Videolaringoskopun klinik rolü zor hava yolu çalışmaları ile desteklenmeyi beklemektedir. Anahtar Kelimeler: McCoy Bleyd, C-Mac® Videolaringoskop, Entübasyon

AnesteziAnestezi-endotrakealEntübasyon+3
Ferhat Gündüz
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anesteziyoloji ve reanimasyon kliniği yoğun bakım Ünitesinde 2013 yılında yatan obstetrik hastalarına ve non obstetrik hastalara ait maliyet ve sağkalım analizlerinin karşılaştırılması

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği Yoğun Bakım Ünitesinde 2013 yılında yatan, obstetrik ve non-obstetrik hastalara ait maliyet ve sağ kalım analizlerinin karşılaştırılmasını amaçladık. GEREÇ ve YÖNTEM: Reanimasyon kliniğinde 01.01.2013 ile 31.12.2013 tarihleri arasında yatan hastaların demografik verileri, faturalandırılan tüm hizmetler ve bu süre içinde belgelenmiş olan tüm gelirler ve giderler çalışmaya alındı. Verilerin analizinde Geleneksel Maliyet Analizi yöntemi kullanılarak; Reanimasyon birim hasta maliyeti hesaplandı. Veriler Microsoft Office Excel programı kullanılarak analiz edildi. BULGULAR: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniğinde 2013 yılı obstetrik hastalarının toplam geliri 172.607,45 TL/91.481,95 $, personel brüt maaş dâhil toplam gideri 122.811,07 TL/65.089,87 $, net kârı 49.796,38 TL /26.392,08 $, ortalama hasta başı günlük kâr 353,17 TL/187,18 $ olarak ve non-obstetrik hastaların toplam geliri 2.734.979,18 TL/1.449.538,97 $, personel brüt maaş dâhil toplam gideri 2.011.182,90 TL/1.065.926,94 $, net kârı 723.796,28 TL/383.612,03 $, ortalama hasta başı günlük kâr 250,45 TL/132,74 $ olarak hesaplandı. Obstetrik hastaların; Toplam hasta sayısı 31, yaş ortalamaları 31,6, hastanede yatış süreleri toplamda 141 gün ve bu oran hasta başına ortalama 4,5 gündür. Toplamda 3 hasta eksitus olmuş, ortalama 5.günde eksitus gerçekleşmiş, eksitus oranı %9,68 ve ortalama eksitus yaşı 35 dir. Tanı olarak; 9 hasta Postpartum Kanama (%29), 6 hasta Preeklampsi (%19,4), 6 hasta Plasenta Anomalileri (%19,4), 5 hasta Eklampsi (%16,1), 4 hasta HELLP Sendromu (%12,9),1 hasta sepsisdir (%3,2). Non-obstetrik hastaların; Toplam hasta sayısı 123, yaş ortalamaları 38,5, hastanede yatış süreleri toplamda 2890 gün ve bu oran kişi başına ortalama 23,5 gündür. Toplam 28 hasta eksitus olmuş, ortalama 15,7. günde eksitus gerçekleşmiş, eksitus oranı %22,76 ve ortalama eksitus yaşı 40,3 tür. Tanı olarak; 51 hasta Solunum Sistemi Hastalıkları (%41,4) , 44 hasta Multiple Travma (%35,8), 7 hasta Suisid (%5,7), 7 hasta Kafa Travması (%5,7), 6 hasta Kesici – Delici Alet Yaralanması ve Ateşli Silah Yaralanması (%4,9), 5 hasta Kardiyak Arrest (%4,1), 3 hasta Zehirlenmelerdir (%2,4). SONUÇ: Yoğun bakımda yatan obstetrik hastalar; Yaş ortalamaları, hastanede yatış süreleri, eksitus yaş ortalamaları, morbidite-mortaliteleri daha düşük ve ortalama hasta başı günlük maliyeti ile ortalama hasta başı günlük kârı daha yüksek hastalardır. Bu hastalar tedaviye daha iyi cevap verebilmekte ve bu nedenle kritik obstetrik hastalarının hızlı değerlendirilip, gerekli tıbbi desteğe hemen başlanması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Reanimasyon Kliniği, Maliyet, Maliyet Analizi, Demografik Veriler

AnesteziDemografiHastalar+4
Mehmet Erel
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Halotan ve enfluran anestezisinin somatosensoriyel uyartılmış potansiyellere etkisi

Kısa latanslı somatosensoriyel uyartı İmiş potansiyel ler SEP ilaçlardan az etkilendiklerinden genel anestezi al tında yapılan cerrahi girişimler sırasında beyin fonksiyon larının takibinde kullanılabilir. Bu çalışmada inhalasyon anesteziklerinden halotan ve enfluranın n. median us uyarımıyla elde edilen üst ekstremi te SEP lerine etkisi incelendi. Sekiz hastadan oluşan halotan ve altı hastadan oluşan en fi uran grubunda, tiopentalle indüksiyondan sonra 7. 66.6 NaO bazında verilen anestezik madde % 0.5 lik konsantrasyonda adımlarla arttırıldı. Bu dozların onbeşinci dakikasında yapılan SEP kayıtlarında N14 potansiyelinde çok hafif, buna karşın kor- tikal potansiyellerde doza bağlı alarak belirgin bir etkilenme göze çarpıyordu. Halotan grubunda N»0 kesilince Pl latansında önemli bir kısalma, Nl- Pl amplitüdlerinde büyüme izlendi. Santral iletim zamanı (CCT) her iki grupta da 7. 1.5 konsan trasyondan sonra önemli ölçüde uzuyordu. Ancak CCT değerleri hiçbir zaman İO ms yi geçmiyordu. Sonuçlar her iki anestezik ajanla da incelenen konsantrasyonlarda etkin bir monitori- zasyon yapılabileceğini ortaya koymaktadır.

Anestezi-inhalasyonUyarılmış potansiyeller-somatosensoryel
Celaletdin Avni Babacan
Gazi University
1988
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Derin boyun enfeksiyonlarında anestezi yönetimi; 10 yıllık deneyim

Derin boyun enfeksiyonları (DBE) tanı ve uygun tedavide geç kalındığında ciddi komplikasyonları olan ölümcül bir hastalık grubudur1. Düşük sosyo-ekonomik düzey, diabetes mellitus, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar DBE için predispozan faktör olarak sayılabilir2. DBE etiyolojisinde yaşlılarda en çok sebep diş ve tükürük bezi kaynaklı enfeksiyonlar iken gençlerde diş ve parotis bezi kaynaklı enfeksiyonlar ilk sırayı almaktadır3. DBE tedavisinde oral veya IV antibiyotik, iğne ile apse aspirasyonu, cerrahi drenaj ve multidisipliner yakın gözlem önemli yer tutmaktadır4–6. Özellikle gecikmiş DBE hastalarında hem cerrahi drenaj amaçlı anestezi indüksiyonu hem de havayolu güvenliğinin idamesi anestezistler için zorluk teşkil etmektedir 7,8. DBE' de havayolu yönetimi; gelişen teknoloji ile beraber video laringoskop, fiberoptik laringoskop yeniden dizayn edilen bleydler gibi yeni araçlar üretilmesine rağmen anestezi doktorlarını zorlamaya devam etmektedir5,7–9. Bu çalışmada hastanemizde DBE nedeniyle 2012-2021 yılları arasında cerrahi geçirmiş hastalar retrospektif olarak tarandı. Çalışmamızın primer amacı DBE' li hastalar için optimal bir havayolu yönetim şekli oluşturmaktı, bunun yanında demografik veriler, enfeksiyon kaynağı, yatış öncesi antibiyotik kullanım öyküsü, ilk belirti ve bulgular, tanı yöntemi, yayılım alanları, havayolu obstrüksiyonu varlığı, kültür sonuçları, antibiyotik kullanım gün sayısı, komplikasyon, havayolu yönetim şekli ve süresi, yoğun bakım takip süresi, mortalite bilgileri dökümente edildi. Çalışmamızda trakeal bası klasifikasyonunda her birim artışı video laringoskop ve trakeostomi kullanım ihtiyacını yaklaşık 6 kat arttırmıştır(p<005). Bu veriler ışığında hastaların radyolojik görüntülemelerinde ya da klinik olarak trakea basısı bulguları mevcut ise zaman kaybedilmemesi ve başarısız girişim sayısının azaltılması açısından video laringoskop ya da fleksibl fiberoptik entübasyon aletlerinin kullanılmasını veya elektif olarak trakeostomi planlanmasını önermekteyiz. Ayrıca İyi planlanmış bir organizasyon, deneyimli bir ekip ve gerekli ekipman varlığı ile DBE li hastalarda mortalite, morbiditeyi azaltmanın mümkün olduğunu düşünmekteyiz.

AnesteziAntibiyotiklerBoyun+5
Ercan Bulut
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Feokromasitomada anestezi yönetimi; 10 yıllık deneyimimiz

Giriş ve Amaç: Feokromasitoma, nöral krestten köken alan adrenal medulladaki kromafin hücrelerden kaynaklanan nadir görülen nöroendokrin tümörlerdendir. Genellikle iyi huylu olmakla birlikte malign potansiyelleri vardır. Feokromasitoma tedavisinin yönetimi multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Cerrahi planlanan hastalarda optimal bir preoperatif hazırlık yapılarak postoperatif mortalite ve morbiditenin azaltılması amaçlanmalıdır. Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi ve Üroloji ameliyathanelerinde 2010-2020 yılları arasında Feokromasitoma nedeniyle opere edilen hastalardaki anestezi yönetimi incelenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Ocak 2010 ile Aralık 2020 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi ve Üroloji ameliyathanelerinde feokromasitoma nedeniyle opere edilen 39 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar preoperatif dönemde fenoksibenzamin ve doksazosin kullanan hastalar olarak, laparaskopi ve laparatomi uygulanan hastalar olarak iki gruba ayrıldı. Ayrıca 24 saatlik idrarda bakılan katekolamin değerlerine göre ve cinsiyete göre iki gruba ayrılarak gruplar arsında demografik veriler, komorbidite ve kalıtsal hastalıklar, tümör lokalizasyonları, patolojik tanı, 24 saatlik idrarda katekolamin düzeyleri, perioperatif yönetim ve hemodinamik insitabilite değerlendirildi. Bulgular: Çalışmamızın 17‟si erkek (%44), 22‟sini kadın (%56), hastaların yaş ortalaması 43,08 (SD: 13,60) olarak tespit edildi. 39 kitlenin 27‟si sağ taraf, 10‟u sol tarafta ve 2 hastada ise bilateral yerleşimli kitle vardı. Ortalama anestezi süresi 191 dakika cerrahi süresi 162 dakika olarak kaydedildi. Hastalarımızın 4 tanesinde MEN 2A tespit edilirken 1 hastamızda MEN 2B ve 2 hastamızda NF-1 tespit edildi. Opere edilen toplam 39 kitlelerin 7‟si malign, 32‟si benign karakterde idi. Doksazosin kullanan hastalarda hem ameliyat öncesi KTA hem de ameliyat sırasında KTA daha yüksek tespit edildi (p<0,05). Laparoskopi grubunda daha kısa hastanede kalış (p<0,05), daha az yoğun bakım ihtiyacı (p<0,05), daha az kan kaybı (p<0,05) ve daha az kan ürünü kullanımı (p<0,05) kaydedildi. Erkeklerin ameliyat öncesi sistolik kan basıncı değerleri daha yüksekti (p<0,05). Kadınlarda intraoperatif en düşük sistol, diyastol ve ortalama kan basıncı değerlerinin erkek hastalara göre daha düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Hastalarımızın 15‟i (%38) hemodinamik olarak instabildi. Sonuç: Feokromastomada katekolaminlerin aşırı salınması ciddi ve potansiyel olarak ölümcül hipertansif krize neden olabileceği akılda tutulmalıdır. Feokromastoma tedavisinde başarılı yönetim; dikkatli preoperatif optimizasyon, titiz intraoperatif planlama ve hemodinamik yönetim gerektirir. Yukarıda tarif edildiği gibi yüksek komplikasyon riski göz önüne alındığında, tüm hastaların ameliyat sonrası dönemde dikkatli bir şekilde izlenmesi gerekir. İntroperatif hemodinamik insitabiliteye (HDI) karşı dikkatli olunmalı ve gerekli tedbirler alınmalıdır. Anahtar kelimeler: Feokromasitoma, Alfa reseptör blokajı, Perioperatif yönetim

Adrenal bez hastalıklarıAdrenal bez neoplazmlarıAdrenal bezler+7
Akif Kaya
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik bel ve boyun ağrılarında anksiyete ve depresyon ilişkisi

