Çukurova University
Discipline

Physiology

Çukurova University

114

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Puberte ve üremenin nöroendokrin kontrolünde kisspeptin, RFRP-3 ve Nesfatin-1'in etkileşimi üzerine deneysel araştırmalar

Araştırmamızda kisspeptin ve nesfatin-1'in dişi sıçanlarda üreme fonksiyonu ve enerji rezervi üzerine etkisinin yanı sıra RF9'un (RFRP3/GnIH antagonisti) ve p234'ün (kisspeptin reseptör (kiss1r) antagonisti) modülatör etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için 21 günlük sütten kesilmiş Spraque-Dawley dişi yavru sıçanlar kullanılmıştır. Hayvanlara intraserebroventriküler (ICV) enjeksiyon için kanüller anestezi altında takıldıktan sonra, 23. günden 60. güne kadar, kisspeptin, kisspeptin+p234, p234, RF9, RF9+p234, nesfatin-1 ve nesfatin-1+p234 günlük ICV olarak enjekte edilmiştir. Kisspeptin, RF9 ve nesfatin-1'in LH salgılanmasını artırdığı, p234'ün tek başına bazal LH düzeyine etki etmediği fakat kisspeptin, RF9 ve nesfatin ile birlikte uygulandığında ise LH düzeyinin anlamlı şekilde düştüğü görüldü. Kisspeptin, RF9 ve nesfatin uygulanan hayvanlarda pubertenin morfolojik işareti olan vajinal açıklığın erken başladığı, p234 ile geciken pubertenin kisspeptin, RF9 ve nesfatin-1 ile kombine edildiği gruplarda ise kontrol grubu ile aynı seviyeye döndüğü tespit edildi. Kisspeptin ve nesfatin gıda alımında azalma ve canlı ağırlık artışını azaltıcı etki oluştururken, RF9'un ise canlı ağırlık artışına etki etmeksizin gıda alımında azalma meydana getirdiği görüldü. Bu veriler, kiss1r antagonisti p234 ile kisspeptinin yanı sıra, ilk kez, GnIH/RFRP-3 antagonisti RF9'un ve kısmen nesfatin-1'in gonadal aks ve enerji rezervinin düzenlenmesiyle ilgili etkilerinin değiştirilebildiğini göstermektedir.

Enerji metabolizmasıErgenlikKisspeptin+4
Zafer Şahin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçan Aort'unda kasılma-gevşeme mekanizması üzerine nesfatin-1'in etkileri

Nesfatin-1, son dönemlerde keşfedilen önemli endokrin ve metabolik işlevleri olduğu düşünülen muhtemel yeni bir metabolik hormondur. Bu bilgiler ışığında yapılan çalışmada 4-6 aylık 200-250 gram ağırlığındaki erkek Wistar cinsi sıçanlarda nesfatin-1'in sıçan aort kontraksiyonları üzerindeki olası etkisi araştırılmıştır. Çalışmada sıçan aortuna, 0.1, 1 ve 10 nM dozlarda kümülatif olmayan uygulamalarla nesfatin-1'in izometrik kontraksiyonlar üzerindeki doz bağımlı etkisi izole organ banyosu kullanılarak test edildi. Ayrıca bu uygulamanın sıçan aort dokusundaki değişimde immüno-histokimyasal boyama yöntemiyle histolojik olarak gösterildi. Çalışmanın sonucundanesfatin-1'in farklı dozlarda doz bağımlı olarak sıçan aort kontraksiyonlarını inhibe ettiği ve uygulamanın sıçan aortunda immüno-histokimyasal değişimlere neden olduğu gözlendi. Kasılma ve gevşeme gerilim yüzdeleri açısından 0.1 nM nesfatin uygulanan gurupta istatistiksel olarak herhangi bir farklılık oluşturmaz iken,1 nM ve 10 nM dozlarda ise istatiksel olarak anlamlı faklılıklar ortaya çıktı(p<0.05). 1 ve 10 nM doz uygulamasında aort kontraksiyon ve relaksasyonlarını kasılma ve gevşeme peryodunda istatistiksel olarak anlamlı derecede azalttığı tespit edildi (p<0.05 ). Çalışma sonucunda elde edilen bulgular nesfatin-1' in doz bağımlı olarak sıçan aort kontraksiyon ve gevşeme protokollerinin her ikisine de inhibisyon yaptığı gözlenmiştir ayrıca nesfatin uygulamasının doz bağımlı bu etkileri histolojik olarak doku düzeyinde de tespit edilmiştir.

AortKas gevşemesiKas kontraksiyonu+2
Ali Barutçu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Egzersiz zamanının vücut metabolik, kardiyovasküler, endokrin ve oksidan–antioksidan sistemleri üzerine olan etkilerinin antrenmanlı ve sedanterlerde karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Fiziksel aktivite ve düzenli egzersiz çalışması insan sağlığını geliştirmek için önemlidir. Ama egzersiz oksidan ve antioksidan sistem arasındaki dengeyi bozma yoluyla zararlı da olabilmektedir. Optimal egzersiz yoğunluğu ve süresi ile ilgili araştırmacılar arasında fikir birliği olmasına rağmen kardiyopulmoner ve metabolik sistemleri geliştirmek için etkili olan egzersiz zamanı ile ilgili tatmin edici bilgiler ise bulunmamaktadır. Bu çalışmada; başlangıç olarak irisin ve nesfatin-1'i etkileyen enerji düzenleyici sistem yollarında optimal egzersiz zamanı incelenmiştir. Daha sonra günün farklı zamanlarında yapılan egzersize cevapta kalp ve iskelet kasının oksidan-antioksidan sistem arasındaki olası ilişkisinin araştırılmasıyla ilgilenilmiştir. On dört sedanter ve on dört antrenmanlı erkek denek farklı günlerde sabah (8:00-10:00 s), öğlen sonu (14:00-16:00) ve gece (20:00-22:00) gerçekleşen 3 futbol oyununa katılmışlardır. Venöz kan örnekleri (5ml) oyundan önce ve hemen sonra alınmıştır. İrisin, nesfatin-1, NADPH oksidaz (Nikotinamid Adenin Dinükleotid Fosfat Oksidaz), TOS (Total Oksidan Seviye), TAS (Total Antioksidan Seviye) ve glutatyon düzeyleri ELISA (Enzim İşaretli-İmmunosorbent Analiz) yöntemiyle ölçülmüştür. ADMA (Asimetrik Dimetil Arjinin) ve MDA (Malondialdehit) analizi için HPLC; (Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisi), CK (Kreatin Kinaz) ve CK-MB (Kreatin Kinaz-MB) düzeyini ölçmek için oto analizör kullanılmıştır. Nesfatin-1 sadece gece egzersizinde artarken, irisin her iki gupta da tüm zamanlardaki egzersizlerde önemli oranda artmıştır. Vücudun oksidatif stresini yansıtan NADPH oksidaz, TOS ve MDA düzeyleri 3 oyun boyunca her iki grupta da önemli oranda artmıştır fakat sedanter grupta özellikle de gece egzersizinde çok daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kardiyovasküler sistemdeki oksidatif stresi yansıtan ADMA, CK ve CK-MB tüm egzersizlerde her iki grupta da artmıştır fakat sedanter grupta yine özellikle gece egzersizinde çok daha fazla artmıştır. Vücut antioksidan sistemi yansıtan TAS tüm oyunlarda her iki grupta da azalmıştır. Diğer bir güçlü antioksidan olan glutatyon sabah ve öğlen sonu oyunlarında her iki grupta da azalmıştır fakat her iki grupta gece egzersizinden sonra önemli oranda artmıştır. İrisin egzersiz ile ilgili hormon iken nesfatin-1 egzersiz ile ilgili bir hormon gibi görünmemektedir ve sadece gece artmıştır. Fakat egzersiz zamanı özellikle de gece egzersizi oksidan-antioksidan sistemler arasındaki dengeyi önemli derecede etkilemektedir. Metabolik ve kardiyovasküler sisteminde zayıflık olan kişilerin eğlence ya da boş zaman aktiviteleri için bile olsa gece egzersiz yapmaktan kaçınmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gece egzersizleri, Oksidatif stres, Egzersiz zamanı, Metabolizma, Kardiyovasküler sistem

AntioksidanlarAntrenmanEgzersiz+7
Sermin Algül
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Egzersiz sırasında anaerobik eşik ve solunum kompanzasyon parametrelerinin akciğer gaz değişim performansları üzerine etkilerinin belirlenmesi

Artan yüke karşı yapılan egzersiz testi aerobik fitnes değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılmaktadır. Aerobik-anaerobik metabolizma değişim bölgesini tanımlayan anaerobik eşik (AE) ve egzersiz hiperventilasyonun başladığı nokta olan solunum kompanzasyon noktası (SKN) bireylerin solunum (VE), O2 alımı (VO2) ve CO2 atılımı (VCO2) gibi sistem fonksiyonlarının değerlendirilmesinde kullanılan iki önemli kriterdir. Artan yüke karşı yapılan egzersiz testi sırasında VE/VO2 ve VE/VCO2 arasındaki ilişki ventilasyon, perfüzyon ve solunumun etkinliği ile ilgili önemli prognostik bilgi sağlamaktadır. Bu çalışmada optimal solunum etkinliğini belirlemek için artan yüke karşı yapılan egzersiz testleri ve sabit yük egzersiz testleri sırasındaki VE ile VO2 ve VE ile VCO2 arasındaki ilişki karşılaştırmalı olarak incelendi. Toplam 11 erkek denek elektromanyetik bisiklet ergometre ile artan yükse karşı yapılan egzersiz testine (15 Wdk) katılarak AE, SKN ve maksimal egzersiz kapasiteleri belirlendi. Bundan sonra her denek iş gücü AE nin %25 altı (W<%25AE), AE de (WAE) ve SKN'de olmak üzere 3 tane sabit yük egzersiz testine katıldılar. Egzersiz sırasında solunum ve gaz değişim parametreleri solunumdan solunuma gaz analizörü ile ölçüldü. AE V-slope metodu ile ölçüldü. Artan yüke karşı yapılan egzersiz testi sırasında en düşük VE/VO2 (26.2±0.9) ve VE/VCO2 (25.7±0.8) değerleri AE de bulundu. Buna karşılık sabit yük egzersiz testlerinde VE/VO2 değerleri 26.4±0.7 (W<%25AE) 29.1±0.9 (WAE ) 30.8±1.2 (WSKN) ve VE/VCO2 değerleri 27.3±0.5 (W<%25AE) 29.2±0.8 (WAE) 31.8±1.2 (WSKN) sistematik olarak yüksek bulundular. Fakat sabit yük testlerinin ilk 4 dakikası içinde en düşük VE/VO2 (21.5±0.7, 23.3±0.9 ve 22.2±1.0) ve VE/VCO2 (25.1±0.5, 25.0±0.5 ve 25.4±0.7) değerleri artan yüke karşı yapılan test ile benzer bulundular. Sonuç olarak VE/VO2 ve VE/VCO2 maksimal efor sarf edilmeden kolaylıkla sabit yük egzersiz testi ile de ölçülebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anaerobik Eşik, Solunum Kompanzasyon Noktası, Aerobik Fitnes, Egzersiz Testi

Anaerobik eşikEgzersizEgzersiz testi+3
Fethi Ahmet Uğur
Fırat University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Anaerobik eşikteki iş gücünde yapılan egzersizin irisin, nesfatin-1 ve oksidatif stres üzerine olan etkilerinin belirlenmesi

ÖZET Fiziksel aktivite ve düzenli egzersiz enerji-metabolizma dengesi ve oksidatif stress üzerindeki düzenleyici etkileri aracılığı ile insan sağlığı açısından öneme sahiptir. Bu çalışmada; akut aerobik egzersizin enerji ile ilgili hormonlar olan irisin ve nesfatin-1'e ve oksidan-antioksidan sistemler üzerine etkileri antrenmanlı ve sedanter deneklerde karşılaştırılmalı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Toplam 28 (n=14 antemanlı, n=14 sedanter) erkek denek saat 08:00 ve 10:00 arasında 45 dk lık aerobik koşu egzersizine katıldılar. Venöz kan örnekleri (5 ml) başlangıç ve testin sonunda alındılar. İrisin, nesfatin-1, glutatyon düzeyleri Enzim İşaretli-İmmunosorbent Analiz (ELISA) yöntemiyle ölçülmüştür. Asimetrik Dimetil Arjinin (ADMA) ve Malondialdehit (MDA) analizi Yüksek Basınçlı Sıvı Kromatografisi (HPLC) ile yapıldı. Akut aerobik egzersiz sonunda nesfatin-1 seviyesinde her iki grupta da anlamlı değişme olmadı. İrisin seviyesi ise her iki gruptaki tüm deneklerde artış gösterdi. Oksidatif stres düzeyi göstergesi olan ADMA ve MDA akut aerobik egzersiz sonunda her iki grupta da önemli oranda artış göstermiştir. Antioksidan göstergesi olan glutatyon ise her iki grupta da azalmıştır. Nesfatin-1 egzersizle ilgili hormon değildir fakat irisinin egzersiz ile alakalı hormondur. Ayrıca oksidan-antioksidan sistemlerin dengesi akut aerobik egzersiz ile önemli derecede etkilemektedir. Bu etkilenme sedanter deneklerde daha yüksek olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akut aerobik egzersiz, Metabolizma, Oksidatif stres, İrisin, Nesfatin-1.

Aerobik güçEgzersizFiziksel aktivite+5
Mustafa Deniz
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Genç sedanter bireylerde tip 1 lif oranı yüksek kaslara yönelik yapılan ilerleyici dirençli egzersizin aerobik kapasiteye etkisinin incelenmesi

Aerobik kapasite bireylerin fiziksel uygunluk düzeyini hem belirleyen hem de sınırlayan önemli bir kriterdir. Aerobik egzersizler bu kapasitenin gelişimi için önemli bir anahtar olmakla birlikte bu egzersizlerin uygulanması her birey için her zaman mümkün olmamaktadır. Bu çalışmada aerobik egzersizlere bir alternatif olarak, tip 1 lif içeriği en yüksek olan ve oksidatif özellik gösteren beş farklı kasa yönelik yapılan ilerleyici dirençli egzersiz programının genç sedanter bireylerde aerobik kapasiteye etkisi incelenmiştir. Araştırma uluslararası fiziksel aktivite anketi (UFAA) skoruna göre sedanter oldukları belirlenen 36 gönüllü ile gerçekleştirildi. Antropometrik ölçüm ve bioempedans yöntemi ile vücut kitle indeksi ve yağsız vücut ağırlığı gibi veriler elde edildi. Aerobik kapasitenin belirlenmesi için kardiyopulmoner egzersiz testi uygulanarak, VO2 maks ve anaerobik eşik zamanı ölçüldü, ayrıca solunum yedeği gibi bazı ilişkili parametreler saptandı. Altı hafta süren bu araştırmada gönüllüler üç gruba ayrılarak, birinci gruba beş kasa (soleus, tibialis anterior, biceps femoris, adduktor magnus ve vastus medialis) yönelik ilerleyici dirençli egzersiz programı, diğerine maksimal kalp hızının %65-75'inde yürüyüş egzersizi yaptırıldı. Kontrol grubu ise herhangi bir egzersiz yapmadı. Tip 1 lif ağırlıklı kaslara yönelik ilerleyici dirençli egzersiz ile VO2 maks'da, aynı süreli yürüyüş egzersizi yapan gruba ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış tespit edildi. (p=0.032, p=0.02). Solunum yedeği ilerleyici dirençli egzersiz grubunda başlangıçta %51.5 iken %38.7'ye düştü. Anaerobik eşik zamanı dirençli egzersiz grubunda 12:31±03:56 dk iken 13:45±03:00 dk oldu. Ancak yürüyüş grubu ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı farklılık tespit edilemedi (p=0.561, p=0.194). Bu bulgular bu egzersiz protokolünün yürüyüş, yüzme gibi aerobik egzersizleri yapamayan bireylerde faydalı olabileceğini düşündürmektedir.

Aerobik güçEgzersizKaslar+4
Elif Şahin
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda; düşük, orta ve yüksek derecede gürültünün stres parametreleri ve sperm kalitesindeki değişiklikler üzerine etkisi

Bu çalışma gürültünün hangi düzeyinin oksidatif strese neden olduğunu ortaya koymak ve gürültünün oluşturacağı oksidatif stresin sperm kalitesine ne derece etkisi olduğu araştırmak için yapılmıştır. Çalışmada her grupta 7 olmak üzere 28 adet Wistar-Albino ırkı 2,5-3 aylık erkek ratlar kullanılmıştır. 1. Grup boş düzenekte bekletilen kontrol grubudur. 2. Grup 8.000 ile 32,000 hertz frekansta ve şiddeti 60 dB olan düşük seviyede gürültüye maruz bırakılan gruptur. 3. Grup 8.000 ile 32,000 hertz frekansta ve şiddeti 80 dB olan orta seviyede gürültüye maruz bırakılan gruptur. 4. Grup 8.000 ile 32,000 hertz frekansta ve şiddeti 100 dB olan yüksek seviyede gürültüye maruz bırakılan gruptur. Hayvanlar sese 60 gün boyunca akşam 7'den sabah 7'ye kadar 12 saat maruz bırakılmıştır. 60 gün sonunda kan ve sperma örnekleri alınarak incelenmiştir. Kan örnekleri santrifüj edildikten sonra, elde edilecek hemolizatta lipid peroksidasyon göstergesi olan MDA antioksidan enzimlerinden GSH, GSH-Px ve katalaz enzimleri ölçülmüştür. Sperma örneklerinde motilite, yoğunluk ve anarmol spermatazon oranları tespit edilmiştir. Yüksek derecede gürültü sonucunda lipid peroksidasyonunun göstergesi olan MDA düzeyinin artması, CAT düzeyleri ile GSH-Px aktivitesinin artmış olması oksidatif stres oluştuğunu göstermektedir. Düşük ve orta derecede gürültü sonucunda da CAT düzeyleri ile GSH-Px aktivitesi artmaktadır. Sonuç olarak özellikle yüksek derecede gürültü uygulaması ile oluşan oksidatif stres, başta lipid peroksidasyonu olmak üzere hücre düzeyinde çeşitli hasarlara neden olabileceği kanısını taşımaktayız. Gürültü sonucu oluşan oksidatif stresin sperm kalitesi üzerine etkisine bakıldığında, çalışmamızda orta ve yüksek derecede gürültüye maruz kalan sıçanların anormal spermatozoon oranı artmaktadır. Bu da sperm kalitesinin düştüğünü göstermektedir.