Giriş ve Amaç: Bu çalışma, algoloji polikliniğine başvuran bel ve boyun ağrısı olan hastaların anksiyete ile depresyon ilişkisini değerlendirmek ve bu verileri sağlıklı kontrol grubundaki bireylerle karşılaştırarak aralarında anlamlı farklılık olup olmadığını değerlendirmek üzere gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı (Tarih: 15.02.2022, Karar No: 64) alındıktan sonra, 16 Şubat 2022- 30 Haziran 2022 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi algoloji polikliniğine başvuran bel ve boyun ağrısı şikâyeti olan hastalar çalışma için uygunluk açısından değerlendirildi. Uygun görülen hastalar çalışma hakkında bilgilendirildi ve çalışmaya katılımı gönüllü olarak kabul eden hastalarla görüşüldü. Çalışmaya katılımın gönüllülük ilkesine bağlı olduğu ve eğer isterlerse herhangi bir zamanda çalışmadan çekilme hakları olduğu tüm katılımcılara anlatıldı. Kontrol grubu (n=100) herhangi bir bel/boyun ağrısı olmayan sağlıklı gönüllüler arasından seçildi. Çalışma kriterlerini karşılayan hastalar, gönüllü onam verdikten sonra, yüz yüze görüşüldü ve bu görüşmede araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu ve skalalar aracılığı ile verileri elde edildi. Kişisel veriler ve ağrı değerlendirmesi parametrelerine ek olarak tüm katılımcılarda depresyon değerlendirmesi için 'Beck depresyon ölçeği' ve anksiyete değerlendirmesi için de 'Beck anksiyete ölçeği' uygulandı. Hastaların ağrı değerlendirmesi için görsel ağrı skalası (GAS) kullanıldı. Bu formlar aracılığı ile elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Analizler için SPSS paket programının 28,0 versiyonu kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya katılan bel ve boyun ağrısı olan hastalarda anksiyete ve depresyon görülmesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu, ev hanımlarında, ileri yaşta, düşük eğitim seviyesinde, evlilerde, uzun süreli çalışma durumda ve yüksek vücut kitle indeksi olanlarda bel ve boyun ağrısı görülme sıklığının artmış olduğunu görüldü. Katılımcılardan kadın cinsiyette anksiyete görülme oranı yüksek olmasına rağmen depresyon görülme oranının erkek cinsiyetten faklı olmadığını gözlemlendi, ev hanımlarında ve emeklilerde hem anksiyete hem de depresyon daha sık görüldü, ağrının süresinin uzunluğu ile VKİ yüksekliği hem depresyon hem de anksiyete ile ilişkili görüldü, evlilerde bekarlara göre depresyon daha sık görülürken anksiyete ile ilgili anlamlı fark bulunmadı. Eğitim düzeyi, yaşanılan yer ve de sigara kullanımının anksiyete ve depresyon ile ilgisi bulunmadı. Sonuç: Bulgularımızın sonucunda bel ve boyun ağrısı olan hastalarda depresyon ve anksiyete sıklığının anlamlı derecede birliktelik gösterdiği ve bunun toplumda sık görüldüğü bu hastalıkların tedavisini yaparken bel ve boyun ağrısı olan hastalarda mental durumu düzenlemek adına sağlık yardımı almaları gerektiğini hastalara anlatmamız gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Algoloji, Bel Ağrısı, Boyun Ağrısı, Anksiyete, Depresyon, Beck

AnksiyeteAğrıBeck Depresyon Ölçeği+3
Emrah Bozan
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansif ve normotansif hastalarda spinal anestezi sonrası hemodinamik etkilerinin karşılaştırılması

GİRİŞ: Spinal anestezi subaraknoid aralığa küçük miktarlarda lokal anestezik enjekte edilerek, sinir iletimininin geçici olarak durdurulmasıyla derin ve hızlı bir cerrahi blok sağlayan basit bir tekniktir. Yüz yılı aşkın bir süreden beri odukça yaygın bir şekilde güvenle ve başarılı olarak kullanılan spinal anestezi, özellikle alt batın, perine ve ekstremiteleri içeren cerrahi girişimlerde genel anesteziye karşı bazı üstünlüklere sahiptir. Spinal ve epidural anestezi postoperatif mortaliteyi azaltmaktadır. Ayrıca derin ven trombozu ve pulmoner emboli, myokard infarktüsü, kanama komplikasyonları, pnömoni, solunum depresyonu ve böbrek yetmezliği gibi majör postoperatif komplikasyonların görülme sıklığında düşüş sağladığı, intraoperatif kan kayıplarını azaltarak transfüzyon ihtiyacını düşürdüğü bildirilmiştir. Spinal anestezi uygulanması postoperatif ağrıyı ve analejezik ihtiyacını da azaltmaktadır. Spinal anestezinin en önemli perioperatif komplikasyonları hipotansiyon ve bradikardidir. Hipertansiyon özellikle erişkin popülasyonu etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Ülkemizde hipertansiyon prevelansının erişkin erkeklerde % 36.3, erişkin kadınlarda % 49.1 olduğu bulunmuştur. Hipertansif hastalarda spinal anestezinin hipotansif etkisinin daha belirgin olduğu gösterilmiştir. Biz çalışmamızda normotansif hastalarla ve hipertansif hastalarda spinal anestezinin hemodinamik etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. MATERYAL VE METOD: Çalışmamız Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Etik Kurul onayı alındıktan sonra spinal anestezi altında çeşitli elektif cerrahi girişim planlanan, 40-60 yaşları arasında operasyon süreleri 2 saati geçmeyen, ASA I-II fizyolojik skor grubundan toplam 60 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Çalışmaya alınan tüm hastalara bilgi verilerek yazılı ve sözlü onamları alındı.Grupların karşılaştırmasında Student T ve Ki Kare testleri kullanıldı. BULGULAR: Her iki grup arasında yaş, ağırlık,boy ortalama değerleri bakımından bir fark yoktu (p > 0.05). Grup H'de cinsiyet olarak E/K oranı Grup N'ye göre anlamlı ölçüde daha fazlaydı (p < 0.05) . Grup H'de ASA II fizyolojik skoruna sahip hasta sayısı Grup N'ye göre anlamlı ölçüde daha fazlaydı (p < 0.05). Her ıkı grupta da spinal anestezi öncesi sistolik,diastolik ve ortalama arter basıncı ortalamaları servisteki sistolik,diastolik ve ortalama arter basıncı ortalamalarından istatiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p < 0.05). Spinal anestezi uygulamasından sonra Grup H'nin sistolik,diastolik,ortalama arter basıncı ortalamaları Grup N'e göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksekti (p < 0.01). Gruplar arasında bütün dönemlerde kalp atım hızı değerleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu. Grup H'de 6( % 20), Grup N'de ise 3 ( % 10) hastada hipotansiyon gelişti. Grup H'de 3 ( % 10), Grup N'de ise 2 ( % 6.6) hastaya bradikardi nedeniyle atropin uygulandı.Hastaların hiçbirisinde desatürasyon dönemleri görülmedi ve hiçbir hastada duysal blok düzeyi T8'in üstüne çıkmadı. SONUÇ: Hipertansif hastalarda spinal anesteziye bağlı hipotansiyon daha sık görülmektedir. Spinal anestezi uygulanmasından önce olası risk faktörlerinin belirlenip, öncesinde sıvı infüzyonu uygulanması,spinal anestezi uygulamasından sonra hastaya uygun posizyon verilmesi ve tüm hastalarda olduğu gibi acil ilaçların hazır bulundurulması gibi gerekli önlemler alındığında güvenle uygulanabileceği kanaatine vardık. ANAHTAR KELİMELER: Normotansif, Hipertansiyon, Spinal anestezi

AnesteziAnestezi-spinalHemodinamikler+1
Mehmet Şirin Yıldırım
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde keskin uçlu iğne kullanılarak duranın koronal veya sagittal düzlemde ponksiyonu ile yapılan spinal anestezinin postspinal baş ağrısı ve hemodinamik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Sezaryen ile doğum dünyadaki en sık uygulanan obstetrik operasyondur. Sezaryen operasyonlarında rejyonel anestezi yöntemleri sıklıkla tercih edilmektedir. Spinal anestezi, eski ve en etkin rejyonel anestezi tekniklerinden biridir. Genel anestezi uygulamalarına göre üstün olduğu durumlar olmasına rağmen bazı komplikasyonları da mevcuttur. Bunlar arasında en sık görülenlerden bazıları baş ağrısı, hipotansiyon ve bel ağrısıdır. Çalışmaya elektif sezaryen endikasyonu konulan, spinal anestezi için kontrendikasyonu bulunmayan, ASA I-II grubuna giren 100 olgu dahil edildi. Olgular rastgele grup I (koronal n=50) ve grup II (sagittal n=50) olarak iki gruba ayrıldı. 26 G keskin uçlu iğne ile spinal anestezi uygulandı. Spinal anestezi uygulayan asistanın eğitim süresi, spinal anestezi için yapılan girişim sayısı, preoperatif ve intraoperatif dönemde verilen mayi miktarı, spinal anestezinin yapıldığı aralık (L3–4, L4–5) ve işlem sırasında hastanın sırtını hareket ettirip ettirmediği kaydedildi. İntraoperatif ve postoperatif dönemde toplam 60 dk hastaların ortalama arter basınç ve nabız değerleri kaydedildi. Postoperatif 7 gün boyunca baş ağrısı ve bel ağrısı şikâyetleri açısından sorgulandı. İstatistiksel değerlendirmelerde ki-kare ve oranların karşılaştırması (Comparison of proportions) testleri kullanılmış olup P<0,05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Olguların yaş, boy ve kilo ile baş ve bel ağrısı sıklığı arasında anlamlı fark gözlenmedi (P>0,05). Spinal girişim sayısı, girişim aralığı, uygulayıcının tecrübesi, hastanın işlem sırasındaki sırt hareketi, hastaya preoperatif ve intraoperatif dönemde verilen mayi miktarı ile baş ağrısı ve bel ağrısı insidansı arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunmadı (P>0,05). Gruplar arası OAB değerleri karşılaştırıldığında; 10, 15, 30, 40 ve 50. dakikalarda istatistiksel anlamlı farklılık gösteren düşüşler gözlenirken diğer ölçüm zamanlarında gruplar arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak 26 G keskin uçlu spinal iğne kullanılarak koronal veya sagittal düzleme paralel uygulanan spinal anestezide baş ve bel ağrısı oluşturma insidansı açısından anlamlı bir faklılık bulunmadı. Koronal grupta bazı ölçümlerde hipotansiyon gelişimine daha sık rastlandı. Kesin bir kanıya varmak için daha geniş serili çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AnesteziAnestezi-spinalBaş ağrısı+3
Fikret Salık
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif laparoskopik vakalarda trendelenburg ve ters trendelenburg pozisyonunun hemodinami, oksidatif stres faktörleri ve postoperatif omuz ve sırt ağrısı üzerine olan etkisi

Laparoskopi; karnı açmadan karın içini görüntüleyip gerekli girişimleri yapmak olarak tanımlanabilir. Teknolojideki gelişmeler, postoperatif ağrının azlığı, hastanede yatış süresinin kısalığı ve normal günlük aktiviteye dönüşün hızlı olması gibi nedenler laparoskopik girişimlerin cazibesini artırmıştır. Laparoskopik vakalarda operasyon alanının daha rahat görülebilmesi için organların uzaklaştırılması amacıyla hastalara çeşitli pozisyonlar verilmektedir. Çalışmamızda bu pozisyonların hastalar üzerine etkisini incelemeyi amaçladık. Çalışmamızda elektif laparoskopik alt ve üst batın vakalarında trendelenburg ve ters trendelenburg pozisyonunun hemodinami, TAS ve TOS değerleri, postoperatif omuz ve sırt ağrısı üzerine etkisine bakıldı.. Etik kurul onayı ve hastaların yazılı onamları alındıktan sonra çalışmamıza yaşları 18-65 arası, ASA I ve II olan 60 kadın olgu katıldı. Hastalar operasyon sırasındaki pozisyonlarına göre iki gruba ayrıldı. Hasta grupları arasında yaş, boy, kilo açısından istatistiksel olarak bir fark yoktu. Pozisyon süreleri açısından anlamlı farklılık yoktu (p>0,05). Gruplarda, anestezi süresi ve cerrahi sürelere bakıldığında bu değerlerin, Grup II'de anlamlı derecede daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Hastaların ASA skorlarına bakıldığında Grup I'de ASA I, Grup II'de ASA II hastaların çoğunlukta olduğu görüldü. Hastalardan pozisyon verilmeden ve verilen pozisyon değiştirilmeden alınan kan örneklerinden, TAS, TOS ve kan gazı parametrelerine bakıldı. Gruplar arasında ve grup içi değerlendirmelerde TAS1, TOS1, TAS2 değerleri arasında anlamlı derecede farklılık olmadığını gördük (p>0,05). Ancak grup içi karşılaştırmalarda TOS2 değerinin hem Grup I'de hemde Grup II'de anlamlı derecede yükselmiş olduğunu gördük (p<0,05). Bu da her iki grupta oksidatif stresin artmış olduğunu göstermektedir. Bu değerlerin gruplar arası karşılaştırmasında ise TOS2 değerinin anlamlı derecede Grup II'de yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Bu da Grup II'de oksidatif stresin daha fazla arttığını göstermektedir. Hastaların TAS ve TOS değerleri kullanılarak belirlenen oksidatif stres indeksi(OSİ) grup içi ve gruplar arası karşılaştırıldı. TOS1 ve TAS1 değerleri kullanılarak belirlenen OSİ1 değeri grup içi ve gruplar arası anlamlı farklılık göstermedi (p>0,05). Ancak TAS2 ve TOS2 değerleri kullanılarak belirlenen OSİ2 değeri hem grup içinde, hemde gruplar arasında Grup II'de anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Bu da her iki grupta oksidatif stresin arttığını, Grup II'de ise Grup I'e göre daha fazla arttığını göstermektedir. Kan gazı parametrelerine bakıldığında, her iki grup içinde ve gruplar arasında değişiklikler olmakla birlikte, istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Çalışmamızda hasta pozisyonunun postoperatif omuz ve sırt ağrısı üzerine etkilerine de bakıldı. Grup I olan trendelenburg pozisyonunda postoperatif 24.saatte, ters trendelenburg pozisyonunda opere olan Grup II 'ye göre omuz ve sırt ağrısının anlamlı derecede daha yüksek olduğu görüldü (p<0,05). VAS skorları kıyaslandığında ise, Grup I 'de Grup II'ye göre istataistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulundu (p<0,05). Bu da trendelenburg pozisyonunda postoperatif omuz ve sırt ağrısının daha fazla olduğunu göstermektedir.

Demet Şen Özen
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif cerrahi planlanan kadın hastalarda sezeryan ve diğer elektif cerrahiler arasında preoperatif anksiyete karşılaştırması

Anesteziyoloji çalışmalarında anestezinin kalitesini belirlemek için anket çalışmaları eskiden beri yapılmaktadır; ancak bu çalışmalar yeterli sayıda ve detayda değildir. Bu nedenle bu çalışmayla elektif cerrahi planlanan kadın hastalarda sezeryan ve diğer cerrahi klinik hastalarının demografik özelliklerini tespit etmek, bunların anksiyete ve bilgi edinme düzeyi üzerine etkisini belirlemek, sezeryan hastaları ile diğer klinik cerrahi hastaları arasında anksiyete farkını araştırmayı istedik. Anestezi polikliniğine müracaat eden hastalardan preoperatif dönemde anket formlarını doldurmaları istenmiştir. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, çocuk sayısı gibi demografik bilgilerle planlanan operasyon türü, daha önceden anestezi ile karşılaştı mı? Bölgesel anesteziyi biliyor mu? sorularının sorulması planlandı. İkinci bölümde anestezi ve cerrahiye bağlı anksiyeteyi ve bilgi edinme isteğini ölçmek için Amsterdam Preoprative Anxiety and Information Scale (APAIS) testi kullanılarak hastaların anksiyete düzeyinin ölçülmesi planlandı. Çalışmamızın sonuncunda; cerrahi operasyon ve anestezi uygulamalarının hastalar için önemli bir anksiyete faktörü olduğu, preoperatif dönemde hastaların kaygılarının yüksek olduğu, preoperatif anksiyete düzeyinin eğitim düzeyi yüksek olanlarda ve sezeryan hastalarında anlamlı olarak daha fazla olduğu saptandı. Çalışma grubumuzda eğitim seviyesinin lisans ve lisansüstü olması, preoperatif anksiyetesi olan hastalar ve planlanan ameliyatın sezeryan oluşu bilgi edinme isteklerinde anlamlı olarak artmaya neden olduğu tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Anestezi, Preoperatif Anksiyete, Anket, APAIS

AnketlerAnksiyeteCerrahi+4
Deniz Elmastaş
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi yoğun bakımda 2011-2014 yılları arasında ortaya çıkan enfeksiyonların etkenleri sistemik dağılımı ve antibiyotik direncinin retrospektif incelenmesi

Hastane kaynaklı enfeksiyonlar yüksek mortaliteye neden olan ciddi bir sorundur. Yoğun bakım üniteleri hastane kaynaklı enfeksiyonların en sık görüldüğü birimlerdir. Bu çalışmada, 2011-2014 yılları arasında Dicle Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, III. Basamak YB hizmeti verilen, takip ve tedavi edilen hastalarda gelişen hastane kaynaklı enfeksiyonların dağılımının, etkenlerin ve antibiyotik dirençlerinin retrospektif olarak inceleme amaçlanmıştır. 2011-2014 yılları arasında yatan hastalarda en sık görülen hastane kaynaklı enfeksiyonun VİP olduğu saptandı. En sık izole edilen etkenler gram-negatif bakteriler oldu. En sık izole edilen gram-negatif bakteriler sırasıyla A.baumanii, K.pneumoniae, P.aeruginosa ve E.coli oldu. Üreyen gram-pozitif bakteriler içerisinde de E.faecalis, S.aureus ve S.epidermidis ilk sıralarda yer almıştır. Antibiyotik dirençleri değerlendirildiğinde; A.baumanii için imipenem ve meropenem antibiyotiklerine %90'nın üzerinde oldukça yüksek oranda bir direnç gelişimi söz konusu iken kolistine direnç gelişiminin %3'ün altında gözlendi. K.pneumoniae ve P.aeruginosa için özellikle Meropenem direncinin %20'nin altında seyrederken, Gentamisin ve Siprofloksasin için %40 direnç gelişimi gözlendi. E.coli için yüksek direnç (%100) sefazolin, seftriakson, tetrasiklin ve tikatsilin için direnç gelişimi gözlendi. S.aureus ise en yüksek direnç (%100) ampisilin, metisilin, penisilin, piperasilin, piptazobaktam, sefepim, sefoksitin, sefotaksim, seftriakson, sefuroksim ve siprofloksasin karşı olmuştur. En düşük direnç (%0) linezolid, moksifloksasin, vankomisin, colistin ve daptomycine karşı olmuştur. Anahtar Sözcükler: Hastane kaynaklı enfeksiyon, E.coli, antimikrobiyal direnç, risk faktörleri, Yoğun bakım üniteleri.

AntibiyotiklerEscherichia coliRetrospektif çalışmalar+7
Rıdvan Konak
Dicle University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Beyin ölümü tanısı koyan klinisyenlerin organ-doku nakli konusundaki bilgi, tutum ve davranışları

Amaç: Anket çalışmamız, Diyarbakır merkez de bulunan Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi' n de beyin ölümü tanısı koyan klinisyenlerin organ-doku nakli konusundaki bilgi, tutum ve davranışları değerlendirmek için yapılmıştır. Çalışma anestezi ve reanimasyon, nöroloji ve nöroşirurji; asistan -uzman doktorları ,yoğun bakım yan dal uzmanları ve ilgili branştaki öğretim görevlileri ; beyin ölümü tanısı koyan klinisyenlerin organ-doku nakli konusundaki bilgi, tutum ve davranışları ile ilgili 50 sorudan oluşan anket çalışması yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: İstatistiksel testler için SPSS 21.0programından yararlanacaktır. Kategorik veriler için ki kare testi kullanıldı. İstatiksel analizlerde anlamlılık sınırı p <0.05 olarak kabul edildi. Çalışmamız için tanımlayıcı istatiksel veriler kullanıldı. Bulgular: Çalışmamıza toplamda 88 klinisyen katılmıştır. kadın 38(%43,2)ve erkek 50(%56,8) verileri elde edilmiştir. Sorular bilgi ve tutum davranış olarak gruplandırıldığın da bilgi ve tutum sorularının cevapları ki –kare karşılaştırmasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılıklar saptanmıştır. Sonuç: Organ bağısını arttırma hedefi doğrultusunda ilk ve en önemli adım toplumun tüm bireylerinin organ nakli konusunda bilinçlenmesini sağlayacak çalışmaların yapılmasıdır. Anahtar Kelimeler: Beyin ölümü, Organ ve Doku Bağışı, Organ Nakli Klinisyenlerin Bilgi,Tutum,Davranış,Anket

AnketlerBeyinBeyin ölümü+6
Besra Kaya
Dicle University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi hastaneleri 3. basamak yoğun bakım servislerinde tanı konulan beyin ölümü vakalarının retrospektif olarak incelenmesi

Amaç: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri 3. basamak yoğun bakım servislerinde tanı almış beyin ölümü olgularının yatış tanıları, beyin ölümü tanılarını ne kadar sürede aldıkları ve rutin bakılan laboratuvar verileri, inotrop infüzyon kullanımının varlığı ve organ bağışı oranının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ocak 2010 – Ekim 2015 arasında 3. basamak yoğun bakım servislerinde BÖ tanısı almış 46 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Kayıtlarında eksiklik bulunan dört hasta çalışma dışı bırakıldı. Yaş, cinsiyet, yatış tanısı, yoğun bakımda toplam kalış gün sayısı, BÖ tanısını kaçıncı günde aldıkları, organ bağışı yapılma oranı, yatış günü ve BÖ tanısı aldıkları günlerdeki rutin laboratuar verileri; kan üre azotu (BUN), serum kreatinin (Cre), Na+, K+, Cl-, Ca+2, AST, ALT, ve vazopresör/inotrop infüzyon durumları kaydedildi. Demografik veriler tanımlayıcı olarak analiz edildi. Çalışmanın istatistikleri SPSS 18.0 paket programı ile yapıldı. Çalışmadaki değerler ortalama ± standart sapma olarak analiz edildi. Çalışmadaki kategorik değerler ki kare testi ile analiz edildi. Non-parametrik ikili gruplar Mann-Whitney U testi ile, üçlü gruplar Kruskal-Wallis testi ile analiz edildi. Çalışmada p<0,05 olan değerler anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmada olguların % 45,2'sinin erkek, %54,8'inin kadın olduğu, %50 ile primer olarak SSS patolojilerinin en sık yatış nedeni olduğu, yoğun bakımda yatış gün sayısı ortalama 8,4±5,4 ve beyin ölümü tanısını alana kadar geçen sürenin ise ortalama 5,1±3,1 olduğu, bağış yapılma oranının %4,8 olduğu bulundu. Beyin ölümü tanısı alan hastalarda kadınlar ile erkekler arasında hastaneye yatış nedeni açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Sonuç: Çalışmamızda organ bağışı oranının ülkemiz ortalamasının altında olduğu görüldü. Organ bağışının arttırılması için özellikle başarılı olan bölgelerde yapılan çalışmalar örnek alınmalı ve organ bağışının bölgemizde de özendirilmesi sağlanmalıdır.

Beyin ölümüDoku ve organ tedariğiMortalite+4
Mehmet Ak
Dicle University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2014-2015 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ameliyathanesinde acil operasyona alınan vakaların retrospektif olarak incelenmesi

AMAÇ: Hastanemiz ameliyathanesinde acil olarak operasyona alınan vakaların retrospektif olarak incelenmesi amaçlandı. MATERYAL METOD: Bu çalışmada 2014-2015 yılları arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi ameliyathanesinde mesai saatleri dışında ameliyathane nöbet ekibi tarafından acil olarak opere edilen 1951 hasta dahil edildi. Hastalara ait bilgiler; ameliyathane nöbet defterinden, tutulan anestezi fişlerinden ve hastanemiz bilgi sisteminden elde edildi. Bu amaçla hastaların yaş, cinsiyet, etyoloji (travma ve travma dışı), ameliyatı yapan ana bilim dalı, postoperatif durum hakkında tüm veriler incelenerek analiz edildi. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 1951 hastanın %41.8'i (n=816) erkek, %58.2'si (n=1135) kadındı. Bölümlere göre alınan vakaların dağılımında Kadın Hastalıkları ve Doğum (%35.3) kliniğini; Genel Cerrahi (%14,3) ile Ortopedi ve Travmatoloji (%14,0) takip etti. Travmatik olmayan olguların sayısı (%81.4) travmatik olgulardan (%18.6) fazlaydı. Genel anestezi uygulananların sayısı (%60.2), rejyonel anestezi (%34.5) ve sedoanaljezi (%5.3) uygulananlardan fazlaydı. En fazla uygulanan rejyonel anestezi; spinal anestezi idi. Opere edilen hastaların %88,6'sı kliniğe , %11,4'ü ise postoperatif yoğun bakım ünitesine transfer edildi. SONUÇ: Acil olarak ameliyata alınan hastalar ameliyat öncesinde anestezi hekimi tarafından detaylı bir şekilde değerlendirilmelidir. Peroperatif ve postoperatif dönemde gelişebilecek komplikasyonları bilmek, bu komplikasyonların gelişmesini engellemek ve meydana gelen komplikasyonlarla etkin, hızlı mücadele etmek önemlidir. Anestezi hekimi ile cerrah sürekli iletişim halinde olmalıdır.