GürültüOksidatif stresSperm+3
Osman Sedat Tanyeri
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel hiperhomosisteinemi oluşturulmuş sıçanlarda nar (Punica granatum L.) çiçeğinin plazma ve beyin dokularında oksidan sistemler üzerindeki etkilerinin araştırılması

Hiperhomosisteinemi (hHcy), serbest radikal üretimi ve reaktif gliozis gibi beyin hasarı durumları için önemli bir risk faktörüdür. Punica granatum L. (Narçiçeği) ise güçlü bir antioksidan olarak bilinmektedir. Bu çalışmada, kronik hHcy oluşturulan ratlarda homosisteinin oksidan-antioksidan sistemler ve reaktif gliozis üzerindeki etkilerin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca NÇ'nin hHcy ile indüklenmiş oksidatif strese karşı muhtemel koruyucu etkinliği belirlenmiştir.Çalışmada toplam 21 adet yetişkin Wistar cinsi erkek rat kullanılmıştır. Kontrol grubundaki hayvanlar (n=7) 6 hafta boyunca sadece normal rat yemiyle beslenmiştir. 2. gruba (n=7) 6 hafta boyunca normal beslenmelerine ilaveten içme sularına 1,5 g/kg/gün dozda L-metiyonin katılarak kronik hHcy oluşturulmuştur. 3. gruba ise (n=7) aynı yolla hHcy oluşturularak 500 mg/kg/gün dozda NÇ ekstresi, pellet halindeki standart yem içinde verilmiştir. Altı haftalık deney periyodunun sonunda tüm ratlar dekapite edilerek kan örnekleri ve beyin dokuları elde edilmiştir.hHcy grubunda lipid peroksidasyon göstergesi olan parametreler artarken, NÇ uygulanmasının bu parametreleri anlamlı şekilde düşürdüğü gözlenmiştir. hHcy'nin beyindeki reaktif gliozis göstergeleri olan glial fibriler asidik protein ile S100 proteini düzeylerini ve nöron spesifik enolaz aktivitesini artırdığı, NÇ'nin ise bu artışları önlediği belirlenmiştir.Sonuç olarak NÇ'nin beyin dokularında hHcy'nin yol açtığı lipid peroksidasyonu azalttığı, antioksidan aktiviteyi artırdığı ve reaktif gliozisi engellediği ortaya konmuştur. Bu sonuçlara dayanarak NÇ'nin rat beyin dokularında nöroprotektif etkilere sahip olduğu ifade edilebilir.Anahtar Kelimeler: Hiperhomosisteinemi, narçiçeği, oksidan-antioksidan sistemler, reaktif gliozis, rat.

AntioksidanlarGlükozHomosistein+4
Abdullah Yaşar
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Apelinin sıçanlarda gebelik ve doğum sürecindeki muhtemel rolünün araştırılması

ÖZETApelin, endokrin ve metabolik işlevlerde önemli fizyolojik etkilere sahiptir. Bu çalışmada gebelik ve laktasyon dönemlerindeki sıçanlarda plazma apelin düzeyleri ve gebe sıçan miyometriyumunda apelinin kontraksiyonlar üzerindeki etkisi araştırılmıştır.Çalışmada kontrol (diöstrus dönemi), gebelin 12., 18. ve 28. günüyle laktasyonun 2. ve 10 günündeki sıçanlarda plazma apelin konsantrasyonları ELISA yöntemiyle belirlendi. Ayrıca, gebeliğin 21. günündeki sıçan uterusunda, apelinin 0.01, 0.1, 1 ve 10 M dozlarının izometrik kontraksiyonlar üzerindeki etkisi izole organ banyosu kullanılarak test edildi. Kalsiyumsuz ortamda ve protein kinaz C inhibitörüyle önmuamele edilmiş şartlarda apelinin uterus kontraksiyonlarını indükleyip indüklemediği araştırıldı.Plazma apelin düzeyleri diöstrusta ve gebeliğin 12., 18. ve 21. günlerinde sırasıyla 120.2±10.9 ng/ml,101.9±14.5 ng/ml, 151.1±31.7 ng/ml ve 235.8±46.5 ng/ml olarak belirlenirken, laktasyonun 2. ve 10. günlerinde 111.4±19.2 ng/ml ve 143.3±13.2 ng/ml olarak ölçüldü. 21 günlük gebe grubundaki apelin düzeyi anlamlı olarak yüksekti (p<0.05). 2 günlük laktasyon grubundaki apelin konsantrasyonu anlamlı derecede düşüktü (p<0.05). Miyometriyum deneylerinde ise apelinin kasılmaları indüklediği gözlendi. Kasılma frekansı 0.01 M, 1 M ve 10 M dozlarda istatiksel olarak anlamlı olarak yüksekti (p<0.01). Ayrıca 1 ve 10 M doz uygulamasında kontraksiyonların genliği istatiksel olarak anlamlı derecede arttı (sırasıyla, p<0.05 ve p<0.01). Kalsiyumsuz ortamda apelin uygulanması kasılmaları indükledi. Protein kinaz C inhibitörüyle önmuamele sonrası apelin uygulandığında herhangi bir kasılma gözlenmedi.Bu araştırmanın bulguları sıçanlarda apelin düzeyinin gebeliğin sonunda arttığını ve hormonun uterus kontraksiyonlarını indüklediğini göstermektedir. Bu etki hücre içi Ca+2 salıverilmesi aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu süreçte protein kinaz C yolağı rol oynamaktadır. Bu bulgular apelinin, sıçanlarda doğum sürecinin başlamasında rol oynayan endojen bir peptit olabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Apelin, Miyometriyum, Plazma apelin düzeyi, İn vitro kontraksiyon ve Sıçan

ApelinDoğumGebelik+3
Emine Kacar
Fırat University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda benzo(A)pirenin homosistein seviyesi ile lipit parametreleri üzerindeki etkisi

Bu çalışmada, ratlara benzo(a)piren (BaP) uygulamasının plazma homosistein seviyesi, lipit parametreleri ve koroner damarlar üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, yaklaşık 200-250 gr. ağırlığında 8-10 haftalık 17 adet Wistar albino dişi rat iki gruba ayrıldı. Bu gruplar; 1.Grup (Kontrol Grubu, plasebo olarak tricapyrilin), 2. Grup (BaP Grubu: tricapyrilin içinde çözdürülen 3,4 benzo(a)pyren ) deri altı yolla 10 mg tek doz BaP uygulandı. Uygulamadan 10 hafta sonra 12 saatlik açlık periyodundan sonra kan örnekleri eter anestezisi altında kalpten punksiyonla alındı. Alınan kan örneklerinden, Plazmadan homosistein düzeyi, total kolesterol, trigliserit, LDL, VLDL ve HDL düzeyleri ile koroner damarlardaki patolojik değişimler incelendi. Elde edilen sonuçlara göre; gruplar arasında BaP verilen grupta total kolesterol, trigliserit, LDL, VLDL ve HDL düzeylerinde istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmasına rağmen (p<0.05), homosistein seviyesinde anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gruplara ait ortalama damar çapları ve damar duvarı kalınlık değerleri arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmedi (P>0.05). Deneme grubunda ise epikardiyal koroner arterlerin musküler katmanındaki kas hücrelerinde vakuoler dejenerasyon ve belirgin olarak peri-arteriyoler bağ doku artışı belirlendi. Sonuç olarak, BaP?ın lipit paremetreleri ile homosistein seviyesi üzerindeki belirlenen etkileri, kalp damar hastalıklarının etiyolojisine önemli katkılar yapacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Homosistein, Benzo(a)piren, BaP, Aterosklerozis, Lipit parametreleri.

AterosklerozBenzo(a)pirenBenzopiranlar+2
Naciye Sert Özen
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Ghrelin, leptin ve melatonin hormonlarının erkek sıçanlarda hipokampustaki katekolaminerjik nörotransmiter düzeylerine etkilerinin araştırılması

Hipokampus, belleğin konsolidasyonunda rol oynayan limbik sistemin önemli bir bölgesidir. Noradrenalin (NA) ve dopamin (DA)'in hipokampustaki nöronal aktivitede önemli rolleri olduğu bilinmektedir. Ghrelin, leptin ve melatonin ve hormonları ise hipokampal hafızada düzenleyici etkilere sahiptirler. Bu çalışma yetişkin erkek sıçanlarda santral yolla uygulanan bu hormonların, sağ ve sol hipokampus bölgelerinde katekolamin seviyeleri üzerindeki olası etkilerini belirlemek için gerçekleştirilmiştir.Kloral hidratla anestezi uygulanan yetişkin erkek sıçanlara intraserebroventriküler yolla ghrelin, leptin ve melatonin hormonları uygulanmıştır. Uygulamalardan 20 dk sonra hayvanlar dekapite edilerek beyin dokularından sağ ve sol hipokampus bölgeleri insizyonla çıkarılmıştır. Homojenizasyondan sonra süpernatantlara Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi ve Elektrokimyasal Dedektör kullanılarak NA ve metaboliti dihidroksifenilglikol ile DA ve metaboliti dihidroksifenilasetik asit düzeyleri analiz edilmiştir. Bulgular Mann Whitney-U Testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.Leptin uygulaması hipopkampusta katekolamin düzeylerinde anlamlı bir değişikliğe neden olmamıştır. İntrerserebroventriküler yolla uygulanan ghrelin kontrol gurubuyla karşılaştırıldığında, sağ hipokampusta DA düzeyini azaltmış (P<0.05) sol hipokampusta ise NA seviyesini arttırmıştır (P<0.05). Melatonin kendi çözücü gurubuyla karşılaştırıldığında sağ hipokampusta NA ve metaboliti dihidroksifenilglikol konsantrasyonlarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşürmüştür (p<0.05). Yine melatonin, sol hipokampusta NA (p<0.01) ve sol hipokampusta dihidroksifenilasetik asit (p<0.05) düzeylerini azaltmıştır.Sonuç olarak, çalışmanın bulguları ghrelin ve melatonin hormonlarının hipokampusta katekolaminerjik nörotransmitter salıverilmesi üzerinde modülatör rol oynayabileceğini göstermektedir. Bu durum, hipokampal nöronal aktivite üzerindeki ghrelin ve melatonin hormonlarının bilinen etkilerinde katekolaminerjik modülasyonun da etkili olabileceğini ortaya koymaktadır.

Selvin Balki
Fırat University · Institute of Health Sciences
2008
10
Master'sOpen AccessTR

Kontrollü kabin üretimi ve farelerde farklı oksijen yoğunluklarının viabilite ile fertilite üzerine olan etkileri

ÖZET %59 %10, %20, %4Q, gibi dört ayrı oksijen yoğunluğu nun memelilerin viabilite ve fertilitesi üzerine olan etki leri farelerde araştırılmıştır. Bu çalışma için çevre parametrelerinin (ışık, ısı, basınç, nem ve gaz karışım yoğunlukları) denetlenip, değiş tirilebileceği kontrol kabinlerinin üretimi hedef alınmış ve üretilen bu kabinlerin etkinlik ve yeterlilikleri kanıtlan mıştır. Viabilite yönünden farklı oksijen yoğunluklarına ya şam cevabı, cinsiyete bağımlı, farklılık göstermekte olup, erkeklerde ölüm, dişilerden anlamlı olarak fazladır «ve yük sek ölüm oranı, %A-0 ile %10'luk ortamlarda meydana gelmek tedir. Dişilerde en yüksek ölüm oranı, %10'luk oksijen kon santrasyonunda görülmekte olup, %5 ve %40'lık kabinlerde, ölüm oranı eşittir. Her dört oksijen yoğunluğunda, gebeliğin meydana gel mesine karşın, gebelik yüzdesi, %40'lık ortamda %50 'ye düş mekte, %5'lik ortamda %33'e inen bu oran, %10'luk ortamda en alt değer olan %17 'ye ulaşmaktadır. İlginç olan husus, bu erken ölümün gerek hipoksi, (%10) gerek hiperoksi (%40) için erkeklerde daha fazla oran da görünmesidir. %5'lik oksijen ortamında, erkekte görülen ölüm oranı, normal gruptan farklı değildir. Burada bir di ğer ilginç gözlemimiz de,%10'luk oksijen kabinlerinde erkek5 i farelerin ölümüyle, daha sonra iki kez eklenen erkeklerin, 24 saat içinde ölmüş olmalarıdır. Cinsiyet arasında, dişi lehine olan bu farklılık, dişfi hayvanların hipoksiye karşı telafi mekanizmalarına sahip olma kuramı ile açıklanamaz. Zira hiperoksik koşullarda erkek cins üzerine hipoksi gibi etki yapmakta, ek olarak daha ağır hipoksik koşullarda (%5'lik oksijen) cinsiyet arası fark kaybolmaktadır-. Dişi ölümleri, kontrol grubuna göre, diğer bütün gruplarda anlamlı bir artış göstermekle beraber ileri dere cede hipoksi (%5 02) ve hiperoksi (%40 02) eşit etki yap maktadır. Dişi ölümünü en fazla artıran düzeyi, biz %10 ok sijen konsantrasyonu olarak aaptadık. Tablo IlI'de görüle ceği gibi, bu düzeyde yoğunluk, erkek cinsiyet için."de en öldürücü seviyeyi oluşturmaktadır. Ancak daha geniş popu- lasyonlarm sonuçları alındıktan sonra bu gözlemin açıklan ması olası olacaktır. Çalışmamızın fertiliteye yönelik 2. grubunda, bütün deney kaf e elerindeki dişiler gebe kalmıştır. Bu da fekon- dasyonun kullanılan farklı oksijen yoğunluklarında mümkün olduğunu göstermektedir. Ancak, Tablo III 'den kolayca sap tanacak husus i A ayrı oksijen konsantrasyonunda pozitif olan gebeliğin, yüzde gebelik açısından farklılık arzetti- ğidir. Kontrol grubunda en yüksek olan (%83) gebelik oranı, hipersksik ortamda keskin bir düşüşle %50'ye inmekte, %5'lik oksijen konsantrasyonunda %33'e düşen gebelik oranı, yine %10'luk oksijen konsantrasyonunda^en düşük seviye olan %17'e52 ulaşmaktadır. *, Doğum, çalışmamızın' içinde olduğumuz evresinde sadece kontrol grubunda gerçekleşmiştir. Farklı oksijen konsantras yonlarında gebeliğin daha geç ve daha düşük oranda gerçek leşmesi, deneklerin akut darbeyi atlatıp, gerekli uyum iş- lergelerini geliştirmek için zaman kaybetmeleriyle açıklana bilir. Bu işlergelerin ayrıntıları ve farklı Op yoğunlukla rında tutulmuş hayvanların çeşitli doku ve beyinlerine ait ultra mikroskopik değişiklikler ve öğrenme yetileri bir baş ka yayında ele alınacaktır.

FarelerFertiliteOksijen tüketimi+1
Uğur Seçil Binokay
Çukurova University · Institute of Health Sciences
1985
00
Master'sOpen AccessTR

Apelinin sıçanlarda in vitro uterus kasılmaları üzerindeki etkisinin araştırılması

Yeni bir hormon olan apelin mide, yağ dokusu, kalp gibi birçok organın yanısıra özellikle beyinde hipotalamustan sekrete edilmektedir. Endokrin sistem, kardiyovasküler sistem ve metabolik işlevler gibi birçok vücut fonksiyonunda olası etkileri henüz araştırılma aşamasında olan apelin için, üreme sistemi de önemli bir hedef bölgedir. Bu çalışmada apelinin uterus kontraksiyonları üzerindeki olası etkileri araştırılmıştır.Çalışmada diöstrus dönemindeki dişi yetişkin Wistar türü (n=12) sıçanlardan elde edilen miyometriyum şeritleri, içinde Krebs çözeltisi bulunan izole organ banyosuna yerleştirildi. 1 gr gerim altında spontan kasılmalar gözlendi. İzometrik miyometriyum kasılmaları üzerinde 0.01 ?M, 0.1 ?M, 1 ?M ve 10 ?M konsantrasyonlardaki apelinin etkisi araştırıldı. 1 ?M ve 10 ?M konsantrasyonlarda uygulanan apelinin kontraksiyonların frekansını anlamlı düzeyde artırdığı görüldü (p<0.05 ve p<0.001). Sadece 10 ?M konsantrasyondaki apelin uygulamasından sonra kontraksiyonların genliği anlamlı düzeyde arttı (p<0.01). Benzer deney protokolü Ca+2 bulunmayan Krebs çözeltisi kullanılarak tekrarlandı. Bu grupta da 10 ?M apelinin uterus kasılmalarını indüklediği gözlendi.Bu araştırmanın sonuçları apelinin sıçan uterusunda kontraksiyonları belirgin olarak indüklediğini göstermektedir. Kalsiyumsuz ortamda da aynı etkinin görülmesi, apelinin hücre içi depolardan Ca+2 salıverilmesini indükleyerek kontraksiyonları stimüle ettiğini düşündürmektedir.