AnesteziCerrahiCerrahi-operatif+3
Sultan Çelik
Dicle University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri ameliyathanelerinde kullanılan anestezi makinelerinin bakım ve kalibrasyonunda anestezi çalışanlarının yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri ameliyathanelerinde çalışan anestezi tekniker/teknisyenleri, anestezi asistan doktor ve anestezi uzman doktorlarının "anestezi cihazı bakımı, kalibrasyonu ve temizliği" konusundaki yaklaşımlarının ve bilgi düzeylerinin incelenmesidir. Yöntemler: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi, Cerrahi ve İlaç Araştırmaları Etik kurulunun 2016 yılı, 306 dosya numarası ile onayı alındı, sonra Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi ameliyathanelerinde Anesteziyoloji Anabilim Dalı'nda çalışan 6 uzman doktor, 24 asistan doktor, 43 tekniker ve 7 hemşireden oluşan 80 anestezi çalışanı katıldı, onların kullanılan anestezi makinelerin bakım ve kalibrasyonundaki yaklaşımları anketsel çalışma olarak değerlendirilmiştir.[ Ek1.] Bulgular: Bu çalışmada katılımcıların soda lime kanisteri işlevini, otomatik kaçak testi, cihaz bataryası, soda lime değiştirme uygulaması, medikal gaz bağlantılarının tüp/silindirlerin standart renk koduna göre bağlanıp bağlanmadığının rutin kontrolü, Flow ve oksijen sensörlerin yerleri, anestezi solunum devresi ve anestezide yasal mevzuata hakim oldukları fakat diğer uygulamalar arasında ise flow ve oksijen sensörlerin temizliği, atık gaz sistemi, vaporizatör taşınmasında uygulamasında yetersizlik saptanmıştır. Ayrıca enfekte hasta alındığında anestezi cihazının temizlenmesi gereken parçalarını doğru yanıtlamıştır. Anestezi cihaz temizliği konusunda; katılımcıların (enfekte hasta alınmadıkça) %45'i sadece kirlendikçe temizlik yapıldığını, %21,3'ü ise haftalık temizlik yapıldığını belirtmişlerdir. Anketimizde enfekte hasta alınmadıkça bakteri filtresi kullanım sıklığı konusunda katılımcıların %47,5'i günde birkez , %30 ise her hastada kullandığını bildirmişler. Anketimizin sonunda, "Anestezi cihaz ve ekipmanlarının bakımı konusunda eğitime ihtiyacınız olduğunu düşünüyor musunuz" sorusuna katılımcıların %80'i evet cevabını vermiştir. Sonuç: D.Ü.T.F ameliyathanelerinde anestezi teknikerleri, anestezi asistan doktorları, anestezi hemşireleri ve anestezi uzmanlarının katıldığı bu çalışmada anestezi cihazı bakımı, kalibrasyonu ve temizliği konularında eğitime ihtiyaç duydukları görülmektedir. Uzmanlık eğitimi veren kurumların ve anestezi derneklerinin bu konuda çalışma başlatmaları faydalı olacağını düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: Anestezi cihazı, bakım, kalibrasyon, temizlik, sterilizasyon

AmeliyathanelerAnesteziAnestezi ve analjezi+6
Hasan Altın
Dicle University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyarbakır ilinde anestezi uygulayıcılarında tükenmişlik sendromu sıklığının araştırılması

Giriş ve Amaç: Bu çalışmada Diyarbakır ilinde anestezi uygulayıcılarındaki tükenmişlik sendromu sıklık düzeylerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Diyarbakır ilinde bulunan anestezi uygulayıcılarındaki tükenmişlik sendromu sıklığı araştırıldı. Çalışmaya katılmayı kabul eden Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Dicle üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon bölümünde görevli 20 asistan doktor, 25 anestezi uzmanı doktor ve 50 anestezi teknikeri dahil edildi. Bulgular: Minesota doyum ölçeği ve Maslach tükenmişlik ölçeği alt boyutlarının güvenirlik analizi sonuçlarına göre doyum ölçeği alt boyutlarından içsel doyum için 0,87; dışsal doyum için 0,85; genel doyum puanı için 0,92 ve tükenmişlik ölçeği alt boyutlarından duygusal tükenme için 0,83; duyarsızlaşma için 0,78 ve kişisel başarı için 0,73 cronbach alfa güvenirlik katsayısı hesaplanmıştır. Araştırmaya katılan doktorların içsel doyum puan ortalaması 3,10; dışsal doyum için 2,57; genel doyum puanı olarak 2,89 hesaplanmıştır. Diğer yandan Maslach tükenmişlik ölçeği alt boyutlarından duygusal tükenme için 2,24, duyarsızlaşma için 1,20 ve kişisel başarı için 2,58 alt boyut puanı hesaplanmıştır. İçsel doyum ölçeği alt boyut puanın dışsal doyum, genel doyum ve kişisel başarı puanı arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İçsel doyum puanı ile kişisel başarı arasında ilişki zayıf iken dışsal ve genel doyum puanı ilişki oldukça güçlüdür. Diğer yandan içsel doyum puanı ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arasında negatif yönlü ve zayıf bir ilişki vardır. Dışsal doyum puanı incelendiğinde duygusal tükenme ve duyarsızlaşma arasında negatif yönlü ve zayıf bir ilişki vardır. Kişisel başarı ile dışsal doyum arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Genel doyum puanı ile duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Genel doyum puanın duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ile negatif yönlü kişisel başarı ile pozitif yönlü bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Ölçek puanlarının branşlara göre nasıl değiştiği ANOVA testi ile araştırılmıştır. Mineseto doyum ölçeği alt boyutları puanlarından içsel doyum, dışsal doyum ve genel doyum puanı hastane çalışanlarının branşlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Uzman doktorların diğer branşlara göre daha yüksek doyum puanına sahiptir. Teknikerlerin doyum puanı en düşük olduğu görülmektedir. Diğer yandan Maslach tükenmişlik ölçeği alt boyut puanları branşlara göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Üç branş içinde cinsiyete göre Minesota doyum ölçeği ve Maslach tükenmişlik ölçeği alt boyutlarının nasıl değiştiği t testine göre uzman doktor ve tekniker olan hastane çalışanlarının doyum ve tükenmişlik ölçeği alt boyut puanları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Asistan doktorların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları cinsiyetlere göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Erkek olan Asistan doktorların duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanı daha yüksektir. Branşlar içinde cinsiyete göre Minesota doyum ölçeği ve Maslach tükenmişlik ölçeği alt boyutlarının nasıl değiştiği t testi ile araştırılmıştır. Buna göre uzman doktor ve asistan doktor olan hastane çalışanların doyum ve tükenmişlik ölçeği alt boyut puanları medeni durumlarına göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Tekniker olan doktorların duyarsızlaşma puanı medeni durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Bekar olan teknikerlerin duyarsızlaşma puanı daha yüksek tespit edilmiştir. Sonuç: Tükenmişliği önleme ve azaltmaya yönelik çalışmaların önemli ölçüde faydalı olduğu açıkça görülmektedir. Bu alanda yapılacak özellikle karşılaştırmalı çalışmalar daha kesin değerlendirmelerin yapılmasına katkı sunacaktır. Tarama sonucu ulaşılan çalışmaların bulguları, birey yönelimli müdahalelerin daha etkili olduğunu göstermektedir. Tükenmişliğin tüm alt boyutlarında etkili olan çalışmaların daha fazla olması istenen bir durum olmakla birlikte bunun az sayıdaki çalışmada sağlanabildiği görülmektedir

AnesteziDiyarbakırDoktorlar+5
Mustafa Bıçak
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner bypass uygulanan hastalarda preoperatif-postoperatif nötrofil/lenfosit oranı ve trombosit/lenfosit oranının mortalite üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Elektif şartlarda koroner bypass operasyonu geçiren hastaların preoperatif-postoperatif nötrofil/lenfosit (NLO) ve trombosit/lenfosit (PLR) oranlarının mortalite üzerine olan etkileri araştırıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde 2012-2016 yılları arasında elektif şartlarda koroner bypass uygulanan 30-88 yaş arasında 500 hastanın preoperatif-postoperatif nötrofil/lenfosit, trombosit/lenfosit oranlarının mortalite üzerine olan etkileri karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların %69,5'i erkek, %30,5'i kadın olduğu saptandı, %3,6'sı <40 yaş ve altı, %40'ının 41-60 yaş arası, %56,4'ünün de >60 yaş ve üstü olduğu görüldü. Çalışmaya alınan hastaların 455'inin (%91) şifa ile taburcu edildiği, 45' inin de (%9) ex olduğu saptandı. Hastaların cinsiyetleri ile mortalite oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Preoperatif dönemdeki değerlerin mortalite üzerindeki etkisi araştırıldığında; Nötrofil, trombosit/lenfosit, üre, kreatin, hemoglobin ve serbest T3 puan ortalamaları mortalite durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Nötrofil, trombosit/lenfosit, üre ve kreatin değerleri ortalaması; ex olan hastalarda daha yüksek iken hemoglobin ve serbest T3 değerleri daha düşüktür. Postoperatif dönemdeki değerlerin mortalite üzerindeki etkisi araştırıldı. Trombosit, trombosit/lenfosit, üre ve kreatin puan ortalamaları mortalite durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Hastaların taburculuk öncesi ölçülen laboratuvar değerlerinin mortalite durumuna göre farklılık gösterip göstermediği araştırıldı. Buna göre lenfosit, nötrofil, trombosit, trombosit/lenfosit, üre, kreatin ve lökosit değerleri mortalite durumuna göre anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Sonuç: Preoperatif NLO ve PLR değerlerinin basit ve ucuz testler olduğu evrensel olarak bilinmesine rağmen, çalışmamızda sadece preoperatif PLR yüksekliğinin bypass ile operasyona alınan hastalarda kısa dönem mortalite ve morbidite açısından anlamlı bilgi sağladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Koroner Bypass, Preoperatif, Nötrofil/Lenfosit, Trombosit/Lenfosit, Mortalite.

Kan trombositleriKoroner arter bypassLenfositler+4
Özlem Çapa Eren
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanamalı hastalarda noninvaziv hemoglobin değerleriyle tam kan hemoglobin değerlerinin karşılaştırılması

Kanamalı Hastalarda Noninvaziv Hemoglobin Değerleriyle Tam Kan Hemoglobin Değerlerinin Karşılaştırılması Giriş ve Amaç: Bu çalışmada; Dicle Üniversitesi Hastanesi ameliyathane biriminde elektif veya acil cerrahi operasyona alınan ve 500 cc den fazla kanama öngörüsü olan hastaların yatak başı Radical-97TM Pulse CO-Oksimetre® (Masimo Corp, Irvine, CA, ABD) (noninvaziv) hemoglobin ölçümü değerleri ile eş zamanlı alınan hemogram (invaziv) hemoglobin verilerinin noninvaziv yöntemin güvenilirliğini öngörme açısından karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya elektif veya acil cerrahi operasyona alınan ve 500 cc den fazla kanama öngörüsü olan 18-65 yaş arası 20 hasta dahil edildi. Hasta veya hasta yakınlarından çalışma için aydınlatılmış onam alındı. Tüm hastalara standart anestezi monitörizasyonu sağlandı. İhtiyaç görüldüğü takdirde arteriyel monitörizasyon yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların yatak başı noninvaziv seri hemoglobin (Hb) ölçümleri, dominant olmayan elin dördüncü parmak ucundan spektrofotometrik yöntemle sonuç veren Radical-97TM Pulse CO-Oksimetre® (Masimo Corp, Irvine, CA, ABD) cihazına ait parmak ucu sensör probu kullanılarak yapıldı. Bulgular: Ameliyat başlangıcındaki, kanama anındaki, ameliyat bitimindeki invaziv Hb değerleri ile ameliyat başlangıcındaki, kanama anındaki, ameliyat bitimindeki eş zamanlı ölçülen noninvaziv Hb değerleri arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görüldü. Birinci ölçümlerde invaziv bazal Hb değerleri ile noninvaziv Hb değerleri arasındaki korelasyon pozitif yönde anlamlı olarak tespit edildi (r═0,951 p<0,001). İkinci ölçümlerde kanama anındaki invaziv Hb değerleri ile noninvaziv Hb değerleri arasındaki korelasyon pozitif yönde anlamlı olarak tespit edildi (r═0,921 p<0,001). Üçüncü ölçümlerde ameliyat bitimindeki invaziv Hb değerleri ile noninvaziv Hb değerleri arasındaki korelasyon pozitif yönde anlamlı olarak tespit edildi (r═0,930 p<0,001). Sonuç: Pulse CO-Oksimetre kolay taşınır, noninvaziv, sürekli ölçüm yapabilmesi, uygulanacak kanamanın uygun şekilde yönetilmesini geleneksel laboratuvar Hb ölçümlerinden daha önce sağlayabilmesi, yoğun transfüzyon ihtiyacının erken tespiti, cerrahi ve cerrahi olmayan yollarla agresif hemoraji tedavisiyle birleştiğinde, erken mortalite ve morbiditeyi azaltma yolunda önemli bir potansiyele sahip olması, ayrıca kan transfüzyon artışının morbidite ve mortalite ile ilişkili olabileceğinden dolayı, Pulse CO-Oksimetre sayesinde kan transfüzyonu sadece gerçekten gerekli olan hastalarla sınırlandırılması, bu yönüyle maliyeti azaltması, YBÜ hastalarında ilerleyici anemiye katkıda bulunabilen tekrarlanan kan numunelerine olan ihtiyacı da azaltması nedeniyle kullanılması fayda sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Kanama, Noninvaziv, Hemoglobin, Rad-97.

CerrahiHemoglobinlerHemorajiler+2
Şehmus Temli
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite hastanesinde cerrahi birimler hekimlerinin kan ve kan ürünleri transfüzyonu konusunda bilgilerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışma; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde cerrahi branş hekimlerinin kan ve kan ürünleri transfüzyonu hakkında bilgi yeterliliklerinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma; Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev yapan cerrahi branş hekimlerinin kan ve kan ürünü transfüzyonu konusunda bilgilerinin değerlendirilmesi hedeflendi. Dicle Üniversitesinde cerrahi birimlerde görev yapan ve çalışmayı kabul eden tüm hekimler dahil edildi. Hastanemizde çalışan farklı branşlarda doktorlara sosyodemografik veri formu ve soru formu sunuldu. Çalışmamızda toplamda 109 hekim çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Araştırmaya katılanların %77,1'inin erkek (n=84) ve %22,9'unun da kadın (n=25) olduğu saptandı. Diğer yandan katılımcıların büyük çoğunluğu (%78,9) 26-35 yaş arasında olduğu görüldü. Araştırmaya katılan doktorların %84,4'ünün uzmanlık öğrencisi, %10,1'inin Dr. Öğretim Üyesi ve %5,5'inin de doçent olduğu görüldü. Doktorların branşları incelendiğinde %18,3'ünün kadın doğum, %18,3'ünün ortopedi ve %18,3'ünün anesteziyoloji - reanimasyon (n=60), %11,9'unun genel cerrahi, %8,3'ünün kulak burun boğaz ve %7,3'ünün de göz anabilim dalında çalıştıkları saptandı. Doktorların mesleki toplam çalışma süresi incelendiğinde %61,5'nin 1-5 yıl arasında, %25,7'sinin 5-10 yıl ve %12,8'nin de 10 yıldan fazla tecrübeye sahip olduğu saptandı. Katılımcıların %73,4'ünün (n=80) daha önce bu eğitim almadığı, diğer yandan %26,6'sının da bu eğitimi daha önce aldığı saptandı. Kan ürünlerinden hangisinde transfüzyon öncesi cross-match yapılması gerekli değildir sorusuna verilen yanıtlarda, katılımcıların %98,17'si bu soruya "taze donmuş plazma" seçeneğini seçerek doğru yanıt vermişlerdir. Kan ürünlerinde bakteriyel kontaminasyon ve proliferasyonu önlemek için yapılması gerekenlerden hangisi yanlıştır sorusuna verilen yanıtlarda, katılımcıların %71,56'sı bu soruya "Eritrosit süspansiyonu oda ısısında (20-24 °C) 24-48 saat içinde kullanılmalıdır" seçeneğini seçerek doğru yanıt vermişlerdir. Kan transfüzyon bilgi seviyesi test sonuçlarının cinsiyete göre farklılık gösterip göstermediği Man-Whitney U testi ile araştırıldı. Yapılan testin sonucuna göre kan transfüzyon bilgi seviyesi doktorların cinsiyetlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görüldü (p<0,05). Kan transfüzyon bilgi seviyesi test sonuçlarının daha önce bu alanda eğitim alma durumuna göre farklılık gösterip göstermediği Man-Whitney U testi ile araştırıldı. Yapılan testin sonucuna göre kan transfüzyon bilgi seviyesi doktorların daha önce bu alanda eğitim alması durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Kan ve kan ürünleri transfüzyonunda hataların önlenebilirliği yüksektir. Hasta kimliğinin doğru tanımlanmaması, sağlık profesyonelleri arasında yeterli iletişim, hastanın izlenmesinde önemlidir. Bu yüzden hastaya primer olarak bakım veren ve işlemi uygulayan doktorların, kan ve kan ürünleri transfüzyonu uygulamaları hakkında yeterli bilgi ve beceriye sahip olmalıdır. Anahtar Kelimeler: Cerrah, Hekim, Kan, Kan Ürünleri, Transfüzyon

CerrahiDoktorlarHastaneler+5
Mustafa Cansın Ece
Dicle University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sezaryen anestezisi için intratekal uygulanan farklı dozlarda levobupivakain ve fentanil kombinasyonun etkileri

ÖZETÇalışmamıza elektif sezaryen operasyonun planlanan hastalarda intratekal farklıdozlarda levobupivakain ve fentanilin kombine spinal epidural anesteziuygulamasında; annedeki hemodinamik yanıtı, motor bloğu, postoperatif analjezisüresini, hasta memnuniyetini, cerrah memnuniyetini, bulantı kusma insidansını,kaşıntı oranını, intraoperatif ve postoperatif komplikasyonları, karşılaştırmayıplanladık.Çalışmamız elektif sezaryen operasyonu planlanmış ASA 1-2 grubunda boyları 155cm aşan morbid obes olmayan , rejyonal anestezi için kontrendikasyonu bulunmayangebeler dahil edildi. Olgular rastgele 3 gruba ayrıldı. Gebelere yapılacak işlemhakkında bilgi verilip, onayları alındıktan sonra oturtularak kombine spinal epiduralanestezi yapıldı.GRUP 1: 11 mg levobupivakain= 2,1 ccGRUP 2: 8 mg levobupivakain + 25 µg Fentanil + izotonik= 2,1cc tamamlanacakGRUP 3: 6 mg levobupivakain + 25 µg Fentanil + izotonik= 2,1cc tamamlanacakÇalışmamızda olguların yaş, kilo, boy ve parite özellikleri açısından bir farklılıkyoktu. Ortalama tansiyon bakımından üçünçü grupta biraz yüksek olmasına rağmenistatistiksel bir fark bulunmadı. Hasta memnuniyeti açısından gruplar arasında bir farkyoktu. Cerrah memnuniyeti bakımından 2. grup, diğer gruplardan daha iyiydi. İlkanaljezik gereksinimini 2. grupta, 1. ve 3. gruba göre daha uzun sürdü. bulantı kusmabakımından gruplar arasında istatistiksel bir fark bulunmadı, fentanil kullandığımızgrupta kaşıntı oranı daha yüksekti . Tüm yeni doğanlar sağlıklıydı. APGAR skorları1. ve 5. dakika da istatistiksel bir fark bulunmadı. İnsizyonda VAS,çocuk doğumundaVAS, periton kapamada VAS, gruplar arasında istatistiksel bir fark bulunmadı.Postoperatif 60. dakikada Modifiye Bulmaga Skalasına göre 1. grupta 24 hastanın 11hastada hiçbir zayıflık yokken, 2. grupta 24 hastanın 14'ünde, 3.grupta ise 24 hastanın21'inde hiçbir zayıflık yoktu86Sonuç olarak; fentanil kullanılan grupta postoperatif analjezi süresini , kaşıntıyıartırdığını,kullanılan efedrin mıktarını azatığını tespit ettik. Keza, çalışmamızdaintratekal levobupivakainin dozu artıkça yan etki insidansını ve motor blok derecesiniartırdığını, annenin ambulasyon süresini uzattığı kanısına vardık.87

Bedih Balkan
Dicle University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk cerrahisinde postoperatif analjezi için IV. lornoksikam ve IV.parasetamolün karşılaştırılması

Öznur Uludağ
Dicle University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

%5 Prilokain-lidokain Kremin (EMLA) spinal iğne ağrısını önlemedeki etkinliğinin intravenöz fentanil ile karşılaştırılması

Vücudun alt kısmında gerçekleştirilen girişimlerde hızlı ve güvenilir bir metod olması nedeniyle sıklıkla tercih edilen spinal anestezinin önemli dezavantajlarından biri, spinal iğnesinin cilde batırılması sırasında hastaların anksiyete ve ağrı duymalarıdır. Çalışmamızda spinal anestezi girişimi öncesinde % 5 Prilokain-lidokain (EMLA) krem ile intravenöz 1 µgr/kg fentanilin analjezik etkinliklerini karşılaştırmayı amaçladık.Çalışmamıza spinal anestezi altında elektif ürolojik cerrahi girişim uygulanması planlanan, ASA I-II grubundan, yaşları 20-65 arasında değişen 75 erkek hasta alındı. Etik kurul onayı ve hastaların izni alındıktan sonra rastgele olarak 25'şer kişiden oluşan üç grup oluşturuldu (Grup EMLA, Grup Fentanil, Grup Kontrol). Her üç gruba standart premedikasyon uygulandı. EMLA grubundaki hastalara spinal anestezi girişiminden 45 dk önce girişim yapılacak alana 2,5 gr EMLA krem, Fentanil grubundaki hastalara girişimden 10 dk önce 1 µgr/kg fentanil iv bolus uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara ise hiçbir analjezik ve lokal anestezik uygulaması yapılmadı. Ağrı düzeyi, sedasyon durumu ile anksiyeteden etkilenebileceği için spinal anestezi girişiminden 5 dk öncesi standart anksiyete düzeyi APAIS-A anksiyete skoru ile, sedasyon düzeyi ise 4 farklı zamanda Ramsay Sedasyon Skalası (RSS) ile ölçülerek kaydedildi. 22-Gauge spinal iğne ile L4-L5 aralığından spinal anestezi gerçekleştirildi. Spinal iğnesinin cilde girdiği anda hissedilen ağrı 0-4 arası Verbal Rating Scale (VRS) ile değerlendirildi. Lokal doku reaksiyonları (eritem, solukluk, ödem) ve diğer yan etkiler değerlendirildi. OAB, KAH ve SpO2 değerleri spinal anestezi girişimin hemen öncesinde ve girişimin hemen sonrasında kaydedildi. Ayrıca hasta memnuniyeti, işlem kalitesi ve irkilme hareketi değerlendirildi.EMLA grubundaki VRS değerleri diğer grublara göre daha düşüktü. Fentanil ile Kontrol grubu arasında VRS değerleri açısından anlamlı fark yoktu. EMLA grubundaki hasta memnuniyeti Fentanil ve Kontrol grubuna göre daha yüksekti. Fentanil ile Kontrol grubu arasında hasta memnuniyeti açısından anlamlı fark yoktu. EMLA grubundaki irkilme hareketi görülme sayısı Fentanil ile Kontrol grubuna göre daha azdı. Fentanil ile Kontrol grubu arasında irkilme hareketi görülme sayıları açısından anlamlı fark yoktu. EMLA grubundaki işlem kalitesi yüzdesi Fentanil ile Kontrol grubuna göre daha yüksekti. Fentanil grubunda da Kontrol grubuna göre daha yüksekti. EMLA grubunda lokal deri reaksiyonu, Fentanil grubunda solunumsal ve kardiyak yan etkiler görülmedi. OAB, KAH ve SpO2 değerleri bakımından üç grup arasında anlamlı fark yoktu.Sonuç olarak, çalışmamızda spinal iğne ağrısını önlemede; girişimden 45 dk önce uygulanan EMLA kremin analjezik etkinlik, hasta memnuniyeti ve işlem kalitesi açısından hem intravenöz 1 µgr/kg uygulanan fentanilden, hem de kontrol grubundan daha üstün olduğu kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Spinal Anestezi, EMLA, Fentanil, Akut Ağrı

AnaljeziklerAnestetiklerAnestezi-spinal+4
Mesut Karaca
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Süperfisyal servikal blok altında tiroidektomi ve paratiroidektomi cerrahisinde Bupivakain ve Bupivakain+ Fentanil karşılaştırılması

Elektif tiroidektomi ve paratiroidektomi cerrahisi geçirecek hastalarda superfisyal servikal pleksus bloğunda bupivakain ve bupivakain+fentanilin klinik etkinliğini, yan etkilerini, postoperatif ağrı kontrolü üzerine etkilerini karşılaştırdık.Elektif tiroidektomi cerrahisi geçirecek ASA I-II, 18?70 yaş grubundaki 50 hasta randomize iki gruba ayrıldı. Hastalar operasyon odasına alınıp monitörize edildi. Grup B'ye (n=25) 125 mg % 0,5 bupivakain 25ml + 25ml SF, Grup BF'ye (n=25) 125 mg %0,5 bupivakain + fentanil 2mcg/cc (2ml) + 23ml SF kullanılarak superfisyal servikal pleksus blokajı yapıldı. Pinprick test ile duyusal blok başlama zamanı kontrol edildi. Operasyon başladıktan sonra tansiyon, nabız, periferik oksijen satürasyonları, solunum sayısı, sedasyon skorlaması kaydedildi. Bu değerler postoperatif üçüncü saate kadar takip edildi. Operasyonun bitiminden ilk analjeziğin alındığı zamana kadar geçen süre toplam analjezi süresi olarak kaydedildi.İki grup arasında hasta memnuniyeti, periferik oksijen satürasyonu, sedasyon skorlaması, hemodinami ve yan etkiler açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Solunum sayısı bupivakain + fentanil grubunda intraoperatif 5,10,15,30,45. dakikalarda anlamlı olarak düşük idi, fakat klinik olarak anlamsızdı. Operasyon başladıktan sonra hemodinamik parametreler her iki grupta da 5. dakikadan itibaren düşmüş ve 30. dakikadan itibaren artmış ve başlangıç değerlerine gelmiştir. Duyusal blok başlama zamanı bupivakain + fentanil grubunda daha kısa idi (Grup B'de 98 sn ± 32 sn, BF'de 81 sn ± 24 sn). Duyusal blok bitiş zamanı bupivakain+fentanil grubunda daha uzun idi.(Grup B'de 306 saat ± 108 saat, grup BF'de 385 saat ± 125 saat). Analjezik ihtiyaç süresi olarak her iki grup arasında fark yoktu. Her iki grupta da önemli yan etki görmedik.Sonuçta, tiroidektomi ve paratiroidektomi için uygulanacak bilateral superfisyal servikal pleksus blokajında, 125 mg % 0,5 bupivakain 25ml + 25ml SF'in 125 mg %0,5 bupivakain + fentanil 2mcg/cc(2ml) + 23ml SF'den daha kısa etki başlama süresi, daha uzun blok süresi ve benzer derecede hasta memnuniyeti ile daha etkin olduğu kanısına vardık.

AnaljeziAnesteziBupivakain+2
İlhan Yılmaz
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Septik şoktaki hastlarda düşük doz steroid tedavisi ve bu tedavinin vazopresör ihtiyacına etkisi

Bu çalışmada, vazopressör bağımlı septik şok hastalarında düşük doz steroid tedavisini (200mg ? 300mg / gün hidrokortizon) ve vazopressör ihtiyacına etkisini araştırmayı amaçladık.Etik kurul izni alındıktan sonra, Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Yoğun Bakım Ünitesi' nde 2007-2009 yılları arasında yatan hastaların dosyaları retrospektif olarak incelendi. 16 yaşından büyük, en az bir saat yeterli sıvı replasmanına ve vazopressör desteğine rağmen, sistolik arteryel basıncı 90 mmHg' nın altında olan düşük doz steroid tedavisi verilen ve verilmeyen 60 hasta bulundu. Hastalar düşük doz steroid tedavisi alan (n=29) ve steroid tedavisi almayanlar (n=31) olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların, demografik verileri, yoğun bakımda kalış süreleri, mekanik ventilatör destek süreleri, yoğun bakıma kabul nedenleri, yoğun bakıma kabul edildiklerinde ki ek hastalıkları, APACHE II ve SOFA skorları, enfeksiyon odağı, mikrobiyolojik inceleme sonuçları, intravenöz antibiyotik başlama zamanı, septik şoktan çıkış ve zamanı, mortalite ve zamanı, süperenfeksiyon, gastrointestinal kanama gibi steroid yan etkileri kaydedildi. Belirlenen takip dönemlerine uygun olarak, ortalama arteryel basınçları, kalp hızları, santral venöz basınçları, vazopressör (norepinefrin, dopamin, dobutamin) dozları, lökosit sayıları,arteryel laktat, CRP, prokalsitonin ve glukoz düzeyleri ve verilen insülin dozu ile yetmezlikteki organ sayıları takip formuna kaydedildi. Veriler istatistiksel olarak değerlendirildi.Sonuç olarak düşük doz steroid tedavisinin vazopressör bağımlı septik şok hastalarında vazopressör destek ihtiyacını azalttığı bulunmuştur.