ApelinMiyometriumSıçanlar+2
Zübeyde Ercan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2011
10
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanın ağız mukoza kesi yara iyileşmesinde antioksidan mekanizma ve nitrat düzeyleri

Yara iyileşmesi epitelyal, endotelyal, inflamatuvar hücrelerin, trombositlerin ve fibroblastların bir araya gelerek belli bir sıra ve düzen içerisinde fonksiyonlarını yapmalarıyla gerçekleşir. Reaktif oksijen ürünleri (ROS) olarak adlandırılan, organizmada sürekli olarak fizyolojik ve patolojik süreçte rol alan bu ürünler özellikle antioksidanlarla dengelenmediği bazı durumlarda organizma için zararlı olabilmektedir. ROS yara iyileşme sürecinin tüm basamakları ile ilgilidir. Aminoguanidine (AMG), selektif olarak iNOS aktivitesini inhibe eden antioksidan özellikte, lokal ve sistemik inflamasyonların azaltılmasında kullanılabilen bir maddedir. Bu çalışmada tavşan ağız kesi yarasının iyileşme sürecinde AMG uygulamasının (100 mg/kg/3gün) yumuşak dokuda ve plazma da malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH), nitrik oksit (NO) üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.AMG lokal formülasyon ve subkütan (sc) uygulama olarak 2 farklı yoldan verilmiştir. Çalışmada üç grup bulunmaktadır. Grup I ( n=6 ) sağda kesi yarası, Grup II (n=6 )sağda kesi yarası. Lokal AMG (12.7 mg içeren PEG'li boncuklar) Grup III 8n=6) sc AMG 100 mg/kg/ 3 gün. Lokal uygulanan polietilen glikol (PEG)'li boncukların kullanılmasında ki amaç kontrollü salımı sağlamaktır.Tavşanlarda aynı çenenin sol tarafına hiçbir cerrahi işlem yapılmamış ancak kesi yarasının kontrolü olarak doku numuneleri alınmıştır.Grup I yara doku MDA düzeyleri, yara yapılmamış sağlam (I-sağlam) doku ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak artmış bulundu (7.50±3.37 nmol/gr doku, 2.90±0.25 nmol/gr doku, p<0.05). Çalışmamızda grup II ve III yara doku MDA düzeyleri grup I yara ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak azaldı (2.13±0.21 nmol/gr doku 2.20±0.56 nmol/gr doku, 7.50±3.37 nmol/gr doku, p<0.05).Grup II ve III plazma MDA düzeyi grup I ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak azalmış bulundu (0.31±0.12 nmol/ml, 0.36±0.15 nmol/ml, 0.98±0.18 nmol/ml p<0.05).Grup I yara doku GSH düzeyleri yara yapılmamış sağlam (I-sağlam) doku ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak artmış bulundu (0.76±0.01 ?mol/gr doku, 0.57±0.05 ?mol/gr doku, p<0.05). Grup II ve III yara doku GSH düzeyleri grup I ile karşılaştırıldığında GSH düzeyi artmış olmakla beraber bu artış anlamlı bulunmadı (p>0.05). Ancak grup III plazma sülfidril bileşikleri (RSH) grup I ve II ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak artmış bulundu (476.4±67.2 nmol/ml, 278.1±117.8, nmol/ml, 359.3± 51.1 nmol/ml, p<0.05).Çalışmamızda yara NOx düzeyi gruplar arasında farklılık göstermedi. Ancak grupların sağlam taraflarında grup III gerek grup I gerekse grup II ile karşılaştırıldığında doku anlamlı olarak azalmış bulundu (39.24±12.0 µmol/gr doku, 181.96±83 µmol/gr doku, 107.49±46 µmol/gr doku p<0.05).Grup II ve III Plazma NOx düzeyi grup I ile karşılaştırıldığın da anlamlı olarak azalmış bulundu (29.02±8.15 µM, 24±11.35 µM, 50.62± 14.78, µM p<0.05).Histolojik incelemelerde grup II yara dokusunda minimal düzeyde reepitalizasyon söz konusu iken, grup III yarada fibroblast aktivasyonun da ve kollajen lif yapımında belirgin artış dikkati çekti.Sonuç olarak; bu çalışmadan elde edilen bulgularla sc AMG uygulamasının kesi yarasında lokal AMG uygulamasına göre yara iyileşmesinde daha etkili olduğunu saptadık. Tüm veriler göz önüne alınarak; kesi yarasında sc ve lokal AMG uygulamasının yara iyileşmesinde lipit peroksidasyonu azaltarak yararlı olabileceğini söylemek olasıdır. AMG ile oral mukoza, kemik ve dental implantlar da bu konuda daha ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Tavşan, kesi yarası, yara iyileşmesi, nitrik oksit, aminoguanidin, oksidatif stres, antioksidan savunma

AntioksidanlarAğızNitrik oksit+2
Fehmi Karataş
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Ehrlich asit tümörü implante edilen deneklerde oksidan stresin incelenmesi

Bu çalışmada Ehrlich Asit Tümörü (EAT) oluşturulmuş farelerin karaciğer dokularında vitamin C ve E' nin, koruma ve/veya tedavi amaçlı etkileri araştırıldı. Değişikliklerin saptanması için karaciğer dokusundaki malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve süperoksit dismutaz (SOD) düzeyleri incelendi.Çalışma da 36 adet 2,5-3 aylık Swiss Albino erkek fareler kullanıldı. Denekler 4 gruba ayrıldı ve gruplara aşağıdaki uygulamalar 10 gün süre ile İP olarak yapıldı: 1. grup; tümörlü kontrol (SF), 2. grup; tümörlü vitamin C (200 mg/kg/gün), 3. grup; tümörlü vitamin E (40mg/kg/gün), 4. grup; tümörlü vitamin C ve E (200 mg/kg/gün C vitamini ve 40mg/kg/gün E vitamini) grubu.Deneklerin ortalama % vücut ağırlığı değişiklikleri hesaplandı ve istatistiksel olarak karşılaştırıldı, fark anlamsız bulundu (P>0.05). Deneklerin ortalama tümör dokusu ağırlığı ve karaciğer ağırlıkları yapılan gruplar arası karşılaştırmalarda önemsiz bulundu (P>0.05).Üç farklı tedavi grubunun karaciğer MDA düzeylerinin kontrollerle kıyasla düşük olduğu görüldü (p<0.05). Vitamin tedavisinin EAT' li farelerin karaciğerinde GSH düzeylerini anlamlı şekilde arttırdığı saptandı (p<0.05). Deneklerin karaciğer dokularında ölçülen SOD değişiklikleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Sonuç olarak çalışmamızda ?-tokoferol ve AA tedavisi uygulanan EAT' li deneklerin karaciğerlerinde ROS ürünü MDA' nın azaldığı, GSH düzeylerinin arttığı, SOD düzeylerinin ise değişmediği görülmüştür. Bu vitaminlerin uygulanmasının tümör gelişiminde ROS artışına bağlı olarak hayati organlarda görülen etkilerin yanı sıra tümör hücrelerinin adesive ve invaziv davranışlarının da etkilenebileceğini düşündürmektedir.Anahtar kelimeler: Vitamin C, vitamin E, serbest radikaller, antioksidanlar, oksidatif stres.

AntioksidanlarAskorbik asitOksidatif stres+2
İlknur Karayel
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Poli klorlu bifenillerin dişi sıçanlarda kemik dokusu, paratiroid hormonu, kalsitonin ve kemik dönüşüm parametreleri üzerine etkileri

1. ÖZET Poli klorlu bifeniller (PCB) endüstriyel amaçla üretilmiş ve doğada kalıcı oldukları belirlendikten sonra dünyanın birçok ülkesinde üretimleri yasaklanmıştır. Ancak, PCB içeren birçok ürün bugün hala kullanımda olduğu için çevre ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Kimyasal kararlılıkları ve lipofilik özellikleri nedeniyle doğada ve canlı organizmada birikme eğilimi gösterirler. Bugüne kadar PCBlerin toksik, kanserojenik, imrnun baskılayıcı ve endokrin bozucu dahil birçok etkileri araştırılmıştır. Ancak, kemik dokusu üzerine etkilerini inceleyen araştırma sayısı yok denecek kadar azdır. Bu çalışmanın amacı, ticari PCB karışımları olan Aroclor 1221 (A1221) ve 1254 (A1254) ile östradiolün kemik dönüşüm belirteçleri olan deoksipiridinolin (DPD), osteokalsin, alkalen fosfataz (ALP), kalsitonin, paratiroid hormon (PTH) ve kalsiyum (Ca) ile inorganik fosfat seviyeleri üzerine etkileri; ayrıca kemik mineral yoğunluğuna (KMY) ve kemiğin histolojik yapısı üzerine etkilerini intak ve ovariektomize (OVX) sıçan modellerinde araştırmaktı. Deneylerde 200-220g ağırlığında dişi Wistar sıçanlar kullanıldı. Birinci deney düzeninde toplam 33 intak sıçan, dört gruba ayrıldı. Bunlara gün aşın olarak ve 46 gün süreyle subkutan yolla sırasıyla %4'lük DMSO, A1221 (10mg/kg), A1254 (10mg/kg) ve östradiol (30ug/kg) uygulandı, ikinci modelde kullanılan toplam 33 sıçan bilateral olarak OVX edildi ve dört ayrı gruba ayrıldı. Birinci gruptaki sham OVX sıçanlara taşıt solüsyonu, diğer gruplara ise sırasıyla A 1221, Al 254 ve östradiol gün aşın olarak 34 gün süreyle uygulandı. İdrar DPD seviyeleri ELISA yöntemiyle; serum osteokalsin, kalsitonin ve PTH seviyeleri immunoradiometrik metotla; ALP, Ca ve inorganik fosfat düzeyleri Olympusmarka kitler kullanılarak otoanalizörde ölçüldü. Diseksiyonla çıkartılan L2 vertebralann histolojik yapısı ışık mikroskobuyla incelendi. Femur ve tibia KMY değerleri kemik dansitometrisi ile belirlendi. İntak modelde Al 221 veya Al 254 uygulaması DPD, osteokalsin, kalsitonin, PTH, inorganik fosfat seviyeleri ile femur ve tibia KMY' de anlamlı değişiklikler oluşturmadı, fakat Ca ve ALP düzeylerinde artışlar gözlendi. Östradiol DPD, osteokalsin, ALP düzeylerinde azalmaya neden olurken, kalsitonin, PTH, Ca seviyelerinde ve tibia KMY'da anlamlı artışlara neden oldu. İntak kontrol değerlerine göre, sham OVX grubu DPD, osteokalsin ve kalsitonin düzeylerinde artış, Ca seviyesinde ise anlamlı azalma belirlendi. OVX sıçanlara Al 221 uygulaması idrar DPD seviyesinde azalmaya, inorganik fosfat ve femur KMY'da artışa neden oldu, osteokalsin, kalsitonin, PTH, Ca, ALP düzeylerinde ve tibia KMY'da anlamlı bir değişiklik oluşturmadı. A1254 ise DPD ve PTH düzeylerini anlamlı şekilde yükseltirken, L2 vertebra dokusunu da önemli oranda etkiledi. Östradiol uygulaması DPD, osteokalsin, kalsitonin seviyelerinde azalmaya, Ca, inorganik fosfat femur ile femur ve tibia KMY değerlerinde anlamlı artışa neden oldu. Sonuç olarak, A1221 ve A1254 kemik formasyon ve rezorbsiyonu üzerine etkilerinin olduğu, A1254'ün özellikle östrojen yokluğunda kemik organik matriks kaybım artırdığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: PCB, DPD, osteokalsin, PTH, kalsitonin, östradiol

Ayşe Seyran
Fırat University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

İzole sıçan miyometriyumunda metabolik inhibisyon ve kasılabilme: Hücre içi kalsiyum homeostazisinin rolü

Bu çalışmada, izole sıçan miyometriyumunda metabolikinhibisyona bağlı gelişen kontraktilite değişikliklerinde hücre içi kalsiyumhomeostazisinin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır.Servikal dislokasyondan sonra, virjin sprague dawley cinsi dişisıçanlardan miyometriyum kesitleri alınarak içerisinde 37ºC'de (pH 7.4)krebs solüsyonu bulunan ve % 95 O2 - % 5 CO2 ile sürekli gazlandırılanizole organ banyosuna asıldı. Kaslar 20 mM KCl ile standardize edildi.Farklı gruplar halinde potasyum siyanür (KCN), dinitrofenol (DNF),dantrolen sodyum (Dantrolen-Na) ve etilen glikol tetra asetik asit (EGTA)organ banyosuna uygulanarak izometrik kontraksiyonların frekans veamplitütlerine olan etkileri 10 dakikalık periyotlar halinde değerlendirildi.Sonuçların istatistiksel değerlendirilmesinde sırasıyla ikilikarşılaştırmalarda student-t testi, üçlü karşılaştırmalarda ise Kruskall-Wallis varyans analiz testi kullanıldı.KCN (0.3 mM) ile DNF (0.8 mM)'nin kontrol kaydının ardındanortama ilave edilmesi ile kontraksiyonlarda hemen başlayan belirgin birinhibisyon meydana geldi (n=8). 10 µM dantrolen-Na hem KCN (0.3 mM,n=8) hem de DNF (0.8 mM, n=6)' nin inhibitör etkisini zayıflattı. EGTA'nın1 mM'lık konsantrasyonu ise hem KCN (0.3 mM, n=7) hem de DNF (0.8mM, n=6) inhibitör etkisini düşük düzeyde azalttı. Dantrolen-Na ileEGTA'nın etkileri istatistiksel olarak karşılaştırıldığında dantrolen-Na'nınoluşan inhibitör etkiyi EGTA'ya göre çok daha belirgin bir şekildezayıflattığı görüldü.Bu çalışmanın bulgularında, metabolik inhibisyona bağlı gelişenkontraktil inhibisyonda, hücre içi Ca++ salınımındaki değişiklerin rolüolduğu ve hücre içi depolardan Ca++ salınımının engellenmesi ile hücre içiserbest Ca++'nın bağlanması gibi uygulamaların Ca++ homeostazisinideğiştirerek kasılmalardaki inhibitör etkinin, kısmen de olsa geridöndürülebildiği gösterilmiştir.Anahtar kelimeler: Miyometriyum, metabolik stres, KCN, DNF,dantrolen-Na, EGTA.

Sinan Saral
Fırat University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Endosulfan, cypermethrin, 2,4-D ve trifluralin’in androjenik ve anti-androjenik etkilerinin ratlarda hershberger metoduyla araştırılması

Endokrin bozucuların (EDC) insan saglıgı, hayvanlar ve çevre üzerindeki potansiyel zararlı etkileri, önemli bir halk saglıgı problemi olarak üzerinde durulan bir konu haline gelmistir. Bu çalısma; Türkiye'de yaygın olarak kullanılan ve dogada uzun süre kalma potansiyeline sahip organoklorlu (Endosulfan) ve pyrethroid (Cypermethrin) pestisitler ile herbisitlerin (2,4-D ve Trifluralin) Hershberger metodu ile peri-pubertal erkek rat modelinde serum LH ve FSH düzeyleri ile androjen duyarlı dokular (prostat, bulbouretral bezler, seminal veziküller, m. Levator ani) üzerine androjenik ve anti-androjenik etkilerini arastırmak amacıyla planlandı. Çalısmada toplam 56 adet peri-pubertal 42 günlük erkek Sprague Dawley rat kullanıldı. lk grup sham kastrasyon olarak ayrıldı. Geriye kalan toplam 49 adet rat xylazin+ketamin anestezisi altında total olarak (testisler + epididimis) kastre edildi. On günlük iyilesme süresinin sonunda ratların vücut agırlıkları belirlendi ve yedi gruba daha ayrıldı: Kastrasyon grubu; Testosteron propiyonat (TP) grubu (0.5 mg/kg/gün s.c. TP); TP+Flutamide grubu (25 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+Endosulfan grubu (10 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+2,4-D grubu (10 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+Cypermethrin grubu (20 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+Trifluralin grubu (15 mg/kg/gün, oral gavaj). On günlük uygulamaların sonunda tüm hayvanların vücut agırlıkları tekrar belirlendi. Son uygulamadan 24 saat sonra ratlar dekapite edildi ve kan örnekleri toplandı. Tüm hayvanların prostat bezi, bulbouretral (cowper) bezleri, seminal veziküller ve musculus levator ani (mLA) ile karaciger ve böbrekleri hemen diseksiyon ile çıkartıldı ve tartıldı. Serum testosteron, LH ve FSH düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlendi. Kastrasyon, tüm androjen-duyarlı doku agırlıklarında azalmaya neden olurken (p<0.001); kastre edilen hayvanlara TP uygulanması bu dokuların agırlıklarının sham grubu degerlerine dönmesini sagladı (p<0.001). Endosulfan, Cypermethrin ve Trifluralin androjen-duyarlı dokulardan bulbouretral bez agırlıklarında TP grubuna göre anlamlı azalmaya yol açarken (p<0.01); 2,4-D ise seminal vezikül agırlıklarında TP grubuna göre anlamlı artıs olusturdu (p<0.01). Uygulanan test bilesiklerinden hiçbiri prostat ve m. Levator ani agırlıklarında TP grubuna göre anlamlı bir fark olusturmadı (p>0.05). 2,4-D, Cypermethrin ve Trifluralin serum FSH düzeylerinde anlamlı artısa yol açarken; serum LH düzeylerindeki artıs sadece Trifluralin grubunda istatistiksel olarak anlamlı idi. Sonuç olarak; bu çalısmadan elde edilen bulgular, Hershberger metodunda Endosulfan, Cypermethrin ve Trifluralin'in bulbouretral bez üzerinde antiandrojenik; 2,4-D'nin ise seminal vezikül üzerinde androjenik etkilere sahip olabilecegini göstermistir. Bu çevresel kirleticilerin erkek üreme fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyebilecegi öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: Endokrin bozucular (EDC), Endosulfan, Cypermethrin, 2,4-D, Trifluralin, Hershberger assay.

Trifluralin
Özgür Bulmuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dişi sıçanlarda aromataz inhibitörü letrazol’ün monoaminerjik nörotransmitterler, ncam düzeyleri ve kognitif fonksiyonlar üzerine etkileri

Östrojenin özellikle uzaysal hafıza basta olmak üzere ögrenme ve hafızayı etkilemektedir. Östrojen sentezleyen aromataz enzimi nöronlarda ve astrositlerde bulunmaktadır. Letrazol bu enzimi geri dönüsümlü ve güçlü bir sekilde inhibe etmektedir. Bu çalısma, letrazolün uzaysal ögrenme ve hafıza performansları, çesitli beyin bölgelerinde nöral hücre adezyon molekülleri (NCAM) ve katekolaminerjik nörotransmitter düzeyleri üzerine etkilerinin ve bunların birbirleriyle iliskilerinin arastırılması amacıyla yapıldı. İntakt modelde, düzenli siklus gösteren toplam 32 adet yetiskin Sprague-Dawley sıçan dört gruba ayrıldı (n=8). Kontrol grubuna sadece serum fizyolojik verildi. İkinci ve üçüncü gruplara günlük oral gavaj ile sırasıyla 0.2 ve 1 mg/kg dozlarında letrazol altı hafta uygulandı. Letrazol (1mg/kg) uygulanan diger bir grup uygulamadan sonra iki hafta iyilesmeye bırakıldı (iyilesme grubu). Ovarektomize (Ovx) modelde ise, 32 adet sıçan iki taraflı ovarektomize edildikten sonra dört gruba ayrıldı. Birinci gruba sadece serum fizyolojik verildi. İkinci gruba letrazol (1mg/kg) altı hafta uygulandı. Ovx sıçanların üçüncü grubuna letrazol (1mg/kg) ile günlük östradiol (E2, 10?g/sıçan) ve son gruba ise 1mg/kg letrazol ile birlikte 10?g/sıçan dozunda E2 gün asırı uygulandı. Uygulamalar sonunda tüm hayvanlar Morris su tankı uzaysal ögrenme testlerine tabi tutuldular. Sonra hayvanlar dekapite edildiler ve hızla beyinleri çıkarılıp bölgelere ayrıldı. Katekolaminlerin konsantrasyonu HPLC-ECD ile belirlendi. NCAM 120, 140 ve 180 izoformları Western blot ile ve serum E2 seviyeleri ise ELIZA yöntemi ile ölçüldü. Uterus agırlıkları letrazol tarafından doz bagımlı olarak azaldıgı (p<0.01); iyilesme grubunda ise bu parametrelerin kontrol degerlerine bir miktar yaklastıgı gözlendi (p<0.05). Serum E2 seviyeleri de benzer seyir gösterdi (p<0.01). Letrazol uygulanan sıçanların uzaysal ögrenme performansında istatiksel fark bulunamadı. Buna ragmen prob testinde yüksek doz letrazol uygulanan intakt sıçanlar hedef kadranda kontrole göre daha fazla zaman geçirdiler (p<0.05). Ovx hayvanlardan letrazol uygulananların kaçınma süreleri Ovx kontrol gruba göre anlamlı olarak azdı (p<0.001); fakat prob testi performansları daha yüksekti (p<0.05). Günlük E2 uygulanan hayvanların ögrenme performansları diger tüm gruplar ile karsılstırıldıgında oldukça yetersizdi; ancak gün asırı E2 tedavisinde ise ögrenme performansları günlük E2 uygulanan hayvanlardan daha iyiydi (p<0.05). Letrazol intakt sıçanlarda hem hipokampusta hem de kortekste NCAM 180 ve 140 ekspresyonunu arttırdı (sırasıyla; p<0.01 ve p<0.001). Ovx hayvanların hepsinde korteks NCAM 180 intakt kontrolden daha düsük bulundu (p<0.05). Katekolaminerjik nörotransmitterlerin konsantrasyonları beyin bölgesine ve katekolaminin türüne göre degisiklik gösterdi. Sonuç olarak; bu bulgular beyinde östrojen sentezinin inhibisyonunun uzaysal ögrenmeye faydalı olabilecegini göstermektedir. Katekolaminerjik nörotransmitterler ve NCAM ekspresyononu gibi yapısal degisiklikler östrojen bagımlı kognitif fonksiyonlardaki degisikliklerin temelini olusturuyor olabilir. Aynı zamanda bu çalısma Ovx hayvanlara östrojen uygulama yöntemi ögrenme performansını ve katekolamin seviyelerini etkileyebileçegini göstermektedir.

Mehmet Aydın
Fırat University
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Karaciğer yetmezliği oluşturulan sıçanlarda tiroid hormonlarının değişen değişen periferik metobolizmalarına glukagonun etkisinin araştırılması

Burhanettin Baydaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Testosteron ve A vitamininin tavşanlarda bazı pıhtılaşma faktörleri, lipit peroksidasyonu ve lipit profili üzerine etkileri

1. ÖZET Bu çalışmada, kastre, normal ve Have testosteron ile bunlara ek olarak E vitamini verilmesinin koagulasyon parametreleri, lipit peroksidasyonu ve lipit profili üzerindeki etkileri araştırıldı. Bu amaçla 46 erkek Yeni Zellenda tavşanı; 1. Kontrol (n=8), 2. Testostron (n=8), 3. Testosteron-E vitamini (n=8), 4. E vitamini (n=8), 5. Kastrasyon-E vitamini (n=7) ve 6. Kastrasyon grubuna (n=7) ayrılarak l0mg testosteron propionat ve 100 mg/kg dl-a tokoferil asetat 40 gün, günaşırı uygulanmıştır. Trombosit sayısı, kontrole göre 2. grupta artarken 6. grupta azalmıştır (p<0.05). E vitaminini trombosit sayısnı etkilememiştir. Kanama zamanı gruplarda farklılık göstermemiştir. Pıhtılaşma zamanı istatistiksel olmasa da 2. grupta kısalmıştır (p=0.068). 6. grupta 2. gruba kıyasla kanama ve protrombin zamanları uzamıştır (p<0.05). Kontrol grubuna kıyasla 2. grupta plazma MDA seviyesi artmış, 4. grupta ise MDA ve fîbrinojen konsantrasyonu azalmıştır (p<0.05). Kontrol ve 2. gruba kıyasla kastrasyon grubunda, total kolesterol seviyesi artmıştır (p<0.05). E vitamini lipit profilini etkilememiştir. HDL kolesterol seviyesi, 2. grupta düşerken 6. grupta yükselmiştir (p<0.05). LDL ve VLDL kolesterol seviyeleri değişmemiştir. HDL/LDL kolesterol oranı, kontrole kıyasla 2. grupta düşmüştür (p<0.05). Total kolesterol/HDL kolesterol oranı, kontrol ve kastrasyon grubuna göre 2. grupta artmıştır (p<0.05). Sonuç olarak testosteron, trombosit sayısı, plazma MDA seviyesi ve total kolesterol/HDL kolesterol oranını artırmış, HDL kolesterol ve HDL/LDL oranım ise azaltmıştır. Testosteron, koagulasyon ve protrombin zamanında istatistiksel olmasa da kısalmaya neden olmuştur. Testosteronun, MDA, fîbrinojen ve lipit profilindeki olumsuz etkileri sonucu hiperkoagulasyona neden olabileceği düşünülmektedir. E vitamini, plazma MDA ve fîbrinojen seviyesini azaltırken, lipit profili ve trombosit sayısını etkilememiştir. E vitamini, pıhtılaşma ve protrombin zamanlarını uzatma eğiliminde olduğundan yüksek dozlarında hipokoagulatif etki gösterebileceği tahmin edilmektedir.Testosteronun koagulasyon ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileri, E vitamini ilavesiyle anlamlı bir iyileşme ile sonuçlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: E vitamini, testosteron, pıhtılaşma, lipit profili, lipit peroksidasyon

Nurettin Aydilek
Fırat University · Institute of Health Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı ve diyabetik gastroparetik bireylerde gastrik miyoelektrik aktivite ölçümleri ile mide boşalma hızı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Sağlıklı ve diyabetik gastroparezi (D-GP) tanısı alan hastalarda mide miyoelektirik aktivitesinin mide boşalma hızı ile ilişkisini araştırmak ve elektrogastrografi (EGG)'nin klinik kullanımını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 20'si sağlıklı ve 20'si semptomatik D-GP tanısı alan toplam 40 erkek birey üzerinde gerçekleştirildi. Gastrik miyoelektrik aktivite kutanöz EGG ile kaydedildi. Her katılımcıdan 10 ml açlık venöz kanı alındıktan sonra 30 dak. preprandiyal ve ardından standart test yemeğini (450 kcal) yedikten sonra 60 dak. postprandiyal EGG kayıtları alındı. Ertesi gün yine gece yarısı açlıkla gelen her bireye aynı test yemeği verildi ve ultrasonografi yöntemiyle 15. ve 90. dakikalarda antral alan ölçümüne dayalı mide boşalma hızı (GER) testi yapıldı. Bulgular: D-GP'li bireylerin AKŞ ve HbA1c değerleri kontrol grubundan istatistiksel anlamlı olarak yüksekti (sırasıyla p<0.001, p<0.001). Pre ve postprandiyal dönemde D-GP tanılı hastalarda kontrol grubuna göre DF ve normogastri yüzdesi düşük (preprandiyal sırasıyla p<0.001, p=0.006; postprandiyal sırasıyla p= 0.034, p<0.001), bradigastri yüzdesi daha yüksek saptandı (p<0.001). PPC değeri, kontrollere göre diyabetiklerde anlamlı bulunmayan düşüş gösterdi (p>0.05). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, gastroparetik bireylerde postprandiyal 90. dakikada belirgin antral dilatasyon ve mide boşalma hızında anlamlı düşüş gözlendi (P<0.001). Diyabetiklerde ölçülen Ghrelin, motilin, GIP ve GLP-1 düzeyleri kontrol grubundan düşüktü. Her iki grupta mide boşalma hızı ile AKŞ, HbA1c, çoğu EGG parametreleri ve hormon düzeyleri arasında korelasyon saptanmadı. Ancak D-GP grupta GER ile PPC arasında pozitif korelasyon bulundu. Sonuç: EGG kayıtlarına göre hem ritmisite hem de postprandiyal dominant güç değişiminde azalma gösteren diyabetik gastroparetik grupta gastrik boşalma gecikmiştir. Gastrik miyoelektrik aktivitedeki anormallikler ve antral dilatasyon midenin gecikmiş boşalmasına yol açabilir. Antral alan ölçüm destekli EGG kaydı, diyabetik gastroparezi hastalarının ayırtedilmesinde yarar sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Diyabetik gastroparezi, EGG, gastrik boşalma hızı, motilin, Ghrelin, GLP-1, GIP.

Hamza Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Pulslu manyetik alan uygulamasının sıçanlarda glikoz metabolizması üzerine etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, pulslu manyetik alan uygulanan sıçanların glukoz metabolizması üzerine etkileri incelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 23 adet Wistar Albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol grubu (n=7), PEMA grubu (n=8) ve PEMA+Cvit. grubu (n=8) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Deneye başlamadan önce sıçanların ağırlık ölçümleri yapıldı. PEMA ve PEMA+Cvit. grupları 4 hafta boyunca 08.00 ile 12.00 saatleri arasında oluşturulan pulslu manyetik alana maruz bırakıldı. Kontrol grubu da manyetik alan oluşturulmadan aynı çevre şartlarına maruz bırakıldı. Manyetik alan uygulanmadan önce kontrol ve PEMA gruplarına gavaj yolu ile çeşme suyu verildi. PEMA+Cvit. grubuna da gavaj yolu ile C vitamini verildi. Dört haftalık deney periyodunun sonunda vücut ağırlıkları, serum, mide dokusu, karaciğer dokusu ve böbrek dokusu insülin, glukagon, GLP-1, SIRT1, TAS ve TOS düzeyleri belirlendi. Patolojik inceleme için beyin, pankreas ve karaciğer dokuları incelendi. Bulgular: Pulslu manyetik alan uygulamasının glukoz metabolizmasının düzenlenmesinde etki eden hormonları sentezleyen ve koordine eden beyin, pankreas ve karaciğer dokuları üzerinde patolojik bir hasar oluşturmadığı görüldü. Ayrıca mide dokusunda insülin, GLP-1, SIRT1 ve TAS değerlerinde artışın olduğu ve bu durumunda beslenme sonrası kan glukoz düzeyini etkileyen mide motilitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirlendi. Aynı zamanda böbrek dokusu insülin değerinde de artışa yol açtığı, bu artışlarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Serum ve karaciğer dokularında bakılan değerlerde ise istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı tespit edildi. Sonuç: Pulslu manyetik alan uygulaması glukoz metabolizması üzerine olumlu yönden etkilemiştir. Anahtar sözcükler: Pulslu manyetik alan (PEMA), Glukoz metabolizması, Vitamin C, TAS, TOS, Glukagon like peptide-1 (GLP-1), SIRT1

Elektromanyetik alanlar
Harun Gencer
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Endotelin-1 ve nitrik oksit inhibisyonunun kalp iskemi reperfüzyonuna etkileri

Nitrik Oksit'in (NO) miyokard iskemisi gibi patolojik durumlardaki rolü tam olarak açık olmayıp, degisik kosullarda hem pozitif hem de negatif etkileri belirtilmistir. Çalısmamızda vazokonstriktörler Endotelin-I (ET-1) ve Urotensin-II (U-II), NO donörü Molsidomin, nitrik oksit sentaz enzimi (NOS) inhibitörü nitro-L-argininmetilester (L-NAME), iNOS inhibitörü LCanavanin ve Anti-Endotelin Reseptör-A Antikoru'nun (ET-1 Res.Bl.) kalp iskemi-reperfüzyon (/R) hasarına olan etkilerini arastırmayı amaçladık. Langendorf perfüze sıçan kalpleri 30'ar dk. stabilizasyon, global iskemi ve takiben reperfüzyona tabii tutuldu. Gruplara iskemi baslangıcında, L-NAME , ET-1, U-II, L-Canavanin, Molsidomin ve ET-1 Res.Bl. verildi. Gruplar kontrol grubu (/R-K) ile aralıksız perfüzyon uygulanan grupla (P-K) karsılastırıldı. Reperfüzyonun 1, 5, 10, 20, 30. dk.'larında toplanan perfüzatlarda malondialdehit (MDA), total nitrik oksit (NOx), sülfidril grupları (RSH), kalp dokusunda da MDA, protein karbonil grupları, redükte glutatyon (GSH) ve NOx düzeyleri ölçüldü. Kalp fonksiyonları için belirleyici olan sol ventrikül sistol-diyastol farkı basıncı (LVDP), dp/dt maksimum (dp/dtmak), dp/dt minimum (dp/dtmin) ve kalp atım hızı Biopac Data Acquisition & Analysis System ile kaydedildi. Tüm gruplarda LVDP seviyeleri P-K grubuna göre azaldı. Kalpte ET-1 ve Molsidomin dp/dtmak üzerine daha olumlu etki gösterirken NOS inhibisyonu olumsuz etki gösterdi. En fazla ET-1 Res.Bl. ve Molsidomin en az NOS inhibitörleri olmak üzere tüm gruplarda dp/dtmin anlamlı olarak yükseldi. ET-1, Molsidomin ve U-II gruplarında doku protein karbonil, perfüzat ve doku MDA ile NOx'da belirgin artıs oldu. Tersine RSH ve GSH seviyelerinde en fazla düsme yine bu gruplarda oldu. Sonuç olarak çalısmamızda elde edilen bulgulardan kalp /R'nunda ET-1, U-II ve dısarıdan verilen NO oksidan hasarı arttırıcı, antioksidan mekanizmaları azaltıcı yönde etkide bulunmustur.

EndotelinlerMiyokardNitrik oksit+2
Mehmet Ünal
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipertansiyon patofizyolojisinde bazı adipokinlerin rolü

Amaç: Adipokinler pek çok aracı mediyatörlerle vücutta pek çok fonksiyonda düzenleyici rol oynamaktadır. Adipokinlere ilgi son yıllarda giderek artmaktadır. Günümüzde adipokinler birçok sistemik hastalıkta geleceğin potansiyel ilaç hedefleri olarak araştırılmaktadır. Bu tez çalışması ile amacımız metabolik yollarda önemli düzenleyici roller üstlenen adipokinlerin hipertansiyon patofizyolojisinde etkilerinin ortaya konması , hasta ve kontrol kan numunelerindeki çeşitli biyolojik parametreler ile ilişkilerinin araştırılmasıdır. Materyal-Metot Tez çalışmamız Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılmıştır. Vaka kontrol tipteki bu çalışmamızın evrenini 01.03.2019-01.09.2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği ve Kardiyoloji polikliniklerine başvuran 18 yaş üstü hastalar oluşturmuştur. Bulgular Çalışmamıza 96 sı hasta 84 ü kontrol grubundan olmak üzere toplam 180 kişi katıldı. Bunların 105 i kadın, 75 i erkek di. Hasta ve kontrol grubunda sistolik, diastolik tansiyon değerleri sırasıyla; 149,07± 15,689, 112,53 ± 10,064. Adipokinlerden hasta ve kontrol grupları için medyan ( min-max) sırayla leptin 7,84(1,13-980,88), 2,40(1,15- 46,92) (P< 0,001), visceral 1,01( 0,23-5,14), 0,79(0,1-2,65) (P=0,41), intellectin 74,18(10,3-1438,78), 37,53(10,1-131,54) (P< 0,001),chemerin 198,57(91,72-1380,13), 177,57(131,46-852,25) (P=0,347), Retinol binding protein 109,64(44,97-5314,66), 48,53(12,56-377,05) (P< 0,001) , adiponektin 5,21(1,08-23,90), 4,07(1,01-10,19) (P=0,016) , rezistin 529,32(119,97-3071,44), 276,18(109,24-1078,04) (P<0,001), visfatin 10,6134(1,25-93,92), 5,77(1,77-27,04) (P< 0,001) , Crp 2,19(,04-6,56), 2,19(,72-5,22) (P=0,113) ,Vücut kitle indeksi; 28,72(18,43- 41,62), 25,13(16,22-47,38) (P< 0,001). Sonuç Sistolik ve diyastolik kan basıncıyla korelasyon gösteren adipokinler leptin, intellectin (omentin), rbp1, rezistin ve visfatindir. Leptin vücut kitle indeksi(VKİ) ile korele bulunmuştur. Chemerin düzeylerinde kan basıncı ile hafif bir negatif korelasyon görülmüştür. Yaş ile korelasyon gösteren adiponektinler leptin, intellectin, rbp1, rezistin ve visfatindir. Bununla birlikte, adipokinlerin kardiyovasküler sistemdeki rolleri hala açıklığa kavuşturulması gerekmektedir, çalışmamız da hem in vivo hem de invitro çalışmaların yaygınlıkla yapılmaları gerektiğini ortaya koymaktadır.