Adrenal korteks hormonlarıSepsisSteroidler+2
Cenk Oral
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Propofol enjeksiyon ağrısını önlemede lornoksikamın etkisinin randomize çift kör plasebo kontrollü olarak değerlendirilmesi

AMAÇ: Propofol enjeksiyon sırasında ağrıya neden olmasına rağmen genel anestezi indüksiyonunda sık kullanılmaktadır. Enjeksiyon ağrı insidansı %28 -90 arasında değişmektedir. Çalışmamızda, enjeksiyona bağlı olarak kinin kaskat sistemi ve ağrı mediatörlerinin aktivasyonunun sorumlu tutulan propofol ağrısını önlemede Lornoksikamın etkinliğini araştırdık.MATERYAL VE METOD: Hastanemiz etik kurul onayı alınan 120 elektif cerrahi hastası bilgisayar destekli randomizasyon sistemine göre 4 gruba ayrıldı. Hastalara el sırtından 20 gauge i.v kanül takıldı. Grup I ' e; anestezi indüksiyonundan hemen önce İV.10 ml izotonik. Grup II, 'ye 2mg Lornoksikam; Grup III e; 4 mg Lornoksikam; grup IV ' e 8mg Lornoksikam 10ml izotonik içinde verildi. Hastalara bundan sonra ön kola 2 dakika turnike uygulandı. İndüksiyonu için Propofol 2- mg/kg olarak hesaplandı. Bu dozun %25` i 10 saniye içinde verildi. Ağrı değerlendirmesi sözel ağrı skoru ile hastaya sorularak yapıldı. 0: ağrı yok;1: hafif ağrı(hastanın ağrı ifadesi,davranışsal cevap olmadan,); 2 orta şiddette ağrı(hastanın ağrı ifadesi ve davranışsal cevap;,sorulmadan ağrıyı belirtmesi);3 ciddi ağrı(hastanın ağrıyla beraber kolunu çekmesi,ağlaması) olarak değerlendirildi.BULGULAR: Hastaların yaş ve kilogramları istatiksel olarak anlamlı değildi(p> 0.05 ) .Cinsiyet dağılımında farklılık vardı.( P<0.05)Grup I ve II, arasında; Grup I ve III arasında; Grup I ve IV. arasında; Grup II ve III arasında ağrı şidetinde değişiklik istatiksel olarak anlamlıydı.(p<0.05)Grup III ve IV arasında ağrı şidetinde istatiksel anlamlı fark görülmedi. P=0.401SONUÇ: Lornoksikam tüm gruplarda propofol enjeksiyon ağrısının şiddetini kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak azaltmaktadır.ANAHTAR KELİMELER: Propofol, enjeksiyon ağrısı, lornoksikam.

Nihal Başak
Dicle University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lokal anestezi altında yapılan meme biyopsi cerrahisinde deksmedetomidin infüzyonu ile hasta kontrollü sedasyon ve doktor kontrollü sedasyonun etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmada lokal anestezi altında gerçekleştirilecek olan meme biyopsi cerrahisi sırasında deksmedetomidin infüzyonu ile hasta kontrollü sedasyon ve doktor kontrollü sedasyon yönteminin hemodinamik etkileri, toplam ilaç tüketimi,ek analjezik ihtiyacı, sedasyon düzeyi,postoperatif derlenme süreleri,hasta ve cerrah memnuniyeti açısından karşılaştırılması amaçlandı.ASA I- II grubuna dahil, 18-60 yaşları arasında 40 hasta rastgele 2 gruba bölünerek çalışmamıza dahil edildi. Hastaların hiçbirine herhangi bir farmakolojik premedikasyon uygulanmadı. Operasyon için ameliyat odasına alınan hastalara, DII derivasyonunda EKG, periferik oksijen satürasyonu (SpO2) ve noninvaziv kan basıncı monitorizasyonu yapıldı. Operasyon odasında monitorizasyon sonrası bazal değerler alındı. Her iki grubada lokal anestezi öncesi 1 mcg/kg deksmedetomidin 10 dakikada HKA infüzyon pompası (Bodyguard -575 Caesarea Medical Electronic ) ile yükleme dozu verildi. Takiben 0.2-0.7 mcg/kg/ saat aralığında bazal infüzyon uygulandı. Bilinçli sedasyon için ilaç infüzyonlarının 10 dakikada verilmesi işleminden sonra hedef sedasyon düzeyine ulaşıldığında lokal anestezi yapılarak cerrahi işlemin başlamasına izin verildi. Hasta kontrollü grupta hasta ihtiyaç duyduğunda kendisi tarafından 4 mcg/ml olarak ayarlanmış ek bolus uygulaması yaptı.Doktor kontrollü grupta hastada bazal değerlerine göre tansiyon arteryelde %25 artış,kalp hızında %20 artış, ajitasyon veya ağrı hissetmesi halinde anestezist tarafından ek bolus uygulaması yapıldı. Operasyon süresince ve bitiminde hastaların KAH, OAB , SpO2 değerleri ile NRS ve Sedasyon Skorları ölçülerek kaydedildi.Başarılı ve başarısız istek sayısı, kullanılan toplam ilaç miktarı, ek analjezik ihtiyacı, hasta ve cerrah memnuniyeti,operasyon sonunda hedef sedasyona ulaşma süresi kaydedildi.Bilinçli sedasyon sağlamak amacı ile deksmedetomidin kullanarak hasta kontrollü sedasyon ve doktor kontrollü seadsyonu karşılaştırdığımız bu çalışmamızda hasta kontrollü sedasyon ile derin sedasyona yol açmadan daha az ilaç tüketimi ile yeterli sedasyon sağlanıp hastaların daha kısa sürede derlendiğini ve peroperatif dönemde daha iyi hemodinamik stabilite sağladığını gözlemledik.

Anestetikler-lokalAnesteziBilinçli sedasyon+4
Nuray Çoban
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında yapılan jinekolojik operasyonlarda ketamin ve magnezyum sülfat uygulamalarının anestezi sonrası, titreme, analjezi ve derlenme üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Etik kurul onayı ve çalışma ile ilgili her hastadan bilgilendirilmiş onay alındıktan sonra 18-65 yaş arası, ASA I-II grubuna dahil genel anestezi altında jinekolojik ameliyat geçirecek 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Rastgele olarak yirmişer hastadan oluşan üç grup oluşturuldu (Grup Magnezyum, Grup Ketamin, Grup Plasebo).Gebeler, morbit obezler, timpanik membran ısısı 37.5°C ve üzerinde olanlar (ateşli hastalığı olanlar), beden kitle indeksi (BMI) > 30 kg /m² olanlar, operasyon süresi bir saatten kısa, üç saatten uzun hastalar, böbrek ve karaciğer disfonksiyonu, kas hastalığı, tiroid hastalığı, parkinsonu hastalığı, çalışma ilaçlarına alerjisi olan, kooperasyon kurulamayan hastalar ve ASA III, IV, V, E olan hastalar çalışmaya alınmadı.Premedikasyonda sadece midazolam 0.03 mg/kg intramuskuler (i.m) olarak uygulanarak ameliyat odasına alınan hastalara periferik oksijen saturasyonu (SpO2), kalp atım hızı ve non-invazif kan basıncı monitörizasyonu uygulandı. Fentanil, tiyopental, vekuronyum ile anestezi indüksiyonu gerçekleştirildi. Anestezi idamesi sevofluran ve N2O/O2 ile sağlandı. Azot protoksit çekilme sendromu açısından N2O; ilaç uygulamadan hemen önce kapatıldı. Daha önce kör bir tarzda üç ayrı çalışma solüsyonu hazırlandı. Ketamin, magnezyum ve serum fizyolojik olan bu solüsyonlar ameliyat bitimine yakın, fasya tabakası kapatılırken hastalara bolus olarak verildi.Titremeyi önlemede etkinlikleri magnezyum ve ketamin grubunda benzer oranlarda olup plasebo grubuna göre daha üstündü. İntraoperatif ve postoperatif dönemdeki takipler sonucunda gruplar arasında demografik özellikler, anestezi ve cerrahi süreleri bakımından fark saptanmadı. Magnezyum grubunda derlenme odasında sistolik kan basıncı ve diastolik arter basıncı değerlerinde istatistik olarak anlamlı bir düşüklük vardı. Ketamin grubunda spontan göz açma ve sözlü uyarana cevap sürelerinde istatistik olarak anlamlı yükseklik vardı. Ketamin grubunda timpanik membran ısıları düşme eğiliminde idi. Laparoskopik cerrahi yapılan plasebo grubundaki bütün hastalarda titreme gözlendi. Postoperatif VAS değerlerine göre plasebo grubunda anlamlı bir yükseklik bulundu. Klinik olarak Sedasyon Ajitasyon Skorlamasında sedatize hasta sayısı ketamin grubunda diğer gruplara göre daha fazlaydı.Bu çalışmada, genel anestezi altında yapılan jinekolojik operasyonlarda subanestezik dozda ketamin ve düşük doz magnezyum'un titreme, hemodinami ve derlenme üzerine benzer etkiler gösterdiği, ayrıca plasebo grubuna göre postoperatif VAS değerlerini de düşürdüğü gösterilmiştir.

Anestezi-genelAnesteziden ayılma dönemiCerrahi-kadın doğum+5
Ali Alkan Yılmaz
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif cerrahi operasyonu planlanan erişkin hastalarda anksiyetenin değerlendirilmesinde sosyo demografik faktörlerin anksiyete üzerine etkisi

Anesteziyoloji çalışmalarında anestezinin kalitesini belirlemek için anket çalışmaları eskiden beri yapılmaktadır ancak bu çalışmalar yeterli sayıda ve detayda değildir.Bu nedenlerle bu çalışmayla elektif cerrahi planlanan hastalarda anksiyeteye etki eden faktörleri tespit etmek, cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni hal, çocuk sayısı, gelir durumu gibi sosyo demografik faktörlerin anksiyete düzeyine etkisini ölçmeyi amaçladık.Bilinen psikiyatrik rahatsızlığı olan ve değerlendirmede kısıtlılığa neden olacak bir tıbbi problemi olan hastalar çalışma kapsamı dışında tutulmuştur. Hastalar Haziran 2010 ile Ocak 2011 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon polikliniğine müracat eden ASA (American Society of Anesthesiologist) I-II-III grubuna dâhil, 18?65 yaşları arasındaki yaklaşık 1005 hastadan oluşmaktadır.Anestezi polikliniğine müracat eden hastalardan preoperatif dönemde anket formlarını doldurmaları istenmiştir. Anket formu iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yaş, cinsiyet, eğitim, medeni durum, çocuk sayısı, gelir düzeyi gibi demografik bilgilerle planlanan operasyon türü, daha önceden anestezi ile karşılaştı mı? Bölgesel anesteziyi biliyor mu? sorularının sorulması planlandı. İkinci bölümde anestezi ve cerrahiye bağlı anksiyeteyi ve bilgi edinme isteğini ölçmek için Amsterdam Preoprative Anxiety and Informatıon Scale (APAIS) testi kullanılarak hastaların anksiyete düzeyinin ölçülmesi planlandı.Çalışmanın sonuncunda; cerrahi operasyon ve anestezi uygulamalarının hastalar için önemli bir stres faktörü olduğu, preoperatif dönemde hastaların kaygılarının yüksek olduğu, preoperatif anksiyete düzeyinin kadınlarda ve eğitim düzeyi yüksek olanlarda daha fazla olduğu, bölgesel anestezi uygulamasına dair en çok endişe edilen durumun uyanık olmak, ikinci olarak ta ameliyat yerinin yeterince uyuşmayacağı düşüncesi olduğu görüldü.Bilgi edinme isteği; genç yaş grubunda, eğitim düzeyi yüksek olanlarda, bölgesel anesteziyi bilenlerde, bölgesel anestezi uygulaması nedeniyle felç olma riski endişesi taşıyanlarda daha çok olarak görüldü.Anahtar Kelimeler:Anestezi,Anksiyete,Pre-operatif kaygı,Anket,APAIS.