AdipokinlerFizyolojiHipertansiyon+1
Ahmet Yılmaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of antiepileptic activity of Allium schoenoprasum L. extract in different models of experimental epilepsy

Epilepsy is a chronic clinical disorder that affects approximately 1% of the world population. Treatment is aimed to prevent seizure activity. Therefore, it is suggested that developing new treatment strategies that can intervene in epileptogenesis will make important contributions to epilepsy treatment. This thesis aimed to reveal the potential anti-epileptic effects of A. schoenoprasum l, known as chives, which is one of the recommendations of the famous medical doctor Avicenna to find new compounds and develop new treatment strategies accordingly. Two different epilepsy models were used to study the potential antiepileptic effects of A. schoenoprasum l. The first epilepsy model was induced by intracortical injection of 500 IU penicillin. The second epilepsy model was induced injecting pentylenetetrazol (PTZ) at the dose of 60 mg intraperitoneally (i.p.). In the penicillin model the animals were given Allium schoenoprasum l. extract (200 or 400 mg/kg i.p.) after penicillin was applied and electrocortical activity was recorded for 120 min. In the PTZ model the animals were given Allium schoenoprasum l. extract at doses of 200 or 400 mg/kg orally for 7 days, after which the PTZ was applied, and tonic-clonic seizures were video recorded. A. schoenoprasum l. did not significantly change either the spike frequency or amplitude in the penicillin epilepsy model. Although it did not change the seizure score in the PTZ epilepsy model it reduced the death rate and significantly decreased the tonic-clonic seizure duration. The result suggests that A. schoenoprasum l. may have antiepeileptic effects when applied chronically.

Allium schoenoprasumAnticonvulsantsEpilepsy+3
Dana Zaqzouq
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Cloxyquinin sıçanlarda in-vivo ve ex-vivo deneysel modellerde migrendeki ağrı ve nörojenik enflamasyon üzerine etkileri

Sunulan çalışmada, TRESK kanalları aktivasyonunun in-vivo ve ex-vivo modeller kullanılarak ağrı davranışı ve migren ağrısından sorumlu mekanizmalar üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. İn-vivo migren modeli nitrogliserinin (NTG) intraperitoneal enjeksiyonu ile oluşturuldu. NTG enjeksiyonundan 75 dakika sonra gruplara NTG ve diğer ilaçların çözücüsü, TRESK aktivatörü cloxyquinin üç farklı dozu (1, 10 ve 50 mg/kg), TRESK inhibitörü A2764 (10 mg/kg), sumatriptan (1 mg/kg) ayrı ve/veya birlikte uygulandı. Ex-vivo hemiskull, trigeminal gangliyon ve beyin sapı preparatlarında CGRP salımı kapsaisin ile indüklendi ve in-vivo grupta test edilen ilaçların CGRP salımı üzerine direk etkisi araştırıldı. Mekanik hiperaljezi von-Frey testi ile serum, trigeminal gangliyon, ex-vivo CGRP ve beyin sapı CGRP ve c-Fos konsantrasyonları ELISA ile meningeal mast hücrelerinin degranülasyonu ve sayısı toluidine-blue boyaması ile belirlendi. İn-vivo veriler one-way ANOVA ile ex-vivo veriler ise tekrarlı ölçümler ANOVA ile analiz edildi. İn-vivo modelde, cloxyquin doza bağlı olarak NTG ile indüklenen mekanik hiperaljeziyi, c-fos ekpresyonunu, CGRP salımını, meningeal mast hücre aktivasyonunu ve sayısını azalttı (p<0,05). TRESK inhibitörü A2764 cloxyquinin etkilerini tersine çevirerek bu etkilere TRESK kanal aktivasyonunun aracılık ettiğini doğruladı (p<0,05). Ex-vivo preparatlarda cloxyquin kapsaisin ile uyarılmış CGRP salımını azaltırken (p<0,05), bazal CGRP salımı üzerine bir etkisi olmadı. A2764 cloxyquinin etkilerini tersine çevirdi (p<0,01) ve CGRP salımını kolaylaştırdı. Sumatriptan, NTG ve kapsaisin kaynaklı etkileri iyileştirirken (p<0,05) cloxyquin sumatriptanın etkisini güçlendirdi (p<0,05). Cloxyquin doza bağlı olarak migren modelinde ağrı davranışını ve nörojenik enflamasyonun bileşenleri olan artmış CGRP ve c-Fos düzeylerini ve mast hücre sayı ve aktivasyonunu azaltmaktadır. Bu sonuçlar TRESK kanallarının migren tedavisinde umut vadeden yeni bir hedef olabileceğini önermektedir.

AğrıCloxyquinDura mater+6
İbrahim Ethem Torun
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lipopolisakkkarid (LPS) ile Alzheimer hastalığı modeli oluşturulan sıçanlarda taurin uygulamasının öğrenme üzerine etkisi

Gram-negatif bakterilerin hücre duvarından elde edilen lipopolisakkarid (LPS) ateş, iştahsızlık, kilo kaybı yanısıra sosyal davranışlarda ve nörokognitif fonksiyonlarda bozulma gibi bir çok fizyolojik ve davranışsal değişikliğe neden olmaktadır, öğrenme performansındaki azalmanın akut LPS uygulamasının oluşturduğu inflamasyon ve oksidatif stresten kaynaklandığı düşünülmektedir. LPS'nin nörokognitif fonksiyonlarda oluşturduğu bozukluk nedeniyle Alzheimer hastalığı için hayvan modeli oluşturmada kullanılmaktadır. Bu çalışmada Wisiar-Albino cinsi erkek sıçanlarda LPS uygulamasının (10, 100, 500 ug/kg dozlarında) uzaysal öğrenme performansları üzerindeki etkileri Morris'in su labirentinde 6 gün boyunca günde 4 deneme yapılarak test edildi. LPS (500 ug/kg) uygulanan hayvanların kontrol grubu hayvanlarına göre daha uzun zamanda gizli platformu bulabildiği (p<0.05) gözlemlendi. Ancak bu dozdaki LPS öğrenilen bilginin hatırlanmasında performans değişikliğine neden olmadı Ayrıca Alzheimer hastalığında BOS'taki konsantrasyonunun azaldığı bilinen taurinin, LPS'nin neden olduğu nörokognitif fonksiyon kaybı üzerindeki etkileri araştırıldı. Taurin 500 mg/kg dozda uygulandığında LPS'ye bağlı nörokognitif fonksiyon bozukluğunu önlerken (p<0.05) tek başına uygulandığında LPS'ye benzer şekilde uzaysal öğrenme performansını azaltmaktadır(p<0.05). Bulgularımız taurinin Alzheimer hastalığında bir tedavi seçeneği olabileceğini göstermekle birlikte, klinik uygulamalar için daha ileri çalışmalara gereksinim vardır.

Ramazan Ay
Gazi University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Asprosinin Deneysel Diyabet Modelinde Glikoz Metabolizması Diyabet Parametreleri ve Antidiyabetik Ajanlarla İlişkisi

Amaç: Deneysel diyabet sürecinde serum asprosin düzeylerinde ki değişikliğin glikoz metabolizması ve diyabet parametrelerine etkilerini incelemek ve kurkumin ve bazı antidiyabetik ajanlarların tedavi edici etkilerini birbirleriyle karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Otuzbeş erişkin erkek Wistar albino sıçan 5 eşit gruba ayrıldı: 1) Sağlıklı kontrol, 2) Diyabetik kontrol, 3) Diyabet+metformin, 4) Diyabet+ gliklazit ve 5) Diyabet+kurkumin grubu. Diyabet oluşturmak için sıçanların periton boşluğuna tek doz 55 mg/kg streptozotosin enjekte edildi. Sekiz haftalık deney periyodunun sonunda vücut ağırlıkları, açlık kan glikoz ve insulin düzeyleri, glikoz metabolizmasıyla ilgili karaciğer enzimleri, lipit metabolizmasıyla ilgili parametreler ve serum asprosin düzeyleri ölçüldü. Bulgular: Diyabetik kontrol grubunda serum asprosin düzeyi, tüm gruplardan önemli ölçüde daha yüksekti (p<0,001). Diyabete bağlı serum asprosin düzeyindeki yükselme, kurkumin tedavisi ile önemli ölçüde önlenebildi (P <0,001). Kurkumin ile tedavi edilen diyabetik sıçanlarda HOMA-IR düzeyi, sağlıklı kontrol grubuna göre belirgin olarak yüksek (p <0,001) olmasına rağmen insülin düzeyi düşüktü (p <0,001). Kurkumin tedavisi açlık kan glikoz düzeyini tamamen iyileştirmese de diyabetik kontrol grubuna göre önemli ölçüde düşürdü (p <0,001). Karaciğer HK, G6PD ve PK aktiviteleri kurkumin verilen diyabetik sıçanlarda, diyabetik kontrol grubuna göre artmiş iken, G6P aktivitesi azalmıştı (sırasıyla P <0,001). Bununla birlikte, diyabetik sıçanlarda kurkumin tedavisi serum TK, TG ve LDL düzeylerini önemli ölçüde azalırtırken (sırasıyla; p<0,001, p=0,011, p<0,001), HDL düzeylerini belirgin olarak arttırdı(p=0,034). Sonuç: Serum asprosin düzeylerindeki artış, diyabet patogeneziyle ilişkili bulunmuştur. Diyabetik sıçanlarda kurkumin tedavisi, serum asprosin düzeylerini önemli ölçüde iyileştirirken glikoz metbolizmasıyla ilgili karaciğer enzimleri, serum glikoz ve lipid düzeylerini olumlu yönde etkilemiştir. Sonuç olarak; serum asprosin düzeyindeki değişiklik, diyabet sürecini değerlendirmede fizyolojik bir belirteç olabilir. Ayrıca, diyabet tedavisinde kurkumin alternatif antidiyabtik bir seçenek olarak değerlendirilebilir.

Gül Şahika Gökdemir
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Farelerde büyüme döneminde yapılan egzersizin doğal öldürücü (Natural killer) hücre sitotoksik aktivitesine etkisi

47 ÖZET Bu çalışma büyüme dönemindeki farelere yaptırılan egzersiz eğitiminin NK hücre sitotoksik aktivitesine (NKSA) etkisi ve bu aktivite ile periferik kan kortikosteron, Büyüme Hormonu (BH) ve çinko düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek üzere planlandı. Bu amaçla denek olarak kullanılan 3 haftalık 56 adet Swiss/Albino fare kontrol ve egzersiz eğitim gruplarım oluşturacak şekilde rastgele aynldılar.Yedi farklı grup şu şekilde düzenlendi: l)Başlangıç kontrol(KO), 2)4 haftalık kontrol (K4), 3)4 haftalık egzersiz (E4), 4)8 haftalık kontrol (K8), 5)8 haftalık egzersiz (E8), 6)12 haftalık kontrol (Kİ 2), 7)12 haftalık egzersiz(E12), Orta şiddetteki egzersiz eğitimi yaptırmak amacıyla fareler treadmilde haftada 5 gün, 15 m/dk sabit hızda, günde 30 dakika koşturuldular. Çalışma programım takiben, dekapite edilen farelerin dalaklarından elde edilen lenfositlerde doğal antikandidiyal endeks yöntemiyle 5:1, 1:1, 0,5:1 Etkin:Hedef (E:H) oranlarında NKSA ölçüldü. Plazma kortikosteron ve BH konsantrasyonları RIA yöntemi ile araştırıldı. ölçümlerin sonuçlarına göre farelerin NKSA'nin 4. haftadan itibaren artmaya başladığı, 8. haftada en yüksek düzeyine ulaştığı ve 12. haftadan sonra azalmaya başladığı, ve 16. haftada da düşmeye devam ettiği görüldü. 8 ve 12 haftalık egzersiz gruplarının NKSA'nin birbirine benzer olduğu, 16 haftalık grubun NKSA'nin ise (El 2) kontrol grubundan(K12) tüm E:H oranlarında sırasıyla % 18, %17 ve %14 daha yüksek seyrettiği fakat yalnızca 5:1 ve 1:1 E:H hücre oranlarındaki değişmenin48 anlamlı (P< 0,05)olduğu gözlendi. Diğer egzersiz gruplarındaki değişiklikler ise anlamlı bulunmadı (P> 0.05). Periferik kan plazma kortikosteronunun da yaşla birlikte artmaya başladığı ve bu artışın 4 ve 8. haftalardada %19, 16. haftada ise % 49 oranlarında olduğu gözlendi bu farklar anlamlı bulundu (P< 0,05). Egzersiz eğitimi ise plazma kortikosteron düzeylerinde 4 haftalık egzersiz grubu dışında anlamlı bir değişiklik yapmadı. Plazma BH konsantrasyonlarında kontrol gruplarındaki 4 hafta/yaş (K0) farelere kıyasla yaşa bağımlı bir düşme gözlendi. Farklar; K4 de %28, K8 de %42, K12 da %47 oranlanndaydı. Egzersiz eğitirninin kontrollerine oranla BH nu artırıcı etkisi olduğu (fakat yalnızca El 2 deki yükselme (%69) anlamlı) bulundu (P<0,05). Plazma çinko konsantrasyonlarında yaşın veya egzersiz eğitirninin önemli bir değişiklik yapmadığı saptandı. Sonuç olarak 4 ve 8 haftalık egzersiz eğitimi NKSA ni ve BH düzeylerini etkilemezken 1 2 haftalık egzersiz eğitiminin her iki parametreyi de anlamlı derecede artırdığı söylenebilir.

Büyüme dönemiEgzersizFareler+1
Mitat Koz
Gazi University · Institute of Health Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

COVİD-19'un kas iskelet sistemi üzerine uzun dönem etkilerinin araştırılması

Amaç; COVİD-19 enfeksiyonu geçiren bireylerde kas kuvveti, esneklik, denge, mobilite, yorgunluk, reaksiyon zamanı ve duygu-durum bozukluklarını değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 20-55 yaşları arasında, en az 12 hafta önce hafif ve orta şiddette Covid-19 enfeksiyonu geçiren 50 birey ile 50 sağlıklı bireyden oluşan toplam 100 birey dâhil edilip her iki grubun demografik özellikleri kaydedildi. Bireylerin fonksiyonel kapasitesini değerlendirmek için otuz saniye otur kalk testi, süreli kalk-yürü testi ve 6 dakika yürüme testi uygulandı. Dinamik denge için fonksiyonel uzanma testi ve reaksiyon zamanını değerlendirmek için Nelson el reaksiyon testi kullanıldı. El kavrama ve alt ekstemite kas kuvveti el dinamometresi ile parmak kavrama kuvveti ise pinchmetre ile değerlendirildi. Bireylerin yorgunluk düzeyleri yorgunluk şiddet ölçeğine göre, ağrı düzeyleri de ağrıyı merkezileştirme ölçeğine göre puanlandı. Beck-anksiyete ve beck depresyon anketleri kullanılarak duygu durum bozuklukları puanlandı. Bulgular: Covid-19 geçiren bireylerin sağ ve sol taraflı parmak ve el kavrama kuvveti, kalça fleksör ve ekstensör kas kuvveti, diz fleksör ve ekstensör kas kuvveti, ayak bileği dorsi ve plantar fleksör kas kuvvetinin kontrole göre anlamlı bir şekilde zayıfladığı görüldü (p<0,001). Covid-19 geçirenlerde kontrol grubuna göre fonksiyonel kapasite değerlerinin azaldığı, reaksiyon zamanının uzadığı, ağrıyı merkezileştirme, yorgunluk şiddeti ve beck depresyon ölçeğinin skorlanmasının anlamlı bir şekilde arttığı (p<0,001) görülürken beck anksiyete değerinde anlamlı bir fark görülmedi (p>0,005). Sonuç: Covid-19 enfeksiyonunu hafif ve orta derecede geçiren bireylerin kas-iskelet sistemi ciddi düzeyde olumsuz etkilenmektedir. Özellikle kas gücünde zayıflamaya, bireyin fonksiyonel kapasitesinde azalmaya, ağrı ve yorgunluğa yol açarak yaşam kalitesini düşürdüğünü tespit ettik.