AnestetiklerAnesteziAnketler+4
Abdullah Cantürk
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda inguinal herni ve inmemiş testis operasyonlarında yara yeri infiltrasyonunda tramadol ile levobupivakainin postoperatif analjezik etkinlik açısından retrospektif olarak karşılaştırılması

Çocuklarda inguinal herni ve inmemiş testis operasyonlarında yara yeri infiltrasyonunda tramadol ile levobupivakainin postoperatif analjezik etkinlik açısından karşılaştırılmasını amaçladık.Çalışmamız etik kurul onayı alındıktan sonra Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesin'de elektif inguinal herni ve inmemiş testis operasyonu geçirmiş, 1-6 yaş arası ASA I-II 45 çocuk hastanın dosya kayıtları incelenerek yapıldı. Genel anestezi sonrası opere olan hastalardan cerrahi bitiminden önce aynı cerrah tarafından cerrahi insizyon alanı içine (fasya alanına) 2mg/kg `dan tramadol 0.2ml/kg olacak şekilde (salinle sulandırılarak) yapılanlar T grubu, 0.2ml/kg'den %0.25' lik levobupivakain yapılanlar L grubu ve 0.2mg/kg'dan salin infiltre edilmiş olanlar S grubu olarak kabul edilip kayıtları incelendi. Operasyon sonrası 6 saat boyunca CHEOPS ağrı skorları dosyalardan incelenip kaydedildi. Hemodinamik parametreler, SS, SpO2, ETCO2 takibi, sevofluran konsantrasyonu değişimleri ilk analjezik gereksinim zamanı, ek analjezik miktarı, sedasyon düzeyi, yan etkiler, hasta yakını ve cerrah memnuniyeti dosyalardan incelenip kaydedildi.Sonuç olarak çocuklarda inguinal herni ve inmemiş testis operasyonlarında postoperatif güvenli ve başarılı analjezi amacıyla tramadol veya levobupivakain ile yara yeri infiltrasyonu önerilebilir bir yöntemdir. Ancak levobupivakainin postoperatif ilk saatlerde, tramadolün ise daha geç saatlerde etkin analjezi sağladığını tespit ettik.

AnaljeziklerAnaljeziklerAnestezi+6
Ufuk Doğan
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Perkütan nefro litotomi vakalarında; spinal anestezide uygulanan levobupivakain'in etkinliğini ararştırmak

Perkütan nefrolitotomi vakalarında spinal anestezi de uygulanan levobupivakainin etkinliğini, hemodinamik değişiklikleri, hasta ve cerrah memnuniyetini araştırmayı amaçlandı.Çalışma DÜTF araştırma hastanesinde ASA I-II, 18-65 yaş arası PCNL operasyonu uygulanacak 58 olgudan gerçekleştirildi. Girişim öncesi tüm hastalara her iki el sırtından 20 numara branül ile damar yolu açılıp, nabız ve kan basıncı ölçümleri yapıldıktan sonra, uygulamadan 30 dakika önce 500ml Hidroksietil starch solusyonu, 10 ml/kg izotonik iv uygulandı. Cerrahi işlemin uygulandığı süre boyunca 5 ml/kg/saat iv izotonik verildi. Monitörizasyonu takiben tüm hastalara 0.05 mg/kg midazolam verildi. Hastaların SAB, DAB, OAB, KAH kaydedildi. Spinal anestezi; aseptik şartlarda hastalar oturur pozisyonda 26 gauce spinal iğne ile L2-L3 lumbal aralıktan girilerek, 18 mg levobupivakain ve 20 mcg fentanil toplam doz 4cc olacak şekilde subaraknoid aralığa verildi. Spinal anestezi uygulandıktan sonra hastalar uzatılarak 2., 4., 6., 8. dakikalarda, sonrasında da 5 dakikada bir SAB, DAB, OAB, KAH ölçülerek kaydedildi. T4 ulaşma süresine pin prick testi ile bakıldı. Duyusal blok T4 seviyesine ulaştığında cerrahi işlem başlatıldı. Cerrahi süre boyunca tüm hastalara oksijen maskesi ile 3 lt/dk oksijen verildi. Hastaların sedasyon düzeylerine Ramsey sedasyon skalası ile bakıldı, motor blok düzeyine pron pozisyonu verildikten hemen sonra modifiye Bromage Skalası ile bakıldı. Hasta ve cerrah memnuniyetlerine VAS ile değerlendirildi.Verilerin değerlendirilmesinde SPSS for Windows 10.0 istatistik paket programı kullanıldı. Karşılaştırmalarda Independent Samples Test, N Par Test, Mann Whitney U Test ve Pearson Correlation testleri kullanıldı. P<0.05 anlamlı kabul edildi.Demografik verilerin cinsiyetlere göre dağılımı; Erkeklerin yaş ortalamaları 38.18 yıl, kadınların ise 43.79 yıl, erkeklerin boy ortalamaları 171.24 cm, kadınların 162.25 cm, erkeklerin ağırlıkları ortalama 75.06 kg, kadınların vücut ağırlıkları ise ortalama 73.88 kg bulundu.Taşların otalama çapı 23.19 mm bulduk. Taşın boyutu artıkça cerrahi süreninde uzadığını gördük, bu sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).Hastaların ramsey sedasyon skalalarını ortalama 2.67 bulduk. Hastaların sedasyon düzeyleri arttıkça, hasta konforununda arttığını görüldü, bu sonuç istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05).Spinal anestezi uygulandıktan sonra ortalama 4.09 dakika sonara duyusal blok T4 seviyesine ulaştı. Hastaların boyları arttıkça duyusal bloğun T4 seviyesine ulaşma süresininde uzadığı görüldü (p<0.05). Hastaların vücut ağırlıkları arttıkça duyusal bloğun T4 ulaşma süresi kısaldı fakat bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Duyusal bloğun T4 düzeyine ulaşma süresi kadınlarda 3.24 dakika, erkeklerde 4.68 dakika bulundu. Duyusal bloğun T4 seviyesine ulaşma süresi kadınlarda daha kısa olduğu görüldü fakat bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Hastalardan 14 (% 24.1)'ünde hipotansiyon gelişti ve istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi (p<0.05). Hipotansiyon gelişen 14 (%24.1) hastaya efedrin uygulandı (p<0.05). Hastaların boyu uzadıkça hipotansiyonun daha az geliştiği gözlendi ve bu istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Sedasyon arttıkça hipotansiyon daha sık gözlendi (p<0.05).Bradikardi 4 (%6.9) hastada gelişti ve bu hastalara atropin uygulandı bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Spinal anestezi altında 2 (%3.4) hastada taş lokalizasyonu yapılamadığı için açık cerrahiye geçildi. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Bu iki hastadan 1 (%1.7)'inde genel anestezi uygulamasına geçildi fakat bu sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Bir hastanın açık cerrahisi spinal anestezi ile devam etti ve herhangi bir sorunla karşılaşılmadı.Hastaların 3 (% 5.2)'ü cerrahi işlem sırasında ağrı hissetti ve ağrı duyan hastalara iv fentanil uygulandı. Ek doz fentanil uygulaması istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Cerrahi süre erkeklerde ortalama 60.65 dakika, kadınlarda ortalama 60.42 dakika sürdü. Cerrahi sürenin cinsiyet ile ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Hasta konforu VAS ile erkeklerde ortalama 9.12 kadınlarda ortalama 9.16 bulundu. Cerrahi süre uzadıkça hasta konforunun azaldığı görüldü ve bu istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi (p<0.05). Cerrah konforu VAS ile ortalama 9.76 bulundu.Sonuç böbreğin alt ve orta zon taşlarında, hasta ve cerrah uyumunun iyi olduğu, küçük böbrek taşı olan, cerrahi işlemin kısa süreceği düşününlen perkütan nefrolitotomi operasyonlarında; levobupivakainle yeterli hasta ve cerrah memnuniyeti sağladığını gördük. Hastalarımızda anlamlı derecede hipotansiyon gözlemledik, bunun için daha geniş kapsamlı, daha fazla hastanın çalışmalara dahil edildiği doz çalışmalarına ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz.

Anestezi-spinal
Zatullah Tekiş
Dicle University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pnömotik üreterolitotripsi anestezisi için intratekal uygulanan farklı dozlarda levobupivakain ve fentanil kombinasyonunun etkileri

Amaç: Çalışmamızda, elektif pnömotik üreterolitotripsi operasyonu planlanan hastalarda; farklı dozlarda uygulanan intratekal levobupivakain-fentanil kombinasyonlarının etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Pnömotik üreterolitotripsi operasyonu, planlanan ASA I-II risk grubuna giren 18-65 yaş aralığında, 60 hasta çalışmaya alındı. Olgular rasgele, iki gruba ayrıldı. Grup I'e (n=30) 10 mg % 0,5 levobupivakain +25 µg fentanil, Grup II'ye (n=30) 12.5 mg % 0,5 levobupivakain + 25 µg fentanil intratekal olarak spinal anestezi amacıyla uygulandı. İnrtaoperatif duyusal-motor blok düzeyleri ve hemodinamik değerler kayedildi. Ayrıca duyulan ağrı vizual analog skala (VAS) ile derecelendirildi. Postoperatif dönemde, hasta ve cerrah memnuniyeti ve ilk analjezik gereksinin zamanları ve yan etkiler sorgulandı.Bulgular: Demografik veriler gruplar arasında benzerdi. Motor blok düzeyi yönünden gruplar arsında fark saptanmadı. Grup II'de duyusal blok düzeyi, Grup I'e nazaran daha hızlı yükseldi (p<0.05). Cerrahiye başlama süresi Grup II'de Grup I' e göre daha kısa zamanda oluştu. İntraoperatif VAS değerleri bakımından istatiksel olarak fark bulunmadı. Hasta ve cerrahi memnuniyet her iki grupta benzer olarak yüksek bulundu. Hemodinamik veriler gruplar arasında benzerdi. Her iki grupta birer hasta da bulantı gözlendi, kusma gözlenmedi (p>0,05). Grup I'de bir, grup II'de iki hastada hipotansiyon görüldü. Grup I'de toplam 30 mg, Grup II'de toplam 35 mg efedrin kullanıldı. Spinal sonrası her iki grupta %16,6 hastada kaşıntı görülmüştür (p>0.05). Postoperatif ilk analjezik gereksinim zamanı bakımından gruplar arasında istatiksel bir fark bulunmamıştır (p >0,05) (Grup I'de ortalama 238 ve grup II'de 245 dakika idi.)Sonuç: Çalışmada kullanılan intratekal levobupivakaine-fentanil kombinasyonlarının pnömatik üretero-litotripsi ameliyatlarında güvenle kullanılabileceği, etkin bir spinal anestezi oluştururken, minimal yan etkilere sahip olduğu kanaatine varıldı.Anahtar kelimelerLevobupivakain, fentanil, spinal anestezi, pnömatik uretero-litotripsi

Anestezi-spinal
Nasır Mansuroğlu
Dicle University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik omuz ağrılı hastalarda supraskapular sinir blokajının etkinliğinin araştırılması

Amaç: Kronik omuz ağrılı hastalarda retrospektif olarak supraskapular sinir blokajının (SSNB) etkinliğini araştırmayı amaçladık.Materyal Ve Metod: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilimdalı Algoloji Kliniğinde 2007-2008 yılları arasında supraskapular sinir blokajı yapılan 28 hasta geriye dönük olarak değerlendirildi. Olgular; kronik omuz ağrısı nedeniyle daha önce medikal ve fizik tedavi almış fakat semptomlarının tekrarlaması üzerine kliniğimize başvurmuş hastalardan oluşmaktaydı. Hastaların demografik verileri olarak yaş, ağırlık, boy uzunluğu ve cinsiyet bilgilerini kaydettik. Semptom sürelerini, kaç kez SSNB yapıldığını, başvuru anındaki VAS değerlerini, 15. gün, 90. gün, 180. gün VAS değerlerini kaydettik.Supraskapular sinir blokajını kliniğimizde periferik sinir sitümülatörü kullanarak uygulamaktayız. Öncelikle blok bölgesini %10'luk povidon iyodin solusyonu ile steril edilip belirlenen enjeksiyon noktasının cilt ve ciltaltına %1'lik lidokain2 ml ile lokal anestezi yaptıktan sonra, 22 G 50mm Stimuplex iğnesi, (StimuplexR A, Braun Melsungen AG, Melsungen, Almanya) sinir stimülatörü (StimuplexR HNS 11; B. Braun Melsungen AG, Melsungen, Almanya) eşliğinde 2 mA impuls genişliğinde 0.4-0.5 V akım şiddetinde supraskapular çentiğe doğru infraspinatus (dışa rotasyon) ve/veya supraspinatus kaslarında kontraksiyon (abduksiyonu) görülünceye kadar ilerlettik. Supraskapular sinir blokajını, anatomik noktalar kılavuzluğunda Dangoisse tarafından tarif edilen metod ile uyguladık. Aspirasyon sonrasında 5ml %0.5'lik bupivakain (marcain) ve 80mg triamsinolon asetat (kenacort) 3ml serum fizyolojikle karıştırarak total volüm 10 ml olacak şekilde verdik.Ağrı değerlendirilmesinde VAS (Visual Analog Scala) kullandık. Bunun için; tedavi öncesi, tedavi sonrasında 15. gün, 90. gün ve 180. Gün VAS değerlerini kaydettik.Bulgular: Çalışmamızdaki tüm hastaların tedavi sonrası 15. gün VAS değerlerini tedavi öncesi VAS değerleri ile karşılaştırdık. Tedavi sonrası 15. gündeki VAS değerlerinin anlamlı derecede azaldığını gördük (p<0.05).Hastaların tedavi öncesi ve tedavi sonrası 90. gündeki VAS değerlerini karşılaştırdık. Tedavi sonrası 90. gündeki VAS değerlerinin tedavi öncesi VAS değerlerine göre anlamlı derecede azaldığını gözlemledik(p<0.05).Hastalarımızın tedavi öncesi ve tedavi sonrası 180. gündeki VAS değerlerini karşılaştırdık. Tedavi sonrası 180. gündeki VAS değerlerinin tedavi öncesi VAS değerlerine göre anlamlı derecede azaldığını gözlemledik(p<0.05).Tüm hastaların tedavi sonrası 90. gün VAS değerlerine göre, tedavi sonrası 180. gündeki VAS değerlerinde artış tespit edildi. Bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p<0.05).Erkek hastalarımızda, kadın hastalarımızdan farklı olarak tedavi sonrası 15. gün VAS değerlerine göre 90. gün VAS değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı azalma belirledik (p<0.05).Sonuç: Hastalarımızın ağrı skorlarını VAS ile değerlendirdiğimiz retrospektif çalışmamızda; 15. gün, 90. gün ve 180. gün ağrı skorlarında anlamlı dercede azalma tespit ettik. Tedavi sonrası 180. günde 90. güne nazaran ağrı skorlarında artış olmasına rağmen bu değerler tedavi öncesiyle karşılaştırıldığında anlamlı derecede düşüktü. Sonuç olarak; lokal anestezik ve steroidle yapılan supraskapular sinir blokajının kronik omuz ağrılarında ağrı kontrolünde iyi bir tedavi seçeneği olduğu sonucuna vardık.