Abdurrezak Keşim
Dicle University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 Diyabetik Hastalarda Serum Visfatin Fetuin A ve Eotaxin Düzeylerinin İncelenmesi

Diyabet terimi, insülin sekresyonunda, insülin etkisinde yada her ikisindeki hasar sonucu, karbohidrat, yağ ve protein metabolizması bozukluklarıyla kronik hiperglisemi ile karakterize metabolik bir hastalığı ifade etmektedir. Tip 2 diyabet en yaygın diyabet tipidir ve insülin etkisi ve insülin sekresyonu bozukluğu ile karakterizedir. Ancak, bu anormalliklerin gelişmesindeki özel nedenler henüz bilinmemektedir. Tip 2 diyabetli hastaların büyük çoğunluğu obez ve obezitenin kendisi insülin direncine ve insülin direncinin şiddetlenmesine neden olabilir. Aşırı obezite, tip 2 diyabet için en önemli risk faktörü olarak kabul edilir. Obezite, yağ asidi depolanmasındaki artışla karakterizedir. Adipoz doku kitlesinde artış ile iskelet kası ve karaciğer gibi periferal dokularda insülin direncinin gelişimi ile yakından ilişkilidir. Adipoz doku karmaşık ve son derece aktif metabolik ve endokrin bir organdır. Baslıca enerji deposu olarak bilinmesinin yanı sıra, son yıllarda adipoz dokunun adipokinler adı verilen çesitli önemli proteinleri salgılayan metabolik olarak aktif bir doku oldugu gösterilmistir. Topluca adipokinler olarak isimlendirilen bu proteinlerden bazıları leptin, adiponektin, rezistin, visfatin ile tümör nekroz faktörü-alfa (TNF-α) ve interlökin-6 (IL-6) gibi sitokinlerdir. Adipositler tarafından salgılanan çeşitli sinyal moleküllerinin hayvan modelleri ve insanlardaki metabolik çalışmaların sonuçlara göre insülin direnci ve T2DM'lu gelişiminde rol oynadıkları belirtilmiştir. Eotaksin, alerjik solunum yolu hastalıkları, iltihaplı bağırsak hastalığı ve gastrointestinal alerjik hipersensitivitenın patogenezinde önemli bir proinflamatuar sitokin olarak ortaya çıkmıştır. Fetuin -A hepatositlerde sentezlenen 60-kDa luk bir proteindir. Fetuin -A adipoz ve kas dokusunda, insülin reseptörlerine bağlanır in vivo ve in vitro olarak insülin reseptör otofosforilasyonun yanısıra insülin reseptör tirozin kinaz aktivitesini inhibe ettiği ve fetuin – A nın potansiyel olarak insülin direnci ve / veya metabolik sendroma neden olduğu ileri sürülmüştür. Visfatin 2004 yılında tanımlanan bir aipokindir ve ağırlıklı olarak visseral yağ dokudan üretilip salgılandığı için visfatin adını almıştır. Visfatin, adipogenezisi kolaylaştıran, insülin - mimetik özelliklere sahip, plazma glukoz düzeyini düşüren bir adipokindir ve İnsülin mimetik etkisini hepatik glikoz salınımı inhibe etme, adipositlerde ve miyositlerde glikoz alımı arttırma ile trigliserid sentezinde artış ile gösterir. Visfatin birçok hücre ve dokuda üretilir ve önceden B hücresi olgunlaşmasında (pre - B-hücresi koloni uyarıcı faktör) rol alan bir protein olarak belirlenmiştir. Visfatinin, viseral adipoz dokudaki adipositlerden ziyade ağırlıklı olarak makrofajlardan salındığı bulunmuştur. Bu bağlamda, visfatinin yağ dokuya infiltre olan makrofajlarda sentezlendiği ve enflamatuar sinyallere yanıt olarak üretildiği düşünülmektedir. Visfatinin plazma konsantrasyonu ve viseral visfatinin mRNA ekspresyonu obezite ile korelasyon gösterir. Visfatin verilerin geçerliliğini ve insülin direnci, diyabet ve obezite ile olan ilişkisini analiz etmek için çeşitli klinik çalışmalar yapılmıştır. Ancak, bu çalışmaların sonuçlarında çelişkiler vardır. Bazı araştırıcılar tip 2 diyabetli hastalarda visfatin düzeyinin arttığını buldu. Ancak, bazı araştırıcılar diabet ve obezite arasında korelasyon bulamamışlardır. Bu nedenle visfatin ilgili çalışmalar arasında çeşitli farklılıklar bulunmakta ve obezite ile insülin direncinde bu adipositin rolü açık değildir. Visfatin ve fetuin - A düzeyi T2DM hastalarında ayrı ayrı çalışılmış olsa da çalışmaların hiçbiri bu biyoaktif bileşiklerin birbirleri ve eotaxinle olan ilişkisini konu almamıştır. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, serum visfatin, fetuin - A ve eotaxin düzeylerini araştırmak ve glikoz metabolizmasında visfatin, fetuin - A ve eotaxin rolünün aydınlatılmasının yanısıra, obez T2DM hastalarında bu bileşenler arasında herhangi korelasyon olup olmadığını belirlemektir.

Hacer Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Diyabetik sıçanlarda serum adiponektin adipsin ve visfatin düzeylerinde olası değişikliklerin incelenmesi

Amaç: : Diyabetes Mellitus (DM); pankreastan yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insulin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen, ciddi komplikasyonlara neden olabilen bir hastalıktır. Diyabet, oluşturduğu komplikasyonlarla çeşitli organ yetmezliği ve ölüme yol açan başlıca nedenlerden biridir. Ayrıca, tedavi maliyeti oldukça yüksek bir sağlık sorunudur. Son yıllarda adipokinler olarak ifade edilen, yağ dokularından salgılanan, birçok biyoaktif molekülerden bazılarının diyabeti kötüleştirdiği, diğer bir kısmının ise antidiyabetik etkilere sahip olduğu ve diyabetik komplikasyonları azalttığı ortaya atılmıştır. Mevcut literatür bilgileri dikkate alındığında; adiponektin, adipsin ve visfatin adıyla bilinen adipokinlerin şeker hastalığının ortaya çıkışı konusundaki rolleri ve birbirleri ile aralarındaki olası ilişkilerin yeterince açıklığa kavuşmadığı görülmektedir. Bu nedenle yapmış olduğumuz deneysel araştırma projesinde; diyabetik sıçanlarda söz konusu adipokinlerin serum düzeyleri ve olası değişiliklerin glikoz metabolizmasına etkileri araştırılacaktır. Ayrıca, adı geçen adipokinlerin biribirleriyle ilişkileri belirlenecektir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Deney Hayvanları Araştırma Birimi'nden, ağırlıkları 380-434 gr arasında değişen 21 adet Wistar albino erkek sıçan temin edildi. Deney boyunca bu sıçanlar 12 saatlik karanlık 12 saatlik aydınlık ritminde ışıklandırılan ortamda bulunmuş olup odanın ısısı 22±2 °C olacak şekilde ayarlanmıştır. %55 nem oranına sahip odalarda bazal diyet ile beslendi. 21 adet erişkin erkek Wistar Albino sıçan her birinde 7 adet olacak şekilde 3 gruba ayrıldı. Grup I (Sağlıklı kontrol grubu 7 sıçan) Grup II (Diyabetik kontrol grubu 7 sıçan) ve Grup II (Tedavi (Metformin) grubu 7) olarak belirlendi. Grupların adiponektin, visfatin ve adipsin seviyeleri kan serumları alınarak kaydedildi. Gruplar arasında istatistiksel anlamda farklılık olup olmadığını bulmak için SPSS 21.0 programı ile değerlendirildi. Bulgular: Diyabetik grup ratların vücut ağırlıkları işlem sonrasındaki ölçümlerde oldukça düşük ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Ayrıca kan glukoz değerleri hem diyabetik grup hem de metformin grup ratlarda işlem öncesine göre oldukça yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.001). Açlık insülin değerleri sırasıyla kontrol, diabetik ve metformin grubu (1,43 ± 0,11/ 0,74 ± 0,12/ 1,07 ± 0,13) olarak bulundu. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Adiponektin ve adipsin seviyesi diyabetik gruptaki değerler hem kontrol hem de metformin grubuna göre düşük ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca visfatin seviyesi diyabetik grupta kontrol grubuna göre yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.05). Sonuç: Diabetik ratlarda glukoz seviyesi ve visfatin değerleri kontrol ve metformin grubuna göre yüksek bulunurken, adiponektin, adipsin ve insülin direnci değerleri düşük bulundu.

AdiponektinAdipsinDiabetes mellitus+4
Zekiye Sevinç Aydın
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda deneysel akut pankreatite glutaminin etkileri

Çalışmamızda ratlarda deneysel akut nekrotizan pankreatiteglutaminin etkileri araştırıldı. Ratlar sham+salin, sham+glutamin, akut nekrotizan pankreatit+salin ve akut nekrotizan pankreatit+glutamin olmak üzere dört gruba ayrıldı. Akut nekrotizan pankreatit ortak biliopankreatik kanala glikodeoksikolik asit infüzyonu ve parenteral cerulein verilmesiyle oluşturuldu. Pankreas histopatolojisi, mortalite, sistemik kardiovasküler parametreler, fonksiyonel kapiller dansite, böbrek ve karaciğer fonksiyon testleri, pankreas ve akciğer dokusunda bazı enzim belirteçleri ve serum interlökin 6 düzeyleri incelendi. Akut nekrotizan pankreatit indüksiyonu mortaliteyi, pankreatik nekrozu, serum amilaz, üre, alanin aminotransferaz ve interlökin-6, bronkoalveoler lavajda laktik dehidrogenaz düzeylerinde, pankreas ve akciğer dokularında miyeloperoksidaz ve malonildialdehit doku aktivite düzeylerinde anlamlı bir artışla sonuçlandı. Serum kalsiyum, kan basıncı, idrar debisi, pO2, fonksiyonel kapiller dansiteyi azalttı. Glutamin verilmesi bu sonuçları anlamlı olarak düzeltti. Dolayısıyla bu sonuçlar glutaminin akut nekrotizan pankreatit tedavisinde pankreatit seyrini olumlu etkilediğini ve tedavide yeri olduğunu düşündürmektedir

GlutaminPankreasPankreatit+2
Etem Alhan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Apelinin beslenme davranışı üzerine etkilerinin deneysel olarak incelenmesi

Apelin, G-protein kenetli APJ reseptörünün endojen ligantıdır. Apelinerjik sistemin (apelin, APJ) hipotalamusun arkuat, supraoptik ve paraventriküler çekirdekleri gibi santral beyin alanları ile yağ doku, mide ve gastrointestinal kanal gibi periferal dokularda yaygın bir dağılım gösterdiği tespit edilmiştir. Bu doku dağılımı apelinin enerji dengesi ve beslenmenin kontrolünde rol oynayabileceğini göstermekle birlikte bu alanda yapılan önceki çalışmalar çelişkili sonuçlar ortaya koymuştur. Bu çalışma, apelin-13'ün, beslenme davranışının düzenlemesinde görev alan leptin, ghrelin, Nöropeptid Y ve Peptid YY hormon düzeyleri ile olan ilişkisinin yanısıra vücut ağırlığı, yem tüketimi, su alımı üzerine etkilerini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma için 32 adet Spraque Dawley cinsi erkek sıçan kullanıldı. Denekler, her biri 8 sıçandan oluşan 4 gruba ayrıldı. Sıçanlara 10 gün boyunca karanlık faza geçişte intraperitonal yolla kontrol grubuna % 0,9'luk serum fizyolojik diğer çalışma gruplarına sırasıyla 30, 100 ve 300 µg/kg apelin-13 uygulandı. Deney süresince 12 saat aralıklarla sıçanların vücut ağırlığı, gıda alımı ve su tüketim değerleri kayıt edildi. Çalışmanın sonunda, sıçanlar dekapite edildi ve kan örnekleri toplandı. Örneklerde serum peptit düzeylerinin belirlenmesi için biyokimyasal analizler gerçekleştirildi. Metabolik sonuçlar, apelin-13 uygulanan grupların kontrol grubu ile karşılaştırıldığında vücut ağırlıklarının arttığını gösterdi (p<0.05). İlave olarak, Apelin-13 uygulanan grupların yem tüketimi ve su alım değerleri, aydınlık fazda değişmezken karanlık faz ve bir günlük periyot ortalamalarına göre değerlendirildiğinde arttığı gözlendi. Biyokimyasal analizlerde serum leptin düzeyinin 100 ve 300 µg/kg apelin-13 uygulanan gruplarda arttığı tespit edildi. Ghrelin seviyeleri apelin-13 uygulanan bütün gruplarda yüksek bulundu. Serum Nöropeptid Y düzeyleri kademeli olarak azalırken sadece 300 µg/kg apelin-13 uygulanan gruptaanlamlı bir azalma meydana geldi. Serum Peptid YY düzeyleri ise değişmedi. Sonuç olarak, apelin-13'ün sıçanlarda günlük vücut ağırlığı, yem tüketimi ve su alımını arttırdığı tespit edildi. Bu sonuçlar, apelin-13'ün ghrelin ve leptin aracılı etkilerle besin alımını düzenleyebileceğini gösterdi.Anahtar Sözcükler: Apelin-13, Beslenme, Ghrelin, Leptin, Nöropeptid Y, Peptid YY2

ApelinBeslenmeGhrelin+3
Sinan Saral
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır yöresinde 7-12 yaş arasındaki normal çocuklarda ortalama lökosit sayısı ve lökosit çeşitleri yüzde oranlarının araştırılması

Cihat Güzel
Dicle University · Institute of Health Sciences
1987
00
Master'sOpen AccessTR

Vitamin B6'nın trombosit agregasyonuna etkisi

Bu çalışmada vitamin B6'nın trombosit agregasyonuna etkisi araştırıldı. Yaşları 19-24 arasında değişen 24 sağlıklı erkek de nek eşit sayıda iki guruba ayrıldı. Deney gurubuna 5ıag/kg/gün vi tamin B6 tek doz halinde oral olarak 4 hafta süreyle uygulandı. Kontrol gurubuna plasebo verildi. ADP ile oluşan trombosit agregasyonuna kontrol gurubunda plasebonun herhangi bir etkisi görülmedi. Vitamin B6 uygulanan deney gurubunda ise trombositlerin ADP'ye cevabı %48 oranında azaldığı belirlendi (P<0, 001 ). Vitamin B6 tedavisi trombositlerin epinefrine cevabını da etkiledi. Kontrol gurubunda tedavi öncesi ve sonrasında trombosit lerin epinefrine duyarlılığı önemli bir değişiklik göstermediği halde deney gurubunda tedavi sonrası trombositlerin epinefrine karşı agregasyon cevabı %41 oranında azaldı (P^O,001 ). Kanama ve pıhtılaşma zamanı vitamin B6 tedavisinden etkilen di. Kontrol gurubunda kanama zamanı plasebo uygulmadan önce 78,75 £, 9,32 saniye.plasebo uygulandıktan sonra 80,00 +_ 9,77 sa niye olarak belirlendi. Deney gurubunda tedavi öncesi 79,58 ^ 10,13 saniye olan kanama zamanı tedavi sonrasında 110,00 +. 6,26 saniye olarak belirlendi. Bu bulgular 4 haftalık vitacin B6 teda visinin kanama zamanını önemli ölçüde artırdığını göstermektedir. (P<0,001). Kontrol ve deney güruhları arasında tronbosit sayıları yö nünden önemli bir farklılık bulunmadı. Böylece vitanin B6'nın trombosit sayısını etkilemeden agregasyonu azaltarak kanama zama nını uzattığı kanısındayız. Bununla birlikte pıhtılaşma zamanının-63- vitamin B6 tedavisi ile anlamlı olarak uzadığı deney gurubu sonuç larından anlaşılmaktadır. Serum total lipid ve total kolesterol düzeylerinin farmako lojik dozda vitamin B6 ile önemli ölçüde azaldığı, HDL-Kolesterol düzeyinin ise anlamlı olarak yükseldiği belirlendi ( P^.0, 001 ). Çalışmamızda vitamin B6'nın serum çinkosunu etkilediği gö rüldü. Vitamin B6 alan deney gurubunda serum çinko düzeyi önemli ölçüde arttı(P^.O,001). Sonuç olarak vitamin B6'nın trombosit agregasyonunu inhibe edici nitelikte olduğu ve bu etkisini trombosit fonksiyonlarını doğrudan ilgilendiren plazma lipidleri ile plâzma çinkosunun düze yini değiştirerek gösterdiği kanısına varıldı.

Trombosit agregasyonuVitamin B 6
Mehmet Aybak
Dicle University · Institute of Health Sciences
1990
00
Master'sOpen AccessTR

Elit görme engelli futsalcıların fizyolojik kapasitelerinin kardiyopulmoner egzersiz testiyle incelenmesi

Futsal, futbolun her takımın beşer kişi olduğu, kapalı alanda sert zeminde oynandığı ve popülerliği dünya çapında giderek artan bir oyundur. Bu sporda şiddet derecesi aralıklı değişen düzeyde aktivite gösterilmesi, alakalı sporcuların hem aerobik hem de anaerobik enerji yolağı kullanımını gerektirmektedir. Kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET), kontrollü metabolik şartlar altında yapılan egzersize solunum sistemi, kardiyovasküler sistem ve kas - iskelet sistemlerinde oluşan yanıtın bütüncül olarak değerlendirilmesine olanak sağlayan, ölçüme dayalı bir laboratuvar tekniğidir. Futsal alanında Türkiye'de federasyon denetiminde lig maçları yapılmakla birlikte, uluslararası yarışmalarda yer alan milli takım da mevcuttur. Ancak, sporcu bulmak ve seçme zorluğu dışında aday sporcuların fizyolojik kapasitelerine ait veri bulunmamaktadır. Bu çalışmada elit futsal sporcuların egzersizle alakalı fizyolojik kapasitelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Türkiye Görme Engelliler Federasyonu'na kayıtlı B2-B3 Futsal Birinci Ligi'nde elit düzeyde oynayan dokuz ve profesyonel düzeyde oynayan dokuz olmak üzere toplam 18 görme engelli futsalcının sportif kapasitelerine ait fizyolojik parametreleri incelendi. Sporcular bisiklet ergometresinde şiddeti giderek artan (5 Watt/20 sn) test protokolünde (60 rpm sabit pedal hızı) maksimal egzersiz protokollü kardiyopulmoner egzersiz testi gerçekleştirdi ve bu esnada maksimum oksijen kullanım, anaerobik eşik, kalp hızı ve maksimum iş yükü değerleri egzersiz test sistemi (12 derivasyonlu EKG, gaz analizatörü modülü ve ergospirometre donanımlı) ile belirlendi. Araştırmaya katılan bütün sporcular değerlendirildiğinde; maksimum oksijen tüketimi 40±6 mL/kg/dk (beklenenin %91±16'sı, (n=18), anaerobik eşikte oksijen tüketimi ise 26±8 mL/kg/dk olarak ölçüldü. Sporcuların gerçekleştirdiği maksimal iş yükü 190±30 watt (n=18); bu değerin kendilerinden beklenenin %82±17'sı olduğu belirlendi. Bu çalışmada sporculardan alınan veriler literatür verileri ile karşılaştırıldığında alakalı spor branşlarına benzer düzeyde olduğu tespit edildi. Katılımcı sayısı düşük olmasına rağmen, Türkiye'de ilk defa ölçümü yapılan bu sınıf elit sporcular için elde edilen veriler referans değeri sağlama potansiyelindedir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz testi, Fizyolojik kapasite, Futsal, Görme engelli sporcu

Egzersiz testiEngelli sporlarıEngellilik+5
Fatih Kara
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Elit karate sporcularının uyku kalitesi ve fizyolojik egzersiz parametrelerinin incelenmesi

Karate; maksimum kardiyorespiratuar mukavemet ve patlayıcı güç gerektiren, uluslararası bir dövüş sanatı sporudur. Submaksimal ve maksimal egzersiz esnasında yüksek performans için önemli olan fizyolojik ve kognitif fonksiyonlar üzerine uyku oldukça etkilidir. Bu çalışmada; Trabzon ilindeki aktif elit karate sporcularının uyku kalitesi ve fizyolojik egzersiz parametrelerinin (kalp hızı, kalp hızı yedeği, kalp debisi, kan basıncı, maksimum oksijen kullanma kapasitesi) ölçülerek belirlenmesi amaçlanmıştır. Kademeli olarak şiddeti artan (15W/dakika) bisiklet ergometresi test protokolüyle kardiyopulmoner egzersiz testi (KPET) gerçekleştirildi. KPET; pulmoner, kardiyovasküler ve kas-iskelet sistemlerinin kademeli olarak şiddeti artan veya sabit yük egzersiz testiyle değerlendirilerek karşılıklı analiz edilmesi için kullanılan güçlü bir laboratuvar testidir. Test ile kan basıncı, oksijen tüketimi (VO2), maksimum oksijen tüketimi (VO2maks), karbondioksit üretimi (VCO2), ergospirometre aracılığı ile soluk sayısı, dakika ventilasyon (VE), elektrokardiyografi (EKG) aracılığı ile maksimum kalp hızı (KH) ve kalp hızı yedeği (KHY) ve oksijen nabzı ölçümleri eş zamanlı olarak yapılmaktadır. Bu çalışmada, sporculara ait uyku parametreleri fiziksel aktivite ölçüm holteri (Sensewear Armband) kullanılarak elde edildi. Sporcuların yatar durumda oldukları süre, uyku süresi ve uyku verimliliği parametreleri ölçüldü. Çalışma örneğinin özelliklerini belirlemek için tanımlayıcı istatistikler kullanılmış ve veriler ortalama±standart sapma şeklinde rapor edilmiştir. Bireylerin yaş ortalaması 17.8±1.39 yıl (n=10), boy ortalaması 169.0±8.1 cm (n=10), kilo ortalaması 63.99±7.64 kg (n=10) ve vücut kitle indeksi ortalaması 22.41 kg/m² (n=10) idi. Maksimum iş yükü seviyesinde VO₂ için ortalama değer 43±8 ml/kg/dk (n=10, beklenenin %99±12'si), ortalama maksimum güç 197±27.50 Watt (n=10, beklenenin %92±14'si), ortalama VE 103±28 L/dk (n=10, beklenenin %95±22'si), ortalama KH 181±12 atım/dk (n=10, beklenenin %93±7'si) ve ortalama maksimum oksijen nabzı 15.20±2.90 ml/atım (n=10, beklenenin %115.1±17.75'si) idi. Bu fizyolojik parametreler, literatürde bu spor dalı için bildirilen değerlere yakın olarak bulunmuştur. Bu çalışmanın bulguları, katılan sporcuların iyi bir aerobik kapasiteye ve iyi bir antrenman düzeyine sahip olduklarını göstermektedir.