Vildan Temel
Dicle University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalça cerrahisinde intratekal uygulanan bupivakain ve levobupivakainin etkinliğinin karşılaştırılması

Bu çalışmada kalça cerrahisi uygulanacak erişkin hastalarda; intratekal yolla, aynı dozda kullanılan levobupivakain ve bupivakainin, hemodinamik parametreler, sensoriyel ve motor blok süreleri üzerine etkileri ile sistemik ve nörolojik yan etkileri bakımından karşılaştırılması amaçlandı.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi etik kurul izni ve hastaların onayı alınarak; kalça kırığı olan, ASA I ? II grubu, 18?65 yaş arası 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar rasgele iki gruba ayrıldı. Grup I 12,5 mg % 0,5 bupivakain + 10 mcg fentanil(Toplam 2.6 ml), Grup II 12,5 mg % 0.5 levobupivakain + 10 mcg fentanil(Toplam 2.6 ml) verildi. Tüm hastalara uygulamadan 30 dak önce intravenöz (iv) 500 ml Hidroksietil starch solüsyonu, operasyon süresince de 5 ml/kg/saat iv izotonik solüsyonu verildi. Monitörizasyonu takiben hastalara 0.05 mg/kg midazolam iv uygulandı. Spinal anestezi 26 G spinal iğne ile L3-L4 lumbal aralıktan girilerek spinal anestezi sağlandı. Spinal anestezi uygulandıktan sonra hastalara pozisyon verilerek (sırtüstü yatırılarak) 2., 5., 8. ve sonrasında her 5 dak da bir olacak şekilde Sistolik Arter Basıncı, Diyastolik Arter Basıncı, Ortalama Arter Basıncı, Kalp Atım Hızı ölçülerek kaydedildi. Hastalarda duyusal blok seviyesi pin prick testi ile saptandı. Duyusal blok seviyesi T6'e ulaştığında cerrahi başlatıldı. Bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu, hipotansiyon, bradikardi, aritmi, konvülsiyon titreme gibi yan etkiler kaydedildi.İzlenen tüm dönemlerde gruplar arasında hemodinamik değerlerde anlamlı farklılık gözlenmedi. Sensoriyal blok başlangıç sürelerinde ve iki segment gerileme zamanları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Motor blok başlangıç zamanı levobupivakain grubunda bupivakain grubuna göre daha uzun görüldü. Ancak levobupivakain ile motor blok gerileme (levobupivakain; 165 ± 42dak, bupivakain; 208,67±50 dak) ve motor blok kalkma sürelerini (levobupivakain; 132,26 ± 9.78 dak, bupivakain; 182,06 ± 14,12dak) istatiksel olarak anlamlı daha kısa bulundu. Her iki grupta da bulantı, kusma, kaşıntı, solunum depresyonu, bradikardi, aritmi, konvülsiyon titreme gibi yan etkiler oluşmadı. Hasta ve cerrahi konfor her iki grupta da mükemmel olarak değerlendirildi.Duyusal blok profili açısından bupivakaine benzer özellikler gösteren levobupivakainin özellikle motor blok gelişmesinin istenmediği operasyonlarda bupivakaine iyi bir alternatif olabileceği kanaatine varıldı.

BupivakainKalça protezi
Feyzi Çelik
Dicle University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torakotomi operasyonlarında preemptif gabapentin kullanımının erken derlenme kriterleri, torakotomi sonrası akut ağrı ve ağrının kronikleşmesi üzerine etkisi

Preemptif gabapentin histerektomi, mastektomi, kolesistektomi, nefrektomi, spinal cerrahiler ve otolarengeal operasyonları gibi çeşitli cerrahi girişimler sonrasında akut postoperatif ağrı tedavisi için kullanılmış ve etkinliği gösterilmiştir. Biz torakotomi operasyonlarında preemptif gabapentin kullanımının anestezi sonrası derlenme kriterleri, akut torakotomi sonrası ağrı ve torakotomi sonrası ağrının kronikleşmesi üzerine etkilerini değerlendirdik.Torakotomi operasyonu geçirecek rastgele iki gruba ayrılmış 40 hastaya operasyondan 1 saat önce gabapentin 1200 mg po (n: 20) veya plasebo kapsül (n: 20) verildi. Anestezik yöntem ve anesteziden sonraki analjezi protokolü standardize edildi.Tüm hastalara hasta kontrollü cihaz ile morfin uygulandı. Spontan solunum, ekstübasyon, yutkunma, spontan göz açma, sözel kooperasyon zamanları, Sedasyon, Ajitasyon, Modifiye Aldrete Skorları ve Aktivite Düzeyleri değerlendirildi. İlk analjezik ihtiyaç zaman ve t torakotomi sonrası aku ağrı NRS ile değerlendirildi. 24 saatin sonunda ise toplam morfin ve ek analjezik gereksinimi, yan etkiler ve uyku kalitesi değerlendirildi. Katılımcılara LANSS skalası kullanarak toraotomi sonrası ağrının kronikleşmesi ile ilgili 2. , 3. ve 6. aylarda telefon görüşmesi ile sorular soruldu.Intraoperatif tüm hemodinamik değerler açısından gruplar arasında fark saptanmadı. Spontan solunum, ekstübasyon, yutkunma ve spontan göz açma açısından gruplar arasında anlamlı bir fark yokken sözel kooperasyon zamanı Grup G'de kısalma gösterdi. Sedasyon skoru Grup G' de ameliyat sonrası 15. dakika yüksekti, Ajitasyon Skoru ise 15. ve 30. dakikada düşüktü. Birinci saatin sonunda Modifiye Aldret Skoru ve Aktivite Düzeyinde gruplar arasında fark görülmedi. İlk analjezik gereksinim zamanı kontrol grubunda daha erken oldu ve NRS değerleri tüm zamanlarda Grup G' de daha düşüktü. Toplam morfin ve ek analjezik tüketiminin Grup G' de daha düşük olduğu bulundu. Yan etkiler ve Uyku Kalitesi açısından fark bulunmadı. 2. , 3. ve 6. aylarda torakotomi sonrası ağrı insidansı daha düşük olmakla birlikte bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmadı.Sonuç olarak torakotomi operasyonlarında premedikasyon olarak kullanılan oral 1200 mg gabapentin anesteziden derlenme kalitesini iyileştirebilir, torakotomi sonrası akut ağrı şiddetini ve morfin kullanımı azaltabilir. Ancak torakotomi sonrası ağrının kronikleşmesi üzerine etkisini değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

AğrıAğrı-postoperatifGabapentin+1
Ersagun Tuğcugil
Karadeniz Technical University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ekstübasyona bağlı hemodinamik yanıtın kontrolünde lidokain, esmolol ve deksmedetomidin'in etkinliğinin karşılaştırılması

Giriş: Trakeal ekstübasyon kalp hızı ve kan basıncında artışla birlikte plazma katekolamin düzeylerinde artışa neden olur. Bunun da, sağlıklı insanlarda sorun yaratmazken, bazı hasta gruplarında istenmeyen sonuçları olabileceği bildirilmiştir.Çalışmamızda; lidokain, esmolol ve deksmedetomidini kullanarak, trakeal ekstübasyon sırasında oluşan hemodinamik değişiklikler üzerine etkilerini karşılaştırdık.Materyal ve Metod:Bu çalışma Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Etik kurul onayı alınarak ASA I-II grubundan, elektif cerrahi planlanan, 18-60 yaş grubu 80 hastada prospektif, randomize çift kör olarak planlandı.Hastalar Grup I (Deksmedetomidin, n=20), Grup II (Lidokain, n=20), Grup III (Esmolol, n=20) ve Grup IV (Plasebo, n=20) olarak rastgele 4 gruba ayrıldı.Anestezi indüksiyonunda 1?2 ?g/kg fentanil, 2 mg/kg propofol ve kas paralizisi için de 1 mg/kg vekuronyum kullanıldı. 90 saniye sonra endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Anestezi idamesine % 50/50 O2/Hava karışımı içinde % 2 end-tidal konsantrasyonda sevofluran ile devam edildi. Ekstübasyondan 5 dakika önce infüzyon pompası(Pilot A2 Fresenius) ile 5 dakikada gidecek şekilde Grup I' deki hastalara 10 ml içinde 1 ?/kg deksmedetomidin, Grup II' deki hastalara 2 mg/kg lidokain, Grup III' deki hastalara 2 mg/kg esmolol ve Grup IV'teki hastalara 10 ml SF verildi. Hastanın spontan solunumu yeterli olduğunda, orofaringeal sekresyonlar aspire edilerek ekstübe edildi. Ekstübasyon kalitesi 5'li skala ile değerlendirildi.Çalışma ilacı verilmeden önce, verildikten 1 dakika sonra, ekstübasyonda, ekstübasyondan 1, 3, 5, 10 dakika sonra KTA(Kalp tepe atımı), SAB(Sistolik arter basıncı), DAB(Diastolik arter basıncı), OAB(Ortalama arteriyel basınç) değerleri kaydedildi.Bulgular:Ekstübasyon ve ekstübasyon sonrası 1, 3, 5 ve 10. dk döneminde SF, esmolol ve lidokain gruplarının SAB farkları deksmedetomidin grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti(p>0.05).Ekstübasyon sonrası 1. ve 3. dk. Lidokain grubu Esmolol grubuna göre SAB farkları anlamlı derecede daha yüksekti(p>0.05). Aynı zamanda ekstübasyon ve ekstübasyon sonrası 5 ve 10. dk döneminde SF, esmolol ve lidokain grubları arasında SAB farkları açısından anlamlı değişikliğe rastlanmadı. Lidokain grubunda İVS, ekstübasyon anında, ekstübasyon sonrası 1. 3. ve 10.dk SAB farkları başlangıca göre anlamlı derecede yüksek bulundu( p<0.05).Ekstübasyon, Ekstübasyon sonrası 1.5.ve 10 dk döneminde Lidokain, esmolol ve SF gruplarının DAB farkları deksmedetomidin grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti. Esmolol grubunda tüm zamanlarda DAB farkları başlangıca göre anlamlı derecede değişiklik yoktu. Lidokain ekstübasyon sonrası 1.dk SF grubuna göre DAB farkları anlamlı derecede düşüktü( p<0.05).Gruplar arasında diğer dönemlerde ise diastolik arter basıncı değerleri bakımından anlamlı bir farklılık gözlenmedi(p>0.05).Ekstübasyon ve ekstübasyon sonrası 1, 3, 5 ve 10. dk döneminde esmolol vedeksmedetomidin gruplarında kalp hızı, kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşüktü. Ekstübasyon ve ekstübasyon sonrası 10.dk döneminde esmolol grubunun KTA farkları deksmedetomidin grubuna göre anlamlı derecede daha yüksekti. ( p<0.05).Ekstübasyon ve ekstübasyon sonrası 3. ve 5.dk döneminde lidokain grubunun KTA farkları deksmedetomidin grubuna göre daha yüksekti. Ekstübasyon ve ekstübasyon sonrası 1, 3, ve 5. dk döneminde grublar arasında KTA farkları açısından anlamlılık yoktu(p>0.05).Ekstübasyon, ekstübasyon sonrası 1, 3, 5 ve 10. dk döneminde SF, esmolol ve lidokain gruplarının OAB farkları deksmedetomidin grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek bulundu( p<0.05). Ekstübasyon sonrası 10.dk döneminde SF grubu lidokain grubuna göre OAB anlamlı farkları derecede düşüktü. SF, esmolol ve lidokain grubları arasında diğer dönemlerde ortalama arter basınç farkları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu(p>0.05).Deksmedetomidin grubunda SF, esmolol ve lidokain grublarına göre anlamlı derecede ekstübasyon skalası daha iyi idi( p<0.05).Deksmedetomidin grubunda bradikardi ve atropin uygulanması diğer gruplara göre anlamlı derecede daha fazlaydı( p<0.009).Sonuç olarak; Ekstübasyona bağlı hemodinamik yanıtı kontrolde ve ekstübasyon kalitesi bakımından Deksmedetomidinin diğer grublara göre daha üstün olduğunu tespit ettik.Aynı zamanda esmololünde hemodinamik yanıtları kontrolde başarı ile kullanabileceğini düşünmekteyiz. Deksmedetomidini, 8 hastada medikasyona ihtiyaç duyulan bradikardi görülmesinden dolayı kullanımı sırasında dikkatli olunması gerekmektedir.

AnesteziDeksmedetomidinEkstübasyon+3
Doğan Akarca
Dicle University
2010
00