Fiziksel parametrelerFizyolojiKarate+5
İlknur Hayırli
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Diz osteoartritli bireylerde denge, fiziksel performans, eklem hareket açıklığı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Osteoartrit (OA) dünyada en çok görülen artrit çeşidi olup diz eklemi OA'da semptomatik olarak en sık etkilenen eklemdir. Özellikle yük taşıyan eklemlerde seyreden kıkırdak yıkımı, osteofit oluşumu ve subkondral skleroz ile karakterize noninflamatuvar kronik dejeneratif bir hastalıktır. Çalışmanın amacı erken ve ileri seviye diz OA'lı hastaların denge, fiziksel performans, ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam kalitesi parametrelerinin incelenmesi, birbirleriyle ilişkisi ve gruplar arası farkların karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği'ne başvuran, Amerikan Romotoji Derneği ("American College of Rheumatology" – ACR) kriterleri içerisinde Kellgren Lawrence radyolojik evrelendirilmesine göre diz osteoartriti tanısı alan erken (evre 1-2) ve ileri seviye (evre 3-4) olmak üzere 2 gruba ayrılan 40-65 yaş aralığındaki toplam 128 hastadan oluşturuldu. Çalışmada katılımcıların fiziksel özelliklerini ve sosyodemografik bilgilerini sorgulamak için hasta değerlendirme anketi, eklem hareket açıklığı (EHA) için gonyometrik ölçüm, ağrının değerlendirilmesinde Görsel Analog Skalası ("Visual Analog Skala" – VAS), fiziksel fonksiyonlarını değerlendirmek için Western Ontario ve McMaster Üniversitesi Osteoartrit İndeksi (WOMAC), yaşam kalitesini değerlendirmek için Kısa Form 36 ("Short Form 36" – SF36), dengeyi statik ve dinamik değerlendirmek için de Kinestetik Beceri Eğitim Cihazı 3000 ("Kinestetik Abilty Trainer" – KAT3000) kullanıldı. Osteoartrit seviyesi arttıkça hastaların fiziksel fonksiyonları, yaşam kaliteleri, diz fleksiyon açıları ve hem statik hem de dinamik denge puanlarının azaldığı, ağrı şiddetlerinin arttığı görüldü (p<0,001). Erken seviyedeki hastalarda WOMAC toplam puanı ile istirahat ve aktivite VAS puanları arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon gözlendi (p<0,05, sırayla r=0,248 ve r=0,259). İleri seviyedeki hastalarda istirahat VAS puanı ile SF-36 genel sağlık algısı arasında negatif yönlü zayıf korelasyon bulundu (p<0,05, r=0,278). Erken seviye hastalarda istirahat VAS puanı ile statik denge puanı arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon görüldü (p<0,05, r=0,252). Buna karşın ileri seviye hastalarda istirahat VAS puanı ile statik ve dinamik denge puanları arasında pozitif yönlü zayıf korelasyon görüldü (p<0,05, sırayla r=0,360 ve r=0,363). Erken seviye hastalarının EHA değerleri ile statik ve dinamik denge puanları arasında negatif yönlü zayıf düzeyde korelasyon bulundu (p<0,05, sırayla r=0,346 ve r=0,337). İleri seviye hastalarda ise EHA ile statik ve dinamik denge puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde korelasyon vardı (p<0,05, sırayla r=0,548 ve r=0,652). Sonuç olarak çalışmamızda VAS ağrı puanları, Womac puanları ve denge puanları erken seviyedeki hastalarda ileri seviyedeki hastalara göre daha düşük bulunurken eklem hareket açıklığı derecesi ve yaşam kalitesi ölçeği puanları erken seviyedeki hastalarda ileri seviyedeki hastalara göre daha yüksek bulundu.

DengeEklem hareket açıklığıFiziksel performans+5
Muhlis Yiğitcan Dağ
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Sıçanlarda yüksek doz D vitamin'in uzaysal öğrenme ve bellek üzerine etkisi

"Vitamin D" is a prohormone steroid and has a place with the fat-soluble vitamins. It's liable for endocrine, paracrine and autocrine functions. Vitamin D is likewise basic for calcium absorption, bone mineralization, calcium and phosphorus homeostasis, nerve conduction, hormonal release, and neuromuscular function, acts as a natural antioxidant. Its impact on learning has not been widely reported. In the literature, there are several of discrepancies among age groups when it comes to this condition. This study aimed to see how vitamin D supplementation affected the cognitive performance of young male rats in the Morris water maze. Serving this purpose, 36 young male Wistar rats aged 8 weeks old age was divided into three groups with the control group (oral gavage normal saline), low dose vitamin D group (400 IU/ day) and high dose vit D group (1000 IU/ day. Rats were tested for their capacity to memorize the location of a platform after 8 weeks of daily supplementation in two phases: acquisition (next 3 days, fixed platform location), and retention (next 3 days, variable platform location) (forth day, removed platform). There were four trials per day (interval between trials 20-25 minutes). In spatial learning and working memory, the time spent finding the platform and duration of time spent in the quarter area of the maze including the platform were compared statistically in a number indicating the percentage of total time. There were no significant inter-group differences (p>0,05). From the first to the third day of training, all groups of animals improved their learning performance while decreasing the time spent searching for the platform (p<0,05). In this study, it was shown that 8 weeks of 400 and 1000 IU/day vit D application did not have any effect on learning to locate, but it did not cause impairment in the learning process either.

MemoryAnimal experimentationRats+2
Taha Husseın Alı Elshahoubı
Başkent University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

The correlation between serum vitamin D and occyte quality, potential of fertilization and embryo development in the assisted reproductive technology (ART) cases

There is increasing interest in vitamin D research as a result of the increased incidence of vitamin D insufficiency. Vitamin D deficiency has been associated with a number of acute and chronic disorders. There is increasing evidence that 25-hydroxy[25(OH)] vitamin D has important effects on a variety of systems, including the human reproductive system. Vitamin D can help regulate the menstrual cycle, endometrial proliferation, follicular development, relief of early dysmenorrhea, and decrease vaginal fibroid. Studies show that women with high levels of vitamin D in their blood are more likely to conceive. The aim of this study is to show whether there is a relationship between 25 (OH) vitamin D blood levels and oocyte quality, in vitro division success and embryo quality in IVF patients. Individuals who underwent IVF treatment at a health center in Misurata, Libya between January 2018 and December 2020 were retrospectively analyzed. Luteinizing Hormone (LH) levels of the patients were recorded before and after the treatment. All patients in the study were administered vitamin D at a dose of 1,500 to 2,000 IU (3 sprays per day) for two months after treatment was started. A statistically significant difference was found in LH levels before and after treatment. However, no significant difference was observed between vitamin D supplementation and oocyte quality, in vitro division success and embryo quality. In this study, it was shown that vitamin D supplementation did not affect women in infertile marriages. Additional studies are needed to see in more detail whether vitamin D supplementation will help in vitro fertilization success.

EmbryoEmbryonic developmentFertilization-in vitro+3
Asma Bashir Salem Ben Zair
Başkent University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde renkli görme yeteneği ile dominant göz ve görsel derinlik algısı ilişkisinin incelenmesi:Başkent Üniversitesi örneği

Çalışmanın amacı; renkleri ayırt etme yeteneğinin, farklı görme fonksiyonlarında öne çıktığı bildirilen göz dominantlığı faktöründen etkilenip etkilenmediğini ve görsel derinlik algısı ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya, görme keskinliği tam olan (10/10) ve doğumsal renk görme kusuru bulunmayan yaşları 19-29 yıl arasında değişen, ortalama ± standart sapma 21,18 ± 2,52 olan, 19 kız (% 38) ve 31 erkek (% 62) olmak üzere toplam 50 yüksek öğrenim öğrencisi alınmıştır. Çalışmada renk ayırt etme yeteneği Farnsworth Munsell 100 Hue Testi (FM100HT) ile incelenmiştir. Test tüm bireylere sırasıyla her iki göz, sağ göz ve sol göz açık olmak üzere üç kez uygulanmıştır. Her bireyin Dominant gözü Gündoğan Metodu ile saptanmıştır. Bireyler belirlenen Dominant gözlerine göre iki gruba ayrılarak hata skorları incelenmiştir. Dominant göz (DG) ve dominant olmayan göz (DOG) arasında renk ayırt etme yeteneği; toplam hata skorları, kırmızı-yeşil ve mavi-sarı bölgesel hata skorları değerlendirilerek incelenmiştir. Bireylere, iki gözle tek görmenin varlığını saptamak ve derinlik algısı duyarlılıklarını belirlemek üzere TNO Test (Test for Normal Ocularity) uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirmelerde anlamlılık düzeyi p < 0,05 olarak kabul edilmiştir. Her iki cinsiyette de DG, sol gözde daha yüksek bulunsa da aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. FM100HT hata skorları incelendiğinde, DG'ün toplam hata skorları 58,80±29,92, kırmızı-yeşil bölgesel hata skorları 24,12±14,70 ve mavi-sarı bölgesel hata skorları 34,68±18,95 olarak saptanmıştır. DOG'ün toplam hata skorları 68,44±31,46, kırmızı-yeşil hata skorları 32,20±19,21, mavi-sarı hata skorları 36,24±17,56 olarak saptanmıştır. DG ve DOG arasında toplam hata skorları ve kırmızı-yeşil hata skorları bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Renkleri ayırt etme yeteneği ve derinlik algısı arasında bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir (p=1). Çalışmada DG'ün renk algılama yeteneği üstün gözlenmiştir. Bu üstünlüğün kırmızı-yeşil renk bölgesindeki duyarlılığın yüksek olmasından kaynaklandığı saptanmıştır. Görme işlevinde her iki gözünü kullanan bireylerde derinlik algısı ve renkli görme yeteneği arasında ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Derinlik algısı, Dominant göz, Farnsworth Munsell 100 Hue Test (FM100HT), Gündoğan Metodu, Renk ayırt etme yeteneği.

Belkıs Koçtekin
Başkent University
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Futbola özgü geliştirilen yeni bir testin geçerliğinin ve güvenirliğinin değerlendirilmesi

Maksimal oksijen tüketim kapasitesi, şiddetli bir egzersiz sırasında, dokuların kullanabildiği en yüksek oksijen miktarını ifade etmektedir. Dayanıklılığın önemli bir ölçütüdür. Maksimal oksijen tüketim kapasitesi, futbolda kat edilen toplam mesafeyle doğru orantılıdır. Bu araştırmanın amacı, sahada uygulanan, maksimal oksijen tüketim kapasitesini ölçmeye yarayan ve yeni geliştirilmiş bir test olan Futbola Özgü Modifiye 1,5 Mil Koşu Testinin geçerliğini ve güvenirliğini ölçmek ve değerlendirmektir. Araştırmaya 32 futbolcu, 5 basketbolcu, 4 voleybolcu ve 7 hentbolcu olmak üzere toplam 48 erkek sporcu katılmıştır. Katılımcılar bir kez laboratuvara gelmiştir. Laboratuvar seansında katılımcıların boyları, vücut ağırlıkları ve vücut yağ oranları ölçülmüştür, koşu bandında, gaz analizörüyle maksimal oksijen tüketim kapasitesi belirlenmiştir. Katılımcılara sahada, Futbola Özgü Modifiye 1,5 Mil Koşu Testi, 2-7 gün ara ile iki kez uygulanmıştır. Futbol oyuncuları, diğer branşlarda yer alan sporculara göre Futbola Özgü Modifiye 1,5 Mil Koşu Testini anlamlı olarak daha kısa sürede tamamlamışlardır (p<0,001). Futbol oyuncularının maksimal oksijen tüketim kapasitesi ile Futbola Özgü Modifiye 1,5 Mil Koşu Testi arasında negatif yönde, anlamlı ve güçlü bir ilişki vardır (r=-0,76). Hem futbolcuların hem de diğer branşlardaki sporcuların iki saha testi arasında anlamlı ve güçlü ilişki vardır (r=0,91; r=0,89 sırasıyla). Futbola Özgü 1,5 Mil Koşu Testi futbol oyuncularının maksimal oksijen tüketimini belirlemede geçerli ve güvenilir bir testtir.

Fiziksel uygunluk testiFutbolFutbolcular+7
Mert Tunar
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel parkinson modelinde dokosaheksaenoik asitin (DHA) nnos yolağına etkisi

Parkinson hastalığı (PH), substansiya nigra'nın pars kompakta (SNpc) bölgesinde dopaminerjik nöronların kaybı ile karakterize olan ve Alzheimer hastalığından sonra en yaygın görülen nörodejeneratif hastalıktır. Dokosaheksaenoik asit (DHA), beynin fosfolipid tabakasında bulunan ve hücresel fonksiyonların devamı için gerekli temel çoklu doymamış yağ asidi (PUFA)'dir. Nitrik oksit (NO), nitrik oksit sentaz (NOS) enzimi ile L-arjininden sentezlenen bir nörotransmitterdir. Oksidasyonu ile hücrede nitrozatif stresi meydana getiren reaktif oksijen türleri (ROS) üretilir. Oluşan radikaller hücrede lipid peroksidasyonuna neden olmaktadır. 1-metil-4-fenil 1,2,3,6 tetrahidropiridin (MPTP) ile deneysel parkinson modeli oluşturulan farelerde nNOS aktivitesinin arttığı bilinmektedir. Çalışmamız, deneysel parkinson modelinde DHA uygulaması ile dopaminerjik nöron apoptozunu önlemede, nNOS fosforilasyonunun rolünü araştırmak üzere planlanmıştır. 3 aylık erkek C57BL/6 fareler rastgele 4 gruba ayrılmıştır. Kontrol (K) grubu, DHA verilen grup (DHA), deneysel parkinson modeli oluşturulan grup (MPTP), DHA verilen ve deneysel parkinson modeli oluşturulan grup (DHA + MPTP). DHA (36 mg/kg/gün), 4 hafta boyunca DHA ve DHA+MPTP gruplarına gavaj yoluyla uygulanmıştır. Deneysel parkinson modeli 23.günde intraperitonel (i.p.) yolla uygulanan MPTP nörotoksini (4x20 mg/kg, 2 saat aralıklarla) ile oluşturulmuştur. Motor aktivite tayini; çubuk testi ile bradikinezi şiddetinin belirlenmesi, lokomotor aktivite testi ve rotarod testi ile değerlendirilmiştir. Substansiya nigra (SN) dokusu apoptoz belirteci kaspaz-3 aktivitesi, nitrozatif stres göstergesi nitrit/nitrat düzeyi ve lipid peroksidasyon 4-hidroksi nonenal (4-HNE) düzeyleri ticari kitler yardımıyla ölçülmüştür. SN'deki dopaminerjik hücre sayısı tirozin hidroksilaz (TH) enzimi ile, nNOS ve fosfo-nNOS enzim ekspresyonları spesifik NOS immünreaktif hücrelerin immünohistokimyasal analizi ile tespit edilmiştir. Deneysel parkinson modeli oluşturulan farelerde bradikinezi şiddetini gösteren çubuk testinde geri dönüş ve total iniş sürelerinin uzadığı, DHA verilmesinin ise sürelerde kısalmaya neden olduğu görülmüştür. Lokomotor aktivite testinde deneysel parkinson modeli oluşturulan grupta ambulatuvar aktivite, mesafe ve toplam lokomotor aktivitelerde azalma görülmüştür. DHA+MPTP grubu ile MPTP grubu karşılaştırıldığında, aktivitenin artmış olduğu izlenmiştir. Motor koordinasyonun ve dengenin göstergesi olan rotarod testinde 40 rpm düzeyinde MPTP grubunda dönen çubuk üzerinde kalma süreleri kısalırken DHA+MPTP grubunda sürenin uzadığı görülmüştür. Kaspaz-3 aktivite sonuçlarının MPTP grubunda kontrol grubuna kıyasla arttığı, DHA+MPTP grubunda ise MPTP grubuna göre önemli bir fark yaratmadığı bulunmuştur. Nitrit-nitrat ve 4-HNE düzeyleri MPTP grubunda artış göstermiştir. MPTP grubuyla karşılaştırıldığında, DHA+MPTP grubunda nitrit/nitrat ve 4-HNE düzeylerinin önemli ölçüde azaldığı saptanmıştır. SN'de TH içeren nöron sayıları incelendiğinde birim alandaki TH+ hücre sayısı MPTP grubunda anlamlı şekilde azalmış, DHA verilen MPTP grubunda ise MPTP grubuna kıyasla artış göstermiştir. nNOS enzim ekspresyonları MPTP grubunda kontrole oranla artmış, DHA uygulanan MPTP grubunda ise belirgin şekilde azalmıştır. nNOS enzim fosforilasyonu değerlendirildiğinde, MPTP grubuna kıyasla DHA+ MPTP grubunda nNOS Serin 847 fosforilasyonunun arttığı görülmüştür. Bu durum, Serin 847 fosforilasyonu ile nNOS aktivitesinin azalarak dopaminerjik hücrelerin ölümünün engellendiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Parkinson, DHA, MPTP, nNOS, lipid peroksidasyon

Dokosahekzaenoik asitlerLipid peroksidasyonuNitrik oksit+1
Hande Parlak
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Deneysel parkinson modelinde dokosaheksaenoik asit (DHA)'in koruyucu etkisinde hem oksijenaz enziminin rolü

Parkinson hastalığı (PH), substantia nigra (SN)'deki dopaminerjik nöronların dejenerasyonu ile oluşan bir hastalıktır. Klinikte görülen belirtileri tremor, rijidite, bradikinezi ve postural bozukluktur. Dokosaheksaenoik asit (DHA) nöronların hücre zarında bulunan, nöron fonksiyonları için gerekli olan bir yağ asitidir. Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarda yağ asitlerinin konsantrasyonunda azalma meydana gelmektedir. 1-Methly-4-phenyl-1,2,3,6-tetrahydropyridine (MPTP) ile oluşturulan deneysel Parkinson modelinde tedaviye yardımcı olarak DHA uygulamasının koruyucu etkisinde hem oksijenaz enzimlerinin rolünü tespit etmek amacıyla bu çalışma planlanmıştır. 3 aylık C57BL/6 erkek fareler kontrol (K), DHA uygulanan (D), MPTP ile Parkinson modeli oluşturulan (P) ve DHA+MPTP verilen Parkinson modeli (DP) olmak üzere rastgele dört gruba bölünmüştür. DHA 36 mg/kg/gün dozunda mısır özü yağında çözülerek 30 gün boyunca tedavi (D ve DP) gruplarına gavajla uygulanmıştır. DHA uygulamasının 23. gününde ise MPTP toksini P ve DP gruplarına iki saat aralıklarla 4x20 mg/kg dozunda intraperitonel olarak verilmiştir. Parkinson oluşturulmasının 7.gününde farelerin motor aktiviteleri lokomotor aktivite kafesi ve rotarod testleri ile değerlendirilmiştir. SN, biyokimyasal ve immunohistokimyasal parametreler için çıkarılmıştır. SN'deki tirozin hidroksilaz (TH) hücre kayıpları ise TH immunoreaktif hücrelerin immunohistokimyasal analizi ile tespit edilmiştir. Bcl-2, Bax, HO-2, Nrf-2 proteinlerinin yoğunluğu immunohistokimyasal analiz ile değerlendirilmiştir. HO-1 ve HO-2 protein miktarları western blot ile tespit edilmiştir. Motor koordinasyon ve denge göstergesi olan rotarod testi 40 rpm'de Parkinson modelinde çubukta (rodta) kalma sürelerin kontrole göre kısaldığı, DHA uygulanan Parkinson grubunda ise bu sürenin uzadığı saptanmıştır. Lokomotor aktivite göstergesi olan toplam lokomotor aktivite, ambulatuvar hareket ve toplam mesafenin Parkinson grubunda azaldığı, DHA uygulamasının ise bu parametrelere düzeltici etki gösterdiği bulunmuştur. Bradikinezinin şiddetini gösteren çubuk testinde hayvanların geri dönüş ve total iniş sürelerinin Parkinson modelinde uzadığı, DHA uygulamasının Parkinson modelinde uzayan süreleri kısalttığı bulunmuştur. Kaspaz-3 aktivitesinin P grubunda kontrole göre arttığı tespit edilmiştir. SN'de TH içeren nöron sayıları incelendiğinde TH pozitif hücre sayısı Parkinson grubunda %75 azalmış, DP grubunda ise bu azalmanın %50 olduğu gözlenmiştir. Bax ve Bcl-2 ekspresyonunun P ve DP grubunda arttığı bulunmuştur. Nrf2 ekspresyonunun P grubunda arttığı DP grubunda ise azalma eğilimi gösterdiği görülmüştür. HO-1 ve HO-2 protein miktarlarının DP grubunda P grubu ile kıyaslandığında azaldığı bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları MPTP ile oluşturulan deneysel Parkinson modelinde DHA uygulamasının dopaminerjik nöronları apoptoza karşı koruduğu, HO-1 ve HO-2 ekspresyon düzeylerinin bu korumada etkili olabileceğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Hem oksijenaz, Dokosahekzaenoik asit, Nüklear faktör-E2- ilişkili faktör 2, Parkinson

Dokosahekzaenoik asitlerEnzimlerHem oksijenaz+2
Ayşe Özkan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Aerobik egzersizin kadınlarda ve erkeklerde anksiyeteye olan etkisinin araştırılması

Amaç ve Hipotez: Bu çalışmada aerobik egzersizin anksiyete düzeyi üzerine etkisi olup olmadığı ve anksiyete düzeyinin iki cins arasında farklılık gösterip göstermediğinin araştırılması amaçlanmaktadır.Yöntem: Araştırma, gönüllü 20 kadın (10 egzersiz ve 10 sedanter grubu) ve 20 erkek (10 egzersiz ve 10 sedanter grubu) üzerinde yapıldı. Egzersiz grupları en az iki aydır spor salonuna devam edip haftada iki kez egzersiz yapmakta idi, sedanter grup egzersiz yapmayan bireylerden oluşturuldu. Çalışma bir spor merkezinde yapıldı. Her gruba günün benzer saatlerinde durumluk ve sürekli kaygı envanteri uygulandı. Envanterler uygulandıktan 5 dakika sonra egzersiz grubundaki bayanlar ve erkekler %60 max kalp hızında 60 dakika aerobik egzersiz yaptılar. Egzersiz grubu egzersizlerini yaparken, kontrol grubu (sedanter grup) hiç bir şey yapmadan egzersiz yapılan odada oturdular. Egzersizden 5 dakika sonra her iki gruba envanterler dağıtıldı ve tekrarlandı.Bulgular: İstatistiksel analiz sonucunda istirahat konumunda ölçülen erkek egzersiz grubunun sürekli kaygı ölçeğinin kadın egzersiz grubuna kıyasla anlamlı olarak yüksek olduğu, akut egzersizden sonra ise bu farklılığın ortadan kalktığı ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Akut ılımlı egzersizin anksiyete düzeylerinde anlamlı bir değişikliğe neden olmadığı saptanmıştır.Sonuç: Araştırmamızda elde ettiğimiz sonuçlar şöyle özetlenebilir:-Durumluk kaygı düzeyi cinsiyet farkı göstermemektedir.-Sürekli kaygı düzeyi gönüllü olarak egzersiz yapanlarda, erkek grubunda kadınlara oranla yüksek olacak şekilde, cinsiyet farkı göstermektedir-Akut ılımlı egzersiz sürekli ve durumluk anksiyete düzeyine etkili görülmemektedir.Anahtar Kelimeler: Sürekli kaygı, durumluk kaygı, aerobik egzersiz, anksiyete, cinsiyet

Aerobik güçAnksiyeteAnksiyete bozuklukları+5
Pınar Doğan
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Tekrarlayan atlayışlarda deneyimsiz paraşütçülerin sürekli-durumluk kaygı düzeyleri ve kalp atım hızı değişimleri

Amaç: Bu araştırmanın amacı kısa periyotlarda tekrarlayan kuvvetli stresörlerle karşılaşma sonucu, deneyimsiz paraşütçülerin kalp atım hızı (KAH) ve sürekli-durumluk kaygı düzeylerindeki değişimleri incelemektir.Yöntem: Araştırmaya otomatik açılışlı paraşüt atlayışı (statik atlayış) yapan beş ve AFF (AFF: Hızlandırılmış serbest düşüş (Accelerated freefall)) eğitimi kapsamında tandem ve serbest atlayış yapan dört kişi olmak üzere dokuz paraşüt kursu kursiyeri katılmıştır. Katılımcıların atlayışlardan önce fiziksel ölçümleri (boy (cm), ağırlık (kg), vücut yağ oranı (%)), kardiovasküler sistem ölçümleri (sistolik, diyastolik kan basıncı (mmHg), EKG, istirahat KAH (atım/dk)) ölçümleri yapılmıştır.Katılımcıların paraşüt atlayışları başlamadan önce kuvvetli bir stresörün bulunmadığı bir anda, birinci ve beşinci atlayışta uçakta ve yere inişten bir süre sonra `Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) Durumluk Kaygı Ölçeği' ile durumluk kaygıları, atlayışlar başlamadan önce ve atlayışlardan sonra `STAI Sürekli Kaygı Ölçeği' ile sürekli kaygıları ölçülmüştür.Katılımcıların birinci, üçüncü ve beşinci paraşüt atlayışlarında KAH ölçümleri kalp atım hızı göğüs bandı ve saatiyle yükseklikle senkronize bir şekilde her saniye aralığında ölçülüp kaydedilmiştir.Bulgular: Katılımcıların birinci ve beşinci atlayışlarında; uçakta uçak havalanmadan önceki 1dk KAH ortalaması (p=0,043), uçağın havalandığı andaki KAH (p=0,042), uçakta yükselişte ilk 500m (p=0,018) ve ilk 1000m (p=0,028) yükseklikteki KAH, paraşüt açılma KAH (p=0,017), yere inişe 1000m (p=0,018), 500m (p=0,018) kala KAH ve yere iniş KAH (p=0,028), inişten sonraki 1dk KAH ortalaması (p=0,043), uçakta tüm yükseliş KAH ortalaması (p=0,018) ve paraşütle tüm iniş KAH ortalaması (p=0,018) ölçümleri arasında anlamlı fark saptanmıştır.Paraşüt atlayışı ile kuvvetli akut stresörlerle tekrarlayan karşılaşmalar sonucu katılımcıların sürekli kaygı düzeylerinde anlamlı bir değişiklik olmamıştır. Bununla birlikte birinci atlayış sonrası ölçülen durumluk kaygı düzeyleri atlayışlar başlamadan önce kuvvetli bir akut stres yokken ölçülen durumluk kaygı düzeylerinden anlamlı düşüktür (p=0,021), ayrıca atlayışlardan sonra yerde ölçülen durumluk kaygı düzeyleri uçakta ölçülen durumluk kaygı düzeylerinden birinci atlayışta (p=0,021) ve beşinci atlayışta (p=0,017) anlamlı düşüktür. Tekrarlar sonucu uçaktaki ve atlayış sonrası yerdeki durumluk kaygı düzeylerinde ise anlamlı bir değişiklik olmamıştır.Anlamlı korelasyonlar sürekli-durumluk kaygı arasında, sürekli kaygı ile bazı kalp atım hızı ölçümleri arasında, sadece birinci atlayışta bir ölçümde olmak üzere durumluk kaygı ile KAH arasında görülmüştür.Sonuç: Kuvvetli bir akut stresör olan paraşüt atlayışında tekrarlar sonucu katılımcıların KAH'nda anlamlı düşmeler görülmüştür. Birinci ve beşinci atlayışlarda uçakta ölçülen durumluk kaygı düzeyleri arasında ve atlayıştan bir süre sonra yerde ölçülen durumluk kaygı düzeyleri arasında anlamlı değişiklik yoktur. Bu durum tekrarlar sonucu kişilerin öz-değerlendirmelerinde bir değişiklik olmasa da fizyolojik kaygı belirtilerinde azalma meydana gelebileceğini gösteriyor olabilir.Durumluk kaygı ile KAH arasında bir ölçüm dışında korelasyon bulunmaması da bu iki kaygı belirtisinin birbirinden ayrı yükselip düşebileceğini gösteren diğer bir bilgi olabilir.Sürekli kaygı ile bazı KAH ölçümleri arasında korelasyon görülmesi ise bir durumu stresli olarak algılama eğiliminin KAH ile ilişkili olabileceğini gösteriyor olabilir.Tekrarlar sonucu KAH değişimleri ve sürekli-durumluk kaygı değişimleri ilerideki çalışmalarda daha çok tekrarlı paraşüt atlayışları ile aynı özelliği ölçen birden fazla ölçek kullanılarak incelenmeye devam edilebilir.Anahtar Kelimeler: Deneyimsiz, Tekrarlayan, Paraşüt, Kalp Atım Hızı, Kaygı

AnksiyeteDeneyimKalp hızı+2
Zeliha Şenay Çakır
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Oreksin-A'nın iskemi-reperfüzyon ile oluşturulan mide hasarına karşı koruyucu etkisinde duysal afferent sinirlerin ve nitrik oksit'in rolü

Oreksin-A'nın (OXA) iskemi/reperfüzyon (I/R) hasarını azaltıcı etkisinde duysal innervasyon ve nitrik oksit'in rolünü araştırmak amacıyla planlanan çalışmamızda Sham grubu ve I/R grupları oluşturulmuştur. OXA infüzyonu I/R ile eşzamanlı olarak 500 pmol/kg/dk dozda uygulanmıştır.OXA verilen hayvanlarda I/R ile oluşan mukozal hasar önemli ölçüde azalmış ve mukozal kan akımı anlamlı düzeyde artmıştır. L-NAME, kapsaisin ve vagotomi uygulamaları OXA'nın sağladığı koruyucu etkiyi ortadan kaldırmıştır. Benzer şekilde I/R uygulamasıyla artan MPO enzim aktivitesi, OXA infüzyonu ile önemli ölçüde azalırken, L-NAME, kapsaisin ve vagotominin OXA ile birlikte uygulandığı gruplarda, sadece OXA uygulaması ile gözlenen MPO aktivitesindeki azalış ortadan kalkmıştır. I/R ile birlikte azalan CGRP miktarı OXA uygulamasıyla önemli düzeyde artmıştır. L-NAME, kapsaisin ve vagotomi uygulamaları CGRP düzeyinin, sadece OXA infüzyonu yapılan gruba göre anlamlı düzeyde azalmasına neden olmuştur. Nitrit/nitrat (NOx) miktarı I/R uygulamasıyla artarken OXA infüzyonu NOx düzeyinde önemli bir değişikliğe neden olmamıştır. L-NAME, NOx miktarının önemli oranda azalmasına neden olmuştur. OXA infüzyonu öncesi L-NAME ve kapsaisin verilen gruplarda da NOx miktarı sadece OXA infüzyonu yapılan gruptan anlamlı derecede düşük bulunmuştur. I/R mide dokusunda iNOS proteininin ekspresyon düzeyinde artışa neden olmuş, OXA ve L-NAME uygulamaları ise iNOS protein ekspresyonunu önemli düzeyde azaltmıştır. eNOS proteininin ekspresyon düzeyi ise I/R ile önemli ölçüde azalırken I/R ile birlikte OXA ve L-NAME uygulanması önemli bir farka neden olmamıştır.Sonuç olarak; OXA'nın, I/R'nin neden olduğu mide hasarını önleme mekanizmasına duysal afferent sinirlerin ve nitrik oksit'in aracılık ettiği gösterilmiştir.

Gastrik mukozaKalsitonin geniyle ilgili peptidMide+4
Ruken Tan
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Böbreğin homeostatik fonksiyonlarına hiperkolesteroleminin etkisi

Hiperkolesteroleminin böbreğin horneostatik fonksiyanlarına etkisini belirlemek amacı ile düzenlenen bu çalışmada, 8 hafta suresince %2 kolesterol ve %02 taurokolik asit eklenmiş diyet ile beslenen iki grup ye ticari sıçan yemi ile beslenen iki grup olmak üzere toplam dört grup albino sıçan kullanılmıştır. 8 haftalık sürenin sonunda kolesterol eklenmiş diyet alan hayvanlarda plazma, karaciğer ve eritrosit membranı kolesterol dOzeylerinde anlamlı artış göz!enirken, böbrek korteks ve medullasında benzer bir artış dikkati çekmemiştir. Bunun yanında eritrosit membranı fosfolipid miktarında azalma ve dolayısıyla membran akışkanlığının bir göstergesi olan kolesterol/fosfolipid oranlarında artış dikkati çekmiştir .. 6 milkg/dk ve 12 milkg/dk miktarında kanama yapılan hiperkolesterolemik sıçanların kanama sonrası 20 dakika suresince kan basıncındaki yükselme, kontrol diyet alan sıçanlara göre belirgin şekilde geri kalmıştır. Buna karşın plazma renin aktivitesinde kanamanın neden olduğu artış, hiperkolesterolemik ve normokolesterolemik gruplarda farklı olmamıştır .. Benzer şekilde, fonksiyonel böbrek parametrelerinin de hiperkolesterolemik diyetten etkilenmediği gözlenmiştir. Çalışmamızın bulguları değerlendirildiğinde, 8 hafta süre ile %2 kolesterol ve %0 .. 2 taurokolik asit eklenmiş diyetin böbrek fonksiyonlarını ve böbreklerin kan basıncındaki düşmeleri algılama yeteneğini bozmadığı, buna karşın ACE aktivitesi ve/veya damar dUz kasının ANG ll'ye duyarlılığının azalmış olabileceği sonucuna varılmıştır

Mustafa Edremitlioğlu
Akdeniz University
1996
00